Şunun için etiket arşivi: sanatçı

Andre Breton’un “İçimizdeki en sürrealist oydu’’ dediği Katalan ressam Joan Miró’nun Mourlot ve Maeght koleksiyonlarında yer alan 60 eseri, 19 Ocak’a kadar Tophane-i Amire’de…
sürrealist1924 yılında Sürrealist Manifesto’yu yayınlayan Andre Breton’un “İçimizdeki en sürrealist oydu’’ dediği Joan Miró yaşasaydı ve onunla röportaj yapsaydım, büyük ihtimalle “Beni kabul edecek hiçbir kulübe üye olmak istemem’’ derdi. Bence onu, hiçbir akıma dahil olmayan biri olarak tanımlamak gerek. Kullandığı canlı renkler ve karmaşık imgeler görenlerde “Ben de yaparım’’ hissi uyandırabilir, ama aslında her eserinin diğeriyle arasında geometrik bir ilişki var. 90 yıllık ömründe üç savaş görmüş Miró’nun modern sanata katkısı büyü. 20. yüzyılın en büyük ressamlarından o… Resimleri aynı anda o kadar çok çağrışım yaratıyor ki beyniniz kısa devre yapacakmış gibi hissediyorsunuz. Sergi koordinatörü Dündar Hızal bize daha fazlasını anlatıyor…

Miró’nun eserleri size ne hissettiriyor?

Miró’nun tetiklediği “Bunu ben de yaparım’’ duygusu, insanları resme teşvik etmede çok önemli bir şey. Bir çocuk geldiğinde kendini gerçek bir sanatçı gibi hissediyor çünkü gördüğü resimler onun yaptıklarına benziyor. “Resim, ilk mağara resmi yapan insanlardan sonra bir şekilde yozlaştı. Ta ki bana kadar. Ben resmi o yozlaşmadan kurtardım’’ diyor Miró. Resmi saf şiir gibi görüyor. Tristan Tzara gibi o dönemin dadaist şairleri ile olan yakın arkadaşlıkları da o şiirlerden ilham almasını sağlıyor. Dadaistler için kelimeler düşünceden önce gelir. Miró için de öyle. Başlarken bir düşünce ile başlamıyor. Renk ve biçim oluştuktan sonra düşünce ortaya çıkıyor. Resim, bittikten sonra kadın veya kuş resmine dönüşüyor.

Miró’nun Andre Breton’la arkadaşlığı nereden geliyor?

Joan MiróBreton ‘’Sürrealist Manifesto’’yu yazdığında ilk katılanlardan biri de Miró. Salvador Dali ve Picasso da aynı ekipte. Ama Miró hiçbir zaman kendisini sürrealist olarak ilan etmiyor. Zaten eserlerinde birçok akımdan izler bulmak mümkün. Dadaizmden etkilenmekle beraber renkler kübistlerin renkleri, biçimler fovistlerin biçimleri. O nedenle mutlak bir yere oturtulamıyor.

Hayatının neredeyse tamamı savaş dönemlerine denk gelmiş. Ama eserleri rengârenk…

Hayatının en güzel yıllarında 1. Dünya Savaşı’nı yaşamış. Sonra ülkesi İspanya’da iç savaş patlak vermiş ve bundan da çok etkilenmiş. Paris’e taşındığındaysa Naziler gelmiş Paris’i işgal etmiş. Bunun gibi büyük travmalar yaşamış insanların iki şey yapması beklenir; ya içine kapanması ya da bunu tamamen reddetmesi. Bu süreci yaşamış kimi ressamlar çok karanlıktır, kimileriyse Dali gibi kendini tamamıyla bu durumun dışında tutarak hayal gücüne yönelir. Miró’da da ters etki yaratmış.

Burada çocuk atölyesi açma fikri nereden geldi?

Bizden geldi. Sergi ziyaretçilerinin yüzde 50’sini çocuklar oluşturuyor. Bunun Miró’ya özel bir tarafı da oldu. Şu an 10.000 çocuk ön rezervasyon yaptırmış durumda. Bu çocuklar buraya gelecek ve bu eserleri gördükten sonra içlerindeki potansiyel de açığa çıkacak. Biz de onlar bunu deneyimledikten sonra sıcağı sıcağına çıktıya dönüştürecek bir alan yaratmak istedik.

JOAN-MİRO-41-1024x638Sırada kimin sergisi var?

Seneye bu zamanlar Matisse’i getirmeyi planlıyoruz. Andre Breton’un “İçimizdeki en sürrealist oydu’’ dediği Katalan ressam Joan Miró’nun Mourlot ve Maeght koleksiyonlarında yer alan 60 eseri, 19 Ocak’a kadar Tophane-i Amire’de…

Kaynak : [] Özge Mine Sarıçam

Ünlü genç keman virtüözü Ryu Goto yarın akşam İş Sanat’ta Afrodisias Antik Kenti’nin korunma ve tanıtılmasına destek amacıyla 1987’de kurulan Geyre Vakfı yararına konser verecek. Dünyanın çeşitli bölgelerinde gençlere yönelik projelere destek veren Ryu Goto, kızkardeşinin çalışmaları nedeniyle arkeolojiye de büyük ilgi duyuyor

Ryu-Goto-1

Taksim Martı Otel’de Geyre Vakfı Yönetim Kurulu’nun düzenlediği basın toplantısına annesi ve ilk öğretmeni Setzu Goto ile birlikte katılan Ryu Goto, Hakan Şensoy yönetimindeki Filarmoni İstanbul orkestrası eşliğinde vereceği konserin İstanbul ve Afrodisias’ı görmek için de önemli bir fırsat olduğunu söyledi.

İlk kez Japon Başkonsolosluğu’nda Cana Gürman ile verdiği resital nedeniyle İstanbul’a gelen sanatçı, “Tarihi keşfetmeyi severim. Çok önemli gördüğüm Afrodisias’a destek gibi bir kültürel çabaya katkıda bulunmaktan mutluyum. Bugün Mimar Sinan konsevatuvarı keman öğrencileriyle de provada buluşacağım” diyerek sanatçının eğitiminde teknik kadar ortamın, insan ilişkilerinin de önemli olduğunu belirtti. Konserde çalacağı konçerto hakkında da bilgi veren sanatçı, “Op.61 Keman Konçertosu Beethoven’ın en önemli eserlerindendir.Yavaş yavaş açılan bu eseri çok severek çalıyorum.”dedi.

Ryu Goto Yarın akşam saat 21.00’de İş Sanat’ın mekan sponsorluğunda gerçekleşecek olan konserde Ryu Goto’ya Beethoven Keman Konçertosu’nde eşlik edecek olan Filarmoni İstanbul orkestrası, Oğuzhan Balcı’nın “Balkan Uvertürü” ve Çaykovski’nin “Romeo & Jüliet Fantazi Uvertürü”nü de seslendirecek.

Vakıf adına konuşan yönetim kurulu üyesi Sennur Hamamcıoğlu da Sevgi Gönül’ün ölümünden sonra Ömer Koç’un başkanı olduğu Geyre Vakfı’nın bugüne kadar dünyaca ünlü Sebastion Rölyeflerinin sergilendiği Sebastion Müzesi Sevgi Gönül Salonu, Sebastion Anastolosis, Tiyatro yolunun kazılması gibi çok önemli projelere imza attığını açıkladı.

Geyre Vakfı’nın Başkanlığını halası Sevgi Gönül’ün vefatının ardından kendisi de arkeolojiye çok önem veren Ömer M. Koç yürütüyor. Arkeolojiye büyük destek veren Sevgi Gönül’ün bağışları sayesinde kazı başkanı rahmetli Prof. Kenan Erim’in Aydın ili Geyre köyünde Antik Afrodisias kentinden çıkardığı eserler depolarda kalmaktan kurtulmuş yerinde sergilenme imkanı veren müzeye kavuşmuştu.

Bazen görmezlikten gelir yok sayarız bazen görmeyiz, peki “görmezden gelmek” olmadı mı demek?
Kitap Fuarı’yla eş zamanlı olarak Tüyap Beylikdüzü’nde düzenlenen 23. İstanbul Sanat Fuarı’nda açılan ‘Müdahale Var mı?’ sergisinde yer alan bir tablo, Başbakan Erdoğan’a hakaret şikayeti üzerine kaldırıldı.

tüyap kitap-2013Kitap Fuarı’yla eş zamanlı olarak Tüyap Beylikdüzü’nde düzenlenen 23. İstanbul Sanat Fuarı’nda açılan ‘Müdahale Var mı?’ sergisinde yer alan bir tablo, Başbakan Erdoğan’a hakaret şikayeti üzerine kaldırıldı.

 23. İstanbul Sanat Fuarı Artist 2013’te 66 sanatçının katıldığı, çerçevesi sanat politika kamusallık olarak çizilen, video art, tuval resmi, heykel, fotoğraf gibi farklı alanlarda yapıtların yer aldığı ‘Müdahale Var mı?’ adlı bölüme müdahale edildi.

Nova Kosmikova’nın Başbakan’ın portre bir fotoğrafının üzerinde oynayarak petrol ve duble yollar politikasını eleştiren bir çalışması Başbakan’a hakaret olarak algılayan bir sanatseverin şikayetiyle savcılığa intikal etti.

Serginin küratörü Ali Şimşek ve Tüyap’ın Genel Müdür Yardımcısı bugün ifade vermek üzere karakola çağrıldı. Serginin küratörü kendisine sorulan “Bu yapıtın hakaret içerdiğini kabul ediyor musunuz?” sorusunu “Bu bir sanat yapıtı, küratör olarak sanatsal özgürlükler çerçevesinde sanata müdahale etmeye hiç hakkım yok” diye cevapladığını söylüyor.

Türkiye ’de ilk kez bir sanat fuarında bir yapıt bir vatandaşın ihbarı üzerine savcılık tarafından yargıya taşındı. Hukuki süreç başladığı için yapıt artık sergilenemiyor.

Kaynak:[- ]

Her zaman olduğu gibi sanat eğitimin çocuklar üzerinde ne gibi etkileri olacağı konusunda yazı yazmak için kaynak arayışındayken aşağıda yayınladığımız yazıyı bulduk. Böyle güzel anlatılmış bir yazı varken alıntı yerine olduğu gibi yayınlamanın daha doğru olacağına inanıyoruz.

Sayın Doç.Dr.Ayşe Cakır İlhan*’a teşekkür ederiz.

perküsyon eğitimi ve çocuk

müzik ve çocuk             Çocukları okulöncesi kurumlarda eğitime başlamadan önce oyun oynarken izlersek onlarda var olan yaratıcılık potansiyellerini ne kadar bilinçsizce ve amaçsızca tükettiklerini görürüz. Yetişkinler onlara zaman ve uygun ortam sağlayabilirse çocuklara bu gizil güçlerini ortaya koyma olanağı tanırlar ve onların çevrelerini oyun yoluyla tanıdıklarını ve kendi iç dünyalarını yansıtan hikayeler uydurduklarını, heykeller yaptıklarını, köprüler, barajlar kurduklarını, evler inşa ettiklerini, resimler çizip boyadıklarını hemen fark ederler.

Okulöncesi eğitim kurumları çocuğun fiziksel ve duygusal gelişimine paralel eğitim veren ve vermesi gereken kurumlardır. Okulöncesi eğitiminin en önemli amaçlarından biri çocuğun yaratıcılığının geliştirilmesidir. Yaratıcılığın geliştirilmesinde sanat eğitimi programlarının önemli bir yeri vardır. Yaratıcılığın geliştirilmesinde sanat programların hedef kitlenin gereksinimlerini doğrultusunda düzenlenmesi gerekmektedir.

çocuk gelişimi ve çocuk     Buna dayalı olarak okulöncesi çocuklar için düzenlenen sanat programları :

  •  Yaşantılara dayalı olmalı,
  • Uygulamaya olanak vermeli,
  • Sanatsal malzemeleri kullanacak beceri eğitimi sağlamalı,
  • Çocuğun estetik duyarlılığını geliştirmelidir.

Sanat Eğitiminin yukarıda sıralanan dört olmazsa olmaz koşulu okulöncesi sanat programının temel içeriğini oluşturur. Bu sıralanan koşullar birbirleri ile bağlantılı olmalarına karşın zaman zaman ağırlık birine veya ikisine verilebilir.

Çocuklar sanatsal çalışmalar yapmaya her zaman hazırdırlar. Resim, müzik, tiyatro, drama, dans v.b. sanat dalları çocuğun yaşantısında oyun alarak kendini göstermektedir. Sanat, oyunun bir parçası veya kendisi olarak çocuğun yaşamında hep önemli bir yere sahiptir.

Çocuklarla sanatsal çalışmalar yapabilmek için çevre, duyu, duyum, duygu , algı, algı alanı gibi önemli kavramların ne olduğu, ne işe yaradığı konusunda bilgi sahibi olunmalıdır.

çocuk ve anneÖğrenmenin gerçekleşmesinde beş duyunun farkında olunarak kullanılması, duyumsanan şeylerin doğru ve sağlıklı algılanması önemlidir. Bunun için çocuğun farklı alanlarda yaşantılar geçirmesi gerekir. Çünkü çocuk sanat yaparken (resim, heykel, drama, tiyatro, dans v.b.) daha çok günlük yaşantılarından –bir olaydan, bir nesneden, bir duygu ya da etkilendiği bir kişiden- yola çıkar. Çocuğun çevresini gözlemlemesi ve kişisel yaşantıları öğretmene belli bir birikim sağlar.

Küçük çocuklar duygusal anlamda aç gözlüdürler. Şekillerden ve ayrıntılardan etkilenirler. Yerde yürüyen bir böcek, eriyen buzdan damlayan su tanelerini hayretle izlerler. Bu nedenle büyük heyecan yaşatan bu ve benzeri yaşantılar yetişkinler tarafından desteklenmelidir. Yetişkinlerin rolü çocuğun ayrıntıları fark etmesine, zengin obje kavramı oluşturmasına ve bütün duyuları kullanmasına yardımcı olmaktır.

erken dönem sanat eğitimiÇocuklar bu ve benzeri yaşantılardan yola çıkarak sanatsal çalışmalar yaparlar. Örneğin bir resim çalışması için öncesinde bir konu saptanıp, konuşulup canlandırılmadıysa çocuklar şu soru ve sorunları dile getirirler.

* Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi.

  • Öğretmenim ne çizeyim?
  • Ne yapacağımı bilmiyorum.
  • Nasıl yapacağımı bilmiyorum.

Bunun için saptanan konu önceden konuşulmalı, drama yolu ile canlandırılmalı, resim yaparken kullanılacak teknik hakkında bilgi verilmeli daha sonra resim yapmaya geçilmelidir. Öğretmen ya da yetişkin çocuğun sanatsal çalışmalar yapmasını desteklemeli ona cesaret vermelidir.

Bunun yanında çocuklar, sanat, sanatçı, sanatçıların yapıtları konusunda bilgilendirilmelidir.

  •  Sanat nedir?
  • Sanat niçin yapılır?
  • Sanat yapıtı nedir? gibi sorular çocuklara çok soyut gelebilir, onları şaşırtabilir.

Bu bilgilendirme 5-6 yaşlarda daha etkili olmaktadır. Çünkü 5-6 yaşına gelmiş bir çocuk sanatçıların nasıl değişik insan, hayvan veya nesne çizdikleri konusunu algılayabilir. Sanatçıların sanatlarını üretirken değişik malzemeler kullandıklarını gözlemleyebilir, öğrenebilir. Burada amaç çocuklara sanat tarihi öğretmek değil, onları zengin sanatsal mirasla tanıştırmaktır.

Sanat kültürün bir parçasıdır ve insanlık hakkında bilgi verir.

  • Onlar kimdiler?
  • Nasıl yaşadılar?
  • Neler giydiler?
  • Neler kullandılar?
  • Nasıl iletişim kurdular? v.b.

Sanatı ve sanatçıları tanıyarak büyüyen çocuklar, ayrıca farklı sanat akımlarını da tanıyabilirler, kendi algıları çerçevesinde bu bilgileri kullanabilirler. (gerçekçi sanat soyut sanat, gerçeküstü sanat, kavramsal sanat v.b.)

bele ve sanatSanat ve sanatçılarla tanışan çocuklar hem kendi ürettiklerini, hem de sanatçıların yapıtlarını bir anlamda eleştirmeyi öğrenebilirler. Yetiştiriciler, sanat eleştirisi konusunda çocukları yönlendirebilirler. Örneğin :

 Bu gördüğünüz nedir? (Resim, heykel, fotoğraf, halı.v.b.)

  • Ne gibi biçimsel özellikleri vardır? (büyük, yuvarlak, kare, yumuşak, katı v.b)
  • Nelerden yapılmıştır? (kağıt, boya, metal, kil, kumaş, mermer, tahta v.b)
  • Sanatçı burada ne anlatmaya çalışmıştır?
  • Bu çalışmayı nasıl anlatabilirsin?
  • Sana neler hissettiriyor? (mutluluk, komik, üzüntü, acı v.b.)
  • Bu yapıtı sevdiniz mi? Neden?

Buradaki amaç çocuklara sanatsal bir bakış açısı kazandırmak, yaratıcılığı ve estetik duyarlılığı geliştirmek ve kendi duygularını ifade etmeyi öğrenmektir.

Bilindiği gibi estetik güzelliğin bilmidir ve güzel olanla ilgilenir. Çocuklar güzellik arayışında duygularını ve bedenlerini kullanırlar. Gözleri görsel olarak sanatı araştırırken, kulaklar sesleri ve müzikleri dinleyebilir. Çocuklar sanatsal çalışmalara dokunabilir, güzel kokuları koklayabilir, yiyecekleri tadabilirler. Beden, dans ve hareket yoluyla kendilerini ifade edebilir. Böylece küçük yaştaki çocuğun beş duyusu erken dönemde güzele doğru, güzeli yeğleyecek bir yönde eğitilebilir.

resimle sanat adım adım4Çocuklara bu konuda hem zaman hem de ortam hazırlamak ve onlara fırsat vermek gerekir. Çevreleri estetik nesnelerle donatılmalı, bulundukları ortamlar kaotik, düzensiz, aşırı süslü değil, temiz, aydınlık ve renkli olmalıdır. Duyuları harekete geçirmeli, bakma, dinleme, dokunma, koklama ve tatma konularında onları kışkırtmalıdır. Çiçekler, bitkiler, hayvanlar, yumuşak yastıklar, sallanan sandalyeler, heykeller ortama öğretici ve estetik özellikler katarlar. Sergiler (doğal nesneler, kartpostallar, kolleksiyonlar, sanat kitapları, antikarlar, araç ve gereçler, makine parçaları, çömlekler, posta pulları, paralar v.b.) sanat merkezleri, dans alanları v.b. çocukların estetik imgeler, düşünceler, duygular yeni kavramlar üretmeleri için birer fırsat ortamlarıdır. Yarının estetik ortamıyla, zorlanmadan karşılaşabilecekleri ilk deneyim alanlarıdır.

Çocuklar, sanat merkezlerinde sergi açılışlarına, müze gezilerine, konserlere, performanslara katılabilirler. Sanatçılar (ressamlar, heykeltraşlar, müzisyenler, grafikerler v.b.) çocuklarla çalışarak onların yaşantı dünyalarını zenginleştirebilirler.

Sonuç olarak okulöncesinde sanat eğitimi çalışmaları yapılırken çocukların duygularını geliştirici ortamların önemsenmesi gereklidir. Duyumsama, sanatsal çalışmalar yapma, sanat hakkında bilgi sahibi olma, sanatçıları tanıma ve sanatçıların yöntemlerini öğrenme estetik yaşantılar için ön plana çıkmaktadır. Küçük çocuklar elbetteki sanat tarihçileri gibi eğitilemez, ama sanatçılar ve onların yapıtları ile tanışabilirler. Değişik sanat akımlarını tanıyarak bu doğrultuda çalışmalar yapabilirler. Sanatsal eleştiri konusunda da bilgilendirilebilirler.

Bu konuda yapılabilecek bazı çalışma örneklerini şöyle sıralayabiliriz :

* Bir sanat sergisi, müze veya tıpkı basım sergisi gezilebilir. Bu mekanlarda en fazla iki ya da üç ayrı sanat akımına ait çalışmalar, karşılaştırılabilir. Çocuklar farklı sanat akımlarına ait uygulamalı çalışmalar yapabilirler.

Örneğin belli bir çizim (bu insan, ağaç, ev, meyve v.b. olabilir) iki ya da üç farklı sanat akımında nasıl ele alınmış, akımlar arasında ne gibi farklar ve benzerlikler bulunmaktadır? gibi. Her sanatsal yapıt tek tek ele alınır, üzerinde konuşulur, drama yöntemleri ile canlandırılır, daha sonra uygulamalı çalışmalara geçilebilir.

* Bir sanatçıyla çocuklar tanıştırılabilir. Sanatçının çalıştığı, yaşadığı mekan, giyim tarzı, kokusu, duyguları (nasıl gülüyor, neye kızıyor v.b.) düşünceleri, çocuklara farklı bakış açıları kazandırabilir.

Amaç okulöncesi çocuğunun yaşantılarını, imge dünyasını olanaklar ölçüsünde ve zorlama yapmadan zenginleştirmektir. Sanat; duyu, duyum, duygu, algı eğitiminde vazgeçilmemesi gereken hem zevkli, hem eğlendirici, hem de öğretici, belki de en önemlisi çocuğun yaratıcılığını geliştirici olmazsa olmaz bir alandır.

Kaynak : Robert Schırrmacher. Art and Creative Develepment for Young Children. Çev: Suna Karaküçük Delmar Publishers İnc. New York. 1998

 

Kaynak :[-]

GTA V ve COD:Ghosts’un salladığı video oyun dünyası, bu ay içinde satışa sunulacak Xbox One ve PlayStation 4 konsollarıyla iyice hareketlenecek. Artan oynanabilirlik ve görüntü kalitesiyle her geçen gün daha fazla ilgi toplayan video oyunları, toplam gelirde Hollywood filmlerine neredeyse 90 milyar dolar fark atmış durumda.

video oyun

Hollywood, video oyunlarının tehdidi altında. Ünlü oyuncu ve sanatçılar video oyun dünyasında yer almayı tercih ederken, elde edilen gelir açısından fark kapatılması güç bir noktaya geldi.

Mashable sitesinin haberine göre, küresel gelirler ele alındığında Hollywood yapımlarının 2013’te 10.8 milyar dolar gelir elde etmesini beklerken, video oyunları için aynı miktar tam hollywood100 milyar dolar.

Toplam 7 rekor kırarak Guinness Rekorlar Kitabı’na giren GTA V, ilk üç günde 1 milyar dolar elde ederken, oyunun Mart 2014’e kadar 25 milyon satması bekleniyor.

İlk gününde 1 milyar gelir elde eden COD:Ghosts’un reklamında ünlü aktris Megan Fox yer alırken, Emma Stone, Christopher Walken ve Snoop Dogg gibi isimler de oyunlarda seslendirme yapan diğer ünlüler arasında yer aldı.

Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO), 19. Yüzyılın en büyük bestecilerinden Richard Wagner’i, doğumunun 200. yılında, bestecinin ünlü opera dizisi “Der Ring des Nibelungen”den seçilmiş aryalardan oluşan bir programla anacak.

wagner-klasik-muzikBİFO’dan yapılan yazılı açıklamaya göre; operaları, büyüklükleri dolayısıyla bugüne kadar Türkiye’de hiç sahnelenmeyen sanatçının opera dizisi “Der Ring des Nibelungen”den seçilmiş tenor ve bas aryalarından oluşan program, 7 Kasım saat 20.00’de Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleşecek.
BİFO’nun onursal şefi Gürer Aykal’ın yönetiminde yapılacak konserin solistleri tenor Ünüşan Kuloğlu ve bas Tuncay Kurtoğlu olacak. 2011 Donizetti Ödülü sahibi Kuloğlu, “Türkiye’nin yıllardır aradığı Wagner tenoru” olarak gösterilirken, Kurtoğlu dünyanın birçok ülkesinde operalarda yer alan, Türkiye’nin önemli bas solistlerinden biri olarak kabul ediliyor. Programda, Wagner’in en önemli operalarından Das Rheingold, Die Walküre, Siegfried ve Götterdämmerung’dan aryalar seslendirilecek.

Bildiğiniz gibi Nar Sanat Eğitim Kursu olarak pek çok branşta eğitimler vermekteyiz. Bu eğitimlerimiz sanatın bir çok dalında neredeyse tabiri yerindeyse  7’den 70’e (4 yaşından başlayarak) öğrencilerimizi beş yıldır sanat ile yoğuruyor ve sanatı sevdirmeye çalışıyoruz. Her ne kadar temel olarak tüm sanat eğitimi konusunda benzer soru ve sorunlarla karşılaşıyor olsak da bugün resim Dersleri ve velilerin beklentilerini işlemek istiyoruz.

çocuk-resim dersleri-bakirkoy

Zaman zaman velilerden resim eğitiminin kaç yaşında başlaması ve nasıl olması gerektiği konusunda sorular geliyor. Dolaysıyla bu sorulara daha net cevap vermek ve bazı hatalı algılamaları düzeltmek üzere konu hakkında aydınlatıcı bir yazıyı kaleme almakta fayda olduğuna inanıyoruz..

Her veli kendi çocuğunun başlı başına bir “yetenek” olduğunu düşünebilir oysa çocuğun yetenekli olmasından daha çok süreğen ve istikrarlı bir eğitimin başarıya giden yol olduğunu göz ardı edilmemesi gerektiği unutulmamalıdır.

enmutlu-aileDiğer bir hatalı yaklaşım çocuğun dikkatini verme süresinin göz önüne alınmadan 2 ders boyunca resim çizmesinin beklenmesidir. Oysa yaşa ve kişiliğe göre çocuğun ve elbette yetişkinin dahi dikkatini bir konuya verme ve verimli olarak öğrenme sürecinin göz ardı edilmesidir.

Yine resim çalışmalarında aslolan “bir sanatçı yetiştiriyorum” veya “benim çocuğum sanatçı olacak” düşüncesi olmamalıdır. Öncelikle onun sıkılmadan ve severek mümkün olduğunca yaratıcılığını engellemeden sanata dahil edebilmektir.

Çocuktan akademik bir yaklaşım beklemek ve onu akademik çizimlerle boğmak daha iyi resim yapmasına değil belkide resim sanatından soğumasına yol açmaktan başka bir şeyi sağlamaz.

Zaman zaman kolaj çalışmaları, zaman zaman eğlenceli resim faaliyetlerinde bulunmak resim dersini çocuk açısından çekici hale gelmesine yol açacaktır.

resim çizcen-çocuk-güzeldirTüm bunların yanı sıra tüm bu konulara hakim bir kurum ve eğitmen seçiminde de dikkat etmekte elbette kesinlikle fayda var.

Yetkin olmayan eğitmen ve sadece parasal kaygılarla kurgulanmış bir sanat eğitiminin ne kadar verimli olacağını belirtmeye gerek olmadığı düşünmekteyiz.

Tüm bu eğitimlerin yanı sıra çocukların her eğitim döneminde en azından birkaç sergiye götürmenin de teşvik edici olacağı ve resim algısı üzerinde örneklem olacağını da gözden kaçırmamak gerekir diye düşünmekteyiz.

Tüm bunlara dikkat ederek bu yazıyı yazarken Dikkatimizi çeken bir yazıyı sizlerle paylaşmanın faydalı olacağına inanmaktayız. Ebette pek çok makale, tez v.b. yazı var fakat anlatım ve okunma kolaylığı ve anlaşılır olması açısından Öğr.Gör. Kazım ARTUR’un(Çukurova Üni.Eğit.Fak. İlk.Öğr. Bölümü) hazırlamış olduğu yazıyı kayda değer buluyoruz. Okumanızda fayda var. Lütfen  PDF Okumak için TIKLAYINIZ, WORD dosyası olarak okumak için TIKLAYINIZ.

Hollandalı kemancı, besteci, orkestra şefi ve Johann Strauss Orkestrası’nın kurucusu Andre Rieu, 29 Kasım’da İstanbul’da konser verecek.

Andre-RieuDünya müzik otoritelerince yüzyılın en önemli müzisyenlerinden biri olarak kabul edilen ve her birine 50-60 bin kişinin katıldığı konserlerinin biletleri aylar önce tükenen Andre Rieu, İstanbul’daki konserinde Sinan Erdem Spor Salonu’nda sevenleriyle buluşacak.

“Statlarda konser veren tek klasik müzik sanatçısı” olma özelliği taşıyan Rieu, bugüne kadar dünya müzik listelerinde 30 kez liste birinciliği, 355 Platin Albüm Ödülü, 35 milyon DVD satışı, 2012 dünyanın en çok satan erkek sanatçısı, 2009-2011 Yılın Tur Sanatçısı Top 10 gibi başarıları elinde tutuyor.

Rieu, Pollstar listelerinde de 2012 yılının en çok kazanan müzisyenler listesinde 12. sırada yer aldı.

Rieu hakkında

Andre Rieu, 1949’da Hollanda’nin Maastricht kentinde doğdu. Babası Limburg Senfoni Orkestrası’nda ve Leipzig Operası’nda şef olan sanatçının kardeşleri de müzisyen.

Babasından aldığı keman eğitiminin ardından, Lüttich, Maastricht ve Brüksel konservatuarlarında eğitimine devam eden sanatçı, on yıl boyunca Limburg Senfonu Orkestrası’nın üyesi oldu.

Franz Lehar’ın “Gold and Silver”ını icra eden bir salon grubuna katılması, Rieu’nun müzikal kariyerini bu yönde çizmesinde etkili oldu. Kendi salon orkestrası Maastricht Salon Orkestrası’nı 1978’de kuran sanatçı, 1987’ye kadar çalıştığı bu orkestrası ile albümler yayınladı.

Sanatçı, 1980’lerin başında kurduğu Maastricht Salon Orkestrası ile adını duyurdu.

Özellikle Strauss’un valslerine getirdiği yorumlarıyla “Waltz King” olarak adlandırılmaya başlanan Andre Rieu, 1987’e yılında Johann Stauss Orkestrası’nı kurdu ve başlarda on kişiden oluşan, bugün elliyi aşkın müzisyenin üyesi olduğu bu orkestra ile Strauss’un valslerini 19. yüzyıl ruhu ve atmosferi içerisinde icra ettiği gösterisini, dünyanın büyük kentlerinde sunmaya devam ediyor.

İstanbullu müzik severler için Fransa’dan yepyeni bir festival, ‘XXF- Very Very French’ 1 Kasım’da İstanbul’da başlıyor.

XXF- Very Very FrenchYeni nesil Fransız sanatçıları biraraya getirerek güncel Fransız müziği örneklerini sunacak Festival ‘XXF – Very Very French’, 1-15 Kasım tarihleri arasında İstanbul’da başlıyor. Fransız Kültür Merkezi tarafından düzenlenen ve bu yıl ilki yapılacak festival kapsamında, farklı mekanlarda toplam 7 konser gerçekleşecek. XXF’in konser mekanları ise Babylon, Ghetto, Nublu İstanbul ve Salon İKSV.

Festivalde yaratıcılıkları ve özgünlükleriyle ünleri çoktan Fransa dışına taşmış yeni nesil Fransız müzisyenlerini ağırlayacak. Fransız Kültür Merkezi’nin girişimiyle düzenlenen ve müzikal güncelliği ile kaçırılmaması gereken Festival XXF – Very Very French, Country’den Caz’a, Funk’tan Indie Rock’a farklı müzik türlerini müzikseverlerle buluşturacak.

Festival, açılışını 1 Kasım Cuma akşamı Babylon’da Moriarty grubuyla yapacak. Müziğini country ve blues temelleri üzerine kuran Moriarty, vokalistleri Rosemary Standley’nin güçlü sesiyle sıradışı hikâyelerini Babylon’un sahnesinden anlatacak.

2 Kasım Cumartesi akşamı ise, Fransa’nın yeni serçesi Mesparrow, Salon İKSV’de sahne alacak. Soul, pop ve elektro müziği harmanlayarak harika bir karışım yaratan Mesparrow, festivalin bir diğer öne çıkan isimleri arasında.

Festival XXF – Very Very French, 8 Kasım Cuma ise Fransa’nın electro/hip hop sahnesinden iki önemli Fransız DJ’i enerji yüklü bir gecede Ghetto’da ağırlıyor: DJ Feadz ve Mr. Flash!

9 Kasım Cumartesi günü Nublu İstanbul’da “Filisrailli” Boogie Balagan ikilisi farklı dillerin içiçe geçtiği eğlenceli ve yüksek tempolu konserleri ile dinleyicileri sınırların olmadığı yepyeni bir dünyaya davet ediyor olacak.

13 Kasım Çarşamba akşamı ise avangard elektro sahnelerinin parlayan yıldızı Chapelier Fou nam-ı diğer Louis Warynski konseri Nublu İstanbul’da izlenebilir.

Festivalin bir diğer sürprizi 14 Kasım Perşembe akşamı Nublu İstanbul’da konser verecek indie müziğine Fransa’dan bir armağan, Poni Hoax grubu.

Günümüz Fransız müzik sahnesinin en göze çarpan temsilcileri arasında yer alan Electro Deluxe ise dilden dile dolaşan sahne performansıyla 15 Kasım Cuma akşamı Babylon’da XXF Very Very French Festivali’nin kapanışını yapacak.

Kaynak :[-]

Google bu gece bir sürpriz yaparak doodle adı verilen ve önemli kişi, olay v.s. anma anlamında grafikleştirdiği bölümde Türkiye için Leyla Gencer’in doğum gününü seçti

Leyla GENCER kimdi hatırlayalım.

leyla-gencerAyşe Leyla Gencer, (d. 10 Ekim 1928; Polonezköy, ö. 10 Mayıs 2008; Milano), Türk opera sanatçısı. 20. yüzyılın en önemli sopranolarından birisi olarak görülür.

Batı ülkelerinde “La Diva Turca”, “La Gencer”, “La Regina” olarak ün yapan; Milano, Roma, Napoli, Venedik, Viyana, Paris, San Francisco, Köln, Buenos Aires, Londra, Rio de Janerio, Bilbao, Chicago’da sanatını dinleten; Lucia’nın, Norma’nın, Lady Macbeth’in, Queen Elizabeth’in, Filoria Tosca’nın, Lucrezia’nın, Madam Butterfly’ın, Alceste’nin, Aida’nın, Violetta’nın, Leonora’nın “Leyla la Turca”sı soprano Leyla Gencer, hem seçkin opera sahnelerinde hem resitallerinde hayranlık uyandırmış sanatçılardandır. Opera repertuarı 23 bestecinin 72 yapıtını kapsamıştır. Gencer, T.C. Devlet Sanatçısıdır.

Doğumu ve ailesi

Leyla Gencer 1928’de Polonezköy’de doğdu. Babası Safranbolulu köklü Müslüman bir ailenin oğlu olan Hasanzade İbrahim Bey, annesi Polonyalı Katolik bir ailenin kızı olan Alexandra Angela Minakovska’dır. Ailesi sonradan Çeyrekgil soyadını aldı. Annesi, İbrahim beyle evlendikten sonra Müslüman olup Atiye adını aldı. Gencer ileriki yıllarda bir röportajında “Müslüman ve oryantal bir altyapıdan geliyorum” demiştir.[1]

Babası İbrahim Bey, ağabeyi Hüseyin Çeyrekgil ile çiftçilik, balıkçılık, taşımacılık ve Çubuklu suyunun işletmesini yapıyordu; ayrıca Lale Sineması’nın işletmesini üstlenmişti ve Karaköy’de hanları bulunuyordu. Leyla, babasını genç yaşta kaybetti. 1946’da varlıklı bir bankacı olan İbrahim Gencer ile evlendi ve Gencer soyadını aldı.

Eğitimi

leyla_gencer Leyla Gencer, İstanbul İtalyan Lisesi’ni bitirdi ve bir süre İstanbul Devlet Konservatuvarı’nda şan eğitimi aldı. Konservatuarda, Fransa’nın önde gelen hocalarından Reine Gelenbevi, ünlü orkestra şefi Muhittin Sadak ve besteci Cemal Reşit Rey’in öğrencisi oldu. Ankara Devlet Konservatuarı’nda ders vermek üzere Türkiye’ye gelen ünlü İtalyan soprano Giannina Arangi-Lombardi ile tanıştıktan sonra İstanbul’daki konservatuar eğitimini yarıda bırakarak çalışmalarını Ankara’da onun özel öğrencisi olarak sürdürdü. Ankara Devlet Tiyatrosu’nun (opera da tiyatroya bağlı idi) korosuna girdi. Hocası Arangi Lombardi, bir yıl sonra kızını ziyaret için gittiği İtalya’da hastalanarak hayatını yitirince çalışmalarını İtalyan bariton Apollo Granforte ile sürdürdü.

Opera kariyeri

Leyla Gencer, Devlet Tiyatroları Ankara Operası’nda korist olarak görev yapmaktayen Ankara’ya geldiği yıl (1950’de) sahnelenmeye başlayan Cavallerina rusticana operasında Santuazza rolü ona verildi, Gencer’in opera kariyeri bu rolle başladı.

Leyla Gencer, Ankara Devlet Operası’nda görev yaptığı 1950-1958 yılları arasında devlet konuklarına verilen resitallerde en çok görev alan sanatçılardan oldu. ABD devlet başkanlarından Harry S. Truman, Dwight Eisenhower, Yugoslavya’nın kurucusu Mareşal Tito, İran Şahı Rıza Pehlevi ve eşi Prenses Süreyya, Ürdün Kralı Hüseyin, huzurunda resitaller verdiği devlet konuklarındandır.

İlk defa 1953 yılında, Türkiye ile İtalya arasında imzalanan Kültür Anlaşması çerçevesinde bir radyo konseri vermek için Roma’ya gitti. Bu konserin başarısı üzerine Napoli Yaz Festivali’nde sahnelenen Cavelleria rusticana operası’nda başrol üstlenmek fırsatını elde etti. Bir sonraki sezon Napoli’nin ünlü San Carlo Operası’nda Eugenio Onegin ve Madam Butterfly operalarında başrol oynama teklifi aldı. Leyla Gencer’in uluslararası platformdaki opera serüveni böylece başladı, Madam Butterfly operasındaki başarısı ile Napolillerin sevgisini kazanan Gencer, Napolili Türk olarak anılmaya başladı. Bu başarı bir sonraki sezon San Carlo Operası’nda sahnelenen La Traviatadaki Violetta rolü ile sürmüştü. Sanatçı “La Traviata”‘yı Palermo, Trieste, Ankara, Torino, Varşova, Poznan, Lodzi Krakov’da, Viyana Devlet Operası’nda Herbert von Karajan yönetiminde, San Francisco ve Philadelphia’da, Moskova ve Leningrad’da seslendirdi. 1956’da San Francisco operasında San Francesca da Rimini operasında son anda oynayamayacağını bildiren ünlü soprano Renata Tebaldi’nin yerine başrolü seslendirdi. Eserin San Francisco ve Los Angeles temsillerinden sonra San Francisco operası ile kontrat imzaladı.

leyla-gencer (1)1957 sezonunda San Fransicso Operası’nda sahnelenen La Traviata operasında başrolü Leyla Gencer, Lucia di Lammermoor operasında ise dünyaca ünlü soprano Maria Callas üstlenmişti. Callas’ın gelmemesi üzerine Lucia rolünü de Gencer üstlendi ve büyük başarı kazandı. O günden başlayarak ABD’de sayısız opera temsili, resital, konser gerçekleştirdi.

26 Ocak 1957 gecesi Leyla Gencer, kendisine koyduğu Milano’nun ünlü La Scala Tiyatrosu’nda sahneye çıkma hedefine ilk defa ulaştı. Fransız besteci Francis Poulenc’in Carmelit’lerin Diyaloğu eserinin dünyadaki ilk temsilinde başrolü (Lidoine-başrahibe) oynadı. Scala’daki ilk sahneye çıkışından sonra Gencer, 18 Şubat 1957’de tüm zamanların en büyük orkestra şefi kabul edilen ve kısa bir süre önce ABD’de hayatını kaybeden Arturo Toscanini için Milano’nun Duomo di Milano Katedralı’nda düzenlenen görkemli cenaze töreninde Verdi’nin Requiem’i seslendirilirken soprano partisini başarıyla söyledi. Bu başarının ardında La Scala Operası’nın Köln Operası’nın açılışı nedeniyle düzenlediği turnede Verdi’nin Kaderin gücü adlı eserinde başrol oynadı. 1958’de Pizzetti’nin dünyada ilk gösterimi gerçekleşen Katedral’de Cinayet adlı eserinde başrahibe rolünü, ardından Boito’nun az bilinen Mefistofele operasında Margherita rolünü üstlendi.

Gencer, 1958 yılında kontratı feshedilinceye kadar yurtdışındaki operalarda Ankara Devlet Operası Sanatçısı sıfatıyla rol aldı. 1958’de görevine son verildikten bir süre sonra Milano’ya yerleşti. 1958’de İtalyan Radyosu’nda Donizetti’nin “Anna Bolena” operası Leyla Gencer’in yorumuyla yayımlanmıştı (Bu yayım, 1980’de plak olarak piyasaya çıktı). Bu yorumun başarısı üzerine ünlü orkestra şefi Vittorio Gui şefliğini yaptığı 3 ayrı eserde, 3 ayrı kentte (Palermo, Floransa Roma Operaları) başrol teklif etti. Gencer böylece 1959 yılı Floransa l.gencerFestivali’nin açılışında Verdi’nin 1849’dan beri hiç sahnelenmemiş “Legnano Savaşı” adlı eserinde başrolü oynadı. Bunu, Palermo’da Verdi’nin “Macbeth” Operası, Roma’da Mozart’ın “Don Giovanni” Operası’nı seslendirdi.

Gencer, 1960’larda mesleğinin doruğuna çıktı. Hiç bilinmeyen operaları seslendirmeyi sürdürdü. 1963’te Verdi’nin unutulmuş operası “Kudüs”te başrol Elena’yı oynadı. Bunu Donizetti’nin hiç bilinmeyen operası “Robert Devereux”daki Kraliçe Elizabeth rolü ve Bellini’nin 130 yıldır sahnelenmeyen “Beatrice di Tanda” operası takip etti.

1985 yılında sahneye veda eden sanatçı, 1983-1988 yılları arasında As. Li. Co.’nun genel sanat yönetmenliğini yürüttü, 1997-1998 arasında La Scala korosunun genç sanatçılar okulunda yöneticilik yaptı, vefatına kadar La Scala Tiyatrosu’nda opera sanatçıları için kurulan akademinin sanat yönetmenliğini yapmaktaydı. Gencer, aynı zamanda opera yorumu üzerine dersler vermeye devam ediyordu. Uluslararası yarışmalarda seçiciler kurulu üyelikleri yapan, festivallere, seminer ve konferanslara katılan Leyla Gencer, İstanbul’da kendi adını taşıyan “Uluslararası Şan Yarışması”nın kurucusudur. Yarışma, 1995 yılından beri düzenlenmektedir.

Leyla Gencer, 1988 yılında “Devlet Sanatçısı” unvanıyla onurlandırıldı.

2004 yılında Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü tarafından 1000 yılın Türkleri özel koleksiyonunda adına 15.000.000 TL değerinde 0.999 ayar gümüş hatıra para basıldı.

Vefaati

10 Mayıs 2008’de Milano’daki evinde kalp ve solunum yetmezliğine bağlı olarak hayatını kaybetti. Leyla Gencer’in cenazesi 12 Mayıs günü Milano’da La Scala Operası’nın Santa Babila Kilisesi‘nde düzenlenen kalabalık bir törenden sonra vasiyeti doğrultusunda krematoryuma götürülerek yakıldı. Leyla Gencer’in külleri daha sonra İstanbul’a getirildi. Kendi vasiyeti gereği küller, 16 Mayıs günü Dolmabahçe Sarayı ile Dolmabahçe Camii arasındaki yapılan bir törenden sonra Dolmabahçe açıklarında Boğaz sularına döküldü[3]. Törende, Mozart’ın Requiem’inden “Lacrimosa” ile Ahmed Adnan Saygun’un “Yunus Emre Oratoryosu”‘nun 5, 12 ve 13. bölümleri İstanbul Devlet Opera ve Balesi Orkestra ve Korosu tarafından leyla.gencerseslendirildi.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın yeni yapılmakta olan merkezinde sanatçının vasiyeti üzerine bir “Leyla Gencer Müzesi” oluşturulacak.

Leyla Gencer Şan Yarışması

İlki “Yapı Kredi Uluslararası Leyla Gencer Şan Yarışması” adıyla 3-9 Eylül 1995 tarihinde gerçekleştirilen Leyla Gencer Şan Yarışması, 2006 yılından bu yana iki yılda bir, La Scala Tiyatrosu Sahne ve Gösteri Sanatları Akademisi Vakfı işbirliğiyle İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenleniyor. 1997 yılındaki ikinci yarışmaya Leyla Gencer jüri üyesi olarak katıldı. Her iki senede bir gerçekleştirilen yarışma 1999 yılında 17 Ağustos Depremi nedeniyle düzenlenmedi.

Bugüne kadar birçok ülkeden yüzlerce sanatçının katıldığı Leyla Gencer Şan Yarışması’nda dereceye girenler dünyaca ünlü operalardan konser teklifleri aldılar.

Diskografi

  • Bellini: Norma / 1966, de Fabritiis, Gencer, Cossotto, et al
  • Bellini: Norma / 1965, Gavazzeni, Gencer, Simionato, et al
  • Bellini: Beatrice di Tenda1964 / Gui, Gencer, Zanasi, et al
  • Bellini: I Puritani 1961 / Quadri, Gencer, Raimondi, et al
  • Pacini: Saffo 1967 / Gencer, Del Bianco, Mattiucci
  • Cherubini: Medea 1968/ Gencer, Bottion, et al
  • Mayr: Medea in Corinto 1976/ Ferro, Gencer, Johns
  • Gluck: Alceste 1967/ Gui, Gencer, Picchi
  • gencer.leylaChopin: Polish Songs; Liszt / Leyla Gencer, Nikita Magaloff
  • Donizetti: Anna Bolena 1958/ Gavazzeni, Gencer, Simionato, et al
  • Donizetti: Anna Bolena 1965/ Gavazzeni, Gencer, Cava, et al
  • Donizetti: Caterina Cornaro 1972 / Cillario, Gencer, Aragall
  • Donizetti: Les Martyrs / 1975 Camozzo, Gencer, Bruson, et al
  • Donizetti: Les Martyrs / 1978 Gelmetti, Gencer, Bruson, et al
  • Donizetti: Lucrezia Borgia / 1970 Gracis, Gencer, Raimondi et al.
  • Donizetti: Lucrezia Borgia / 1966 Franci, Gencer, Aragall, Petri et al.
  • Donizetti: Maria Stuarda / 1967 Molinari-Pradelli, Gencer, Verret, Tagliavini et al.
  • Donizetti: Messa di Requiem / Gavazzeni, Teatro La Fenice
  • Donizetti: Roberto Devereux 1964 / Gencer, Cappuccilli, et al.
  • Donizetti: Belisario 1969 / Gavazzeni, Gencer, Taddei et al.
  • Mozart: Don Giovanni 1960/ Molinari-Pradelli, Gencer, Petri, Bruscantini, Stich-Randall et al
  • Mozart: Don Giovanni 1962/ Solti, Gencer, Jurinac, Freni
  • Ponchielli: La Gioconda 1971 / de Fabritiis, Gencer, Raimondi
  • Zandonai: Francesca da Rimini 1961 / Capuana, Gencer, Cioni et al.
  • Rossini: Elisabetta, Regina d’Inghilterra 1971/ Sanzogno, Gencer, Grilli
  • Verdi: I due Foscari” 1957/ Serafin, Gencer, Guelfi
  • Verdi: Battaglia di Legnano (Legnano Savaşı) 1959/ Gencer, Limarilli
  • Verdi: Rigoletto 1961/ Quadri, Gencer, McNeil, Raimondi
  • Verdi: Gerusalemme 1963/ Gavazzeni, Gencer, Aragall, Guelfi
  • Verdi: I Vespri Siciliani 1965/ Gavazzeni, Gencer, et al
  • Verdi: Macbeth 1960/ Gui, Gencer, Taddei, Picchi et al.
  • Verdi: Macbeth 1968/ Gavazzeni, Gencer, Guelfi, Corradi, et al
  • Verdi: Attila 1972/ Silipigni, Gencer, Hines
  • Verdi: Ernani 1972/ Gavazzeni, Gencer, Bergonzi
  • Verdi: Simon Boccanegra 1961/ Gavazzeni, Gobbi, Gencer
  • Verdi: Il Trovatore 1957/Previtali, Gencer, Del Monaco, Barbieri, Bastianini
  • Verdi: Un ballo in maschera (Maskeli Balo) 1961/ Gencer, Bergonzi
  • Verdi: Aida 1956/ Capuana, Gencer, Bergonzi, Cossotto
  • Verdi: La Forza del Destino (Kaderin Gücü) 1957/ Serafin, Gencer, Di Stefano
  • Verdi: La Forza del Destino 1965/ Molinari Pradelli, Gencer, Bergonzi

 

‘İstanbul Bach Günleri’, 10. yılında 10 Ekim – 2 Kasım tarihleri arasında gerçekleşecek.

istanbul-bach-gunleriBaşlangıcından bugüne, Gustav Leonhardt gibi efsanevi büyükleri ve eski müziğin dünyadaki en önemli isimlerini İstanbul’a getiren “Bach Günleri“, Avrupa Birliği’nin Kültür Elçisi European Union Baroque Orchestra’nın 10 Ekim 2013 Perşembe günü saat 20.30’da St. Antuan Kilisesi’nde vereceği konserle başlıyor.

28 Ekim gecesi dünyaca ünlü Romen kemancı Alexandru Tomescu, yine St. Antuan Kilisesi’nde dinlenebilir. Concertgebaouw (Amsterdam), Theathre des Champs Elysees (Paris), Carnegie Hall (New York) gibi dünyaca ünlü konser salonlarında resitaller veren Alexandru Tomescu bu konserde Bach’ın solo sonat ve partitalarını çalacak.

“Bach Günleri”, Moskova Virtüözlerine de şeflik yapmış olan ünlü Rus piyanist Konstantin Lifschitz’in Sakıp Sabancı Müzesi’nde vereceği resitalle devam edecek. Türkiye‘ye ilk kez gelen sanatçı, 29 Ekimakşamı Goldberg Varyasyonları’nı klasik piyanoyla seslendirecek. Seyirciler, etkinlik kapsamında SSM’deki Anish Kapoor sergisini de gezebilecek.

“Bach Günleri”ne ikinci kez katılan Thomas Gabriel Trio’nun 30 Ekimtarihli konserinde ise caz ile Bach bir araya gelecek.

Festival ayrıca Alexander Rudin ile Hüseyin Sermet’i de buluşturacak. Bu özel konserde ilk kez bir araya gelen iki büyük müzisyeni 31 Ekim’de Aya İrini‘de dinlenebilir.

10. “Bach Günleri”, 2 Kasım gecesi Barocco Sempre Giovane Topluluğu’nun Aya İrini’de vereceği konserle kapanacak. Bu konserde Nazlı Erdoğan, Telemann’ın Viyola Konçertosu’nu çalacak. Daha sonra ünlü Çek viyolonselci Jiri Barta, Hindemit ve Haydn’ın viyolonsel konçertolarını yorumlayacak.

Konser Programı

10 Ekim 2013 – Avrupa Birliği Barok Orkestrası, St. Antuan Kilisesi, Saat: 20:30

28 Ekim 2013 – Alexandru Tomescu, St. Antuan Kilisesi, Saat: 20:30

29 Ekim 2013 – Konstantin Lifschitz, The Seed/Sakıp Sabancı Müzesi, Saat: 20:30

30 Ekim 2013 – Thomas Gabriel Trio Caz Konseri, St. Antuan Kilisesi, Saat: 20:30

31 Ekim 2013 – Alexander Rudin ve Hüseyin Sermet, Aya İrini, Saat: 20:30

2 Kasım 2013 – Barocco Sempre Giovane ve Jiri Barta, Nazlı Erdoğan, Aya İrini, Saat: 20:30

Kasım ayında başlayacak yeni sezonunda İş Sanat”yıl boyu sanat, yıl boyu festival” yaklaşımıyla John McLaughlin, Joshua Bell gibi dünyaca ünlü sanatçıları ağırlayacak. Programda Amerikalı ünlü dans grubu Limon Dance Company’de yer alıyor

John McLaughlin

John McLaughlin

Klasik müzikten caza, gelenekselden dünya müziğine, danstan şiir dinletisine farklı etkinlikler ve sergilerle İstanbul İş Sanat’ın 14. sezonu kasım ayında başlıyor. İş Sanat’ın 14. sezonunun tanıtıldığı basın toplantısında konuşan Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Senar Akkuş, İş Sanat’ın kasımda başlayıp mayısta sona erecek yeni sezonunda 15 klasik müzik, 5 caz, 6 dünya müziği, 5 yerli proje, 2 dans gösterisi, 5 şiir dinletisi, 4 Parlayan Yıldızlar konseri ve çocuk gösterilerinin yer aldığını açıkladı. Kibele Sanat Galerisi ise 4 önemli sergiye ev sahipliği yapacak.

İş Sanat, sezonu 2 Kasım’da geleneksel hale gelen Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO)konseri ile açacak. Şef Sascha Goetzel’in yönetimindeki BİFO, genç kuşak piyanistlerinden Özgür Aydın’a eşlik edecek. Klasik müzikte sıra dışı tarzıyla dikkat çeken İngiliz Barok topluluğu Red Priest ile “kemanın şairi” olarak adlandırılan Joshua Bell yönetimindeki Academy of St Martin in the Fields sezonun öne çıkan konserleri arasında yer alacak.

MADELEINE PEYROUX DA GELİYOR
İş Sanat’ın caz konserlerinde ise, yenilikçi çalışmaları ile adından söz ettiren John McLaughlin ve tabla sanatçısı Zakir Hussain’in müzikal

Joshua Bell (Foto: Chris Lee)

Joshua Bell
(Foto: Chris Lee)

işbirliklerinin 40’ıncı yılını kutladıkları “Remember Shakti” projesi dikkat çekiyor. Time Dergisi’nin “Yılın en heyecan verici vokali” olarak nitelendirdiği caz vokalisti Madeleine Peyroux “The Blue Room” isimli son albümünün en beğenilen parçalarını İş Sanat sahnesinde seslendirecek.

LIMON DANCE COMPANY

İş Sanat, dansın uluslararası üne sahip önemli gruplarından birini daha dans severlerle buluşturacak. Dramatik ifadeleri, teknik ustalıkları ve coşkun hareketleriyle sahneye çıktıkları her ülkede izleyicilerine eşsiz deneyimler yaşatan Amerika’nın köklü dans topluluğu Limón Dance Company iki gösteriyle bu sezon İş Sanat’a konuk olacak.