Şunun için etiket arşivi: Sinema

Dormen: Yeteri kadar otel mi yok da tarihi tiyatroyu otel yapıyorsunuz?

Usta sanatçı Haldun Dormen, kendi kurduğu, Türk tiyatrosunda tarihi öneme sahip, Beyoğlu’nda bulunan Cep Tiyatrosu’nun yıkılıp yerine otel yapılması kararına tepkili: Yeteri kadar otel yok mu? 
 İstanbul’daki tarihi sinema ve tiyatro binalarının otele dönüştürülmesine usta tiyatro sanatçısı Haldun Dormen isyan etti. Sabah gazetesinden Fırat Karadeniz’in haberine göre Dormen, “Beyoğlu’nda yapılan değişiklikler beni çok korkutuyor. İstanbul’da yeterince otel mi yok da tiyatro binalarını yıkıp otele dönüştürüyorlar” diyor.
Usta tiyatrocu Haldun Dormen bugünlerde hem biraz üzüntülü hem de heyecanlı. Üzüntüsünün sebebi, 1950’li yıllarda, Beyoğlu’nda kurduğu, Türk tiyatrosunda tarihi bir öneme sahip olan Cep Tiyatrosu sahnesinin yıkılarak yerine otel yapılacak olması. Şimdilerde tiyatro salonunu Ti Performans adlı topluluk kullanıyor. Dün topluluk son kez sahneye çıktı. Dormen bu yaşananları yakından takip ediyor. Beyoğlu’ndaki sanat mekanlarının bir bir yıkılmasından dolayı endişeli. Usta tiyatrocu soruyor: “Yeteri kadar otel yok mu?” Dormen’in heyecanlandıran ise uzun zamandır çalıştığı İstanbul’un fethini anlatacak olan Fatih Müzikali. Eğer sponsor bulunursa yazın müzikal sahnelenecek. Tabii Yapı Kredi Sanat Danışmanı sıfatıyla mesai harcadığı bir diğer iş ise Afife Tiyatro Ödülleri. Ödüller bu yıl 30 Nisan’da düzenlenecek törenle sahiplerini bulacak. Adaylar ise 2 Nisan’da açıklanacak. Ödüller son yıllarda, değerlendirme kriterleri ve jürisinin yapısından dolayı eleştiriliyordu. Bu yıl yapılan değişikliklerle jürinin yapısı yeniden kurgulandı. Fakat beklenen değişiklikler yapılmadı. Haldun Dormen’in kapısını çaldık ve Cep Tiyatrosu’nu, Afife Tiyatro Ödülleri’ni ve Fatih Müzikali’ni konuştuk.
YIKIMA ÇOK ÜZÜLÜYORUM 

“1950’li yıllarda, Beyoğlu, Parmak Sokak’ta kurduğumuz 60 kişilik Cep Tiyatrosu’nun yıkılacak olması beni çok üzüyor. Burası Türkiye’nin ilk cep tiyatrosuydu. Tarihi bir yer orası. O yıllarda Avrupa’da da örneği yoktu böyle bir tiyatronun. Yok olacak olması içimi yakıyor. Biz bu tiyatroyu, tiyatro adına bir şeyler yapabilmek için çaresizlikten kurmuştuk. Mekansızlıktan yaptık. ‘Devrim yapacağız’ düşüncesiyle açmadık. Şimdi oraya otel yapacaklar. Sanki yeteri kadar otel yok gibi. Aslında Beyoğlu’nda yapılan değişikliklerin hepsi beni çok korkutuyor. Emek Sineması’nın durumu belli değil. Ayrıca Saray Sineması yıkıldı. Ortaya çıkan ise tam bir fiyasko.”
JÜRİ YENİDEN KURGULANDI

“İstanbul’da o kadar çok tiyatro var ki… 260’ın üzerinde. Afife Tiyatro Ödülleri’nin jüri üyelerini her oyuna göndermem mümkün değil. Bu yıl jüriyi yeninden kurguladık. Tüm bunlar da yeterli değil. Birkaç ay önce basın mensupları ile bir toplantı yaptık, önerileri dinledik. Önümüzdeki sene gelen önerilere göre yeni düzenlemeler olabilir.”

 

FATİH MÜZİKALİ’NE DESTEK ARIYORUM

“O kadar çok yeni projem var ki, bazen uykularım kaçıyor. Bunlar arasında benim için en önemlisi Fatih Müzikali. Uykularım kaçıyor çünkü müzikal olarak İstanbul’un fethini anlatmak çok zor. Ama ben bir sinopsis çıkardım. Yönetmenliği de ben üstleneceğim. Şu an sponsor aranıyor. Yaz aylarında sahnelemeyi düşünüyoruz. İki büyük problemimiz var. Birincisi kadın karakterlerin çok az olması. Hürrem Sultan gibi bir karakter yok yani. Sadece Fatih’in karısı var, baş cariyesi var, annesi var. İkinci problem de komedi unsurunun eksikliği. Komedi olmazsa müzikal çok zor oluyor. Dramatik bir müzikal olsa bile komedi unsuru gerekiyor. Bu nedenle ben de Cenevizli tüccarları kullanmayı düşündüm. Çünkü İstanbul’un fethi gerçekleşse de gerçekleşmese de onların derdi ticaret. Buradan bir komedi unsuru üretilebilir. Fetih 1453 filmini de izledim. Filmde savaş sahneleri biraz uzun geldi bana. Ama oyuncuları başarılı buldum.”

ESKİŞEHİR ‘DE FESTİVAL DÜZENLENSİN
“Afife Tiyatro Ödülleri ile ilgili her eleştiriye açığım ama ‘neden sadece İstanbul’ sorusuna çok sinirleniyorum. Tüm Türkiye’yi kapsamamız mümkün değil. Dünyanın hiçbir yerinde bu yapılmıyor. ‘Video göndersinler’ deniyor ama ben bir tiyatro oyununun videoyla değerlendirilebileceğine inanmıyorum. Haksızlık olur. Fakat Eskişehir’de tüm Anadolu’yı kapsayacak bir Haldun Taner Ödülleri düzenlemeyi düşünüyoruz. Üç senedir yapamıyoruz, olmuyor. Hem de tüm iyi niyetli desteklere, girişimlere rağmen mümkün olmuyor. Şöyle bir çözüm üretilebilir: Eskişehir’de bir tiyatro festivali düzenlenir. Her şehir, en güvendiği oyunu yollar. Jüri de oyunları Eskişehir’de izler ve kararını verir.”

 

Kaynak : http://www.turizmguncel.com

Büyükşehir Belediyesi, renkli etkinliklere ev sahipliği yapacak.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Mart ayı sonuna kadar ev sahipliğini yaptığı birbirinden renkli etkinliklerle İzmirli sanatseverlere “keyifli” bir ay yaşatacak. Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi (AASSM), İzmir Sanat ve İsmet İnönü Sanat Merkezi’nde düzenlenecek kültür-sanat etkinlikleri, farklı yaş grubundaki herkese hitap edecek.

Büyükşehir’in Mart ayı sanat programı şöyle:

7 Mart Çarşamba günü İzmir Sanat’ta “İncesaz” konseri düzenlenecek. Konserin başlama saati 20.00

Uwe Kropinski & Joe Sachse

Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi (AASSM), aynı gün (7 Mart) İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı (İKSEV) tarafından düzenlenen İzmir Avrupa Caz Festivali kapsamında “Uwe Kropinski & Joe Sachse” konserine ev sahipliği yapacak. Konserin başlama saati 20.30.

Büyükşehir Belediyesi’nin desteklediği”Kukla Tiyatrosu” etkinlikleri kapsamında ücretsiz olarakBulgaristan’ın “Prenses küçük su damlası” isimli gösterisi, yine 7 Mart Çarşamba günü, Çiğli Kültür Merkezi’nde izlenebilir. Gösteri 10.30 ve 14.00 saatlerinde İzmirlilerle buluşacak.

8 Mart günü Bulgaristan’ın Varna Devlet Kukla Tiyatrosu “Sinderella” isimli Oyunu ücretsiz olarak İzmirSanat’ta sergileyecek. Oyunun başlama saati 11.00.

9 – 23 Mart tarihlerinde İzmir Sanat, karma resim sergisine ev sahipliği yapacak. Sergide, Buket Başaran Akaya, Uğur Şakre ve Cavidan Keçik eserlerini sergileyecekler.

9 Mart günü Kadınlar Günü kutlamaları çerçevesinde Fuar 4 Nolu Hol’de Türk Halka Müziği konseri gerçekleşecek. Saat 14.30’da ücretsiz olarak başlayacak olan konseri Şef Yolcu Bilgiç yönetecek.

“Yeniden Sinematek” etkinlikleri kapsamında 9 Mart Cuma akşamı İzmir Sanat’ta “Cabiria’nın geceleri” filmi ücretsiz olarak gösterilecek. Federico Fellini tarafından yönetilen filmin başlama saati 20.00.

İzmir Devlet Senfoni Orkestrası’nın (İZDSO) Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde düzenlediği “Dünya Kadınlar Günü Özel Konseri”nde solist ünlü piyanist Gülsin Onay. Şef Tulip Gagliardo Varas yönetimindeki konser 9 Mart Cuma akşamı.

Yine aynı gün (9 Mart) AASSM’de, Avrupa Caz Festivali kapsamında “Açık Caz Orkestrası” konseri gerçekleşecek. Girişlerin davetiyeli olduğu konserin başlama saati 20.30.

10 – 17 ve 24 Mart tarihlerinde İzmir Sanat’ta “Yaşasın Okul” isimli tiyatro görülebilir. Erçin Sıcakkan tarafından yazılıp yönetilen Oyun 10 Mart’ta 11.00 ve 15.30 saatlerinde, diğer tarihlerde ise 15.30’da izlenebilir.

10 Mart tarihinde Fuar 4 Nolu Hol’de “Kadınlar Günü Özel Konseri” düzenlenecek. Ücretsiz gerçekleşecek konserde Şef Hüseyin Çebi yönetimindeki Kent Orkestrası sahne alacak. Konserin başlama saati 14.00.
Yine 10 Mart günü AASSM, İzmir Avrupa Caz Festivali kapsamında “Laurent Trio”ya ev sahipliği yapacak. Konserin başlama saati 20.30.

İzmir Avrupa Caz Festivali kapanış konseri olan “Paganini Trio”, aynı gün (10 Mart) yine AASSM’de. Konserin başlama saati 20.30.

12 Mart tarihinde İzmir Sanat’ta “Piyano ve viyolonsel konseri” gerçekleşecek. İbrahim Yazıcı (Piyano) ve Eren Güllü’nün (Viyolonsel) sahne alacağı konserin başlama saati 20.00.

12 Mart günü AASSM’de, İzmir Avrupa Caz Festivali kapsamında “ICP Orkestrası” sahne alacak. Konserin başlama saati 20.30.

Kazakistan’dan gelen kukla tiyatrosu, 13 Mart Salı günü İsmet İnönü Sanat Merkezi’nde ücretsiz sahne alacak. Gösterinin başlama saatleri 10.30 ve 14.00.

15 Mart günü AASSM, İzmir Avrupa Caz Festivali kapsamında “Omasz Stanko Dörtlüsü”ne ev sahipliği yapacak. Konserin başlama saati 20.30.
“Yeniden Sinematek” etkinlikleri kapsamında 16 Mart Cuma akşamı İzmir Sanat’ta “Başarının tatlı kokusu” filmi ücretsiz olarak gösterilecek. Filmin başlama saati 20.00.

16 Mart günü Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi, İzmir Devlet Senfoni Orkestrası’nı ağırlayacak. Şefİbrahim Yazıcı yönetimindeki konserde Murat Özülgen (Obua), Erman İmeyhan (Viyolonsel) ve Ömür Kazıl (Fagot) solist olarak sahne alacak. Konserin başlama saati 20.30.

16 Mart’ta İsmet İnönü Sanat Merkezi’nde Japonya’dan gelen kukla tiyatrosunun “Parça parça” isimli gösterisi ücretsiz izlenebilecek. Gösterinin başlama saati 20.30.

19 Mart Pazartesi günü İzmir Sanat’ta “Sirtolar ve longalar” konseri gerçekleşecek. Saat 20.00’de başlayacak konserde Genco Atay (Gitar), Bülent Dağdeviren (Ud), Seda Minareci (Flüt), Çağrıhan Erkan (Piyano), Ozan Pars (Perküsyon) sahne alacak.

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen “‘Doğal Yaşam’dan kareler” konulu fotoğraf yarışması için son başvuru tarihi 20 Mart 2012. Yarışmaya en fazla 5 eserle katılma hakkına sahip olan fotoğrafseverler, ayrıntılı bilgi ve yarışma şartnamesi için
http://www.izmirdogalyasamparki.org.tr internet sitesine ya da 327 39 00 numaralı telefona başvurabilirler.

21 Mart Çarşamba günü İzmir Sanat’ta Alman kukla grubunun “İplerde Kabare” isimli kukla tiyatrosu izlenebilecek. İzmir Sanat’taki gösterinin başlama saati 20.30.

22 Mart Perşembe günü ise Bulgaristan Tiyatro Trio grubu “Aşk uğruna” isimli gösteriyi ücretsiz olarakİzmir Sanat’ta sahneleyecek. Etkinlik saati 10.30 ve 14.00.

“Yeniden Sinematek” etkinlikleri kapsamında 23 Mart Cuma akşamı İzmir Sanat’ta “Gurbet Kuşları” filmi ücretsiz olarak gösterilecek. Halit Refiğ’in yönettiği filmin başlama saati 20.00.

23 Mart Cuma akşamı AASSM’de “Stefan Milenkovich” konseri gerçekleşecek. Milenkovich’e İzmir Devlet Senfoni Orkestrası eşlik edecek. Başlama saati 20.30.

27 Mart Salı günü AASSM, “Nefesli Beşlisi”ni ağırlayacak. Saat 20.00’de başlayacak konserde Cem Önertürk (Flüt), Selçuk Akyol (Obua), Selen Akçora (Klarnet), Sertan Sancar (Korno) ve Esra Taviş (Fagot) sahne alacak.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kültür-sanat faaliyetleri kapsamında ücretli olan etkinliklerin biletleri AASSM ve İzmir Sanat gişeleri ile www.aassm.org.tr ve www.izmir.bel.tr/kultursanat sitelerinden temin edilebilecek.

Avrupa Caz Festivali’nin biletleri “Biletix”, Alsancak ve Karşıyaka D&R’lar, Karşıyaka Pan Kitapevi, Bornova Palme Kitapevi, Manisaspor Store’lardan satın alınabilecek. İZDSO tarafından düzenlenen konserlerin etkinlikleri ise AASSM ve İZDSO gişeleri ile Alsancak ve Karşıyaka D&R’lardan temin edilebilir.

200 film gümbür gümbür geliyor

31 Mart-15 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek ”31. İstanbul Film Festivali”nde, 200’ün üzerinde film sinemaseverlerle buluşacak

Festival direktörü Azize Tan, 8 Mart’ta üniversitelerde ön gösterime başlayacaklarını, 18 üniversiteye gideceklerini ve öğrencileri festival programıyla tanıştıracaklarını söyledi.

Tan, bu yıl festivalde yarışmaların ön plana çıktığını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Uluslararası yarışmanın başkanlığını Nuri Bilge Ceylan yapacak. Bu bizim için çok heyecan verici. Dünyaca tanınmış bir Türk yönetmenin bize destek vermesinden çok mutlu olduk. Murathan Mungan da ulusal yarışmamızın jüri başkanı olacak. Bu yıl ulusal yarışmamız çok iddialı olacak çünkü birçok filmin Türkiye ya da dünya prömiyerini ilk kez İstanbul’da yarışma sırasında görecek izleyicilerimiz. Çok sayıda konuk da gelecek. O konuklardan biri de Marjane Satrapi olacak. Animasyon bir yapım olan ”Persepolis” adlı filmiyle ilgi çeken yönetmen, yabancı film Oscar’larında son 5’e kalmıştı. Satrapi’nin son filmi ‘Chicken Plums” da festival kapsamında gösterilecek.”

Gelen ünlü yönetmen ve oyuncuların, sinema sohbetleri, paneller aracılığıyla seyirciyle buluşmasını sağlayacaklarını belirten Tan, ”Bu söyleşiler çok ilgi, görüyor üstelik tüm bunları ücretsiz yapıyoruz. Yine jüri başkanımız olan Nuri Bilge Ceylan da bir sinema dersi verecek” dedi.

Ulusal ve uluslararası Altın Lale yarışmalarının dışında, bir de İnsan Hakları yarışmasının düzenleneceğini dile getiren Tan, ”Belgesellerden çocuk filmlerine, deneysel filmlerden, genç yönetmenlerin filmlerine kadar çok farklı bölümlerimiz olacak. Bu yıl aynı zamanda ‘Çin Yılı’nı kutluyoruz. 2014’te de Çin de ‘Türkiye Yılı’ olacak. Karşılıklı bir işbirliğimiz söz konusu. Çin ile özel bir işbirliği gerçekleştiriyoruz” diye konuştu.

“MÜTEVAZI BİR BÜTÇEYLE FESTİVAL YAPIYORUZ”
Azize Tan, Türkiye’de sürekli yapılan bir organizasyonun dünyadaki benzerleriyle kıyaslandığını, ”Niye biz bir Berlin ya da Cannes olamıyoruz?” diye sorulduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Gönül rahatlığıyla diyebilirim ki, İstanbul Film Festivali, organizasyonun içeriği ve düzenlenmesi açısından yurt dışındaki örnekleriyle hakikaten aynı seviyede, aşağı kalır bir yanı yok. Üstelik bunu da onlara göre çok mütevazı bir bütçeyle yapıyoruz. Ama iş alt yapıya geldiğinde biz ne yazık ki çok geride kalıyoruz. Büyük festivaller, içinde bulundukları belediyeler ve hükümetler tarafından çok ciddi destekler alıyor. Bunların birer festival sarayları var. Mesela Berlin Film Festivalinin 2 bin kişilik bir sarayı var. Ses ve görüntü kalitesi çok iyi.”

“SİNEMALAR TEK TEK KAPANIYOR”
Yıllardır Beyoğlu’ndaki sinemalarda festival düzenlediklerini söyleyen Tan, sinemaların tek tek kapanmasının kendilerini çok etkilediğini belirtti.

Azize Tan, Türk sinemasında çok genç ve dinamik bir kuşağın yetiştiğine dikkati çekerek, ”Çok açıklar, dünya ile irtibat halindeler. Ancak hala Türkiye’de sinemanın endüstrileştiğinden bahsedemeyiz. O anlamda son dönemde Sinema Telif Hakları Müdürlüğünün Sinema ve Telif Hakları Müdürlüğü olarak ikiye ayrılmasını çok anlamlı buluyorum. Böylece tamamen sinemaya odaklanmış yeni bir birimin Kültür Bakanlığı içinde olması çok önemli. Ama hala sinemayla ilgili bazı problemler var. Türkiye de bir film enstitüsünün olmaması Türkiye sinemasının tek bir elden idare edilememesine neden oluyor. Oysa her ülkenin ulusal film enstitüsü bulunuyor. Türk filmlerinin yurt dışı tanıtımları da daha kurumsallaşmış bir şekilde yapılmalı.”

“DİZİ SEKTÖRÜNÜN POPÜLARİTESİ SİNEMAYI TETİKLEYEBİLİR”
Türkiye’de dizi sektörünün önemli bir noktaya geldiğine vurgu yapan Tan, ”Dizi sektöründeki bu başarıyı Türk sineması da yakalayabilir. Dizilerin yarattığı bu popülarite Türk filmlerini destekleyebilir. Bunlar sektörel anlamda birbirini besleyen şeylerdir. İki sektörün güç birliği yapması Türk sinemasını önemli yere getirecektir” dedi.

Azize Tan, 31. Film Festivalinin, İKSV’nin 40. yılına denk gelmesinin de ayrı bir anlam taşıdığını ifade ederek, açılışın Lütfi Kırdar Kongre Merkezinde yapılacağını söyledi.

Tan, 31 Mart–15 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek festival kapsamında her yıl dağıtılan ”Sinema Onur Ödülleri”nin Türk sinemasına yıllar boyu emek veren yönetmen Ali Özgentürk, oyuncular Ayşen Gruda ile Halit Akçatepe ve Türkiye’nin ilk kadın film eleştirmeni Sevin Okyay’a takdim edileceğini kaydetti.

Festivale 300’ün üzerinde yabancı konuk geleceğini, yabancı gazeteciler ve eleştirmenlerin katılacağını belirten Tan, şunları kaydetti:

”İstanbul Film Festivali her geçen yıl adını biraz daha fazla duyuruyor. O yüzden bir çok önemli konuk kendi isteğiyle gelme, Türk sinemasıyla tanışma talebinde bulunuyor. Ancak siz bu insanları ağırlayacak bir sinema salonuna sahip değilseniz, bütçenizde devlet ve belediye katkısı çok sınırlıysa, sinemanızı geliştirmeniz çok zor oluyor. Elinizdeki olanaklarla yetinmek zorunda kalıyorsunuz. Yapmak istediğimiz çok şey var. Zira İstanbul’un adını taşıyan bu festival için biraz daha destek almak ve mekan sorunlarımızı aşmak istiyoruz. İstanbul bir cazibe noktası haline gelmişken, 31 yıldır başarıyla devam eden bu festivali biraz daha destekle çok daha iyi yerlere getirebileceğimize inanıyorum.”

-BURSA-

 “Tek Kişilik Yaşam” ve çocuk Oyunu “Alaaddin’in Sihirsiz Lambası”nısahneleyecek.”Karmakarışık” adlı Oyunun yönetmeni Kerem Atabeyoğlu.”Karmakarışık”, İngiltere hükümetinin Başbakan Yardımcısı BayPhilips’in, muhafazakar partinin sekreteriyle…

Bursa Devlet Tiyatrosu (BDT) “Karmakarışık”,
“Tek Kişilik Yaşam” ve çocuk Oyunu “Alaaddin’in Sihirsiz Lambası”nı sahneleyecek.
Ray Cooney’in yazdığı, Haldun Dormen ve Kemal Uzun’un çevirdiği
“Karmakarışık” adlı Oyunun yönetmeni Kerem Atabeyoğlu.
İngiliz yazar Ray Cooney’in en komik ve en tempolu Oyunu olarak bilinen
“Karmakarışık”, İngiltere hükümetinin Başbakan Yardımcısı Bay Philips’in, muhafazakar partininsekreteriyle yapacağı bir gecelik kaçamakta yaşanan ilginç olayları anlatıyor. Ancak kaçamak, beklenmedik olaylara gebedir. Otel odasında bulunan bir ceset, trajikomik olayları beraberinde getirir.
Bakan, doğacak skandalı önlemek üzere hemen özel kalem müdürünü yanına çağırır. Otel personelinin,sekreterin kocasının, bakanın karısının geceye dahil olmasıyla olaylar daha da karışır.
Oyun, Ahmet Vefik Paşa (AVP) Sahnesi’nde bugün ve yarın saat 20.00’de, 3 Mart Cumartesi ise 15.00 ve 20.00’de tiyatroseverlerle buluşacak.
Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun yazdığı, Erkan Yılmaz’ın sahnelediği, Ayşe Lebriz Berkem’in yönettiği “Tek Kişilik Yaşam” adlı Oyunun dekor ve kostüm tasarımı Hakan Dündar, ışık tasarımı Ali Karaman’ın imzasını taşıyor.
Y. Emir Çiçek’in rol aldığı Oyunda, hatıraların insan hayatında gürültü patırtı içinde kısa süreli dinlenme gibi bir kaçış noktası olduğu anlatılıyor. Rüyaların, seslerin, düşüncelerin, hayallerin ve daha başka, yaşayan ya da yaşamayan diğer şeylerin bir hatırası olduğu anlatılan Oyun, Feraizcizade Oda Tiyatrosu Sahnesi’nde bugün, yarın ve cumartesi 18.00’de izleyiciyle buluşacak.

Harun Özer’in yazdığı, Ebru Kara’nın yönettiği “Alaaddin’in Sihirsiz Lambası” adlı çocuk Oyununun dekor ve kostüm tasarımını Özge Akarsu, ışık tasarımını Ali Karaman, dans düzenini Erdem Gündüz yapıyor. Cihan Büyükışık, Serap Uluyol Karanfilci, Ozan Sargın, Cansu Yılmaz, Özlem Altaş, Eray Soykan, Ali Pınar, Hayati Özen, Savaş Ak, Emre Sefer, Mutlu Dereli, Cem Korkmaz, Emre Yaşa, Adnan Tunalı’nın rol aldığıOyunda, kimsenin çalışmadığı, üretmediği, her şeyin bir dileğe bağlı olduğu, kimsenin hiçbir şey yapmadan istediklerinin önüne geldiği bir dünya konu ediliyor. Oyun, AVP Sahnesi’nde 4 ve 6 Mart’ta saat 14.00’te sahnelenecek.

-Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu-

Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu, Amerikan Edebiyatı’nın korku ve gerilim yazarı olan Ira Levin’in kaleme aldığı, Hale Kuntay’ın Türkçeye çevirdiği

“Ölüm Tuzağı” adlı Oyunu sahneliyor.

Mustafa Kurt’un yönettiği “Ölüm Tuzağı” adlı Oyun, para ve şöhret tutkusunun insanları nasıl baştan çıkardığını anlatıyor. Oyun, bugün ve yarın saat 20.30’da, 3 Mart Cumartesi 14.00’te Tayyare Kültür Merkezi’nde sahnelenecek.

Şehir Tiyatrosunda, bugün saat 11.00 ve 14.00’te, “Kuşbakışı” adlı çocuk Oyunu sahneye konulacak.

Cemal Nadir Güler Sanat Galerisi’nde, Rahime Kaya’nın 27 Şubatta açılan kişisel minyatür sergisi, 3 Mart’a kadar açık kalacak. Sami Güner Sanat Galerisi’nde ise Canan Köse’nin resim sergisi de 3 Mart’a değin sanatseverin ilgisini bekliyor.

 -İSTANBUL-

“Yansımalar” grubu, yarın CRR Konser Salonunda sanatseverlerle buluşacak.

Neyzen Şenol Filiz ile Birol Yayla’nın kurduğu

“Yansımalar” grubu, yarın CRR Konser Salonunda sanatseverlerle buluşacak.

Kanun sanatçısı Taner Sayacıoğlu’nun konuk sanatçı olarak yer aldığı konserde, “Yansımalar”ın 20 yılı aşkın bir süreye yayılan ve artık neredeyse klasikleşmiş eserlerinin yanı sıra, albümlerinde yer almayan yeni çalışmaları ve ilk kez seslendirilecek eserleri sevenleriyle buluşacak.

Rahşan Apay ve Kamran İnce de yarın Borusan Müzik Evinde “İnce’liklere Dair” adlı bir konser verecek.Anadolu ve Balkan halk ezgilerini buluşturan Kamran İnce’nin bestelerinden oluşan programda, viyolonselsanatçısı Rahşan Apay, İnce’nin besteleri ile genç yorumcular ve dinleyenleri için yeni bir yol açacak.

Kendilerini “Karadeniz’in içinden gelenler ve içinden Karadeniz gelenler” olarak tanımlayan etnik rock grubu Marsis, yarın İstanbul Live’da bir konser verecek.

Eczacıbaşı Topluluğu çalışanlarının oluşturduğu müzik grubu Ecza Dolabı,

“BiTam Biöğrenci” projesine destek amacıyla yarın İKSV Salonu’nda konser verecek.

Farklı tarzı ve melodik yapısıyla diğer gruplardan sıyrılıp bugünün en önemli rock topluluklarından biri olanPinhani, yarın Jolly Joker sahnesinde şarkılarını sevenleriyle paylaşacak.

Ezginin Günlüğü grubuyla tanınan Hüsnü Arıkan, yarın Hayal Bistro’da düzenlenen “Solo Performans Geceleri”ne konuk olacak.

Türkiye’de şehir müziğinin önemli isimlerinden Bülent Ortaçgil, yedi yıl aradan sonra çıkardığı “Sen” albümündeki şarkıları yarın Live Haymatlos’ta seslendirecek.

-İncesaz, 40 kişilik Yaylı Çalgılar Orkestrasıyla TİM Show Center’da- 

Çok küçük yaşlarda çaldığı Beethoven 1. piyano konçertosu ile ülkesi İsveç’in Harika Çocuğu unvanını kazanan Peter Jablonski ile pek çok ülkedeki önemli konser salonlarında düzenlenen orkestra konserlerinde solist ve şef olarak katılan, resitaller veren Hakan Şensoy, 3 Mart’ta CRR Konser Salonunda bir konser verecek.

İncesaz, 40 kişilik Yaylı Çalgılar Orkestrası eşliğinde Dilek Türkan ve Bora Ebeoğlu’nun solist olarak yer alacağı, Eren Sanrı ve Berrak Yedek’in danslarıyla renklenen bir konserle yine 3 Mart’ta Türker İnanoğluMaslak Show Center’da sahne alacak.

Feridun Düzağaç, 3 Mart Cumartesi akşamı Jolly Joker’de sevenleriyle buluşacak.

-Tunuslu sanatçı Smadj ile Borusan Müzik Evinde Akdeniz müziğinde yolculuk-

Türk pop müziğinin en eski gruplarından Mavi Işıklar, 3 Mart’ta Mask Live Music Club’da sahne alacak.

Murat Bulgak ve Maya Orkestrası, yine 3 Mart’ta Hayal Bistro’da gerçekleştirecekleri “Eski Türkçe 45’likler Gecesi”nde İskender Doğan’dan Selçuk Ural’a, Tanju Okan’dan Yeliz’e, Beyaz Kelebekler’den Erol Evgin’e özlenen ve sevilen şarkıcıların eserlerini seslendirecek.

Ud sanatçısı, besteci ve aranjör olarak, İstanbul’da yaşayan Tunuslu sanatçı Jean Pierre Smadj, yine 3 Mart’ta Borusan Müzik Evinde, Natacha Atlas, Ibrahim Maalouf, Cem Yıldız, Erkan Tekci, Hogir Göregen, Gürkan Özkan ve Rustam Mahmudov ile birlikte dinleyenleri Akdeniz’i batıdan doğuya aşan bir müzik yolculuğuna çıkaracak.

Cihat Aşkın ve Tuluğ Tırpan, 3-4 Mart tarihlerinde Caddebostan Kültür Merkezinde Beethoven’ın tüm keman ve piyano sonatlarını yorumlayarak bir

“Beethoven Maraton”u gerçekleştirecek.

-Asya’nın sesleri CRR Konser Salonunda yankılanacak- 

CRR Konser Salonu, 4 Mart’ta gerçekleştirilecek “Asian Voices” konserinde soprano Saida Mamadalieva, tenor Normumin Sultanov, bas Kirill Borchaninov ve piyano sanatçısı Dilyara Akhmetshina’ya evsahipliği yapacak.

TRT Yurttan Sesler Korosu, 5 Mart’ta CRR Konser Salonunda Yücel Başmakçı şefliğinde bir konser verecek.

Sadece İsveç’in değil, Avrupa’nın en büyük rock&metal gruplarından biri olarak gösterilen Opeth, 6 Mart Salı günü Küçükçiftlik Park’ta hayranlarıyla buluşacak. Konserde, Opeth’in son albümü Heritage’dan da şarkılar yer alacak.

Nejat Yavaşoğulları, Sina Koloğlu, Sunay Özgür, Deniz Demiröz ve Gencay Kıymaz’dan oluşan Bulutsuzluk Özlemi yine 6 Mart günü Beyoğlu Hayal Kahvesinde sevenleriyle buluşacak.

-Macar ezgileri Süreyya Operasında- 

Türkiye’deki iki kadın orkestrasından biri olan “Feminİstanbul Oda Orkestrası”, 7 Mart Çarşamba günü İKÜ Akıngüç Oditoryumu ve Sanat Merkezinde,

“8 Mart Dünya Kadınlar Günü” dolayısıyla bir kadın solistle ve kadın bestecilerin eserlerinden oluşan bir repertuvarla sahne alacak.

Opus Amadeus Oda Müziği Festivalinin açılış konseri, “İki Piyanodan Tadına Doyulmaz Macar Yansımaları”, 7 Mart Çarşamba günü Kadıköy Süreyya Operasında gerçekleştirilecek.

Marta Gulyas ve Birsen Ulucan tarafından gerçekleştirilecek konserde, Franz Schubert’in Macaristan’ın renklerinden, seslerinden, kokularından esinlenerek bestelediği “Macar Stilinde Eğlencelik” ile başlı başına bir dört el piyano şöleni sunacak. Ayrıca Johannes Brahms’ın dünyaca meşhur ve çok sevilen “Macar Dansları”nın iki piyano uyarlaması, György Kurtag’ın Bach’tan “koral ve kantat uyarlamaları” ve efsanevi Franz Liszt’in birbirinden güzel eserlerinin iki piyano uyarlamaları bu konserde dinlenebilecek.

-Sahne sanatları- 

Aile yadigarı bir köşkteki düğün hazırlıkları ile başlayan “Düğün”, yarın Fevziye Mektepleri Işık Okullarında tiyatroseverlerle buluşacak. Oyun, Ahmet Ümit, Mario Levi ve Hakan Günday söyleşisi ile özel gösterim olarak sunulacak.

Uyarlaması ve yönetmenliğini Genco Erkal’ın yaptığı “Ben Bertolt Brecht” yarın Muammer Karaca Tiyatrosunda sanatseverlerle buluşacak.

“Don Kişot” yarın Büyükçekmece Belediyesi Atatürk Kültür Merkezinde sahneye konulacak.

İspanyol edebiyatının en ünlü romanlarından Don Kişot, Tiyatro Kedi için İpek Kadılar Altıner tarafındanOyunlaştırıldı. Başrolünü Haldun Dormen’in üstlendiği Don Kişot’u Hakan Altıner sahneye koydu.

Enis Fosforoğlu’nun yönetmenliğinde sahneye konulan müzikli komedi

“Şıpsevdi”, yarın Halis Kurtça Kültür Merkezinde sergilenecek. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın eseri, 1900’lerin başında toplumun değişim yaşamaya başladığı bir dönemin İstanbul’unu anlatıyor.

-Engelli gençlerin rol aldığı “Buluşma Hamlet” 3 Mart’ta- 

Beş Avrupa ülkesi arasında ortaklaşa gerçekleştirilen “Europe Now” projesi için Deniz Altun’un kaleme aldığı, Lerzan Pamir’in yönettiği “Pippa”, 3 Mart Cuma günü Akbank Sanat Tiyatrosunda seyirciye sunulacak. Oyun, İtalyan performans sanatçısı Pippa Bacca’nın talihsiz bir şekilde yarım kalan yolculuğunda, bambaşka sebeplerle Diyarbakır’dan yola çıkan Ali Rıza ile yollarının kesişmesini anlatıyor.

Mine Artu’nun yazdığı Mehtap Bayri ve Necmi Yapıcı’nın rol aldığı “Benimle Delirir misin-“, 3 Mart Cumartesi günü Kadıköy Halk Eğitim Merkezinde tiyatroseverlerin karşısına çıkacak.

Yıllardır engelli genç yeteneklerin birer Oyuncu olarak yetiştirilmesini sağlayan SATGE tarafından geliştirilen “Buluşma Hamlet”, 3 Mart Cumartesi günü Ortaköy Afife Jale Sahnesinde sergilenecek.

Dinamik akışı ve keskin anlatım diliyle sadeleşirken yoğunlaşan benzersiz bir Hamlet okuması olan Buluşma Hamlet’in çarpıcı koreografisi ve göz dolduran görselliğiyle seyircilerinde iz bırakması amaçlanıyor.

-“Tehlikeli Oyunlar” 5 Mart Pazartesi Salon İKSV’de- 

Fazıl Hayati Çorbacıoğlu’nun aynı adlı eserinden Hakan Altıner’in yazdığı ve sahneye koyduğu “Koca Sinan”, Tiyatro Kedi Black Out Sahnesinde 4 Mart Pazar günü tiyatroseverlerle buluşacak. Oyunda Orhan Kılıç Mimar Sinan’ı, Tarık Papuççuoğlu Kanuni Sultan Süleyman’ı, Nurseli İdiz Hürrem Sultan’ı canlandırıyor.

Müjdat Gezen’in yazıp yönettiği “Aptal” Oyunu, 4 Mart Pazar günü Müjdat Gezen Tiyatrosunda, aynı gün Ali Poyrazoğlu ve Nilgün Belgün’ün oynadığı “İyi Günde Kötü Günde” Ali Poyrazoğlu Sahnesinde seyredilebilecek.

Seyyar Sahne’nin Oğuz Atay’ın aynı adlı romanından sahneye uyarladığı tek kişilik Oyun “TehlikeliOyunlar”, 5 Mart Pazartesi günü Salon İKSV’de sergilenecek.

Tiyatroseverler, yazarlığını ve yönetmenliğini Özen Yula’nın, müziklerini Jehan Barbur ve Cenk Erdoğan’ın yaptığı “Şems!..Unutma!..” Oyununu, 5 Mart Pazartesi günü Caddebostan Kültür Merkezinde izleyebilecek. Mevlana’nın ruh ikizi Şems’in cinayetine odaklanan Oyun, sırların, kutsallığın, ailenin, aşkın sorgulandığı ve bugüne dair çok şey söyleyen bir hikaye.

-Çocuklar için…- 

Kökeni 1800’lü yılların başına kadar uzanan Paris Sirki, yarın, 3 ve 4 Mart tarihleri arasında Beylikdüzü Festival Alanında izleyenlerle buluşacak.

Müzikal çocuk Oyunları “Sinbad ve Adalar Prensesi”, 3 Mart Cumartesi günü TİM Fettah Aytaç Salonunda, Tiyatro Mie tarafından sahneye konulan “Fareli Köyün Kavalcısı” ise 4 Mart Pazar günü Bahçeşehir Kültür Sanat Merkezinde sergilenecek.

-Sergiler- 

Mehmet Pesen’in 1944’ten bugüne kadar ortaya koyduğu yaklaşık 200 eseri, retrospektif bir sergiyle yarın İş Sanat Kibele Sanat Galerisinde sanatseverler ile buluşacak. 14 Nisan’a kadar sürecek sergide, Pesen’in nakış, yarı soyut, figüratif ve çağdaş minyatür dönemi eserleri yer alıyor.

Yerebatan Sarnıcı’nda 3 Mart-6 Nisan tarihleri arasında Lagün Canavarı sergilenecek. Lagün Canavarı adlı eser, Alberto Toso Fei’nin kıtabında yer alan bir efsaneden ilham alınarak hazırlandı. Eser ilk olarak, 2011’in Şubat ayında Venedik, Cavallino Triporti’deki bir tarım işletmesinde, 1.700 davetlinin huzurunda 12 saatliğine gerçekleştirilen bir etkinlikle sunuldu.

Apeiron Artplus Galeri, Museum of the Americas işbirliğiyle organize ettikleri “4 Uluslararası Sanatçıİstanbul’da” sergisiyle bu ay süresince 3 farklı ülkeden gelen 4 sanatçıyı ağırlayacak.7 Mart Çarşamba günü başlayıp, 27 Mart’a kadar sürecek sergide, İspanya’dan Alberto Apellaniz ile Jose Angel Palao, Uruguay’dan Lara Campliglia Monzon ve Almanya’dan Erica Fromme’un eserleri yer alıyor.

ALAN İstanbul, “Güzel Ama Yalnız Kadınlar” karma sergisiyle, “8 Mart Dünya Kadınlar Günü”nden bir gün önce, kadın ve kadınlık algısı üzerine yerleşik tarihsel sorguları, sanatçıların perspektifinden öznel vurguyla birleştiriyor ve izleyicisini kültürel kodlamaların ötesinde içsel bir yüzleşmeye davet ediyor. 7 Mart Çarşamba başlayacak sergi, 1 Nisan’a kadar gezilebilecek.

5. Fotogen Gösteri Günleri Akbank Sanat’ta!

FOTOGEN Fotoğraf Sanatı Derneği tarafından bu yıl beşincisi düzenlenen ‘FOTOGEN Gösteri Günleri’, 6-9 Mart 2012 tarihleri arasında Akbank Sanat’ta sanatseverlerle buluşuyor.

14 fotoğraf sanatçısının eserlerinin yer aldığıetkinlik, 6 Mart 2012, Salı akşamı saat 19:00’da başlayacak. Gündüz saat: 16.00 ve akşamsaat:19.00 olmak üzere iki ayrı seansta gerçekleştirilecek etkinlikte; flamenkodan caza; makro doğa fotoğraflarından dağ manzaralarına kadar değişik konuların işlenecek. Etkinlikte ayrıca; FOTOGEN üyelerinden Cengiz Karlıova’nın 40. sanat yılı nedeniyle hazırladığı “Fotoğrafın Peşinde 40 Yıl” gösterisi de ilk kez izleyicilerle buluşacak.

5. FOTOGEN Gösteri Günleri kapsamında hergün farklı konu ve konuşmacılar kısa söyleşiler ve sürpriz etkinliklerle Akbank Sanat’ta olacak.

5. FOTOGEN Gösteri Günleri Programı:

6 Mart 2012, Salı saat: 19.00

7 Mart 2012, Çarşamba saat: 16.00

Atilla Tanyeli                           “Günden Geceye Yolculuk”

Tülin Dizdaroğlu                     “Kadıköy’de Akşam”

Selçuk Özdil                           “Yeni Moda Eczanesi”

Ahmet Kuzik                           “Kıyıdan Fotoğraflar”

İbrahim Göksungur                 “Cazistanbul”

7 Mart 2012, Çarşamba saat: 19.00

8 Mart 2012, Perşembe saat: 16.00

Salih Zeki İlban                     “Çağdaş İstanbul”

Sevdiye Kurucu                     “Flamenko”

Galip Dülger                          “Bütün Çiçekler Güzeldir”

Sera Mübeccel Gültürk         “Boyar Madde ve Parfüm İçermez”

Cengiz Karlıova                    “Fotoğrafın Peşinde 40 Yıl”

8 Mart 2012, Perşembe saat: 19.00

9 Mart 2012,Cuma saat: 16.00

Cengiz Sakarya                     “Hayda Bre Pehlivan”

Sema Kösoğlu Karlıova         “Yağmurun İzinde”

Yusuf Darıyerli                       “Yular”

Ersin Alok                               “Dağ ve Sanat”

Etkinlik Ücretsizdir.

-ANTALYA-

Antalya Devlet Opera ve Balesi (ANTDOB), Kurtuluş Savaşı ve üç kadın hikayesinin anlatıldığı Kahraman Türk Kadınları Oratoryosu’nu seslendirecek.

Antalya Devlet Opera ve Balesi (ANTDOB), Kurtuluş Savaşı ve üç kadın hikayesinin anlatıldığı Kahraman Türk Kadınları Oratoryosu’nu seslendirecek.

Sabri Tuluğ Tırpan tarafından yazılan eser, 5 Martta Haşim İşcan Kültür Merkezi’ndeki opera sahnesinde izleyiciyle buluşacak.

Şef Hakan Kalkan’ın yöneteceği ANTDOB orkestrası, korosu ve solistlerinin sahne alacağı konser, izleyicilere unutulmaz bir gece yaşatacak.

Eserde hikayesi anlatılan üç kadını soprano Nurdan Küçükekmekçi Aydın, soprano Zişan Damcıoğlu ve mezzo soprano Ebru Kaptan seslendiriyor. Eserin anlatıcısı Semiha Derya Karadeniz.

ANTDOB, Victor Hugo’nun aynı adlı romanından uyarlanan Notre Dame’ın Kamburu balesini bugün ve 3 Martta sanatseverlerle buluşturacak.

Haşim İşcan Kültür Merkezi’nde sahnelenecek eserin koreografi ve librettosu Ankara Devlet Opera ve Balesi Başkoreografı Armağan Davran ile Başöğretmeni Volkan Ersoy imzasını taşıyor.

Eserin müzikleri, Cesare Pugni’nin müziğini yeniden düzenleyen ve kendi bestelerini ekleyen Bujor Hoinic, dekor tasarımı Adnan Öngün, kostüm tasarımı Çimen Somuncuoğlu imzasını taşıyor.

Esmeralda ile gizlice buluştuğu odada ölü bulunan yüzbaşının cansız bedeninin sorumlusu olarak Esmeralda’nın polis memurları tarafından götürülmesiyle başlayan eserde olaylar bir şekilde gelişir ve Esmeralda’nın öldürülmesine hükmedilir. Halk, güzeller güzeli çingenenin öldürülmesini istemez. Asılması için meydana getirilen Esmeralda artık tüm ümidini yitirmiştir. Rahip ne yapacağını bilememektedir. Aşıklar birbirlerine başka dünyada kavuşacaklardır. Quasimodo olanlara seyirci kalmayacaktır.

ANTDOB oyuncuları yarın “Haydi Çocuklar Operaya” etkinliğiyle minik sanatseverlerle buluşacak. Çocuklarda opera bilincinin geliştirilmesini hedefleyen etkinlik, eğitici özelliği de sahip. Operaya gelen çocuklar, sahnelenecek eserin dekorunu görme ve opera hakkında bilgi alma fırsatı bulacak, daha sonra şovu seyredecek.

Eserler, Haşim İşcan Kültür Merkezi’nde izlenebilecek.

-ADT- 

Antalya Devlet Tiyatrosu (ADT) oyuncuları bugün, yarın, 3 ve 7 Martta Aziz Nesin’in “Toros Canavarı” adlı eserini sahneleyecek.

Nuri Sayaner isimli mülayim bir memur emeklisi ailesiyle monoton bir hayat sürmektedir. Aile bir taraftan geçim sıkıntısıyla diğer taraftan onları apartmandan atmak isteyen ev sahibiyle uğraşmaktadır. Tahliye davasını kazanan Sayaner ailesinin sevinci çok uzun sürmez.

Ev sahibi, alt ve üst katlara yerleştirdiği adamlarla ve çevirdiği türlü oyunlarla apartmanı zindana çevirir. Nuri Bey, ailesinin ısrarları sonucu karakola gidip şikayetçi olmak zorunda kalır. Yıllardır aranmakta olan “Toros Canavarı” adıyla nam yapmış seri katil yerine emekli memur Nuri Bey polisler tarafından yakalanır. Nuri Sayaner’in karakola adımını attığı o geceden sonra herkesin kaderi değişecektir.

ADT oyuncuları, 6 Martta “Pinokyo” adlı çocuk oyunuyla tiyatroseverlerin karşısında olacak. Carlo Collodi’nin yazdığı, Brian Way’in tiyatroya uyarladığı eserin yönetmeni Ahmet Avkıran. Eserin dekor ve kostümleri Özlem Karabay’a, müzikleri İhsan Kılavuz’a, ışık tasarımı Namık Gürsoy’a ait.

Eserler, Haşim İşcan Kültür Merkezi’nde izleyiciyle buluşacak.

-ABT- 

Antalya Büyükşehir Belediye Tiyatrosu (ABT) bugün “Tersine Dünya” adlı eseri sahneleyecek.

Mustafa Gültekin tarafından sahneye uyarlanan, Orhan Kemal’in “Tersine Dünya” adlı eserinin yönetmenliğini Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçısı Murat Çidamlı yaptı.

Oyunun müzikleri Tolga Cebi, koreografisi Binnaz Dorkip, dekoru Cenap Aydınoğlu, kostümleri Gizem Karasu, ışığı Özgür Dokuyucu’ya ait. ABT oyuncularının tamamına yakınının yer aldığı eserde, kadın ve erkek rollerinin yer değiştirdiği hayali bir dünya seyirciye sunuluyor. Erkeklerin evlerde oturup çocuk baktığı, çamaşır ve bulaşıkla uğraştığı, kadınların ise bitirim olup serserilik yaptığı “Tersine Dünya”da toplumsal yapıdaki çarpıklıklar mizahi dille gözler önüne seriliyor.

Eser 5 Martta da Dünya Kadınlar Günü için Yeni Mahalle Kültür Merkezi’nde gösterilecek.

ABT, yarın, Turgut Özakman’ın yazdığı “Fehim Paşa Konağı” adlı oyunu sahneleyecek. Abdülhamit döneminde yaşanan istibdat döneminin güçlü paşalarından Fehim Paşa’nın yanına aldığı Yusuf adlı genç, Fehim Paşa’nın kızına aşık olur. Bütün mahallelinin de ortak olduğu olayda mahalle sakinleri kızı paşadan ister. Ancak Fehim Paşa kızı vermediği gibi adam tutarak Yusuf’u öldürtmeye kalkışır.

Topluluk, 3 Martta “Üç Kafadar Hırsız Kuklacı Olursa” alı eseri sahneleyecek.

Oyunda, üç kişinin hırsızlık yapmak için girdikleri evde buldukları kuklalar, kostümler ve eşyalarla eğlenirken hayatlarında yaşadıkları değişiklikler konu ediliyor.

ABT oyuncuları, aynı günün akşamında “Vatan Kurtaran Şaban” adlı eser için sahneye çıkacak. Haldun Taner’in yazdığı “Vatan Kurtaran Şaban” adlı kabarede, Tapu Kadastro Müdürlüğü’nden Kültür Sanat Müsteşarlığı’na atanan Şaban’ın bu alanda yaptığı komik ve çarpık uygulamalar hicvedilerek anlatılıyor. Ülkedeki kültür ve sanat anlayışına eleştirel bir yaklaşımın da konu edildiği oyunda kalabalık bir kadro rol alıyor.

-KBT- 

Kepez Belediyesi Tiyatrosu (KBT), Cevat Fehmi Başkut’un yazdığı, Abdullah Sürekli’nin yönettiği iki perdelik “Hacıyatmaz” oyunuyla yarın ve 3 Martta sanatseverlerle buluşacak.

KBT, Tülin Tümtürk Yılmaz’ın yazdığı ve yönettiği tek perdelik çocuk oyunu

“Ağaç Ev”i de yarın sahneleyecek.

Eserler, Erdem Bayazıt Kültür Merkezi’nde izleyiciyle buluşacak.

-Konser ve sergi- 

Antalya Devlet Senfoni Orkestrası “Erkin ve Beethoven” konseriyle yarın sanatseverlerle buluşacak. Kemanda Özcan Ulucan solist olarak sahne alacak.

Ressam Rabia Çalışkan, Antalya Büyükşehir Belediyesinin desteğiyle Yenimahalle Kültür Merkezi’nde sergi açacak. “Yenimahalle’den Yenimahalle’ye Ankara-Antalya” adlı resim sergisi, bugün Yenimahalle Kültür Merkezi’nde açılacak. Sergide, Rabia Çalışkan, zaman olgusunu kendine has uslübuyla resmettiği eserlerini sergileyecek. Sergi, 15 Marta kadar açık kalacak.

Letafet Sarıbaş’ın “Duygusal Damlalar” ebru sergisi, yarın Erdem Bayazıt Kültür Merkezi’nde açılacak. Sergi, 15 Marta kadar gezilebilecek.

-DİYARBAKIR-

Diyarbakır Devlet Tiyatrosu (DDT), “Titanik Orkestrası” ile “Oz Büyücüsü” Oyunlarını seyircisiyle buluşturmaya devam ediyor.

Diyarbakır Devlet Tiyatrosu (DDT), “Titanik Orkestrası” ile “Oz Büyücüsü” Oyunlarını seyircisiylebuluşturmaya devam ediyor.

Hristo Boyçev’in yazdığı, Zurap Sıkharulıdze’nin yönettiği, çevirisini Hüseyin Mevsim’in yaptığı “Titanik Orkestrası”nda yaşamın kıyısında kalmış insanların her şeye rağmen bekleyişleri anlatılıyor.

Ali Çelik, Uğur Çınar, Ozan Hafızoğlu, Pelin Tozkoparan ve Fatih Yurdakul’un rol aldığı, Oyunun dekoru ve giysi tasarımı Esra Selah’a, ışık tasarımı ise Suat Uçar’a ait.

Oyun bugün ve yarın saat 20.00’da, Cumartesi ise saat 15.00 ve 20.00’da, Cahit Sıtkı Tarancı KültürSanat Merkezi Orhan Asena Sahnesi’nde izlenime sunulacak.

DDT, pazar günü ise küçük seyirciler için saat 11.00’de “Oz Büyücüsü”nü sahneleyecek.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu da, Sophokles’in en önemli yapıtlarından, Celal Mordeniz’in yönettiği “Antigone”yi sahneleyecek.

Oyun, Kürtçe olarak yarın ve Cumartesi günü Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu’nda seyirciylebuluşacak.

-MARDİN- 

Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi Dilek Sabancı Sanat Galerisi’nde açılan, küratörlüğünü fotoğraf tarihçisi Engin Özendes’in üstlendiği “Seyreyle Ara Güler Mardin’de” sergisi devam ediyor.

Usta fotoğrafçı Ara Güler’in fotoğraflarının yer aldığı sergi “Tanımak ve Anlamak” ile “Yüz Yüze” başlıklı iki bölümden oluşuyor. 114 eserin bulunduğu sergi, bir yıl süreyle açık kalacak.

 

 -ANKARA-

Clint Eastwood’un kamera arkasına geçtiği “J.Edgar” adlı yapım yarın seyirciyle buluşacak

20. yüzyılın en çok tartışılan tartışmalı ve en güçlüportrelerinden J. Edgar Hoover’ın hayat hikayesinden beyazperdeye uyarlanan filmde ünlü FBI başkanının gençliğinden başlayarak Amerikan Adalet Bakanlığı’ndaki yükselişi ve neredeyse 50 yıl boyuncaFederal Büro üzerindeki etkisi beyazperdeye taşınıyor. Hoover’ı Leonardo Dicaprio’nun canlandırdığı filmde, ünlü aktöre Naomi Watts, Armie Hammer, Josh Lucas, Judi Dench ve Josh Hamilton eşlik ediyor.

Tolga Çevik, Köksal Engür ile Toprak Sergen’in başrolünü paylaştığı “Sen Kimsin” gösterime girecek. Ozan Açıktan’ın yönettiği film, Dedektif Tekin ve trafik polisliğinden emekli İsmail’in kayıp bir kız vakasının peşine düşerken bu maceranın başlarına beklenmedik işler açmasını konu alıyor.

Reese Witherspoon’un son filmi “İyi Olan Kazansın”, haftanın üçüncü yeni yapımı. Yönetmenliğini McG’nin üstlendiği film, hem çok iyi iki dost hem de CIA’in üst düzey yetenekli ajanları olan ikilinin birbirinden habersiz aynı kadına aşık olmalarını ve büyük bir rekabet içine girmelerini anlatıyor.

Sinemalardan 

Metropol: “Fetih 1453”, “Hayalet Sürücü 2: İntikam Ateşi”, “Sen Kimsin”, “İyi Olan Kazansın”, Berlin Kaplanı”.

Optimum: “Fetih 1453”, “İyi Olan Kazansın”, “Berlin Kaplanı”, “Sen Kimsin”.

Kızılay Büyülü Fener: “Fetih 1453”, “Berlin Kaplanı”, “Sen Kimsin”,

“Artist”, “Benden Sana Kalan”, “J.Edgar”, “İyi Olan Kazansın”, “Hayat Sürücü”, “Kevin H)Hakkında Konuşmalıyız”.

Bahçelievler Büyülü Fener: “Sen Kimsin”, “Berlin Kaplanı”, “Fetih 1453”, “İyi Olan Kazansın”, “Artist”, “Fetih 1453”.

-ESKİŞEHİR-

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında, “Keşanlı Ali Destanı”, “Palto”, “Önce Bir Boşluk Oldu Kalp Gidince Ama Şimdi İyi”, “Her Şeye Rağmen” ve “Açık Aile” oyunları sahnelenecek.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında, “Keşanlı Ali Destanı”, “Palto”, “Önce Bir Boşluk Oldu Kalp Gidince Ama Şimdi İyi”, “Her Şeye Rağmen” ve “Açık Aile” oyunları sahnelenecek.

Haldun Taner’in ölümsüz tiyatro eseri “Keşanlı Ali Destanı” oyununun yönetmenliğini Kazım Akşar üstleniyor. Mert Kırlak, Gonca Yakut, Burcu Tutkun Oruç, Berkay Akın, Özgür Onan, Mete Ayhan, Tolga Tümer ve Mustafa Kılıkçı’nın rol aldığı oyun, 3 Martta saat 20.00’de, 4 Martta ise 18.00’de Sanat ve Kültür Sarayında sahnelenecek.

Nikolay Gogol’un yazdığı, Cemal Süreyya’nın çevirdiği, Erdal Küçükkömürcü’nün yönettiği “Palto” adlı oyunda, şehir tiyatrosu sanatçılarından Özlem Akdoğan, Basri Albayrak, Ali Eyidoğan, Emir İzci, Hakkı Kuş, Burcu Tutkun Oruç ve Serkan Sezgin rol alıyor. Oyun, Tepebaşı Sahnesinde, yarın saat 20.00’de sanatseverlerle buluşacak.

Valerie Petrof’un yazdığı “Her Şeye Rağmen” adlı çocuk oyununda Şehir Tiyatrosu sanatçıları Çiğdem Altuğ, Ercüment Yılmaz, Ezgi Çoşkun ve Zuhal Lale rol alıyor. Oyun, 8 Martta saat 14.00’de Çağdaş Cam Sanatları Müzesi Çocuk Sahnesinde izleyiciyle buluşacak.

İtalyan yazar Dario Fo’nun yazdığı, çevirisini Füsun Demirel’in yaptığı

“Açık Aile” adlı oyunu Tolga Tümer yönetiyor. Özlem Boyacı ve Korel Cezayirli’nin rol aldığı oyunda, kadın ve erkek ilişkileri farklı bir bakış açısıyla anlatılıyor. Oyun, Sultandere Sahnesinde yarın saat 20.00’de sahnelenecek.

Mutlu bir yaşam umuduyla İstanbul’a gelen Ukraynalı Dijana’nın insan tacirlerinin eline düşmesini ele alan ve zorla fuhuşa zorlanan kadınların dramının yansıtıldığı “Önce Bir Boşluk Oldu Kalp Gidince Ama Şimdi İyi” adlı oyun ise 7-8 Martta Tepebaşı Sahnesinde sanatseverlerle buluşacak.

 -SAMSUN-

Samsun Devlet Opera ve Balesi bu hafta, “Zorba” isimli baleyi izleyicinin beğenisinesunacak, Samsun Devlet Tiyatrosu’nda ise”Bu da Benim Karım” adlı Oyunsahnelenecek.”Zorba” isimli baleyi seyircinin beğenisine sunacak.

Samsun Devlet Opera ve Balesi bu hafta, “Zorba” isimli baleyi izleyicinin beğenisine sunacak, SamsunDevlet Tiyatrosu’nda ise”Bu da Benim Karım” adlı Oyun sahnelenecek.

Samsun Devlet Opera ve Balesi, 3 Mart Cumartesi ve 5 Mart Pazartesi günü,

“Zorba” isimli baleyi seyircinin beğenisine sunacak.

Girit’te küçük bir Yunan kasabasında yaşayan Zorba, kasabaya yerleşmek için Amerika’dan gelen John ve ona aşık olan Marina ile Zorba’yı seven Monolies’in hikayesinin anlatıldığı eserin müziklerini Mıkıs Theodorakıs, librettosu ve koreografisini Lorca Massine, orkestra şefliğini Tolga Taviş ve OğuzhanKavruk yaptı, Anna Krzyskow sahneye koydu.

Turne Sahnesi olarak hizmet veren Samsun Devlet Tiyatrosu’nda ise, Bursa Devlet Tiyatrosu’nca hazırlanan “Bu da Benim Karım” adlı Oyun seyirciyle buluşturulacak.

Sandberg ve Fırner’in yazdığı, Bora Özkula’nın sahneye koyduğu “Bu da Benim Karım” herkesin, “Bu benim karıma ya da benim kocama çok benziyor” diyebileceği kişilerle karşılaşabileceği bir Oyun.

Samsun Gazi Sahnesi’nde yarın saat 20.00’da Samsun Seyir Tiyatrosu’nca hazırlanan “Vay Başımıza Gelenler” adlı Oyun seyirciyle buluşturulmaya devam edecek. Günlük hayatımızdaki ilginç olayların komik bir dille anlatıldığı ve Öner Yıldırım’ın sahneye koyduğu Oyunun müziklerini Sertaç Batkın yaptı.

Samsun Söz Sanat Merkezi de, 5 Mart Pazartesi ve 7 Mart Çarşamba günü saat 20.00’da, “Geç Kalanlar” adlı Oyunu tekrar sahneleyecek.

Evlilik içinde yapılan hatalar, zamanla çiftlerin birbirine yabancılaşması ve modern dünyada kadın erkek ilişkilerinin karşılıklı özensizlik yüzünden bitmesinin anlatıldığı Oyunu, Pervin Ünalp yazdı, Suat Özgültekin sahneye koydu.

-ORDU- 

Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu (OBKT), yarın akşam ve 6 Mart Salı günü 20.00’da “Eşeğin Gölgesi” isimli Oyunu yeniden seyircinin beğenisine sunacak.

Haldun Taner’in yazdığı ve Murat Demirbaş’ın sahneye koyduğu Oyun, Abdaliya adlı hayali bir ülkenin, Şabaniye kasabasında geçer. Şehirdeki panayıra çalışmak için gitmek isteyen berber Şaban, Merzifon1235 model bir eşek kiralar. Yolculuk sırasında aşırı sıcaktan bunalan Şaban, biraz dinlenmek için durur ve eşeğin gölgesine oturur. Eşek sahibi Mestan “Ben sana eşeği kiraladım, gölgesini değil” diyerek gölge kirası ister. Tartışırlar, tartışma mahkemeye intikal eder. İş basit bir kira davasından çıkarak farklı bir boyut kazanır.

-ÇORUM- 

Turne sahnesi olarak hizmet veren Çorum Devlet Tiyatrosu’nda, yarın 20.00’da ve 3 Mart Cumartesi günü 14.00 ile 20.00 saatlerinde Ankara Devlet Tiyatrosu’nca hazırlanan “Dönülmez Akşamın Ufkundayız” adlıOyun sahnelenecek. Nazlı Nihan Şenol’un yazdığı, Meral Üner’in sahneye koyduğu Oyunda, aile bağlarının kutsallığı işleniyor.

 

Bu yıl 19-29 Mart 2012 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan Akbank Kısa Film Festivali kapsamında gerçekleştirilecek “Kısa Film Yarışması”nın ön eleme sonuçları belli oldu

Festivalin yarışma ve yarışma dışı kategorilerine bu yıl toplam 557 filmin başvurdu.

Belgesel yönetmeni Emel Çelebi, kurgucu Bora Gökşingöl ve yönetmen Selim Evci’den oluşan ön eleme jüri kurulunun değerlendirmesi sonucu, yarışmalı bölüme katılan eserler arasından 20 kurmaca film ve 10 belgesel olmak üzere toplam 30 kısa film “Festival Kısaları” bölümünde izleyicilerle buluşmaya hak kazandı.

Festivalin “En İyi Kurmaca Film”i seçecek Kurmaca Kategorisi Jüri Kurulu; Yapımcı Zeynep Özbatur, Oyuncu Uğur Polat, Sinema Yazarı Cüneyt Cebenoyan, Yönetmen Seren Yüce ve Akbank SanatMüdürü Derya Bigalı’dan oluşuyor.

“En İyi Belgesel Film”i belirleyecek Belgesel Kategorisi Jüri Kurulu’nda ise; Yazar Yekta Kopan, Belgesel Yönetmeni Ethem Özgüven ve Aysim Türkmen, Gazeteci ve Sinema Yazarı Burçak Evren ve Akbank Sanat Müdürü Derya Bigalı yer alıyor.

Ana jürinin değerlendirmesinin ardından düzenlenecek festivalin ödül töreninde, “En İyi Kurmaca Film” ve “En İyi Belgesel Film” 8.000 TL ile ödüllendirilecek.

20 ülkeden 110 film, 40 seans, 11 söyleşi ve atölye çalışması, sinema dünyasından 21 konuğun yer aldığı Akbank 8. Kısa Film Festivali’nin kapısı 10 gün boyunca herkese açık olacak ve tüm etkinlikler ücretsiz olarak Akbank Sanat’ta izlenebilecek.

Ayrıca film gösterimleri, Akbank Sanat’ın kafesinde de eş zamanlı olarak gösterilecek.

Dünya festivallerinden filmlerle Akbank 8. Kısa Film Festivali’nde buluşmak  ve detaylı bilgi almak için www.akbankkisafilm.com ya da www.akbanksanat.com adreslerini ziyaret edebilirsiniz.

Ön elemeyi geçen kurmaca filmler

1. Tolerans- Besi Adut
2. Musa- Serhat Karaaslan
3. Jerry- Kaan Müjdeci
4. Dua- Tuna Balkan
5. Kahverengi ve Siyah- Bedir Afşin
6. Sessiz- L.Rezan Yeşilbaş
7. Gerayîş- Çetin Baskın
8. Korkuluk- Adem Demirci
9. Gerçek Bir Hikâyeden Uyarlanmıştır- Kerem Keskin
10. Asker- Murat Çetinkaya
11. Saman Makinası- Ersin Mert
12. Tam Ekran- Barış Hancıoğulları
13. Mi Hatice- Denis Metin
14. Başlangıç- Yiğit Evgar
15. La Quatorziéme- Hüseyin Aydın
16. Bağ- Mehmet Kemal Bayrak
17. Onaksibir- Can Emre
18. Baydara “Edra’nın Kaderi”- Can Eren
19. Ali Ata Bak- Orhan İnce
20. Alala- Ahmet Baturay Tavkul

Ön elemeyi geçen belgesel filmler

1. Sahnenin Haykırışı- M. Cengiz Tünay
2. Dinozor – Zümrüt Çavuşoğlu
3. Ben Geldim Gidiyorum- Metin Akdemir
4. Cneydo- Hüdai Ateş
5. Dışardakiler- Hüseyin Aydın
6. Susmaz Sokak- Elif Mermer
7. Ekmeğin Hakkı- Ayhan Aslan
8. Yalnızlığın İki Yüzü- Serhat Çatak
9. Kadim- Okan Avcı
10. Pantolon Balığı- Kurtuluş Yiğit Demiralp, Emre Karakaş

“Yarışma Dışı Gösterim” bölümünde gösterilecek filmler

1. Rüzgarın Çocukları- Ahmet Çadırcı
2. Nolya- M. Cem Öztüfekçi
3. Kelimeler ve Teyze- Nazlı Dönmez
4. Ekmek- Koray Sevindi
5. Gel-git- Akile Nazlı Kaya
6. Kahve Molası- Emre Ergenç
7. Ayn- Nefes Polat
8. Ekmeğim- Hakan Ün
9. Yol Hikayesi- E. Mert Kökver
10. Memur – Mehmet Emin Yıldırım

84. Oscar ödülleri sahiplerini buldu. “The Artist” beş dalda Oscar kazanarak yılın filmi oldu. “Hugo” teknik dallarda beş Oscar aldı. En İyi Kadın Oyuncu ise Meryl Streep seçildi.

Sinema dünyasının akademi ödülleri Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Los Angeles kentinde, Kodak Tiyatrosu’nda yapılan bir törenle açıklandı.

Amerikan Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi’nce verilen ödüllerin sunuculuğunu Billy Crystal yaptı. Gecede yılın filmi The Artist oldu.

Siyah-beyaz ve sessiz film olan The Artist hem En İyi Film ödülünü kazandı, hem de yönetmeni Michel Hazanavicius ve başrol oyuncusu Jean Dujardin’e Oscar getirdi. 10 dalda aday gösterilen The Artist, beş dalda akademi ödüllerinin sahibi oldu. En İyi Film ödülü 1929’da sessiz film olan Wings’den sonra ilk defa sesiz bir esere verilmiş oldu.

Meryl StreepMargaret Thatcher‘ı canlandırdığı Iron Lady ile en iyi kadın oyuncu seçilerek üçüncü kez Oscar aldı. Streep, bugüne kadar 17 kez Oscar’a aday gösterildi.

Ödüllerin diğer çok beğenilen filmi 11 dalda aday olan Martin Scorsese imzalı Hugo, sadece teknik dallarda beş Oscar kazandı. Hugo, Görüntü Yönetimi, Sanat Yönetimi, Görsel Efekt, Ses Kurgusu ve Ses Miksajı dallarında ödüle layık görüldü.

Yardımcı Oyuncu dalında Oscar ödülleri The Help ileOctavia Spencer‘a ve Beginners ile Christopher Plummer‘a verildi. 82 yaşındaki Christopher Plummer, altın heykeli kazanan en yaşlı oyuncu oldu. Plummer, ödülünü alırken altın heykelciğe, “Biliyor musun, benden sadece 2 yaş büyüksün” dedi.

En İyi Orijinal Senaryo Oscar’ını Midnight in Paris ile Woody Allen, Uyarlama Senaryo Oscar’ını ise The Descendants ile Alexander Payne kazandı.

Yabancı Film dalında Oscar İran’a gitti. Ashgar Farhadi‘nin yönettiği A seperation en iyi yabancı film Oscarı’ını aldı.

3 saat 10 dakika süren 84. Oscar töreni, 225 ülkede canlı yayınladı. (IC)

İŞTE ÖDÜLLER:

En iyi film Ödülü: 
The Artist

En İyi Kadın Oyuncu:
Meryl Streep/The Iron Lady

En İyi Erkek Oyuncu:
Jean Dujardin/The Artist

En İyi Yönetmen:
Michel Hazanavicius/The Artist

En İyi Kısa Animasyon:
The Fantastic Flying Books of Mr. Morris Lessmore/William Joyce, Brandon Oldenburg

En İyi Kısa Metraj Belgesel:
Saving Face/Daniel Junge, Sharmeen Obaid-Chinoy

En İyi Kısa Film:
The Shore/Terry George, Oorlagh George

En İyi Orijinal Senaryo:
Woody Allen/Midnight in Paris

En İyi Uyarlama Senaryo: 
Alexander Payne ve Nat Faxon & Jim Rash/The Descendants

En İyi Şarkı: 
Man or Muppet/The Muppets

En İyi Müzik: 
The Artist/Ludovic Bource

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: 
Christopher Plummer/Beginners

En İyi Görsel Efekt: 
Hugo/Robert Legato, Joss Williams, Ben Grossmann, Alex Henning

En İyi Animasyon: 
Rango/Gore Verbinski

En İyi Uzun Metraj Belgesel:
Undefeated/Daniel Lindsay, T.J. Martin, Rich Middlemas

En İyi Ses Kurgusu: 
Hugo/Philip Stockton, Eugene Gearty

En İyi Ses Miksajı:
Hugo/Tom Fleischman, John Midgley

En İyi Kurgu: 
The Girl With The Dragon Tattoo/Angus Wall, Kirk Baxter

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu:
Octavia Spencer/The Help

En İyi Yabancı Film:
Jodaeiye Nader az Simin (A Separation)/Asghar Farhadi (Iran)

En İyi Makyaj:
The Iron Lady/ Mark Coulier, J. Roy Helland

En İyi Kostüm Tasarımı:
The Artist/Mark Bridges

En İyi Görüntü Yönetmeni:
Hugo/Robert Richardson

En İyi Sanat Yönetmeni:
Hugo/Dante Ferretti, Francesca Lo Schiavo

 

Ege GÖRGÜN ‘ün 10 şubat 2012 tarihinde “Halkın Gazetesi BirGün ” ‘de  “Eleştirel Kültür” bölümünde yayınlanmış yazısıdır. ( Kaynak Linki Yazının altındadır)

 

Son Mohikan’ın Sonu

1001 Roman’dan çıkan Mohikan adlı çizgi romanda, James Fenimore Cooper’ın ünlü romanı Son Mohikan’ın kahramanı Nathaniel “Natty” Bumppo’yu  yeni bir maceraya atılıyor.  

 19. yüzyılda hala kurulma aşamasında bir ülke olan ABD’nin az sayıdaki ünlü yazarından biri olan James Fenimore Cooper’ın ünlü kahramanı Nathaniel “Natty” Bumppo ilk kez 1823’te yayınlanan The Pioneers (Öncüler) romanında ortaya çıkar. Nat beyaz anneden babadan doğmuş olsa da Kızılderililer’in (Deleware) arasında büyüyüp korkusuz ve becerikli bir savaşçı olmuştur. Menzili çok geniş uzun namlulu tüfeğiyle imkansız isabetler kaydedebilmesi sayesinde Şahin Göz lakabını almıştır. (Bu kısa kurmaca biyografi bile, yine Bonelli’den çıkan Ken Parker ve Büyülü Rüzgar çizgi romanlarındaki esinlenmeleri fark etmek için yeterli.)

Cooper’ı ve kahramanını Natty Bumppo’yu dünya çapında şöhrete kavuşturan ise 1826 yılında yayınlanan Son Mohikan (The Last of the Mohicans) oldu. Amerika’nın belki de ilk best-seller’ı olan bu popüler eserin farklı zaman dilimlerinde geçen üç devam romanını daha yazdı Cooper.  Bu beş kitap Learherstocking (Deriçoraplar) serisi olarak bilinir.

Siyah beyaz çizgi roman yayıncılığının İtalya’daki amiral gemisi Sergio Bonelli Editore’nin kısa süre önce start verdiği ve başlayıp biten, roman tadında maceralara sahip çizgi romanlardan oluşan yeni serisinin dördüncü kitabı Mohican. Paolo Morales, Cooper’ın kahramanı için sıfır kilometre bir macera yazmış, Mister No ve Teks çizeri olarak tanıdığımız Roberto Diso da resimlemiş.

 

Hikaye, 1750’lerde geçen Son Mohikan’ın trajik finalinden başlıyor. Eseri okumasalar da, Michael Mann’ın 1992 tarihli sinema uyarlamasından hatırlayacabilecekleri bu finalde Huron savaşçısı Magua, Deleware şefi Chingachook’un tek oğlu Uncas’ı babasının gözleri önünde öldürür. İşte bu olayın hemen ardından 20 sene sonrasına gidilir. Nat ve artık kabilesinden geri kalan tek kişi olan Son Mohikan Chingachook üç kişilik dindar bir aileye çok tehlikeli bir yolculukta rehberlik yapmak üzere tutulurlar. Yol boyunca hayatta kalmak adına Kızılderililere ve İngilizlere karşı varlarını yoklarını ortaya koymak zorunda kalacaklardır. Hikaye tamamına ermeden George Washington gibi tarihi bir kişilikle de tanışma fırsatı bulacağınızı belirtelim.

Evvelliyatı olan oturmuş karakterleri sayesinde dramatik yönü güçlü bir hikayeye sahip olan Mohican, Roberto Diso’nun çok başarılı savaş sahnelemelerine rağmen serüven duygusu anlamında sıradan bir yol western’inden öteye geçemiyor. Hikayenin James Fenimore Cooper ile finalize edilme şekli ise hem zekice hem de “kahramanın babasına” olan vefa borcunun ödeniyor olması açısından da “yakışıklı” olmuş.

Son olarak, başta Sighma olmak üzere, Bonelli’nin bu harikulâde serisinin Türkiye’de yayımlanan Mohican, Dragonero ile Göz ve Karanlık dışındaki kitaplarını da okumak istediğimizi çizgi roman yayıncılarına iletelim buradan.

 

 

Kaynak :

Orjinali için : http://www.birgun.net/elestirelkultur_index.php?news_code=1328882632&year=2012&month=02&day=10

“Feminist sinema”nın 100’üncü, Filmmor’un 10. yılının kutlanacağı bu yıl, “Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali”, 9 Mart’ta Pera Müzesi’nde yapılacak açılış töreniyle başlayacak.

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın da aralarında bulunduğu çeşitli kurum ve kuruluşların desteğiyle düzenlenen festivale ilişkin Büyük Londra Oteli’nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Festival Koordinatörü Melek Özman, festivalde 20’yi aşkın ülkeden 70 filmin gösterileceğini belirtti.

Özman, “Hayat Geçer. Bir Kadın Görür. Bir Film Yapar. Hayatı film yapan kadınlara saygıyla” sloganıyla düzenlenen festivalde, dünyanın farklı ülkelerinden film yönetmenlerinin de sinemaseverlerle birlikte olacağını, tema bölümleri, toplu gösterimler, panel, konferans ve atölyelerle festivalin 10. yaşının kutlanacağını anlattı.

Festivalin, İstanbul’un ardından Çanakkale, Van ve Hakkari’de gerçekleştirileceğini belirten Özman, “Van’daki gösterimler çadırkentler ve prefabrik konutlarda yapılacak” dedi.

Basın toplantısında konuşan Festival Program ekibinden Yasemin Temizarabacı da, festivalin temaları ve filmler hakkında bilgi verdi.

Altın Bamya Akademi Jürisi Esin Küçüktepepınar da, “AltınBamya” ödülünü vermemeyi çok arzuladıklarını, ancak bu yıl yine bu ödüle aday çok kalabalık bir liste izlediklerini söyledi.

Ödül kıstası konusunda yanlış anlama olduğunu da belirten Küçüktepepınar, filmlerde kadın karakterlerin “kötü karakter” olarak gösterilmesinin adaylık kıstası olmadığını vurgulayarak, “Kadın karakter rollerinin yeterince özenli olmayan karton karakterler olarak gösterilmesi, başrol olan erkeği destekleme amacıyla erkek rolüne bağlı bir kadın rolü olarak çıkarılması gibi kıstaslarla seçim yapıyoruz” diye konuştu.

Festivalde neler var?

Festivalde temalarından biri, “Feminist Sinemanın 100, Filmmor’un 10 Yılı (Elemtere Fiş Kem Gözlere Şiş)” olacak. Bu bölümde dünya sinema tarihinin ilk öykülü filmini çeken Alice Guy-Blache’dan başlayarak kadınların sinema tarihinin öncü yönetmenlerinin, feminist sinemanın yanı sıra sinemanın klasikleri arasına giren filmleri izlenebilecek.

“Kadınların Sineması” temasıyla düzenlenecek bir başka bölümde ise dünyanın farklı ülkelerinden 33 filmden 18’i, gala gösterimiyle Türkiye’de ilk kez izleyici karşısına çıkacak.

Festivalde, Belçikalı feminist yönetmen Marie Mandy bu yıl toplu gösterimiyle Türkiye’dekisinema izleyicileriyle buluşacak.

Toplu gösterimde, kadın yönetmenlerin aşkı, tutkuyu ve cinselliği nasıl filme aldığının izini süren, Sally Potter, Agnes Varda, Catherine Breillat, Doris Dörrie, Deepa Mehta, Müfide Tlatli, Safi Faye ve Jane Campion mülakatlarıyla kadın sinemasında cesur bir yolculuğa çıkan “Tutkuyu Filme Almak (Filming Desire: A Journey Through Women’s Film)” filminin gösterimi yapılacak.

Toplu gösterimde, “Nekahat Güncesi”, “Yapay Rahim”, “Bedensiz Doğum”, “Ailelerimiz ve Hayat”, “Memeler de Küçük Şeyler Gibi Başlar” ve “Judith” filmleri de izlenebilecek.

“Tunus’un Yaseminleri”

Festivalin bu yıl 2 de özel bölümü olacak. “Tunus’un Yaseminleri” başlıklı özel bölümde, Kalthoum Bornaz’ın “Dünyanın Yarısı”, Nejia Ben Mabrouk’un “Sema”, Nadia El Fani’nin belgeseli “Laiklik İnşallah!” izlenebilecek.

İkinci özel bölüm “Cins-iyet-ler”de ise cinsiyet ve cinsel kimlik meselelerine dair filmler yer alıyor.

Açılış töreni 9 Mart’ta Pera Müzesi’nde yapılacak festivalin, 19 Mart’ta Hollanda Konsolosluğu’nda yapılacak kapanış töreninde ise kadın kimliğini negatif gösteren filmlere verilen “4. Altın Bamya Ödül Töreni” gerçekleştirilecek.

Festivalde, atölye, panel ve söyleşilerin yanı sıra festival konuklarından Marie Mandy, Marleen Gorris, Müfide Tlatli ve Rahşan Bani-Etemad ile festival izleyicisine özel atölye-söyleşileri de yer alacak.

Festival İstanbul’un ardından, Van Kadın Derneği ortaklığıyla Van’da, Yüksekova Kadın Derneği ortaklığıyla Hakkari’de, Çanakkale Kadın El Emeğini Değerlendirme Derneği ortaklığıyla Çanakkale’de sürecek.

Sergei M. Eisenstein bir film yönetmeni ve kuramcısı olarak her iki alanda da bir dahi olduğunu kanıtlamış bir sanatçıdır.

Eisenstein, diğer insanların göremediği, etrafındaki ışığı görme yetisine sahiptir. Bunu kendisi şöyle tanımlamaktadır:

 

“Bir şey okuduğum ya da düşündüğüm zamanlarda zihnimde, diğer insanlardan farklı olarak bazı canlı resimler belirmektedir. Bunlar genel olarak görsel görüntülerin geniş bir bileşimi olarak karşımıza çıkar. Keskin görsel bir bellek ve uzun, şiddetli bir gündüz rüyası pratiği, sizi düşüncelerinizi ve belleğinizi resimsel görüntüler içinde izlemeye zorlayacaktır. Şimdi bile, yazı yazarken, bundan farklı bir şey yapmıyorum. Görüşlerimin önünde görsel görüntü ve olayların aralıksız geçişi canlanıyor. İlk ve önde gelen bu izlenimler aracı, çektirici bir yoğunluk ile yeniden üretilirler. Yeniden üretim gibi bir konu ve nesne hakkında yazarken bunları düşünüyorum. Şimdi yaklaşık üç yüz tane insan birimi bana bu şekilde yardım etmektedir. Yeniden üretim konusunda çok ender olarak duygularımla yetinirim. Benim mizansenlerim ya da çerçeve kompozisyonumun ayırt edici görsel yoğunluğunun büyük ölçüde bu pratiğe bağlı olduğuna kuşku yoktur.”

Eisenstein, henüz küçük bir çocukken bile keskin zekasıyla –ve bilinçsizce yaptığı mizah- ile ilgi çekmeye başlamıştı. Henüz sekiz yaşında bir çocukken sözcüklere dayanan mizah öğelerini yerli yerinde kullanmaya başlamıştı. Onun sözcüklerle erken başlayan diyalogu, daha sonraki yıllarda özellikle kurgu çalışmalarında kendini belli edecektir.

Yine işitsel-müzikal kurgu buluşu daha sonra onun tarafından gerçekleştirilecektir.

 

Anne ve babasından sonra, Eisenstein’ın üzerinde en fazla etkide bulunan kişi bakıcısıdır. Onu perili masalların ve efsanelerin büyülü dünyasını tanıtıyor ve onu Riya’daki sinemalar götürüyordu.

Birinci Dünya savaşı sırasında 16 yaşında iken, yerel hastaneleri ziyaret ederek yaralı askerlerin çizimlerini yapmaya başladı. Çizimleri, onun çocukluğundan beri en büyük eğlencesi olmuştu.

Çocukluk yıllarında, çizime ek olarak sisli havalarda alan derinliği üzerine çalışmalarda bulunmuştur. Yakın çekim, alan yerleştirmesi, gibi bir film öğelerinin temel olgularını bu dönemde yaptığı çalışmaları esas olarak gerçekleştirmiştir.

O, çocukken yaşadığı bir çok deneyimini, daha sonra filmlerine de yansıtacaktır.

Eisenstein filmlerinin diğer bir karakteristik özelliğinin çıkış noktası “Bu onun tarafından (zalimlik okyanusu) olarak adlandırılır.” Çok küçükken gördüğü ilk filmlerinden birinden kaynaklanmaktadır. Barbarca öldürmeler onun kendi filmlerinin ortak noktasıdır. Grev Filmi’ndeki işçiler bir mezbahadaki öküzler gibi öldürülmekte ve çocuklar çatıdan fırlatılmaktadır. Potemkin Zırhlısı’nda kalabalık bir bütün olarak katledilmektir. Alexander Nevsky filminde adamlar ve çocuklar ateşin içine atılmaktadır. Korkunç İvan’da ise zehirlenmekte ve hançerlenmektedir. Bezhin Çayırı’nda da bir çocuk öz babası tarafından öldürülür.

 

Eisenstein sadece yaşadıklarının değil aynı zamanda okuduğu kitaplarının da etkisinde kalmıştır. Onu etkileyen kitapların başında genel olarak Fransız Devrimi’ni konu alan Dumas’ın romanları gelmektedir. Miğret’in iki ciltlik “history of frenc revolution” kitabı onun Devrim ile olan ilk doğrudan ilişkisidir. Daha sonra Victor Hugo’nun Les Miserable (sefiller) gelecektir. Eisenstein Riga’da düzenli olarak tiyatro ve operalara gitmiş, bu sayede Hansel ve Gratel, Götz van Berlichinson ve Wallenstein’den Madame Sans-Geneye kadar tüm oyun ve operaları bilgi dağarcığına eklemiştir. 1913 yılında, turnedeki Nezlobin Tiyatrosu’nun yapımı olan Turandot oyununu görmesi onun için dönüm noktası olmuştur. “Ondan sonra, tiyatro benim için karşı konulmaz heyecan veren bir tutkuya dönüştü.” Ancak babasının kendisi için seçmiş olduğu mühendislik okuluna kaydoldu. Bu eğitim 1915 sonbaharına kadar devam etmiştir. Devrim eğitimini yarıda bırakmasına neden olmuştur.

 

DEVRİM

Eisenstein’ın Devrim’e kadar lan öğrencilik dönemi olaysız geçmiştir. Mühendisliği bırakmasına karşın “disiplinli bir düşünme yöntemi” ve “matematiksel kesinlik” olgusunu her zaman taşımıştır.

İÇ SAVAŞ

İç savaş sırasında aldığı ilk görev Pedrograd’ın dış bölgelerindeki hemen hemen kullanım dışı kalmış telefon ağlarını yeniden oluşturmaktı. Onun kamptaki görevlerinden biri Neva üzerinde bir köprü inşa etmekti. Eisenstein’ın erken dönem estetik düşüncesi yavaş yavaş belirmeye başlayacaktır.

TİYATRODAN FİLME GEÇİŞ

Eisenstein 22 yaşında idi ve kendisini tiyatroya admış durumdaydı. The Mexican’ın provaları sırasında işinden başka hiçbir şeyle ilgilenmezdi. Bu dönemlerde çok çalışıyordu, gördüğü her şeye ilgi duyuyor, izlenimler ediniyordu, kendisini her alanda yetiştiriyordu. Dolayısıyla da başka sanat dallarında eğilim içine girmişti. Ve çalışmalarını gittikçe artırıyordu. Bir sonraki yapı, Pletynov’un Precipice’ydi. Eisenstein görevi bir önceki oyunda olduğu gibi oyunun dekor ve kostüm tasarımını yapmaktı. Kendisini ifade edebilmek için yeni yollar arıyordu. Bu sayede sinemaya doğru birkaç adım daha atmış olacaktı. Son keşfi ile sahne mucidi olarak sivrilecekti.

1921 yılında sahne yönetimi ile ilgili bir devlet okulu açılır. Eisenstein sınavlarda başarı kazanarak Meyerhold’un öğrencisi olur. Meyerhold Eisenstein üzerinde büyük bir etkide bulunacak ve onun yaratıcı çalışmalar yapmasına ön ayak olacaktır. Onun hazırlıksız konuşması ve bilimsel olarak hesaplı planlaması daha sonra Potemkin Zırhlısı filminin fenomenini oluşturacaktır.

1923 yılında “çarpıcı kurgu” kuramının evrimi sanatın etkin gücünün ölçüm birimini oluşturmaya yöneliktir.

GREV

Eisenstein film yapımına başladığında, sinema tarihinin henüz 30 yıllık bir geçmişi vardır. Bu dönemde filmin, yalnızca teknik açıdan bir saygınlığı vardı ve diğer sanatlar arsında yeni yeni sivrilmeye başlıyordu. Fransa’da George Meles kendi filmlerini yaratmıştır. Max Linder ülkesinde ve yurt dışında onun izinden ilerliyordu. Feuillade’nin filmleri ortaya çıkmış ve Abel Gance, film dünyasında adını duyurmaya başlamıştır. Almanya göz alıcı bir ilerleme içindeydi. Dışavurumculuk akım doğmuştu ve varlığını kabul ettirmeye çalışıyordu. ABD’de ise yılda ortalama 467 film yapılmaktaydı.

 

Eisenstein yaratıcı bir sanatçı olarak gelişimi üzerinde önemli rol oynayan üç öğe mevcuttur. Bunlar:

 

Amerikan yönetmen David Wark Griffith “Sovyet sinemasında kurgu gelişimi konusunda büyük bir rol “oynamıştır. O yakın çekim ve paralel kurguyu kullanmıştır. Eisenstein ise yakın çekimi daha ileri götürerek sembolik anlamlar yüklemiştir. İkincisi ise Alman dışavurumcu filmler ve son olarak Sovyet sinemasının kendisidir.

O DÖNEMDEKİ SOVYET SİNEMASI:

Birinci Dünya savaşında bile Rus sineması uluslar arası bir süre sahipti. Savaş sona erdiğinde Rusya’da iki binin üzerinde sinema salonu vardı. Evlere dağıtılan yaklaşık on iki milyon metre filmin yalnızca %30’u dışarıdan gelmekte idi.

Devrimden sonra film endüstrisinin ulusallaşması için bir girişim başlatıldı. Böylece yurtdışına karşı sistematik bir direnç sağlanmış oldu. Yabancı filmlerin gösterimleri yasaklandı. Komünist kurallar işlerlik kazanmaya başladı. Filmlerde devrimsel bir içerik görülmeye başlandı. Kuleşov, 1920’de ünlü atölyesini oluşturmuştur. Dziga Vertov, Kino-Pravda (sinema-gerçek) haber-gerçek dizisine başlamıştır. Lef dergisinde Vertov’un Kino glaz (sinema-göz) manifestosu ile birlikte Eisenstein’ın çarpıcı kurgu üzerine yazıları yayınladı.

Grev filmi “diktatörlüğe doğru” dizisindeki filmlerin birisidir. Dizi, sekiz filmden oluşmaktadır. Filmler, sürgünler ve kaçışlarla sonuçlanan, yasaklanmış politik yayınları kendisine malzeme olarak almıştır. Grev üzerine yapılacak olan film, dizi içinde beşincisidir. Başlangıçtan itibaren filmin üç temel özelliğinin sınırları çizilmiştir. Gerçek bir tarihi olay olarak değil, grevin genel bir resminin sunulması; bireysel kahramanlar yerine, işçilerin kapitalistlerle çatışma içinde olarak topluca kahramanlaştırılması; filmin oluşum yönteminin çarpıcı kurgu temeline göre yapılması.

Grev, Eisenstein’ın kurgu yöntemi gelişimindeki ilk basamaktır. O, birleşen görüntülerin yeni bir fikri oluşturması temeline dayanır. Jean Mitry bunu şöyle tanımlamaktadır:

“Ona göre kurgu, iki görüntü arasındaki ilişkinin kullanılarak bir şok etkisi yaratmaktır. Böylece tek bir düşünceye sahip olan izleyiciye karmaşık bir fikir aktarılabilir. Bu yapılırken izleyici duyumsal ve diyalektik olarak en üst noktaya çıkarılır.

POTEMKİN ZIRHLISI

 

Potemkin Zırhlısı filmi Eisenstein’ın yaratıcı bir sanatçı olarak yazdığı evrimde çok önemli bir yet tutmaktadır. Onun çalışmaları yine iki görünüme aktarmak gerekir. Filmin kendisi yaratımı ve onun hemen sonrasında ayrıntılı bir şekilde çözümlenmesi Eisenstein matematik ve fizik kurallarını uygulayarak film çözümlemesini son derece bilimsel olara yapmaktadır. Eisenstein’a göre Potemkin Zırhlısı filminin etrafındaki doğrulardan biri onun sanatsal ve entelektüel yeterliliğidir.

Eisenstein Potemkin Zırhlısı filmini yaparken tutku derecesinde film sanatını oluşumunun yeni sanatsal teknikler arayışı içindedir. O devrimsel düşüncelerini sinematografik araçlarla ifade edebilmek için sabırsızlanmaktadır. Picaso ile ortak bir düşüncesi vardır.”Ben bakmıyorum, buluyorum” Daha sonra Picaso’ya ekleme yapacaktır. “Bulduktan sonra bakıyorum”

OLAYLARIN BELİRLENMESİ

1905 devriminin yıldönümü için yapımı planlanan dizideki başlıca filmlerin ikisi “Ocak’ın Dokuzu ve 1905 Yılı” isimlerini taşıyordu. Onlar Haziran 1924’te gerçekleşecekti. Ancak 1925 yılının bahar aylarına yaklaşılmış olmasına rağmen filmlerin yönetimi için henüz kimse atanmamıştı. Grev filminin bitmesinden sonra komite üyeleri bu görevi Eisenstein’a vermek istediler. Eisenstein filmi istedikten sonra hemen çalışmalara başlar. O, 1905’teki olayların devrimsel kayıtlarını çok iyi biliyordu.

1905’in özgün senaryosunda Potemkin İsyanı küçük bir bölüm olarak yerini almıştı. Yarım sayfalık bu bölüm tüm film için gerçekleştirilecek sekiz yüz çekimin yalnızca 44 çekimini oluşturuyordu.

Çekim 31 Mart 1925’te Leninstad Nevsky görünümü sahnesiyle başlıyordu. 1905’teki Grev’de olduğu gibi buradaki elektrik jeneratör ünitesi yakılmıştı. Film kötü bir havada çekiliyordu. Değerli zamanı boşa harcamamak için gün batımıyla güneye yönelmişti. Eisenstein ekibini Odesa ve Sivastopol’a kaydırdı. Burada yerleşim çekimi yapılacaktı. Tüm devrimi özetleyen Potemkin isyanı burada çekilecekti.

UZAMIN PARADİGMASI VE ZAMANIN PENÇESİ

Film için gerekli ilk şey Potemkin’i temsil edecek olan bir zırhlının bulunmasıydı. Gerçek gemi sökülüp parçalara ayrılmıştı. Karadeniz be Batlık Donanması içinde böyle bir zırhlıyı bulabilmek olanaklı değildi. Ancak Eisenstein’ın yönetmen yardımcısı Lİyasha Kriyukov On iki Havari adlı bir kardeş gemi buldu. Bu Sivastopol açıklarında demirlenmiş olan silahsız bir zırhlı idi. Eksikleri vardı tamir edildi. Tüm bölümler On iki havarinin güvertesinde çekilecekti. Buna şiddetli isyan tasviri bölümü de dahildir. Film zor şartlar altında gerçekleştiriliyordu, film güverte açısıyla çekilirken çerçevede, arkadaki kayalar görülüyordu. Sorunu çözen yine Kriyukov oldu. Gemiyi 90 derece döndürerek mutlak bir şekilde durağan olması gerekiyordu., “film kadrosu hem uzam hem de zamanın prangası ve zamanın penceresi bizim serbestçe hareket etmemizi engelliyordu” diyecekti.

Bütün olumsuzluklara rağmen, film rekor kabul edilebilecek bir hızla ilerliyordu. Örneğin 75 çekimden oluşan Odesa’daki basamak sekansı tek bir günde çekildi. Filmin tamamı 5200m. idi ve kurgu dahil, film üç ay içinde bitirildi. “Bir hayal gibi görülüyor fakat doğru” diyecekti Eisenstein.

Oyunculuk sorununu, Eisenstein’ın tiyatrocu arkadaşı Strach’a verdi. Strach, her yeri dolaştı. Onun getirdiklerini Eisenstein beğenmemişti, ancak gemide film çalışmalarına devam ederken otelde ateşçi olan daha sonra film kadrosuna elektrikçi olarak alındı. Ve bu adamı doktor rolüne aldı. Bahçivan’da aynı şekilde bulundu.

Eisenstein’ın daha sonra söylediğine göre film, başlangıçtaki çıkış noktasından tamamen farklı bir yapıda ilerliyordu. Her bir basamağı kendi yaratıcı yeteneğine bağlı olarak oluşturmaya başlamıştı.

Strach’un yayınlamış anılarında Eisenstein’ın kurguyu film çekimi bitmeden yaptığı ifadesi yer almaktadır.

Kurtlu-çürümüş et bölümü, senaryoda olduğu gibidir. Dr. Smirnov’un otantik konuşmaları gerçeğe uygun bir şekilde oluşturulmuştur. Benzer olarak papazın düşerek ölmesi de gerçeğe uygundur.

Daha sonra taştan yapılmış aslanların ünlü kurgu sekansı gelir. Buradaki değişik görünümdeki üç heykel aslanın peş peşe gösterilmesi, katliamı protesto etmek için kitlelerin uyanışı şeklinde tek bir düşünceyi temsil etmektedir.

Filmdeki diğer üç önemli sekans, Eisenstein’ın yaratıcı yöntemlerini anlamada değerli bir yardımcı olacaktır; bunlar katran, basamaklar ve deniz sekanslarıdır.

Odesa Basamakları’ndaki katliam sahnesi, bu yine olayın gerçek bir temsilidir.- Diğer katliam sahnelerinde olduğu gibi Eisenstein kendisine göre temellendirmiştir. Sekans, birkaç kademe tüm senaryodan farklı olarak gerçekleştirilmiştir. Bunun nedeni daha önce görmüş olduğumuz, onun çocukluk ve gençlik yıllarından gelen bir düşünce yapısı olarak, bu sahnenin duyumsal temelinin oluşturulmasıdır.

-Merdivenlerin görünümü bende bir sahne görünümü fikri yarattı. Yönetmenlik hayal gücüm ile yeni bir görünüm oluşturacaktır. Kalabalığın panik halinde basamaklardan inmesi merdivenin kendisi hakkında edindiğim ilk izlenimlerin bir şekilde işlenmesinde başka bir şey değildi.

Üçüncü evre –kurgu evresi- filmdeki yoğunluk ve duyum yüklü atmosferin yeniden yaratımı ile ilgili idi. Strauch’un belirttiğine göre, Eisenstein basamaklarda ilgili sahneyi üç gün boyunca yazmış ve yalnızca bir günde çekimini tamamlamıştır.

Odesa basamakları sekansında heyecanlı ve öngörülemeyen bir koşul bulunmaktadır. –Her şeyin daha önceden kesin bir şekilde hesaplandığını ve acelesi olmayan bir soğukkanlılıkla optimum koşullara ulaşıldığı izlenimi vermektedir. Bu, filmin en göz alıcı özelliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Onun kompozisyonun ve duyumsal kalitesinin organik birliği. Eisenstein, çözümlemesinde insanların ve kitlelerin çılgın koşulların duyumsal etkisinin nasıl olduğunu göstermektedir.

Estetik alanında “altın orta” olarak bilinen ilke üzerinde meydana gelen ara vermeler ile başarıya başarıya ulaşır. Ayrıntıların bu kesinliği ve tam oluşumu kendiliğinden meydana gelen şaşırtıcı bir oluşumdur.

Son olarak deniz sisi sekansı, Vakulinçuk’un vücudunun etrafındaki ağlaşmaların bir sahnesinin özgün algılaması beklenmedik birisinin limana çöreklenmesi ve çekimin durmasına yol açması ile tamamen şans eseri genişletilmiştir. Odesa’daki diğer film birimleri hava şartlarının çekim yapmaya olanak tanımadığını düşünerek otellerine kapanıp domino oyunu oynamaya koyulmuşken, Eisenstein ve Tusebir kayık kiralamışlar ve tüm karşı çıkmalara karşın, sisle kaplı limanda çekime başlamışlardı. Sonu. Aşırı derecede şaşırtıcı olmuştur. Ve kurguya gelindiği zaman Eisenstein onu muhteşem bir etki için kullanmıştır- sis, sembolik cenaze töreninde tüm ağıt sekansının duygusal yoğunluğunu artırmak için kullanılacaktır.

Filmin ilk kesim gösterimi yazarlar, gazeteciler, donanma liderleri ve Lunachorsky’nında bulunduğu seçkin bir izleyici topluluğu için bir stüdyoda geçekleştirilmiştir.

Gösterimin sonunda Lunachorsky’ın konuşması: “Bizler tarihi kültürel bir olaya tanıklık ediyoruz. Yeni bir sanat doğmuştur. Bugünden sonra geleceğin büyük sanatı olan film sanatından söz edilecektir…”

Film, Eisenstein’ın sonsuz ayrıntılı çözümlemesini içermektedir. Eisenstein kendisi romantik geleneğin içinde görülür, ancak yapı olarak “Gerçekçi” yapıya sahiptir.

Potemkin zırhlısı, Eisenstein’ın daha önceki çalışmalarının bir sonucu olarak görülmektedir. Tiyatro çalışmalarında duyumun yükseltilmesi yöntemini özümsemiştir.

Kurgu tekniğinden bir dil oluşumuna geçilirken, Eisenstein selülid üzerindeki tek bir fikrin genel düşünceden, tür içerikten soyutlanamayacağını keşfetmiştir.

O, kurguyu “bağımsız çekimlerin çarpışmasından oluşan bir fikir” olarak tanımlamaktadır. Bu çekimler birbirlerine karşıt yapıdadır. Onun çalışmalarını anlayabilmek için çarpışan-kurgu fikrini özümsemek gerekir. Eisenstein, kurgu parçalarının ardıllığını öne doğru hareket eden makinenin motorunun içsel yanmasının patlama dizisine benzetmektedir. Kesişen iki çekim arasındaki çarpışma, aynı zamanda kompozisyon içinde bir çatışmaya yol açacaktır. İli çarpışan çekimin bu kesişmesi, dünyada “Rus Kesimi” olarak bilinen “çarpıcı” kurgu oluşumudur.

Potemkin zırhlısı filmi aynı zamanda karşı süremli (kontrapuantal) bir temele dayana diğer bir yeni kurgu biçimini de içermektedir. Eisenstein bunu “tonal” (titremsel) kurgu terimi ile ifade eder.

Potemkin Zırhlısı filminin diğer bir özelliği yakın çekimlerin ve ayrıntılı çekimlerin etkin bir şekilde kullanılmasıdır. Eisenstein, Griffith’sen farklı olarak “yakın çekim yöntemi” kesinlik temeline oturtmaktadır.Onun yakın çekim düşüncesinin çocukluğunda odasındaki lale ve iç savaş sırasındaki Kholm yakınındaki köyde geçirdiği gecelerde belirginlik kazandığını daha önce belirtmiştir.

Son olarak, Potemkin Zırhlısı filmindeki önemli sanatsal buluşları arasında Eisenstein’ın zamanı dramatik bir şekilde ele almasının belirtilmesi gerekmektedir. Bu, bağlı olduğu sekanslara dinamizm katmaktadır.

EKİM

Ekim filminin çekim senaryosunun hazırlanma aşamaları, Potemkin Zırhlısı filminden daha ayrıntılı olarak yapılmıtşır.Ekim filmi, çıkış noktası açısından Diktatörlüğe Doğru dizisinin bir yapımı olan Grev filmi ile bağlantılıdır. Herkes başka bir Potemkin beklentisi içindeyken, Eisenstein’ın niyeti tamamen farklı olmuştur. Her ne kadar Ekim filminde, Potemkin gibi tarihi olayların sıralanması temeline dayanıyorsa da, Eisenstein, olayları abartmadan özgürce bir film denetimine girişmek istemiştir. Kendi buluş ve sistemini bu filme uygulama amacı taşıyordu. Böylece “arı sinema anahtarını” kullanabileceğini düşünmektedir.

Ekim filminde, Potemkin’den farklı olarak yeni sinematografik öğeler tanıtılmıştı. Ekim filmi, soyut fikirlerin ifade edilmesi için bir dizi formüller bütünü içermektedir.

Petrograd’da Kornilov’un marşı sekansı, en açıklayıcı örneklerden birisidir. Eisenstein, burada Kornilov2un temel askerlik düşüncesini yansıtmak istemiştir. Bunu “tanrı adına” bolşevizme karşı olarak General’in “kutsal savaşı” mitinin açıklama şeklinde görülür.’ Dinsel görüntülerin kurgu sekansı’.

Ekim filmi “entelektüel kurgu”nun örneklerinin tam bir farklılığını içermektedir, bu metafizik formüllerin bir bütün alanıdır. Örnek olarak Kevensky’nın gücünün artması. Kış Sarayı’nın basamaklarını, tamamen aynı adım atma biçemiyle hicvetmektedir.

Eisenstein, duyumsal etki oluşturma amacı ile belgesel olayları “dinamikleştirme” girişiminde bulunmaktadır. Böylece Sovyetler Kongresi ile Motosiklet Bataryasının birliği, bisiklet tekerlerinin soyut bir şekilde dönmesinin çekimleriyle dinamikleştirilmiştir.

Ekim filminin diğer bir özelliği, Eisenstein’ın ses etkisini görsel olarak kullanma girişiminde bulunduğu bir yapım olmuştur. Aurora zırhlısından ateş edilmesi, ritmik bir açılış ve diyaframın kapanması ile filmleştirilmiştir.

Ekim sayısız oranlamanın bulunduğu bir deneysel film olarak kalmaktadır. Ancak Eisenstein, her zaman için yaşamdan daha büyük terimlerle düşündüğü için bu göz alıcı bir yapım olara karşımıza çıkar.

1928

Eisenstein, Ekim filminde kurguya değinmiş olmasına rağmen, onun gizil güçlerini ortaya koymamıştı henüz. Madem ki “entelektüel film “olanaklıydı, öyleyse neden Marx’ın kapital kitabının ekran gösterimi yapılmasın. Ekim 1927, mart 1928 aralığında bu olanakları araştırdı. Ekim filmindeki sinematografik dili “felsefe alanına” kaydırmayı amaçlıyordu.

Bu dönemde Eisenstein’ın Sovyet sinemasındaki konumu çok sağlam değildi, lef dergisi işle çatışma içindeydi.

GENEL ÇİZGİ (GENERALNAYA LINYA)

1928 Haziran’ında, Eisenstein, Genel Çizgi filminin yapımına kaldığı yerden devam etmeye başlayacaktır.

Yeniden bir deney filmi yapmaya niyetlidir. Fakat bu kez kitlesel izleyicilerin kolayca anlayabilecekleri bir yapım gerçekleştirilecektir. Film ilk biçimde, köylerdeki koşullar hakkında bir matem niteliği taşımaktadır. Tarımsal yapımın değişim dönemi.

Eisenstein, filmin olaylarının odak noktası olarak ilk kez bir kahramana –Marfa Lapkina- yer verecektir.

Boğanın inekle çiftleştiği sahne –öncelsiz ve fantastik bir sahne olarak ilkel barbarlığı içinde görkemli bir şekilde barındırmaktadır.

 

Filmin üç merkezi simgesi, bilgisizlik ve yoksulluk simgesine karşıt bir inanç zeminine oturtulmaktadır. Filmin kavramları üzerinde başka bir etki, Eisenstein’ın kendinden geçme biçimlerine ilgisidir. Bu ara, Potemkin Zırhlısı yapımından miras kalmıştır.

Eisenstein’ın kurgu fikirleri üzerindeki önemli bir etki Japonların Kabuki tiyatrosundan gelmektedir.

YURT DIŞINDA

Acıyı bilen yolculuğu çekendir,

Bugün, dünya monoton ve küçük
Dün, bugün, her zaman, bize hayalimizi gördürür
Sıkıntı çölünün ortasında bir vaha korkusu!

BAUDELAIRE

Sovyetler Birliği’nden ayrılan Eisenstein’ın elinde yalnızca Genel Çizgi filminin kopyası ve nakit olarak yirmi beş dolar bulunuyordu. Önce Almanya’ya ardından İsviçre’ye ve daha sonra Hollwood’a gitmeyi planlıyordu.

Berlin!de görkemli bir şekilde karşılandı. Buradan İsviçre’ye geçerek Sinema üzerine uluslar arası bir kongreye katıldı. Kası ayının başında Paris’e gitti. Eisenstein’ın Paris’te tanıştığı kişiler içinde en önemli buluşması James Joyce ile olmuştur. Geleneksel edebiyat kalıplarını kıran bir yazar olarak ona hayranlık duymaktadır.

Eisenstein Paris’te kaldığı sıralarda en etkin film şirketlerinden biri için film yapmanın olanaklarını araştırdı. Fransa’ya onların daveti üzerine gelmişti. Ancak yapımcılarla anlaşmaya varamadı. Ticari sinemaya karşıydı.

AMERİKA YOLUNDA

Eisenstein, ABD’ye vardığında, daha önceden umduğu gibi en iyi oteller, “doğru” insanlarla toplantılar, halkla ilişkiler fotoğrafları gibi şeylerin hiçbiri ile karşılanmadı. Ancak onu en çok şaşırtan şey çok geniş bir izleyici kitlesinden varlığı idi.

Kaldığı otelden çıktıktan sonra yaptığı ilk iş Broadway’in kalabalık caddelerinde yürümekti; şehrin atmosferini özümsemeye buradan başlayacaktı. Her zamanki gibi, yalnızca zihni ile değil, tüm duyumlarıyla etrafında olup bitenleri algılıyordu.

Eisenstein kendisini hayal kırıklığına uğratan deneyimler nedeniyle kırgındır. Ancak yine de kendinde yeni bir maceraya atılacak gücü bulmaktadır.

Meksika onun Flaherty ile karşılaşmadan önce de çok ilgisini çeken bir ülke olagelmiştir. John Reed’in röportajlarından, Amerikalı yazar Albert Rhys Williams öykülerine kadar konuyla ilgili sayısız kitap okumuştur. Diego Rivera’nın fresk yeniden yapımları ve öyküler onu Meksika’da Yaşam konulu bir film yapmaya itmektedir. Eisenstein, Charlie Chaplin’den sponsor bulma konusunda yardım ister. Chaplin ona Upton Sinclair’i önerecektir.

5 Aralık 1930’da Tisse ve Alexzandrov ile birlikte Meksika sınırını geçerler.

YAŞASIN MEKSİKA!

Eisenstein, Meksika’da Ölüm Günü Karnavalına tanık olacaktı. Ülkenin tanıtımı üzerine bir film yapmayı planlıyordu.

Yolculuğu boyunca yaşadığı güçlüklere karşı yaşamın ve tarihin gizemlerini ortaya çıkarıyordu: Horoz dövüşleri, pagan Kızılderili dansları, Katolik papazlara adaklar, keşişlerin koyu sofulukları, tarihi piramitler ve daha sayısız ilgi çekici özellikleri tanıyordu.

Onu hayran bırakan Meksika’nın diğer bir görünümü ise geçmiş ile geleceğin birbirine karışmasıydı. Meksika’nın olağanüstü lineer bir yapısı vardır. Çevrenizdeki her şeyde grafiksel bir şiddet ve saflık bulabilirsiniz: askerlerin beyaz gömleklerinin kare kesimi ve şapkalarının eğriliği simgeler olarak gözükür. Her şeyde grafiksel bir tamlık bulunur.

Eisenstein yaşantısının bu döneminde ölümle her zaman olduğun dan daha fazla ilgilenmektedir. Meksika’daki her şey onu birincil öğeler götürmektedir.

Ölüm düşüncesi Meksika var olduğundan beri mevcuttur. Başlangıçta Eisenstein’nı çeken Ölüm Günü olmuştur. Ancak her yerde ölümün üzerinde zafer kazanan yaşamdan izler görülmektedir. Eisenstein, destansı filmlerde duyumların yorumlamasını yaparken burada edindiği deneyimleri kullanacaktır.

Eisenstein’ın düşüncesine göre, Que Viva Mexico! (yaşasın Meksika) dikey düzlemde kronolojik sıraya göre değil, yatay düzlemde ardıl uygarlıkların tarihini simgelemektedir. Onun genel düşüncesine göre, film eski Aztek ve Maya kültürlerinde kullanılan ölüm inancı simgeleriyle yüklü olmalıdır. Filmin sonunda ise Ölüm Günü karnavalının alaycı şenlikleri vurgulanmalıdır.

MEKSİKA ÇARMIHI

Yaşasın Meksika! Filminin senaryosu yapı ve karakter açısından Eisenstein’ın daha önceki çalışmalarından farklıdır: Senaryo şiirsellik, romantizm ve yaşamın duyumsal sevgisi ile doludur.

Yaşasın Meksika’ filmi, Eisesntein’ın çerçeve içinde kompozisyon oluşturma alanında doruğa çıktığı yapım olmuştur. Bir heykel ya da yavaşça hareket eden bir nesnenin çekimi yapılırken, Eisenstein en vurgulayıcı açılardan ve kompozisyon düzenlemelerinin gerçekleşebilmesi için yoğun bir çaba sarf etmektedir.

Ancak film istenildiği zamanda bitmediği için Amerikan yapımcıları onu ABD’ye geri çağırırlar. orada kendisine karşıt bir kampanya ile karşılaşacaktır. Daha önce kendisine bu konuda söz verilmiş olmasına rağmen filmin kurgusunun SSCB’de yapılmasına izin vermezler. Eisenstein mayıs 1932’de Moskova’ya geri dönmüştür. Amerikalı yapımcılar onun ününü karalamak için Sovyet yetkilileriyle görüşmelerde bulunmuşlardır. Bir süre sonra bundan da kötüsünü yaparak filmin kurgu işini Sol Ester’e –Tarzan filmlerinin yapımcısı- vereceklerdir. Böylece Yaşasın Meksika! Filmi Thunder Över Mexico (Meksika üzerinde fırtına) ismi ile kurgulanmış oluyordu. Eisenstein bu filmin negatiflerini geri almak için yaptığı tüm çabalarının haya kırıklığı ile sonuçlanması üzerine bir sanatoryuma yatırılacaktır.

Eisenstein arkadaşı Augustin Aragon Leiva’dan bir mektup alır:

Eisenstein nerede?… Tetlepayac onu bekliyor… köşedeki oda onun fikirleri ve görkemli şeytanca rüyalarıyla dolu… odanın perdeli pencerelerinden garip bir ışık sızıyor. Onun zihninin ışığı… fakat nerede o?… Telepayac onu bekliyor ve insanlar dua okur gibi ona şarkılar mırıldanıyorlar… Eisenstein, sen neredesin…?

ALEXANDER NEVSKY

Görüntü ile ses arasındaki, görünen dünya ile duyulan dünya arasındaki engelleri ortadan kaldırmak! Bu iki karşıt küre arasındaki bir birlik ve bir uyum sağlamak. Ne zor bir görev!

EİSENSTEİN

1937 yılında Eisenstein’a Nazi Almanyası’nın yükselen tehditleri kapsamında politik bir görünüme sahip, tarihsel bir film yapması teklifinde bulunuldu: Rus birliklerinin Prens Alexander Nevsky komutasındaki vatanseverlik ve ulusal birlik duyguları içinde işgalci Töton ordusuna saldırmasını konu alan bir on üçüncü yüzyıl öyküsüydü bu.

NEVSKY İÇİN BİR ELMA

Senaryonun baş karakteri olan Alexander Nevsky’ye kutsal bir kişilik bulunması gerekiyordu. Akla gelen ilk şey onun insanüstü niteliklere büründürülmesiydi.

Başlıca sorunlardan birisi Nevsky’nin savaş taktiği dehasının nasıl yoğrumsal bir ifade ile vurgulanacağı idi. Acaba Nevsky Tötonların gücünü ikiye bölerek mi başarılı olmalıydı? Bunun çözümü için Newton’un yer çekimi kanununu bulmasının önceliği olan ağaçtan elma düşmesine benzer bir olayın meydana gelmesi gerekiyordu. Sorun bir elmayı bulmakla çözüme kavuşacaktı. Günler boyunca Eisenstein ve senaryo yardımcısı Pavlenko bu sorunun üzerine kafa yordular. Sonunda mücadelenin bir kedinin ağırlığı ile bile kırılabilen buzun üzerinde gerçekleştirilmesi sonucuna vardılar. Uykusuz geçen birkaç geceden sonra Eisenstein çözümü folklordan esinlenerek bulmuştu; bu, tilki ile yaban tavşanının öyküsüdür. Yaban tavşanı zekasını kullanarak kendisinden büyük olan tilkiyi dar bir yarıktan geçerek iki ağaç arasına sıkıştırmıştır.

Eisenstein kurgu aşamasında Töton Şövalyelerinin saldırılarının yarattığı kompozisyonel etkiyi şöyle açıklayacaktır:

Bu bölümde dehşet gitgide artıyordu ve yaklaşan tehlike kalp atışlarının ve nefes alıp vermelerinin düzensizleşmesine neden oluyordu. Böyle bir deneyim içsel oluşum olarak Alexander Nevsky örnek olarak veriliyordu. Sekansın ritimleri, eylemin hızlanmasına ve yavaşlamamasına uygun olarak değişim gösteriyordu. Heyecan dolu kalbin atışları buna göre belirleniyordu. Dört nala giden şövalyelerin sıçrayışları heyecanlı kalbin küt küt atması ile paralellik taşıyordu.

PROKOFIEV İLE KARŞILAŞMA

Eisenstein ve Prokofiev arasındaki işbirliği sanat tarihi konusunda yoğunlaşmaktadır. İki sanatçı yeteneklerini mükemmel bir şekilde birleştirirler.

Tanıştıktan sonra birbirlerini anlayabilmek için yalnızca birkaç sözcük yeterli olmuştur. Prokofiev daha önce Eisenstein tarafından gönderilmiş olan ortaçağ müzikleri üzerinde çalışmalar yapmıştır. Zihninde konuya uygun temel malzemeleri taşımaktadır. Eisenstein da fikirlerini aktarmak için çok sayıda taslak ve çizim hazırlamıştır.

Çalışmaların ilerlemesinden sonra Prokofiev, Ruslar ve Tötonlar için ayrı ayrı müzikler kullanılmasının gerektiğini söyler. Filmin müziğinin Rus dinleyicinin kulak alışkanlıklarına uygun olarak yapılması gerekmektedir. Onlar arsında özel ses efektleri kullanılacaktır. Daha sonra Rusları zaferi vurgulanacaktır.

KOMPOZİSYON KATILIKLARI

Tamamlanan Alexander Nvsky güçlü bir yapımdı. Eisenstein, “filmimdeki her şey tek bir fikir üzerine kurulu… düşman ve onun yenilmesinin gerekliliği “diyerek filmi özetleyecek-tir. Bir başka yayınlanmamış yazısında ise “vatanseverlik konusu üzerine bir füg” tanımlaması yapacaktı.

Eisenstein’ın biçimci kesinliği, yoğrumsal kompozisyonun mükemmelleştirilmesi alanında yeni bir seviyeye ulaşmıştı. Yaşasın Meksika! Ve Bezhin Çayırı filmlerindeki tekniklerini geliştirmişti.

Töton şövalyeleri her zaman için keskin geometrik formasyon içinde görünmektedir. Bunun tersine Rus birliklerinde bir düzensizlik hakimdir. Mitry, “beyaz” Tötonlar ve “siyah” Rusların eylemleriyle Eisenstein’ın “eylemin tek senfonisini ortaya koyan çizgiler, biçimler ve renkler senfonisi içinde yoğrumsal uyaklar” yarattığını ifade etmektedir. Buz teması Tötonlaral ilgili bir simgedir.

KORKUNÇ IVAN

Eisenstein, Korkunç Ivan filmi üzerine çalışırken, “benim sahip olduğum en önemli şey önsezimdir” diye yazmıştı. O, görkemli yaratıcılığını bu önseziye borçluydu.

Eisenstein film üzerinde çalışırken öncelikle Çar’ı ele alır. Onun zalimliklerine ve barbarlıklarına kendisini alıştırmaya çalışır. Büyük ve birleşik Rusya’nın yaratılması için bu zorunluluktur. Eisenstein, temel çıkış noktasının ayrıntılı ve karmaşık bir şekilde işlenmesiyle en umulmadık yönlendirmelerde bulunur.

O’nun hayal gücünde şekillenen ilk sahne –filmin sonuna doğru yer almasına karşın- itiraf sahnesidir. Ve bu sahne filmin bir bütün olarak biçimsel ve duyu

msal bir ton içinde olmasını sağlayacaktır. Bu sahnede Çar Uspensky Katedralinde, zehirlenen Çariçe’nin tabu-tunun önündedir.

Birbirini çağrıştıran fikirlerin dışında, filmin geleceği yavaş yavaş şekil almaktadır. Senaryonun ana yönü belirgin öğelere göre şekillenecektir. Bu öğeler çok çeşitlidir.

Bunların başında Eisenstein’ın kuramsal çalışmaları gelmektedir. 1941’in yaz sonlarında El Greco resimleri onu derinden etkiler. Bir diğer öğe onun o döneme kadarki birikimidir. Daha önceki yaratıcı çalışmalarının ışığında yeni oluşumlar meydana getirecektir.

Korkunç Ivan filmi üzerine çalıştığı dönemde anıları gözünün önünde canlanmaktadır. Bu açıdan bakıldığında, Korkunç Ivan bir otobiyografik çalışmadır. Eisenstein kendini özgürleştirmeye çalıştırmaktadır. Bu film, Eisenstein’ın daha önceki yaratıcılık deneyiminin damıtılmış sonucudur. Çalışma sırasında, daha önceki filmlerinden sayısız teknikler kullanılarak üstün bir biçime ulaşılmaktadır.

Eisenstein zor koşullar altında filmin gerçekleştirilmesi ile uğraşırken bir yandan da kuramsal çalışmalarını sürdürmektedir. Ağustos 1942’de ilk kitabı olan The Film Sense (film duyumu) ABD’de yayınlanmıştır.[1]

1944 Aralık ayında, Eisenstein Korkunç Ivan filminin birinci bölümünü bitirir. İlk gösterim 1945’in başında olacaktır. Daha sonra başarılı bulunur ve Stalin ödülüne layık görülür. Kutlama telefonlarının ardı arkası kesilmez. Vishnevsky, Pravda gazetesine övücü bir yazı yazar. Eisenstein son derece memnundur. Yurtdışından da benzer tebrikler gelmektedir. Chaplin 1946 tarihli telgrafında filmi “o zamana dek yapılan en büyük tarihsel yapım” olarak niteler.

Ancak Eisenstein’ın mutluluğu kısa ömürlü olacaktır. Korkunç Ivan filminin ikinci bölümünü bambaşka bir yazgı beklemektedir.

 

RÜYANIN SONA ERMESİ

Eisenstein, 1945 yılı boyunca ikinci bölüm üzerinde çalıştı. İkinci Dünya Savaşı koşulları ister istemez film üzerine etkili oluyordu. Jay Leyda’nın gözlemlerine göre filmin ilk iki bölümü beraber görüldüğü zaman “1. bölümün haşmetli, törensel niteliğinin artan bir tutku ile sonuca yaklaşması be ikinci bölümde acı veren ve fiziksel bir şiddete dönüşmesinin” nasıl olduğunu ortaya koymaktadır.

Eisenstein’ın temel ilkesi renklerin belirli nesnelerden ayrılması ve onların genelleştirilmiş ruh yapısı ya da duyum ile bir nesneye yeniden birleştirilmesidir. O, filmlerinde renk tasarımını işlemektedir. Şamdanları yakarak Oprinçik’in kostümünün kırmızı rengini vurgular;tören giysisi altın rengindedir; Çar’ın ve Oprinçek renklerin kullanılması niyetini ortaya koyar. İkinci aşamada renkler genelleştirilmiş bir fikir olarak bulunmaktadır. Kırmızı, entrika ve intikam temasını simgeler. Altın rengi gösterişli yaşam, siyah ise ölümü temsil eder. Üçüncü aşamada, Eisenstein’ın “rengin dramaturgisi” olarak adlandırdığı karşı süremli bir oluşum söz konusudur. Renk bir kez daha nesne ile birleştirilmiştir. Renkler Korkunç Van’da bu şekilde kullanılarak, Ivan’ın iç dünyasına girmenin bir aracı olurlar. Ve böylece psikolojik araştırmanın dinamik bir aracı olurlar. Ivan’ın içindeki fırtınalar renk yankılanmasının dinamiği ile kesin olarak ortaya konmaktadır.

AĞIT

Eisenstein filmlerinde her zaman, her şeyin özüne inmeyi amaçlamıştır. Her zaman varolan üç temel öğe bulunmaktadır: Su (Potemkin Zırhlısında deniz; Genel Çizgi Filminde yağmur; Alexander Nevsky Filminde kar ve Tötonlar ın düştükleri göl; Şairin Aşkı filminde kar; Korkunç Ivan’da deniz teması.

Günümüz çağdaş filmleriyle karşılaştırma yapıldığında Eisenstein’ın sinema kuram ve pratiğinin niteliksel olarak aşılabileceği düşünülebilir. Ancak bu noktada birkaç doğruyu incelemekte fayda vardır. Orson Welles, Eisnstein’ın temel ilkeleri konusunda uzun ve ciddi bir uygunluk dönemi yaşamıştır ve Eisenstein’dan her zaman saygıyla bahsetmiştir; Elia Kazan, Eisenstein’dan her zaman saygıyla bahsetmiştir. Jean-Luc Godard Les Carabniers filmi de dahil olmak üzere tüm çekimlerinde Potemkin Zırhlısı filmindeki öğeleri kullanmıştır. İtalya’da onun çalışmaları Umberto Barbaro ve onun film konusundaki öğrencilerini etkilemiştir. Henri Colpi, Une Aussi Longue Absance ve Codine filmlerindeki temel sanatsal tekniklerin birkaçında Eisenstein’dan etkilenmiştir. Alain Resnais, Eisenstein’a olan hayranlığını söylemekle yetinmeyip, onun” a la Nevsky” ya da “a la Ivan” gibi bir sinematografik tarz yarattığını vurgular. Antonioni, farklı bir seviyede olarak film oluşumunda Eisenstein’ın katı kurallarını uygulamaktadır. Bu nedenle L’Avventure filminde çarpıcı kurgu yankısını bulmak şaşırtıcı olmamalıdır. Ayrıca II Desreto Rosso (Kızıl Çöl) filminde de Eisenstein’ın renk konusundaki fikirlerini kullanmıştır.

Eisenstein!a olan bu bağlılık örneklerini çoğaltmak olasıdır. Sessiz filmler de dahil olmak üzere bugün pek çok yapım onun izlerini taşımaktadır. Baş yapıtların ölmez başarısı Eisensteinm’ı ulaşılması çok zor bir seviyeye taşımıştır.

SİNEMA KURAMI

Sergei Eisenstein’ın kuramına geçmeden önce belirtmeliyiz ki onun geliştirmiş olduğu görüşler diğer biçimci geleneği temsil eden hem Arnheim’den, hem de Muntesterberg’in sinema görüşlerinden daha zengin ve daha karmaşıktır. Eisenstein, ölçülemez yeteneğe sahip hem bir film yapımcısı hem de bir film kuramcısıdır.Eisenstein felsefe ile yakından ilgilidir öyle ki be felsefeyi onun kuramında görmek son derece kolaydır. Entelektüel olduğu kadar diğer dünya görüşlerini de yakinen takip etmiş ve bunların ışığında edindiği bilgileri yaşam deneyimi ile birleştirerek kendi kuramını hazırlamıştır.

Marx ve Lenin’e olan hayranlığını sürdürerek, teorilerini onların ortaya koydukları görüşler etrafında düzenlemiştir. O çok yönlü bir düşünürdür. Araştırma dönemi boyunca birçok kaynaktan yararlanır, her türlü varsayımları dikkate alır, sonucunda ortaya atmış olduğu tezi ispatıyla ortaya koyardı. Tüm bu çalışmalar ve geçen süre sonucunda kendi özel tutkusunun film olduğuna karar vermiştir. Daha sonra bu üstün çabaları ona yüksek dereceli bir kuram oluşturma yeteneği kazandıracaktır.

Onun Film Duyumu kitabında yer alan “Renk ve Anlam” makalesi oldukça ilginçtir. Renk kuramı hakkında çok geniş ve ünlü tanımlamaların yaygın olduğu bir liste ile karşılaşırız. Bu konudaki yazılar, renk estetiği kuramı konusunda çok önemli bir kaynaktır. Onun renk ve sineme ile ilgili sezgileri topladığı kaynaklarla birleşmiş ve kuramını oluşturmasına yardımcı olmuştur. Bu ona özgü bir kuramdır. Kuramı, tarih ekonomi, sanat tarihi, psikoloji, antropoloji ve sayısız diğer alanlarda yapılan çalışmaları kapsamakla, sezgi gücünün yanında bu bilim dalları da yer almaktadır. Onun “umulmayan” adlı makalesinde (Film Biçimi kitabında) “Kabuki tiyatrosu tarafından ziyaret edildik” diye başlar ve tiyatroyu seyrederken onu etkileyen görünümlerle film kuramını oluşturmayı sürdürür.

Film yapımı sırasında onu etkileyen şokların kalitesi, onun film kuramı yazma taktiğinin bütünsel bir parçasını oluşturmaktadır. (film biçimi kitabında) “Film Biçimine Diyalektik Bir Yaklaşım” makalesine şöyle bir göz atıldığında Eiesnstein’ın düz mantığını oluşturabilmek için grafiklerle çalışmalar yaptığını da görürüz.

Öncelikle onu, aracın temel maddesini algılamasını görmemiz gerekir. Basit bir düşünceden yola çıkarak oluşturulan tek çekim, binanın temel taşlarından birisi konumundadır. Buradan daha karmaşık bir algılamaya geçilir. Bu “atraksiyon”dur. Bu algı, çekimden daha az mekaniktir. İzleyicilerin zihninde belli bir faaliyet oluşturur.

Daha sonra, yaratıcı oluşum seviyesinde, kurguya karşı tutumunun ne olduğunu görürüz. Genel olarak, boyun eğmez ve dogmatik bir görüşe sahiptir. Başlangıç noktasındaki yönünü değiştirerek, daha dramatik bir yola yönelir. Eisenstein’ın tereddütlü kurgu görüşleri arasındaki mücadele en iyi şekilde, bu kapsamın belli psikoloji türleriyle olan değişim ilgisinde görülmektedir. Eisenstein, KURGUYU Pavlov’un psikolojik modelleri içinde algıladığı düşünülürken, onun konuyla ilgili daha sonraki yazılarından Jean Piaget’in gelişimsel psikolojisine daha yakın olduğu görülmektedir.

Basit, öngörülebilen, mekanik film yapımı oluşumu arasındaki gerilim ve filmin gelişimsel deneyimi, Eisenstein’ın çift görüşünü açık bir şekilde ortaya çıkarmaktadır. Bunların birincisi, filmin biçimi, diğeri ise filmin amacı ile ilgilidir. Birleştirilmiş filmin bazen bir makine, bazen de bir organizma olduğunu düşünür. Filmi bazen ikna etmenin retorik, güçlü bir araç bazen de daha yüksek seviyeye çıkarak evreni anlamanın mistik bir aracı olarak görür. Ondan otonom (yerel) bir sanat olarak bahseder. Bu iki çift diyalektik aykırılıkları ayrı ayrı görülecektir. Eisenstein ‘n birbirine karşıt görüşleri bir arada bulundurma denemsi, onun otuz yıldan fazla bir süre üretken bir kuramcı olarak kalmasını sağlayacaktır. Onun makaleleri, her zaman için göz alıcı olarak görünmektedir çünkü her biri, karşıt eğilimlerin birleşim noktasından elde edilen enerji ile oluşturulmuştur.

FİLMİN HAMMADDESİ

Eisenstein, Moskova sanat çevresine girmeden önceki yıllarda mekanik mühendisliği alanında çalışmalar yapıyordu. Eisenstein, başlangıçtan itibaren, sanatsal faaliyetin bir “yapma” veya daha belirgin olarak inşa etme eylemi olduğunu düşünüyordu. Bu nedenle “hammadde” sorusu onun zihninde her zaman için çok önemli bir yer işgal etmiştir.

Eisenstein’ın filmler hakkında sıkıntı duymasına neden olan şey, onların etkinlikten yoksun olmalarını görmekti. Film yapımcısı gerçekliği yeniden oluşturabilmelidir ona göre. Eisenstein, birincil film parçacıkları olarak bireysel çekimin, bir ton veya sesten farklı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu, izleyicilerin duygularına olduğu kadar aniden onların zihinlerine de ulaşan bir yapıdır. Bir besteci veya ressamın sahip olduğu gücü film yapımcısına da verebilmek için, Eisenstein çekimlerin nötrleştirilmesi gerektiğini düşünmektedir. Böylece yönetmenin istediği biçimsel prensiplere göre, temel biçimsel unsurlar oluşturulmuş olur.

Eisenstein filmin en küçük biriminin çekim olduğuna ve her bir çekimin bir sirk atraksiyonu gibi hareket ettiğine inanıyordu. Bütün filmin oluşumu için komşu çekimlerin birleşerek, belirgin psikolojik bir dürtü oluşturması gerektiğini düşünmüştür. O, daha sonra, çekimin kendi içindeki unsurlarının olanaklarıyla daha fazla ilgilenmeye başladı. Bununla sempatik gelen veya çatışma yaratan atraksiyonlar sağlanabiliyordu. Her durumda, Eisenstein filmin, ancak kendisini atraksiyonlar yığınına indirgediği zaman bir sanat olarak var olabildiğini düşünmektedir. Bu, müzikal notaların ritmik ve temasal olarak tüm deneyimin zengin metinler şeklinde biçimlendirilmesi gibidir.

O hiçbir zaman hayatı sinematik olarak kaydetmekle yetinmemiştir. Kariyerinin başlarında uzun çekimleri kullanan filmcileri eleştirmiştir. Hiçbir uzun çekimin, olaya şöyle bir göz atmaktan daha etkileyici olmayacağını düşünürdü. Ona göre filmin hammaddesi, izleyiciler arasında çarpıcı bir tepkiye yol açan unsurların içindedir.

Unsurları bu şekilde nötrleştirilmesinin esas değeri, hislerin psikolojik olarak bir başkasına yönelmesidir. Basit bir efektin yönelimi çok sayıda farklı unsurlarla oluşturulabilir. Bir filmde, ekranda aynı anda çok sayıda unsur bulunur. Onların her biri diğerini kuvvetlendirir, birbirlerinin etkisini yükseltirler; unsurlar birbirleri arasında çatışma içinde olabilir ve yeni bir etki yaratabilir. Bu, geçişin yüksekliğini göstermektedir. Potemkin Zırhlısı (1925) filminden örnek vermek gerekirse, bir burjuva bayan, Odesa basamaklarında “onlara yalvaralım” der. O, söylediğine herhangi bir konuşma, yazı veya hareket ile karşılı bulamayacaktır. Bunun yerine sessizce, sürekli olarak ve uğursuzca merdivenlerden aşağı inmeye devam eden askerlerin gölgesi görülür. Burada konuşma unsuru diyalogun içinde bulunmaktadır ve etki geçişi sağlanmış olur.

Eisenstein, film yapımcısının ressam, besteci ve heykeltıraş ile aynı düzeye getirebilmek için Pudovkin’in düşüncelerini ileri noktalar taşır. Pudovkin film üretisini çekimin ortasına yerleştirir ve uygun seçimlerle yaratıcı bir filmin ortaya çıkışını ister. Bu gerçeklik parçasının düzenlenmesinin belli bir güce sahip olduğunu düşünmektedir. Film yapımcısından tarih ve psikolojiyi birleştirerek konulu bir olaya doğru yol alan yumuşak bir görüntü treni oluşturmasını ister.Pudovkin, izleyici gizemliliğini, bir olayın, bir öykünün veya bir temanın kabullenişine yönlendirmek için çekimleri birbirine bağlamak istemektedir. Eisenstein ise bir bağlantı değil, bir çatışma talebinde bulunur. Edilgen bir izleyici yerine, olaylarla işbirliği içinde bulunan bir izleyici topluluğu arzulamaktadır.

Bu iki çağdaş düşünce adamı, hammaddenin kapsamı konusunda derin görüş ayrılıklarına sahiptir. Eisenstein, hiçbir zaman çekimi, film yapımcısının topladığı gerçekliğin bir parçası olarak görmemektedir. Çekimin, ışık, hat eylem ve ses gibi biçimsel unsurların mevkisinde bulunan bir unsur olarak kabul etmektedir. Çekimin doğal duyumu deneyimlerimizi kontrol altına tutma gereksinimi hissetmemeli ve bunu yapmamalıdır. Eğer film yapımcısı gerçekten yaratıcı ise, bu hammadde üzerine kendi duygulanımlarını yansıtabilecektir; çekimin anlamında açıkça bulunmayan ilişkiler oluşturulacaktır.

Eisenstein, yeni bir dünya oluşumu için bir hayal gücü ortaya koymaktadır. Onun hammadde kuramı, kesin olarak, Pudovkin’in teorisinden daha karmaşıktır. O, maddesi bir yön içinde ve zihinsel bir yön ve hatta ruhsal bir yön içinde bulunmaktadır. Çekim, film üretiminde yalnızca teknik bir basamaktır. Diğer taraftan bir şok veya atraksiyon, zihin ile madde arsındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır; bu bir izleyici deneyimini daha zengin bir kapsama ulaştırma sorunu olarak karşımıza çıkar.

SİNEMATİK ARAÇLAR:
KURGU (MONTAJ) İLE YARATIM

Filmin hammaddesi çekimlerin içindeki farklı dürtülere göre belirginlik kazanmaktadır. Ancak Eisenstein’ın yaptığı gibi bu dürtülerin sinemanın kendisine denk olduğu sonucuna varılmamalıdır. Bu, daha çok binanın yapı taşları gibidir. Buna “hücre” diyebiliriz. Sinema bu bağımsız hücreleri, bir prensip içinde bir arada bulunmasından oluşmuştur. Bu dürtülere hayat veren şey nedir? Burada kurgunun ünlü ve temel içeriğine ulaşırız.

Eisenstein Kabuki tiyatrosunu örnek vererek hammaddeyi açıklarken, kurguyu da Japon Haiku şiirini örnek vererek açıklama yoluna gitmiştir. O daha yolun başındayken bile Japon dilinin alfabesinde sinema dinamiklerinin temelini görmüştür. İki fikrin çatışması olmadan bir işaret dili yaratılması nasıl olmaktadır diye sorar. Bir kuş ve bir ağız resmi”şarkı söylemek” anlamına gelmektedir. Bir çocuk ve bir ağız ise “bağırmak” anlamındadır.burada yalnız bir unsur değiştirilerek tamamen yeni bir gösterge oluşturulmuştur.filmdeki duygular atraksiyonu algılamaktadır.

Haiku şiiri, ideogramlardan (işaret dili) yapılmıştır ve benzer bir şekilde işlerliliğini sürdürmektedir.

Bu şiirin her bir ifadesi bir atraksiyon olarak görülebilir. İfadelerin birleşimi kurgu ile olacaktır. Dize dize atraksiyon karşıtlığı, birleşik psikolojik bir etki oluşturacaktır. Haiku ile kurgunun değerini gösteren şey budur.

Haiku durumuna işaret eder ki Eisenstein film yapımcısının karşılaşabildiği atraksiyonlar arasındaki çatışma türlerinin listesini yapmaya çalışır: Grafik yönü, dereceleme hacim, kütle, derinlik, parlaklık, odaksal derinlik, vb. çatışması. Tamamen matematiksel metrik kurgudan, burada çatışma çekim süresi uzunlukları ile yaratılmaktadır, entelektüel kurguya kadar beş “kurgu yöntemi” olduğunu bulur. Entelektüel kurguda görsel metafor veya figürün iki terimi arasında izleyici tarafından oluşturulan bilincin sonucu olan anlam vardır. Eisenstein’ın yöntemlerinin çoğu bu iki uç kurgu kurgu yöntemi ile ilgilidir.

O, kurgu ile ilk çalışmalarının büyük bir bölümünü sinema kariyerinin ilk yıllarında yapmış olmasına karşın, bu konuya olan ilgisini tüm yaşantısı boyunca sürdürmüştür.

Pudovkin ve Grigori Alexandrov’un düşüncelerini birleştirerek yazdığı ünlü “Ses üzerindeki ifade” makalesi onon kurgu kuramının uyumluluğunun mükemmel bir örneğini oluşturur. Eisenstein’ın filmin hammaddesi ve kurgu oluşumu hakkındaki fikirleri, sesin henüz filme eklenmediği dönemde yazılmıştır.

Ses durumu, Eisenstein‘ın ortaya koyduğu gerçekçi teknolojinin “kurgu” kullanımındaki çok sayıdaki örnekten yalnızca birisidir.

Eisenstein’ın kurgu düşüncesinin çok sayıda kaynağı vardır. Ondaki yasalcılık estetiği anlayışı, filmin teorisinin diğer hiçbir bölümünde bu kadar belirgin olarak görülmez. Hegel, Marx ve Eisenstein’ın sosyo-kültürel çevresindeki hemen hemen herkes ortaya konan diyalektik düşünme kuramlarına çok şey borçludur.

Eisenstein’ın kurgu kuramı onu, yirmili yılların Gestalt psikolojisini benimseyen Arnheim’den ayıran önemli bir göstergedir. Eisenstein’ın, Pavlov ile olan bağı, onu Arnheim’den uzaklaştırmak için yeterlidir Gestalt psikolojisi “alan” ve “bütün” üzerinde yoğunlaşırken, Pavlov bireysel dürtü ile ilgilenmektedir. Eisenstein’ın kurgu düşüncesi, Pavlov’un kapsamının ötesine geçmektedir.

Ancak, Eisenstein’ın kuramına paralel bir psikolojik kurama sahip kişi ünlü çocuk psikologu Jean Piaget olmuştur. Eisenstein o dönemin Piaget’e yakın olan Rus psikologu Lev Vygotsky’den daha fazla olarak bu İsviçreli düşünürle yakın fikirlere sahip olmuştur. Eisenstein ile Piaget ekolü arsındaki yakın ilişkiyi ortaya koyan çok sayıda ortak düşünceden söz etmeğe değer bazılarını şöyle sıralayabiliriz.

1. Benmerkezcilik

Piaget’in 2-7 yaş arası çocuklar şeması ön işlemsel düşüncesinin kendilerinden farklılaştırılamadığını ortaya koymaktadır. Eisenstein, pek çok şekilde, görmede deneyimini benmerkeziyetçi bir faaliyet olarak ele almıştır. İzleyiciler, ekrandaki görüntüleri, onların kendi kavrama öncesi deneyiymiş gibi kabullenirler.

2. Öncel hissetme sembolü

2-7 yaş döneminde, Piaget hissetme sembolünün, düzenli bir işlem olarak ön baskınlığının bulunduğunu söylemektedir. Bu tür semboller doğada kutsalmış gibi bulunmaktadırlar; bu semboller, fiziksel karakterlerine mümkün olduğu kadar yaklaşmıştır ve onların önüne geçmeye çalışmaktadırlar.[2]

3. Kurgu düşünüşü

Piaget, genç çocukları iki uç durum arasındaki farkı inceleyerek anlam ölçümünde bulunduklarını ortaya koymuştur. Birbiriyle bağlantılı etkileşim dikkat etmeden oluşumun uç durumları incelemektedir. Eisenstein’ın kurgulama kuramlarının çoğunda uç durumlara olan bu tür dikkatler göz önünde bulundurulmaktadır. Olayların gözler önüne serilmesi için gerekli olan film tarzının çok güçlü olması gerekir. O, olayların statik fragmanını ele almayı tercih etmektedir. Dinamik bir kurgulama prensibi ile enerji yüklenmektedir. Piaget’in temasındaki bir çocuk ve Eisenstein’ın kuramındaki bir izleyici için, çabuk bir çekimle her biri statik olan, her biri değişik bir konumda bulunan fakat beraber düşünüldüğünde bir şiddetin yükselişini tanımlayan üç aslanı göstermek, kavgaya hazır gerçek bir aslanı göstermekten daha anlamlıdır.

4. İçsel konuşma

Eisenstein, Film Biçimi kitabında yer alna “yeni sorunlar” adlı makalesinde, içsel konuşmanın söz dizimine karşılık olan sinema yeterliliğinden bahsetmektedir. Görüntü söz dizimi, parçalanır ve daha sonra ağızdan çıkan konuşmanın mantığına dönüştürülür. Piaget tahmin edileceği gibi, çocukların içsel konuşmalarının, dışsal durumla uyum içinde olmadığı zamanlarda, kişisel dünyalarını tanımlamayı öğreneceklerdir. İçsel konuşmalar, genel olarak yedi yaş dolayında işlemsel halk sözdizimi ile yer değiştirir. Bu, Eisenstein’ın film kuramıyla ilintili olan birkaç görünüm ile karakterize edilir.ilk olarak görüntü diziminden görüntü dizimine “bilinçsiz bir eylem” içinde meydana gelir. İkinci olarak, çocuk birleşim noktasında, görülen birleşik unsurların nedenselliği konusunda “geçişken”dir. Son olarak, çok sayıda unsur tek bir olaya dönüştürülerek temel bir özellik sağlanır.

Eisenstein, Piaget’in sözcüklerinin hiçbirini kullanmaz. Ancak onun sinemada içsel konuşmayı yeniden canlandırmak istediğini söyleyebiliriz. İçsel konuşma akışını kurgu ile harekete geçirmek ister.

Grev, Eisenstein’ın kurgu yöntemi gelişimindeki ilk basamaktır. O, birleşen görüntülerin yeni bir fikir oluşturması temeline dayanır.

Sonuç olarak diyebiliriz ki, kurgu, iki görüntü arasındaki ilişkinin kullanılarak bir şok etkisi (bu doğal olarak, eylemin dramatik duyumu ile uyum içinde olmalıdır) yaratmaktır. Böylece tek bir düşünceye sahip olan izleyiciye karmaşık bir fikir aktarılabilir. Bu yapılırken izleyici duyumsal ve diyalektik olarak en üst noktaya çıkarılır.

Eisenstein, gerçekten de, genel duyumların tüm bir bilimini keşfetmiştir. Grev ile başladığı yaratıcı çalışmalarının etkin çözümlemesine ömrü boyunca devam etmiş ve genel olarak sanat çalışmaları üzerine temel kanunlar keşfetmiştir.

Bilinen kurgu sınıfları şunlardır:

Ölçümlü (METRİC) Kurgu

Bu kuruluşun temel ölçütü (criterion), parçaların salt uzunluğudur. Bu parçalar birbirine bir müzik ölçüsüne uygun kalıp içinde, uzunluklarına göre eklenir. Gerçekleştirme, bu “ölçüler” in yinelenmesiyle ortaya çıkar.

Gerilim, bir yandan formülün asıl orantıları korunurken, öte yandan parçaların kısaltılması sonunda ortaya çıkan mekanik ivmenin etkisiyle sağlanır.Yöntemin ilkel biçimi: Kuleşov’un kullandığı çeyrek ölçü, marş ölçüsü, vals ölçüsü (3/4, 2/4, ¼ vb.) yöntemin yozlaşması: Çapraşık düzensizlikteki bir ölçüyü (16/17, 22/57, vb.) kullanan ölçümlü kurgu.

Böyle bir ölçü basit sayılar bağıntı yasasına aykırı olduğundan, fizyolojik bir etkide bulunma durumu ortadan kalkar. Bundan dolayı, en geniş ölçüdeki etkililiği sağlamak için, bir izlenim seçikliği veren basit bağıntı zorunludur. Yine bundan dolayı bu çeşit ilişkilere her alandaki sağlam klasiklerde rastlanır: mimarlık ; bir resimdeki renk; Skriyabin’in çapraşık bestesi (bölümleri arasındaki bağıntı hep kırılca (kristal)arılığındadır) geometrik görünçlüklemeler; açık ve seçik devlet planlaması, vb.

Dizemsel (RİTMİK) Kurgu

Burada, parçaların uzunluklarını belirlemede, görüntüdeki içerik, göz önüne alınmakta eşit hakları olan bir etkendir. Parça uzunluklarının soyut belirlenmesi, yerini gerçek uzunlukların esnek bağıntısına bırakır. Burada gerçek uzunluk, ölçümlü bir formüle göre matematik yönden belirlenmiş parça uzunluğuna uygun düşmez.

Burada parçalar ile bu parçaların dizemsel ölçülerinin tam ölçümlü özdeşlik durumlarını bulmak eldedir. Bu dizemsel ölçüler de, parçaların, içeriklerine göre düzenlenmesiyle sağlanır.

Potemkin’deki Odesa Merdivenleri ayrımı bunun açık bir örneğidir. Burada askerlerin ayaklarının merdivenleri inerkenki dizemsel çarpışı, bütün ölçümlü isterleri çiğner.

Titremsel (TONAL) Kurgu

Bu terim ilk kez kullanılmaktadır. Bu terim, dizemsel kurgunun ötesindeki bir aşamayı anlatır.

Dizemsel kurguda, kurgu devinimini görüntüden görüntüye sürükleyen, görüntü içindeki devinimdir. Görüntü içindeki bu devinim, devinimli cisimlerin yer değiştirmesi olabilir ya da izleyicinin, herhangi bir devinimsiz cismin çizgisi boyunca yönelen gözünün devinimi olabilir.

Titremsel kurguda devinim geniş bir anlamda algılanıştır. Devinim kavramı kurgu parçasının bütün duygularını kapsar. Burada kurgu, parçanın özellik taşıyan coşkusal sesi’ne, parçanın egmen öğesine dayanır. Parçanın genel ritmine.

Parçanın coşkusal sesinin izlenimci yoldan ölçülebileceğini söylemek doğru olur. Ancak ölçü birimleri değişiktir ve ölçülecek nicelikler de başkadır.

Örneğin bir parçadaki ışık titreşimi derecesi, ışığa duyarlığı olan selenyum elementiyle ölçülmekle kalmaz, bu titreşimlerin her kertelenmesi çıplak gözle de algılanabilir. Bir parçaya daha loş gibi üstünlük ve coşkusal nitemini (sıfatını) verirsek, aynı zamanda bu parçanın aydınlama derecesi için matematik bir katsayı da bulabiliriz. Bu bir ışık titremselliği olayıdır. Ya da parça tiz sesli diye nitelendirilmişse, bu nitelemenin ardında, görüntü içindeki öbür biçimdeki öğelerle karşılaştırıldığında birçok keskin açılı öğeleri bulmak eldedir.

Üsttitremsel (OVERTONAL) Kurgu

Üsttitremsel kurgu, örgensel yönden titremsel kurgu çizgisindeki yeni bir gelişmedir. Üsttitremsel kurgudan, parçanın bütün çekiciliklerinin topluca hesaplanmasıyla ayırt edilebilir.

Bu nitelik, ezgi yönünden coşkusal bir renklendirmeden alınan izlenimi doğrudan doğruya fizyolojik bir algılamaya yükseltir. Bu da, daha önceki düzeylere göre yeni bir düzey demektir. Bu dört sınıf, kurgu yöntemleridir. Bunlar, yukarıdaki örneklerde olduğu gibi, birbirleriyle çatışma ilişkilerine girdiklerinde doğrudan doğruya kurgu yapılarıdır.

Anlıksal (INTELLECTUAL) Kurgu

Anlıksal kurgu, genellikle fizyolojik yönden üsttitremsel seslerin değil, anlıksal çeşitten seslerin ve üsttitremlerin kurgusudur, yani kendine uygun düşen anlıksal duygulanmaların birbiriyle çatışacak biçimde yan yana getirilmesidir.

Burada kertelemeli nitelik, tümüyle ölçümlü kurgunun etkisi altında sallanan bir insanın devinimi ile bunun içindeki anlıksal süreç arsında ilke olarak herhangi bir başkalık bulunmamasıyla belirlenir; çünkü anlıksal süreç aynı taşkınlıktır, ama daha yüksek sinir özekleri alanında yer alır.

Caz kurgusunun etkisi altında, insanın elleri ve dizleri dizemsel olarak titrerse,ikinci durumda böyle bir titreyiş, daha aykırı bir anlıksal çağrının etkisi altında, düşünce aygıtının sinir dizgesindeki daha yüksek dokuları içinde aynı yolda ortaya çıkar.

FİLM BİÇİMİ

1920’lerde, Eisenstein bireysel atraksiyonların hiçbir zaman sinemada bir anlam olarak kabul edilmeyeceğinin farkına vardı ve kurgunun birleştirici ve dinamik oluşumunu açıkladı. O, basit kurgudan, film biçimi düzeyine geçmenin mücadelesini verdi. Çekim birleşiminin hayat veren enerjisine karşın, yalnızca birleşim noktasının tek başına tüm filmin etkisini belirleyemeyeceğini anlamıştı. Kurgunun bölgesel düzeyde bir anlamı bulunmasına karşın tüm görünüm içinde böyle bir etkinliği yoktu.

Film biçimi sorunu, onun baskın olarak adlandırdığı bir sorun olarak kurgunun kendi içinde bulunmaktaydı. Verilen herhangi bir çekimde, çok sayıda atraksiyon bulunmaktadır; bunların birleşim noktası türü olarak kabul edilmeleri gerekli midir?

Baskın olma düşüncesi yirmili yıllarda Rusya’da çok geniş yankılara neden olmuş ve kuşkusuz Eisenstein!ın 1927 yılında yazdığı “Baskın” makalesi yaygın şekilde okunmuştur.

Eisenstein, yardımcı kodlara ağırlık vererek müzikal karşılaştırımına geri dönmüştür. Burada her bir çekimin baskın olanın yanında ton ve ahenklerden yapılmış olduğunu söylemektedir. Baskın kod, izleyicinin dikkatini en fazla çeken koddur. Ton ve ahenk ise “ikincil dürtü”ye sahiptir ve izleyicinin bilincinde ve görüntüsünde yan etkide bulunur.

Eisenstein, film deneyiminin bütünleyici çizgilerin bir bağı olduğunu düşünmeye başlamıştır. Bunu ayrı dürtülerin bir sistemi olarak düşünmemektedir artık. Müzikal biçim uyarımı ile “tüm deneyim” ve “bütün hissedilmesi” için bir ilgi kurmaya başlamıştır. Film yapımcısı, baskın çizgi boyunca kurgu parçalarını birleştirmekle yetinmemelidir. Duyarlı bir yönetim ile, düşüncesindeki farklı dürtüleri bütünün oluşumu için kullanmamalı, bütünlük hissi içinde bir sonuç izlenimi yaratabilmelidir. Böylesine bağlantılı bir kurgu düşüncesi “çok sesli kurgu”dur ve onun sonucu “sentez birliği”dir.

Eisenstein’ın sürekli olarak tekrarladığı film biçimi ve birlik, “sanat makinesi” ve “sanat organizması” görüntüleri arasında bulunan bir karşılıklı etkileşime indirgenebilir. Sanatın, doğa ve endüstrinin ara noktası olması gerektiğini tekrar tekrar söylemiştir.

Eisenstein’ın karakteristik tarzı, sanat makinesi ile organik dünyanın karşı karşıya olma durumunu ortaya koymaktadır. Bu gençlik iyimserliği çok sayıda kuşku yaratmaktadır ve bu görünümlerin sürekli olarak tekrar gözden geçirilmesini gerekli kılmaktadır.

Bu konudaki görüşlerini daha iyi anlayabilmek için, Eisenstein’ın film biçimini kapsayan tamamlanmış görüşlerini bu iki görüntü ayrımı içinde gözden geçirme k doğru olacaktır.

SANAT MAKİNESİ

Sanatın bir makine olarak görünümü, hiç kuşkusuz ilk olarak çok sayıdaki klasik konuşma ustalarının, izleyiciye karşılıklarını kontrol altına almak için sanatı bir araç olarak kullanmaları ile ortaya çıkmıştır.

Sanatın bir makine olarak görünümü, hiç kuşkusuz, ilk olarak çok sayıdaki klasik konuşma ustalarının, izleyici karşılıklarını kontrol altına almak için sanatı bir araç olarak kullanmaları ile ortaya çıkmıştır. Daha yakın bir zaman olan 19. yy gerçekçileri, özellikle Taine ve Zola, bu görünümlerin,inceden inceye işlenmesine katkıda bulun muşlardır. Ancak Eisenstein, sanatın bir makine olarak görünüm fikrini, daha çok beraber çalıştığı yapısalcılar grubuna borçludur. Marx ve Lenin’in hükümlerini göz önünde bulundurarak sanatın, diğer işler gibi bir iş olduğunu belirtir. Bu fikrini dönemin resimlerin ve yazılarını örnek göstererek pekiştirir. Eisesntein, bio-mekanizma olarak adlandırılan oyunculuk alanının yeni bir kuramının da savunucusudur. 20’li yıllarda, Stanislavski yöntemi ile başarılı bir şekilde mücadele etmiştir. Stanislavski, Moskava sanat tiyatrosunun doğalcılığını küçük görmektedir. Bio-mekanizmanın öncü isimleri 20’li yıllarda avan-garde akımının ortaya çıkışı üzerine etkide bulunmuş.

Sanat çalışmasını oluşturan bu makinenin özellikleri nelerdir? Her şeyden önce zihinde belirli bir amaçla tasarlanan bir oluşumdur. Bir amaç veya bir sorunun çözümü hedeflenmektedir. Oluşturulmadan önce tüm tasarımı tamamlanmıştır. Tüm safları amacı uygun mühendislik yöntemiyle ortaya çıkarılır. Makinenin oluşturulması ve işlevleri büyük ölçüde daha önceden tahmin edilen bir yapıdadır. Mühendisler daha önce benzer işlerde denenerek yararlanılan parçaları makine bütünlüğüne benzer amaçlarla kullanılması için oluşturmaktadır. Makinenin kendisi, işlemini etkin ve iyi bir şekilde yerine getirebilmesi için oluşturulmuştur. Yapılan eğer bir makine ise performansı ön görülebilecektir. Makine teklemeye başlarsa, sorun yaratılan parçalar değiştirilerek tamir edilecektir. Zaman geçtikçe etkinliğini kaybetmesi durumunda daha yeni bir modeli tasarlanacak,aynı işlevi daha etkin bir şekilde yerine getirmesi sağlanacaktır. Bilim ve teknoloji bu alanda çalışmalarını sürdürmektedir.

Makinenin bu görünümlerinin pek çoğu, Eisenstein’ın film amaç ve doğası ile ilintilidir. Onun film hammaddesinin ‘atraksiyon’ olduğunu söylemiştik. Film ise psikolojik bir makine türü olarak bunların izleyicide bir şaşkınlık uyandıran dizisidir. Film biçimi, film yapımcısının istek ve deneyimlerine bağlı olarak ortaya çıkmaktadır: gerçeğin içindeki yaratıcı oluşum, sanatçının kendisinin sonun varlığından tamamen haberdar yapması, daha sonra en olanaklı araçlar ile bu sona ulaşmayla gerçekleşir.

ORGANİK KARŞILAŞTIRMA

Eisenstein, hiçbir zaman kendisini yukarıda ana hatlarıyla çizilen mekanik kurama tamamen kaptırmamıştır başlangıçtan itibaren yazılarında karşıt kuramın ip uçları verilmiştir. Bu organik kuramdır. Organik kuramı hakkındaki fikirlerin kaynakları burada sayamayacağımız kadar fazladır. Organik kuram 19. yy başlangıcından itibaren batı uygarlığındaki sanatsal yaratımın en etkin modeli olmuştur.[3] Eisenstein, gençliğinin radikal yapısalcılık fikirleri ile bu geleneğin fikirlerini doğal bir potada eritmek istemektedir.

Bu organizmayı sanat çalışmalarıyla karşılaştırabilir görünüm yapan nedir? Daha merkezi olarak, organizmanın her bir parçası içinde yaşayan hayat prensibi ve ruh vardır. Bu durum, onun uygun bir şekilde almasına neden olur. Bu organizma değişik bir çevreye taşındığı zaman, kimliğini kaybetmeden, uyum sağlayabilmek için kendisini değiştirecektir. Organizmanın kendi yetersizliklerini düzeltebileceği, kendi, kendine onların düşüncesi bulunmaktadır. Organizmanın kendi kendine yaratmanın ötesinde genel bir görünümü vardır. Makine, ön varlığının sonunun ilerlemesiyle var olurken, organizma yalnızca kendi sürekliliği içinde yaşamaktadır. Bu Eisenstein’ın hayranlık duyduğu ve bir hayat prensibi haline getirdiği bir görünümdür.

Eisenstein’ın mekaniklik yönü, oyuncunun başlangıçtan itibaren ne yapmak istediğini ve bunun için zorunlu olan gereksinimlerini bilmesi gerektiğini savunur. İzleyici karşısına en etkin ve güçlü çıkmanın yolu budur. Eisenstein’ın organik yönü ise buna karşı çıkmakta ve temanın, oyuncu için bile görünemez olması gerektiğini düşünmektedir.

Eisenstein’ın kendi çalışmasından belirgin bir örnek bize yardımcı olacaktır. 1905’te, Potemkin zırhlısında ir isyan olmaktadır. Bu o yılın vaktinden önce doğan devrimsel hareketin bir parçasıdır. Bir süre için, isyan, Odesa’daki insanları ve yakında bulunan gemilerdeki diğer denizcileri harekete geçirir. Eisenstein bu olayın sayısız şekilde filme alınabileceğini düşünmektedir. Ancak yalnızca bir şekilde olayın doğru biçimi ortaya konabilecektir. Sadece bir film organik olarak tarih gerçekliğine bağlıdır.

Özet olarak, organik karşılaştırma film yapımcısından, film biçiminin çıkış noktası genişletmesini ister.

Eisenstein “organik-makine”si ile yetiniyor görünmektedir. O, filmin izleyici üzerindeki etkisini araştırdığı zaman, makinenin görüntüsüne doğru sıçramıştır.

Özetlemek gerekirse, Eisenstein basit olarak filmin bir makine gibi nesneleri algılamasını istemiştir. Ancak bu makinenin eski parçalardan yapılmış olmasını istemez. Bazıları plan üzerinde mühendislik çalışmalarını yürütürken, diğerleri başka alanlara el atacaktır.

 

FİLMİN SONUÇ AMACI

Eisenstein’ın film biçimi hakkındaki görüşlerinden bahsederken, filmin amacı konusunda düşündüklerini de ele almak gerekir. Eisenstein’ın kuramı retorik ile otonom sanat arsındaki ilişkileri ve sorunları da kapsamaktadır. Bu terimler pek çok kuramda birbirine zıt kutuplar olarak değerlendirilir. Eisenstein kuramlarını oluştururken bunların birer sanat kuramı olduğunu düşünmektedir. Bunu bir retorik araç olarak kullandığına dair en ufak bir ipucu dahi bulunmaz. Her ne kadar geçmişte birkaç yazar onu bir retorik kuramcısı olmakla suçlamış olsa bile, diğerleri onun filmlerinin çözümlemesini birer propaganda metini olarak yapmışlar ve Eisenstein’ı bu konuda desteklemişlerdir.

RETORİK

Henüz estetik bilimi veya sanat fikirleri doğmamış iken yunanlılar retorik kuramlarını özenle oluşturmuşlardır. Geniş anlamda düşünüldüğünde, retorik büyük dil ve iletişim bilimidir. Daha dar kapsamda, karşılıklı konuşmanın sonuçları, yöntemleri ve etkileri olarak değerlendirilebilir.

Sanatın bir makine olduğu inancı, klasik retorik durumu ortaya koymaktadır. Filmin sanat çalışması gerçek bir araç olmaktadır. Üzerinde ayarlama ve değişiklikler yapılabilmektedir. Retoriği ortaya koyan kişi veya film yapımcısı fikirlerini güçlü ve açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Böyle bir durumun amacı entelektüel veya duygusal olarak izleyici etkisini sağlayabilmektir.

Film durumunu doğal yapısı gereği olarak izleticiler üzerinde bir baskın olma durumu bulunur. İzleyicilerin, diyalogun normal durumuna yanıt verme olanakları bulunur. Film makinesinin oluşturduğu etkilere açık bir konumdadır.

Eisenstein’ın kuramı ko0laylıkla bir propaganda kuramı olarak kabul edilebilir. Propaganda filmleri ve TV ticari yapımlarının amacı, seyircilerin zihninde ve duygularında akıllıca görüntü ayarlamaları yaparak onlar üzerinde en yücel duygusal etki oluşturmaktır. Bu etki sanat çalışmasının varlık nedeni (raison d’etre) olacaktır.

Filmlerin bir tipolojisi gönderilen mesajların önem ve karmaşıklığı üzerine yapılabilir. Filmlerin bu mesajlara uygunluğu önem taşımaktadır. Film amacının böyle bir kuramı, sinemasal me-tinlerin büyük bölümü için geçerlidir.

Eisenstein’ın bu sinema görüşünü kabul etmesinin boyutlarını kestirmek kolay değildir. sanatın bu tür etki ve mesajlardan korunması gerektiğini düşünüp düşünmediğini anlamak zordur.

 

SANAT

Eisenstein, hiçbir zaman için retorik ve sanat terimleriyle sorunları çözme yoluna gitmemiştir. Söylem veya iç söylem terimleriyle sorunları kavramak ve çözüm yolları aramak onun daha yatkın olduğu yoldur. Tüm ifadeler izleyiciyi etkiler ancak bazıları bunu izleyicilerin özel zihinsel dünyalarına diğerlerinden daha fazla saldırarak etkide bulunmaktadır. Tüm filmlerin bir ereği olmasına rağmen, yalnızca büyük filmler konuşma tarzında ileri gider, ön plana çıkan basit bir retorikten kaçınmaktadır. Burada kurgu basit bir söz dizimi kuramıdır. Bu aynı kurgu kuramları içsel söylemin gizemli bir oluşumunu tanımlamaktadır. Fenomenin bu ön dilsel örneklemesi çarpıcı kurgunun ortaya çıkmasının birleşim noktasında olmaktadır. Büyük filmler, konvansiyonel dili es geçerek, tümdengelimi dilbilgisel görünümün zincirlerine, öncel bir gösterim zorlamasında bulunmaktadır. Eisenstein, “film duyumu” kitabının başlangıç kısımlarında bu konu ile ilgili olarak şöyle yazmıştır:

Her bir kurgu parçası artık ilgisiz bir şey olarak var olur. Ancak genel temanın verilen belirli bir gösterimi (rep-resention) olarak vardır. Bu tema tüm çekim parçalarının içine eşit olarak nüfuz etmiştir. Verilen bir kurgu yapımındaki bu parçalı ayrıntıların birleşim noktaları yaşama çağırmasıdır. Her bir ayrıntı genel kali- te içinde katılımda bulunmaktadır. Tüm detaylar bir araya gelerek bütünü oluştururlar. Bu yaratıcılığın genelleştirdiği görüntüdür.

Eisenstein, sanatın Romantik kuramcıları gibi, öncel ve doğal olarak kendisine bağlı olan bir şeyin doğruya bağlı olduğunu düşünmektedir. Ona göre, bir filmdeki hem yöntem (gösterimler arasına temasal olarak nüfuz etmiş bulunan diyalektik birleşim noktası), hem de yöntemi yaratan sonuç görünümü,yaratıcıları sanatçı ve izleyicileri) doğru bir oluşum ve yaşantının teması için birleştirmektir. Eisenstein, yaşam halinin, Marksist bin yıl düşüncesine doğru diyalektik bir eylem olarak, tarih ve doğanın gerçek oluşumları ile iç içe olduğunu savunmaktadır. Öyleyse sanat retorikten daha farklı bir görev üstlenmiştir. O, temel insan algılamasıyla tarih ve doğanın temek oluşumları arasında uygunluğu protesto etmek için vardır. Bu dikkatli bir mantık sistemiyle açıklanamaz. Sanat çalışması kendisini neredeyse gizemli bir şekilde göstermektedir. Bunu kendisini mükemmelleştirerek, insan oğlu ile doğa arasında aracılık ederek yapmaktadır.

Marksist durumda, Eisenstein, sanatın kültürü kuvvetlendirdiğini hissetmektedir. Çünkü bu kültür, uygun diyalektik ilkeler üzerine temellenmiştir. Zihin ve doğa oluşumlarıyla uyum halindedir. Devrim öncesi toplumlarda, gerçek sanat, protesto amaçlı başkaldıran bir güç olmalıdır. Sanat, algılamaları değiştirerek, davranış değişikliklerini sağlayabilir. Bunu kendi içindeki yapısıyla dolaylı olarak yapabilmektedir. Diğer taraftan, retorik bilgi ve tutumda belirle değişimler yapmaktan başka bir amaca sahip değildir.

Eisenstein, ümitsiz bir şekilde, bu değişimi istemektedir. O, film sanatı düşüncesinin bunu derece derece yerine getirmesini ister. Doğrunun dağıtımını (retorik) değil, doğrunun genel görünümünü (sanat) arzulamaktadır.

Eisenstein’ın film kuramının gerçek bir duyumundan, makineyle organizmanın bu diyalektik şekillenmesi vardır. Onun makalelerinin çoğu, Rusya’daki estetik savaşın bir parçası olarak yazılmıştır. Film yapımının belli türleri yüceltilirken, diğerlerine karşın bir savaşım verilmektedir. Onlar, kelimenin tam anlamıyla retoriktir. Kuram, bir bütün olarak organik bir yaşantıya sahip görünmektedir.

Bunun en çarpıcı örneği, Eisenstein’ın kuramının günümüz Fransız film kültürünün gücüne dayanmasıdır. 1960’ın ortalarına kadar daha çok tanınan ve kabul gören Andre Bazin bu yıllardan sonra geçerliliğini büyük ölçüde Eisenstein’a bırakmıştır.

Yazan :Kasım TOPDEMİR

 

Kaynakça:

  • Film Biçimi “Sergey M. Eisenstein” Çeviren: Nijat Özön
  • Eisenstein, Yaşam Öyküsü ve Yapıtları “Yon Barna” – İzdüşüm,
  • Sinema Kuramları “J. Dudley Andrew” İzdüşüm Yayınları

 

Dipnotlar:

  1. Film Duyumu, Çev: Nijat Özön, Payel Yayınevi
  2. (Film Biçimi – Film Form, s.135)
  3. Film Duyumu kitabı


Kaynak :  http://www.7sanat.com

Anadolu Ateşi Grubu’nun 2008 yılından bu yana dünyanın dört bir yanında sahnelediği insanlık tarihinin en eski ve bilindik öykülerinden biri olan ‘Troya’, Mustafa Erdoğan yönetiminde Funorg’un gerçekleştirdiği organizasyon ile 17 Şubat’ta saat 21:00’de Ülker Sports Arena’da sahnelenecek.

SERGİ

İSTANBUL

■ Murat Kurt’un sergisi 15 Şubat – 5 Mart tarihleri arasında Odakule Sanat Galerisi’nde. (0 212 251 46 31)

■ Burçin Ayabe, Hülya Küpçüoğlu ve Sevincy’nin “Dişi Sanat” isimli sergisi 14 Şubat – 11 Mart tarihleri arasında Piramid Sanat’ta. (0212 297 31 15-20-21)

■ La La La İnsan Adımları – Boijmans Van Beuningen Müzesi Koleksiyonundan Bir Seçki isimli sergi 16 Şubat – 6 Mayıs tarihleri arasında İstanbul Modern’de. (0 212 334 73 53)

■ Dünden Sonra isimli fotoğraf sergisi 16 Şubat – 3 Haziran tarihleri arasında İstanbul Modern’de. (0 212 334 73 53)

■ İbrahim Balaban’ın “Balabanizm” isimli sergisi 14 Şubat’a kadar International Art Center’da. (0 216 310 83 94)

■ Aradığın şeyin ta kendisi isimli karma sergi 15 Şubat’a kadar Teşvikiye Sanat Galerisi’nde. (0 212 241 04 58)

■ Hülya Düzenli’nin “Ortak Bir Acı” isimli sergisi 15 Şubat’a kadar Mine Sanat Galerisi’nde. (0 212 232 38 13)

■ Yeni İşler isimli sergi 15 Şubat’a kadar Kare Sanat Galerisi’nde. ( 0212 240 44 48)

■ Züleyha Akbaş’ın sergisi 17 Şubat’a kadar Ziraat Bankası Tünel Sanat Galerisi’nde.

■ Asija Radaviciene’nin sergisi 17 Şubat’a kadar Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde. (0212 227 92 74)

■ Abdullah Kırbaş’ın Kuşbakışı Muğla Fotoğraf Sergisi 17 Şubat’a kadar Çemberlitaş Basın Müzesi’nde.

■ Ertuğrul Ateş’in sergisi 18 Şubat’a kadar İş Sanat Kibele Galerisi’nde.

■ Buğra Erol’un “gri” isimli sergisi 18 Şubat’a kadar Galeri/Miz’de. (0212 241 76 66)

■ Sevim Çizer, Zehra Çobanlı, Meltem Kaya Erti, Candan Güngör ve Sibel Sevim’in seramik sergisi 18 Şubat’a kadar Terakki Vakfı Sanat Galerisi’nde.(02123510060)

■ Georgios Maroudas’ın sergisi 19 Şubat’a kadar Rahmi M. Koç Müzesi’nde. (0212-438 63 50)

■ İkametgâh Kadıköy isimli karma sergi 19 Şubat’a kadar KargART, Hush Galeri, Piha Kolektif Sanat, Asfalt Art Gallery’de. (0216.3371513)

■ Sabri Berkel’in “Etütler” isimli sergisi 21 Şubat’a kadar GaleriFe’de. (0 216 368 03 78)

■ Ferda Pulhan’ın sergisi 21 Şubat’a kadar Hobi Sanat Galerisi’nde. (0 212 225 23 37)

■ Tolga Boztoprak’ın “Mekânsızlar” sergisi 21 Şubat’a kadar Bindallı Sanatevi’nde. (0 212 252 79 66)

■ Semra Taşdemir’in “Çİzgilerin Ötesinde II” sergisi 21 Şubat’a kadar NİŞ Galeri’de.(0 212232 88 48)

■ Sevgililere Çizgiler ve Renkler başlıklı karma sergi 23 Şubat’a kadar Ürün Sanat Galerisi’nde. (0216 363 12 80)

■ Karlı Oda 2 başlıklı karma resim sergisi 24 Şubat’a kadar Galeri Oda’da. (0 212 259 22 08)

■ Saadet Sorgunlu’nun “Katilsen Erkeksin” başlıklı sergisi 24 Şubat’a kadar Karşı Sanat Çalışmaları’nda. (0212 245 71 53 -54)

■ Hüseyin Rüstemoğlu’nun “Büyütmeyen Masallar” isimli sergisi 24 Şubat’a kadar Galeriartist Çukurcuma’da. (0212 251 91 63)

■ Elvan Alpay’ın “Kirpi” adlı sergisi 25 Şubat’a kadar Galeri Nev’de. (0212 252 15 25)

■ Ahmet Can Mocan’ın “Beyaz Perde” adlı fotoğraf sergisi 25 Şubat’a kadar Caddebostan Kültür Merkezi’nde.

■ Tunca Subaşı’nın “Kalıntı” isimli sergisi 25 Şubat’a kadar PiArtworks’te. (0212 245 40 87)

■ Gürbüz Doğan Ekşioğlu’nun “kâğıt üzerinde gezinti” adlı sergisi 25 Şubat’a kadar füsuninanartgallery’de. (0212 232 40 49)

■ Aslımay Altay Göney ’in “İstif” isimli sergisi 25 Şubat’a kadar Galeri Apel’de.

■ Michael Snow’un “Solosnow” isimli sergisi 25 Şubat’a kadar Akbank Sanat’ta.

■ Sezgin Sander’in “Yeniden Görmek” isimli sergisi 25 Şubat’a kadar Ayşe Takı Galerisi’nde. (0212 343 21 54)

■ Özcan Ağaoğlu’nun “İranabak” isimli fotoğraf sergisi 25 Şubat’a kadar DEPO’da. (0212 292 39 56)

■ Salvador Dali’nin “İlahi Komedya”, “Gala ile Akşam Yemeği”, “Sürrealizm İzleri” adlı üç ayrı başlıktaki eserlerinden oluşan sergi 26 Şubat’a kadar MSGSÜ Tophane-i Âmire’de.

■ Saim Bugay anısına “Hayvan” isimli karma kukla sergisi 26 Şubat’a kadar Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tophane-i Âmire binasında.

■ Gogi Çagelişvili’nin sergisi 26 Şubat’a kadar Pirosmani Sanat Galerisi’nde. (0212 252 68 12)

■ Erdem Helvacıoğlu’nun “Siyaha Özgürlük” isimli sergisi 26 Şubat’a kadar ARTER’de. (0212 243 37 67)

■ Berna Erkün’ün “Yakın uçtuk uzaktık, uzaktık yakın geçtik” adlı sergisi 26 Şubat’a kadar Mine Sanat Galerisi’nde.(0216 385 12 03)

■ Selçuk Erez Fotoğraf Koleksiyonundan “Görünenler Görünmeyenler” isimli sergi 26 Şubat’a kadar Galeri G-art’da.(02122960876)

■ Yüksel Tamtekin’in sergisi 26 Şubat’a kadar Harmony Sanat Galerisi’nde.(0216 553 21 67)

■ Burak Erim’in “Velespit” adlı sergisi 28 Şubat’a kadar Akyol Sanat’ta. (0212 231 61 50)

■ Alper Bıçaklıoğlu’nun “Yasal Sokak” isimli sergisi 28 Şubat’a kadar Mabeyn Gallery’de. (0 212 261 6060)

■ Sevinç Altan’ın “Ayrıntı’nın Sevinç’li Kapakları” adlı sergisi 29 Şubat’a kadar Fransız Kültür Merkezi’nde.( 0212 393 81 11)

■ Yusuf Tuvi – Birol Üzmez’in “Oteller Sokağı” isimli fotoğraf sergisi 29 Şubat’a kadar Schneidertempel Sanat Merkezi’nde. (0 212 249 01 50)

■ Neşe Gümüşcüoğlu’nun “Özgür Atlarım” adlı sergisi 29 Şubat’a kadar Alta Sanat Galerisi’nde.(0212 282 69 65)

■ Tonguç Yaşar’ın “Renkahenk” adlı sergisi 29 Şubat’a kadar İstanbul Büyükşehir Belediyesi Karikatür ve Mizah Merkezi’nde. ( 0212 256 42 58)

■ Toprak Turan Kara’nın “Sessiz Kadınlar Korosu” adlı sergisi 29 Şubat’a kadar Apeiron Sanat Galerisi’nde. ( 0212 234 10 58)

■ Gülay Yüksel’in “Kadının Rengi” adlı sergisi 29 Şubat’a kadar Ortaköy Kültür Merkezi’nde. (0212 23658 01)

■ Adile Gülan, Tülay Oskay Işın, Yusuf Özsarfati, Evrensel Derman ve Nihat Evren Derman’ın karma sergisi 29 Şubat’a kadar Tolga Eti Sanat Evi’nde.( 0216 368 26 79)

■ Sümer Sayın’ın “Bir An İçin” isimli sergisi 29 Şubat’a kadar Art ON’da.( 0212 259 15 43)

■ Mahmut Koyaş, Fulya Asyalı, Esra Sağlık’ın sergisi 29 Şubat’a kadar Galeri Bu’da.

■ Kainat Barkan P., Orhan Gürel’in sergisi 2 Mart’a kadar Bakraç Sanat Galerisi’nde. (216 – 362 18 26)

■ Bir Fotoğraf Camı – Çektiği ve Çekemediği Fotoğraflarıyla Sabahattin Ali Sergisi 3 Mart’a kadar Caddebostan Kültür Merkezi CKM – Sanat Galerisi’nde. (0 2163862681)

■ Otoportre isimli karma sergi 3 Mart’a kadar Alanİstanbul’da. (0 2122529453)

■ Ali Kabaş’ın “üçücü göz” isimli sergisi 3 Mart’a kadar Pg Art Gallery’de. (0 212 252 80 00)

■ Cemre Demirgiller, Kadir Tavaz, Sesil Kalaycıyan, Yeliz Cantekin’in “Gençler” isimli heykel sergisi 3 Mart’a kadar Artisan’da. (0212 247 9081)

■ Süleyman Çağlayan’ın sergisi 3 Mart’a kadar Doruk Sanat Galerisi’nde. (0212 252 05 35)

■ Kış Karma Sergisi 6 Mart’a kadar Evin Sanat Galerisi’nde. (0 212 265 81 58)

■ Yontu Dünyamızdan 7sergisi 6 Mart’a kadar Almelek Sanat Galerisi’nde. (0212 265 38 51)

■ Sanatla Kırk Bir Yılı Birlikte Yaşadık sergisi 7 Mart’a kadar Tatbiki Sanat Galerisi’nde (0 216 338 98 37)

■ Ebru Döşekçi’nin “Hatırla” isimli sergisi 7 Mart’a kadar MERKUR’de. (0 212 225 37 37)

■ Mahir Güven’in sergisi 7 Mart’a kadar Kızıltoprak Sanat Galerisi’nde.

■ Ahmet Elhan – Esat Tekand’ın “Kıskançlıklar” isimli sergisi 7 Mart’a kadar 44A Sanat Galerisi’nde. (0 212 233 33 80)

■ Jose Maria Mellado’nun “Esrarengiz Manzaralar” adlı sergisi 10 Mart’a kadar Elipsis Gallery’de.(0212 244 89 00)

■ Özgül Arslan’ın “Silik İzler” adlı sergisi 10 Mart’a kadar DAİRE’de. (0 212 252 52 59)

■ Murat Durusoy’un “Seyir” adlı sergisi 10 Mart’a kadar C.A.M Galeri’de. (0212 245 79 75)

■ Özlem Özkan’ın “Dönüşüm” adlı sergisi 12 Mart’a kadar Tem Sanat Galerisi’nde. (0212 247 08 99)

■ Remzi Raşa’nın “Yalnızlığı Seçmek” isimli retrospektif sergisi 15 Mart’a kadar Santralistanbul’da. (0212 334 22 00)

■ Murat Durusoy’un “Seyir” isimli sergisi 17 Mart’a kadar C.A.M Galeri’de. (0212 245 79 75)

■ Emre Arolat Mimarlık’ın sergisi 17 Mart’a kadar Milli Reasürans Sanat Galerisi’nde. (0212 230 19 76)

■ Alp Klanten’in “ALP” isimli sergisi 20 Mart’a kadar Maçka Sanat Galerisi’nde. (0 212 240 80 23)

■ What I Love isimli karma sergi 21 Mart’a kadar Borusan Müzik Evi’nde. (0 212 261 60 60)

■ İsmail Acar’ın “Aşk” isimli retrospektif sergisi 28 Mart’a kadar Çırağan Palace Kempinski Sanat Galerisi’nde. (0212 326 46 46)

■ Halil’in “Tepme” isimli sergisi 31 Mart’a kadar The Empire Project’te. (0 212 292 5968)

■ Ahmet Sarper’in “Dünyadan İnsan Manzaraları – Hindistan” isimli fotoğraf sergisi 31 Mart’a kadar YEKÜV Sanat Galerisi’nde. (0212 2311792)

■ Sultanlar, Tüccarlar, Ressamlar ve Konstantiniyye’den İstanbul’a Boğaziçi Anadolu Yakası Fotoğrafları sergisi 1 Nisan’a kadar Pera Müzesi’nde. (212 211 41 00)

■ İnci Eviner’in sergisi 6 Nisan’a kadar Salt Galata’da.

■ Kilden Suretler, Sadberk Hanım Müzesi Koleksiyonu’ndan Antik Çağ Terrakotta Figürinleri sergisi 15 Nisan’a kadar Vehbi Koç Vakfı Sadberk Hanım Müzesi’nde. (0212 284 63 63)

■ O Zamanlar Konuşuyorduk isimli sergi 22 Nisan’a kadar SALT Galata’da. (0212 334 22 00)

■ 20 genç ressamın “bir” kavramını yorumladığı sergi 25 Nisan’a kadar Art&Design Gallery’de.

■ No 1isimli karma sergi 28 Nisan’a kadar Nesrin Esirtgen Collection’da.

■ Van Gogh Alive isimli sergi 15 Mayıs’a kadar Karaköy Antrepo 3’te.

■ Musevitoğlu Atölyesi Resim Sergisi 31 Mayıs’a kadar Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde. (0212 259 77 40)

■ Adalar, Mimarlar, Binalar isimli sergi Haziran 2012’ye dek Adalar Müzesi’nde. (0216 382 64 30)

ANKARA

■ Osman Kerkütlü – resim – 18 Şubat’a dek – Galeri Nev’de. (0 312 437 93 90)

■ Ercan Gülen – resim – 18 Şubat’a dek – Gözde Sanat Galerisi’nde. (0 312 442 11 31)

■ Hüseyin Şahbudak – resim – 18 Şubat’a dek – Sevgi Sanat Galerisi’nde. (0 312 441 26 34)

■ Baran Kamiloğlu – resim – 19 Şubat’a dek – Mustafa Ayaz Sanat Galerisi’nde. (0 312 285 89 98)

■ Serdar Leblebici – resim – 22 Şubat’a değin – Galeri Soyut’ta. (0 312 438 86 70)

■ Işık Çuhacıoğlu – resim – 24 Şubat’a dek – Ziraat Bankası Kuğulu Sanat Galerisi’nde. (0 312 466 05 40)

■ Mahmut Turgut – fotoğraf – 24 Şubat’a dek – Cumhuriyet Kültür Merkezi’nde. (0 312 442 30 50)

■ İbrahim Örs – resim – 25 Şubat’a dek – Takıantika Sanat Galerisi’nde. (0 312 436 37 88)

■ Cemil Eren – resim – 26 Şubat’a dek – Ankara Sanayi Odası Kültür Merkezi’nde. (0 312 417 12 00)

■ Habip Aydoğdu – resim – 28 Şubat’a dek – ARETE Sanat Galerisi’nde. (0 312 440 08 81)

■ Bekir Coşkun’un Kalemi ve Hasan Rastgeldi’nin Fırçasından/Yazının Rengi – resim, yazı – 29 Şubat’a dek – Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde. (0 312 468 21 05)

■ Kayhan Aybatlı – resim – 29 Şubat’a dek – Fırça Sanat Galerisi’nde. (0 312 438 60 08)

■ Canan Atalay/İçsel Manzaralar – resim – 2 Mart’a dek – Atlas Sanat Galerisi’nde. (0 312 468 59 04)

■ Rabia-Uğur Çalışkan – resim – 2 Mart’a dek – Krişna Sanat Galerisi’nde. (0 312 418 02 53)

■ Devrim Erbil – resim – 3 Mart’a dek – Helikon Sanat Galerisi’nde. (0 312 441 78 01)

■ Perincan Yalnızcık – resim – 5 Mart’a dek – Doku Sanat Galerisi’nde. (0 312 430 78 80)

■ Anton Antonov – resim – 5 Mart’a dek – Valör Sanat Galerisi’nde. (0 312 442 00 72)

İZMİR

■ Karacasu Vakfı’nın kurduğu Aphrodisias Sanat Merkezi, 18 Şubat’a dek Prof. Dr. A. Ali Küpelioğlu’nun “Kapı Tokmakları”, İFOD Işıkla Boyama Fotoğraf Atölyesi’nin “Masallar” ve Naile Cimit’in seramik sergilerini ağırlıyor.

■ Ege Üniversitesi Prof. Dr. Yusuf Vardar – MÖTBE Kültür Merkezi Sanat Galerisi’nde Erkuter Leblebici’nin seramik sergisi 17 Şubat’a dek görülebilecek.

■ İzmir Suluboyacılar Derneği Profesyoneller Grubu’nun resim sergisi 25 Şubat’a dek Karabağlar Belediyesi Çalıkuşu Sergi ve Kongre Salonu’nda görülebilir.

■ İş Sanat İzmir Galerisi 18 Şubat’a kadar Gülden Artun ve Tülin Candemir’in eserlerine ev sahipliği yapacak.

■ İzmir Devlet Resim Heykel Müzesi ve Galerisi, 23 Şubat’a dek “Doğudan Batıya Batıdan Doğuya Kardeş Sergiler” etkinliğine ev sahipliği yapacak.

■ Atilla Atar baskı resim sergisi Selçuk Yaşar Sanat Galerisi’nde izlenimde.

■ Roma Güzel Sanatlar Akademisi Gravür Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Paolo Laudisa’nın gravür sergisi Konak Belediyesi Güzelyalı Kültür Merkezi’nde ay boyunca izlenimde.

■ İş Sanat İzmir Galerisi 18 Şubat’a kadar Gülden Artun ve Tülin Candemir’in eserlerine ev sahipliği yapacak.

MERSİN

■ Buğra Yararman’ın, “Ortak Bellekteki Dönüşüm” adlı resim sergisi Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Sanat Galerisi’nde sürüyor. Sergi bu hafta da izlenime açık olacak. (0 324 238 95 00)

MÜZİK

İSTANBUL

■ ‘Caddebostan Kültür Merkezi’nde bugün saat 20.30’da “Gheorghe Zamfir”, yarın saat 20.30’da “Tuluyhan Uğurlu Sevgililer Günü” konseri izlenebilir. (0 216 386 29 49)

■ ‘Beyoğlu Hayal Kahvesi’nde bugün saat 22.30’da “Nada”, yarın saat 22.30’da “Mabel Matiz”, çarşamba günü saat 22.30’da “Ete Kurttekin” ve saat 23.59’da “İskender Paydaş”, perşembe günü saat 22.30’da “Gevende”, cuma günü saat 22.30’da “Mabel Matiz”, cuma günü saat 22.30’da “Aylin Aslım” ve saat 23.59’da “Ebru Üstüntaş”, cumartesi günü saat 23.59’da “Soul Stuff” konseri izlenebilir. (0 212 244 25 58)

■ ‘Alt’ta bugün saat 22.30’da “Yahya Dai Quartet”, yarın saat 23.30’da “Güvenç Dağüstün”, çarşamba günü saat 22.30’da “Doğan Canku”, perşembe günü saat 22.00’de “Demet Sağıroğlu”, cumartesi günü saat 23.30’da “Deniz Sipahi” konseri izlenebilir. (0 212 244 85 67)

■ ‘Nardis Jazz Club’ta bugün saat 21.30’de “Burak Bedikyan Trio”, yarın saat 21.30’da “Ece Göksu Quartet”, çarşamba günü saat 21.30’da “Bilal Karaman ‘Bahane’”, perşembe günü saat 22.30’da “Nezih Yeşilnil Quartet ‘Gershwin Şarkıları’ feat. Ayşegül Yeşilnil”, cuma günü saat 22.30’da “Önder Focan Trio, feat. Engin Recepoğulları” ve cumartesi günü saat 22.30’da “Dilek Sert Erdoğan vs Bilal Karaman” konseri izlenebilir. (0 212 244 63 27)

■ ‘Jolly Joker Balans’ta yarın saat 21.00’de “Levent Yüksel – Sevgililer Günü Özel”, perşembe günü saat 20.00’de “Engin Gürkey – Nabız ‘Orientİst’”, cuma günü saat 22.00’de “Halil Sezai”, cumartesi günü saat 22.00’de “Gökhan Türkmen” konseri izlenebilir. (0 212 249 07 49)

■ ‘Istanbul Jazz Center’da yarın saat 21.30’da “Ayten Alpman ile Bir Başkadır Müzik”, perşembe günü saat 21.30’da “Jehan Barbur Akustik”, cumartesi günü saat 21.30’da “Michaela Rabitsch Robert Pawlik Quartet” konseri izlenebilir. (0 212 327 50 50)

■ ‘Ghetto’da yarın saat 22.30’da “Ayhan Sicimoğlu & Latin All Stars – Sevgililer Günü Özel”, çarşamba günü saat 21.30’da “Hakan Vreskala”, cuma günü saat 22.30’da “Jay-Jay Johanson” konseri izlenebilir. (0 212 251 75 01)

■ ‘KKM Gönül Ülkü ve Gazanfer Özcan Sahnesi’nde yarın saat 20.30’da “Kürşat Başar’la Sevgililer Günü” konseri izlenebilir. (0 216 658 00 15)

■ ‘İstanbul Live’da yarın saat 22.00’de “Hüsnü Şenlendirici – Sevgililer Günü”, cuma günü saat 21.00’de “Yaşar Kurt ve Grubu”, cumartesi günü saat 21.00’de “Yüksek Sadakat” konseri izlenebilir. (0 541 889 10 90)

■ ‘Babylon’da yarın saat 21.30’da “Lokal Anestezi Special Guest: Erdem Yener”, çarşamba günü saat 21.30’da “Buzzcocks”, perşembe günü saat 22.30’da “Real Estate”, cuma günü saat 22.00’de “White Mink Swingin Friday”, cumartesi günü saat 22.00’de “Oldies But Goldies 2 Mekânlı Parti” konseri izlenebilir. (0 212 292 73 68)

■ ‘Küçük Çiftlik Park’ta çarşamba günü saat 21.00’de “The Wailers” konseri izlenebilir. (0 212 231 30 45)

■ ‘Salon’da çarşamba günü saat 21.30’da “Fanfarlo”, cuma ve cumartesi günü saat 22.00’de “Joshua Redman Trio” konseri izlenebilir. (0 212 334 07 52)

■ ‘Akbank Sanat’ta çarşamba ve perşembe günü saat 20.00’de “Hille Perl, Friederike Heumann” konseri izlenebilir. (0 212 252 35 00)

■ ‘Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda perşembe günü saat 20.00’de “Trilok Gurtu&Tuluğ Tırpan”, cuma günü saat 20.00’de “CRR TMT – Aşk Bezirgânı” konseri izlenebilir. (0 212 231 54 97)

■ ‘İKÜ Akıngüç Oditoryumu ve Sanat Merkezi’nde perşembe günü saat 20.00’de “İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası” konseri izlenebilir. (0 212 498 41 41)

■ ‘Borusan Müzik Evi’nde perşembe günü saat 20.00’de “Çağdaş Müzik Trio”, cuma günü saat 21.30’da “Ferit Odman Quintet – Autumn in New York”, cumartesi günü saat 21.30’da “Nova Muzak Series – Alva Noto” konseri izlenebilir. (0 212 336 32 80)

■ ‘İş Sanat Kültür Merkezi’nde perşembe günü saat 20.00’de “Paris Combo” konseri izlenebilir. (0 212 316 10 83)

■ ‘The Seed’de perşembe günü saat 20.00’de İstanbul Resitalleri kapsamında “Yulianna Avdeeva” konseri izlenebilir. (0 212 323 60 50)

■ ‘Bostancı Gösteri Merkezi’nde cumartesi günü saat 21.00’de “Volkan Konak”, pazar günü saat 18.00’de “Duman” konseri izlenebilir.

(0 216 384 72 10)

ANKARA

■ CSO Konser Salonu’nda, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın şef Marek Pijarowski yönetiminde vereceği, Antonio Meneses’in (viyolonsel) solist olarak yer alacağı konser 16, 17 Şubat’ta saat 20.00’de. (0 312 309 13 43)

■ BSO Konser Salonu’nda, Bilkent Senfoni Orkestrası’nın (BSO) şef Ion Marin yönetiminde vereceği, Hayreddin Hoca’ın (viyolonsel) solist olarak yer alacağı konser saat 20.00’de. (0 312 290 17 75)

■ Cumhuriyet Kültür Merkezi’nde, Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’nca verilecek “Keman ve Viyola İçin Üç Madrigal” konseri 18 Şubat’ta saat 13.00’te. (0 312 442 30 50)

TİYATRO

İSTANBUL

■ Devlet Tiyatroları Beykoz Ahmet Mithat Efendi Sahnesi’nde “Opera Komik” cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00. Cevahir Sahneleri Salon 1’de “Yanık” salı, çarşamba, perşembe, cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, pazar 15.00. Cevahir Sahneleri Salon 2’de “Profesyonel” salı, çarşamba, perşembe 20.00. Beyoğlu Küçük Sahne’de “Kırmızı” salı, çarşamba, perşembe 20.00. Küçükçekmece DT Sahnesi’nde “Temiz Ev” perşembe, cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00. Zeytinburnu Sahnesi’nde “Karanlık İşler” cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, pazar 20.00. Üsküdar Stüdyo Sahne’de “Anita’nın Aşkı ya da Antigone New York’ta” salı, perşembe 20.00. Üsküdar Tekel Sahnesi’nde “Antigone” çarşamba, cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, pazar 15.00. (0 212 292 39 00)

■ İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları F. Reşat Nuri Sahnesi’nde “Çığ”, Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde “İstanbul Efendisi”, Haldun Taner Sahnesi’nde “Doğum Günü Partisi”, Kâğıthane Sadabad Sahnesi’nde “İstanbul Hatırası”, Üsküdar Müsahipzade Sahnesi’nde “Sevgili Doktor”, Ümraniye Sahnesi’nde “Arka Bahçe”, Üsküdar K. Yılmazer Sahnesi’nde “Günlük Müstehcen Sırlar” çarşamba, cumartesi 15.00 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, pazar 15.00. GOP Ferih Egemen Sahnesi’nde “Uğur Böceği” 10.30 ve 13.30. Kâğ. Küçük Kemal Sahnesi’nde “Boncuk” perşembe, cuma 10.30 ve 13.30. (0 212 455 39 00)

■ Bakırköy Belediye Tiyatroları’nda Müşfik Kenter Sahnesi’nde “Aklı Havada” perşembe, cuma 20.30, “Benim Güzel Pabuçlarım” cumartesi 11.00, “Külhanbeyli Müzikali” cumartesi 20.30, “Hoşu’nun Utancı” pazar 11.00, “Hangisi Babası” pazar 15.30.  (0 212 661 38 94)

■ Ortaoyuncular’da “Ferhangi Şeyler” cuma 20.00 (0 212 251 18 65)

■ Dostlar Tiyatrosu’nun “Ben Bertolt Brecht” cuma 20.30 Muammer Karaca Tiyatrosu’nda. (0 212 252 59 35)

■ Tiyatro Pera’da “Venedik Taciri” cuma, cumartesi 20.00, pazar 18.30.

■ Oyun Atölyesi’nde Aysa Prodüksüyon Tiyatrosu “Basit Bir Ev Kazası” bugün 20.30, Oyun Atölyesi “Don Juan’ın Gecesi” perşembe, cuma, cumartesi 20.30.  (0 216 345 39 39)

■ Kenter Tiyatrosu’nda “Aşk Mektupları” salı 20.00, “Ölümüne” perşembe, cuma, cumartesi 20.00, pazar 15.00. (0 212 246 35 89)

■ Dot’ta DOT’un yeni oyunu Öksüzler Dotmarsta Salonu’nda perşembe, cuma, cumartesi 21.00, pazar 17.00 (0 212 232 44 40)

■ Semaver Kumpanya’nın “Paki ve Sevgi Çiçekleri” oyunu cumartesi 14.00 ve 15.30, “Nasreddin Hoca” 15.00, “Titus Andronicus” 20.30 Çevre Tiyatrosu’nda. (0 212 585 59 35)

■ Tiyatro Kedi’nin “Kibarlık Budalası” oyunu perşembe 20.30, “Don Kişot” Cuma 20.30, “Kaplan Maplan” cumartesi, pazar 13.00 Tiyatro Kedi Blackout Sahnesi’nde. (0 212 257 79 36)

■ Tiyatro Kare’de “Leyla’nın Evi” cumartesi 20.30, pazar 15.30 Profilo Salon 1. (0 212 243 44 85)

■ Kumbaracı50’de “Fail-i Müşterek” bugün 20.30, “444” yarın 20.30, “Kıyıya Oturmanın Böylesi” çarşamba 20.30, “Cam Adımlar” perşembe 20.30, “Olsa Olmalı Olabilir” cuma 20.30, “Bernarda Alba’nın Evi” cumartesi 20.30, “Lahana Sarma” Pazar 13.00 (0 212 243 50 51)

■ Duru Tiyatro’da “Tatlı Çarşamba” cuma, cumartesi 20.45, pazar 16.00 (0 216 338 56 36)

■ İkincikat’ta “Bulanık” bugün, “Cam Yapraklar” yarın, “Yalnız Batı” çarşamba, “Yok Oğlum, Biz Evdeyiz” perşembe, “Limonata” cuma, cumartesi “Tetikçi” pazar 21.00. (0 212 292 32 47)

■ Maya Sahnesi’nde “Ford Mach Bağdat Caddesi’nde” salı 20.30, “Varolmayan Ayşe’nin Muhteşem Maceraları” Çarşamba 20.30, “Eleni’den Mektuplar” perşembe 20.30, “Üstü Kalsın” cuma 20.30, “Yeni Bir Hayat İçin” cumartesi 16.00, “Can” pazar 18.00. (0 212 252 74 52)

■ Bizim Tiyatro’nun “Savaştan… Barıştan…” oyunu cuma 20.30 Barış Manço Kültür Merkezi (0 216 418 95 49).

ANKARA

■ Akün Sahnesi’nde, “Yastık Adam” 14-18 Şubat tarihleri arasında cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Camdan Kalp/çocuk oyunu” 19 Şubat’ta saat 11.00’de, “Barış” 21-26 Şubat tarihleri arasında cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Bir Delinin Hatıra Defteri/özel temsil” 28 ve 29 Şubat’ta saat 20.00’de. (0 312 427 19 71)

■ Altındağ Tiyatrosu’nda, “Sinek Kadar Kocam Olsun, Başımda Bulunsun” 14-26 Şubat tarihleri arasında cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Boğaç Han/çocuk oyunu” 23 Şubat’ta saat 11.00’de, “Elma Hırsızları” 28 ve 29 Şubat’ta saat 20.00’de.

(0 312 316 59 02)

■ Büyük Tiyatro’da, “Bir Tayyare Serüveni” 17 Şubat’ta saat 20.00’de, 19 Şubat’ta saat 15.00’te, “Genç Osman” 21, 24 Şubat’ta saat 20.00’de, 26 Şubat’ta saat 15.00’te, “Kerbela” 28 Şubat’ta saat 20.00’de. (0 312 324 22 10)

■ Çayyolu Cüneyt Gökçer Sahnesi’nde, “Fosforlu Cevriye/müzikal” 21-25 Şubat tarihleri arasında cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Benim Tatlı Meleğim/çocuk oyunu” 24, 26 Şubat’ta saat 11.00’de, “Kantocu” 28, 29 Şubat’ta saat 20.00’de. (0 312 240 00 91)

■ Küçük Tiyatro’da, “George Dandin” 14-25 Şubat tarihleri arasında cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Keloğlan Keleşoğlan/çocuk oyunu” 19, 22, 26 Şubat’ta saat 11.00’de, “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” 28 ve 29 Şubat’ta saat 20.00’de. (0 312 311 11 69)

■ Şinasi Sahnesi’nde, “Soğuk Bir Berlin Gecesi” 21-26 Şubat tarihleri arasında cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Sırça Kümes” 28 ve 29 Şubat’ta saat 20.00’de. (0 312 467 17 44)

■ Mavi Sahne’de, “Oyunun Oyunu” 15, 16, 17, 18, 29 Şubat’ta saat 20.00’de, 19 Şubat’ta saat 17.00’de, “Tuluatmasyon/Her şey doğaçlama komik gösteri” 22, 25 Şubat tarihlerinde saat 20.00’de, “Hiç/Neyzen Tevfik” 24 Şubat’ta saat 20.00’de, 26 Şubat’ta saat 17.00’de, “Cin Fikir/Her şey doğaçlama çocuk oyunu” 18, 25 Şubat tarihlerinde saat 12.00’de. (0 312 241 02 33)

■ Ankara Sanat Tiyatrosu’nda, “Zübük” 15, 22, 24 Şubat’ta saat 20.00’de, 18 Şubat’ta saat 18.30’da, 19, 26 Şubat’ta saat 15.30’da, “Genç Oyuncular Sahnesi/Pir Sultan” 16 Şubat’ta saat 20.00’de, “Giderayak” 17 Şubat’ta saat 20.00’de, 25 Şubat’ta saat 15.30’da, “Sihirli Parmaklar/çocuk oyunu” 18, 19 Şubat’ta saat 13.00’te, “Kırmızı Başlıklı Kurt/çocuk oyunu” 25, 26 Şubat’ta saat 13.00’te, “Gülüm Pekcan/İçimde Biri Var” 27 Şubat’ta saat 20.00’de, “Antalya Bölge Tiyatrosu/Deliorman” 28 Şubat’ta saat 20.00’de. (0 312 417 76 76)

TRABZON

■ Trabzon Devlet Tiyatrosu Haluk Ongan Sahnesi’nde “Islak Sever Max” çarşamba 13.00, pazar 13.30. “Şahane Düğün”, çarşamba, perşembe, cuma, cumartesi 20.00, cumartesi 15.00’te. (0 462 230 10 44)

SAMSUN

■ Sivas Devlet Tiyatrosu, Erman Canatan’ın yazdığı, Abdullah Ceran’ın yönettiği “Batakhane Güzeli”ni 14, 15 Şubat saat 20.00’de AKM Samsun Devlet Opera ve Balesi Büyük Salon’da sahneleyecek. (0 362 431 50 00)

GÖSTERİ-SÖYLEŞİ

İSTANBUL

■ ‘Kadıköy Süreyya Operası’nda Can Gürzalp bugün saat 18.30’da “Bir Şölendir Opera” adlı etkinliği anlatıp sunacak. (0216 346 15 31)

■ ‘Borusan Müzik Evi’nde salı günü saat 19.00’da“ Serra Yılmaz ve Islak Köpek’le Atölye Çalışması” etkinliği gerçekleştiriliyor.

(0212 336 32 71)

■ ‘Bir Belgesel, Bir Gazeteci, Çay ve Simit’nde etkinliğinde 15 Şubat Çarşamba günü saat 19.00’da “16 TON” belgeseli Levent Kültür Merkezi Onat Kutlar Sinema Salonu’nda gösterimi ve yönetmeni Ümit Kıvanç’ın söyleşisi izlenebilecek.

■ ‘Salon İKSV’de bugün saat 20.30’da “Bugün, Hiçbir Şey” adlı dans gösterisi sahnelenecek. (0212 334 08 41)

■ ‘Dot / Dotmarsta Salonu’nda yarın saat 21.00’de “TORK – İzole” adlı dans gösterisi sahnelenecek. (0212 232 44 40)

■ ‘Koç Üniversitesi Sevgi Gönül Kültür Merkezi’nde çarşamba günü saat 20.00’de “Çin Masalı Akrobasi Gösterisi” sahnelenecek.

(0212 338 10 00)

■ ‘Kumbaracı50’de perşembe günü saat 20.30’da “Cam Adımlar” adlı dans gösterisi sahnelenecek. (0212 243 50 51)

■ ‘Ülker Sports Arena’da cuma günü saat 21.00’de “Troya” adlı dans gösterisi sahnelenecek. (0216 687 21 00)

■ ‘Akbank Sanat’ta ZTDP Dansçıları’nın dans gösterisi cuma günü saat 20.00’de gerçekleştirilecek. (0212 252 35 00-01)

■ ‘Goethe-Institut İstanbul’da “Perşembe Filmleri” kapsamında perşembe günü saat 19.00’da “David Wants to Fly” adlı film gösterisi gerçekleştirilecek. (0212 249 20 09)

■ ‘Fransız Kültür Merkezi’nde yarın saat 19.00’da Dünya Öykü Günü etkinlikleri gerçekleştirilecek. (0212 393 81 11)

■ ‘Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi’nde çarşamba günü saat 18.30’da Prof. Kemal İskender’in konuşmacı olarak katılacağı “Realizm ve Ötesi” adlı panel gerçekleştirilecek. (0212 393 60 00)

■ ‘Pera Palace Hotel’de perşembe günü saat 15.00’te Cüneyt Ülsever “Perşembe Buluşmaları”nın konuğu oluyor. (0212 377 40 50)

ANKARA

■ Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde, CHP İstanbul Milletvekili Şafak Pavey ve gazetemiz yazarı Ali Sirmen’in katılacağı “Türkiye, Ortadoğu ve İran” başlıklı “Çankaya/Cumhuriyet Söyleşileri” 16 Şubat’ta saat 18.00’de. (0 312 468 21 05)

OPERA-BALE

İSTANBUL

■ ‘Kadıköy Süreyya Operası’nda cumartesi günü saat 20.00’de “Midas’ın Kulakları” adlı opera seslendirilecek. Pazar günü saat 11.00’de “Müziğe Dokunmak” adlı çocuk müzikali seslendirilecek.

(0 216 346 15 31)

■ ‘Fulya Konser Salonu’nda çarşamba günü saat 20.00’de “Otello” adlı bale gösterisi sahnelenecek. (0212 252 11 11)

ANKARA

■ Opera Sahnesi’nde, “Don Giovanni/opera” 15 Şubat’ta saat 20.00’de, “Zorba/bale” 16 Şubat’ta saat 20.00’de, “Çakırcalı Efe/dans tiyatrosu” 13 Şubat’ta saat 20.00’de, “Yusuf ile Züleyha” 18 Şubat’ta saat 20.00’de, “Oda Müziği/konser” 19 Şubat’ta saat 20.00’de. (0 312 324 68 01)

■ Operet Sahnesi’nde, “Evlilik Senedi/opera” 14 Şubat’ta saat 20.00’de.

(0 312 324 68 01)

■ Leyla Gencer Sahnesi’nde, “Sihirli Dünya/çocuk müzikali” 19 Şubat’ta saat 11.00’de. (0 312 324 68 01)

SAMSUN

■ Samsun Devlet Opera ve Balesi’nde 13 Şubat Pazartesi günü saat 20.00’de “İstanbulname” adlı opera, 16 Şubat Perşembe günü saat 20.00’de “Amazonlar” adlı bale gösterisi sahnelenecek. (0362-431 50 00)

Ülkemizde pek çok dönemde değişik isimler altında sansür uygulanmış ve hepsine de bir kılıf uydurulmuştur. Kimi zaman Kominizim propagandası, kimi zaman müstehcenlik, kimi zaman resmi, kimi zaman gayrı resmi, kimi zaman “Ağzına tükürülerek” veya “Ucubeleştirilerek” gayrı resmi de olsa sanata sansür uygulanmakta… bir adım ileri gidip elbette toplumu korumak için  İnternet sansürü dahi uygulanabilmekte ki kime, neye göre sansür ve algıda yanıltma mıdır sansür?  Örneğin solda kullandığımız resimde “ el ” sansürlenince ne anlaşılıyor? 

 Sansürsüz Sansür Tarihi kitabı Osmanlı’dan günümüze sansür uygulamalarını ayrıntılarıyla anlatıyor. Kitaba göre İstanbul Telefon Rehberi de bir dönem yasaklı eserler arasındaymış…

Bu yılın başında, İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir Fotoğraf Sanatı Derneği (İFOD) tarafından 3 Ocak’ta açılan Aykırı sergisindeki üç fotoğrafı, müstehcen olduğu gerekçesiyle, sanatçıların izni olmadan kaldırmıştı. Böylece kültür sanat dünyası yeni yıla sansürün gölgesinde girmiş oldu. Sinemis Yayınları’ndan çıkan, Nuri Kayış ile Serhat Hürkan’ın yazdığı Sansürsüz Sansür Tarihi 1795-2011 adlı kitaptaki örnekleri görünce, bu coğrafyada sansürün her dönem kendini gizliden gizliye gösterdiğini görüyorsunuz. Öyle ki aradan yıllar geçse bile ‘sansür hikayeleri’ değişmiyor. Örnek mi? 1939 yılında daha önce İstanbul ve Ankara’da izleyicilere buluşan bir sergi, İzmit’te açıldığında üç tablo İzmit’teki savcılık tarafından müstehcen bulunduğu için sergiden kaldırılmış! Kayış ve Hürkan, Osmanlı’dan başlayarak günümüze kadar yaşanan sansür uygulamalarını, 582 sayfaya sığdırmaya çalışmışlar. Her dönem, hemen hemer her kesimden yazar çizer, düşünen insanın sansürden mağdur olduğu görülürken, Türkiye’de yasaklanan kitaplardan birinin de İstanbul Telefon Rehberi olduğunu öğreniyorsunuz. Rehber, yasaklı kitaplar listesinden 1988 tarihinde çıkarılınca bu yasağın varlığı örneniliyor. İşte ‘sansür tarihimizden’ traji-komik manzaralar:
İbni Sina’nın Şifa adlı eseri Maarif Nezareti bütçesinden verilen ödenekle basılırken ‘kitabın zararlı’ olduğu iddia edilir. Baskı durdurulur. Basılıp, ciltlenen nüshalar da yakılır.
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Mürebbiye adlı kitabından aynı adla Ahmet Fehim tarafından sinemaya uyarlanan, bir Fransız mürebbiyenin Osmanlı konağında yaşadığı aşk hikayesini anlatan film, 1919’da Fransız işgal komutanı Franchet D’Esperey tarafından, ‘bir Fransız kızı düşük ahlaklı gösteriliyor’ gerekçesiyle yasaklanır.
1940’ta, Pierre Louys’un yazdığı ve CHP milletvekili Nasuhi Baydar’ın Türkçeye çevirdiği Afrodit adlı roman müstehcen olduğu iddasıyla yargılanır. Dava büyük ilgi görür. Kitap beraat eder ve 5 Nisan 1940’ta satışa sunulur. Üç saat içerisinde kitap tükenir.
1952’de Metin Erksan’ın Aşık Veysel’in hayatını anlatan Karanlık Dünya filmi ‘ekinler cılız, köylüler fakir gösterildiği’ gerekçesiyle yasaklanır.
1954’te Osman Seden’in Kardeş Dursun filmi, İstanbul Boğazı’nın görüntüleri, ‘çıkarma yapabilecek düşman birliklerine yol göstebilir’ gerekçesiyle sansürlenir.
1962 yapımı Halit Refiğ’in yönettiği Şafak Bekçileri filminin sansürlenme gerekçesi ise şöyle: “Filmde uçak düşme sahnelerinin gençleri askerlikten soğutma tehlikesi, hava subayını canlandıran Göksel Arsoy’un üniformalıyken sevgilisiyle öpüşmesi.”
Türk sinemasının başyapıtları arasında bulunan Yılmaz Güney’in yönettiği Umut‘un sansürlerme gerekçesi de oldukça ilginç: “Faytancunun giyim kuşamının fakirliğin sembolü olması…”
Yaşar Kemal’in başyapıtı İnce Memed romanı Lütfi Akad tarafından sinemaya uyarlanmak üzere senaryolaştırılır. Sansür Kurulu senaryoyu ‘Türk devletinin ülkesi ve milletiyle bütünlüğünün bozucu nitelikte olduğu’ gerekçesiyle onaylamaz. Yılmaz Güney’in Memed’i oynaması planlanan film projesi de iptal edilir.
Atıf Yılmaz’ın yönettiği Kemal Sunal’ın rol aldığı Kibar Feyzo‘yu izleyen bir emniyet amiri, filmde komünizm propagandası yapıldığı gerekçesiyle suç duyurusunda bulunur. Atıf Yılmaz ile yapımcı Ertem Eğilmez idam istemiyle yargılanır.
Sabah yazarı Refik Erduran’ın Canavar Cafer adlı oyunu Ankara Birlik Tiyatrosu tarafından birçok şehirde oynanır. Muş Valiliği oyunu yasaklar. Ama oyun Tunceli’de polisler tarafından ödüllendirilir.
 Son yıllardaki örneklerden biri de kitapta kendine yer buluyor: Oğuz Atay’ın Korkuyu Beklerken öyküsünden tiyatroya uyarlanan oyunda, rol icabı sigara içen oyunculara Sağlık Bakanlığı müfettişleri tarafından ceza kesilir.
Ünlü yazar Chuck Palahniuk’un Ölüm Pornosu adlı kitabı müstehcen olduğu iddasıyla yayıncısı ve çevirmeni yargılanır. Çevirmene karakoldaki sorgusunda “Manken misiniz?” diye sorulur.

Devletin tepesi bile Sansürü tavsiye edebilmiş!

Türkiye’nin Oscar aday adayı olan ve Altın Portakal ödüllü Handan İpekçi’nin yönettiği, Kürt sorununa barışcıl bir gözle bakan Büyük Adam Küçük Aşk filmi 2002’de yasaklanmıştı. Kitaptan öğrendiğimiz kadarıyla film, Milli Güvenlik Kurulu’nda bile tartışılmış. Kurul’da dönemin MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç, Kültür Bakanlığı’nın sağladığı kaynaklarla böyle bir film nasıl çekildiğini öğrenmek istemiş. Kültür Bakanlığı yetkilisi ise açıklamasından sonra “Gerekli çalışmaları yaptık. Filmi önümüzdeki günlerde yasaklatacağız” cevabını vermiş.

Dahasonraki süreçte ise herpimizin bildiği gibi “Ağzına Tükürenler”, “Ucubeleştirenler ve dahi batıda rahatça sergilenen resimler sanatçısı (!) tarafından güneydoğu illerimizin birinde kumaşla bile sansürlenebilmiştir.

Burası Türkiye…

( (kynk : sabah.com.tr + Diren)

Sivas’ta Kültür Sanat

Sivas Devlet Tiyatrosu (SDT) “Ortak Ağıt” adlı Oyunu sahneleyecek.

Sivas Devlet Tiyatrosu (SDT) “Ortak Ağıt” adlı Oyunu sahneleyecek.

Hasan Öztürk‘ün kaleme aldığı, Bengisu Gürbüzer Doğru’nun yönettiği Oyunda, Özge Günay, Kerem Yücel, Burçhan Göze, Veysel Zurnazanlı, Volkan Gündüz, Can Atak, Nagehan Yazıcı, İlhan Gözde Giray, Filiz Demiralp ve Ufuk Bostancı rol alıyor.

Oyunun dekor tasarımını Murat Gülmez, giysi tasarımını Ceren Karahan, ışık tasarımını Hakan Özdemir, dans düzenini ise Yener Turan üstleniyor.

Bugün, yarın ve 4 Şubatta saat 19.30’da sahnelenecek Oyunda, acımasız bir krala, kahinlerinin yenidoğacak bir çocuğun onu tahtından indireceğini ve krallığına son vereceğini söylemesi üzerine kralın yenidoğan çocukları öldürmesi ve doğumları yasaklaması konu ediliyor.

SDT, 8 Şubat Çarşamba günü ise saat 10.30 ve 13.30’da “Dans Eden Eşek” adlı çocuk Oyununu sahneleyecek. Eric Vos’un yazdığı, Can Gürzap‘ın çevirisini yaptığı Oyunda, Özge Günay, Begüm Şahin, Kerem Yücel, Can Atak, Burcu Ongun Altay ve Burçhan Göze rol alıyor.

Oyunda, hırsızlık yapmak ya da dürüst insan olmak arasında seçim yapan iki kafadarın hikayesi anlatılıyor.

Bursa’da Kültür Sanat

Bursa Devlet Tiyatrosu (BDT), “Yolcular” ve çocuk Oyunu “Alaaddin’in Sihirsiz Lambası”nı sahneleyecek.

Bursa Devlet Tiyatrosu (BDT), “Yolcular” ve çocuk Oyunu “Alaaddin’in Sihirsiz Lambası”nı sahneleyecek.

Sam Bobrick’in yazdığı, Fikret Urucu’nun yönettiği “Yolcular”ın dekor tasarımı Murat Gülmez, kostümtasarımı Candan Günay, ışık tasarımı Rahmi Özan’a ait. Kamil Korunan, Cem Arabacıoğlu, Rüyam P. Dirin ve Cansu Yılmaz’ın rol aldığı Oyunda, kendini bir otobüs terminalinde bulan yolcuların başına gelenler anlatılıyor. Oyun, Ahmet Vefik Paşa (AVP) Sahnesi’nde 2-3 Şubat’ta saat 20.00’de, 4 Şubat Cumartesi ise saat 15.00 ve 20.00’de sanatseverle buluşacak.

Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun yazdığı, Erkan Yılmaz’ın sahnelediği, Ayşe Lebriz Berkem’in yönettiği “Tek Kişilik Yaşam” adlı Oyunun dekor ve kostüm tasarımı Hakan Dündar, ışık tasarımı Ali Karaman‘ın imzasını taşıyor.

Y. Emir Çiçek’in rol aldığı Oyunda, hatıraların insan hayatında gürültü patırtı içinde kısa süreli dinlenmegibi bir kaçış noktası olduğu anlatılıyor. Rüyaların, seslerin, düşüncelerin, hayallerin ve daha başka, yaşayan ya da yaşamayan diğer şeylerin bir hatırası olduğu anlatılan Oyun, Feraizcizade Oda Tiyatrosu Sahnesi’nde bugün, yarın ve cumartesi 18.00’de izleyiciyle buluşacak.

Sandberg ve Firner’in yazdığı, Hale Kuntay’ın çevirdiği, Bora Özkula’nın yönettiği “Bu da Benim Karım” adlı komedinin dekor tasarımını Murat Gülmez, kostüm tasarımını Funda Çebi, ışık tasarımını Rahmi Özan yapıyor.

Berrin Balkanlar, Jale Çiçek, Taner Turan, Süheyla Zeybek, Muharrem Dalfidan ve Ayşe Dinç’in rol aldığıOyun, hayatın içinden bir güldürmece sunuyor. Oyunda, çalıştığı fabrikasında her on dakikada bir kamyondan hamile elbisesi çıkan, hali vakti yerinde olan bir kişi ve güzel ama artık güzelliği ve kadınlığınıunutmuş olan eşi anlatılıyor.

Titiz, temizlik hastası, baskın karakterli bir kadın ile eşi arasında geçenleri komik dille anlatan, herkesin kendi hayatından bir şeyler bulabileceği Oyun, AVP Sahnesi’nde 7-8 Şubatta saat 20.00’de tiyatroseverlerle buluşacak.

Harun Özer’in yazdığı, Ebru Kara’nın yönettiği “Alaaddin’in Sihirsiz Lambası” adlı çocuk Oyununun dekor ve kostüm tasarımını Özge Akarsu, ışık tasarımını Ali Karaman, dans düzenini Erdem Gündüz yapıyor. Cihan Büyükışık, Serap Uluyol Karanfilci, Ozan Sargın, Cansu Yılmaz, Özlem Altaş, Eray Soykan, Ali Pınar, Hayati Özen, Savaş Ak, Emre Sefer, Mutlu Dereli, Cem Korkmaz, Emre Yaşa, Adnan Tunalı’nın rol aldığıOyunda, kimsenin çalışmadığı, üretmediği, her şeyin bir dileğe bağlı olduğu, kimsenin hiçbir şey yapmadan istediklerinin önüne geldiği bir dünya konu ediliyor. Oyun, AVP Sahnesi’nde 5 ve 7 Şubat’ta saat 14.00’te sahnelenecek.

-Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu-

Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu “Ölüm Tuzağı” adlı Oyunu sahneliyor

Amerikan Edebiyatının korku ve gerilim yazarı olan İra Levin’in kaleme aldığı, Hale Kuntay’ın Türkçeye çevirdiği “Ölüm Tuzağı” adlı Oyunu Mustafa Kurt yönetiyor.

Sezonun yeni Oyunu olan “Ölüm Tuzağı”, para ve şöhret tutkusunun insanları nasıl baştan çıkardığını anlatıyor. Oyun, bugün ve yarın saat 20.30’da, 4 Şubat Cumartesi ise 14.00’te Tayyare Kültür Merkezi’nde sahnelenecek.

Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu, 8 Şubat Çarşamba günü saat 11.00 ve 14.00’te, “Güliver Devler Ülkesinde” adlı Oyunu sahneye koyacak.

Sami Güner Sanat Galerisi’nde, Ayşen Taştekin Doda’nın kişisel resim sergisi ise, 30 Ocak-4 Şubat tarihlerinde açık kalacak.

Zonguldak’ta Kültür Sanat

Zonguldak’ta kültür sanat etkinlikleri kapsamında “Aşkı ya da Antigone New York’ta” adlı tiyatro Oyunu sergilenecek.

Zonguldak‘ta kültür sanat etkinlikleri kapsamında “Aşkı ya da Antigone New York‘ta” adlı tiyatro Oyunu sergilenecek.

İstanbul Devlet Tiyatrosu, Janusz Glowacki’nin yazdığı, Tuğrul Çetiner’in çevirdiği ve Faik Ertener’in yönettiği “Aşkı ya da Antigone New York‘ta” 2 perdelik Oyunu 3-4 Şubat tarihlerinde Atatürk Kültür Merkezi‘nde izleyenlerle buluşturacak.

Özden Çiftçi, Mehmet Ali Kaptanlar, Şamil Kafkas, Ali Düşenkalkar ve Adnan Kürkçü’nün rol aldığıOyunda, New York‘un parklarından birinde dünyanın bir çok yerinden Amerika’ya göç etmiş insanların yaşam mücadelesi konu ediliyor.

Konya’da Kültür Sanat

Konya Devlet Tiyatrosu (KDT), “Kulaktan Kulağa-Carrar Ana’nın Silahları”, “Güzel ve Çirkin” ile “Dört Köşe Palyaço”adlı Oyunları izleyicisiyle buluşturacak.

Konya Devlet Tiyatrosu (KDT), “Kulaktan Kulağa-Carrar Ana’nın Silahları”, “Güzel ve Çirkin” ile “Dört Köşe Palyaço”adlı Oyunları izleyicisiyle buluşturacak.

Dekoru Gül Emre, kostümleri Gülnur Orhon ve ışık düzenini Mehmet Yaşayan’ın yaptığı “Kulaktan Kulağa-Carrar Ana’nın Silahları” adlı Oyunda Alpay Aksum, Şebnem Büyükkalkan, Gökçe Yurtsal, Doğan Doğru, Bengisu Gürbüzer Doğru, Feray Darıcı, Özgür Baş ve Hasan Tanılmış rol alıyor.

Kulakların duymak istediklerini mi yoksa her şeyi mi duyduğunu anlatan

“Kulaktan Kulağa” ve iki çocuklu bir annenin savaş sırasındaki yaşamını anlatan

“Carrar Ana’nın Silahları” bugün ve yarın saat 19.30’da, 4 Şubat Cumartesi ise saat 14.00 ve 19.30’da izleyicinin beğenisine sunulacak.

Konya Devlet Tiyatrosu (KDT), “Güzel ve Çirkin” adlı müzikal Oyununu da sergileyecek.

Dekoru Aytuğ Dereli‘ye, kostümleri Ceren Karahan’a ve ışık düzeni Hakan Özdemir’e ait Oyunda, Nur Yazar, Tuncay Aynur, Ozan Çobanoğlu, Ebru Gülerarslan, Ahmet Çökmez, Ferdi Dalkılıç, Özlem Özkan, Nevra Sayar, Gonca Kunduzcu, Selin Genç, Çağatay Eker, Canan Kalkır ve Duygu Biçer rol alıyor.

Işıltılı şatoda yaşayan bir prensin, yaşlı bir dilenci kadın tarafından çirkin bir yaratığa çevrilmesinin ardından çirkin prensin, elindeki sihirli gülün son yaprağı dökülene kadar kendisini sevecek bir kızı bulması gerektiğini anlatan Oyun, 5 Şubat Pazar günü saat 14.00’da KDT sahnesinde izlenebilecek.

Tamay Sayar ve Şekip Taşpınar‘ın yazdığı çocuk Oyunu “Dört Köşe Palyaço” ise 7 Şubat Salı ve 8 Şubat Çarşamba günü saat 10.30’da ve 14.00’da sanatseverlerle buluşacak.

İstanbul’da Kültür-sanat

Rastafari’nin değişmez müziği Reggae’nin efsanevi ismi Bob Marley’in 67.doğum günü, 4 Şubat’ta Babylon’da, 6 Şubat’ta Nayah’ta düzenlenecek programlarla kutlanacak.

Rastafari’nin değişmez müziği Reggae’nin efsanevi ismi Bob Marley‘in 67. doğum günü, 4 Şubat’taBabylon‘da, 6 Şubat’ta Nayah’ta düzenlenecek programlarla kutlanacak.

Şarkılarında işlediği sevgi, barış ve kardeşlik konularıyla tüm dünyada milyonlarca hayranı olan Marley’in anısına düzenlenecek partilerde, Selekta Firuzaga, Ras Memo, Sattas, Mahi, Selekta Genjah, King Seroman, Naranjaman, Pnarzenci, Mojahfire ve Jr. Sensimilla gibi ünlü DJ’ler sahne alacak.

Trompet sanatçılarından İmer Demirer, yarın sanatçı dostlarıyla birlikte Borusan Müzik Evi’nde konser verecek.

Mor ve Ötesi, 2007 yılından beri klasikleştirdiği “Akustik” konser serisinin 5’incisinde, daha önce akustik versiyonları hiç çalınmamış, eski ve yeni birçok şarkısını, sahneye davet edeceği şarkıcı ve müzisyen dostlarıyla yarın Ghetto’da seslendirecek.

Pop müzik sanatçısı Göksel, yeni albümü “Bende Bi Aşk Var”ın ilk konserini yarın Salon İKSV’de verecek.

“Mi Kubbesi” isimli albümlerinin yayınlanmasıyla büyük bir hayran kitlesi tarafından takip edilmeye başlanan Nekropsi, derin enstrümantal kompozisyonları, ani ataklarla dinleyeni bambaşka bir hikayeye sürükleyen tarzlarıyla yarın Babylon‘da sahne alacak.

Arabesk eserleri rock altyapılar, arabesk vokaller ve doğu vurmalıları kullanarak yorumlayan, arabesk formatında besteler yapan ve “Her Gün İsyanım Var” ve “Damarımda Kanımsın” albümleriyle büyük bir hayran kitlesine sahip olan İstanbul Arabesque Project, 4 Şubat’ta Live Haymatlos’ta sahne alacak.

Konserlerinde Bergen’den Kamuran Akkor’a, Orhan Gencebay‘dan İbrahim Tatlıses‘e pek çok arabesk duayeninin eserlerini seslendiren grup, kendisini izlemeye gelen müzikseverlere arabeskin kederli değil, keyifli ve eğlenceli yönünü göstermeyi hedefliyor.

Uzun bir aradan sonra büyük bir özenle hazırladığı “Derindekiler” albümünü dinleyenlerin beğenisine sunan Kıraç, albümünün ilk İstanbul konserini 4 Şubat’ta Bostancı Gösteri Merkezi’nde verecek.

Mevlana Kültür ve Sanat Vakfının düzenlediği ve bestekarı bilinmeyen, bestelenmiş en eski Mevlevi ayinlerinden olduğu kabul edilen Pençgah Ayini

(Beste-i Kadim) “Sema Töreni”, 5 Şubat’ta Galata Mevlevihanesi Müzesi’nde gerçekleştirilecek.

-Sahne sanatları

Çin Ulusal Akrobasi Topluluğu “Rüya Takımı-Sihirli Akrobatlar”, trapez, dans, akrobasi ve kung-fu’yu bir araya getiren, yer çekimine ve fizik kurallarına meydan okuyan performanslarını 3, 4 ve 5 Şubat’ta TİMMaslak Show Center’da sergileyecek.

Neil Labute’un yazıp Defne Halman ve Engin Hepileri’nin yönettiği “Zorla Güzellik” isimli komedi türündeki tiyatro Oyunu, yarın Kenter Tiyatrosu’nda perdelerini açacak.

W. Gordon Smith’in yazıp Ülkü Tamer‘in çevirdiği ve Hakan Gerçek’in hem yazıp, hem de oynadığı tek kişilik Oyun “Van Gogh”, yarın Caddebostan Kültür Merkezi Küçük Salon’da izleyiciyle buluşacak.

Levent Kazak‘ın yazıp Laçin Ceylan‘ın yönetmenliğini üstlendiği, kadının sosyal konumuna dikkat çeken “Cam”, yarın Kozyatağı Kültür Merkezi Gönül Ülkü ve Gazanfer Özcan Sahnesi’nde izleyici karşısına çıkacak.

Zorlu Çocuk Tiyatrosunun yeni sezonu için Prof. Dr. Hasan Erkek tarafından Andersen’in “Çirkin Ördek Yavrusu” masalından hareketle yeniden yazılan

“öteki” kavramının farklı katmanlarda işlendiği “Çirkin Ördek Yavrusu”, 4 Şubat’ta Kenter Tiyatrosu’nda sahnelenecek.

Cesare Pavese‘nin “Yaşama Uğraşı” adıyla yayımlanan günlüğünden esinlenen, ölüm gerçeğini ve onu takip eden yas sürecini konu edinen bir dans performansı olan “Bugün, Hiçbir Şey”, 6 Şubat’ta Salon İKSV’de izleyici karşısına çıkacak.

“Elazığ Kültür ve Sanat Şehridir”

Elazığ – Bakü Kültür ve Sanat Buluşması için ilimize gelen sanatçılar ve kültür elçileri Belediye Başkanı Süleyman Selmanoğlu’nu ziyaret ettiler.

Başkanlık makamında gerçekleşen ziyarette Elazığ – Bakü Kültür ve Sanat Buluşmasına katılacak olan sanatçılar ile organizasyona katkı veren kuruluşların yetkilileri hazır bulundu.

Ziyarette bir değerlendirme yapan Bedrettin Keleştimur: “Elazığ – Bakü Kültür ve Sanat Buluşması kapsamında şehrimizde bir faaliyeti daha icra etmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Azerbaycan‘ın bağımsızlığının 20. yılında bu etkinlikler iki gün süreyle devam edecek. Azerbaycanlı Şair Elmas Yıldırım adına düzenlenecek paneller yapılacak. Cafer Cabbarlı’nın kitap tanıtımını yapacağız. Ve bu aradaAzerbaycan edebiyatında önemli olan şahsiyet Anar Bey’e FÜ tarafından Fahri Doktora unvanı verilecek. Programlarımız kapsamında Fuzuli‘ye saygı gecesi tertip edeceğiz. Tüm programlarımızın hayırlı olmasını diliyorum” dedi.

Avrasya Yazarlar Birliği Başkanı Doç. Dr. Yakup Deliömeroğlu ise konuşmasında Azerbaycan Şehitleri içinTürkiye‘de ilk defa Elazığ‘da bir anıt yapıldığına dikkat çekerek, bu durumun iki ülke arasındaki dostluk ilişkilerini geliştirme adına çok önemli olacağına vurgu yaptı.

Sanatçı Mehmet Özbek ise açıklamasında; “Bizler için Elazığ – Bakü sanat buluşmasından ziyade burada bir Bayram yaşıyoruz. Sayın Valimize, Belediye Başkanımıza ve manas ekibine teşekkür ediyorum. Biz türkülerimizi yörelerimizden derleyerek sizlere sunmaya gayret gösterdik. Bu etkinliklerin tamamının hayırlı olmasını diliyorum. Etkinlikler kapsamında Fuzuli‘ye saygı gecesi bizler için ayrıca önem arz eden programlardan biridir.” Dedi.

Elazığ‘ın bir kültür ve sanat şehri olduğunu vurgulayan Belediye Başkanı Süleyman Selmanoğlu ise ziyaretten duyduğu memnuniyeti şöyle dile getirdi:

“Sizleri Anadolu‘nun bu inci şehrinde ağırlamaktan mutlu olduğumu ifade etmek istiyorum. Elazığ – Bakü Kültür ve Sanat buluşmasını organize eden Bedrettin Keleştimur Beyefendi başta olmak üzere tüm arkadaşlarımıza şükranlarımı sunuyorum. Geçmişte Hazar Şiir Akşamlarından birini Azerbaycan‘da gerçekleştirmiştik ve orada Yazarlar Birliği Başkanı Anar beyle de bir araya gelmiştik. Şehrimizde düzenlenecek bu programların hayırlı olmasını diliyor, bizleri ziyaretiniz içinde şükranlarımı sunuyorum.”

BAŞKENTTE KÜLTÜR SANAT HABERİ

CUMHURBASKANLIGI SENFONI ORKESTRASI (CSO), 10 SUBAT’TAKI KONSERINDE ”BAROK HAFTASI” PROGRAMIYLA IZLEYICI KARSISINA CIKACAK.

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO), 10 Şubatˊtaki konserinde ˊˊBarok Haftasıˊˊ programıyla izleyici karşısına çıkacak.

Orkestrayı Şef Raoul Grüneisˊin yöneteceği konserde, obuada Manfred Bellmann ve flütte Iris Rath yer alacak. Konserde, Telemannˊın ˊˊre majörˊˊ senfoniˊsi, Bach ve Vivaldiˊnin ˊˊobua konçertoˊˊlarıile Hasseˊnin ˊˊsol minörˊˊ senfonisi seslendirilecek.

Ankara Devlet Tiyatrosu bu hafta 15 oyun, Ankara Devlet Opera ve Balesi 5 eserle izleyiciyi selamlayacak.

-Tiyatro-

Büyük Tiyatro: ˊˊGenç Osmanˊˊ, yarın ve 5 Şubatˊta sahne alacak.

Ali Berktayˊın kaleme aldığı, Ayşe Emel Mesciˊnin yönettiği ˊˊKerbelaˊˊ, 7 Şubatˊta seyredilebilir.

Cüneyt Gökçer Sahnesi: Aristophanesˊin yazdığı, Yücel Ertenˊin çevirip, oyunlaştırıp yönettiği ˊˊBarışˊˊ, yarın ve 4 Şubatˊta izlenebilir.

ˊˊKantocuˊˊ 7, 8 ve 9 Şubatˊta seyredilebilir.

ˊˊBenim Tatlı Meleğimˊˊ, 5 Şubat pazar Günü izleyiciyle birlikte olacak.

Şinasi Sahnesi: Tennessee Williamsˊın yazdığı, Can Yücelˊin çevirdiği, Jason Haleˊnin yönettiği ˊˊSırça Kümesˊˊ, yarın ve 4 Şubatˊta sahnelenecek.

ˊˊElma Hırsızlarıˊˊ isimli eser, 7, 8 ve 9 Şubatˊta seyirciyle birlikte olacak.

Küçük Tiyatro: Angelo Savelliˊnin kaleme aldığı ve yönettiği ˊˊFigaroˊˊ, yarın ve 4 Şubatˊta sahne alacak.

ˊˊKeloğlan Keleşoğlanˊˊ isimli çocuk oyunu, 5 Şubat Pazar günü görülebilecek.

Akün Sahnesi: ˊˊGizler Çarşısıˊˊ, yarın, 4 ve 5 Şubatˊta izlenebilir.

ˊˊRab Şeytana Dedi Kiˊˊ, 7, 8 ve 9 Şubatˊta tiyatroseverlerle birlikte olacak.

Altındağ Tiyatrosu: Geleneksel Türk tiyatrosunun önemli yazarlarından Musahipzade Celalˊin kaleme aldığı ˊˊKafes Arkasındaˊˊ isimli oyun hafta boyunca izlenebilecek.

İrfan Şahinbaş Sahnesi: ˊˊYastık Adamˊˊ, 4 Şubatˊta izlenebilecek.

Stüdyo Sahne: ˊˊÜç Yönetmen Üç Oyunˊˊ, yarın, 5 ve 7 Şubatˊta izlenebilir.

Oda Tiyatrosu: ˊˊDönülmez Akşamın Ufkundayızˊˊ adlı eser, yarın ve 4 Şubatˊta, ˊˊHüzzamˊˊ 7, 8 ve 9 Şubatˊta seyredilebilecek.

-Opera-bale-

Opera Sahnesi: ˊˊMacbethˊˊ, 4 Şubat Cumartesi, ˊˊDon Giovanniˊˊ 6 Şubat Pazartesi sahnelenecek.

ˊˊZorbaˊˊ balesi, 9 Şubat Perşembe günü seyirciyle birlikte olacak.

Operet Sahnesi: ˊˊBir Tenor Aranıyorˊˊ, 5 Şubatˊta, ˊˊŞarkılarla Yaşamakˊˊ ise 7 Şubatˊta sahne alacak.

Leyla Gencer Sahnesi: ˊˊSihirli Dünyaˊˊ adlı müzikli çocuk oyunu, 5 Şubatˊta izlenebilir.

-Sinema-

Steven Spielbergˊin Kamera karşısına geçtiği ve konusu Birinci Dünya Savaşı yıllarında geçen ˊˊSavaş Atıˊˊ adlı film, yarın seyirciyle buluşacak.

Jeremy Irvin, Peter Mullan, Emily Watson ve David Thewlisˊin başrolünü üstlendiği film, Birinci Dünya Savaşı sırasında Albertˊın eğittiği ve çok sevdiği atı Joeyˊnin satılarak savaşta sipere gönderilmesi üzerine yaşananları işliyor. Film, Michael Morpurgoˊnun aynı adlı çocuk romanından sinemaya aktarıldı.

Hasan Tolga Pulatˊın yönettiği, Altın Portakal ödüllü ˊˊGüzel Günler Göreceğizˊˊ vizyona girecek. Bir Güniçinde İstanbulˊda geçen hikaye, beş farklı karakterin kesişen yollarını anlatıyor. Filmin oyuncu kadrosunda Uğur Polat, Buğra Gülsoy, Nesrin Cevadzade, Feride Çetin ve Barış Atay Mengüllü yer alıyor.

48. Antalya Altın Portakal Film Festivaliˊnde yarışan yapım En İyi Film, En İyi Senaryo, En İyi Kurgu ve En İyi Yardımcı kadın Oyuncu ödüllerine layık görülmüştü. Şanal Günseliˊnin yönettiği ˊˊEş Ruhumun Eş Zamanıˊˊ adlı film gösterime girecek. Uğur Çavuşoğlu, Aylin Kabasakal, Zeynep Utku, Deniz Seki, Musa Uzunlar, Tuğçe Ersoy ve Güzin Ustaˊnın rol aldığı yapım, Şanal Günseli ve Işık Günseli-nin gerçek hayat hikayelerinden yola çıkarak 2005 yılında yazdıkları aynı adlı kitaptan sinemaya uyarlandı. Türü ˊˊkuantum filmiˊˊ olarak nitelendirilen yapım, yeryüzünden uzak bir boyutta bütünlüğünü tamamlamış enerji dolu bir varlığın dünyaya inmesini ancak, burada çıkan bir kaos sonucu ikiye ayrılması nedeniyle bu varlıktan ayrılan iki eş ruhun birbirini aramaya başlamasını konu alıyor.

İngiltere yapımı ˊˊUtançˊˊ, haftanın dördüncü yeni yapımı. Steve Mcqueen IIˊnin yönettiği filmde Michael Fassbender, Carey Mulligan, James Badge Dale, Lucy Walters, Elizabeth Masucci ve Calamity Chang rol alıyor. Film, New Yorkˊta yaşayan 30ˊlu yaşlardaki Brandonˊın sorunlarından sıyrılma çabalarını işliyor.

 Kaynak : http:// haberler.com