Barış Arman’ın yazıp yönettiği “Olağan-içi Bir Gezi” performansı 14 Kasım -1 Aralık tarihleri arasında gerçekleşecek. Çağdaş sanatla tiyatro arasında bir çizgide gelişen ve müzelerde kullanılan sesli rehberlerle paralel bir işleyişte ilerleyen oyunun seslendirmesini oyuncu Funda Eryiğit üstleniyor.

Her dinleyicinin evinde gerçekleştireceği işitsel bir performansa dayanan “Olağan-içi Bir Gezi”; izlenilecek bir oyun değil, oyuncuları yok. Çağdaş sanat ve tiyatro arasında bir çizgide gelişen, müzelerde kullanılan sesli rehberlerle paralel bir işleyişte ilerleyen oyunun seslendirmesini oyuncu Funda Eryiğit üstleniyor. Katılımcılar Eryiğit’in seslendirdiği bir rehber ile 7/24 hayatlarını geçirdikleri kendi evlerinde keşfe çıkıyorlar.

Yaklaşık 40 dakika süren yapımın çevrimiçi gösterimini biletli olarak 14 Kasım -1 Aralık tarihleri arasında, İKSV’nin sitesinden takip edebilirsiniz.

 

KAYNAK:Gazete Duvar

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, coronavirüs ile mücadele kapsamında sinema ve tiyatro salonları için Sertifikasyon Programı uygulanacağını bildirdi.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki 2021 yılı bütçe görüşmelerinde bakanlığı ve bağlı kuruluşların faaliyetlerine ilişkin bilgi verip, milletvekillerinin sorularını cevapladı.

Ersoy, tiyatrolara desteği 3 buçuk kat arttırdıklarını belirterek şunları söyledi;

*Bakanlıkça desteklenen herkesin faaliyet kolunda tiyatro bulunmaktadır. Önemli olan tiyatro faaliyetinin olup olmamasıdır. Ali Poyrazoğlu, Erdal Beşikçioğlu, Mert Fırat gibi destek aldılar. Tiyatro, sinema salonları açık.

*Biz onlar için kamu spotu hazırlıyoruz. 1 Aralık’tan sonra kamu spotuyla sertifikasyon programını sinema ve tiyatro için hazırladık. Bakanlık ve firmalardan rica ettik bedelsiz sertifika edilsin diye. Bunun kamu spotuyla anlatılması için çalışıyoruz.

 

Kaynak: Sözcü

Dijital gösterilerin ve Çanakkale Savaşları’ndan kalma objelerin yer aldığı “Çanakkale Savaşları Mobil Müzesi”, Tunceli’de kapılarını ziyaretçilerine açtı.

Çanakkale Savaşları’ndan kalma objelerin ve dijital gösterilerin yer aldığı “Çanakkale Savaşları Mobil Müzesi”, Tunceli’de kapılarını ziyaretçilerine açtı.

Kültür ve Turizm Bakanlığınca hayata geçirilen proje kapsamında Çanakkale’den yola çıkan ve Çanakkale Savaşları’ndan kalma objelerin ve dijital gösterilerin sunulduğu Çanakkale Savaşları Mobil Müzesi, 81 ilde 7’den 77’ye herkese kapılarını açmayı sürdürüyor.

Bu kapsamda Tunceli’ye de gelen Çanakkale Savaşları Mobil Müzesi, kent merkezindeki Yer Altı Çarşısı girişinde ziyarete açıldı.

Çok sayıda vatandaşın yoğun ilgi gösterdiği müzeye, ziyaretçiler Koronavirüs tedbirlerine uyularak alındı.

Ziyaretçiler, Çanakkale Savaşı ile ilgili fotoğraf, resim, çeşitli görsel materyal ve videoların izletildiği müzede, Çanakkale cephesinden kalan çeşitli savaş objelerin sergilendiği bölümleri gezdi ve Çanakkale askerinin heykelini inceledi.

Çanakkale Savaşları Mobil Müzesi proje koordinatörü Engin Karataş, gazetecilere yaptığı açıklamada, müzenin 2 gün boyunca ziyarete açık tutulacağını söyledi.

Ziyaretçilerin, sabah saat 09.00 ile akşam saat 18.00 arasında müzeyi gezebileceğini belirten Karataş, “Müzede 7 ayrı vitrinde Çanakkale Savaşları’nı anlatıyoruz. Bu vitrinlerin içerisinde belgeseller, savaş eserleri, görseller ve ses sistemi ile ambiyans bütünlüğü sağlanarak Çanakkale Savaşları halkımıza tanıtılıyor.” dedi.

Ziyaretçilerden Akın Satı da askerlik görevini Çanakkale’de yaptığını ve müzeyi Tunceli’de görünce hemen ziyaret ederek, duygu dolu anlar yaşadığını ifade etti.

Kaynak: AA  Son Dakika

Sivas Devlet Tiyatrosu (SDT), bu ay “Düş Yakamdan” isimli komedi oyununu sahneyle buluşturacak.

Sivas Devlet Tiyatrosu (SDT), bu ay “Düş Yakamdan” isimli komedi oyununu sahneyle buluşturacak.

SDT’den yapılan açıklamaya göre, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri çerçevesinde tiyatrolar açılmaya devam ediyor.

Yerli ve yabancı yazarların sevilen oyunlarını sizlerle buluşturacak SDT, kasım ayının ilk perdesini, “Düş Yakamdan” adlı komedi oyunuyla açacak.

Kalabalıkların arasında ıssızlaşan insanlar ve aynı evde yaşarken yabancılaşan ailelerin hikayelerinin anlatıldığı “Düş Yakamdan” isimli komedi oyunu, 3, 5 ve 7 Kasım’da saat 19.30’da Atatürk Kültür Merkezi’nde sanatseverleri selamlayacak.

Oyunun biletleri, biletinial internet sitesinden, Sanat Cepte uygulamasından ve SDT gişesinden temin edilebilecek.

 

– Kaynak: AA      Son Dakika

Ağrı’da tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapan Diyadin ilçesindeki Meya Antik Kenti ve çevresinde oluşan peribacaları, ziyaretçilerin ilgisini çekiyor.

 

Ağrı‘nın Diyadin ilçesinde geçmişte barınma, güvenlik ve savunma anlamında birçok medeniyete ev sahipliği yapan ve son dönemlerde kayaçların aşınmasıyla meydana gelen peribacalarıyla büyüleyen Meya Antik Kenti, keşfedilmeyi bekliyor.

İlçe merkezine bağlı Günbuldu köyünün batısındaki bir dağın sarp kayalıklarına oyularak yapılan antik kentin içinde tandırlık, yaşam alanları, ibadethane ve çok sayıda mağara bulunuyor.

Ulaşımın kolay sağlandığı antik kentte, kayalıklara oyularak yapılan çeşitli yapılar ve işaretler, geçmişte bölgenin birçok medeniyete ev sahipliği yaptığını gözler önüne seriyor.

Tarih boyunca sahip olduğu medeniyetlerin izlerini günümüze kadar taşıyan antik kent, ziyarete gelen vatandaşları adeta büyülüyor.

 

KAPADOKYA’YA BENZİYOR

“Medeniyetler beşiği” olarak nitelendirilen antik kent, son yıllarda kayaçların aşınması sonucu meydana gelen peribacalarıyla Kapadokya’daki peribacalarını andırıyor.

Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi (AİÇÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Faruk Kaya, engebeli bir bölgede bulunan antik kenti ziyaret etti.

Prof. Dr. Kaya, antik kentteki mağaralar ve peribacaları alanında incelemelerde bulundu.

Kaya, incelemeler sonrası, antik kentin ülkede saklı olan turizm cennetlerinden birisi olduğunu ve buranın incelenip turizme kazandırılması gerektiğini söyledi.

Bölgenin, termal tesisler, kanyon ve Meya Antik Kent ile önemli bir turizm potansiyeline sahip olduğunu ve buralara yapılacak yatırımlarla ilçenin kaderinin değişebileceğini ifade eden Kaya, şöyle konuştu:

“Buradaki mağaraların bir kısmının doğal oluşum sonucu meydana geldiği, bir kısmının da özellikle burada yaşayan uygarlıklarca barınma amacıyla yapıldığını görüyoruz. Burası aynı zamanda bir kale kentidir. Kale kentleri savunma amaçlı kurulur. Suyun yakınlarda bulunabildiği, tarımın ve hayvancılığın kolaylıkla yapılabildiği bir alan. Burada, güvenlik birinci planda dikkate alınmış ve kalenin bulunduğu dağın zirvesinde ciddi şekilde korunaklı bir kent inşa edilmiştir.”

“BU POTANSİYELİN TURİZME KAZANDIRILMASI LAZIM”

Prof. Dr. Kaya, antik kente ulaşımın rahat olduğunu ve herkesin gelip burayı görmesi gerektiğini anlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazalt, andezit ve özellikle mağaraların bulunduğu alanda da tüf geniş bir yer kaplamaktadır. Kalker ve tüf özellikle çok kolay şekilde oyulup aşınabilen bir malzemedir. Mağaralarda da gördüğümüz kadarıyla buradaki kayaçların içindeki tüfler çok rahat şekilde çeşitli amaçlarla oyularak mağaralar oluşturulmuştur. Burada hem tarih, hem coğrafya hem de jeoloji vardır. Burada mutlaka çalışmaların yapılması lazım. Bu potansiyelin turizme kazandırılması lazım. Arkeolojik araştırma yapıldığı ve turizm bölgesi ilan edildiği zaman, burası ülkemiz açısından ve özellikle sosyo ekonomik ve kültürel yönden, Türkiye’nin en geri kalmış illerinden olan Ağrı ve Diyadin ilçesinin kalkınması açısından gizli potansiyeldir.”

Antik kentin koruma altına alınması gerektiğini vurgulayan Kaya, bunun yapılmaması halinde bir süre sonra doğal ve beşeri etkenler sonucunda büyük ölçüde tahrip olacağı ve mağaralardan eser kalmayacağını anlattı.

BÖLGENİN DOĞAL GÜZELLİĞİ DRONE İLE GÖRÜNTÜLENDİ

Antik kentin batı tarafında peribacaları oluşumları gördüklerini anlatan Kaya, “Peribacaları, genellikle tüflü arazilerde oluşur. Ürgüp, Göreme ve Nevşehir yöresindeki peribacaları, turizm potansiyeli açısından ciddi bir çekim merkezidir. Burada da böyle bir potansiyel vardır. Buradaki mağaraların yanında peribacaları vardır. Peribacalarının içine baktığımız zaman burada doğal oyuk ve mağaraların oluşum gösterdiğini görebiliyoruz” diye konuştu.

Antik kent ve sahip olduğu güzellikler drone ile havadan görüntülendi.

 

Kaynak: NTV

Yapıldığı ilk yılda yılın en ilgi gören ve iddialı sanat etkinliklerinden biri olan Step İstanbul, Koronavirüs için alınan sıkı önlemler doğrultusunda Sağlık Bakanlığı Yönetmeliği Çalışma rehberine uygun olarak 16-17 Kasım 2020 tarihlerindeki ön izleme günlerinin ardından 18-22 Kasım tarihleri arasında Taksim 360 Projesi’nde sanatseverlere kapılarını açacak. Etkinlik 18 – 19 Kasım’da limitli kapasitede üniversite öğrencisine ilk ziyaret saatinde ücretsiz olacak.

“Sanat herkesin hayatının bir parçası olmalıdır” fikriyle 2019 yılında TOMTOM Designhood ve Contemporary Istanbul iş birliği ile ilk kez düzenlenen Step İstanbul, Ford Otosan sponsorluğunda bu yıl Tarlabaşı Taksim 360 Projesi’nde sıkı Koronavirüs önlemleri altında sanatçıları ve sanatı, sanat meraklılarını buluşturmaya hazırlanıyor.­

3 Kasım’da Taksim 360 Projesi’nde gerçekleştirilen basın toplantısında, basın mensupları ile bir araya gelen Çağdaş İstanbul ve Contemporary Istanbul Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Rabia Bakıcı Güreli, Tomtom Designhood Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Kodal, Contemporary Istanbul Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli ve Taksim 360 Projesi adına Gap İnşaat Genel Müdür Yardımcısı Gonca Özgül, Step İstanbul hakkında genel bilgilendirmeler yaptıktan sonra, pandeminin sanatçıları ve sanatı nasıl etkilediği ve bu yüzden sanat ve sanatçıları desteklemek için yapılan etkinliklerin önemini vurgulayan açıklamalarda bulundular.

 

Güncel alınmış HES kodu olmadan etkinlik alanına girilemeyecek…

Sağlık Bakanlığı Yönetmeliği Çalışma rehberine uygun olarak gerçekleştirilecek Step İstanbul’da etkinlik alanına HES kodu ile ve ateş ölçümü yapıldıktan sonra giriş yapılacak. Taksim 360 Projesi’nin açık hava ve dükkan konseptinde olması etkinliğin tek yönde ve belirlenen rota üzerinde yapılmasına olanak sağladığı için ziyaretçilerin birbiri ile teması ve karşılaşmasının önüne geçilecek. Ziyaretçiler bilet satın alırken ziyaret saatlerini belirleyecek ve onlara ayrılan süre dahilinde etkinlik alanında kalabilecekler.

 

Contemporary Istanbul Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Rabia Bakıcı

Güreli, “Bu yıl hepimiz için bir ilk olan ve birlikte tecrübe ettiğimiz bir dönemde yine birbirimizi destekleyerek, birlik olarak, var olacağız. Sizlerin de bildiği gibi pandemi nedeniyle etkinlik tarihimizi sonbahara ötelemiştik ve şimdi 16-17 Kasım’daki ön izlemenin ardından Taksim 360 Projesi’nde kapılarımızı açacağız. Geçen sene yola çıkarken Contemporary Istanbul ziyaretçileri arasında yaptığımız istatistikler bize yol göstermişti ve sanat iştahı olan 35 yaş altı gençleri, sanatla buluşturmak hedefimizi gerçekleştirmek için Step İstanbul’u yapmıştık. Ancak bu noktada sektörün öncüsü olarak üstlendiğimiz misyonla sanat piyasalarının durma noktasına geldiği bir dönemde gençleri sanatla buluşturmanın yanı sıra sanatçılara manen ve madden destek olabilmeyi umut ediyoruz. Step İstanbul’da bu 25 galeri yaklaşık 30 katılımcı 250’e yakın sanatçı yer alacak ve yine inisiyatiflere ev sahipliği yapacağız.

 

Toplantının katılımcılarından Contemporary İstanbul Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli ise Step İstanbul’un hemen sonrasında başlayacak İstanbul’un geneline yayılacak ışık festivali ve Aralık’ta İstanbul projesi hakkında açıklamalarda bulundu: “Türkiye ve tüm dünya çok zor bir dönemden geçti, geçiyor. Kendi cephemizden baktığımızda sanat, sanatçılar bu yaşanan durumdan çok etkilendi. Birbiri ardına fuarlar ertelendi, yaşanan belirsizlikler,

 

Toplantının katılımcılarından Contemporary İstanbul Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli ise Step İstanbul’un hemen sonrasında başlayacak İstanbul’un geneline yayılacak ışık festivali ve Aralık’ta İstanbul projesi hakkında açıklamalarda bulundu: “Türkiye ve tüm dünya çok zor bir dönemden geçti, geçiyor. Kendi cephemizden baktığımızda sanat, sanatçılar bu yaşanan durumdan çok etkilendi. Birbiri ardına fuarlar ertelendi, yaşanan belirsizlikler önümüzü görememek herkesi umutsuzluğa itti. 2019 yılının son aylarında kurduğumuz Contemporary Istanbul Vakfı olarak bu noktada bir şeyler yapmalıyız dedik. Fark yaratacak, sesimizi önce ülkemiz geneline sonra da tüm dünyaya duyuracak. İşte Aralık’ta İstanbul böyle doğdu. Umutları yeşertmek, 2021’i güzel karşılayabilmek için İstanbul’dan tüm dünyaya “umut her zaman var” diyebilmek için.  Aynı zamanda Vakıf misyonunda yer alan İstanbul’u dünya üzerinde hak ettiği yere taşıyacak projelerden biri de olacak Işık Festivali. 4 -31 Aralık tarihleri arasında yapılacak festivalde, 39 sanatçı ve 50’nin üzerinde eserle İstanbul’un birbirinden güzel mekanlarından, meydanlarından tüm dünyaya sanatla sesimizi duyuracağız. Işık enstelasyonları, dijital enstelasyonlar ile İstanbul’da görsel bir şölene tanıklık edeceğiz.

 

Taksim 360 Projesi adına toplantıya katılan Gap İnşaat Genel Müdür Yardımcısı Gonca Özgül Taksim 360 Projesi ve Step İstanbul iş birliği hakkında yaptığı açıklamada: “Taksim 360 Projesi, bölgenin en önemli çekim merkezi olmak idealiyle ticari, sosyal ve kültürel olarak tüm ihtiyaçları karşılayacak bir yaşam alanı olarak tasarlandı. Projeye başladığımız ilk günden itibaren Taksim360’ın tarihi sokak ve caddelerinde ‘yaşayan sokak’ kavramının hayata geçirilmesini hedefledik. Bu sosyal yaşam projesinde sanat hep olacaktır. İstanbul’un en etkili sanat organizasyonlarından biri olan Step İstanbul’a bu yıl ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyuyoruz. Pandemi koşullarına göre tasarlanan ve her türlü önlemlerin alındığı organizasyon süresinde sanatseverleri Taksim 360’ın sokaklarına bekliyoruz.”  sözlerine yer verdi.

 

Kaynak: Milliyet

Dünyanın farklı bölgelerinde hem ebeveynler hem de çocuklar Cadılar Bayramı için hazırlanıyorlar, kostümlere ve balkabağından yapılmış fenerlere son rötuşları yapmaya uğraşıyorlar. “şeker mi Şaka mı?” diye soranlara vermek için stoklanan şekerlerden bahsetmeye gerek bile yok. Fakat bazılarının nedeni bilinmeksizin yılın en ürkütücü günü saydıkları 31 Ekim’de birilerinin ödünü koparmadan önce, Cadılar Bayramı’nın tuhaf geleneklerinin ve kökenlerinin tümüne bir göz atalım.

Samhain

Azizler Günü’nün Arifesi olarak da bilinen Cadılar Bayramı’nın kökeni yaklaşık 2.000 yıl öncesine, 1 Kasım’da düzenlenen Hristiyan öncesi Kelt festivali olan Samhain’e dayanıyor; Samhain, Avrupa-Hint Etimolojik Sözlüklerine göre Galcede “yaz sonu” anlamına geliyor ve “sah-win” olarak telaffuz ediliyor.

Antik kayıtlar nadir ve bölük pörçük olduğu için Samhain’in gerçek niteliği tam olarak anlaşılabilmiş değil; fakat bilinen şu ki bu festival yılda bir kez, hasat zamanının sonunda gerçekleşen toplumsal bir buluşma niteliğindeydi ve kış ayları için kaynakların bir araya getirilmesi ile hayvanların otlaklardan geri getirilmesine işaret ediyordu. Ayrıca, folklorist (halk bilimci) John Santino’ya göre, Samhain’in ölülerle konuşma zamanı olduğu düşünülüyor.

Santino, “Samhain’in, ölülerin ruhlarının diğer dünyaya geçtiği gün olduğuna dair bir inanış vardı.” diyor ve ekliyor: “Yıl içindeki bu tür geçiş anlarının her daim özel ve doğaüstü olduğu düşünülmüştür.”

“Cadılar Bayramı, ölüm kavramıyla oynamanın güvenli bir yolu.” diyor Santino. “İnsanlar yaşayan ölüler gibi giyiniyorlar ve mezar taşları ön bahçeleri süslüyor; bunlar, yılın diğer zamanlarında tolere edilebilecek aktiviteler değil.”

Halloween: From Pagan Ritual to Party Night” adlı kitabın yazarı, Toronto’daki York Üniversitesi’nden tarih profesörü Nicholas Rogers’a göre, Samhain’in özellikle atalara ve ölülere tapınmaya adandığına dair tam bir kanıt yok.

(İskoçya’da 300 Yıllık ‘Cadı’nın Yüzü Canlandırıldı)

“Antik efsanelere göre Samhain, kabile halklarının fatihlerine vergi ödediği ve antik höyüklerin, yeraltı dünyası tanrılarının görkemli saraylarını yeryüzüne çıkarmasının beklendiği zamandı.” diye yazıyor Rogers. “Samhain, kötülükler ya da ölüm ile ilgili olmaktan ziyade mevsimlerin, değişime ve yaz kışa döndüğünde doğanın uykuya (ve yeniden doğuşa) dalmasına kendini hazırlaması ile ilgiliydi.”

Cadılar Bayramı ile Samhain arasındaki doğrudan bağlantı henüz kanıtlanmamış olsa da çoğu bilim insanı bu bağlantının varlığına inanıyor; (1 Kasım’da kutlanan) Azizler Günü ile Samhain takvimde birbirinin o kadar yakınında yer alıyor ki ikisinin birbirini etkilediği ve daha sonraları Cadılar Bayramı olarak adlandırılan tek bir kutlama haline geldiği kabul ediliyor.

 

Kostümler ve “Şeker mi şaka mı?”

“Kostüm giyme ve kapı kapı dolaşıp ‘Şeker mi şaka mı?’ diye sorma geleneği; insanların farklı kılıklara bürünüp kapıdan kapıya dolaşarak yiyecek istedikleri, ‘kılık değiştirme’ ve ‘maske takma’ uygulamasına kadar geri götürülebilir.” diyor Santino. “En eski kostümler genellikle samandan dokunmuştu ve insanlar kostümleri bazen oyunlar veya skeçler sahnelemek için giyiyorlardı.”

Uygulama, aynı zamanda, İrlanda’nın ve Britanya “souling” adlı Orta Çağ geleneğine dayanıyor olabilir; bu geleneğe göre fakir insanlar, Azizler Yortusu’nda (1 Kasım) kapıları çalıyorlar ve ölüler için edecekleri dualara karşılık insanlardan yiyecek istiyorlardı.

Santino’nun söylediklerine göre, “Şeker mi şaka mı?” sorusu, II. Dünya Savaşı’na dek ABD’de hiç sorulmamıştı fakat II. Dünya Savaşı’ndan önce Amerikalı çocukların Şükran Günü’nde dışarı çıkıp insanlardan yiyecek istedikleri biliniyor ki bu uygulama “Şükran Günü dilenciliği” olarak adlandırılıyor.

“Toplu halde yapılan talep ritüelleri oldukça yaygın ve genellikle kış aylarındaki bayramlarla ilişkilendiriliyor.” diyor Santino. “Bir geleneğin diğerlerini tetiklemesi kaçınılmaz olmasa da gelenekler, birbirine benzer ve paraleldi.”

 

Şakalar ve Oyunlar

Bugünlerde “Şaka mı şeker mi?” cümlesinin “şaka” kısmı, çoğunlukla içi boş bir tehditten ibaret; ama eşek şakaları uzunca bir süre bu bayramın bir parçasıydı.

1800’lerin sonunda, Cadılar Bayramı’nda şaka yapma geleneği oldukça iyi yerleşmişti. Evlerin dışındaki tuvaletleri altüst etmek, çiftçilerin çitlerini açmak ve evlere yumurta fırlatmak ABD ve Kanada’da yapılan şakalar içinde yer alıyordu. Fakat 1920’ler ve 1930’larda kutlamalar, daha çok, başa çıkılmaz birer açık hava partisini andırıyordu ve vandalist eylemler daha ciddi bir hal almıştı.

“Bazı insanların inandığı düşünceye göre, eşek şakaları tehlikeli olmaya ve çığırından çıkmaya başladığı görüldüğünden, ebeveynler ve kasaba yöneticileri, giyinip kapı kapı dolaşarak ‘şaka ya da şeker’ demeyi, şaka yapmanın daha güvenli bir alternatifi olarak teşvik etmeye başladılar.” diyor Santino.

Yine de Cadılar Bayramı, şaka yapmanın ya da şeker istemenin zamanı olduğu kadar şenlikler ve oyunların da bayramıydı. Elma, Cadılar Bayramı ile ilişkilendirilir: Bir ikram olarak verilebileceği gibi, Kolonileşme Dönemi’nden beri Amerika’da falcılık amacıyla oynanan sudan elma toplama oyununda da kullanılabilir. Roseanne Montillo’nun “Halloween and Commemorations of the Dead” adlı kitabında yer alan efsane odur ki, ellerini kullanmadan su dolu bir kovadan elma yakalayabilmeyi başaran ilk kişi, gelecekte evlenecek olan ilk kişidir.

Elmalar ayrıca başka bir tür evlilik kehanetinin bir parçasıydı. Efsaneye göre genç kadınlar, bir elmanın kabuğunu tek bir şerit halinde soyup omuzlarının üzerinden fırlatırlardı. Elma kabuğu yere düştüğünde bir harf şeklini alırdı ki güya bu harf o kadının gelecekti eşinin isminin ilk harfini gösterirdi.

 

İrlanda/Hristiyan Etkisi

Bir diğer Cadılar Bayramı ritüeli ise gece yarısı mum ışığında aynaya bakmayı içeriyordu, böylece aynaya bakan kadın, aynada gelecekti eşinin yüzünün belirdiğini görüyordu. (Bunun korkutucu bir versiyonu, daha sonraları, okul çağındaki birçok çocuğa tanıdık gelecek olan “Bloody Mary” ritüeli halini aldı.) Bazı insanlar ciddiye alsa da, çocukluk oyunlarının çoğu gibi bu da muhtemelen eğlenme amaçlı yapılıyordu.

Bazı Evanjelik Hristiyanlar, Cadılar Bayramı’nın pagan ritüeline uzanan kökleri nedeniyle şeytani olduğuna dair kaygılarını dile getirdiler. Fakat antik Keltler, Hristiyanlıktaki şeytanı andıran hiçbir şeye tapmamışlardı ve lügatlarında böyle bir kavram yoktu. Hatta Katolik Kilisesi şeytani dümenler arayışında cadılara işkence etmeye başladığında, Samhain festivali çoktan ortadan kaybolmuştu. Ve tabii ki siyah kedilerin şeytani sayılmak için büyücülükle ilişkili olmasına gerek bile yoktu; basitçe yollarından gitmeleri, yılın herhangi bir zamanında kötü şans olarak kabul ediliyordu.

Santino, “American Folklore: An Encyclopedia” adlı kitabında modern Cadılar Bayramı için şöyle yazıyor: “Cadılar Bayramı gelenekleri ve inanışları  Kuzey Amerika’ya önce ilk İrlandalı göçmenlerle, daha sonra da 19. yüzyılın ilk yarısında kıtlıktan kaçan İrlandalı göçmen dalgasıyla bilrlikte gelmişti. Kuzey Amerika’da Kolonileşme Dönemi’nden beri bilinen Cadılar Bayramı, 20. yüzyıl ortalarında daha çok çocuklara hitap eden bir bayrama dönüştü.”

O zamandan itibaren yetişkinler, topluluklar ve kurumlar (okullar, kampüsler, ticari amaçla kullanılan perili köşkler vs.) bu etkinliği benimsedikçe, bayramın popülaritesi hızla arttı.

Asırlar boyunca, (periler ve cadılar gibi) çeşitli doğaüstü varlıklar, Cadılar Bayramı ile ilişkilendirildi ve yüz yıldan da uzun bir süre önce İrlanda’da Cadılar Bayramı’nın, ölülerin ruhlarının akıllarından çıkaramadıkları eski mülklerine dönecekleri zaman olduğu söylenmeye başladı. Hayalet veya cadı gibi giyinmek moda oldu; bununla birlikte bayram ticarileştirildikçe (ve seri üretim kostümlerin ortaya çıkmasıyla) ve yaygınlaştıkça çocuklar ve yetişkinlerin kıyafet seçimi yelpazesi canavarlardan süper kahramanlara, prenseslerden politikacılara kadar genişledi.

 

Kaynak: Live Science       Arkeofili

 

Hobilerinizi gerçekleştirmenin vakti gelmedi mi? Nar Sanat olarak pandemi döneminde evlerimizde bunalmış, sıkılmış ve stres yüklenmiş heran parlamaya hazır, tedirgin, korkan bir yapı içinde yaşamanızı değil kendinizi gerçekleştirmenizi, rahatlamanızı ve tüm bu sorunlardan birkaç saat dahi olsa uzak kalmanızı sağlamak  için “Hafta içinde tüm önlemlerin alındığı ve azaltılmış kursiyerlerle Hobi resim kursunu açtık” Kimler mi gelebilir? Yukarıda saydığım bu duygu yoğunluğunun içerisinde kayıp olmak istemeyen tüm yetişkinler… Ev hanımlarından meslek sahibine ,emekliye kısaca her yaş gurubundan olan ve “resim ile kendimi bulmalıyım”, “çizerek rahatlamalıyım”, “resimle kendimi ifade etmeliyim” diyen ve daha da önemlisi bir hobim olsun diyen herkese kapımız açık.

 

 HOBİ KAVRAMI VE KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRME!

 

Bir kişiyi tanımanın en iyi yollarından biri de o kişinin kendi iradesi ile yapmış olduğu işleri öğrenmektir. Yani bir sohbet esnasında genellikle kişiyi tanımak için yaşı,işi ve rutin olarak yaptıklarını kısaca kendi iradesi dışında verdiği uğraşları öğrenmek belirli bir oranda sizlere o kişi hakkında bir fikir elbette verir fakat daha derinlere inmek ve tam bir tahlil için kişinin boş vakitlerinde neler yaptığını neler öğrendiğini sorguladığınızda o kişinin asıl yüzünü görürsünüz. Çünkü kişi kendini gerçekleştirmek için kendi iradesi ile bir şey yapıyorsa farklılık başlıyor demektir.

Boş zamanı olan ve kendini gerçekleştirme adına kendi iradesi ile bir şeylerle uğraşan kısaca hobilerini ciddiye alıp uğraşan kişileri gözlemlediğinizde boş vakitlerinde hiçbir şeyle ilgilenmeyen kişilerle arasındaki bariz kişilik farkını da anlamak çok zor olmayacaktır.

Her ne kadar ülkemizde göz ardı edilse de iş başvurularında sorulan veya özgeçmiş yazımlarında belirtilen iş dışındaki hobiler bölümü bunun için vardır.

Yeni tanışan ve hangi yaşta olursa olsun kişi ve kişileri bir birine enhızlı kaynaştıran şeylerden biride edindikleri hobileri konuşmaktır adeta görünmez bir bağ oluşturur hobiler.

Belki duymuşsunuzdur; 1981’de Fransa’da Mitterand iktidarı sırasında “Boş Zamanları Değerlendirme Bakanlığı” kuruldu. Aslında bakanlığın görevleri arasında turizm ve spor da vardı ama isminin “Boş Zamanlar Bakanlığı” olması, kamuoyunun dikkatini bu alana çekmek için kasten düşünülmüştü. 2005 yılında ise Kanada’da “Boş Zamanları Değerlendirme, Eğitim ve Spor Bakanlığı’ kurulmuştur.

Boş zamanlarında boş oturan insanlara, boş zamanlarında ne yaptıkları sorulduğunda “Aslında son günlerde pek zamanım olmadı‘.” ya da “Son okuduğum kitabın, izlediğim filmin adını hatırlayamadım, neydi dilimin ucunda.” gibi kaçamak cevaplar verirler genellikle. Belirli bir kesin arasında ne yazık ki “boş zamanlarda bir şey yapmamak” hoş karşılanmaz.

Kendi işini kurup başarılı olan ya da profesyonel hayatta çok yükseklere çıkanlar arasında kendilerine neredeyse hiç boş zaman ayıramayan insanlara çok sık rastlanıyor. “Benim hobim işimdir.” diyenler bunlar arasından çıkıyor.

Sıkça rastladığımız bir durumdur “benim hobim işimdir” cümlesini. Birden çok hayat yaşamıyoruz, yaşayamayız da. Bir tek hayatımız vardır ve bunu da en iyi şekilde değerlendirmek durumundayız. Çünkü hayat tek ve tekrarı olmayan bir gerçekliktir.

Herkes işinde en iyi olmak, yükselmek, daha çok kazanmak, daha iyi bir yaşamak ister kuşkusuz. Rekabet koşullarının düne göre daha ağır olduğu günümüzde bunu sağlamak çok kolay değil. Çok çalışmak gerekiyor ama başarılı olmak için sadece çalışmak yetmiyor.

HAYAT TERAZİSİNDE BİR KEFE OLMAK

Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi

Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi

 

Hayatı bir terazi gibi düşünürsek bu “tek” olan hayatımızı sürekli dengede tutmalıyız kendine ayrılmış zaman yaratamayınca tek olan hayatın bir kefesi yukarıdayken diğeri daima aşağıda kalır ki buda hayatın dengesizliği demektir.

Elbette maddi olanak ve sosyal /ailevi zorunluluklardan bahsederek hayat zorluklarından dem vurarak hobi veya kendini gerçekleştirmenin imkânsızlıklarından bahsedebilirsiniz fakat hobi edinmek için genel anlamda para değil daha çok “irade” gerekmektedir çünkü bu zorunluluk değil istenilerek gerçekleştirilebilecek bir eylemdir.

Dengeli bir hayat için çalışmak kadar kaliteli boş zaman geçirmeye de ihtiyacımız var. Tıpkı tek kişinin bir tahterevalliyi dengede tutmaya çalışması gibi, insanın ağırlığını her iki tarafa da verebilmesi gerekir. Sadece işten ya da sadece hobiden ibaret bir hayat, dengesini yitirmiştir. Akıl ve ruh sağlığımızı korumak, yaratıcılığımızı canlı tutmak ve mücadele edebilmek için çalışmayla kaliteli boş zamanı dengeleyeceğimiz bir hayat yaşamalıyız.

Hayatı sadece fiziksel ve görünen yüzüyle algıladığınızda içinizde tatmin edilemeyen boşluğun nasıl doldurulacağını elbette bilemezsiniz oysa insanın bir fiziki birde psikolojik boyutu vardır. İstediğiniz kadar çalışan çabalayın veya bir aile düzeniniz olsun fiziksel hayata dalarak asla hayatın “tatmin/psikolojik” yönünü dolduramazsınız. Bunu dolduracak tek şey hobilerinizdir, kendinizi gerçekleştirmek için hobilerinizle olmak zorundasınız.

HOBİ SADECE  EMEKLİLER İÇİNDİR !

Hobi denilen eylem sadece parası olan veya emekli olan kişilerin eylemi değildir. Çalışma yaşamının da ihtiyaç duyduğu çok yönlü düşünebilen, farkındalıkları olan insana olmaya giden yol boş vakitlerinizde kendi iradenizle yaptığınız hobilerdir. Hobilerimiz bizleri dengede tutmaya hayatımıza farkındalıklar katan kendimizi bulmamıza yardımcı olan bir eylemdir. Çünkü iş yaşamından özel yaşama kadar her alanımızı beslediği gibi bizi farklı kılanda eylemlerden biridir hobilerimiz.

Hobilerin insanların boş zamanları doldurmaktan çok daha ötede işlevleri var. Hobiler kişinin görsel, işitsel ve sözel yeteneklerini, karar alma ve iletişim becerilerini, takım çalışmasına yatkınlığını artırıyor. Ayrıca hobiler insanların yeni tanıştığı kişilerle kolay iletişim kurmasını kolaylaştırıp çevre edinmelerine yardım ediyor. İşte tüm bu eylemler açısından bakacak olursak bir de bunların üzerine

NEREDE VE HANGİ HOBİ?

Buyurun gelin. Sanatın pek çok dalını bir arada görüp deneyimleyebileceğiniz kursumuzda sosyalleşme adına resim, belki tiyatro veya müzik dallarında yada dans  biri sizin kendinizi gerçekleştirmenize yol açacaksa biz buradayız. Tüm önlem ve ilgimizle sizleri bekliyoruz.

Tanışma dersinden sonra kayıt olmak zorunluluğunuz yok. Tanışma dersleri için herhangi bir ücret talep etmiyoruz ya bir kalemin çizdiği yerde ya bir notanın içinde bulabilirsiniz kendinizi. Denemeden kim bilebilir neyi yapıp yapamayacağınızı? İlla bizimle yürümek zorunda değilsiniz fakat biz sizlerin kendinize, derinliklerinize içinizdeki size yürümenizi istiyoruz.

Sevgiyle kalın.

21. sezonunda internet üzerinden seyirciyle buluşmaya hazırlanan İş Sanat, dayanışmaya ihtiyacımız olan pandemi döneminde sahnesini kültür-sanat alanında üretim yapanlara da açacak.

 

Nitelikli sanat etkinliklerinin evi İş Sanat, sahnesinde kayda alınacak yeni etkinlikler ve konserlerden oluşan programını dijital platformlardan paylaşacağı 21. sezonuna 5 Kasım’da başlıyor. Klasik müzik konserlerinden yerli projelere, şiir hikâye dinletilerinden, masal tiyatrosuna, tiyatro okumalarından sanal sergilere uzanan pek çok etkinliğin yer aldığı sezon İş Sanat’ın sosyal medya hesapları üzerinden ücretsiz izlenebilecek.

 

‘SANATLA MORAL BULDUK’

Yeni sezonla ilgili değerlendirmelerde bulunan İş Sanat Genel Müdürü Zuhal Üreten, “Pandemi nedeniyle kapalı olduğumuz dönemde 75 günde, hazırladığımız 400’ü aşkın içeriği dijital platformlar üzerinden sunduk. Gördüğümüz ilgi pandeminin sıkıntıları içerisinde en büyük sevincimiz oldu. Ülkemizin dört bir köşesinden sanatseverlerle buluştuk, hep birlikte sanatla moral bulduk. Yeni sezonumuzda dönemin beraberinde getirdiği zorluklarla mücadelede dayanışmanın önemini dikkate alarak ülkemizin sanatçılarından oluşan bir program yapmayı tercih ettik” dedi.

Yeni sezonda dijital platformlardan izleyiciyle buluşacaklarını belirten İş Sanat’ın sanat yönetmeni Defne Turaç, “Bizim için sezonun dijital olarak yayımlanması, izleyicilerimizin alkışlarını özlemenin dışında bir fark yaratmıyor. Yayın günlerini aylık olarak duyuracağız. Konser/etkinlik kayıtları İş Sanat’ın sosyal medya hesaplarından yayın günü 20.30’dan itibaren izlenebilir olacak. Çocuklar için hazırladığımız içeriklerin yayın saatleri ise 15.00” değerlendirmesinde bulundu.

AÇILIŞ İSTANBUL ENSEMBLE İLE

Yeni sezona 5 Kasım’da şef Serdar Yalçın yönetiminde, çoğunluğu bağımsız çalışan müzisyenlerden oluşan İstanbul Ensemble konseriyle başlayacak İş Sanat, Hakan Şensoy yönetimindeki Milli Reasürans Oda Orkestrası konserini ise Milli Reasürans işbirliğinde 12 Kasım Perşembe günü gerçekleştirecek. Topluluk, İş Sanat’ın 21. sezonuna toplam beş konserle konuk olacak.

Parlayan Yıldızlar serisinden tanıdığımız genç çellist Poyraz Baltacıgil, 16 Kasım Pazartesi akşamı piyanist Barış Büyükyıldırım’ın eşliğinde bir resital verecek. Sezon boyunca Demirhan Gökbudak, Iraz Yıldız, Ferhat Can Büyük gibi genç sanatçılar bu seride yer alacak.

 

YENİ YIL KONSERİ KARAHAN’DAN

İş Sanat’ın gelenekselleşen yeni yıl konserlerinin bu yılki konuğu ünlü tenor Murat Karahan ile orkestra şefi Erol Erdinç yönetimindeki Limak Filarmoni Orkestrası olacak.

Caz sahnesinin başarılı isimleri de bu sezon dinleyicilerle buluşacak. Ozan Musluoğlu’nun son projesi ‘Genedos’, sezonun ilk caz konseri olarak 24 Kasım’da programda bulunuyor.

Türk halk müziğinin yeni nesil sanatçılarından Coşkun Karademir ve pop müziğin sevilen ismi Buray, İş Sanat’a özel hazırladıkları bir konser 20 Kasım’da seyirciyle buluşacak. Melihat Gülses, Derya ve Dilek Türkan, Zeynep Halvaşi gibi halk ve sanat müziğinin başarılı isimleri, hazırlayacakları özel projelerle İş Sanat sosyal medya hesaplarından sezon boyunca izlenebilecek.

 

SAİT FAİK DİNLETİSİ

Atilla Birkiye’nin hazırladığı, Mehmet Birkiye’nin sahneye uyarladığı Türk edebiyatının usta kalemlerinin eserlerinin yer aldığı dinleti serisi 9 Kasım’da Sait Faik Abasıyanık’la başlayacak. Şiir ve hikâye dinletileri Nâzım Hikmet, Gülten Akın, Attila İlhan gibi isimlerle devam edecek.

W. Shakespeare’in ‘Romeo ve Juliet’yle başlayacak Okuma Tiyatrosu programında ‘Othello’ ‘12. Gece’, ve Çehov’un ‘Üç Kızkardeş’i de yer alıyor.

 

ÇOCUKLARA DÜNYA MASALLARI

İş Sanat Masal Tiyatrosu, Lerzan Pamir’in yönetmenliğinde oyuncular Anıl Altınöz, Aslı Tandoğan, ve Mert Aydın’ın canlandıracağı ‘Prenses ve Bezelye Tanesi’, ‘Kırmızı Başlıklı Kız’, ‘Hansel ve Gretel’, ‘Çizmeli Kedi’ ve ‘Karlar Kraliçesi’ gibi klasik dünya masalları, 21. sezon boyunca çocuklarla birlikte olacak.

Kaynak: Hürriyet

Japonya’da 33. Tokyo Uluslararası Film Festivali başladı.

Japonya’da 33. Tokyo Uluslararası Film Festivali başladı.

Başkentteki Tokyo Uluslararası Forum’da, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını sebebiyle kapalı kapılar ardında yapılan, düşük ölçekli festivalin kırmızı halı geçişi gerçekleştirildi.

Geçişe katılan Festival Elçisi Japon aktör Yaşuo Koji, “Salgın sürecinin geleceğine ne var belli değil. Virüsle bir arada var olmak zorunda kalabiliriz.” dedi.

Japonya’ya girişlerinde 14 günlük karantina süreçlerini tamamlayan Malezyalı yönetmenler Lim Kah Wai, Edmund Yeo de festival açılışında yer aldı.

Açılışına video mesaj gönderenler arasında Cannes Film Festivali Direktörü Thierry Fremaux ve İngiliz film yönetmeni, senarist ve yapımcı Christopher Nolan yer aldı.

Nolan mesajında, “Bu zor zamanlarda büyük ekranda film izleme zevki için bir yolunu bulmanız benim ve dünyadaki diğer film yapımcıları için bir esin kaynağı” dedi.

Açılışında, Take Masaharu’nun çektiği ve 3 boksörün zorlu hikayelerini anlatan “Underdog” filminin ilk gösterimi gerçekleştirildi.

Festival kapsamında, 107 ülke ve bölgeden katılan 1356 ürün arasından seçilmiş 138 eser 9 Kasım’a kadar gösterilecek.

Deniz aşırı jüri üyelerinin katılamaması sebebiyle festivalde, önceki yılların aksine, uluslararası yarışma düzenlenmeyecek.

Bu kapsamda, 25’i dünya prömiyerini yapacak 32 film, festival bünyesinde başlatılan “Tokyo Prömiyer 2020” bölümünde sergilenecek

Festivalin kapanışı, bu yıl doğumunun 260. yıl dönümü olan Japonya’nın Edo dönemi sanatçısı Hokusai Katsuşika’nın hayat hikayesini anlatan “Hokusai” eserinin gösterimiyle kapanışını yapacak.

Kaynak: Anadolu Ajansı / Ahmet Furkan Mercan        Haberler

Nilüfer Belediyesi Nilüfer Kent Tiyatrosu’nun Mitos Boyut Tiyatro Yayınları işbirliğiyle düzenlediği Sahne Eseri Yazma Yarışması’nda finale kalan 13 oyun belli oldu. Özel ödül ise bu sene iki ayrı oyuna veriliyor.

Nilüfer Belediyesi Nilüfer Kent Tiyatrosu’nun Mitos Boyut Tiyatro Yayınları işbirliğiyle hazırladığı Sahne Eseri Yazma Yarışması’nda finale kalan ve özel ödüle değer görülen eserler belli oldu. Bu yıl 146 eserin başvurduğu yarışmada başvuru kriterlerini karşılayan 133 eser arasından 13’ü finale kalmaya hak kazandı.

Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Ali Düşenkalkar, tiyatro eleştirmeni, gazeteci Bahar Çuhadar, Prof. Dr. Metin Balay,oyun yazarı, yönetmen, oyuncu Murat Karasu ve  Prof. Dr. Tülin Sağlam’dan oluşan seçici kurulun değerlendirdiği eserler arasından şu oyunlar finale kaldı:
‘Ayışığı Uyandırır mı Gökkuşağını?’, ‘Kızlar’, ‘Adını Sen Koy’,’Geç Kalan Akşam Yemeğinin Hezimeti’, ‘Sandık’, ‘Bir Âlem Pansiyon’, ‘Hatırlanmaya Değer Şeyler Nasıl Unutulur?’, ‘M. Ali (Bir Varoş Nidası)’, ‘Nef’i -Gölgelerin Ardından’, ‘Sait’, ‘Siber Bir Ordu Yaratma Rehberi’, ‘Yakınlık’ ve ‘Yansıma’.
İlk üçe giren eserler kasım ayı içerisinde açıklanacak.

ÖZEL ÖDÜL İKİ ESERE GİTTİ
Nilüfer Belediyesi Özel Ödülü’nü ise bu yıl iki eser paylaştı. Başvuran 17 oyun arasından ‘Ses’ ve ‘Dil Ağacı’ adlı oyunlar Nilüfer Belediyesi Özel Ödülü’ne değer görüldü.

Kaynak: Hürriyet

Peru’nun Nazca Platosu’nda maymun, kuş, katil balina ve bazılarının astronota benzettiği insansı figür gibi geoglif keşiflerine bu kez 37 metre uzunluğunda dev bir kedi eklendi.

Latin Amerika ülkesi Peru’nun And Dağları’yla Pasifik Okyanusu arasında sıkışıp kalmış çöl yaylalarındaki hayrete şayan dev çizimler, bilim dünyasını meşgul etmeye devam ediyor.

Kuş, katil balina (orka), maymun ve bazılarının astronota benzettiği insansı figür gibi geoglif keşiflerine bu kez devasa bir kedi eklendi.

Peru’nun başkenti Lima’nın 400 km güneyindeki Nazca Platosu’nda keşfedilen yeni geoglif, bir tepeden aşağı çizilen dev bir kediden oluşuyor.

UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki çizimlerin çoğunu elverişli şekilde görebilmek için bir tepeye erişim sağlamak üzere yapılan çalışmalar sırasında bulunan kedi geoglifi, MÖ 200-100 arasında tarihlendirildi.

 

Yok olmak üzereyken korumaya aldılar

Peru Kültür Bakanlığı, bu keşifle ilgili açıklamasında “Figür güçlükle görülüyordu ve doğal erozyonun etkilerine açık oldukça dik bir yamaçta yer aldığından yok olmak üzereydi. Geçen hafta temizlendi ve korumaya alındı” dedi.

37 metre uzunluğundaki kedinin 30-40 santimlik net şekillendirilmiş çizgileri bulunuyor.

1994 yılından beri UNESCO Dünya Mirası konumundaki Nazca Platosu’nda binlerce geometrik ve hayvansı çizim var. Kayalarla toprak kaldırılıp alttaki birbirinden farklı malzemeler ortaya çıkarılarak oluşturulmuş bu çizimler, Peru’nun çorak kıyı bölgesinin 450 kilometrekaresini kaplıyor.

 

Daha çok var

Nazca Platosu’ndan sorumlu baş arkeolog Johny Isla“Hala yeni figürler buldukça şaşırıyoruz, ama daha pek çoğunun bulunmayı beklediğini de biliyoruz” dedi.

 

Drone görüntüleri sayesinde

Son yıllarda insansız hava araçları sayesinde yamaçların bütünlüklü görüntülerine bakabildiklerini belirten Isla, bu sayede  Palpa ve Nazca vadilerinde MS 200-700 yılları arasındaki Nazca kültürünün çok daha öncesinde dayanan 800-100 yeni figür bulduklarını aktardı.

Baş arkeolog, yamaçlara çizilen daha küçük boyuttaki bu figürlerin kesinlikle daha erken bir geleneğe ait olduğunu vurguladı.

Dev kedinin MÖ 500 – MS 200 arasındaki geç uygarlığının ürünü olduğunu, ikonografileri karşılaştırarak bu sonuca ulaştıklarını anlatan Isla, “Örneğin Paracas kumaşları, bu geogliflerle kolayca kıyaslayabileceğiniz kuşları, kedileri ve insanları gösterir” dedi.

Kaynak Sputniknews