Şunun için etiket arşivi: drama

Nar Sanat Eğitim Kursu olarak kişisel gelişim amaçlı Yaratıcı Drama derslerimize yaz sezonunda da hız kesmeden devam etmekteyiz. Çocuklarımızın bilinçaltı eğitim teknikleri ile hem eğlenerek hem öğrenerek kazanacakları gelişimler ilerleyen dönemlerde faydalı olacaktır. Yaratıcı Drama dersliklerimizden görüntüler;

Nar Sanat Eğitim Kursu olarak yaratıcı drama derslerimize her hafta başka bir oyun ile bilinçaltı eğitimimize devam etmekteyiz. Oyunların yanı sıra gruplarımızda enstruman destekli  şarkı söyleme, ritim tutma vb. uygulamalar ile çocuklarımızın gelişimlerine katkıda bulunmaya çalışmaktayız. İşte derslerimizden görüntüler;

yaz okulu

Nar Sanat Eğitim Kursu olarak 2016 yaz sezonu için yaz okulu gruplarımız başlamaktadır. Akıl oyunları seti ve ZeKare eğitim setleri ile basitten karmaşığa doğru bilinçaltı eğitimi temelli başlayacak olan eğitim; her ayın sonunda veliye hangi konuda eksik, hangi konuda dikkatli hangi konuda daha başarılı olduğu konuyla ilgili rapor olarak sunulacaktır. “Hangi alanda nasıldı?, Ne tür destekler verildi? , Hangi gelişim özelliğinin ileride desteklenmesi lazım? , Hangi zeka alanı daha kuvvetli?” sorularının cevaplarını velilerimiz rapor halinde eğitmenimizden alacaklardır. Gün içerisindeki eğitim devam edecektir. Gün içerisinde rutin çoklu eğitim devam ederken, birebir özel eğitim ile ilgilenen eğitmenimiz bazı saatlerde arkadaşlarımızı birebir eğitime alarak zeka gelişim programını uygulayacaktır. Buradaki asıl amacımız; okul öncesi dönemdeki çocuklar emici beyindir, yani herşeyi alırlar fakat hepsini alma becerisi ya da hedefe ulaşma becerisi farklıdır. İleriye giden çocukların geridekilere uyum sağlaması zor olur, zor öğrenenlerin de ilerideki çocuklara uyum sağlaması zor olur. Bu nedenle hepsine ayrı ayrı gelişim programı uygulanması gerekmektedir.  Bu program daha çok Montessori eğitim programından etkilenerek hazırlanmış bir programdır ama Montessori eğitiminin tamamı baz alınmamıştır. Çünkü Montessori eğitiminin devamında Türkiye ‘de devam edebilecekleri bir okul bulunmuyor. Biz geleneksel eğitimimizi hazırlayacak şekilde bu materyalleri uygulayacağız. Materyallerimizin tanıtımını eğitmenimiz randevu ile tanıtabilmektedir. Bu materyaller görsel algı becerisi, konsantrasyon becerisi , el-göz koordinasyonunu geliştiren materyallerdir.

montessori egitimi

Montessori Eğitimi Nedir?

Montessori eğitimi İtalyan bir doktor ve eğitimci olan Maria Montessori tarafından geliştirilen ve serbestlik, sınırlar içinde özgürlük ile bir çocuğun doğal psikolojik, fiziksel ve sosyal gelişimine verdiği önem ile tanımlanan bir eğitim yaklaşımıdır. “Montessori” adı altında bir dizi uygulama bulunsa bile, Association Montessori Internationale (AMI) ve Amerikan Montessori Cemiyeti (AMS) aşağıdaki unsurları esas olarak belirlemiş bulunmaktadır:

  • Büyük çoğunlukla 2.5 ya da 3 yaşından 6 yaşına kadar çocuklar için oluşturulmuş karma yaş sınıfları,
  • Belirlenmiş seçenekler içerisinden, öğrencinin kendi seçeceği faaliyetler,
  • Bölünmeyen çalışma zamanı blokları, ideal olarak üçer saat,
  • Öğrencilerin doğrudan eğitim (yönergeler) yerine malzemelerle çalışarak kavramları öğrenmelerine dayalı “Yapılandırmacı” ya da bir “keşif” modeli,
  • Montessori ya da arkadaşları tarafından geliştirilmiş olan özelleştirilmiş eğitim malzemeleri,
  • Sınıf içerisinde hareket özgürlüğü,
  • Montessori metodu için eğitilmiş bir öğretmen

Bunlara ilave olarak, birçok Montessori okulu onun yayınlanmış eserlerinde yer alan Montessori’nin insan gelişimi modelini referans alarak programlarını tasarlamakta ve Montessori’in hayatı boyunca verdiği eğitici eğitimi derslerinde tanıtılan pedagoji, ders ve malzemeleri kullanmaktadır.

Okuma becerileri, bilim ve matematik okur yazarlığı kadar; sosyal bilimler, görsel sanatlar,spor ve becerilerin geliştirilmesi de önemlidir. Çocuklar anaokul ve ilkokul hayatları boyunca oyun oynar ve zevk alarak öğrenirler. Matematik, fen eğitimleri ve soyut kavramları en iyi öğretmenin yolu müzik,drama ve spor uygulamalarıdır. Akademik ve akademik olmayan öğrenme biçimleri arasında kurulan denge çocukların okuldaki mutluluğunu sağlamanın büyülü formulüdür.

YAZ OKULUMUZUN YAPISI

08.30  17.00  Veli istekleri doğrultusunda saatlerde esneklik gösterilecektir.

Haziran, Temmuz,Ağustos   Katılım süresi  veli isteğine bağlıdır.

PROGRAM İÇERİĞİ:

-Atık Materyal ve Kağıt etkinlikleri,

-Zihin geliştirme programı çocuk gelişim uzmanı tarafından  birebir eğitim,

-ZE Kare eğitim seti,akıl oyunları

-Yaratıcı Drama destekli  kurallı oyunlar,

-Projeksiyon destekli Türkçe Dil Etkinliği,

-ORFF destekli  Müzik Etkinliği,

-Bahçede açık hava oyunları,

-Fen ve Doğa çalışmaları,

-İlkokula gidecek öğrencilerimiz için hazırlık eğitimi,

-Geziler , talep doğrultusunda yüzme eğitimi.

PROGRAM AKIŞI

-İlgi köşelerinde serbest zaman,

-Sabah Kahvaltısı,

-Türkçe Dil etkinliği(parmak oyunu ,tekerlemeler,bilmeceler,eğitici hikayeler),

-Bahçede açık hava oyunları,

-Orff destekli müzik etkinliği,

-Öğle yemeği,

-Dinlenme ve ilgi köşelerinde oyunlar(Zihin geliştirme programı birebir uygulanır),

-Fen ve Doğa çalışmaları,

-Yaratıcı Drama destekli  kurallı oyunlar,

-Meyve saati,

-Atık Materyal ve Kağıt etkinlikleri (Sanat Etkinliği),

İSTEĞE BAĞLI ETKİNLİKLER YAPILACAKTIR.

 

  • Aynı zamanda öğrencilerimize ücretsiz olarak müzikal kulak testi yapılacaktır.
  • Ek ücrete tabii müzik eğitimi(Keman, Piyano, Bağlama, Gitar ve vurmalı çalgılar gibi)
  • Bale
  • Resim dersleri ücretsizdir.
  • Yaş Grupları
  • 3-6    yaş grubu öğrenci kabul edilecektir.
  • Kontenjanımız 20 kişi ile sınırlı olup, daha detaylı bilgi ve eğitmen randevusu için bize telefonla ulaşmak için 0212-570-80-68 veya 0530-880-71-80 numaralarından veya e-mail yoluyla ulaşmak için [email protected] adresinden bizlere ulaşabilirsiniz.

AMACIMIZ:

Okul Öncesi  dönemdeki  çocuklarımızın  zihinsel gelişimine,duygusal ve sosyal gelişimine ,dil gelişimine ,fiziksel  gelişimine  ezberci ve yetişkin baskıcı tutumlardan uzak,öğrenmeye merak uyandırarak  var olan emici beyinlerini aktif çalışabilir duruma gelmesine destek vermektir.

Her çocuk kendi  gelişimi içinde kendi evrimini  tamamlar bundan dolayı takvim yaşından çok

Gelişim yaşı önemlidir.Çoğu kurumlarda  toplu kazanımlar aynı zamanda   yerleştirilmeye çalışılmaktadır.Biz Nar Eğitim Kurumları olarak 16 yılllık tecrübe ile okul öncesi çocukların kendi

Gelişim hızlarına göre eğitim alabilmeleri için bireysel gelişim eğitim programı uygulayarak evrimlerini tamamlamalarına fırsat vereceğiz. Bu program hazırlanırken ülkemizde uygulanan eğitim programlarının tamamı süzgeçten geçirilmiş ve özellikle  montessory  eğitiminin prensipleri dikkate alınarak hazırlanmıştır.

‘’BU İŞİ YAPABİLMEM İÇİN BANA YARDIM EDER MİSİN ?’’   diyen  çocuklarımızın elinden tutarak öğrenmekten keyif alan öğrencilerimizin eğitim ve öğretim yolunu başarılı şekilde açmaktır

 

 

Nar Sanat Eğitim Kursu olarak 2016 okul sezonunun bitişi ile birlikte 3-6 yaş grubu küçük dostlarımızın yaz sezonunda hem eğlenip, hem öğrenip hemde tatil tadında keyif alabilecekleri yaz okulu programımızın kayıtları başlamış bulunmaktadır. Yaz okulumuzun yapısı;

 

08.30  17.00  Veli istekleri doğrultusunda saatlerde esneklik gösterilecektir.

Haziran, Temmuz,Ağustos   Katılım süresi  veli isteğine bağlıdır.

PROGRAM İÇERİĞİ:

Atık Materyal ve Kağıt etkinlikleri

Zihin geliştirme programı çocuk gelişim uzmanı tarafından  birebir eğitim

-ZE Kare eğitim seti,akıl oyunları

Yaratıcı Drama destekli  kurallı oyunlar

Projeksiyon destekli Türkçe Dil Etkinliği

ORFF destekli  Müzik Etkinliği

Bahçede açık hava oyunları

Fen ve Doğa çalışmaları

İlkokula gidecek öğrencilerimiz için hazırlık eğitimi

Geziler , talep doğrultusunda yüzme eğitimi.

PROGRAM AKIŞI

İlgi köşelerinde serbest zaman

Sabah Kahvaltısı

Türkçe Dil etkinliği(parmak oyunu ,tekerlemeler,bilmeceler,eğitici hikayeler)

Bahçede açık hava oyunları

Orff destekli müzik etkinliği

Öğle yemeği

Dinlenme ve ilgi köşelerinde oyunlar(Zihin geliştirme programı birebir uygulanır)

Fen ve Doğa çalışmaları

Yaratıcı Drama destekli  kurallı oyunlar

Meyve saati

Atık Materyal ve Kağıt etkinlikleri (Sanat Etkinliği)

İSTEĞE BAĞLI ETKİNLİKLER YAPILACAKTIR.

 

*Aynı zamanda öğrencilerimize ücretsiz olarak müzikal kulak testi yapılacaktır.

*Ek ücrete tabii müzik eğitimi(Keman, Piyano, Bağlama, Gitar ve vurmalı çalgılar gibi)

*Bale

*Resim dersleri ücretsizdir.

Yaş Grupları

3-6    yaş grubu öğrenci kabul edilecektir.

AMACIMIZ:

Okul Öncesi  dönemdeki  çocuklarımızın  zihinsel gelişimine,duygusal ve sosyal gelişimine ,dil gelişimine ,fiziksel  gelişimine  ezberci ve yetişkin baskıcı tutumlardan uzak,öğrenmeye merak uyandırarak  var olan emici beyinlerini aktif çalışabilir duruma gelmesine destek vermektir.

Her çocuk kendi  gelişimi içinde kendi evrimini  tamamlar bundan dolayı takvim yaşından çok

Gelişim yaşı önemlidir.Çoğu kurumlarda  toplu kazanımlar aynı zamanda   yerleştirilmeye çalışılmaktadır.Biz Nar Eğitim Kurumları olarak 16 yılllık tecrübe ile okul öncesi çocukların kendi

Gelişim hızlarına göre eğitim alabilmeleri için bireysel gelişim eğitim programı uygulayarak evrimlerini tamamlamalarına fırsat vereceğiz. Bu program hazırlanırken ülkemizde uygulanan eğitim programlarının tamamı süzgeçten geçirilmiş ve özellikle  montessory  eğitiminin prensipleri dikkate alınarak hazırlanmıştır.

‘’BU İŞİ YAPABİLMEM İÇİN BANA YARDIM EDER MİSİN ?’’   diyen  çocuklarımızın elinden tutarak öğrenmekten keyif alan öğrencilerimizin eğitim ve öğretim yolunu başarılı şekilde açmaktır

 

Ön kayıt için buraya tıklayabilirsiniz.

Nar Sanat Eğitim Kursu olarak Yaratıcı Drama derslerimizin bu haftaki teması 18 Mart Çanakkale Zaferi idi. İşte derslerimizden görüntüler;

faust

faustAlman yazar J. W. Goethe’nin aynı adlı eserinden Fransız besteci Charles Gounod’nun bestelediği “Faust” operası, İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından sahneleniyor. Goethe’nin edebiyat, politika ve doğa bilimleri üzerine yazdığı tüm eserlerinin bir hülasası olarak kabul edilen “Faust”un librettosu Gounod’nun her zaman birlikte çalıştığı Jules Paul Barbier ile Michel Florentin Carré’ye ait.

Son olarak 1992-93 İstanbul Devlet Opera ve Balesi sanat sezonunda, Atatürk Kültür Merkezi’nde sahnelenen Faust; 13 Şubat saat 20.00’de Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi’nde seyirciyle buluşacak.

Recep Ayyılmaz’ın sahneye koyduğu eserin  orkestra şefi Roberto Gianola. koroyu ise Marco Morrone hazırladı. Koreografisi Beyhan Murphy’e ait eserin dekor tasarımı Efter Tunç, kostüm tasarımı Gizem Betil, ışık tasarımı Yakup Çartık’a ait.

Eserde Faust rolünü Erdem Erdoğan ve Hüseyin Likos, Méphistophélès rolünü Zafer Erdaş,Tuncay Kurtoğlu ve Gökhan Ürben, Marguerite rolünü Ayten Telek,Gülbin Günay, Valentin rolünü Caner Akgün, Alper Göçeri, Siébel rolünü Özge Belen ve Deniz Erdoğan Likos, Wagner rolünü Utku Bayburt ve Bahadır Noyan Coşgun ve Marthe rolünü Neslişah Pekin,Nursel Dinler dönüşümlü olarak üstleniyor.

Konu:

İhtiyar Doktor Faust, kasvetli, karanlık odasında gençliğinin özlemini duymaktadır: Dua da etse derdine çare bulacağından emin değildir. Bu nedenle şeytanı çağırmaya karar verir. Şeytan Méphistophélès yüzünde alaycı gülümseyişiyle gelir ve Faust’a ne istediğini sorar; “Para mı, ün mü?” Yaşlı doctor Faust ise hiç birini istemez, o sadece gençliğini arzulamaktadır.

Şeytan ona gençliğini verecektir ancak buna karşılık ondan ruhunu ister. Ve Méphistophélès kozunu oynar.  Aniden güzel bir kız hayali belirir, bu Marguerite’dir. Marguerite’i gören Faust heyecanla pazarlığı kabul eder. Böylece olaylar gelişir ve Faust genç bir delikanlı olarak kaderini Şeytan Méphistophélès’in ellerine bırakır. Sürükleyici konusu ve dramatik yapısı ile eser, seyircinin beğenisine  sunuluyor.

 

“Faust Şubat’ta şu tarihlerde temsil edilecek:

13 Şubat 2016  Cumartesi     20.00 (Prömiyer)

16 Şubat Salı 20.00/17 Şubat Çarşamba 20.00

18 Perşembe 20.00/20 Şubat Cumartesi 20.00

25 Mart Cuma 20.00/26 Mart Cumartesi 16.00

29 Mart Salı 20.00

İlk Türk kadın tiyatro oyuncusu Afife Jale’nin hayatını konu alan “Afife” balesi, beş temsille yeniden izleyici ile buluşacak.

afife

İstanbul Devlet Opera ve Balesi, koreografisi ve librettosu Beyhan Murphy’e, müzikleri Turgay Erdener’e ait “Afife” adlı modern bale eserini, bu sezon yeniden sahneleyecek.

Sahneye 1919’da çıkan ilk Türk kadın tiyatro oyuncusu Afife Jale’nin hayatı üzerine kurulan modern bale prodüksiyonu Afife, 5, 7, 11, 12 ve 14 Kasım’da seyirciyle buluşacak.

Aynı zamanda “dans drama” olan balede, Afife Jale’nin hayatındaki dört dönem; altın, kırmızı, mor ve gümüş olarak tanımlanıyor. Önceki yıllarda olduğu gibi “Afife” rolünü Tülay Yalçınkaya canlandıracak. “Altın” dönemi Zuhal Karaca, “kırmızı” dönemi Ebru Cansız, “mor” dönemi Deniz Kılınç, “gümüş” dönemi İlke Kodal temsil edecek. Afife’nin hayatında önem teşkil eden 4 erkekten “Ziya” karakterini Erhan Güzel, “Mehmet Ali” karakterini Onur Tunay, “Dr.Suat” karakterini Egemen Kement ve “Selahattin Pınar” karakterini ise Olcay Tunçeli hayata geçirecek.

Orkestrayı Serdar Yalçın’ın yöneteceği balede, kostüm tasarımları Bahar Korçan, dekor tasarımı Adnan Öngün imzasını taşıyor.

Perdeler 'Barış'a Açılacak

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, 7 Ekim’de başlayacak yeni sezonda barış temalı oyunlarıyla seyircilerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları

İSTANBUL Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, önceki gün Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde düzenlenen bir basın toplantısıyla 2015-16 sezonunun repertuvarını açıkladı. Toplantıya İBB Kültür Daire Başkanı Abdurrahman Şen, Şehir Tiyatroları Müdürü Salih Efiloğlu, Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu, Genel Sanat Yönetmeni Yardımcıları Hakan Arlı, Yiğit Sertdemir; Şehir Tiyatroları Sahne Yöneticisi Ozan Gözel, Şehir Tiyatroları Başdramaturgu Arzu Işıtman’ın yanı sıra Şehir Tiyatroları’nda bu sezon oyun sahneleyecek olan Zeliha Berksoy, Mehmet Birkiye gibi konuk yönetmenler ve Şehir Tiyatrosu oyuncuları katıldı.

‘BU SEZON DAHA İYİ’

Erhan Yazıcıoğlu, geçtiğimiz sezona oranla daha iyi bir repertuvarla seyircinin karşısına çıkacaklarını belirterek, “Bu yıl, repertuvarda barış temasını öne çıkaran oyunlarla 7 Ekim’de sahnelerimizi açacağız. Tüm dünyanın ihtiyacı olan barışa hizmet etmek, 101 yıllık bir kurum olarak bize onur verecektir. Şu ana kadar saptanan ve sezon boyunca aralarına yenilerinin ekleneceği savaşı sorgulayan bu oyunlara örnek olarak; Arthur Miller’ın ‘Bütün Oğullarım’, ‘Sonsuz Öykü’ (Leningrad Kuşatması), ‘İki Arada Bir Yerde’ ve ‘Kuvayi Milliye Destanı’nı sayabiliriz” dedi. Şehir Tiyatroları’nın bu sezon konuk rejisörleri, Zeliha Berksoy “Üç Kuruşluk Opera”yı, Mehmet Birkiye “Cyrano de Bergerac”ı ve Serdar Biliş ise “On İkinci Gece”yi sahneleyecek. Bu oyunların yanı sıra Şehir Tiyatroları sanatçılarından Orhan Alkaya “Ayaktakımı Arasında”yı, Arif Akkaya “Sonsuz Öykü”yü, Hakan Yavaş “Kuvayi Milliye”yi, Emre Koyuncuoğlu “Devekuşlu Kabare”yi, Kemal Kocatürk “Fehim Paşa Konağı”nı, Erhan Yazıcıoğlu “Reis Bey”i, Ali Gökmen Altuğ “Oyunun Oyunu”nu ve Ragıp Yavuz “Radyonun İçindekiler”i sahneye taşıyacak.

14 Eylül’de başlayan 22. Uluslararası Altın Koza Film Festivali kapsamında düzenlenen yarışmaların kazananları, 19 Eylül Cumartesi günü, Adana Divan Oteli’nde düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı.

22 altın koza

Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda en iyi film ödülü, yapımcılığını Nadir Öperli, Enis Köstepen, Cem Doruk’un, yönetmenliğini ise Emin Alper’in yaptığı “Abluka” isimli filmi oldu.

Yılmaz Güney Ödülü, yapımcılığını ve yönetmenliğini Faruk Hacıhafızoğlu’nun yaptığı “Kar Korsanları” isimli filmin olurken, Adana Jürisi seçimini, Emin Alper’in yönettiği “Abluka”dan yana kullandı. Yarışmada en iyi yönetmen ödülünü ise, “Sarmaşık” isimli filmiyle, Tolga Karaçelik aldı. En iyi senaryo ödülüne ise, “Ana Yurdu” isimli filmiyle Senem Tüzen layık görüldü.
Festivalde bu yıl ilk defa gerçekleştirilen Adana Konulu Senaryo Yarışması’nın kazananı ise, Hikmet Ozan Sihay tarafından kaleme alınan “Tepebağ Çıkmazı” isimli eserin oldu.

Bu yıl 14 – 20 Eylül tarihleri arasında düzenlenen 22. Uluslararası Altın Koza Film Festivali kapsamında gerçekleştirilen Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması, Adana Konulu Senaryo Yarışması, Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması ve Akdeniz Ülkeleri Kısa Film Yarışması’nın sonuçları açıklandı. Sonuçlar, 19 Eylül Cumartesi günü, Adana Divan Oteli’nde düzenlenen basın toplantısıyla duyuruldu.

Basın toplantısında, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü, Altın Koza A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Halil Avşar, Festival Direktörü Candan Yaygın, Festival Sinema Programları Direktörü Kadir Beycioğlu, Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması Jüri Başkanı yönetmen Ümit Ünal, yarışmanın jüri üyeleri yönetmen Deniz Akçay Katıksız, oyuncular Ali Düşenkalkar ve Selen Uçer, görüntü yönetmeni Gökhan Atılmış, Eurimages Türkiye temsilcisi Mehmet Demirhan ve müzisyen Rahman Altın’ın yanı sıra, festivalin kısa metraj film yarışmalarının koordinatörü Hilmi Etikan ve Adana Konulu Senaryo Yarışması’nın jüri üyesi, Işıl Özgentürk katıldı.

Festival kapsamında düzenlenen Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nın sonuçları şöyle:
altın koza
En İyi Film – Abluka (Yön: Emin Alper / Yapımcı: Nadir Öperli, Enis Köstepen, Cem Doruk)
Yılmaz Güney Ödülü – Kar Korsanları (Yönetmen ve Yapımcı: Faruk Hacıhafızoğlu )
Adana İzleyici Ödülü – Abluka (Yönetmen:Emin Alper, Yapımcı: Nadir Öperli, Enis Köstepen, Cem Doruk)

En İyi Yönetmen –  Tolga Karaçelik (Sarmaşık)

En İyi Senaryo – Senem Tüzen (Ana Yurdu) – Oy çokluğuyla

En İyi Kadın Oyuncu – Nihal Koldaş (Ana Yurdu)

En İyi Erkek Oyuncu – Nadir Sarıbacak (Sarmaşık)

En İyi Müzik – Demircan Demir (Kasap Havası) – Oy çokluğuyla

En İyi Görüntü Yönetmeni – Vedat Özdemir (Ana Yurdu) – Türksoy Gölebeyi (Kar Korsanları)

En İyi Sanat Yönetmeni – İsmail Durmaz (Abluka)

En İyi Kurgu – Osman Bayraktaroğlu (Abluka)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu – Hülya Böceklioğlu (Yarım)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu – Özgür Emre Yıldırım (Eksik)

Türkan Şoray Umut Genç Veren Kadın Oyuncu – Ece Yüksel (Nefesim Kesilene Kadar)

Umut Veren Genç Erkek Oyuncu – Berkay Ateş (Abluka)

Jüri Özel Mansiyon Ödülü – Ece Atay (Yarım)

SİYAD En İyi Film Ödülü – Ana Yurdu – Senem Tüzen

Film – Yön En İyi Yönetmen Ödülü – Senem Tüzen – Ana
Yurdu

Ödüllerin gerekçeleri ise şu şekilde açıklandı:

En İyi Film : Güncel ve yerel bir konuyu, evrensel bir bakış açısıyla, yetkin ve çarpıcı bir sinema diliyle anlattığı için oybirliğiyle Abluka filmine verilmiştir.

Yılmaz Güney Özel Ödülü: Tarihimizin çok önemli ve acılarla dolu bir dönemini, naifliği ölçüsünde derinlikli bir anlatımla perdeye aktarmayı başardığı için oybirliğiyle Kar Korsanları filmine verilmiştir.

En İyi Yönetmen Ödülü: Sınırlı bir alanda kapalı kalmış insanların ruhsal çöküşünü, gizli ve açık şiddetini, güçlü oyuncu yönetimi ve sinemasal anlatımla metaforik bir derinlik yaratarak sinemaya aktarmayı başardığı için Sarmaşık filmi ile oybirliğiyle Tolga Karaçelik’e verilmiştir.

En İyi Senaryo: Anne kız ilişkisini modern ve gelenekselin çatışması ekseninde, ender rastlanılan incelikli bir gözlem gücü ve cesaretle anlatabildiği için, Ana Yurdu filmi ile oyçokluğuyla Senem Tüzen’e verilmiştir.

En İyi Kadın Oyuncu: Alışılagelmiş denilebilecek bir anne karakterini, senaryonun özgün çizgileri doğrultusunda tüm açıları ile doğal ve detaylı yorumlayarak oluşturduğu duru ve güçlü oyunu sebebiyle Ana Yurdu filmindeki rolüyle Nihal Koldaş’a oybirliğiyle verilmiştir.

En İyi Erkek Oyuncu: Detaylı ve sıra dışı oyunuyla Sarmaşık filmindeki rolü ile Nadir Sarıbacak’a oybirliğiyle verilmiştir.

En İyi Müzik: Uluslararası ölçülerdeki film müziği yaklaşımını, yerel müzikal dil ile tutarlı ve ustaca tasarlayarak yakaladığı dengeli anlatımdan ötürü Kasap Havası ile Demircan Demir’e oy çokluğuyla verilmiştir.

En İyi Görüntü Yönetimi: En İyi Görüntü Yönetimi Ödülü, Kar Korsanları ve Ana Yurdu filmlerinin görsel atmosferini büyük bir doğallıkla kuran, teknik anlamda yetkin ve yenilikçi çalışmalarından dolayı görüntü yönetmenleri Türksoy Gölebeyi ve Vedat Özdemir arasında paylaştırılmıştır.

En İyi Sanat Yönetimi: Yaratıcı çözümlerle titizlikle hazırlanmış, ikna edici ve doğal çevre tasarımından dolayı En İyi Sanat Yönetimi Ödülü’nün Abluka filmiyle İsmail Durmaz’a verilmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.

En İyi Kurgu: En İyi Kurgu Ödülü zaman ve gerçek algısıyla kışkırtıcı bir şekilde oynayan kurgusu için Abluka filmiyle Osman Bayraktaroğlu’na verilmiştir.

En İyi Yardımcı Erkek: Eksik Filmindeki Devrim karakteriyle gerçeklik sınırlarını zorlayan olağanüstü yorumu sebebiyle Özgür Emre Yıldırım En İyi Yardımcı Erkek oyuncu ödülüne layık görülmüştür.

En İyi Yardımcı Kadın: En İyi Yardımcı Kadın ödülü mizahi, gerçekçi, katmanlı oyunuyla Yarım Filmindeki rolüyle Hülya Böceklioğlu’na verilmştir.

Türkan Şoray Umut Veren Kadın Oyuncu Ödülü: Hacmen çok küçük bir role kattığı oyun çeşitliliği ve akılda kalıcılığıyla Nefesim Kesilene Kadar filmindeki rolüyle verilmiştir.

Umut Veren Erkek: Umut Veren Erkek Oyuncu ödülü, zorlu bir kırılma yaşayan bir karakteri tüm boyutlarıyla ele alıp yansıtan oyunuyla Abluka filmindeki rolüyle Berkay Ateş’e verilmiştir.

Jüri Özel Mansiyon Ödülü: Genç yaşına rağmen sergilediği etkileyici oyunu ve perdede yarattığı etki dolayısıyla jüri, Yarım filminden, Ece Atay’a, Mansiyon ödül vermiştir.

Film Yön – En İyi Yönetmen Ödülü Gerekçesi:
Film Yönetmenleri Derneği jürisi, yalın bir öyküyü olgun ve bütünlüklü bir sinema diliyle kurabildiği, karakterlerini çok katmanlı ve gerçekçi bir bakışla anlatabildiği için oy birliğiyle Senem Tüzen’in yönetmenliğini yaptığı, ‘Ana Yurdu’ filmini En İyi Yönetmen Ödülü’nü vermeye değer bulmuştur.

SİYAD En İyi Film Ödülü Gerekçesi:

SİYAD jürisi, tutuculuğu deliliğe dönüşen bir toplumda, ayakta durma iradesine sahip bir kaının ve ebeveyn – çocuk arasındaki ilişkinin, karanlık ve aydınlık taraflarını hem cesaret hem sevgiyle anlatmadaki başarısı nedeniyle, Senem Tüzen’in Ana Yurdu filmini ödülü oy çokluğuğla layık gördü.

ADANA KONULU SENARYO YARIŞMASINA İLGİ BÜYÜKTÜ

Adana Uluslararası Altın Koza Film Festivali’nin yarışmalı bölümlerinde bu yıl ilk kez
gerçekleştirilen Adana Konulu Uzun Metraj Senaryo Yarışması’nı kazananlar belli oldu.

Senaryo yarışmasına büyük ilgi gösterildi, 63 özgün senaryo başvuruda bulundu. Dr. S.Haluk Uygur, Faruk Karaçay ve Hakan Haksun’dan oluşan ön seçici kurul 63 senaryodan 8 tanesini ana jürinin değerlendirmesi için ayırdı.

Erden Kıral, Füruzan, Abdurrahman Keskiner, Işıl Özgentürk ve Muzaffer İzgü’den oluşan senaryo jürisi oy çokluğuyla, film festivaline gitme hayallerini sonuna kadar koruyan bir avuç gencin, aslında direnmenin, dayanışmanın öyküsünü anlatan, karakterlerin iyi işlendiği ve iyi bir dramaturjiye sahip olan Hikmet Ozan Sihay’ın Tepebağ Çıkmazı’na birincilik ödülünü, ana karakterin sakin ve güvenli bir liman bulmak üzere çıktığı tinsel yolculukta öyküyü iki düzlemde işleyen, iki farklı yaşamı başarıyla aktarmasından ötürü Gökhan Karahaner’in İnsancıklar’ına ikincilik ödülünü, yaşlı bir çiftin Adana kentinin her yerine dağılmış çocuklarını ziyareti süresince, gerçeği bir türlü söyleyememenin çaresizliğini, sıkıntısını betimleyen İsmail Doruk’un On Adım’ına üçüncülük ödülünü verdi.

AKDENİZLİ KISA FİLMCİLER ALTIN KOZA’DA BULUŞTU

Artık tüm Akdeniz ülkeleri sinema çevrelerince, özellikle genç yönetmenler tarafından, dikkatle izlenen bir etkinlik olan ve jüri üyeleri,  film eleştirmeni Dubravka Lakic, akademisyen Prof.Dr. Şükran Kuyucak Esen,  belgesel film yönetmeni Dr. Habib Nasry,  oyuncu Ülkü Duru ve canlandırma yönetmeni Ayce Kartal tarafından değerlendirilen sonuçlar şöyle:

En İyi Kurmaca Film
Ave Maria / Ave Maria Yön: Basil Khalil ( Filistin-Fransa- Almanya )

En İyi Canlandırma Film
Fuligem / Fuligem   Yön: David Doutel (Portekiz )

En İyi Belgesel Film
Şarkı Başladığında / When A Song Begins  Yön: Yannis Pothos ( Yunanistan)

En İyi Deneysel Film
Savaş Bölgesi / War Zone  Yön: Oğuzhan Kaya (Türkiye)
Kurmaca Dalı Jüri Özel Ödülü
Üçüncü El /The Third Hand Yön: Hicham Elladdaqi (Fas)
Belgesel Dalı Jüri Özel Ödülü
Dioni / Dioni Yön: Thanos Psichogios (Yunanistan)

GELECEĞİN SİNEMACILARI ADANA’DA GÖRÜCÜYE ÇIKTI

Üniversitelerimizin güzel sanatlar ve iletişim fakülteleri sinema-televizyon bölümleri öğrencilerinin katılabildiği ve filmlerin bu yıl, yönetmen Murat Şeker, oyuncu Ekin Türkmen, belgesel film yönetmeni Sadık Arslankara, sanat yönetmeni Ziya Ülkenciler ve canlandırma film yönetmeni Sinem Sakaoğlu tarafından değerlendirildiği yarışmanın sonuçları ise şöyle:
En İyi Kurmaca Film
“Cemalettin Was Here”  Yön: Mert Özel (Istanbul Üniversitesi)
En İyi Belgesel Film
“Godesbana” Yön: Nursena Şimşek   (Akdeniz Üniversitesi)
En İyi Canlandırma Film
“ Kök” Yön: Osman Çubukçu, Önder Menken   (Anadolu Üniversitesi)
En İyi Deneysel Film
“Renklerin Düşüşü”  Yön: Karis Deniz Kara  (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Ün.)
Belgesel Dalı Jüri Özel Ödülü
“Afro Türk”  Yön: Betül Usta  (Akdeniz Üniversitesi)

14. Filmekimi, her yıl olduğu gibi merakla beklenen göz alıcı filmleri bu yıl da izleyiciyle buluşturacak.

2015 film ekimi

 

3-11 Ekim tarihlerinde İstanbul’da yapılacak, ardından Ankara, İzmir, Trabzon, Bursa ve Edirne’yi ziyaret edecek 14. Filmekimi’nin programı açıklandı. Sundance, Berlin, Cannes, Venedik, Toronto gibi saygın festivallerde adından söz ettiren, aralarında Woody Allen, Noah Baumbach, Stephen Frears, Michel Gondry, Todd Haynes, Nanni Moretti, Paolo Sorrentino gibi usta yönetmenlerin son yapıtlarının da olduğu ‘yolunu gözlediğimiz’ 46 film programda.
filmekimi 2015

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından Vodafone FreeZone sponsorluğunda gerçekleştirilecek 14. Filmekimi, her yıl olduğu gibi yolunu gözlediğimiz filmleri sinemaseverlerle buluşturacak.İstanbul ayağı 3-11 Ekim tarihleri arasında yapılacak, ardından Ankara, İzmir, Trabzon, Bursa ve Edirne’yi ziyaret edecek 14. Filmekimi’nde, Sundance, Berlin, Cannes, Venedik, Toronto gibi saygın uluslararası festivallerde adından söz ettiren Woody Allen, Noah Baumbach, Stephen Frears, Michel Gondry, Todd Haynes, Hirokazu Kore-eda, Nanni Moretti, Paolo Sorrentino gibi usta yönetmenlerin son yapıtlarının da aralarında bulunduğu 46 film beyazperdede izlenebilecek. Birkaç gün önce 72. Venedik Film Festivali’nde büyük ödül Altın Aslan kazanan ‘Uzaktan’ın (Desde Alla) da gösterileceği Filmekimi’nde Can Evrenol’un ‘Baskın’ ve Ben Hopkins’in Hasret filmlerinin Türkiye prömiyerleri yapılacak.

FİLMEKİMİ PROGRAMINDA NELER VAR?
Mantıksız Adam / Irrational Man / Woody Allen
Başrollerini Emma Stone, Joaquin Phoenix ve Parker Posey’nin paylaştığı Woody Allen’ın son filmi Mantıksız Adam / Irrational Man’in merkezinde yaşama arzusunu yeniden kazanmak isteyen felsefe profesörü Abe Lucas var. Hayatta ne zevk ne de bir anlam bulamayan Abe, duygusal açıdan dibe vurmuştur. Ders vermeye başladığı küçük bir kasabadaki üniversitede iki kadınla yakınlaşır: Mutsuz evliliğinde debelenen öğretim üyesi Rita ile en iyi öğrencisi Jill. Talihin bir oyunuyla Abe öyle bir karar vermek zorunda kalır ki tüm dengeleri ve ilişkileri alt üst olur. Mantıksız Adam ilk gösterimini Cannes Film Festivali’nde yaptı.

Dheepan / Jacques Audiard
Cannes’ın en büyük ödülü Altın Palmiye’yi kazanan Pas ve Kemik ile Yeraltı Peygamberi filmleriyle tanıdığımız Jacques Audiard’ın son filmi Dheepan Paris’te Sri Lankalı üç mülteci üzerinden tüm dünyadaki sığınmacıların çektiği zorlukları ele alıyor. Filme adını veren Dheepan’ı 1980’lerde Tamil Kaplanları’nda çocuk asker olan romancı Antonythasan Jesuthasan canlandırıyor. Sri Lanka’da sona eren iç savaştan kaçabilmek için Dheepan, bir kadın ve bir kız çocuğuyla bir aileymiş gibi davranarak mülteci olarak Fransa’ya gider. Paris dışında bir toplu konuta yerleştirilen üçlü, bir yandan göçmen olarak kültür çatışmasını aşmaya çalışırken bir yandan da gündelik şiddetle ve “ailevi” meselelerle uğraşmak zorunda kalacaktır.

Bayan Amerika / Mistress America / Noah Baumbach
Bu yılki İstanbul Film Festivali’nin en çok izlenen filmlerinden While We Are Young’dan sonra bağımsız yönetmen Noah Baumbach, Frances Ha’nın hem başrol oyuncusu hem de ortak senaristi Greta Gerwig ile birlikte Bayan Amerika’yı yarattı. Başrollerinde Greta Gerwig, Loka Kirke, Heather Lind’in yer aldığı film, efsane bir şehir komedisi olmayı vaat ediyor. İlk gösterimini Sundance’te gerçekleştiren Bayan Amerika, Baumbach’ın en eğlenceli filmi olarak görülüyor. Baumbach ve Gerwig işbirliğiyle ortaya çıkan hınzır senaryosu ve sivri diyaloglarıyla dikkat çeken film, kendi halinde, henüz New York’un ışıltılı hayatına girememiş Tracy ile şehri çok iyi bilen ve maceracı bir kız olan Brooke’un ilişkisini anlatıyor.

İnsanın Değeri / The Measure of a Man / Stephane Brize
Cannes Film Festivali’nde Vincent Lindon’a En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazandıran İnsanın Değeri / The Measure of a Man, işçi sınıfının sosyolojik yapısını anlatan sosyal gerçekçi dram. Yönetmenliğini Stephane Brize’nin yaptığı film, birden bildiği tüm ahlaki değerlere karşı durmak zorunda kalan bir fabrika işçisinin hikâyesini anlatırken “aslında, insanın değeri nedir?”i sorguluyor. Dardenne Biraderler’i anımsatan açık bir kapitalizm eleştirisi yapan film, özellikle başrolündeki Vincent Lindon’un performansıyla büyük övgü aldı.

Ixcanul / Ixcanul Volcano / Jayro Bustamante
Jayro Bustamante’nin ilk uzun metrajlı filmi olan Ixcanul Guatemala’da gerçek ve aktif bir volkanın eteklerinde çekildi. Kaqchikel Mayaları’ndan, ailesiyle birlikte bir kahve plantasyonunda yaşayan 17 yaşındaki Maria’nın ekseninde gelişen öyküsüyle izleyiciyi, şu ana kadar yılda en fazla 6 film çekilebilmiş Guatemala’dan gelen; gerçek bir karakterin yaşadıklarına dayanan etkileyici ve alışılmışın dışında bir kadın öyküsü. İzleyiciyi Maya kültürü ve gelenekleriyle tanıştıran Ixcanul’un başrollerinde Maria Mercedes Coroy ve Maria Telon var. Film, 2015 Berlin Film Festivali’nde Gümüş Ayı ödülüne layık görüldü, Guadalajara’da ise En İyi Latin Amerika Filmi seçildi.

Life / Anton Corbijn
Fotoğrafçı ve yönetmen olan Anton Corbijn’ın son filmi Life, Hollywood efsanesi James Dean ile Magnum fotoğrafçılarından Dennis Stock’un, Dean henüz dünya çapında bir yıldız olmadan, 1955 yılındaki yakın arkadaşlığının hikâyesini anlatıyor. Stock, bu başına buyruk, çılgın, neşeli ve yaramaz yeni aktörün fotoğra?arını çekmek için LIFE dergisini ikna eder. İkili, Los Angeles’tan New York’a oradan da Dean’in Indiana’daki aile çiftliğine doğru, kıtayı boydan boya geçen bir fotoğraf gezisine çıkar. Stock’un hayatını değiştirecek bu geziden geriye çağımızın en unutulmaz fotoğra?arı kalacaktır. Berlin Film Festivali’nde ilk gösterimini yapan Life’ın müzikleri ise geçtiğimiz Aralık ayında Salon’da konser veren Owen Pallett tarafından bestelendi.

Lolo / Julie Delpy
Paris’te İki Gün, New York’ta İki Gün ve Skylab ile sevdiğimiz, en Amerikalı Fransız yönetmen Julie Delpy, başrollerini Dany Boon, Vincent Lacoste ve Karın Viard ile paylaştığı bu romantik komediyle beyazperdeye dönüyor. Lolo, dünya prömiyerini yaptığı Venedik Film Festivali’nin Venedik Günleri bölümünün ardından Toronto Film Festivali’nde de gösterilecek. Filme adını veren Lolo, annesini aşırı sahiplenen ve bu yüzden de annesinin yeni sevgilisine zorluk çıkartan ergen bir genç.

En Güzel Günlerim / My Golden Days / Arnaud Desplechin
A Christmas Tale ve My Sex Life or How I Got Into an Argument gibi duygusal filmlerin yönetmeni Fransız Arnaud Desplechin’in senaryosunu da kendi yazdığı yeni filmi En Güzel Günlerim / My Golden Days, ergenlik çağındaki gençlerin romantik hikâyesini anlatıyor. Cannes Film Festivali Eleştirmenler Haftasında En İyi Senaryo ödülü alan, Quentin Dolmaire, Lou Roy-Lecollinet gibi isimlerin oyunculuğu ile En Güzel Günlerim hem dokunaklı bir büyüme hikâyesi, hem de sıcacık, hayat dolu, hüzünlü ve nüktedan bir ilk aşk hikâyesi anlatıyor.

The Witch / Robert Eggers
The Witch ile Sundance Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülünü alan Robert Eggers, insanlık tarihinin en karanlık dönemlerinden, New England’daki cadı avlarından esinleniyor. Hıristiyan inançlarına sıkı sıkıya bağlı William ve Katherine, beş çocuğuyla birlikte, geçit vermez bir ormanın yamacında yaşamlarını sürdürmektedir. Yeni doğan oğulları sırra kadem basıp bir de ekinleri solunca, aile batıl inançlar ile kendi korku ve kaygılarının esiri olur. Başrollerini Anya Taylor Joy, Ralph Ineson’ın paylaştığı ve Sundance’in en ürkütücü filmi olarak övülen The Witch, korku ve endişenin işlendiği, etkileyici bir yapıt. 1922 yılında çekilen ünlü korku filmi Nosferatu’nun yeniden çevrimini Robert Eggers’ın üstleneceği de açıklandı.

Baskın / Can Evrenol
Baskın, beş polisin gece devriyesi sırasında gelen bir yardım çağrısı üzerine destek için gittikleri terk edilmiş tarihi bir Osmanlı karakolunda başlarına gelenleri konu eden bir geceyarısı filmi. Dünya prömiyerini bu ay Toronto Film Festivali’nin “Midnight Madness” seçkisi kapsamında gerçekleştiren Baskın, Can Evrenol’un aynı adlı ödüllü kısa filminden uyarlandı. Baskın’ın Türkiye prömiyeri, Filmekimi’nde yapılıyor.

Kronik / Chronic / Michel Franco
Meksikalı yönetmen Michel Franco’nun senaristliğini de üstlendiği Kronik, izleyiciyle ilk kez buluştuğu Cannes Film Festivali’nden En İyi Senaryo ödülüyle ayrıldı. Filmin başrollerinde, Reservoir Dogs, Pulp Fiction gibi filmlerde rol alan benzersiz oyuncu Tim Roth, 5 sezondur devam eden Grimm’den hatırlayacağımız Bitsie Tulloch ve ilk kez 2008 yılında Kara Şövalye’de ‘Joker’s Thug’ olarak izlediğimiz David Dastmalchian yer alıyor. Kronik, Tim Roth’un canlandırdığı, bir bakımevinde ölüm döşeğindeki hastalarla ilgilenen bir erkek hemşirenin portresini çiziyor. Sakince akan bu keskin dram, Meksikalı yönetmen Michel Franco’nun 2012’de Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünün galibi olan ve İstanbul Film Festivali’nde de gösterilen Lucia’dan Sonra filminden sonraki çalışması.

Son Efsane / The Program / Stephen Frears
Gazeteci David Walsh’ın Seven Deadly Sins kitabından uyarlanan Son Efsane / The Program’ın yönetmen koltuğunda Stephen Frears oturuyor. Ünlü bisikletçi Lance Armstong’un hayatının beyazperdeye aktarıldığı filmde Armstrong’un hakkında çıkan doping haberlerinin ardından 7 kez kazandığı Tour de France şampiyonluklarının elinden alınması ve spordan men edilmesine kadar devam eden tartışmalı süreçleri konu edilmiş. Başrollerini Ben Foster ve Chris O’Dowd’ın paylaştığı Son Efsane kadrosunda Dustin Hoffman, Guillaume Canet ve Jesse Plemons gibi isimler de yer alıyor. Son Efsane, ilk gösterimini bu ay Toronto Film Festivali’nde yapıyor.

Ex Machina / Alex Garland
Never Let Me Go, Gün Işığı, 28 Gün Sonra filmlerinin senaryolarına imza atan, The Beach / Kumsal, Tesseract / Hiper Küp romanlarının yazarı Alex Garland bu kez Ex Machina’da hem yönetmen hem de senarist olarak karşımıza çıkıyor. Yılın en merakla beklenen filmlerinden Ex Machina, “insanlık sonrası fütüristik şok filmi” ve “vizyoner bir bilimkurgu” olarak şimdiden kült filmler arasına girdi. Filmin başrollerinde Oscar Isaac, Domhnall Gleeson ve Alicia Vikander yer alıyor. Yapay zekâ ürünü bir “kadın robot deneyi”ni test eden bilim adamlarının hikâyesini anlatan Ex Machina, çağdaş bir Frankenstein yorumu olarak tanımlanıyor. Müziklerini Ben Salisbury ile Portishead kurucularından Geoff Barrow’un bestelediği filmin ilham kaynakları arasında 2001: A Space Odyssey / 2001: Uzay Macerası (Stanley Kubrick) ile Altered States / Gerçeğin Ötesinde (Ken Russell) yer alıyor.

Bir Varmış Bir Yokmuş / Tale of Tales / Matteo Garrone

Tale-of-Tales

 

İlk gösterimini Cannes’da gerçekleşen, epik bir sinema vizyonuyla Ortaçağ Napoli’si hikâyelerinden esinlenen Bir Varmış Bir Yokmuş / Tale of Tales’in başrollerinde Salma Hayek ve Vincent Cassel yer alıyor. Kendisini çok seven kocasını feda etmeye hazır bir Kraliçe’nin savaşımından, bir Kral’ı baştan çıkarmaya çalışan iki gizemli kız kardeşe, dev bir pireyle uğraşırken kızının kalbini kıran başka bir Kral’a, güzellikle groteski katıştıran bu hikâyeler gotik bir hayal dünyasını çarpıcı ve benzersiz bir şekilde beyazperdeye taşıyor.

Marguerite / Xavier Giannoli
Eylül ayında Venedik Film Festivali’nde ilk gösterimini yapan Marguerite, Fransız yönetmen Xavier Giannoli’nin son filmi. detone soprano Florence Foster Jenkins’in hikayesinden esinlenen film 1921 yılının Paris’inde geçiyor. Marguerite Dumont’un şatosundaki bir partide, müthiş bir hevesle arya söyleyen Marguerite Marguerite o kadar detone ve kendi durumundan o kadar bihaber ki, dinleyiciler gülmemek için kendilerini zor tutuyorlar. Kışkırtıcı bir gazeteci son performansı hakkında övgü dolu bir yazı yazınca Marguerite de büyük bir resital vermeye ikna oluyor. Filmin oyuncuları arasında Catherine Frot, Andre Marco, Michel Fau ve Christa Theret var.

Ben, Earl & Ölen Kız / Me and Earl and the Dying Girl / Alfonso Gomez
Amerikalı yazar Jesse Andrews’ın aynı adlı romanından uyarlanan, yönetmen koltuğunda Glee ve American Horror Story gibi başarılı dizilerde yönetmen olarak karşımıza çıkan Alfonso Gomez’in olduğu Ben, Earl & Ölen Kız’ın oyuncu kadrosunda Bates Motel’den tanıdığımız Olivia Cooke, Thomas Mann ve RJ Cyler yer alıyor. Sundance Film Festivali’nden, Jüri Büyük Ödülü ve İzleyici Ödülü ile dönen film, lise son sınıfta olan ve okulunu huzurla bitirmek uğruna kimseyle yakınlaşmamayı tercih eden Greg’in kanser hastası sınıf arkadaşı Rachel’a yardımcı olmasıyla birlikte gerçek dostluğu keşfetmesini konu alıyor. Film, Rolling Stone dergisi tarafından şimdiden 2015 yılının en iyi 7 filmi arasında gösteriliyor.

Microbe & Gasoline / Michel Gondry
Michel Gondry’nin Versailles’da geçirdiği çocukluk günlerinden esinlendiği Microbe & Gasoline, geçen Filmekimi’nde de gösterilen Biz ve Ben’deki gibi ergenlerin dünyasına dalan tatlı bir fantezi, ev yapımı bir karavanla Fransız taşrasını kat eden iki ergenin büyüme hikâyesi. Uyumsuz liseliler Mikrop ile Gazolin yakın arkadaş olurlar. Okul bitip yaz tatili başladığında ilk işleri derme çatma bir “tekerlekli ev” inşa edip kendilerini yollara vurmak olur. Elbette yolda hem tuhaf tiplerle karşılaşır hem de ilginç maceralar yaşarlar.

İnatçılar / Rams / Grimur Hakonarson
40 yıldır birbiriyle konuşmayan, hayvancılık yapan iki kardeş, Gummi ve Kiddi’nin koyunlarını kurtarmak amacıyla bir araya geldiği bu film, dokunaklı, insancıl ve kuzeyli mizahını esirgemeyen bir dram. İzlandalı yönetmen Grimur Hakonarson’un kendi ülkesinde yaptığı doğa çekimleriyle birleşen belgesel tadındaki İnatçılar, 2015 Cannes Film Festivali’nde Belirli Bir Bakış ödülüne layık görüldü. Başrollerini Sigurður Sigurjónsson ve Theodór Júlíusson’ın paylaştığı İnatçılar İzlanda’nın Oscar adayı.

Carol / Todd Haynes
Suç ve gerilim romanlarının usta yazarı Patricia Highsmith’in kendi deneyimlerinden yola çıkarak yazdığı 1952 tarihli romanı, 11 yıllık bir yapım sürecinden sonra beyazperdede. Amerika’da insan ilişkilerinin karanlık yüzüne bakan yönetmen Todd Haynes, şahane kadrosu ve olağanüstü sanat tasarımıyla yılın bu en çok övülen filminde 1950’lerin New York’unda iki kadının yasak aşkını anlatıyor. 2015 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’ye aday olan, En İyi Kadın Oyuncu (R. Mara) ve Kuir Palmiye ödülleri kazanan filmin başrollerinde Cate Blanchett ve Rooney Mara yer alıyor.

Hasret / Yearning / Ben Hopkins
Yönetmen Ben Hopkins’in filmi Hasret / Yearning, İstanbul’a film çekmeye gelen küçük bir çekim ekibinin hikâyesini anlatıyor. Yönetmen Hopkins, günden karanlığa, yaşayan şehirden geçmişin şehrine doğru geçerken İstanbul’un birçok yönüne değiniyor. Hasret / Yearning, eski mahallelerin yıkılması ve yenilenmesi, göçmen işçiler, hükümete karşı direniş, şehirde yaşayan çok çeşitli dinler ve topluluklar, İstanbul’un tuhaf derecede melankolik özüne değiniyor.

Emanet / Coin Locker Girl / Han Jun-Hee
Han Jun-Hee’nin ilk yönetmenlik denemesi olan Emanet, dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nde Eleştirmenler Haftası bölümünde yaptı. Metro istasyonunda terk edilen bir bebeğin bir mafya örgütünün lideri olan kadın tarafından sahiplenilmesini ve kızın yıllar sonra kadının otoritesini ve yetiştirilişini sorgulamasını konu alan bu sert film Kore’de Bucheon Film Festivali ile İtalya’da Griffoni Film Festivali’nde ödüller kazandı.

Umudun Tarifi / An / Naomi Kawase
Geçen yıl Filmekimi’nde gösterilen Dingin Sular filmiyle hatırladığımız Japon yönetmen Naomi Kawase’nin yeni filmi Umudun Tarifi’nin çekimleri Japonya, Fransa, Almanya olmak üzere üç farklı ülkede yapıldı. Küçük bir fırın mutfağında “an” adı verilen fasulye ezmesinin Tokue adında yaşlı bir kadın tarafından yapılmasıyla başlayan bu hikâye, gün geçtikçe fırının sahibi Senataro ile Tokue arasında farklı dostluklara ve geçmişe yapılan yolcuklara kapısını aralıyor. 2015 Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünün açılışını yapan Umudun Tarifi, sunduğu eşsiz görüntüler ile izleyicilere farklı bir atmosfer yaşatıyor.

Küçük Kız Kardeşim / Our Little Sister / Hirokazu Kore-eda
Çağdaş Japon sinemasının ustası Kore-eda’nın son filmi Küçük Kız Kardeşim, Yoshida Akimi’nin aynı adlı çoksatar çizgi romanından uyarlanmış. Büyükannelerine ait bir evde oturan üç yetişkin kız kardeş, yıllardır görmedikleri babalarının cenazesinde onlu yaşlarındaki utangaç üvey kız kardeşleri Suzu’yla tanışırlar. Kızı çok sevip yanların alan kızkardeşler, ailelerine yeni katılan bu kızla gitgide yakınlaşırlar. Klasik Japon tarzını benimseyen bu sakin ve dokunaklı aile dramı, Cannes’da Altın Palmiye için yarışmıştı.

The Lobster / Yorgos Lanthimos
Köpek Dişi, Attenberg ve Alpler’de toplumsal kodları yıkarken izleyicinin aklını karıştıran Yunanlı yönetmen Yorgos Lanthimos’un ülkesi dışında çektiği ilk filmi The Lobster, sinemaseverleri distopik bir geleceğe götürüyor. Hollywood’un en parlak yıldızlarından Colin Farrell, Rachel Weisz, Ben Whishaw, Olivia Colman’ı oyuncu kadrosuna dahil eden The Lobster, dünya prömiyerini yaptığı Cannes Festivali’nden Jüri Ödülü ve Kuir Palmiye Özel Mansiyonu ile döndü. Film, bekâr olmanın yasadışı olduğu ve bu suçu işleyenlerin seçtikleri bir hayvana dönüştürüldüğü tuhaf, gerçeküstü, sıra dışı bir dünyada geçiyor.

El Club / The Club / Pablo Larrain
Berlin’de Büyük Jüri Ödülü alan El Club’un yönetmen koltuğunda Pablo Larrain oturuyor. Oscar’lı No, Altın Lale’li Tony Manero ve Post Mortem filmlerinden tanıdığımız Larrain, bu filmde Katolik Kilisesi’ne sert bir eleştiri yöneltiyor. Filmin başrolünde, Larrain’in önceki filmlerinde de birlikte çalıştığı Alfredo Castro rol alıyor. El Club, Şili’de bir sahil kasabasında işledikleri suçlar yüzünden Kilise’den uzaklaştırılmış bir grup rahibin günahlarıyla yüzleşmesini, karanlık bir atmosfer ve sakince açılan bir hikâye örgüsüyle anlatıyor. Çoğu eleştirmenin özellikle oyunculuk performanslarını övdüğü El Club için Larrain birçok eski kilise yetkilisi ve eski rahiple görüşmeler yapmış.

Mükemmel Bir Gün / A Perfect Day / Fernando León de Aranoa

Perfect_Day

 

Kadrosunda Benicio Del Toro, Tim Robbins, Olga Kurylenko gibi yıldız isimlerin yer aldığı Mükemmel Bir Gün, silahlı çatışmanın sürdüğü bir bölgede, bir su kuyusundan bir cesedi çıkarmaya çalışan insani yardım işçilerini konu eder. Savaşın ortasında kalan işçiler için, kobay fareler gibi çıkış yoktur sanki. Belirsizlik içinde tehlikenin tam ortasındaki işçiler, savaş içinde savaş yaşarlar: Mizah, dram, tehlike, umut… İlk kez Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde gösterilen Mükemmel Bir Gün için yönetmen León de Aranoa şöyle diyor: “Bu filmin kaybedecek, durup düşünecek hiç vakti yok. Müzik olsaydı punk rock olurdu.”

Sakin Batı / Slow West / John Maclean
Sundance Film Festivali’nden Jüri Büyük Ödülü’yle dönen Sakin Batı’nın yönetmen koltuğunda, indie rock grubu Beta Band müzisyenlerinden John Maclean oturuyor. 19. Yüzyılın sonlarında, Vahşi Batı’da geçen filmde, sevdiği kadının peşinden Amerika’ya seyahat eden aristokrat bir İskoç ailesinin 16 yaşındaki genç oğulları, bölgenin zorlu şartlarında ona eşlik etmesi için gizemli ve güçlü bir gezginle anlaşır. Filmde, Hunger / Açlık, Shame / Utanç, X-Men ve Soysuzlar Çetesi’nden tanıdığımız çok yönlü oyuncu Michael Fassbender, genç yetenek Kodi Smith-McPhee ve Kara Şövalye Yükseliyor’dan hatırladığımız Ben Mendelsohn yer alıyor.

Knight of Cups / Terrence Malik

Terrence Malick’in Tree of Life / Hayat Ağacı ve To the Wonder / Aşkın İzleri’nin ardından çektiği Knight of Cups’ın ilk gösterimi Berlin Film Festivali’nde ana yarışmada yapıldı. Oyuncu kadrosunda Hollywood yıldızları Christian Bale, Cate Blanchett, Natalie Portman, Freida Pinto, Imogen Poots, Antonio Banderas’ın yer aldığı filmin ana karakteri Rick, Los Angeles’ta yaşayan, etrafında olup bitene anlam vermeye çalışan bir senaryo yazarıdır. Knight of Cups, kendini sisteme kaptırmış umutsuz bir adamın hikâyesini, nasıl ayartıldığını, şöhretini ve aşırılığı anlatıyor.

Güneş Tepedeyken / The High Sun / Dalibor Matanic
Yönetmen Dalibor Matanic’e Cannes’da Jüri Ödülü kazandıran ve Hırvatistan’ın Oscar adayı olan Güneş Tepedeyken, Yugoslavya iç savaşının üç ardışık döneminde aynı oyuncuların farklı karakterleri canlandırdığı üç imkânsız aşk hikâyesini anlatıyor. Farklı etnik kökenler ve savaşın birbirine yabancılaştırdığı karakterlerin öyküsü, 20 yıllık karşılıklı öfkenin ve geride bıraktığı izlerin bir özeti niteliğinde. Güneş Tepedeyken yakın tarihin belki de en karmaşık kimlik arayışının sınırlarını çiziyor.

Paulina / La Patota / Santiago Mitre
Cannes Film Festivali’nde Eleştirmenler Haftası bölümünde Büyük Ödül’e layık görülen Paulina’nın yönetmen koltuğunda Arjantinli yönetmen Santiago Mitre oturuyor. Aldığı ödülün yanı sıra bu yıl Cannes’ın en heyecan verici keşiflerinden olan Paulina, fedakâr ve idealist bir kadın öğretmenin Arjantin’in ücra bir bölgesinde başından geçen olayları anlatan; adalet, dirayet ve fedakârlık kavramlarının sınırlarını yoklayan, cesur bir siyasal gerilim. Paulina’nın oyuncu kadrosunda performansıyla büyük övgü toplayan Dolores Fonzi, Oscar Martinez ve Esteban Lamothe var

Annem / Mia Madre / My Mother / Nanni Moretti
Ferzan Özpetek filmlerinden Cahil Periler, Bir Ömür Yetmez, Şahane Misafir’den hatırladığımız İtalyan oyuncu Margherita Buy ile Amerikalı oyuncu ve yönetmen John Turturro’nun rol aldığı, Cannes’dan Ekümenik Jüri Ödülü’yle dönen Annem / Mia Madre’nin yönetmen koltuğunda ödüllü İtalyan yönetmen Nanni Moretti oturuyor. Film, varoluşsal bir krizin ortasında kalan yönetmen Margherita’nın ölümcül bir hastalıkla uğraşan annesi, huysuz başrol oyuncusu ve ergenlik çağındaki kızıyla baş etmeye çalışmasını izliyor. Nanni Moretti’nin The Guardian’a göre “samimi, hınzır ve akıl çelici” olan bu yarı-otobiyografik filmi, dramla mizahı ustaca harmanlıyor.

Babam / Babai / Visar Morina
Bu yıl Karlovy Vary ve Münih film festivallerinden En İyi Yönetmen ödülü kazanan Visar Morina, Kosova savaşı öncesinde hayatlarını sigara satarak geçindiren bir baba-oğulun hikayesini anlatıyor. Babam, farklı ülkelerde yapılan çekimleri, yönetmen Morina’nın kullandığı sinema dili ve başarılı hikâye anlatımı ile izleyiciden büyük beğeni topluyor. Kosova’nın Oscar adayı film, karmaşık bir düzen içinde aile olmanın önemini vurgulayan bir yapım.

Annemle Geçen Yaz / The Second Mother / Anna Muylaert
Saõ Paulo’da zengin bir evde hizmetçilik yapan Val, mükemmel kanepeler hazırlamaktan evin yeniyetme oğluna dadılık yapmaya kadar, işini son derece ciddiye almaktadır. 13 yıl önce kızını büyükannesi ile bırakıp iş bulmak için Sao Paulo’a gelen Val’in hırslı ve akıllı kızının tekrar hayatına girişiyle evin hassas dengeleri alt-üst olur. İnsanın içini ısıtan Annemle Geçen Yaz, Brezilya’da aile ve sınıf meselelerini yeni, çağdaş ve tempolu bir tarzda ele alıyor. Sundance’te başrollerindeki Regina Casé ve Camila Márdila’ya Jüri Oyunculuk Özel Ödülü kazandıran film, Berlin Panorama bölümünde de İzleyici Ödülü kazanmıştı.

Saul’un Oğlu / Son of Saul / Laszlo Nemes

Cannes’dan Büyük Ödül ve FIPRESCI dahil dört ödülle ayrılan Saul’un Oğlu / Son of Saul, Macar yönetmen Laszlo Nemes’in ilk uzun metraj denemesi. Kısa filmleriyle birçok festivalden ödüle layık görülen Nemes, ilk uzun metrajlı filminde izleyiciyi 1944 yılına, Auschwitz imha kampına götürüyor. Kampta Nazilerle işbirliği yapmaya zorlanan Yahudi mahkûmlardan Saul’un görevi, cesetleri yakmaktır. Bir gün, temizlediği imha fırınında, bir oğlan çocuğunun cesedini görür. O an olanaksız bir ödev üstlenir: Çocuğun cesedini yakılmaktan kurtaracak ve usulünce toprağa verecektir. Başrollerinde Geza Röhrig, Levente Molnar, Urs Rechen’in bulunduğu Saul’un Oğlu, Macaristan’ın 2016 Oscar adayı olarak açıklandı. Saul Ausländer rolünde ilk kez kamera önüne geçen Geza Röhrig, Macar bir yazar ve şair. 35 mm çekilen ve Cannes’da 35 mm kopyasından gösterilen Son of Saul kötülük kavramını benzersiz bir bakış açısıyla sorguluyor.

Aşk Vadisi / Valley of Love / Guillaume Nicloux
Fransa’nın en ünlü ve önemli oyuncularından Isabelle Huppert ile Gérard Depardieu, romancı, yönetmen ve oyuncu Guillaume Nicloux’nun son filminde 35 yıl sonra ilk kez yeniden bir araya geliyor. Huppert ve Dépardieu, kendi adlarını taşıyan, yıllar önce birbirlerinden ayrılmış, çok ünlü bir oyuncu çifti canlandırıyorlar. Filmde, intihar eden oğulları Michael’dan bir mektup alınca yıllar sonra yeniden buluşmayı kabul eden bu acılı çiftin hikâyesi anlatılıyor. Olağanüstü görselliğiyle dikkatleri çeken Aşk Vadisi, bu yıl Cannes’da dünya prömiyerini yaptı ve büyük ilgi topladı.

London Road / Rufus Norris
London Road, 2006 yılında Ipswich’te beş genç kadının canice öldürüldüğü ‘Suffolk Canisi’ cinayetlerinin yankılarını ve etkilerini ele alıyor. Alecky Blythe, mahalle sakinleriyle (yani bir nevi Küçük Britanya ile) yaklaşık 100 saatlik röportajlar yaptı; 2011’de de röportajda sarfedilen sözleri aynen kullanarak müziklerini Adam Cork’un bestelediği ve yine Rufus Norris tarafından sahneye konan bir müzikale dönüştürdü. Müzikalle aynı adı taşıyan beyazperde uyarlaması da aralarından birinin tutuklanmasıyla kendilerini bu trajik olayların tam merkezinde buluveren sıradan insanların hikâyesini müzikle ve kendi sözleriyle anlatıyor. Film ilk gösterimini San Sebastian ve Toronto ?lm festivallerinde yaptı.

Nahid / Ida Panahandeh
2015 Cannes Film Festivali’nde Gelecek Vaad Eden Film Ödülü’ne layık görülen Ida Panahandeh’in ilk uzun metrajlı filmi İran’daki boşanmış kadınların çocukların velayeti ve hülle nikâhı gibi sorunlarını ele alıyor. Bir yandan da Ortadoğu kültürünü, kadın ve erkek arasındaki ilişkiyi de yansıtan Nahid, İran toplumundaki güçlü kadınların ortak hikâyesi. İranlı yeni nesil yönetmenlerin ödüllü yapıtlarına yepyeni bu örnek, başrolünde Bir Ayrılık filminden hatırladığımız Sareh Bayart dramatik performansıyla büyük övgü aldı.

Hazine / The Treasure / Corneliu Porumboiu
Bükreş’in Doğusu, Bükreş’e Gece Çöktüğünde ya da Metabolizma, Polis, Sıfat filmlerinin yönetmeni Corneliu Proumboiu’nun alaycı dramlarındaki sıradan kahramanlar, küçük bürokratlar ve Romanya’nın komünist geçmişinin uzun gölgelerini sevenler bu sevimli ve minimalist taşlamadan büyük keyif alacaklar. Hazine’nin ilham kaynağı, filmde Adrian’ı canlandıran Adrian Purcarescu’nun gerçek hazine arama hikâyesi. Romanya’da komünist dönem öncesi arka bahçelerine gömülmüş bir hazineyi bulmak için iki komşunun yaptığı iş birliğini konu alan film, karakterlerin motivasyonlarına karşın olayları ilerleyişinin gösterdiği farklılık ahlak anlayışı, devlet ve bürokrasi gibi birçok etkeni gözler önüne seriyor.

Arjantin / Zonda: Folclore Argentino / Carlos Saura
Kanlı Düğün, Tango, Iberia, Fadolar ve Flamenko, Flamenko gibi müzik ve dans filmlerinde bizi kendine hayran bırakan Carlos Saura, bu kez geleneksel Arjantin müziğinin yüreğini açan bir belgesel sunuyor. Arjantin’in farklı bölgelerinde çekilmiş görüntüler ve ülkenin en iyi müzisyenleri tarafından seslendirilen geleneksel şarkılar sayesinde Arjantin şiirsel, büyüleyici bir nitelik kazanıyor; hem kulaklara hem gözlere hitap ediyor.

Aşka Özgürlük / Freeheld / Peter Sollett

Peter Sollett’in Eylül ayında Toronto Film Festivali’nde prömiyer yapan son filmi Aşka Özgürlük, Laurel Hester ile Stacie Andree’nin gerçek aşk hikâyesiyle eşitlik, adalet ve medeni haklar mücadelesini anlatıyor.. Hem kişisel hem de siyasal bir mücadeleyi ele alan bu dokunaklı cesaret hikayesinin başrollerini Julianne Moore, Ellen Page, Michael Shannon, Steve Carell ve Josh Charles paylaşıyorlar.

Gençlik / Youth / La Giovinezza / Paolo Sorrentino

Youth-la-giovinezza

Paolo Sorrentino’nun, Oscar ödüllü Muhteşem Güzellik filminden sonra çektiği Gençlik, iki eski arkadaşın ilişkileri, gençlik anıları ve hayatlarını gözlerinden geçirmesini anlatıyor. Dünya prömiyerini Cannes’da yapan Gençlik, Sorrentino’nun farklı kamera açıları, çarpık yüzler, stilize görseller ve olağanüstü müzikler geçidiyle izleyiciye nefes kesici bir seyirlik sunuyor. Filmin başrollerini Oscar’lı aktör Michael Caine, 2006’da İstanbul Film Festivali’nde Sinema Onur Ödülü alan Harvey Keitel ve Rachel Weisz paylaşıyor.

Sessiz Çığlık / Louder Than Bombs / Joachim Trier
Tekrar ve Oslo, 31 Ağustos filmleriyle tanıdığımız Joachim Trier’in Cannes’da Altın Palmiye için yarışan son filmi Sessiz Çığlık etkileyici bir psikolojik dram. Üç yıl önce ölen ünlü fotoğrafçı Isabelle’in büyük oğlu Jonah, annesinin anısına düzenlenen bir sergiye katılmak için evine geri döner. Jonah, kardeşi Conrad ve babaları Gene yıllar sonra ilk kez aynı çatı altında zaman geçirecektir. Gene oğullarıyla yeniden yakınlaşmak istese de Isabelle’e karşı besledikleri karmaşık duygular ve farklı anıları durumu zorlaştıracaktır. Senaryosunu Trier ve Eskil Vogt’un ortaklaşa yazdığı Sessiz Çığlık, bir ailenin hayalleri, düş kırıklıkları ve sırlarının portresini çiziyor.

Yeni Ahit / The Brand New Testament / Jaco Van Dormael
Belçikalı oyun yazarı, senarist ve yönetmen Jaco Van Dormael’in 2009 tarihli filmi Bay Hiçkimse’den sonra çektiği ilk film olan bu gerçeküstü komedi, ilk kez Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde gösterildi ve büyük beğeni topladı. Yeni Ahit filminin başrolünde Coco Before Channel filminde performans sergileyen Belçikjalı yönetmen, oyuncu ve komedyen Benoît Poelvoorde yer alıyor. Filmde Tanrı’nın Brüksel’de yaşadığı ve on yaşındaki kızı Ea ile arasındaki huzursuzluğun sıra dışı ve eğlenceli hikâyesine tanıklık ediyoruz.

Saltanatın Mezarlığı / Cemetery of Splendour / Apichatpong Weerasethakul
Altın Palmiye ödüllü Uncle Boonmee Who Can Recall His Past Lives / Amcam Önceki Hayatlarını Hatırlıyor filminin yönetmeni ve 7. İstanbul Bienali sanatçılarından Apichatpong Weerasethakul’un yeni filmi Saltanatın Mezarlığı’nda da gerçeklik, fantastik öğeler, rüyalar, hayaletler ve bilinçaltı iç içe geçiyor. Oyuncu kadrosunda yönetmenin daha önce de beraber çalıştığı Jnejira Pongpas ve Banlop Lomnai’nin yer aldığı filmde Khon Kaen’da yaşayan orta yaşlı bir ev kadınının bir klinikte gizemli bir uyku hastalığına kapılan askerlerle ilgilenmesi konu alınıyor. Prömiyerini Cannes’da yapan filmde yönetmen Weerasethakul, yine çocukluk anılarından, ülkesi Tayland’ın acı olaylarla dolu geçmişinden ve ailesinden ilham alıyor.

Darmadağın / Disorder / Maryland / Alice Winocour
Genç Fransız yönetmen ve senarist Alice Winocour’un ikinci filmi Darmadağın, ilk kez Cannes Film Festivali’nde Belirli Bir Bakış bölümünde izleyiciyle buluştu. Bu psikolojik gerilimin başrollerini, Diane Kruger ile bu yıl İstanbul Film Festivali’nde de gösterilen Çılgın Kalabalıktan Uzak’ta izlediğimiz başarılı oyuncu Matthias Schoenaerts paylaşıyor. Filmde, eski bir paralı asker olan Vincent’ın Lübnanlı bir işadamının eşini ve çocuğunu korumak için işe alınması, Vincent’ın savaş travmasıyla paranoyaya kapılması ve sonrasında gelişen olaylar ele alınıyor. Bütün film, Vincent’ın bakış açısından izleniyor. Yönetmen Alice Winocour, aynı zamanda Deniz Gamze Ergüven’in ödüllü Mustang filminin senaristlerinden. Hitchcockvari bir gerilim olarak övgü toplayan filmde kamera tek bir bakış açısını izliyor. Winocour, filmin ilham kaynakları arasında Antonioni’nin filmleri, The Conversation (Coppola) ve Take Shelter (Jeff Nichols) filmlerini sayıyor.

Uzaktan / Desde Alla / Lozenzo Vigas
72. Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan’a layık görülen Uzaktan / Desde Alla Filmekimi programında. 50 yaşındaki bir adamın 17 yaşındaki bir gençle tanıştıktan sonra hayatındaki sonsuza kadar değişen hayatını konu alan film, Guillermo Arriaga’nın hikayesinden uyarlanıyor. Filmin yönetmen koltuğunda ilk yönetmenlik deneyimine imza atan Lorenzo Vigas bulunuyor. Filmin rollerini ise Alfredo Castro, Luis Silva ve Jericó Montilla paylaşıyor.

Dağlar Uzaklaştığında / Mountains May Depart / Jia Zhang-ke
Çinli yönetmen ve senarist Jia Zhang-ke’nin hem yönetmenliğini yaptığı hem de senaryosunu yazdığı filmi Dağlar Uzaklaştığında, ilk gösterimini Cannes Film Festivali’nde gerçekleştirdi. Başrollerinde Tao Zhao, Yi Zhang ve Jing Dong Liang’ın olduğu film geçmişten günümüze ve geleceğe uzanıyor. 1999, 2014 ve 2025 yıllarında Çin ve Avustralya’da geçen film, parçalanan bir aile üzerinden kültürel değişim ve tüketici hırsının izlerini sürerek Çin’in ekonomik ve toplumsal dönüşümünü ele alıyor. Dağlar Uzaklaştığında’nın çekimlerine on yıl önce başlandı. Çin’in en önemli çağdaş yönetmenlerinden Jia Zhang-ke’nin bir önceki filmi, “yeni Çin’in” vahşi ve sert bir portresini çizen Günahın Dokunuşu, 2013 Filmekimi’nde gösterilmişti.

BİLETLER 19 EYLÜL CUMARTESİ SABAHI SATIŞTA
İstanbul’da Filmekimi biletleri, 19 Eylül Cumartesi günü 10.30’dan itibaren, Biletix satış noktaları, Biletix internet sitesi (biletix.com), Biletix çağrı merkezi (216 556 98 00) ile Atlas ve Rexx sinemalarında kurulacak gişelerden satın alınabilecek. 24-27 Eylül’de Kurban Bayramı dolayısıyla tüm gişeler kapalı olacak.
Filmekimi’nin Beyoğlu’nda Beyoğlu, Atlas sinemaları, Kadıköy Rexx Sineması’nın yanı sıra Ortaköy’de Feriye Sineması’nda yapılacak İstanbul ayağının biletleri hafta içi gündüz seanslarında (11.00, 13.30, 16.00) sadece 7 TL, hafta sonu gündüz seansları ve tüm 19.00 ve 21.30 seanslarında tam 17, indirimli 12 TL. Tüm 21.30 seansları 17 TL.
Lale Kart üyeleri için ön satış dönemi 16 Eylül’de başlıyor. Siyah ve Beyaz Lale Kart üyeleri 16 Eylül Çarşamba; Kırmızı ve Sarı Lale Kart üyeleri 17 Eylül Perşembe ve 18 Eylül Cuma günlerinde özel indirimlerle biletlerini alabilecek.

BİR BİLET ALANA İKİNCİ BİLET HEDİYE
14. Filmekimi’nin sponsoru Vodafone FreeZone, sinema kampanyasını bu yıl da sürdürecek. Vodafone FreeZone’lu sinemaseverler, Filmekimi’nde bir bilet aldıklarında aynı seans için bir bilet hediye kazanacaklar. Kampanyalı bilet satışları 19 Eylül gününden itibaren Filmekimi ana gişeleri ve biletix.com adresi üzerinden yapılacak. Kampanya koşulları hakkında ayrıntılı bilgi vodafonefreezone.com sitesinde yer alıyor.

TÜRKİYE’Yİ DOLAŞACAK
Filmekimi sadece İstanbul’da değil, Türkiye’nin farklı şehirlerinde de sinema ruhunu yaşatmaya devam edecek. 2011 yılından bu yana gittiği her şehirde büyük ilgi gören Filmekimi, bu yıl da Ankara, İzmir, Trabzon, Bursa ve Edirne’ye uğrayacak.
Filmekimi Ankara Büyülü Fener Kızılay Sineması’nda 2-4 Ekim’de; İzmir Karaca Sineması’nda 9-12 Ekim’de; Trabzon Atapark Avşar Sinemaları’nda 16-18 Ekim’de; Bursa Cinetech Korupark Sinemaları’nda 23-25 Ekim’de ve Edirne Cinemarine Sinemaları Margi Outlet’te 23-25 Ekim’de gerçekleşecek.

 

Bakırköy’de faaliyet gösteren Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür sanat Derneği ve derneğimizin sahibi olduğu Milli Eğitim Bakanlığına bağlı faaliyet gösteren Bakırköy’ün ilk M.E.B. onaylı belge verme yetkisine sahip olan kursumuzun destek ve katkıları ile. Down Sendromlu çocuklarımızı toplumun bir parçası haline getirmeye çalışıyoruz…

??????????????????????????????????????????????????

Amaç :  Down sendromlu çocuklarımızın tüm gelişim alanlarını yaratıcı drama teknikleri ile desteklemek ve günlük hayata adapte olmalarına yardımcı olmak.

Gün ve saat : Hafta içerisinde yoğun taleplerin oluştuğu gün ve saatlerde açılacaktır. ( 60 dakika)

Yaş: 7-11

Kazanımlar :

-Güncel yaşam becerileri

-Grupla iletişim kurabilme
-Grupla etkileşim sağlayabilme
-Bireysel özelliklerini tanıyabilme
-Diğer bir kişiye güven duygusunu geliştirebilme
-Duyu organlarını kullanabilme
-Çevresindeki ayrıntıları fark edebilme
-Empati becerisini geliştirebilme
-Çevresindeki ayrıntıları fark edebilme
-Çevresini güzelleştirebilme
-Çevre konusunda neden – sonuç ilişkilerini kurabilme
-Duygularını uygun yollarla gösterebilme
-Gözlem  yeteneğini geliştirebilme
-Çevresindeki ayrıntıları fark edebilme
-Başlama ve bitirme yönergelerini kavrayıp hayata geçirebilme
-Çevre kirliliği ile ilgili problem durumu çözebilme
-Büyük ve küçük kaslarını kullanarak çevre duyarlılığı konusunda özgün bir ürün meydana getirebilme
-Bir birey olarak kendine ait istek ve yeteneklerinin farkına varabilme.

down sendromlular

Bu çerçevede yapılacak çalışmalarla Down Sendromlu çocuklarımızın topluma uyumunu artırmaya çalışmak.

Grup mevcudu : 6

İletişim ve sorularınız için lütfen Tıklayınız

Not: Kontenjanımız sınırlı olup başvuru sırasına göre öğrenci alınacaktır.

”… Finlandiyalı çocukların okul yaşamı, Finlandiya’nın bizzat uygulamakta olduğu gençlik ve eğitim politikalarının sonucudur; PISA testlerinin değil. Fin eğitim sisteminde okuma becerileri, bilim ve matematik okur yazarlığı kadar sosyal bilimler, görsel sanatlar, spor ve pratik becerilerin geliştirilmesi de önemli. Finli çocuklar anaokul ve ilkokul hayatları boyunca oyun oynar ve zevk alarak öğrenirler. Finli öğretmenler de, ebeveynler de matematik ve ya fen derslerindeki soyut kavramları öğretmenin en iyi yolunun müzik, drama ya da spor uygulamaları olduğunu düşünür. Akademik ve akademik olmayan öğrenme biçimleri arasında kurulan bu denge çocukların okuldaki mutluluğunu sağlamanın büyülü formülüdür. PISA testleri, okul yaşamının çok önemli olan bazı kıstaslarını değerlendirme dışında bırakıyor.”  diyor  Pasi Sahlberg.

finlandiya ve eğitim

 

Düşük maliyetler, kısa okul saatleri, ile yüksek akademik başarıyı; bireyselliğe, bağımsızlığa önem veren, öğrencilerine kendi eğitim programını kendi düzenleme sorumluğunu yükleyen eğitim anlayışıyla bol boş zamanı, eğlenerek öğrenmeyi birleştiren Fin eğitim sistemi hala eğitimin rüya ülkesi olmaya devam ediyor.

İşte size Fin eğitim sistemiyle ilgili 9 şaşırtıcı gerçek.

finlandiyada ders

 

-1-

Finlandiya’da zorunlu okula başlama yaşı 7.

Yaşları ne olursa olsun, çocuklar okula kendileri yürüyerek ya da bisikletle gidiyor.

Fin kültürü çocukların bağımsız yetişmesini önemsiyor. Çocuklarını okula getirip götüren, ders çalıştıran ebeveynler diye bir şey yok.

-2-

Fin eğitim müfredatı basit ve genel bir çerçeve tanımlamaktan ibaret.

Öğrenciler, kendi ilgi ve ihtiyaçları doğrultusunda kendi eğitim-öğretim programlarını şekillendirme haklarına sahipler. Öğretmenler de öyle.

-3-

Finli öğrencilere eğitim hayatlarının ilk altı yılında hiçbir şekilde not verilmiyor. Sekizinci sınıfın sonuna kadar not verme zorunluluğu yok ve öğrenciler standardize edilmiş bir sınav sistemine tabi değiller. Sadece 16 yaşlarındayken ülke genelinde bir sınava giriyorlar.

-4-

Öğretmenler gün boyu sınıfta ortalama dört saat ders veriyor. Haftada iki saati ise mesleki gelişimleri için eğitimlere katılmak için ayırıyorlar.

İlk okulda öğrencilerin ders dışı/teneffüs olarak geçirdikleri zaman toplam 75 dakika. Amerika’da bu oran 27 dakikaya kadar düşüyor. Türkiye’de ise ortalama 45 dakika.

-5-

Tüm öğretmenlerin en az master derecesi var ve üniversite başarısı en yüksek %10’luk dilim arasından seçiliyorlar. Öğretmenlik toplum gözünde statüsü en yüksek mesleklerden biri.

Finlandiya öğretmenleri başarılı-başarısız olarak yargılamayan bir kültüre sahip. Eksikleri bulunan öğretmenlerin, yeni eğitim-öğretim programlarıyla kendilerini geliştirmesinin önü açılıyor. Hiçbir öğretmenin performans nedeniyle işten atılma korkusu yok.

-6-

Öğrencilere ödev verilmiyor çünkü öğrenmenin yeri okuldur.

Her çocuğa bir birey olarak değer veriliyor. Çocuklardan biri yeterince iyi öğrenemiyorsa öğretmenleri bunu hemen fark ediyor ve çocuğun öğrenme programını onun bireysel ihtiyaçlarına göre düzenliyor. Aynı şey, okula uyum göstermeyen, sıkılan ya da öğrenim durumu programın ilerisinde olan çocuklar için de geçerli.

Öğretmenlerin yüksek eğitim düzeyi, çocukların her türlü gelişimini gözlemleyebilmelerini ve esnek çözümler yaratabilmelerinin en önemli nedeni. İstatistiklere göre çocukların ortalama %30’u eğitim hayatlarının ilk dokuz yılında özel programlarla destekleniyor.

-7-

Fin okullarında spora bol bol yer var ama spor karşılaşmaları yapacak takımlar yok. Rekabet, üstünlük kazanmak Fin kültüründe değer verilen bir şey değil.

-8-

Finlandiya’da özel okul yok ve eğitim harcamalarının tümü devlet tarafından destekleniyor.

Finlandiya’da okullar birbirleriyle rekabet etmiyor, aksine dayanışıyor. Okulların hemen hemen tümünün başarı düzeyi aynı. Bu yüzden okulun bir diğerine göre ayrıcalığı yok.

Eğitim “herkes için eşit imkanlar sağlamak” demek. Eşitlik kavramına olağanüstü değer veriliyor. Tüm çocuklar zeka ve becerileri ne olursa olsun aynı sınıflarda okuyor.

-9-

Pek çok Avrupa ülkesi ve Amerika’yla karşılaştırıldığında Finlandiya’da eğitime ayrılan bütçenin daha fazlası sınıf ortamına yansıyor. Çünkü öğretmenler de, yöneticiler de hemen hemen aynı maaşı alıyor. Bu yüzden Finlandiya’da eğitim maliyetleri çok daha düşük.

Ancak 15 yıllık kıdemli bir öğretmen ortalama bir üniversite mezunundan daha iyi kazanıyor.

Kaynak: Eğitimpedia