Şunun için etiket arşivi: drama

Sanatçıların hepsi elbette kedi sever diye bir kural yok. Fakat ilginç bir şekilde sanat dünyasında belkide ençok işlenen hayvan kedidir diyebiliriz. Hal böyle olunca da sanatçı ve kedi ilişkisini gözler önüne serecek aşağıdaki derlemeyi yapmaya çalıştık. Kimbilir belkide iyi bir sanatçı olmak için; iyi bir gözlemci olmak gerek ve kedilerinde gözlem yeteneğini gör ardı edemeyiz. Bu durum bir anlamda ortak özellik olmuyor mu? Ortak özellikleri olanlar arasında bir dostluğun gelişmesinden daha doğal ne olabilir? Sadece bu mu, elbette değil.? Herkes için farklı bir anlam ifade etse de kedi bakmak, sıcaklığını hissetmek, ayaklarının altında dolanması veya gelip kucağında yatması huzurda verir. Ne kadar oyuncu , dikkafalı, hareketli olsa da bir okadar da miskindir ve huzur verdiği de bir gerçek. Mark Twain şöyle der: “Tanrı’nın yarattıkları arasında kırbaçla dize gelmeyecek tek bir mahluk vardır. O da kedidir.”ermiş kedi

Elbette Kedi seven sanatçılar aşağıdakilerle sınırlı değil. Daha buraya alamadığımız eski, yeni pek çok sanatçı var. Bir kısmını biz size gösteriyoruz diğerlerini siz bulun…

 

Edgar Allan Poe 1 Edgar Allan Poe

(d. 19 Ocak 1809 – ö. 7 Ekim 1849), ABD’li şair, kısa öykü yazarı, editör ve edebiyat eleştirmeni.

Amerikan Gotik edebiyatın öncülerinden biridir. ABD’nin ilk kısa hikâye yazarlarından olan Poe modern anlamda korku, gerilim ve polisiye türlerinin de öncüsüdür. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Edgar Allan Poe 

Mark Twain

2 Mark Twain

Samuel Langhorne Clemens (30 Kasım 1835 – 21 Nisan 1910), daha çok takma adı Mark Twain olarak bilinir, Amerikalı mizahçı,satirist, roman yazarı, yazar ve öğretmen. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Mark Twain 

George Bernard Shaw

3 George Bernard Shaw

(d. 26 Temmuz 1856, Dublin, İrlanda – 2 Kasım 1950, Hertfordshire, İngiltere), İrlandalı yazar. Oyun yazarı olarak ünlenen yazar, altmıştan fazla oyuna imza atmıştır. Hem 1925’te Nobel Edebiyat Ödülü’nü hem de 1938’de Pygmalion ileOscar’ı alarak, bu iki ödülü de alabilen ilk ve tek insan olmuştur. Sosyalizm ve kadın haklarının koyu bir savunucusu olmuştur. Shaw,vejetaryen olmasının yanında ayrıca içki ve sigaradan da hayatı boyunca kaçınmıştır. Ayrıca resmi eğitime de karşı çıkmıştır. Shaw, 94 yaşına geldiği 1950’de, ağaç budarken merdivenden düştükten sonra oluşan yaralarının iyileşmemesi sonucunda olaydan birkaç gün sonra ölmüştür.  Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : George Bernard Shaw

 

Hermann Hesse4 Hermann Hesse

(takma adı: Emil Sinclair); 2 Temmuz 1877, Calw; 9 Ağustos 1962, Montagnola, İsviçre. Almanya’da doğmuş İsviçreli yazar ve ressam.[1]

20. yüzyılın en önemli yazarlarından biridir. İlk şiirini yirmi beş yaşında yazmıştır. 1904’te serbest yazarlığa başlamış olup romanları, öyküleri, denemeleri, şiirleri, politik makaleleri ve kültür alanındaki eleştirel yazılarıyla tüm dünyada 100 milyonu aşkın okura ulaşmıştır. Kendini kanıtlama, kendi olma, yazarın kendini yansıtması, bireyin kendini aşması gibi temaları içeren Bozkırkurdu, Siddharta, Peter Camenzind, Demian, Narziss ve Goldmund, Çarklar Arasında ve Boncuk Oyunu romanları yazarın en tanınan edebi eserleridir.

1946’da Nobel Edebiyat Ödülü olmak üzere 1954’te de bilim ve sanat alanında Pour le Mérite Ödülü’nü almıştır.  Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız :  Hermann Hesse

 

Pablo Picasso5 Pablo Picasso

 

tam adı ile Pablo Diego José Francisco de Paula Juan Nepomuceno María de los Remedios Cipriano de la Santísima Trinidad Ruiz y Picasso (25 Ekim 1881 – 8 Nisan 1973), İspanyol ressam ve heykeltıraş. 20. yüzyıl sanatının en iyi bilinen isimlerindendir. Georges Braque ile birlikte kübizm akımının temelini atmıştır. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Pablo Picasso

Ezra Pound6 Ezra Pound

Ezra Weston Loomis Pound (30 Ekim 1885 – 1 Kasım 1972), ABD’li şair, çevirmen, deneme yazarı. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız :Ezra Pound

Aldous Huxley7 Aldous Huxley

Aldous Leonard Huxley, (d. 26 Temmuz 1894, Surrey-İngiltere – ö. 22 Kasım 1963, Los Angeles). İngiliz yazar.

İngiltere’nin Sussex bölgesindeki Godalming’de doğdu. Birçok ünlü bilim adamı ve sanatçı yetiştirmiş olan Huxley ailesinden geliyordu. Eton College’da okuduğu sıralar gözlerindeki bir rahatsızlık yüzünden kör olma tehlikesiyle karşılaşınca, öğrenimine ara vermek zorunda kaldı. Sonradan Oxford Üniversitesi’ndeki Balliol College’da okudu.

Romanları ve denemeleriyle tanınmış olmasına karşın kısa hikâyeler, şiir, gezi yazıları, film hikâyeleri ve senaryolar ile de uğraşmıştır. Roman ve denemelerinde sosyal norm ve idealleri, bilimin insan yaşamında yanlış kullanılımını eleştirmiştir.Parapsikoloji ve mistik temelli felsefelerle ilgilenmiş ve bu konularda yazılar kaleme almıştır. Özellikle Türkçeye “Kalıcı Felsefe” adıyla tercüme edilen “Perennial Philosophy” adlı eseri Perennial Felsefeyi çeşitli çevrelerde yeniden gündeme taşımıştır. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız :Aldous Huxley

 William Faulkner 

8 William Faulkner

William Cuthbert Faulkner (d. 25 Eylül 1897 – ö. 6 Temmuz 1962) Nobel ödüllü, ABD’li yazar. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız :William Faulkner

Jorge Luis Borges9 Jorge Luis Borges

Jorge Francisco Isidoro Luis Borges Acevedo veya bilinen adıyla Jorge Luis Borges (d. 24 Ağustos 1899 – ö. 14 Haziran 1986),Arjantinli öykü ve deneme yazarı, şair ve çevirmen. Büyülü gerçekçilik akımının önde gelen isimlerindendir ve gerçeküstücülük konusunda yazdığı denemeleri ile ünlüdür.

Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Jorge Luis Borges

Zelda Fitzgerald10 Zelda Fitzgerald

Zelda Sayre Fitzgerald (24 Temmuz 1900 – 10 Mart 1948),  Montgomery, Alabama doğumlu, bir Amerikalı romancı ve yazardır. Eşinin gölgesinde kalan yazarlığının yanı sıra Zelda’nın  yazar olan eşi F. Scott Fitzgerald ile olan aşkı ile bilinir.

1930 yılında Zelda Fitzgerald şizofreni teşhisiyle hastaneye kaldırıldı. bu dönem sürekli yazdı. kocası da onun kaldığı kliniğe yakın ev kiraladı ve görüşmeye devam ettiler. 1940 yılında Scott Fitzgerald kalp krizi geçirerek öldü. 8 sene sonra akıl hastanesinde yangın çıktı ve Zelda Fitzgerald yanarak öldü. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : (İngilizcedir) Zelda Fitzgerald

Ahmet Hamdi Tanpınar11 Ahmet Hamdi Tanpınar 

(d. 23 Haziran 1901; İstanbul) – (ö. 24 Ocak 1962, İstanbul), Türk romancı, öykücü , şair, öğretmen, çevirmen, edebiyat tarihçisi, siyasetçi.

Cumhuriyet neslinin ilk öğretmenlerinden olan Ahmet Hamdi Tanpınar; “Bursa’da Zaman” şiiri ile geniş bir okuyucu kitlesi tarafından tanınmış bir şairdir. Şiir, hikâye, roman, deneme, makale, edebiyat tarihi gibi bir çok alanda eser veren sanatçının başlıca eserleri Huzur ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı romanları, Beş Şehir adlı şehir monogrofisidir.

Bir bilim adamı olarak “XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi” adlı eseriyle edebiyat tarihçiliğine yeni bir görüş ve bakış açısı getirmiştir.

TBMM VII. dönem Maraş milletvekilidir.  Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Ahmet Hamdi Tanpınar

Salvador Dalí12 Salvador Dalí

Salvador Domingo Felipe Jacinto Dalí i Domènech, kısaca Salvador Dalí (d. 11 Mayıs 1904 – ö. 23 Ocak 1989), Katalansürrealist ressam. Gerçeküstü eserlerindeki tuhaf ve çarpıcı imgelerle ünlenmiştir. En iyi bilinen eseri olan Belleğin Azmi,ni 1931’de bitirmiştir.

Dalí, ressamlığın yanı sıra heykelcilik, fotoğrafçılık ve filmcilikle de ilgilenmiş, Amerikan animasyoncu Walt Disney ile beraber yaptığıDestino adlı kısa çizgi film, 2003’te “en iyi kısa animasyon filmi” dalında Oscar adayı olmuştur.

Katalonya doğumlu olan Dalí, 711 yılında İspanya’yı fethetmiş olan Mağribiler’in soyundan geldiğini iddia etmiş, “süslü ve cafcaflı olan her şeye, lüks hayata ve doğu kıyafetlerine olan düşkünlüğünü” de “Arap kökeni”ne bağlamıştır.[1]

Dalí hayatı boyunca, sanatıyla olduğu kadar eksantrik giyimi, davranışları ve sözleriyle de dikkat çekmiş, bu durum kimi zaman, onun sanatını takdir edenleri de etmeyenler kadar usandırmıştır.[2] Bu davranışların getirdiği kötü şöhret, Dalí’nin geniş kesimlerce tanınmasını sağlamış ve eserlerine duyulan ilgiyi arttırmıştır. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Salvador Dalí

 Jean-Paul Sartre13 Jean-Paul Sartre

Tam adı: Jean-Paul Charles Aymard Sartre (21 Haziran 1905, Paris – 15 Nisan 1980, Paris), ünlü Fransız yazarve düşünür. Felsefi içerikli romanlarının yanı sıra her yönüyle kendine özgü olarak geliştirdiği Varoluşçu felsefesiyle de yer etmiş; bunların yanında varoluşçu Marksizm şekillendirmesi ve siyasetteki etkinlikleriyle 20. yüzyıl’a damgasını vuran düşünürlerden biri olmuştur. O, her şeyden önce bir anlatıcı, denemeci, romancı, filozof ve eylemci olarak yalnızca Fransız aydınlarının temsilcisi olmakla kalmamış, özgün bir entelektüel tanımlamasının da temsilcisi olmuştur.  Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız :  Jean-Paul Sartre

Samuel Beckett

14 Samuel Beckett

13 Nisan 1906; Foxrock, Dublin – 22 Aralık 1989, Paris, İrlandalı yazar, oyun yazarı, eleştirmen ve şair.20. yüzyıl deneysel edebiyatının önde gelen yazarlarından biridir. James Joyce’un takipçisi olduğu için “son modernistlerden”, daha sonraki pek çok yazarı etkilemiş olduğu için de “ilk postmodernistlerden” biri olarak değerlendirilir. Beckett ayrıca, Martin Esslin’in “Absürt Tiyatro” olarak adlandırdığı akımın en önemli yazarı sayılmaktadır. Eserlerinin çoğunu Fransızca ya da İngilizce yazıp, diğer dile kendisi çevirmiştir. En bilinen eseri Godot’yu Beklerken’dir.

Beckett’in eserleri sade ve temel olarak minimalisttir. Bazı yorumlara göre, çağdaş insanın durumu hakkında oldukça kötümser, hattahiççi eserler vermiştir. Gittikçe daha kısa ve özlü eserler veren Beckett, bu kötümserliği kara mizah yoluyla anlatır. “Roman ve drama türlerinde yeni formlarda oluşturduğu eserlerini, modern insanın yoksunluğu üzerine kurguladığı” için, 1969’da Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülen Beckett, ayrıca 1984’te Aosdána’da Saoi seçilmiştir.

Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Samuel Beckett

Frida Kahlo15  Frida Kahlo

Magdalena Carmen Frida Kahlo Calderon (6 Temmuz 1907 – 13 Temmuz 1954), Meksikalı ressam.  Bir yirminci yüzyıl popüler kültür ikonu haline gelen ressam, resimlerinin yanı sıra inişli çıkışlı özel yaşamı ve politik görüşleri ile tanınır. Sanatı, sürrealist olarak tanımlanmışsa da kendisi bu tanımı reddetmiştir.

Ressam Diego Rivera’nın eşidir. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız :  Frida Kahlo

John Fante16 John Fante

John Fante (d. 8 Nisan 1909 – ö. 8 Mayıs 1983) İtalyan asıllı ABD’li romancı, kısa hikâye yazarı, senarist. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : John Fante 

Albert Camus17 Albert Camus 

(7 Kasım 1913 – 4 Ocak 1960), Fransız bir yazar ve filozoftur. Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir “varoluşçu” ya da “absürdist” olarak tanımlamaz.[kaynak belirtilmeli] 1957’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanarak, Rudyard Kipling’den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.[kaynak belirtilmeli] Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Albert Camus

Julio Cortázar18 Julio Cortázar

Arjantin’in en büyük yazarlarından biri olan Cortázar, 1914’te Ixelles, Brüksel Bölgesi’nde doğdu. Arjantin’de eğitim gördü. 1938’dePresencia adlı şiir kitabı yayınlandı. Üniversitede öğretim görevlisiyken Peron yönetimine karşı girişilen eyleme katılınca hapse girdi, daha sonra üniversiteden ayrıldı. İlk kısa öykü kitabı Bestiario 1951’de yayımlandı. UNESCO’da çevirmen olarak çalışmak üzereParis’e yerleşti, en ünlü kitaplarını da bu kentte yazdı. Öykülerinde fantastik öğelere yer veren, gerçek dünyayla olağandışı yaşantıları iç içe geçiren Cortázar’ın edebiyat dışında ilgilendiği şeyler arasında mitoloji, antropoloji, psikoloji, boks, sinema ve fotoğrafçılık da vardır. Julio Cortázar 1984 yılında Paris’te öldü.  Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız :Julio Cortázar

William S. Burroughs

19 William S. Burroughs

William Seward Burroughs II (5 Şubat 1914 – 2 Ağustos 1997), ABD’li roman ve deneme yazarı. Jack Kerouac ve Allen Ginsberg ile birlikte beat akımını başlatan yazarlardan biri olarak tanınır. Yazılarının çoğu yarı otobiyografikolarak tanımlanabilir. Beat kuşağının en renkli yazarlarından biri olan William S. Burroughs, oldukça ilginç bir yaşam sürmüştür. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : William S. Burroughs

Doris Lessing.20 Doris Lessing

Doris Lessing, (doğum adıyla Doris May Tayler; d. 22 Ekim 1919, Kermanşah, İran – 17 Kasım 2013, Londra, İngiltere), Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Britanyalı yazar. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Doris Lessing.

Boris Vian21 Boris Vian 

( d. 10 Mart 1920 – ö.23 Haziran 1959) Fransız yazar, şair, müzisyen, şarkıcı, gazeteci, senarist, oyuncu, eleştirmen,çevirmen ve maden mühendisi. Vernon Sullivan takma adıyla da yazdı. Daha çok yazdığı roman ve tiyatro oyunları ile tanınır. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Boris Vian

Charles Bukowski22 Charles Bukowski 

Charles Bukowski (16 Ağustos 1920 – 9 Mart 1994), asıl adı Heinrich Karl Bukowski olan Amerikalı yazar ve şair. Yapıtlarında bazen Henry Chinaski ismini de kullanmıştır. Hayatının çoğunu ABD’nin Los Angeles şehrinde geçirmiştir.

Eserlerinde genellikle toplum dışı insanları ve depresyonu konu alması ve alkolizme yakın bir hayat tarzını anlatmasıyla ünlüdür. Bunun nedeni olarak kendisinin bu hayatı yaşaması gösterilebilir. Bukowski’nin yazılarında kendi hayatını yazıp yazmadığı tartışma konusu olmuştur; hayranlarının bir kısmı bunları kurguladığını, çoğunluğu ise yaşamadan bu tip kurguları yapmasının mümkün olmayacağını ve o karakterde bir insanın bu hayatı sürmesinin zaten doğal olduğu görüşünü savunmaktadır.   Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Charles Bukowski

Jean-Louis “Jack” Kerouac23 Jack Kerouac 

Jean-Louis “Jack” Kerouac (12 Mart 1922 – 21 Ekim 1969) Kanadalı-ABD’li romancı ve şairdir. Yakın arkadaşları Allen Ginsbergve William S. Burroughs ile birlikte Beat Kuşağı akımının kurucusu ve Yolda (On The Road) adlı romanıyla bu akımın simgesi olarak kabul edilir.Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Jean-Louis “Jack” Kerouac

 Marlon Brando 24 Marlon Brando 

(d. 3 Nisan 1924, ö. 1 Temmuz 2004) 20. yüzyılın en önemli sinema oyuncusu olarak gösterilen,Oscar ödüllü Amerikalı aktör.Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Marlon Brando

Truman Capote   25 Truman Capote

Truman Capote (d. 30 Eylül 1924 – ö. 25 Ağustos 1984), ABD’li yazar. Truman Streckfus Persons olarak New Orleans’ta dünyaya gelen Capote’nin kısa öyküleri, romanları, romanları ve kurgusal olmayan yazıları arasında sinemaya da uyarlanmış Tiffany’de Kahvaltı ve Soğukkanlılıkla da yer alır. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Truman Capote

Allen Ginsberg26 Allen Ginsberg

(1926–1997) ABD’li şair ve savaş karşıtı.   Allen’ın yazdığı Howl/Uluma şiiri, Beat kuşağı’nın manifestosu olarak bilinir. Şiirinde birçok konuya değinen Allen, şiirin birkaç dizesini yazar Carl Solomon’a adamıştır. 90’lı yılların başından itibaren, birçok ödül alan Allen, 5 Nisan 1997 günü, East Village, Manhattan’da aramızdan ayrılmıştır. Ölüm sebebi, hepatit ve son yıllarda başına bela olan tümördür. Ölümünden önce, 30 Mart 1997’de “Yapmayacağım Şeyler (Nostalji)” adlı şiirini yazmıştır.   Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Allen Ginsberg

 

Marilyn Monroe27 Marilyn Monroe (1 Haziran 1926 – 5 Ağustos 1962; asıl adı Norma Jeane Mortenson), ABD’li sinema oyuncusu, şarkıcı ve model. 20. yüzyılın en ünlü sinema yıldızlarından, seks sembollerinden ve pop ikonlarından biriydi. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız :  Marilyn Monroe

Jacques Derrida 28 Jacques Derrida

(d:15 Temmuz 1930-El-Biar,Cezayir; ö: 8 Ekim 2004-Paris) Fransız bir filozof, edebiyat eleştirmeni veYapısökümcülük olarak bilinen eleştirel düşünce yönteminin kurucusudur. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız :  Jacques Derrida

Bilge Karasu29 Bilge Karasu

(1930, İstanbul – 13 Temmuz, 1995), Türk öykü, roman, deneme yazarıdır. Aynı zamanda felsefeci yanı olan Karasu, metinlerinde felsefi sorunları işlemiş ya da onun metinleri felsefi incelemenin konusu olarak görülmüştür.Postmodern romanınTürkiye’deki önemli isimleri arasında değerlendirilmektedir.Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız :  Bilge Karasu

 Elvis Presley

30 Elvis Presley

Elvis Aaron Presley[1][2](8 Ocak 1935, Tupelo, Mississippi – 16 Ağustos 1977, Memphis, Tennessee), ABD’li şarkıcı, müzisyen,aktör. Dünya çapında Rock’n Roll’un kralı ya da kısaca kral olarak tanınır. Diğer lakabı olan Elvis The Pelvis ise 1950’li yıllarda kendisine takılmıştır.[3] Böyle söylenmesinin nedeni ise ilginç dansı olduğu kadar argo bir ifade ile o zamanların tutucu toplumunda yakışıklı ve seksi olduğunu ifade etmek amaçlı uygun bir argo söylem daha doğrusu modern bir deyim olmasıdır.[4] Presley’in sahip olduğu en büyük avantajlardan biri ise sesiydi. Zenci ve beyaz tonlarını rahatlıkla kullanabiliyordu. Kilise müziğinden, popüler müziğe;Rock’n Roll’dan Blues tarzına kadar çok çeşitli türlerde eserler verdi. It’s Now or Never gibi opera tarzında yakın parçalar seslendirdi.My Way gibi bazı cover çalışmalarının şöhreti asıllarını dahi geride bıraktı.  Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız :      Elvis Presley

Georges Perec

31 Georges Perec

(d. 7 Mart 1936, Paris, Fransa– ö. 3 Mart 1982, Ivry, Fransa), Fransız sosyolog ve edebiyatçıdır. Tüm yaşamıParis’te geçti. II. Dünya Savaşı’nda henüz 3 yaşındayken babasını kaybetti. Annesi 1942’de Paris’te ortadan kayboldu. SonradanAuschwitz kampında öldüğü öğrenildi. Akrabaları tarafından büyütüldü. İlk romanı Les Choses 1965’de yayınlandı ve Renaudot Ödülü aldı. Bu tarihten sonra yirmiye yakın kitap yazdı. 1969’da yayınlanan La Disparition (Kayboluş) adlı romanını hiç E harfi kullanmadan yazdı. 1978’de yayınlanan La vie mode d’emploi en önemli yapıtlarındandır ve Médicis Ödülüne değer görülmüştür. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız :  Georges Perec

Stephen King

32 Stephen King

(d. 21 Eylül 1947; Portland, Maine), ABD’li hikâye ve roman yazarı.  Genellikle gerilim ve korku türünde eserler vermiştir. Kitaplarının çoğu Türkçe’ye de çevrilmiştir. İlk romanı Göz (Carrie) 1974 yılında yayınlanmıştır. Özellikle 1982 yılında başlayıp, 2005 yılında sona erdirmiş olduğu Kara Kule (The Dark Tower) serisi ile ünlüdür. Yeşil Yol (The Green Mile), Esaretin Bedeli (Rita Hayworth and Shawshank Redemption) gibi pek çok kitabı senaryolaştırılıp beyaz perdeye aktarılmıştır. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız :  Stephen King

Haruki Murakami

33 Haruki Murakami

Haruki Murakami (Japonca: 村上春樹)(d. 12 Ocak 1949, Kyoto ) Japonya’nın 20. yüzyıldaki en önemli ve popüler yazarlarından birisidir. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Haruki Murakami

Neil Gaiman

34 Neil Gaiman

Neil Richard Gaiman (d. 10 Kasım 1960) birçok çizgi romanı da kapsayan bilim kurgu ve fantezi yazarıdır. İngiliz olmasına karşın 2005 itibariyle Minneapolis, Minnesota yakınlarında oturmaktadır. 1985-2007 yılları arasında Mary T. McGrath’le evli olup Holly, Maddy ve Michael isimlerinde üç çocuğu doğdu. Daha sonra 2011’de Amanda Palmer’la evlendi. Kendisi aynı zamanda Sandmanisimli çizgi roman serisinin de yaratıcısıdır. Anansi Boys, Amerikan Tanrıları, Yıldız Tozu, Koralin, Mezarlık Kitabı isimli kitapları da bulunmaktadır. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Neil Gaiman

Kurt Cobain

35 Kurt CobainKurt Donald Cobain (20 Şubat 1967 – 5 Nisan 1994), ABD’li şarkıcı-söz yazarı, müzisyen ve sanatçı, Nirvana grubunun vokali, ritim ve solo gitaristidir.

Cobain, 1985 yılında Krist Novoselic ile birlikte Nirvana’yı kurmuş, ‘Bleach’ isimli ilk albümlerini bağımsız olan plak şirketi Sub Pop’dan1989 yılında çıkartmışlardır. DGC Records ile imzalanan anlaşma sonrasında, grubun ikinci albümü ‘Nevermind’ 1991 senesinde yayınlandı ve “Smells Like Teen Spirit” ile çığır açan bir başarı yakaladılar. ‘Nevermind’ın başarısının ardından Nirvana, X Kuşağı’nın ‘bayrağı önde götüren grubu’ olarak etiketlendi ve Cobain ‘bir neslin sözcüsü’ olarak nitelendirildi. Ancak Cobain’in kendi kişisel sorunlarının sık sık medyanın ilgisini çekmesi ve onun mesajının kamuoyu tarafından yanlış yorumlanması yüzünden sık sık rahatsızlandı ve sinirlendi. Nirvana, son stüdyo albümü ‘In Utero’ (1993) ile dinleyicilere meydan okudu.

Hayatının son yıllarında Cobain eroin bağımlılığı, ünü ve imajının yanı sıra kendisi ve eşi Courtney Love’ı çevreleyen baskılar ile mücadele etti. Ayrıca hastalığı ve mide ağrıları da son yıllarında mücadele ettiği diğer faktörlerdi. 8 Nisan 1994 tarihinde Cobain,Seattle’daki evinde ölü bulundu. Resmî açıklamada kendisini av tüfeğiyle kafasından vurduğu açıklandı. Öldüğü zaman içinde bulunduğu koşullar halk tarafından sıkça tartışılan bir konu haline gelmiştir. Nirvana, sadece ABD sınırları içinde 25 milyon albüm sattı, dünya çapında ise bu rakam 50 milyonu geçti. Daha Fazlası için Lütfen isme tıklayınız : Kurt Cobain

ve Bonus

Niyazi TOPTOPRAK

niyazi totoprak

1950 yılında İstanbul’da doğdu. İlki 1969 yılında olmak üzere şimdiye değin 150 den fazla kişisel resim sergisi açtı. Sayısız karma sergiye eser verdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji bölümünü bitiren sanatçı bazı ödüller ve mansiyonlar kazandı. Niyazi Toptoprak’ın özel, resmi ve yurtdışı koleksiyonlarda birçok eseri bulunmaktadır.

Ressam Niyazi, kendi üslubunu oluşturmuş sanatçılardandır. Öyle ki O’nun resmini imzasına bakmadan da tanıyabilirsiniz. Yağlı boya ve pastel malzemelerini büyük bir ustalıkla kullanır. Doğayı kendi üslubuna uydurur. Hayvan resimleri de yapar ama bunların arasında kediye özel bir yer vermiştir. Bir serginin davetiyesinde şöyle demektedir.

“Kedi resmi yapmamış ressam yoktur denebilir. Çünkü kedi, biçimi, devinimi, yetenekleri ve yetkinlikleri ile resim yapan birinin ilgisinden ve hayranlığından uzak kalamaz. Günlük yaşamını güzelliğin coşkusu ile zenginleştirebilen iyi insanlar için de bu böyledir.

Kedi kraldır. Kedi her zaman güzeldir; kristal bir kadehteki kırmızı şarabı bembeyaz masa örtüsüne devirirken de, ipek bir halıya işerken de, yalnız bir bilge gibi soyluca ölürken de. Görkem ve incelik bir arada olmayı en çok bir kedinin yanındayken sever. Kedi, güzelliğini tartışmaya kalkan sevimsizlerle alay bile etmez.”

Ressam Niyazi Toptoprak çalışmalarına devam etmektedir.

Çocuk Yaratıcı Drama Dersinde Eğitmenimiz eşliğinde Çocuklarımızın çalışmalarından örnekler.. (2014-2015 Eğitim Dönemi)

201-2015 Eğitim dönemi bazı öğrencilerimizin çalışmalarından görüntüler. Öğrencilerimiz bazıların adı şu şekildedir.

Kris Mikahel Somuncuyan

Salih Saka

Ali Aydın Menekşe

Sanem Kılıç

Arda Deniz Arı

Efe Özaydın

Emel Odabaşı

Kaan Efe Mercan

Mahir Erbulan

Irmak Alzafer

Ekin Göker

Ilgaz Özkaya

Cemre Macit

Kutay Çetin

Zeynep Ünlü

N.Işıl Güler

Esat Emre Eser

Arin Deniz

Bilge Kuzey Menteş

Defne Çil

Fulya Defne Buğdacı

Birsu Karakuş

Baran Mert

Yiğit Çetinkaya

Kerem Çadar

Yiğit Kıvrak

Kayra Ece Coşkungür

Bu yıl 72’ncisi düzenlenen Altın Küre ödül töreninde en iyi drama film ödülünü “Boyhood” (Çocukluk) filmi kazandı.

boyhood_çocukluk

“Oscar provası” olarak değerlendirilen “Golden Globe” (Altın Küre) ödülleri Beverly Hills’te düzenlenen törenle sahiplerini buldu.
Bu yıl 72’ncisi düzenlenen, sinema ve televizyon dünyasının en prestijli ödülleri arasında yer alan Altın Küre ödül töreninde, en iyi drama film ödülünü “Boyhood” (Çocukluk) filmi kazandı. Film en iyi yönetmen ve en iyi yardımcı kadın oyuncu ödüllerini de aldı.

En iyi müzikal ve komedi filmi ödülü de “The Grand Budapest Hotel” filmine verildi. “Birdman” filmi ise en iyi senaryo ile “müzikal ve komedi filmi en iyi erkek oyuncu” olmak üzere iki dalda ödül kazandı.

En iyi TV drama dizisi ödülüne Showtime tarafından yayınlanan “The Affair” filmi layık görüldü.
TV drama dizisi dalında Kevin Spacey, “House of Cards” dizisindeki performansıyla en iyi erkek oyuncu ödülüne layık görüldü.
Tina Fey ve Amy Poehler’in sunduğu törende, Cecil B. DeMille Hayat Boyu Başarı Ödülü, daha önce üç kezAltın Küre, iki kez de Oscar ödülü kazanan ünlü oyuncu, yönetmen ve senarist George Clooney’e verildi.

Kategorilere göre ödül kazananlar şöyle:

boyhoodEn İyi Film (Drama): “Boyhood”.
En İyi Film (Müzikal ve Komedi): “The Grand Budapest Hotel”.
En İyi Erkek Oyuncu (Drama): Eddie Redmayne, “The Theory of Everything”.
En İyi Kadın Oyuncu (Drama): Julianne Moore, “Still Alice”.
En İyi Erkek Oyuncu (Müzikal ve Komedi): Michael Keaton, “Birdman”.
En İyi Kadın Oyuncu (Müzkal ve Komedi): Amy Adams, “Big Eyes”
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: J. K. Simmons, “Whiplash”.
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Patricia Arquette, “Boyhood”.
En İyi Yönetmen: Richard Linklater, “Boyhood”.
En İyi Senraryo: “Birdman”.
En İyi Animasyon Filmi: “How to Train Your Dragon 2”.
En İyi Orijinal Müzik: Jóhann Jóhannsson, “The Theory of Everything”.
En İyi Orijinal Şarkı: John Legend ve Common, “Glory,” Selma.
En İyi Yabancı Film: “Leviathan”, Rusya.
En İyi TV Dizisi (Drama): “The Affair”
En İyi Kadın Oyuncu (TV Dizisi-Drama): Ruth Wilson “The Affair”.
En İyi Erkek Oyuncu (TV Dizisi-Drama): Kevin Spacey, “House of Cards”.
En İyi Tv Dizisi (Müzikal ve Komedi): “Transparent”.
En İyi Kadın Oyuncu (TV Dizisi-Müzikal ve Komedi): Gina Rodriguez, “Jane The Virgin”.
En İyi Erkek Oyuncu (TV Dizisi-Müzikal ve Komedi): Jeffrey Tambor, “Transparent”.
En İyi TV Filmi ve Mini-Dizi: “Fargo”.
En İyi Kadın Oyuncu (TV Filmi ve Mini-Dizi): Maggie Gyllenhaal, “The Honorable Woman”.
En İyi Erkek Oyuncu (TV Filmi ve Mini-Dizi): Billy Bob Thornton, “Fargo”.
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (TV Filmi ve Mini-Dizi): Joanne Froggatt, “Downton Abbey”.
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (TV Filmi ve Mini-Dizi): Matt Bomer, “The Normal Heart”.

Yazar : Şengül DURUCU

Resim yapmaya çocuk denecek yaşlarda başladı. Varlıklı bir ailenin oğluydu. 19 yaşında kendi stüdyosunu kurdu. Tabloları en başından beri çok beğenildi. Hollanda Prensi Frederik Hendrik en büyük hayranlarından ve en iyi alıcılarından biriydi. 25 yaşında çırakları da olan ünlü bir ressamdı. Gösterişten, yapmacıklıktan uzak gerçekçi üslubu öyle etkileyiciydi ve özgündü ki, taklit edilemedi. Tablolarında kullandığı “siyah”ın tonu hiçbir ressam tarafından tutturulamadı. Hatta “Rembrandt siyahı” olarak adlandırılan bu renk bugün bilgisayarla dahi tutturulamıyor.

İşte ressamların ressamı, “ışığın ve gölgenin ustası” Rembrandt’a ve üslubuna dair pek de bilinmeyen bilgiler…

Resim yapmaya çocuk denecek yaşlarda başladı. Varlıklı bir ailenin oğluydu. 19 yaşında kendi stüdyosunu kurdu. Tabloları en başından beri çok beğenildi. Hollanda Prensi Frederik Hendrik en büyük hayranlarından ve en iyi alıcılarından biriydi. 25 yaşında çırakları da olan ünlü bir ressamdı. Gösterişten, yapmacıklıktan uzak gerçekçi üslubu öyle etkileyiciydi ve özgündü ki, taklit edilemedi. Tablolarında kullandığı “siyah”ın tonu hiçbir ressam tarafından tutturulamadı. Hatta “Rembrandt siyahı” olarak adlandırılan bu renk bugün bilgisayarla dahi tutturulamıyor.

İşte ressamların ressamı, “ışığın ve gölgenin ustası” Rembrandt’a ve üslubuna dair pek de bilinmeyen 16 bilgi…

Gerçeğin izinde bir hayat

gercegin-izinde-bir-hayat-listelist (1)

Eserlerinde yapmacıklıktan, güzellikten ve incelikten hoşlanmazdı. Bunlar onu sıkıyordu. Para kazanmak için soyluların ve burjuvaların tablolarını yapsa da, sıradan insanlar hep daha çok ilgisini çekti. Sıradan insanların günlük yaşantısını gerçekçi bir üslupla aktardı. Bu özelliği, çağının en iyi ressamları arasında yer almasını sağladı.

Gravürün babası

gravurun-babasi-listelist

14 yaşında okulu bıraktı, Leyda’lı ressam Jacob Isaacksz Van Swanenburgh’un atölyesinde ilk çizimlerini yapmaya başladı. Bir süre sonra Amsterdam’a gitti; ilk ustası gibi İtalyan resim sanatına hayran olan Pieter Lastmann’ın yanında çalıştı. 1625′te Leyda’ya döndü. Özellikle gravürle uğraştı. Gravür sanatı, gerçek değerini ve resim dünyasındaki yerini Rembrandt’a borçludur.

Fotoğraf tekniğine rehber oldu

fotograf-teknigine-rehber-oldu-listelist-2

1630’larda oldukça popülerdi; “ışığın ressamı” deniliyordu ona. Soylular ve burjuvalar resmini yapması için adeta sıraya girmişti. Tablolarındaki ışık ve gölge oyunları öyle başarılıdır ki bugün dahi üniversitelerin fotoğraf bölümlerinde “Rembrandt Aydınlatması” konu olarak işlenmektedir.

Merak edenler için Rembrandt Aydınlatması: Nokta ışık veren ışık kaynaklarıyla gerçekleştirilen bir aydınlatmadır. Konunun dikkat çekilmek istenen yerleri aydınlatılırken, diğer yerler ya yarı aydınlık ya da tamamen karanlık olarak bırakılır. Işıklı alanlardan gölgeli alanlara geçiş çok yumuşaktır. Böylece görüntü, etkileyici bir derinlik kazanır.

Tarihteki ilk reklam çalışması

tarihteki-ilk-reklam-calismasi-listelist

Ressamın 1631’de yaptığı “Nicolaes Ruts’un Portresi” eseri, dünyadaki belki de ilk reklam çalışmalarından biridir. Rembrandt, dönemin zengin kürk tüccarı Ruts’un portresini, kendi sattığı kürklerden birinin içinde resmederek ürününün reklamını da yapmıştı. Tarihteki ilk reklam çalışması olarak kabul edilen bu portre, Rembrandt’ın sanat yaşamındaki en estetik, en yumuşak resimlerinden biriydi.

İnsanları değil adeta ruhlarını resmediyordu

insanlari-degil-adeta-ruhlarini-resmediyordu-listelist1,

Rembrandt gösteriş meraklısı zengin müşterilerini yalnızca istedikleri gibi resmetmekle kalmıyor, âdeta ruhlarını okuyor ve gördüğü şeyi tüm çıplaklığıyla tuvaline yansıtıyordu. Bir papazı resmettiği “Johannes Wtenbogaert’in Portresi (1633)” adlı eserinde yaşlı adamı; donuk gözleri, melankolik ve biraz şaşkın havasıyla hiç kimse tuvaline ondan daha iyi aktaramazdı.

Sanatçıydı ve gereğini yaptı; insanları rahatsız etti

sanatciydi-ve-geregini-yapti-insanlari-rahatsiz-etti-listelist

Rembrandt’ın gerçekliğe sadakati bazı resimlerinde rahatsız edici boyutlara varıyordu. Acımasız bir psikolog gibiydi. İnsanların tüm korkularını, acılarını ve çaresizliklerini tuvaline fütursuzca yansıtıyordu. Bu, dönemin insanlarının alışageldiğinin dışında bir şeydi. Bir insan resmini güzel görünmek için yaptırırdı; böylesi çıplak gerçeklik çok rahatsız ediciydi. Ressamın istediği de buydu zaten; onları rahatsız etmek. Zaten gerçek sanatçının görevi de bu değil miydi?

Yalnızca bir ressam değil, simyacıydı

yalnizca-bir-ressam-degil-simyaciydi-listelist

O dönemde hazır boya diye bir şey yoktu. Tüm ressamlar boyasını, tıpkı bir simyacı gibi kendisi yapardı. Öd, kan, sidik, safra, çimen, toprak; akla gelebilecek her türlü doğal maddeden kalıcılığı kusursuz boyalar yapılırdı. Ressamlık kolay değildi; bilgi ve sabır gerektiriyordu. Rembrandt’ınboya üretmede özel teknikleri vardı. Boyalarını yapıp kötü kokulu keten yağının içinde bekletirdi. Gerçek bir yağlıboya ustasıydı. Çağdaşları onun boya ve çizim tekniğini asla keşfedemedi. Ondan başka hiç kimse kalın ve durağan çizgilerle, ince ve akıcı çizgileri böylesine başarılı bir şekilde harmanlayamadı.

Karısı onun yaşam kaynağıydı

karisi-onun-yasam-kaynagiydi-listelist

Ressamlığının yanı sıra aynı zamanda iyi bir işadamıydı. Ortağıyla birlikte orijinal resimler alıp satıyor, kopyalar yapıyordu. Valinin kızı olan karısı Saskie Uylenburgh sayesinde sosyeteye girmiş, daha çok sipariş almaya, dolayısıyla daha çok kazanmaya başlamıştı. Karısını çok seviyordu. Çiçeklerle betimlemeyi sevdiği karısı onun adeta yaşam kaynağıydı. Saskie öldükten sonra resimleri çok daha karamsar bir havaya büründü.

Koleksiyoner bir ressam

koleksiyoner-bir-ressam-listelist

İyi bir koleksiyonerdi. Sanat adına yaptığını söylese de, bu işten iyi gelir elde ettiği kesindi. Aldığı şeylerde sınır yoktu. Büyük ustaların tablolarından Japon miğferlerine, Endonezya mızraklarından Roma büstlerine her şeyi satın alıyordu.

Ve sanat tarihine yön veren bir tablo: “Gece Devriyesi”

ve-sanat-tarihine-yon-veren-bir-tablo-gece-devriyesi-listelist

Portreleri sadece yeni zenginlerin değil, köklü ailelerin de duvarlarını süslüyordu. Ancak lüks yaşamını sürdürmek için daha çok paraya ihtiyacı vardı. Sadece portre yapmak geçinmek için yeterli değildi. Kendisinden o dönemde popüler olmaya başlayan şekilde, “hiyerarşik düzen içerisinde” grup resimleri yapması istendi. Elbette Rembrandt bu düzeni önemsemedi ve grup resmini gerçek bir olaya, toplumsal bir drama dönüştürdü. Ve ortaya “Gece Devriyesi” tablosu çıktı. Tablo 1642 yılında yalnızca sanat camiasında değil, ticaret ve para dünyasında da olay yarattı.

İlk üç boyutlu resim de “Gece Devriyesi”

ilk-uc-boyutlu-resim-gece-devriyesi-listelist

Gece Devriyesi’nin özelliği bununla bitmedi… Rembrandt, dönemi için oldukça sıradışı ve yenilikçi bir ressamdı. Eserlerinde hareket vardı. Tablolarındaki insan figürleri, tablonun içinden çıkacak ve karşısındaki ile konuşmaya başlayacak gibi duruyordu. İşte bu derinlik “Gece Devriyesi”nin resim tarihinin ilk üç boyutlu çalışması olarak kabul görmesini sağladı.

Altın Çocuk’un düşüşü

altin-cocukun-dususu-listelist

“Gece Devriyesi” ona âdeta uğursuz geldi. Bu tablodan sonra hayatında ve sanat yaşamında olumsuz yönde önemli değişiklikler oldu. Önce karısını kaybetti. Bu ölüm onun sanat üslubuna yansıdı. Resimlerindeki görkemli çizgiler yerini tatlı bir sevecenliğe bıraktı. Ve “Hollanda’nın altın çocuğu” ilan edilmiş olan Rembrandt ilk kez, müşterisi, yaptığı portreyi beğenmediği içinparasını alamadı. Bu olay kulaktan kulağa yayıldı. Sanat tarihinin bu en kendini beğenmiş, en küstah ressamı bunu kendine yediremedi ve Hakem Heyeti’nin toplanmasını istedi. Heyet de aynı fikirdeydi.

İçe kapanış ve yeniden doğuş

ice-kapanis-ve-yeniden-dogus-listelist

Tüm bu olanlar üzerine Rembrandt daha da içine kapandı. Zengin ve güçlü insanlar yerine sıradan insanların portrelerini yapmaya başladı. Onların saflık, yoksunluk ve sevecenliğini başarılı bir şekilde tablolarına yansıttı. Bu dönem, bir kabuğuna çekilme, kendini arama ve yeniden yaratma dönemiydi.

Yeni dönem, yeni üsluplar

yeni-donem-yeni-usluplar-listelist

Özellikle Seksen Yıl Savaşı’ndan sonra beğeniler ve sanat anlayışı da değişmeye başladı. Doğallık ve sadelik gibi erdemlerin yerini yapaylık ve karmaşıklık; bir zamanların sade giyimli insanlarının yerini, görkemli şapkaları ve giysileriyle âdeta tavus kuşunu andıran bir kuşak almıştı. Kirli kahverengisi ve sarısının yanı sıra Rembrandt’ın mütevazı giysiler içindeki erkekleri ve şişman kadınları da tarihe karışıyordu.

“Kendini aşamamış bir zavallı”

kendini-asamamis-bir-zavalli-listelist

Artık kimse ondan resim istemiyordu. Sanat eleştirmenleri ünlü ressamı çılgın bir yenilikçi değil, “kendini aşamamış bir zavallı” olarak görmeye başladı. 1650’li yıllarda yaptığı resimlerde incelikten eser yoktu. Öyle ki, neredeyse bitmemiş gibiydiler. Aslında çağın akademisyenlerini ölesiye korkutan yeni bir yola girmişti. Özellikle son dönem çalışmalarında, taslakla resim arasındaki farkı yok etmeye başlamıştı.

Gerçeği, yalnızca gerçeği çizen ressam

gercegi-yalnizca-gercegi-cizen-ressam-listelist

1656 yılında iflas etti; evi, tabloları ve tüm koleksiyonları açık artırmayla satıldı. Ancak elde edilen para yine de borçlarını karşılamaya yetmedi. Bu tarihten sonra bambaşka bir Rembrandt olarak geri döndü. Yenilenen belediye binası için şans eseri, aniden ölen bir ressamın yerine yapmak üzere yeni bir sipariş aldı. Tablo Hollanda’nın kuruluşu ile ilgiliydi. Tabloyu kendisinden istenen şekilde yapabilir, buradan elde edeceği gelirle tüm maddi sorunlarını giderebilirdi. Ancak o yine yapması gerekeni yaptı ve gerçeği tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Tabii bu durum Hollandalıları pek memnun etmedi; tablo geri çevrildi. Ülkenin “Altın Çocuğu” reddedilmiş, aşağılanmış ve kovulmuştu. Dev boyutlardaki tabloyu, belki yaşadığı küçük eve sığdıramayacağından, belki de sinirinden parçaladı; daha sonra bu tablonun çok az bir kısmı bulunabildi.

Kaynak :[-]

 Genel olarak nedeni bilinemeyen bir tedirginlik hali olarak kendini gösteren kaygı, yetişkinlerin yanı sıra, okul öncesi dönemdeki çocukları da etkileyebiliyor. Çocuklarda sonuçları daha ağır olabilen bu duruma, fizyolojik belirtiler de eşlik edebiliyor, böylece çocuğun yaşam kalitesinde bozulmalar ortaya çıkıyor. Kaygı bozukluğu, çocuğun psikolojik ve sosyal dengesini bozarak kişiliği üzerinde etkili oluyor. Peki, bu durumda anne babaların ne yapması gerekiyor? Noloji Uzmanı Uzm. Dr. Mehmet Yavuz, konuyla ilgili görüşlerini paylaşıyor.

kaygı-bozukluğu

Okul öncesi dönemde kaygı bozukluğu özellikleri
Okul öncesi 3-5 yaş arasındaki dönem, çocukların çevreyle olan iletişimlerini artırdığı, kendilerinin yeni özelliklerini fark etmeye başladıkları bir dönemdir. Bu dönemde çevreyi ve kendini anlamaya çalışan çocuk, kaygı bozukluğu sorunu yaşayabilir. Böyle bir durumda çocuk; anne babasının, diğer aile büyüklerinin, arkadaşlarının ve öğretmenlerinin davranışlarına göre ruhsal durumunu şekillendirmek durumunda kalabilir.

çocuk-ve-kaygı-bozukluğu

Çocuklarda kaygı, korkulardan farklı olarak, çocuğun uzun süreli ve kaynağı tam olarak belli olmayan, zaman zaman açıklanamayan şeylere karşı gerginlik hissetmesiyle ortaya çıkar. Stres gibi uyarıcı faktörlerle birlikte kaygı da artış eğilimi gösterir. Kaygılı çocukların başlıca özellikleri şunlardır:

  • Kaygı bozukluğu yaşayan çocuklar, sıklıkla gergin ve huzursuzdur.
    • Çevreleriyle iletişim kurmada güçlük yaşar, kendilerini güvensiz hissederler.
    • Kendilerini ifade etmede başarısızdırlar.
    • Uyku bozuklukları görülebilir.
    • Anne babalarından ayrılmak onlara korkutucu gelebilir.
    • Çekingen, sessiz, takıntılı tutum sergilerler.
    • Çevresindeki kişilerin onaylarını almayacakları davranışlar sergilemekten kaçınırlar.
    • Karamsadırlar.
    • Sorumluluk almak istemezler.
    • Kaygı okul fobisi, travma sonrası stres bozukluğu, panik bozukluk gibi farklı şekillerde psikolojiyi etkileyebilir.

Çocuklarda kaygı bozukluğu tedavisi
Çocuklarda kaygı bozukluğu tedavisinde; kaygıyla baş etme becerilerinin geliştirilmesini esas alan terapi uygulanır, gevşeme eğitimiyle vücudun rahatlatılmasına çalışılır. Çocuğun endişe duyduğu faktörlerle yüzleştirilmesi, sorunun çözümüne odaklanan neden sonuç ilişkileri kurmak da tedaviye yardımcıdır.

Çocuklarda kaygı bozukluğuna karşı anne babalara tavsiyeler
Çocukların kendilerini ifade etmeye çalıştıkları bu dönemde, anne babanın da stresli olması doğrudan çocuğa yansır ve onu olumsuz etkiler. O yüzden, aile içinde yaşanan stres, çocuğa yansıtılmamalıdır. Böyle bir durumun varlığında, öncelikle aile içerisindeki o stres kaynakları çözüme kavuşturulmalıdır.

Çocuğa sevgi gösterilmeli ancak çocuğun ailesine saygı göstermesi ve sorumluluk kazanması da sağlanmalıdır. Bu sayede çocuğun şımarma ve doyumsuz eğilimler göstermesi gibi sonuçların oluşması engellenecektir. Çocuğa verilecek sorumluluklar odasını toplaması, dağıtmaması, yemek hazırlanırken gücünün yeteceği şekilde ev halkına yardımcı olması şeklinde olabilir.

çocuk drama bakırköyÇocuklardan, kapasitelerinin üstünde şeyler beklemek kaygı ve stresi artıracağından bu davranışlardan kaçınılmalıdır. İçine kapanan ve öz güveni eksilen çocuğa sert çıkışlar yapılmamalı, onunla sözlü iletişim güçlü tutulmalı ve birlikte zaman geçirilmelidir. Bu anlamda birlikte resim yapma, sinemaya gitme, yemek yapma etkinlikleri faydalı olabilir. Tüm bu önerilere rağmen çocuk kaygılarını kontrol etmede zorlanıyorsa, mutlaka bir uzmandan yardım alınmalıdır.(*)

Uzm. Dr. Mehmet Yavuz- Nöroloji Uzmanı – Kaynak : [-]

(*) Elbette bu tıbbi yaklaşımların yanı sıra zaman zaman sözkonusu sorunların çözümü için psikologlar  ve psikiyatrlar tarafından bazı çocuklarımız kurumumuzda drama dersi almak üzere yönlendirilmektedir. Elbette bundan şu sonuç çıkartılmamalıdır. “Sadece bir takım kaygı, korku ve rahatsızlıkları olan çocuklar drama kursu alır”  asla böyle bir durum yok gayet sağlıklı çocuklarda drama dersi alır ve almalıdırlar da. Elbette drama dersi alınacak kurum ve eğitmenin konuya hakimiyeti soruşturulmalıdır. Tiyatro eğitimi almış her eğitmen drama dersi verebilir diye bir genel tanımlamanın kabul görmesi düşünülemez. Drama eğitimi aldırılmasına karar verildiğinde veya önerildiğinde,  gerçek anlamda drama eğitimi yapılan merkezlere başvurulmasının da faydalı olacağına inanmaktayız.

Elbette her yazımızda uyardığımız gibi “çocuk tiyatrosu” çalışmaları yapılan ve genel olarak “Drama” diye yalnız ifade edilen eğitim türünden bahsetmemekteyiz. Yine sıkça belirttiğimiz gibi drama ve tiyatro elbette bir birlerinden faydalanmakta ve bir birleri ile iç içe geçmiş olduğu kabul görmektedir fakat unutulmamalıdır ki drama amaç anlamında da tiyatrodan farklıdır. Neden sonuç ilişkisini daha fazla kullanan ve yazılı bir metne bağlı olmaksızın yapılan çocuk drama eğitimi bir anlamda çocuğun sosyalleşmesi, okula alışması, kendini daha iyi ifade etmesi gibi pek çok konuda çocuk gelişimi anlamında faydalıdır. Bunu yıllardır içinde olduğumuz ortamda gözlemlememiz de bunun doğruluğunu  ispatlamaktadır. Kaldı ki daha önceki yazılarımızı inceleyecek olursanız dramanın faydalarını ve “nasıl bir drama eğitimi”, “drama eğitimin faydaları” konusunu daha iyi anlayacağınıza eminiz. (lütfen drama hakkındaki yazılarımızı okumak için tıklayınız : yazı 1, yazı 2, yazı 3 yazı 4, yazı 5, yazı 6, yazı 7,  ve diğerleri)

(*)Diren C.

 

Doğrular ve yanlışlar yoktur, hatalar da yoktur; sadece sanat vardır. Çocuklar yaratmayı öğrenir, hem de kuru bir “Aferin” almak için değil,  hoşlarına gittiği için yaratmayı…

çocuk- sanat-adımları

-1-

Doğrular ve yanlışlar yoktur, hatalar da yoktur; sadece sanat vardır. Çocuklar yaratmayı öğrenir, hem de kuru bir “Aferin” almak için değil,  hoşlarına gittiği için yaratmayı…

1-sanat-egitimi

-2-

İnsanın içinden geleni dışa vurmasıdır, çocuklara kendilerini ifade edebilmeleri  için içlerine dönebilme becerisini öğretir.  Zorluklarla karşılaştığımızda, bir karar vermek durumunda kaldığımızda aslında ne yapmak istediğimizi anlamak için içimize dönmeyi bilmek gerekmez mi? Peki bunu yapabilen kaç yetişkin tanıyorsunuz?

2-sanat-egitimi

-3-

Asla birbirinin aynısı olan iki şey üretemezsiniz! Farklılık burada her daim kabul görür, çünkü bu güzel bir şeydir ve değerlidir.

3-sanat-egitimi

-4-

Sınır tanımaz. Irk, dil, cinsiyet, sosyo-ekonomik durum ne olursa olsun yaratmak herkes için özgürlüktür.

4-sanat-egitimi

-5-

Girdilerin, çıktıların, sonuçların diliyle konuşmaz. Aslolan deneyimdir.  Mutlu eden sürecin ta kendisidir.  Zamanı unutup anı yaşamaktan daha güzeli var mı? Ya bunu yaşayabilen kaç yetişkin tanıyorsunuz?

5-sanat-egitimi

-6-

Sanatçılar cesurdur, kendine özgü olanı yaratmak için hazır olana meydan okur. Tutkuludur, ilham geldi mi yerinde duramaz. Mutluluğu, para ve statü getiren “başarı hikayeleri” ile tanımlamaz, çocuklara bağımsız düşünmeyi öğretecek ilginç yol arkadaşlarıdır.

6-sanat-egitimi

-7-

Sanatçı dediğin çalışır da çalışır. Ne kadar çalışırsan, ne kadar yoğunlaşırsan vardığın yer o kadar derin olur. Tutkular sadece duygularını bastırmamayı değil, sabır ve sebatı da öğretir. Yapmak bazen bir saniye, bazen bir ömür sürer.

7-sanat-egitimi

-8-

Hangi dalı olursa olsun sanat, hayalgücünü harekete geçiren, çocukları farklı düşünmeye zorlayan koskoca bir alan açar. Küçük ya da büyük buluşlar bizi hayata bağlar, hatta bazen hayat kurtarır değil mi?

8-sanat-egitimi

-9-

Sanat okulda bitmez, evde devam eder. Ama eve getirilen şey asla ödev olmaz: Oyuna devam!

9-sanat-egitimi

-10-

Yapana da izleyene de heyecan verir. Evet çocuklara özgüven kazandırır ama başka bir şey daha öğretir: Başkalarını takdir etmeyi… Ve ikisinin birleşimine paha biçilemez.

10-sanat-egitimi

Hazırlayan : Handan Saatçıoğlu

Kaynak : []

Bildiğiniz gibi Bakırköy’de pek çok ilkleri gerçekleştiren kursumuz M.E.B. Bağlı ilk resmi Çocuk Drama Eğitimini
Nar Sanat vermeye başlamıştır. Bu bağlamda eğitimlerimiz değişik yaş grupları için devam etmektedir.

Cumartesi ve Pazar günleri  4-9 yaş arası çocuklarımıza farklı saatlerde “Çocuk Drama Eğitimi” vermekteyiz. Eğitimler başlamasından buyana pek çok velimize drama eğitimi hakkında bilgi vermenin yanı sıra en bariz karşılaştığımız sorun Tiyatro ile dramanın karıştırılması ve dramanın etkisinin kısa sürede görüleceği inancı ile eğitimde dramayı kullanmanın faydaları konusudur. Bugünkü yazımızda bu konuları irdelemeye çalışacağız

drama çocuk bakırköy

Biliyoruz ki çocuklarımız hepimiz için çok önemli. Çocuklarımızın daha sosyal olması ve hayata hazırlanması için hepimiz bir çaba içersindeyiz.  Çocuğumuzun disipline ve ince bir ruh ile beden algısına farkındalığa sahip olmaları için pek çok  fedakarlıklar yapmaktayız. Çocuklarımızı herhangi bir sanat dalı ile ilgilenmesi yukarıda yazdığımız ve yazmadığımız pek çok sebepten dolayı elbette çok önemli. Sanatla ilgilenen her çocuğun elbette ilerleyen zaman içersinde sanatçı olması beklenemez. Süreç içerisinde çocuğun doğru yönlendirilmesi, iç disipline sahip olması ve eğitilmesi, çalışma ile gayretleri,yetenekleri, gözlemlenerek elbette meslek olarak da seçmesine yol açabilir.

Çocuk gelişiminin sacayaklarından biri olan sanat uğraşının yanı sıra göz ardı edilmemesi gereken konuların belkilide başında drama eğitimi gelmektedir.

Zaman zaman kurumumuza gelen telefonlar ve ziyaret eden velilerle konuştukça genel algının Tiyatro ve dramanın kavram olarak karıştırıldığını gözlemlemekteyiz. Pek çok yazımızda drama ve tiyatronun farklılığını vurguladık. Elbette drama ve tiyatro bir birinden faydalanmaktadır fakat asla aynı şey değildir.

Diğer bir algı hatası sadece belirli sorunları olan çocukların sosyal gelişimini sağlamak değildir. Elbette dramanın bu yaklaşımı göz ardı edilemez fakat çocuk gelişimi açısından drama her tip ve yapıdaki çocuk için aslında olmaz olmaz bir eğitim olup gelişimin ve iletişimin daha dengeli olmasını sağlar.

Günümüzde pek çok devlet okulunda darama eğitimi anlamında daha çok tiyatro eğitimi verilmektedir. Ne yazık ki pek çok veli bu eğitimi örneklem olarak göz öne almakta ve dramanın adeta sahneye çocuk oyunu koyma aracı olduğu kanısına varmaktadır. Yukarıda da yazdığımız üzere elbette her iki dal bir birinden faydalanmaktadır fakat kesinlikle aynı şey değildir. Bu yanılgıdan dolayı gerçek drama algısında deformasyonlar meydana gelmektedir. Ne yazık ki bu algıyı kırmakta zor olmaktadır. Okumak araştırmak yerine “drama” ile ilk tanıştıkları okullarda gördükleri hobi  eğitimi olarak verilen “sözde drama” adı altındaki eğitimin “tiyatro” olduğunu önce eğitmenlere anlatmakta fayda var.

Gerçek drama eğitiminde sonuçların bugünden yarına alınması beklenmemelidir. İnsanın sosyalleşmeyi ve iletişimi deneyimleyerek uygulamaya sokacağı ve denedikçe kalıcı olacağını bilmeliyiz. Nasıl ki uzun süreçler sonunda bir takım kişiliklerin kalıcı olması  beklenirse drama çalışmalarının çocuktaki yansımalarının sonuçlarını da birkaç ayı aşan sürelerin sonucunda öğrenilip kullanılır hale geleceğini bilmeliyiz.

Bir insanın , bireyin; çocuk sosyal davranışlarının kalıcılığı drama eğitimin süresinin uzunluğuyla orantılıdır denilebilir.Yani matematik biliminde  karşılaşılan problem bir formüle bağlı olarak çözülebilirken dramada farklı kişilikler, farklı algılar ve farklı aileler ile sosyal çevreler söz konusudur. Bugünden yarına çocukta değişinin hemen olması mümkün değildir.

Tüm bunları anlayabilmek için drama nedir sorusuna cevap aramak gerekir.

Drama Nedir?

En kabul gören tanıma göre drama; bir sözcüğü, bir kavramı, bir davranışı, bir tümceyi, bir fikri ya da yaşantıyı veya bir olayı, tiyatro tekniklerinden yararlanarak oyun ya da oyunlar geliştirerek canlandırmaktır. Yunancada anlamı hareket anlamına gelen “dran” eyleminden çekimlenmiştir. Çocuk Psikolojisi’nde ise drama, yaşamı, hayatı tanıtmak anlamına gelir.

Eğitim içinde drama

Öğrenme, eğitim etkinlikleri içindeki en önemli kavramdır. Bütün eğitimciler en etkili ve kalıcı öğrenme sürecinin ‘yaparak-yaşayarak öğrenme’ olduğu konusunda tartışmasız birleşmektedirler. Drama, ‘yaparak-yaşayarak öğrenme’ bakımından en etkili yöntemlerden biridir. Genel olarak konuyla ilgili olan eğitimci/sanatçı/uygulayıcıların birleştiği ve en basit anlatımla drama; bir düşünceyi beden diliyle, hareket ederek, devinimle anlatımdır. İçsel bir durumun, bir tasarımın, bir düşüncenin eyleme dönüşmesidir. Dramayla birey düşünür, plan yapar, organize eder ve düşüncesini eyleme dönüştürerek uygular. Bu süreçte de yaşantılar yoluyla yeni davranış ve duyguları öğrenir, deneyim sahibi olur. Böylece birey duygularını kontrol edebilme, değiştirebilme, düşüncelerini ifade edebilme, konuşarak iletişim kurabilme gibi yeteneklerini geliştirir.

 

DRAMA VE EĞİTİM

Eğitimde, ülkemizde en çok başvurulan yöntem öğretmenin anlatıp öğrenenlerin dinlediği bilinen klasik yöntemdir. Bu yöntem birçok konuda işe yaradığı gibi, birçok konuda ise yetersiz kalmaktadır. Özellikle dramanın konu edindiği iletişim, sosyal ilişkiler, duygu ve düşüncelerin ifadede edilmesi, empati kurabilme, düş gücünü geliştirme gibi konularda öğrenenlerde istendik yönde davranış değişikliği meydana getirmek hemen hemen mümkün değildir. Sosyal yaşam ve sosyal çevreyle ilgili bilgilerin çoğu da yaşantılar yoluyla edinilir. Günümüzde teknolojik gelişmeler nedeniyle bireyin sosyalleşme sürecinde aile, komşular, akrabalar vb. yakınların etkisi azalmıştır. Bu nedenle akrabalık ve komşuluk ilişkileri sırasında yaşantılar yoluyla edinilen bilgilerin bireye kazandırılması, yaşantılar yoluyla bireyde olumlu değişmeler sağlama yöntemi olan drama tekniğinin eğitimde uygulanması zorunluluk haline gelmiştir.

J.Jack Rousseau ile başlayıp, John Dewey, Johann Heinrich Pestalozzi ve Friedrich Froebel ile devam eden, Maria Montessori ile önce Avrupa’dan, Amerika’ya yayılan, daha sonra da dünyadaki başka ülkelerde etkisini sürdüren, çocuğun içsel potansiyelinin önemini ve bu potansiyelini özgür ve sevgi dolu çevresel koşullarda aktif yaşantıları sayesinde gelişebileceğini vurgulayan görüş, eğitimde drama tekniğinin temelindeki anlayışlardan biri olarak kabul edilebilir.

Bu görüşü vurgulayan Hohmann ve Weikart gibi çağdaş eğitimciler de çocuğun doğrudan doğruya kendi yaşadığı yaşantılar ile ilgili olarak çalışmasının ve düşünmesinin anlamlı olduğunu, başkalarının yaşadığı yada anlattıklarının değil, kendi yaşantılarının anlamlı bilgi sağlayabileceğini belirtmişlerdir. Anlamlı olan bilgi ise, davranışa yansır ve daha kalıcıdır.

Çocuklarla drama kuramcılarından Peter Slade ise drama uygulamalarının bir başka yönü olan, kendi hareketleri yolu ile yaşantı geçirmenin yanı sıra, konuşarak iletişimde bulunmanın önemini vurgulamıştır. Kendi hareketleri yoluyla algıladıkları konusunda konuşarak iletişimde bulunan çocuk, öğrenme ortamında bir “seyirci” değil, “aktif bir katılımcıdır” ve öğrenme bakımından avantajlı bir konumdadır.

Drama bir bakıma oyundur. Çocuk ve oyunun birbirine ne kadar çok yakışan iki olgu olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Çocuk, çevresiyle iletişim kurmaya başladığı andan itibaren oyun oynar ve bu oyunlar içinde hoşça vakit geçirip eğlenirken bir taraftan da hayatı tanır. Ancak drama da amaç çocuğu oyalamak, ona hoşça vakit geçirtmek, eğlendirmek değildir. Amaç söz konusu oyun sürecinde çocuğun kendini geliştirmesi bakımından yaşantılar yoluyla yeni öğrenimler kazanmasıdır. Bu bakımdan drama, özellikle örgün eğitim vermeyen SHÇEK bünyesindeki çocuk yuvaları ve yetiştirme yurtları gibi kuruluşlarda uygulanabilirliği olan, çağdaş bir eğitim tekniğidir.

 

DRAMANIN YARARLARI

– Drama yönteminde bütün duyu organları etkin bir şekilde kullanıldığı için çocuğun dikkat, algılama, dinleme, konuşma, bedenini de kullanarak anlatma ve yorumlama gibi iletişim becerileri gelişir. Böylece çocuk kendini ve sorunlarını ifade edebilmeyi ve yorumlamayı öğrenir. Drama, çocuğun utangaçlık, çekingenlik vb. olumsuz duygulardan arınmasını sağlar.

– Drama oyun oynayarak yapıldığından soyut ve teorik olay ve kavramların anlaşılıp somutlaştırılmasına yardımcı olur. Böylece olaylar karmaşık bile olsa çocuk kolayca anlar ve yorumlar, çatışmalarla olumlu biçimde baş etmesini öğrenir.

– Çocuğun düş gücünü geliştirir ve zenginleştirir. Bilim ve teknolojideki buluşların, onları bulan kişilerin öncelikle düş güçlerinin bir ürünü olduğunu düşünürsek dramanın çocukların düş gücünü geliştirmesinin ne kadar önemli olduğu kolayca anlaşılacaktır. Ayrıca sanatın ve sanat eserlerinin oluşturulmasında da düş gücü olmazsa olmaz bir koşuldur. Drama, çocukların sanatçı ruh taşıyan bireyler olarak yetişmesinde de önemli rol oynar.

– Çocuklarda estetik duygusunun ve bilincinin gelişmesine katkıda bulunur. Böylece çocuk iyi, güzel, doğru gibi kavramları daha sağlıklı algılar ve yorumlar.

– Çocuğun eleştirel düşünme yeteneğinin gelişmesine katkıda bulunur. Çocuk, olaylara ve hayata eleştirel bir gözle bakmayı, yorumlamayı öğrenir. Böylece çocukta olay, olgu ve kavramları bir mantık süzgecinden geçirme yeteneği oluşur ve kendisine sunulan her şeyi olduğu gibi kabullenmeden araştırıcı olmaya yönelir.

– Drama çok önemli bir öğrenme yoludur. Drama arcılığıyla çocuk, olaylar ve durumları, bunların arasındaki bağlantıları kolayca öğrenebilir. Böylece çocuğun problem çözme yeteneği gelişir ve kendi ayakları üzerinde durabilme becerisi kazanır.

– Drama grupla yapılan bir etkinlik olduğundan çocuğun işbirliği yapma, sosyal ilişkiler, iletişim kurma gibi sosyal yönlerinin gelişmesine katkıda bulunur, çoğun sosyal gelişimini hızlandırır.

– Yapılan etkinlikler sırasında duygular da yansıtıldığından çocuğun duygusal gelişimini olumlu yönde etkiler ve gelişmesine katkıda bulunur. Çocuğun günlük sıkıntılardan kurtulup deşarj olmasını sağlar.

– Çocuk drama etkinlikleri içinde kendini ve çevresini, çevresindeki insanları daha iyi tanır. Böylece çocuğun empati kurma becerisi gelişir ve çevresindeki diğer bireyleri ve olayları anlaması kolaylaşır.

– Yapılan etkinlerde ele alınan konuların içeriği bakımından çocukta ahlaki, milli ve manevi değerlerin gelişmesi sağlanabilir.

– Dramanın öncelikli amacı çocukları eğlendirmek olmasa da, drama etkinliği sırasında çocuk eğlenir ve mutlu olur. Drama çocukları neşelendirir, umut ve iyimserlik duyguları yaratır.

– Drama çocukta iyi bir edebiyat deneyimi oluşturur. Ayrıca çocukta sanat eğilimlerini başlatır ve sanatı özellikle de tiyatroyu sevmesine katkıda bulunur.

– Drama yukarıda sayılan yararların hiçbirini sağlamasa en azından çocukları eğlendirir, hoşça vakit geçirmelerini sağlar

 

(1) Not: Cumartesi grupları dolu olup sadece  Pazar günleri bazı gruplar öğrenci kabul etmektedir.

 

Kaynakça : . Hasan ERDEM * Çocuk ve gençlere yönelik sosyal hizmet kuruluşlarında (yurt/yuva) alternatif bir grup çalışması: drama ve tiyatro

Yazan : Diren C.

İyi bir kursta en uygun gün ve saate çocuklarınızın veya sizin bir sanat eğitimine mi ihtiyacı var? O zaman elinizi çabuk tutun ve en uygun gün ve saat imkânını kaçırmayın. Eğer geç kalırsanız uygun saatler dolabilir ve elbette zaman sizleri zorlayıp sanat eğitiminden  uzak kalmanıza yol açabilir. Lütfen unutmayın! Haftanın 7 günü sabah 09:00- akşam 21:00 arasında açığız ve derslerimiz devam ediyor.

sanat-egitimi

Kaliteli bir ortamda, eğitimli ve işinin uzmanı eğitmenlerle pozitif bir yapı içerisinde siz veya çocuklarınız sanat ile tanışacak.

Huzurlu, bakımlı, samimi bir ortamda ister çocuğunuz dersteyken sizde bir başka derse girebilir, isterseniz çayınızı yudumlayarak müzik sesleri arasında diğer veliler ile sohbet edebilirsiniz.

Buyurun gelin tanışalım! Daha içeri adım atar atmaz huzur ve sanatı hissedeceğiniz kurumumuza misafir olun. Kayıt olma zorunluluğunuz elbette yok, gelip bilgi alabilir sohbet edebilirsiniz. Bir başka kurumda eğitim alacak olsanız dahi kurumumuza gelin merak ettiğiniz şeyleri sorun öğrenin. Nar Sanat bir sanat derneği kuruluşu ve sizlerin nerede olursa olsun sanat eğitimi almasını destekleyen bir kurum.

Tek beklentimiz özellikle çocuklarımızın doğru eğitmenler eşliğinde iyi bir eğitim alması. Çocuk drama eğitiminden, hobi veya akademiye hazırlık resim, piyano, gitar, bateri, bağlama, keman, tiyatro, bale, dans, diksiyon, fotoğraf ve daha nice sanat dalı konusunda her türlü bilgi desteğini vermeye hazırız, yeter ki çocuklarımız sanatın içerisinde olsun.

Lütfen unutmayın hangi kuruma giderseniz gidin kurum imkanlarına ve eğitmenlerin eğitim düzeyine bakınız ve özellikle M.E.B.’e bağlı olmasına dikkat ediniz!

Davetlimizsiniz bekleriz…

Hep Sanat, Nar Sanat

 0212 570 80 68

1990 yılında San Diego’da gösterime başlayan ve 1996 yılında San Francisco’da en iyi turne müzikali seçilerek Bay Area Critics Birliği Ödülü’nü kazanan Forever Tango, İstanbul’da gerçekleştireceği ilk gösterisiyle Zorlu Center PSM’de izleyicinin karşısına çıkacak.

Tango Dersleri Bakırköy

1997 – 1998 yılları arasında Broadway’de sahnelenen Forever Tango, Amerika’yı baştan başa dolaştı ve Tony ile Drama Desk ödüllerine aday gösterilerek bir kez daha Broadway’e döndü. Dünya çapında da pek çok gösteriyle tango severlerle buluşan Forever Tango, dansın ateşini, unutulmaz bir performansla ilk kez İstanbul’da sergileyecek.

Mekan Zorlu Center PSM, Ana Tiyatro

Bilet Fiyatları : 57 TL, 80 TL, 99 TL, 120 TL, 140 TL

Zorlu Center PSM, sanatsever gençleri de düşünerek limitli öğrenci biletlerini satışa sunuyor. Sevdiği müzisyeni dinlemek, Broadway Show’larını takip etmek ya da farklı gösterileri Zorlu Center PSM’de izlemek isteyen öğrenciler, performans günü 10.00 – 12.00 saatleri arasında, 20 TL’ye bilet alabilecek.

33. İstanbul Film Festivali’nin ”Uluslararası Yarışma” bölümünde festivalin büyük ödülü Altın Lale için, sanat ve sanatçı temasını işleyen ya da bir edebiyat eserinden uyarlanan 11 film yarışacak. 

Altın Lale Uluslararası Yarışma Jürisi’nin başkanlığını A Separation / Bir Ayrılık ve The Past / Geçmiş filmleriyle tanınan İranlı Yönetmen Asghar Farhadi üstlenecek.

İşte 5-20 Nisan tarihlerinde arasında gerçekleştirilecek festivalde Altın Lale için yarışacak filmler.

FRANK | Yönetmen: Lenny Abrahamson

frank

Oyuncular: Michael Fassbender, Domhnall Gleeson, Maggie Gyllenhaal, Scoot Mcnairy

Geçen yılın Altın Lale ödüllü filmi Ne Yaptın Richard?’ın yönetmeni Lenny Abrahamson, ilk gösterimi Ocak’ta Sundance’te gerçekleşen yeni filmi Frank ile bir kez daha festivalin Uluslararası Yarışması’nda. Abrahamson, bu sefer bizi eksantrik bir müzik grubunun içine sokuyor. Rehberimizse, grubun yeni üyesi olan, genç ve hevesli müzisyen Jon. Grubun en ilginç özelliğiyse, lideri (ve filme adını da veren) Frank. Michael Fassbender’in canlandırdığı Frank, kafasında devasa bir maske taşıyan ve koyduğu ilginç kurallarla grubu bir arada tutan ilginç bir figür. Bu nevi şahsına münhasır karakterin esin kaynağıysa, İngiliz punk grubu The Freshies’in de liderliğini yapmış İngiliz şarkıcı/komedyen Chris Sievey’nin sahne personası Frank Sidebottom.

Seanslar ve detaylar için tıklayınız

METALCİ | MÁLMHAUS| METALHEAD | Yönetmen: Ragnar Bragason

malmhau

Oyuncular: Thorbjörg Helga Dyrfjörd, Ingvar E. Sigurdsson, Halldora Geirhardsdottir

İzlanda sinemasının en ilgi çekici simalarından Ragnar Bragason, dram ile komedi arasında ustaca bir denge kurmasıyla tanınıyor. Bragason son filmini şöyle özetliyor: “Bu filmde bir kız var, heavy metal var, bir de inekler var. Metalci dramatik bir film. Hem müşfik, hem haşin, arada da isyankârca komik. Filmde, korkunç bir kayıp yaşanıyor. Hayat boyunca çektiğimiz acılara nasıl katlandığımız, aile olgusu, hayaller, kâbuslar mercek altına alınıyor.” Heavy metal’e şapka çıkaran bu hem komik hem de duygusal film, gözlerden uzak bir çiftlikte büyüyen ve rock yıldızı olmayı çok ama çok isteyen bir genç kızın hikâyesini anlatıyor.

Seanslar ve detaylar için tıklayınız

ÇÖLDEKİ İZLER | TRACKS| TRACKS | Yönetmen: John Curran

tracks-coldeki-izler

Oyuncular: Mia Wasikowska, Adam Driver 

John Curran’ın yeni filmi Tracks, Avustralyalı yazar Robyn Davidson’ın kendi anılarını kaleme aldığı aynı adlı kitabından bir uyarlama. Mia Wasikowska’nın Davidson’ı canlandırdığı film, yazarın köpeği ve dört deveyle 1977 yılında Avustralya çöllerinde yaptığı yolculuğu konu alıyor. Adam Driver ise, Davidson’ın yolculuğunu kaydeden National Geographic fotoğrafçısı Rick Smolan rolünde. Film büyüleyici görüntüler eşliğinde nefes kesici bir yolculuğu anlatırken; genç bir kadının meydan okuyuşuyla feminizmden, hikâyenin geçtiği coğrafya nedeniyle sömürgeciliğe kadar pek çok temaya da değiniyor. Yönetmen John Curran, New York’tan Avustralya’ya yerleştiği dönemde, 80’li yıllarda keşfetmiş Robyn Davidson’ın kitabını. Genç kadının bir anlamda kendisini de keşfetmek için yaptığı bu yolculuğu, kendi yolculuğuna çok yakın bulan Curran, yıllar sonra bu uyarlamayı yapmaktan büyük heyecan duymuş.

Seanslar ve detaylar için tıklayınız 

TOM ÇİFTLİKTE | TOM À LA FERME| TOM AT THE FARM | Yönetmen: Xavier Dolan

OM ÇİFTLİKTE TOM À LA FERME TOM AT THE FARM

Oyuncular: Xavier Dolan, Pierre-Yves Cardinal, Lise Roy, Evelyne Brochu

Yazar, yönetmen ve oyuncu Xavier Dolan, yine programda yer alan trans hikâyesi Laurence Anyways ile Cannes’dan ödülle dönmüştü. Hitchcockvari bir psikolojik gerilim olan dördüncü uzun metrajlı filminde Dolan, yine farklı bir film türünü deniyor. Filmde (yönetmenin canlandırdığı) Tom,sevgilisi Guillaume’un cenazesi için Quebec kırsalına gidiyor. Orada, Guillaume’un annesi ve son derece maço abisi Francis ile tanışıyor. Kederli ailenin bu ilişkiden haberinin olmadığı açık olmasına açık da, Francis şaşırtıcı bir oyunun kurallarını birer birer koymaya başlayınca işler iyice karışıyor. Bu oyun Tom’u hem boğuyor hem de heyecanlandırıyor.

Seanslar ve detaylar için tıklayınız.

DÜNYADA 20.000 GÜN | 20,000 DAYS ON EARTH | Yönetmen: Iain Forsyth, Jane Pollard

Nick Cave

Oyuncular: Nick Cave

20.000 gün yaşayan biri kaç yaşındadır? Görsel sanatçılar Iain Forsyth ve Jane Pollard, çektikleri bu ilk uzun metrajlı filmde kurmacayla gerçekliği birleştirerek uluslararası kültür ikonu, müzisyen ve senarist, bu dünyaya gelmiş en ilginç sanatçılardan Nick Cave’in 24 saatini anlatıyorlar. Nick Cave’in hem konu hem de başrol olduğu film, sanatsal yaratım sürecine mahrem bir bakış atarken aynı zamanda bu dünyada yaşadığımız süreyi iyi kullanıp kullanmadığımızı sorgulamamızı da istiyor.

“Ortalıkta çok müzik belgeseli var. Bunların bazılarına baktık ve nasıl bir şey yapmamamız gerektiğini anladık. Ian ve Jane işe farklı bir açıdan yaklaştıklarını açıkça belli eden bir kavramsal çerçeveyle geldiler. Her şeyi onların ellerine bırakıp neler olacağını göremeye karar verdim. Storyboard’ları daha en başından bile gayet belirgindi ve bu sayede ben de rahatlamış oldum.” – Nick Cave

Seanslar ve detaylar için tıklayınız 

TAŞ BEBEK | PAPUSZA| PAPUSZA | Yönetmen: Joanna Kos-Krauze, Krzysztof Krauze

papusza

Oyuncular: Jowita Budnik, Antoni Pawlicki, Zbigniew Waleryś, Artur Steranko

Gerçek bir yaşam öyküsüne dayanan Taş Bebek, Papusza lakaplı Bronisława Wajs’ın trajik kaderini anlatıyor. Papusza şiirlerini resmi olarak yayımlayan ve Lehçeye çevrilen ilk Roman şairdir. Tüm bunlar iki adamın çabasıyla gerçekleşir: Polonya’daki Roman cemaatinin yaşayışına odaklanan şair tarihçi Jerzy Ficowski ve Julian Tuwim. Karlovy Vary’de prömiyerini yapan Taş Bebek, Roman cemaatini etkileyen olaylarla bu efsanevi şairin hikâyesini anlatıyor: “Papusza tanınan biri. Hayat hikâyesi bir zamanlar lanetli şairi anlatan bir efsane olarak düşünülürdü. Bu hikâyeyi canlandırabilmek için doğru dili aradık. Siyah-beyaz çekim, hikâyeye duygusal bir kesinlik kattı. 1950-1960’larda çekilen fotoğraflardan esinlendik. Görüntülerin güzel olmasını istedik; çünkü artık bu dünyayı yeniden yaratamayız: 1950’lerin Polonya’sında bir shtetl. Bunun doğru yaklaşım olup olmadığına karar vermek ise izleyici ve eleştirmenlere kalmış.” – Joanna Kos-Krauze

Seanslar ve detaylar için tıklayınız

BULUŞMA | ÅTERTRÄFFEN| THE REUNION | Yönetmen: Anna Odell

återträffen

Oyuncular: Anna Odell, Anders Berg Berg, Robert Fransson, Sandra Andreis, Rikard Svensson, Niklas Engdahl

Böyle bir mezunlar günü görmediniz! Kimse kendisi değil, her şey allak bullak… Ünlü İsveçli sanatçı Anna Odell bizi bu filmle, sıkıntılı bir mezunlar buluşmasına davet ediyor. Mezunlar gününe çağrılmayınca Odell sahte bir buluşma sahneliyor, çocukluğunu kâbusa çeviren eski sınıf arkadaşları rolünde oyuncuları yerleştirip bütün olayı filme çekiyor. Sonrasında da tepkilerini bilmek istediği için, bu filmi gerçek sınıf arkadaşlarına izletiyor. İşte kıyamet böyle kopuyor. Gerçek ile kurgu arasındaki ince çizgiyi epey esneten Buluşma, bir yandan da izleyiciyi grup içi dinamikler ve kurulu hiyerarşiler üzerine düşünmeye davet ediyor. “Okul deneyimlerimiz bizi ciddi şekilde etkiliyor ve yaşamımız boyunca, birbirimize şekil veriyoruz, birbirimizi etkiliyoruz. Diğer bir ifadeyle, bu ilişkileri yeni bir bağlama taşıyarak, eski tatsız deneyimlerden kurtulabilir, tamamen değişebiliriz. Yıllardır akran zorbalığı konusunu işlemek istiyordum. İlkokulda zorbalığa maruz kaldım ve bu deneyimlerimi kullanarak hiyerarşide bir değişiklik olduğunda grup içinde mevcut ilişkilerin bu değişiklikten nasıl etkileneceğini araştırdım.” –Anna Odell

Seanslar ve detaylar için tıklayınız 

ÜÇLEME | TRIPTYQUE| TRIPTYQUE | Yönetmen: Robert Lepage, Pedro Pires

triptyque

Festival takipçilerinin çok iyi tanıdıkları Kanadalı Robert Lepage’ın (Günah Çıkarma, Yalan Makinası ve Ayın Saklı Yüzü) Pedro Pires ile beraber yönettiği Üçleme, isminin de çağrıştırdığı gibi üç bölümden oluşuyor. Lepage’ın 9 saatlik tiyatro oyunu Lipsynch’in sinema uyarlaması olan filmde birbiriyle bağlantılı üç karakterin yaşamlarına giriyoruz. Gerçek bir edebiyat tutkunu olan ve şizofreni tanısıyla kaldırıldığı akıl hastanesinden yeni çıkan kitapçı Michelle… Beynindeki bir tümör nedeniyle konuşma yeteneğini kaybetme riskiyle karşı karşıya olan, Michelle’in şarkıcı kardeşi Marie… Marie’nin önce doktoru, daha sonraysa sevgilisi olan, elleri sürekli titreyen alkolik beyin cerrahı Thomas… Lepage, bu üç karakterin hayatındaki dönüm noktalarını birbirine bağlarken; yalnızlık, delilik, hafıza gibi konulara değiniyor. Pek çok biçimci numarayla geçmiş ile bugün, hayal ile gerçek iç içe geçiyor ve bu üç karakterin hikâyeleri, yan yana geldiğinde, tek bir resim oluşturuyor.

Seanslar ve detaylar için tıklayınız.

VIOLETTE | VIOLETTE | Yönetmen: Martin Provost

violette

Oyuncular: Emmanuelle Devos, Sandrine Kiberlain, Olivier Gourmet, Catherine Hiegel, Jacques Bonaffe, Olivier Py

Martin Provost’un Toronto Film Festivali’nde prömiyerini yapan filmi Violette, adını Fransızkamuoyunda kadın cinselliği, kürtaj gibi meseleleri tartışmaya açan ilk yazarlardan Violette Leduc’ten alan bir dönem filmi. Evlilik dışı bir ilişkiden doğan Violette, yıllarca çaba gösterdikten sonra ancak 1964 yılında La Bâtarde / Piç adını verdiği anılarıyla şöhreti yakaladı. Violette’in ünlü kadın yazar Simone de Beauvoir ile ömür boyu süren dostluğu ve Jean Genet ile mesleki yakınlığını merceği altına yatıran film, feminizm, dostluk ve edebiyat kavramlarını da sorguluyor. “Violette hakkında bulduklarım ne kadar artarsa, içinde sakladıkları beni o kadar etkiliyordu; kırılganlığı, kırgınlığı, ki bunlar yanında herkesin bildiği skandallara karışan şatafatlı kişiliği (yani şöhrete kavuştuğu 1960’lardan sonra) beni pek ilgilendirmedi, bir maske sayılırdı bunlar. Hayat ona iyi davranmadı. İnsanlar onun zor olduğunu söylerdi. Ama bu bana yetmedi.” – Martin Provost

Seanslar ve detaylar için tıklayınız

KÖRLÜK | BLIND| BLIND | Yönetmen: Eskil Vogt

blind (1)

Oyuncular: Ellen Dorrit Petersen, Henrik Rafaelsen, Vera Vitali, Marius Kolbenstvedt 

Joachim Trier’in Reprise / Tekrar ve Oslo, 31 Ağustos gibi birçok ödüllü filminin senaryosunda imzası bulunan Norveçli yönetmen Eskil Vogt’un ilk uzun metrajlı filmi Körlük, görme duyusunu kaybedince eve kapanan bir kadın yazarın aklını da kaybetmemek için gerçekliğe sıkı sıkı sarılma mücadelesini işleyen, gerilimli olduğu kadar mizah unsurlarını da kullanan bir dram. Görüntü yönetmenliğini Dogtooth / Köpekdişi’nin de kameramanlığını üstlenen Thimios Bakatakis’in yaptığı ve yalnızca görme değil yazma ve yalnızlık üzerine de bir film olan Körlük, gerçeküstü atmosferi, seyrek diyalogları ve sürprizli mizahıyla son derece özgün. “Filmde körlük nasıl gösterilir? En bariz yöntem ekranı karartmak, izleyiciyi sesle yönlendirmek olacaktır. (…) Bense çokça, bir ayrıntıyı soyutlama ya da bir görüntüyü daha fazla tutma yoluyla görsel beslemeyi kısıtladım. Filmin biçimi ve biçeminin kilidi bu oldu. Ve körlük, çelişkili de olsa, çok sinemasal aslında; sinemanın en temel yanlarını içeriyor: görmek, görülmek, aydınlık, karanlık…” –Eskil Vogt

BEN, KENDİM VE ANNEM | LES GARÇONS ET GUILLAUME À TABLE!| ME, MYSELF AND MUM | Yönetmen: Guillaume Gallienne

les-garcons-et-guillaume-a-table

Oyuncular: Guillaume Gallienne, Françoise Fabian, Diane Kruger, Nanou Garcia, André Marcon 

Başta anneniz olmak üzere çevrenizdeki herkes sizin eşcinsel olduğunuzu söylüyorsa, eşcinsel olmadan büyümek mümkün müdür? İşte Guillaume’un açmazı burada! Burjuva kökeninden tutun, sahne hayatına kadar, kadınları belki biraz fazlaca seven bir aktörün açılma komedisi bu… Ünlü Fransız sanatçı Guillaume Gallienne’in yıllardır sahneye koyduğu tek kişilik gösterisinin beyazperde uyarlamasında, sanatçının cinsel anlamda biraz karışık geçen gençlik günlerine dönüyoruz. Annesi hep kız çocuğu istemiş ama oğlu olmuş ve zamanla Guillaume’u kendi kendine eşcinsel varsaymış. Guillaume film boyunca eşcinsel film klişelerini ve büyüme öykülerini ti’ye alıyor; filmde hem kendi gençliğini hem de annesini canlandırıyor: “Annemle ilgili ilk anım dört beş yaşımdan. İki erkek kardeşimle beni masaya şöyle çağırıyordu: ‘Oğullarım, Guillaume, yemeğe!’ Yaptığımız en son telefon konuşmasında da annem telefonu şöyle kapattı: ‘Kendine iyi bak, benim kocaman kızım.’ Eh, haliyle bu iki anının arasında, epey bir yanlış anlaşılma da oldu.”

Seanslar ve detaylar için tıklayınız 

MUTLU YILLARIMIZ | ANNI FELICI| THOSE HAPPY DAYS | Yönetmen: Daniele Luchetti

anni-felici1

Oyuncular: Martina Gedeck, Kim Rossi Stuart, Micaela Ramazzotti, Samuel Garofalo, Niccolò Calvagna, Benedetta Buccellato, Pia Engleberth

Abim Evin Tek Çocuğu ve Hayatımız ile tanıdığımız Daniele Luchetti, kısmen otobiyografik yeni filmi Mutlu Yıllarımız’da seyirciyi 70’li yıllara götürüyor. Küçük Dario’nun anlatıcı görevini üstlendiği bu yolculukta sorunlu bir ailenin dünyasına dalıyoruz. Dario’nun babası Guido, bir türlü istediği başarıya ulaşamayan ve giderek içine kapanan bir sanatçı. Annesi Serena ise kocasına deli gibi âşık ve tam da bu yüzden ne bencilliğine ne de kaçamaklarına tahammül edebiliyor. Dönemin özgürlük rüzgârı çok geçmeden bu aileyi de yakalıyor ama böylece anne ve baba birbirinden daha da uzaklaşıyor. Küçük Dario ise sinemaya olan ilgisini keşfediyor ve olan biteni el kamerasıyla kaydetmeye çalışıyor. Yönetmen Luchetti’ye göre, peliküle ve onun kendine has kokusuna bir saygı duruşu olan Mutlu Mutlu Yıllarımız’ın ilk gösterimi Toronto Film Festivali’nde yapılmıştı.

Seanslar ve detaylar için tıklayınız

Kaynak : [- İnan Su Kıyıcı

Bu yıl 71′inci kez düzenlenecek olan Altın Küre Ödülleri’nin adayları açıklandı. Hollywood Yabancı Basın Birliği (HFPA) adı altında 90 kadar yabancı basın üyesinin adayları ve kazananları belirlediği ve Oscar Ödülleri’nden sonra en görkemli törene ev sahipliği yapan Altın Küre Ödülleri 2014 aday listesinde ilk yorumlara göre pek sürpriz yok….

Altın-kure’12 Years a Slave’ ve ‘American Hustle’ 7’şer dalda adaylık kazanarak favoriler arasında başı çekiyor. Televizyonda ise beklendiği gibi ‘Breaking Bad’ en fazla adaylığı kazanan yapım…

Aday filmlerin listesi şöyle:

En İyi Film – Drama

12 Years a Slave

Captain Phillips

Gravity

Philomena

Rush

En İyi Erkek Oyuncu – Drama

Chiwetel Ejiofor (12 Years a Slave)

Idris Elba (Mandela: Long Walk to Freedom)

Tom Hanks (Captain Phillips)

Matthew McConaghey (Dallas Buyers Club)

Robert Redford (All Is Lost)

En İyi Kadın Oyuncu – Drama

Sandra Bullock (Gravity)

Cate Blanchett (Blue Jasmine)

Emma Thompson (Saving Mr. Banks)

Judi Dench (Philomena)

Kate Winslet (Labor Day)

En İyi Film – Komedi/Müzikal

American Hustle

Her

Inside Llewyn Davis

Nebraska

Wolf of Wall Street

En İyi Erkek Oyuncu – Komedi/Müzikal

Leonardo DiCaprio (The Wolf of Wall Street)

Bruce Dern (Nebraska)

Christian Bale (American Hustle)

Oscar Isaac (Inside Llewyn Davis)

Joaquin Phoenix (Her)

En İyi Kadın Oyuncu – Komedi/Müzikal

Meryl Streep (August: Osage County)

Amy Adams (American Hustle)

Julia Louis-Dreyfus (Enough Said)

Julie Delpy (Before Midnight)

Greta Gerwig (Frances Ha)

En İyi Yönetmen

Alfonso Cuaron (Gravity)

Paul Greengrass (Captain Phillips)

Steve McQueen (12 Years a Slave)

Alexander Payne (Nebraska)

David O. Russell (American Hustle)

En İyi Senaryo

“12 Years a Slave”

“American Hustle”

“Her

“Nebraska”

“Philomena”

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu

Jared Leto (Dallas Buyers Club)

Michael Fassbender (12 Years a Slave)

Bradley Cooper (American Hustle)

Barkhad Abdi (Captain Phillips)

Daniel Brühl (Rush)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu

Sally Hawkins (Blue Jasmine)

Jennifer Lawrence (American Hustle)

Lupita Nyong’o (12 Years a Slave)

Julia Roberts (August: Osage County)

June Squibb (Nebraska)

En İyi Animasyon

“The Croods”

“Despicable Me 2″

“Frozen”

Yabancı Dilde En İyi Film

“Blue is the Warmest Color”

“The Great Beauty”

“The Hunt”

“The Past”

“The Wind Rises”

Kasım ayında başlayacak yeni sezonunda İş Sanat”yıl boyu sanat, yıl boyu festival” yaklaşımıyla John McLaughlin, Joshua Bell gibi dünyaca ünlü sanatçıları ağırlayacak. Programda Amerikalı ünlü dans grubu Limon Dance Company’de yer alıyor

John McLaughlin

John McLaughlin

Klasik müzikten caza, gelenekselden dünya müziğine, danstan şiir dinletisine farklı etkinlikler ve sergilerle İstanbul İş Sanat’ın 14. sezonu kasım ayında başlıyor. İş Sanat’ın 14. sezonunun tanıtıldığı basın toplantısında konuşan Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Senar Akkuş, İş Sanat’ın kasımda başlayıp mayısta sona erecek yeni sezonunda 15 klasik müzik, 5 caz, 6 dünya müziği, 5 yerli proje, 2 dans gösterisi, 5 şiir dinletisi, 4 Parlayan Yıldızlar konseri ve çocuk gösterilerinin yer aldığını açıkladı. Kibele Sanat Galerisi ise 4 önemli sergiye ev sahipliği yapacak.

İş Sanat, sezonu 2 Kasım’da geleneksel hale gelen Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO)konseri ile açacak. Şef Sascha Goetzel’in yönetimindeki BİFO, genç kuşak piyanistlerinden Özgür Aydın’a eşlik edecek. Klasik müzikte sıra dışı tarzıyla dikkat çeken İngiliz Barok topluluğu Red Priest ile “kemanın şairi” olarak adlandırılan Joshua Bell yönetimindeki Academy of St Martin in the Fields sezonun öne çıkan konserleri arasında yer alacak.

MADELEINE PEYROUX DA GELİYOR
İş Sanat’ın caz konserlerinde ise, yenilikçi çalışmaları ile adından söz ettiren John McLaughlin ve tabla sanatçısı Zakir Hussain’in müzikal

Joshua Bell (Foto: Chris Lee)

Joshua Bell
(Foto: Chris Lee)

işbirliklerinin 40’ıncı yılını kutladıkları “Remember Shakti” projesi dikkat çekiyor. Time Dergisi’nin “Yılın en heyecan verici vokali” olarak nitelendirdiği caz vokalisti Madeleine Peyroux “The Blue Room” isimli son albümünün en beğenilen parçalarını İş Sanat sahnesinde seslendirecek.

LIMON DANCE COMPANY

İş Sanat, dansın uluslararası üne sahip önemli gruplarından birini daha dans severlerle buluşturacak. Dramatik ifadeleri, teknik ustalıkları ve coşkun hareketleriyle sahneye çıktıkları her ülkede izleyicilerine eşsiz deneyimler yaşatan Amerika’nın köklü dans topluluğu Limón Dance Company iki gösteriyle bu sezon İş Sanat’a konuk olacak.