İstanbul Eminönü’ndeki 537 yıllık tarihi Çandarlızade Atik İbrahim Paşa Camii’nin son cemaat mahfili ile iç kısımdaki pencerelerin tamamı PVC ile kaplanmış.

pvc camii

İstanbul Eminönü’ndeki Mercan’da bulunan Çandarlızade Atik İbrahim Paşa Camii, adeta pimapenlerle donatılmış durumda. Sadrazam İbrahim Paşa’nın 1478’te inşa ettirdiği tarihi caminin son cemaat mahfili olarak bilinen kısmı ile iç kısımdaki pencerelerin tamamı pimapen (PVC) ile kaplanması tepkilere yol açtı. Pimapen kaplamaların kim tarafından, ne zaman yaptırıldığı ise bilinmiyor. Yapının 1980’li yılların sonunda onarılmaya başlandığını belirten Mimar Dr. Sinan Genim, ahşap tavan, minber ve mihrabı yeniden yapılan tarihi caminin 1993’te yeniden ibadete açıldığını söylüyor.

Milliyet gazetesinden Mert İnan’ın haberine göre, dış cephenin yanı sıra caminin iç kısmında bulunan tarihi çinilerin üzerine monte edilen elektrik tesisatı da yaşanan ihmali gözler önüne seriyor.

İstanbul Anıtlar Kurulu eski Başkanı Prof. Dr. Mete Tapan, yapılan uygulamanın Koruma Yüksek Kurul kararlarına aykırı olduğunu belirterek, “Çandarlızade Atik Paşa Camisi 1478 yılında Atik İbrahim Paşa tarafından yaptırıldı. Maalesef, 15. yüzyıla ait bu camide PVC (Polivinil klorür) malzemeyle yapılan doğramalara yer verilmiş. Ayrıca Koruma Yüksek Kurul ve ilke kararlarına rağmen caminin son cemaat mahfili de kapatılmış ve tüm konstrüksiyon burada da PVC profillerinden oluşturulmuş. Rüzgar ve soğuğu önleme, daha fazla kapalı alan yaratma amacıyla yapılan bu türlü revakların kapatılması caminin orijinal estetiğini bozmaktadır. Dünyada benzer müdahalelerde çok daha titizlilikle davranılmakta” diyor.

Yazan: Erman ERTUGRUL

Kaynak : arkeofili.com

Bilmiyorsanız öğrenmenin vakti geldi!  Adem ve Havva’dan bahsetmiyoruz kendi imzası ile Arkeolojik olarak kayıtlara geçen ve dünya tarafından adı artık bilinen insandan bahsediyoruz. Buyurun sizlere yazılı kayıtlara geçen ilk insanın adı…

tarihte ilk yazılı isim

Adını bildiğimiz ilk kişi kim olabilir? Bir kral ya da din adamı mı? Yoksa bir sanatçı mı?

Yazı öncesi devirlerde insanlar mağaralara resimler yapıyor ve belki de imzalarını bırakıyorlardı. Tarih öncesi mağara resimlerinin örneklerine dünyanın pek çok yerinde rastlamak mümkün. Fakat o resimlerin ne anlama geldiğini, neyi temsil ettiğini muhtemelen hiçbir zaman anlayamayacağız.

Ancak yazının keşfi ile beraber geçmişte insanların yaşadıkları hakkındaki bilgilermiz bir nebze de olsun artıyor. MÖ. 3200 yılında Mezopotamya’da yazının ortaya çıkmasıyla geçmiş bizim açımızdan biraz daha aydınlanıyor. İnsanlar bir sözün ya da bir olayın kaydını tutmaya başlıyor ve biz de  bunları okuyarak onları anlamaya çalışıyoruz.

Peki tarihte adını kesin olarak bildiğimiz en eski insan kim olabilir? Kral, din adamı, sanatçı, savaşçı, tüccar, halktan biri?

Yuval Noah Harari, Sapiens: Hayvanlardan Tanrılara İnsan adlı kitabında Mezopotamya’da bulunmuş, MÖ 33. yüzyıla ait 5.000 yıllık bir tabletten bahsediyor. Tabletin üstünde ölçek ifade eden çizgiler, delikler, oyma desenler bulunuyor ve ticari bir anlaşmanın kayıtları olduğu anlaşılıyor.

Araştırmalar sonucu tabletin arpa sevkiyatı makbuzu olduğu görülüyor ve tam olarak şöyle yazıyor;

“29.086 birim arpa 37 ay Kushim”

Harari, bu metnin şunu ifade ettiğini söylüyor: ““29.086 birim arpa 37 ay içinde teslim alındı. İmza, Kushim.”

5.000 yıl önce yaşamış Kushim, ne bir kral, ne de bir din adamıydı. Muhtemelen günümüz deyimiyle bir muhasebeciydi.

MÖ. 3100 yılında, yani Kushim’den birkaç nesil sonra yazılmış bir tablette ise “Gal-Sal’a ait iki köle” yazıyor. Sonra da kölelerin adı: “En-pap X ve Sukkalgir.”

Yani tarihte isimlerine ilk rastladığımız insanlar tüccarlar, köleler ve köle sahipleri. Harari’ye göre ismini bildiğimiz ilk insanların tüccarlar olması o kadar da ilginç değil. Bu insanlar ticaret yapıyordu ve ticareti de belgelere dökme ihtiyacı hissediliyordu. Yazının da ortaya çıkma hikayesi böyle olsa gerek.

Akademisyenler en eski ismin kime ait olduğu konusunda hemfikir değil. Yuval Noah Harari yeni kitabı Sapiens’te birinciliği Kushim’e veriyor. Chicago Üniversitesi’ndeki akademisyenler ise 2010-2011’deki yıllık raporlarında Gal-Sal diyor.

Yazan :Erman ERTUGRUL

Kaynak Site: arkeofili.com

Van’ın Gürpınar ilçesindeki bir okula yeni atanan öğretmen Yusuf Açar, 5 günlük 29 Ekim tatilinde izin kullanmak yerine okulun tadilatını yapıyor.

cumhuriyet öğreetmenleri

Tüm ülkede cumhuriyetin 92’nci yıl dönümü törenlerle kutlanırken, Van’a 98 kilometre uzaklıktaki Dolaylı Köyü’nün tek öğretmeni Yusuf Açar, 10 gün önce atandığı okulda önce çocuklara Cumhuriyet’i anlattı, ardından da okulda tadilata başladı.

yusuf öğretmen

5 GÜNLÜK TATİLDE TADİLAT YAPACAK

5 gün sürecek tatili evinde değil dağların arasındaki tek derslikli 9 öğrencisi bulunan okulun tadilatıyla geçirecek olan Yusuf öğretmen, mahalle sakinleri ve öğrencilerin de gönlünde taht kurdu.

“BİZ ÖĞRETMENİZ, FEDAKÂRLIK YAPMALIYIZ”

Okulun birçok yerinde döküntüler olduğunu belirten öğretmen Yusuf Açar, sınıfta tezek sobasını yakıp, hemen işe koyularak yıkık yerleri tamir edip, boyamaya başladı. Gece gündüz çalışarak okulu en kısa sürede eğitime açmaya çaba gösterdiğini belirten fedakâr öğretmen Açar, “Okula geldiğimde tek dersliğimizin eğitime hazır olmadığını gördüm. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nden malzeme aldım. İlk olarak bazı bölgelerin alçı tadilatını yaptım. Şimdi de boyamasını yapıyorum. Tatil yapmadım. Bir tatilimi de burada geçirmek istiyorum. Çünkü bu okulun en kısa sürede eğitim öğretime açılması gerekir. Burada 9 öğrenci var ve bunlar bizim geleceğimiz. Onlara sahip çıkmalıyız. Biz öğretmeniz fedekârlık yapmalıyız.” dedi. Fedakâr öğretmenimiz çalışkanlığıyla köy halkının gönlünde taht kurdu.

Kaynak : DHA

Barış İçin Müzik 10. yılında

Mümkün olduğu kadar çok sayıda çocuğa karşılıksız müzik eğitimi olanağı sağlayarak barışın sesini müzikle duyurmak için çalışan Barış İçin Müzik Vakfı, 2015’te 10. yaşını kutluyor. Bugüne dek müziğin mucizevî gücüyle 5 bine yakın çocuğun yaşamını değiştiren Barış İçin Müzik Vakfı, 10. yıl kutlamasını 15 Kasım Pazar günü saat 17.00’de Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nin desteği ve ev sahipliğinde özel bir konserle gerçekleştirecek.

Konserde, Barış için Müzik Vakfı’nın farklı düzeylerdeki orkestraları Vivaldi (7-12 yaş), Mozart (10-18 yaş) ve Beethoven (14-19 yaş) Orkestraları’nı, beş farklı şef yönetecek. Vakfın sanat yönetmeni Sascha Goetzel, sürekli şefi Samuel Matus, vakıf eğitmenlerinden Özmen Genç, hem Barış için Müzik Beethoven Orkestrası üyesi olan hem de Vivaldi Orkestrası eğitmenliğini sürdüren Nihan Türkyılmaz (viyola) ile Ebru Kara (keman) sahnede şef olarak yer alacak.

Konserin konuk orkestrası ise Barış İçin Müzik Vakfı’na benzer bir modelle çalışmalarını sürdürenEskişehir Tepebaşı Çocuk Senfoni Orkestrası olacak. 300 çocuğun aynı sahnede buluşacağı konser repertuarında Mozart, Vivaldi, Brahms, Strauss gibi bestecilerin eserleri yer alacak.

Dünyanın en ünlü hüzünlü aşk hikayesi Romeo ve Juliet İstanbul’a geliyor.

Romeo ve Juliet İstanbul'a geliyor.

William Shakespeare’in yüzyıllardır değerini ve güncelliğini koruyan başyapıtlarından biri olan Romeo & Juliet; hüznün ve romatizmin duygularını tüm derinliğiyle harekete geçiren müzikleri ile ölümsüz aşk’ı Toshiba  sponsorluğunda 3-8 Kasım tarihlerinde ve sadece 8 eşsiz performansla Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde sahneleyecekler… Shakespeare’in ölümsüz eseri, bu yeni yorumda 25.948 kelime kullanılarak; Giuliano Peparini’nin özgün rejisi, Gérard Presgurvic’in besteleri ve Vincenzo Incenzo’nun sözleri ile bir kez daha hayat buluyor. Yüzyıllar önce Verona’da yaşanan bu aşk hikayesi Romeo & Juliet, İtalyan David Zard’ın modern yorumu ve 3 boyutlu dijital sahne düzenlemesiyle bir kez daha romantik rüzgârlar estirecek.

Ölümsüz Aşka adanmış bir ilahi; Romeo & Juliet aşkına şahitlik etmek için son 1 hafta… Romantik İtalyanlar 270 den fazla kostüm…13 tır dolusu dekor… sahne üstünde 45 sanatçı ile İstanbul’da Aşk rüzgarları estirmeye geliyorlar! İtalya’da 8 ay içinde 400 bini aşkın izleyici tarafından ayakta alkışlanan ve 45 sanatçının rol aldığı gösteri; müziği, sözleri, kusursuz koreografisi ve yönetmenliği ile “güzelliğe ve farklılığa adanmış bir ilahi” olarak değerlendiriliyor. 270’ten fazla kostümün sahneye taşındığı ve 23 farklı sahneden oluşan oyunun sahne arkasında; 40 teknisyen, 6 kişilik iletişim ekibi ve 15 kişilik yapım ekibi görev yapıyor. 13 tır dolusu dekor, kostüm ve teknik malzeme ile İstanbul’a gelecek olan Romeo & Juliet, daha önce hiçbir gösteride kullanılmamış 3 boyutlu dijital sahnenin yanı sıra projeksiyon ve video mapping teknolojisiyle izleyenleri büyülüyor.

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü sahipleri belli oldu.

Cumhurbaşkanlığı Sinema Ödülü Münir Özkul'a

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülüne ilişkin Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

‘Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri Yönetmeliği’ kapsamında, hizmet ve eserleri ile Türk kültür ve sanat hayatına önemli katkılarda bulunan, ülkemizin kültür ve sanatının yücelmesi için çalışan, özgün eserleri veya hizmetleriyle üstün kabiliyet gösteren Türk vatandaşı ve yabancı uyruklu kişi veya kurumlara, Devlet adına onurlandırmak ve özendirmek amacıyla Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri verilmesi öngörülmüştür. Yorumladığı farklı karakterler ve tiplemelerle geleneksel temaşa sanatlarımızın birikimini modern sinema alanına etkili ve estetik bir dille aktarması, toplumun farklı kesimlerini sanatın evrensel gücüyle duygu, mizah ve sevgi ortak paydalarında bir araya getirmesi, uzun yıllar emek verdiği meslek hayatı boyunca hem sanat dünyasında edindiği saygın konum, hem de gençlere olumlu bir rol model olması nedeniyle Sinema alanında Sayın Münir Özkul’a; Edebiyatı kendi başına soyut bir uğraş olmaktan çıkarıp hayat ile birleştirerek anlamlandıran, fikirlerine kalemiyle estetik kazandıran, ‘Yumurtayı hangi ucundan kırmalı?’ diye tereddüt edenlere ‘Kafa karıştıran kelimelerden uzak durup ilkesel düşünme ve ahlaklı yaşamayı gösteren, ektiği tohumlar ve yeşerttiği fidanlar nedeniyle edebiyat alanında, ‘Gül yetiştiren adam’ Sayın Rasim Özdenören’e; Halk ezgilerinden sanat musikisine, yerel tınılardan evrensel seslere, müziğin her alanında edindiği yüksek birikimi geniş bir bakış açısı ve alçakgönüllü bir duyarlılıkla toplumla paylaşması, sofistike hisleri sade bir yorumla kitleselleştirebilmesi, kendine özgü tarzı olan çok sesli müzik ile çok farklı kesimlerde ortak duygular oluşturabilmesi nedeniyle Müzik alanında Sayın Orhan Gencebay’a; Milletlerin hayatında tarih yapımı kadar tarih yazımının da önemini fark ederek bu doğrultuda saygı değer çalışmalar yürütmesi, bir kayıt medeniyeti olan Osmanlının toplumsal ve iktisadi hayatını belgelerin diliyle ifade etmesi, tarih araştırmalarında usul ve arşive verdiği önemle haleflerinin ufkunu genişletmesi, çığır açan nitelikli eserleri nedeniyle Sosyal Bilimler ve Tarih alanında Sayın Mehmet Genç’e; Medeniyetin somut görünümlerinden olan eskimez yazıyı bugünlere ve yeni nesillere taşıması, ilim, irfan ve hikmeti divit ve mürekkep ile satıhta tecessüm ettirmesi, Mekke’de nazil olan, Kahire’de okunan, İstanbul’da yazılan Mushaf-ı Şerif’i gönüllere nakşederek Hattın büyük üstatları arasında yerini alması nedeniyle Geleneksel Sanatlar alanında Sayın Hüseyin Kutlu’ya; Ömrünü, Bu Ülkeyi ‘Mağaradakiler’ arasından çıkarıp irfana ve umrana taşımaya vakfetmesi, Doğu’nun çocuklarını Batı’nın tehdit ve fırsatlarına karşı hazırlamak için çaba sarf etmesi, aydınımızı ve gençlerimizi ‘idraklerimize giydirilmiş deli gömlekleri’nden kurtulup düşüncenin bütün kutuplarını kucaklama’ya çağırması, gönül gözüyle görüp felsefe ve hikmeti yazıya dökmesi nedeniyle Kültür ve Sanat Vefa Ödülü’nün merhum mütefekkir Sayın Cemil Meriç’e; verilmesini uygun görmüşlerdir.

Ödül töreni daha sonra ilan edilecek bir tarihte Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda gerçekleştirilecektir.

Bakırköy’de sahnelenen “Ben O İstanbul’u Çok Sevdim” oyununun prömiyeri birçok ünlü ismi buluşturdu.

Ünlü isimleri buluşturan oyun

Bakırköy Belediye Tiyatroları tarafından sahnelenen “Ben O İstanbul’u Çok Sevdim” oyununun prömiyerine ünlü sanatçılar akın etti. Bakırköy Belediyesi Yunus Emre Kültür Merkezi’nde düzenlenen prömiyere Bakırköy Belediye Başkanı Dr. Bülent Kerimoğlu’nun yanı sıra Ayşegül Aldinç, Yetkin Dikinciler, Gonca Vuslateri, Nilgün Bengün, Mabel Matiz, Barış Falay, Hatice Aslan, Deniz Gökçer gibi ünlü sanatçılar da katıldı.

Özen Yula’nın yazıp-yönettiği oyunda Zeyno Eracar, Nurhayat Atasoy, Hüseyin Durak, İlkin Tüfekçi ve Sercan Yener rol alıyor.

“Ben O İstanbul’u Çok Sevdim” İstanbul’un merkezi ile kenar mahalleleri arasında sıkışmış bir apartmanda geçiyor ve şiddet dolu bir hikayeye hem gülüyoruz hem de güldüğümüz her şey bizi tedirgin ediyor.

Oyunun yazarı ve yönetmeni Özen Yula’ya çiçek vererek kutlayan Bakırköy Belediye Başkanı Dr. Bülent Kerimoğlu yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Sanata ve sanatçıya çok az değer verilen bu dönemde biz Bakırköy Belediyesi olarak sanatın ve sanatçının yanında olmaya devam edeceğiz. Genç genel sanat yönetmenimiz Alican Yücesoy’un yönetiminde Bakırköy Belediye Tiyatroları’nın peşi sıra muhteşem yeni oyunları sahnelemesi bizi gururlandırıyor. Emeği geçen tüm sahne emekçilerini kutluyorum.”

Burak Sergen, Hitler’den sonra yine tek kişilik bir oyunla seyirci karşısına çıkacak. Oyuncu, bu kez şampiyon bir boksörün hikâyesini sahneye taşıyacak.

Burak Sergen'den tek kişilik oyun

Burak Sergen, tiyatro çalışmalarına ara vermiyor. Tek kişilik ‘Hitler’ oyunuyla geçen yıl binlerce seyirciye ulaşan oyuncu, bu kez ‘Çingene Boksör’ ile yaşanmış bir hayat hikâyesi üzerinden tiyatroseverlerle buluşuyor. Çingene olduğu için toplama kamplarında öldürülen 1933 Almanya Yarı Ağır Sıklet Trolmann’ın hayatının anlatıldığı oyun 4 ve 18 Kasım’da Duru Tiyatro’da sahnelecek.

Burak Sergen'den tek kişilik oyun Çingene Boksör

Shakespeare’s Globe Tiyatrosu, 2 yıllık dünya turnesi kapsamında İstanbul’a geliyor.

Hamlet İstanbul'a geliyor

Shakespeare’s Globe Tiyatrosu, Shakespeare’in 450. doğum yılı nedeniyle çıktığı 2 yıllık dünya turnesi kapsamında İstanbul’a geliyor. Topluluk 10-11 Kasım’da Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde “Hamlet”in farklı bir yorumunu sahneleyecek.

ZORLU Performans Sanatları Merkezi, Shakespeare’s Globe Tiyatrosu’nun “Globe to Globe Hamlet” turnesi kapsamında, Shakespeare’in kült eseri “Hamlet”i ağırlayacak. Yazarın 450’nci doğum günü olan 23 Nisan 2014’te başlayan ve 2 yıl sürecek olan benzeri görülmemiş tiyatro macerasının 10-11 Kasım’daki durağı Zorlu PSM olacak.

Topluluğun “Globe to Globe Hamlet” olarak adlandırdığı yorum, oyunun gizli kara mizah yönünü ön plana çıkarıyor; dilinin canlılığı ve özgünlüğünü vurguluyor. Oyun, geciken bir intikam trajedisi olarak anılan “Hamlet”e yeni ve canlı bir yorum getiriyor. Yalnızca 12 oyuncunun, ahşap sade bir sahnede 2 saat 40 dakika boyunca ortaya koydukları hareketli ve etkileyici performansı New York Times, “Etkiye, berraklığa, erişim kolaylığına ve her şeyden öte enerjiye oldukça değer veren bir prodüksiyon” olarak tanımlamıştı. “Hamlet” şimdiye kadar 200 binin üzerinde kilometre kat etti. Globe Tiyatrosu’nun 2 yıl sürecek dünya turnesi, Shakespeare’in ölümünün 400’üncü yılında son bulacak. Yola çıktığı 23 Nisan 2014 tarihinden itibaren yaklaşık 130 ülkeyi gezen “Globe to Globe Hamlet”; Afrika, Amerika ve Avrupa’da 70 binden fazla izleyiciyle buluştu.

Hamlet İstanbul'a geliyor

SHAKESPEARE HERKESİ EĞLENDİRİR

Tiyatro ekibinin kültürel eğitime destek vermesi ve çevre halkıyla etkileşime girmesi sebebiyle UNESCO himayesi altına alınan proje, Somali’de ve Sudan’da 3 binden fazla kişiye ücretsiz gösterildi. Shakespeare’s Globe Tiyatrosu’nun sanat yönetmeni ve aynı zamanda oyunun yönetmeni Dominic Dromgoole, “Globe to Globe Hamlet”le ilgili olarak, “Bu proje, mümkün olduğunca çok kişiye, mümkün olduğunca farklı yerde Hamlet’i sergileme amacıyla oluşturuldu. Turnenin temel ilkesi, Shakespeare’in dünyanın neresinde olursa olsun herkese hitap edebileceğini ve herkesi eğlendirebileceğini göstermek ve Hamlet’in heyecan veren varoluşuna hiçbir fark gözetmeksizin herkesin ve her ülkenin tanıklık etmesini sağlamaktır” diyor.

İngiliz Tiyatro Ödülleri’nden Renee Stepham En İyi Gezici Tiyatro Sunumu Ödülü’ne layık görülen “Globe to Globe Hamlet”, 2015 yılının ocak ayında Uluslararası Sahne Ödülü’nü de almıştı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanlığı Kültürel Etkinlikler Müdürlüğü bünyesinde çalışmalarını sürdüren İBB Cemal Reşit Rey Konser Salonu (CRR), kasım ayında dünyaca ünlü caz sanatçılarını sahnesinde ağırlayarak kapılarını caz müziğinin tutkunlarına açıyor.

CRR’den kasım ayında caz şöleni

İlk albümünü 1991 yılında yayınlayan Amerikalı modern caz dörtlüsü Fourplay, “25. Yıl Dönümü Turnesi” kapsamında 3 Kasım Salı günü 20.00’de CRR’de konser verecek. Son olarak “Let’s Touch The Sky” ve “Esprit De Four” adlı iki önemli albüm kaydeden efsanevi smooth caz grubu, 25. yılını İstanbullu cazseverlerle kutlayacak.

Grammy ödüllü sanatçı Maria Schneider ve orkestrası, “The Thompson Fields” albümünün dünya galasını 6 Kasım Cuma günü 20.00’de CRR’de yapacak. Albümündeki 8 bestenin sahibi olan Schneider, bu projesiyle bir caz orkestrasının ne kadar kıvrak ve güçlü olabileceğini CRR’deki konuklarına gösterecek.

Hiromi Trio Project adıyla bir araya gelen caz piyanosunun çılgın kızı Hiromi, davulcu Simon Phillips ve basçı Anthony Jackson’dan oluşan muhteşem üçlü, 7 Kasım Cumartesi günü saat 20.00’de seçkin eserleriyle CRR’de sahne alacak. Kendi sesiyle de çalıştığı son albümü “Voice: The Trio Project” ile Hiromi, caz tutkusu ve enerjisini İstanbullu müzikseverlere sunacak.

Grammy ödüllü Snarky Puppy, uzun bir aradan sonra hayranları ile CRR sahnesinde buluşacak. Müzikal geleneği yenilikçi anlayışla kaynaştıran grubu dünyanın diğer yerlerinde olduğu gibi İstanbul’da da koşulsuz dinlemek isteyenler, 9 Kasım Pazartesi günü saat 20.00’de CRR’de olacak.

İngiliz cazının son dönemde en yetenekli genci olarak gösterilenZara McFarlane, 14 Kasım Cumartesi günü saat 20.00’de, CRR Konser Salonu’nda müzikseverlerle buluşacak. Herkese caz dinletecek çağdaş bir müzik yapmayı hedeflediğini her fırsatta dile getiren İngilizlerin yeni caz starı, konuklarına unutulmayacak bir performans vaat ediyor.

Beş profesyonel eğitimci müzisyenin bir araya gelmesiyle oluşan East in Jazz, Doğu seslerinin caz müziği formları içinde farklı bir şekilde yapılandırarak çok sesli Türk müziğini cazseverlerin beğenisine sunacak. Program, CRR’de 17 Kasım Salı günü saat 20.00’de başlayacak.

İki Grammy ödülüne sahip davulcu, besteci ve grup lideri Terri Lyne Carrington yeni projesi olan “Terri lyne Carrington’s Mosaic Project: Love & Soul” ile CRR Konser Salonu’na 21 Kasım Cumartesi günü saat 20.00’de konuk olacak. “En İyi Caz Vokal Albümü” dalında Grammy ödüllü bu projedeki 14 şarkının seslendirileceği konserde, davetliler büyülü dakikalar yaşayacak.

Norveç’in modern caz dünyasına armağan ettiği iki büyük isim, Jaga Jazzist ve Nils Petter Molvaer, 29 Kasım Pazar günü saat 20.00’de CRR’ye misafir olacak. Farklı fikir ve müzikal stillere sahip 9 müzisyenden oluşan Jaga Jazzist, “Starfire” albümünden parçalar seslendirecek.

BIFED Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali ödülleri dünyanın uzak coğrafyalarından gelen filmlerin oldu. Festivalde Fethi Kayaalp Büyük Ödülü’nü yarışmaya Şili’den katılan, acı çekmek, yaşlanmak ve zamanın kendisi üzerine keskin bir gözlem yapan ‘Surire’ filmi kazandı.

bidef_a3_1

Bu yıl ikincisi düzenlenen ve daimi konusunun ‘çevre’ olan BIFED Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali ödülleri dünyanın uzak coğrafyalarından gelen filmlerin oldu.

Bozcaada Belediye Başkanı ve Festival Başkanı Dr. Hakan Can Yılmaz yaptığı kapanış konuşmasında “Barışa, doğaya, kültüre ve geleceğe sahip çıktıklarını”, “Baskı ve sansür tehdidine rağmen BİFED’in tamamen bağımsız ve özgür bir etkinlik” olduğunun altını bir kez daha çizerek “Biz artık ölümleri değil barışı konuşmak istiyoruz. Biz var oldukça bir tek başak tanesi susuz, bir tek zeytin dalı yalnız kalmayacak, söz veriyoruz” dedi

BİRİNCİLİK ÖDÜLÜ ŞİLİ’YE…
13 ülkeden, 16 filmin yarıştığı festivalde 7.000 lira değerindeki Fethi Kayaalp Büyük Ödülünü, Şili’den katılan, yönetmenliğini Bettina Perut ve Iván Osnovikoff’un gerçekleştirdiği, acı çekmek, yaşlanmak ve zamanın kendisi üzerine keskin bir gözlem yapan “Surire” filmi aldı.
İkincilik ödülü; “Kadınların, çocukların, doğanın katline karşı çıkmak için hangi coğrafyada olursak olalım muhakkak bir fırsatımız vardır” diyen, Fransa’dan Anna Roussillon’ın filmi “I am The People / Ben Halkım” alırken, üçüncülük ödülünü cesaretli ve umut dolu, gençliğin gücüne ve direnişe övgü olduğu için İtalya’dan Paolo Pissanelli’nin filmi “Good Morning Taranto / Günaydın Taranto”ya layık görüldü.
Yapımcı ve senarist Funda Alp, ABD ’li belgesel yönetmeni ve insan hakları aktivisti Liz Miller, Yunanlı sinema yazarı Maria Chalkou, belgesel yönetmeni Manou Khalil, gazeteci Banu Güven, yönetmen Özcan Alper, belgesel yapımcısı Gaye Günay’dan oluşan jüri, verilen üç ödülün yanı sıra “duygusal ve çağrışımlarla dolu ve gelecek sinema macerasında çok iyi olacağını” düşündükleri Ardahan Üniversitesi Öğretim Görevlisi Turgay Kural’ın yönetmenliğini yaptığı filmi “Cibik” i de desteklediklerini belirttiler.

ÖĞRENCİ FİLMLERİNE DESTEK İÇİN GAİA ÖDÜLÜ
BIFED bu yıl öğrenci filmlerine destek ve farklı bir yarışma alanı sağlamak için GAIA Ödülü’nü verdi. Festivaleİngiltere ’den katılan, yönetmenliğini Benjamin Huget’in yaptığı “Takımada” GAIA Ödülü’nü alırken, Mansiyon ödülünü ise da Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencisi Murat Haksever “Çoban” filmi ile kazandı.
www.bifed.org