Şunun için etiket arşivi: sanatçı

Edebiyat, yaratıcılığa dayanan bütün sanat dallarında olduğu gibi, özneldir. Belirli ve herkes için geçerli ölçütlerle değerlendirilemez bu alanda verilen eserler. Yine de edebiyat eserlerini, çağdaşları ve toplum üstündeki etkilerinden yola çıkarak bir değerlendirmeye tutabiliriz. Özellikle söz konusu olan tür romansa, onların kendinden sonraki eserleri nasıl etkilediği, öbür yazın türleri üstündeki etkisinin ne olduğu ve okurların gözünde nasıl bir yer edindikleri önemlidir. Bunun içindir ki onlarca yıl önce yazılmış bir roman hâlâ okunur, edebiyat dünyasını ve bireyleri bugün de etkilemeye devam eder.

Aşağıda, 20. yüzyılda yazılan ve mutlaka okunması, anlaşılması gereken 50 roman listesi yer alıyor. Kitapların sıralaması yazıldıkları yıllara göre yapılmıştır.

kitaplar ve kitaplar

1. Şikago Mezbahaları (1906) – Upton Sinclair

İşçi sömürüsünü ve Amerika’daki yetersiz gıda güvenliğini sergileyen roman, Başkan Roosevelt’in 1906′da sağlıkla ilgili iki yasayı geçirmesine neden oldu.

2. Dönüşüm (1915) – Franz Kafka

kitap ve kitapDönüşüm, varoluşçuluğu temele alan mükemmel romanlardan biridir. Kafka’nın karakteri Gregor Samsa, bir sabah uyandığında kendini bir böcek olarak bulur. Bu böcek metaforu ise bütün toplumsal rahatsızlıklara cesaret kırıcı bir bakış açısı sunar.

3. Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi (1916) – James Joyce

Bu yarı otobiyografik roman, cinselliğe, sürgüne, sömürgeciliğe ve estetiğe bir yolculuk yapar. Kitap, Joyce’un kendisiyle mücadelesine ayna tutmaktadır.

4. Siddhartha (1922) – Hermann Hesse

Roman, yalnızca Siddhartha Gautama’nın hikâyesini anlatmaz, Siddhartha’yı yüce Buda olarak tanımlar, çünkü ana karakter ona benzer bir aydınlanma yolu izler. Yolculuğu boyunca karşılaştığı herkes ve yaşadığı her olay, Siddhartha’ya değerli bir katkıda bulunur.

5. Muhteşem Gatsby (1925) – F. Scott Fitzgerald

Caz çağının alegorisi olma özelliği taşıyan ünlü roman, “Amerikan Rüyası”nın çöküşünü, lüks bir hayat süren bir adamın hüzünlü hikâyesi yoluyla anlatır.

6. Döşeğimde Ölürken (1930) – William Faulkner

Bilinçakışı yöntemiyle yazılan romanda, on beş farklı anlatıcının ağzından karışık bir düzende aile bireylerinden birisinin gömülme arzusu yerine getirme çabası anlatılır.

7. Mübarek Toprak (1931) – Pearl S. Buck

Dünya Savaşı’ndan sonra, bir çiftçi ve karısının yaşam savaşının betimlemesi özelliği taşıyan roman, çiftçinin ve ailesinin, yaşamlarını kontrol etme hikâyesini zaman ve yer kavramlarını aşarak anlatır.

8. Dalgalar (1931) – Virginia Woolf

Sansür döneminde kadınların arzularını ve eşcinselliğini oldukça keskin hatlarla ve açıksaçıklıkla araştıran Woolf, bu kavramların “edepli toplum” değerlerinden öte bir yerde düşünülmesi için okurlarına meydan okur. Arkadaşları karşılıklı bir trajedide hemfikir olurken birçok fikir ve felsefe nihai feminist hareketin belirginleştiğini ima eder.

9. Fareler ve İnsanlar (1937) – John Steinbeck

Büyük bunalım boyunca fakirlik ve eziyetle mücadele eden iki göçmen işçinin trajik ve tozlu hikâyesi, Steinbeck’in en meşhur eserlerindendir. Kahramanlarının birbirleriyle olan ilişkisini ve etraflarındaki umutsuzluğu inceleyen bir eserdir.

10. Tanrıya Bakıyorlardı (1937) – Zora Neale Hurston

Antropolog Hurston, Karaib ve ya Afrika soyundan gelen Amerikalıların kişisel deneyimerine ışık tutmak için Amerika’nın güneyi ve Karayipler ile ilgili araştırmasına dikkat çeker.

11. Sessiz Gezegenin Dışında (1938) – C.S. Lewis

Lewis, Narnia gibi canlı ve hayal gücü kuvvetli bir dünyada, insan içgörüsüne bazı fantastik yaratıklarla uzaylı manzaraları yerleştirerek bilimkurguyu çözmeye çalışır.

12. Hoşça Kal Berlin (1939) – Christopher Isherwood

Bir hiciv geçidi, eksantrik ve grotesk figürlü, ilginç hikâyeler dizisi, Berlin’deki Nazi saldırısının öncesinde ana karakter Isherwood’un başına gelen olaylardan esinlenerek ortaya çıkmıştır.

13. Altın Gözde Yansımalar (1941) – Carson McCullers

Carson McCullers, ABD’nin güneydoğu eyaletlerinden birinde, barış zamanı bir ordugâhta geçen bu romanında, beş kişinin yalnızlıkları, düşleri, saplantıları, başarısızlıkları ve zaaflarından bir “insani cehennem” örüyor.

14. Yabancı (1942) – Albert Camus

Varoluşçu bir roman olarak etiketlenmesine rağmen, Camus, politika, felsefe, edebiyat ve din gibi çok geniş bir açıdan alır sorunları. Romanda bir katilin hayatında gittikçe artan absürt ve ruhsuz olayları anlamlandırma çabası yer alır.

15. Başka Sesler Başka Odalar (1948) – Truman Capote

Old South, etrafında bir viraneye dönüşürken genç bir çocuk tanımadığı akrabalarıyla yaşamak için gönderilir ve kendisini insanlığın anlamını, onun güzel ve karmaşık yapılarını sorgularken bulur.

16. 1984 (1949) – George Orwell

1984, şimdiye kadar yazılmış en etkili politik ve distopik romanlardan biridir. Bu tartışmasız klasik, bireyin toplumla olan ilişkisini dikkatli bir biçimde irdeler. Sadık bir sosyalist olan Orwell, komünizm, faşizm ve totalitarizmin mantıksal aşırılıklarını ortaya çıkarmak niyetindedir ve bunu büyüleyici ve korkunç anlatımı ve diliyle yazmıştır.

1951 yılında yayımlanmasına rağmen, Salinger’in ikonik, isyankâr antikahramanı Holden Caulfield hâlâ yaşamaktadır ve Amerikan toplumunun iki yüzlülüğünü ve sahtekârlığını dile getiren güvenilmez bir ses olarak da okunmaktadır.

18. Görülmeyen Adam (1953) – Ralph Ellison

Çok az roman insan hakları hareketinden önce Afroamerikan toplumunun duygularını Görülmeyen Adam kadar iyi yakalamıştır. Ellison, marjinalleşme, hayal kırıklığı ve çağdaşlarını değersizleştirme gibi kavramları politik bir bireşime dönüştürmektedir.

19. Sineklerin Tanrısı (1954) – William Golding

Makro konuya mikro bir bakış getiren roman, bir uçak kazasından sonra adaya sıkışan, orada uygarlık çatışmalarına ve farklı gruplaşma yolları arayan ve bunu, gücü güvence altına almak için yapan İngiliz okul çocuklarının hikâyesini anlatır.

20. Lolita (1955) – Vladimir Nabokov

Birçok okur romanın merkezindeki tartışma yaratan pedofili ilişkiyi görüp, romanın özünü atlamıştır. Lolita, kurbanla kurban eden arasındaki çizginin bulanıklaşmasını özenle inceler.

21. Şafak Tapınağı (1956) – Yukio Mişima

İnsan zihninin gizli kalmış yerlerini usta bir anlayışla anlatan Mişima, tapınaktaki evi tarafından büyülenen genç Budist’in deliliklerini ve eziyetlerini incelemektedir.

22. Zen Kaçıkları (1958) – Jack Kerouac

Beat neslinin temel taşı olarak bilinen Kerouac, özgür Zen Kaçıkları’nda konformist Atom Çağı’nda, toplumun gittikçe sertleşen anlam arayışını net bir biçimde gösterir.

23. Gece (1958) – Elie Wiesel

Çok az roman, soykırımın onur kırıcı ve iç burkan korkularını toplama kampında geçen, yarı otobiyografik, didaktik ve trajik bu roman kadar iyi anlatabilir.

24. Parçalanma (1958) – Chinua Achebe

Igbo lideri Okonkwo, kabilesinin hem içerde hem de İngiliz kolonisi gibi dış kaynaklarla parçalanmasını izlemektedir. Bu roman postkolonyel edebiyat tarzında şimdiye kadar yazılmış en aydınlatıcı ve provokatif eserlerden biridir.

25. Bülbülü Öldürmek (1960) – Harper Lee

Lee’nin bu uzun eseri, zorlukların içinde dürüstlüğü devam ettirme ve toplumsal ahlakı sürdürebilme mesajlarını taşıyan, içerik bakımdan zengin bir romandır.

26. Madde 22 (1961) – Joseph Heller

Heller, bu kara mizah ögeleri barındıran romanında, absürt hükümet bürokrasisi yoluyla savaşa ve şiddete ciddi eleştiriler gönderir.

27. Otomatik Portakal (1962) – Anthony Burgess

Özgür iradenin sınırlarını ve doğasını sorgulayan bu provokatif ve distopik roman, sokak çetelerinin acımasızlığıyla hükümetin yaptığı tuhaf deneyleri konu edinir.

28. Guguk Kuşu (1962) – Ken Kesey

Zihinsel sağlık enstitüsü ve MKULTRA’da edindiği tecrübelerle ortaya çıkan Kesey’nin tartışmalı romanı, toplumun yanlış anlaşılan, aşağılanan ve gözden kaçanlarına bir ışık tutmaktadır.

29. Kedi Beşiği (1963) – Kurt Vonnegut

Kedi Beşiği’nde teknoloji, din, bilim ve soğuk savaş, nüktedan ve kırıcı bir mizaha kurban gitmektedir ki bu eser aynı zamanda ana ilkeleri de ayrıntılı biçimde inceler.

30. Herzog (1964) – Saul Bellow

Mektup tarzında düzenlenen bu roman, orta yaş bunalımına yenik düşen ana karakter Moses Herzog’un zihnine bir gedik açar.

31. Paris Bir Şenliktir (1964) – Ernest Hemingway

Bu yaratıcı romanda Hemingway, 1920′li yıllarda Paris’te bir göçmen olarak edindiği tecrübeyi ve sayısız önemli yazar ve sanatçıyla olan iletişimini dile getirir.

32. Kişisel Bir Sorun (1964) – Kenzaburo Oe

Ailevi sorumluluk ve gerçeklerden kaçış bu romanın merkezini oluşturur. Bir babanın, yeni doğan zihinsel engelli oğlundan uzaklaşmak gibi yüz kızartıcı kararı ve bu karardan kendini alkole ve kadınlara vererek vazgeçmesi anlatılır.

33. Maus Hayatta Kalanın Öyküsü (1972) – Art Spiegelman

Spiegelman’in babasıyla olan hasarlı ilişkisini düzeltme çabalarını anlatan ilginç bir hikâyeyle çerçevelenen iki ciltlik bu roman, soykırım edebiyatı ve grafik roman tarzına önemli bir örnektir.

34. Gravity’s Rainbow (1973) – Thomas Pynchon

II. Dünya Savaşı’nın tuhaf ve postmodern bir yorumu olan bu roman, birbirinden farklı gerçek konu ve fikirleri araştırırken 73 bölümde 400′ü aşkın karakteri uzun uzun anlatır.

35. Suttree (1979) – Cormac McCarthy

Ortada hiçbir neden yokken varlıklı bir adam, lüks hayatını terk edip Tennessee nehrindeki tekne evine kendini hapseder. Orada birçok kötü insanla karşılaşır, kendisi ve çevresi hakkında çok şey öğrenir.

36. Alıklar Birliği (1980) – John Kennedy Toole

Şimdiye kadar Pulitzer kazanmış ve aynı zamanda sevimli bir absürt tarzı olan romanlardandır. Toole, trajik ve gülünç olan New Orleans’ın bir portesini çizer.

37. The Color Purple (1982) – Alice Walker

Walker, 1930′ların Georgia’sında geçen bu romanında, o zamanlar görmezden gelinen bir grup olan Afroamerikan kadınların var olma mücadelesini ele alıyor.

38. Beyaz Gürültü (1985) – Don DeLillo

Postmodern bir ana karakter olan Jack Gladney ve ailesi, yerel bir felaketin ardından kendi varoluşlarını incelemeye başlar.

39. Watchmen (1986) – Alan Moore

Watchmen, soğuk savaş, Thatcherizm ve Reaganizm hakkında yorum yapan, geleneksel süper kahraman mitoslarını tahlil eden, yarı gafik tarzında yazılmış bir romandır.

40. Mutfak (1988) – Banana Yoshimoto

Tokyo’da kederin, yenilginin, aşkın ve yemeğin merkeze alındığı bir kitap olan Mutfak, Yoshimoto’nun ilk romanıdır ve toplum tarafından askıya alınan hayatın sınırlarına dikkatle bakan bir romandır.

41. Biz (1988) – Yevgeny Zamyatin

1920-1921 yılları arasında yazılan fakat 1988′e kadar basılmayan bu Zamyatin romanı, iki farklı Rus devriminden edinilen deneyimlerle ortaya çıkan totaliter, kötücül ve distopik bir geleceği anlatır.

42. A Good Scent from a Strange Mountain (1992) – Robert Olen Butler

Vietnam savaşından kısa bir süre sonra Louisina’da kendi yalnız hayatlarını dokumaya başlayan göçmenler, gaziler, fahişeler ve öbür yabancılaştırılmış insanları konu alan bir kitaptır.

43. Snow Crash (1992) – Neal Stephenson

Cyberpunk hareketinin temel taşlarından biri olan ve oldukça titizlikle yazılan bu roman, Second Life gibi metaverselerin, Google Earth gibi evrensel servislerin ve internet kültüründeki dil temelli fikirlerin nihai doğuşunu doğru bir biçimde öngörmüştür.

44. Art & Lies (1994) – Jeanette Winterson

Benlik, cinsellik, yaratıcılık hakkında sorular soran, Picasso’nun, Sappho’nun hayatını içeren büyülü gerçekliğin postmodern bir eseridir.

45. Life After God (1994) – Douglas Coupland

Coupland, hayatlarında din olmadan yetişen bireyler ile maneviyatı ve anlamı bulmada sayısız yolları deneyen insanları karşılaştırır.

46. Fight Club (1996) – Chuck Palahniuk

Palahniuk, bu ilk romanında Amerikan toplumunun yalnızca yapay şeyler üretmek için insan doğasını kısıtlamasına ve baskı altına almasına derin ve keskin bir ayna tutar.

47. The Lives of Animals (1999) – J.M. Coetzee

Coetzee, insanoğlunun hayvanlara gösterdiği farklı davranışlarla veganizmden esinlenerek yazdığı bu romanda, bu iki bakış açısını dengeleyerek eserine yansıtmaktadır

48. Saksı Olmanın Faydaları (1999) – Stephen Chbosky

Anlatıcı Charlie, aslında parçası olmak istediği dünyadan ayrılma ve tecrit hissi ile büyüyen yeni nesil için, yeni çağın Çavdar Tarlasında Çocuklar’daki Holden Caulfield’i gibi davranır.

49. Places Left Unfinished at the Time of Creation (1999) – John Phillip Santos

Santos, ailesinin mirasını anmak ve araştırmak için gelecek, geçmiş ve günümüz arasında bir köprü kurar. Bunu yaparken Meksika geleneğinin parçalarıyla süslenmiş hikâyelere ve arkeolojik duyarlılığı olan bir tarih bilincine yer verir.

50. Sputnik Sweetheart (1999) – Haruki Murakami

Çok az yazar Murakami’nin anlattığı gibi karşılıksız aşkı ve kaybı anlatabilir. Yazarın şiirsel ve çağrışımsal tarzıyla bezenmiş roman, bireylerin kendilerini bir bütün olarak toplumdan uzaklaştırmasını ve bunun yarattığı yalnızlığı yansıtır.

Temaya, milliyetlere, toplumların kökenine, geçen yıllara ya da kabul gören başarı düzeyine aldırmadan, bu elli kitabın yazarı, okurlara yeni fikir ve bakış açısı kazandırmayı başarmıştır. Bazıları toplum tarafından göz ardı edilen grupların ya da bireylerin sözlerini yansıtmıştır, bazıları dışta olanı açıklamak için içsel bir bakış sergilemiş, bazıları da insanlık için olası kaderleri doğru varsaymıştır. Her durumda tümü de uygarlığın nerede başladığını ve şimdi nerede olduğunu anlatan, okunmayı hak eden romanlardır.

Kaynak :[-]

Türkiye filmlerini Arjantinli sinemaseverlerle buluşturan Buenos Aires Türk Filmleri Festivali’nin 2.’si bu yıl 27 Mart-02 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

Buenos aires filim festivali

Yeşim Ustaoğlu’nun yönetmen konuğu olduğu festivali Buenos Aires Üniversitesi Siyasal Bilimler öğrencisi Serdar Vardar ve Sinema öğrencisi Ali Taylan birlikte organize ediyorlar. Gaumont sinemasında yapılacak gösterimler bitiminde Dünya Kupası sonrası Buenos Aires’e direkt uçuşu programına alan Türk Hava Yolları’nın da Arjantinli sinameveserlere bir sürprizi olacak.

Arjantin Ulusal Sinema Estitüsü İNCAA, A Si Film Yapımcılık, Buenos Aires Türkiye Büyükelçiliği ve Türk Hava Yolları’nın katkılarıyla gerçekleştirilen festival, 27 Mart günü Caner Alper ve Mehmet Binay’ın “Zenne” filmiyle açılış yapıyor.
Geçen yılın öne çıkan ve uluslararası mecralarda ödüllere layık görülen 7 filmin gösterileceği festivalin onur konuğu ise yönetmen Yeşim Ustaoğlu. A Si Filmin ortağı ve yapımcısı Serdal Doğan’ın Türk sinema endüstrisi üzerine vereceği söyleşinin yanında, Güzel Günler Göreceğiz filminin senaristi Emre Kavuk ve “Sen Aydınlatırsın Geceyi” filminin yapımcısı Şebnem Vitrinel gösterim sonrası seyirciler buluşacak isimler arasında.

Konusunu ailesi tarafından öldürülen Ahmet Yıldız’ın gerçek hikayesinden alan Zenne’nin ardından sırasıyla, Reha Erdem’in Jin, Yeşim Ustaoğlu’nun Araf, Aslı Özge’nin Hayat Boyu, Hasan Tolga Pulat’ın Güzel Günler Göreceğiz, Onur Ünlü’nün “Sen Aydınlatırsın Geceyi” ve Umut Dağ’ın “Kuma” filmleri sinemaseverlerle buluşacak.

FESTİVAL KAPSAMINDA MÜZİK DİNLETİSİ VE RESİM SERGİSİ

Festival boyunca yönetmenlerin ve yapımcıların yer alacağı söyleşilerin yanında Murat Palta’nın Türk filmlerini Osmanlı döneminde yorumlayan illüstrasyonlarının bulunduğu bir sergi de yer alıyor. Buenos Aires’li sinemaseverler, Türkiyeli ve Arjantinli sanatçılardan oluşan “Sonidos Turquesas” adlı grubunun sunacağı canlı müzik performansıyla Anadolu ezgilerini tanıma şansı elde edecekler.
Türk Hava Yolları Arjantin bürosu, festival katılımcıları arasında yapılacak çekilişle bir kişiye gidiş – dönüş İstanbul bileti hediye edecek.

CANAN KAYA, BUENOS AİRES (DHA)

Bu yıl 19’uncusu düzenlenen Sidney Bienali, aralarında Türkiye’den Meriç Algün Ringborg’un da bulunduğu 90 sanatçıya ev sahipliği yapıyor.

Avustralya’nın Sidney şehrinde düzenlenen 19. Sidney Bienali ‘You Imagine What You Desire (Ne istersen onun hayalini kurarsın)’ teması ile 21 Mart’ta başlıyor. Sanat yönetmeni Juliana Engberg bu yılki bienal programını ‘Prometheus’un ateşi için çarpan kalpler’ ifadesiyle açıkladı.

'Ödünç Alınmamış Kitaplar Kütüphanesi' Meriç Algün Ringborg'un bienalde yer alan çalışması.

‘Ödünç Alınmamış Kitaplar Kütüphanesi’ Meriç Algün Ringborg’un bienalde yer alan çalışması.

19.sidney bienali1976 yılından bu yana gerçekleştirilen Sidney Bienali’nde NSW Galeri (New South Wales) içerisinde sergilenecek 17 sanatçının 39 işinin bienal teması ile örtüşmesinin yanında, ana salonda sergilenen Afganistan hazineleri ile de ilişkilendirildi. Afganistan’ın başkenti Kabil’den getirilen altın eserler arasında çalışmaları bulunan bu 17 sanatçı arasında İsveç’te yaşayan Türk sanatçı Meriç Algün Ringborg da bulunuyor.

‘Ödünç alınmayan kitaplar kütüphanesi’ adını taşıyan enstalasyon çalışmasında Ringborg, Sidney Teknik Üniversitesi kütüphanesinde bulunan ve bugüne dek hiç kimsenin ödünç almadığı ve kütüphaneden çıkarmadığı sanat kitaplarını sergiliyor. İnsanların eğitim ve iş yaşamındaki eğilimlerine odaklanan ve bu odak noktası çerçevesinde sanatla aralarına koydukları mesafenin de altını çizen çalışması, bienal izleyicilerinden bu kitapları ödünç almalarını istiyor.

Bienalde yer alan diğer sanatçıların çalışmaları da insan çeşitliliği, jeopolitik ve kültürel davranışlar, metaforlar, fabllar ve biriktirme kültürü üzerine yoğunlaşıyor.

Mel O’Callaghan, Parade, 2014 (artist model)

Mel O’Callaghan, Parade, 2014 (artist model)

19. Sidney Bienali

Bu yıl 31 ülkeden 90 sanatçının çalışmalarının sergileneceği 19. Sidney Bienali, 9 Haziran tarihine dek devam edecek. Asya-Pasifik ülkelerinde düzenlenen ilk bienal olmasının yanında, en uzun süre açık kalan sanat etkinliklerinden de biri. Yan etkinlikleriyle birlikte yaklaşık yüz ülkeden 1600 sanatçının işlerini gösterebilmesini sağlayan bienal, bağımsız bir sanat oluşumu.

Kaynak: Al Jazeera

6 Mart 2014 Tarihinde açılan Romanya Büyükelçiliğinin düzenlediği geleneksel “2014 Kadın Sanatçılar Günü” sergisi 10 Mart’ta sona erdi.

Derneğimiz yönetim kurulu Başkanı ve Resim Eğitmeni Hale Şakar ÜRKMEZGİL verilen davet ve sergi hakkında bizleri bilgilendirdi.

Sol Baştan: Çiğdem Buçak TELLİ, Romanya Büyük Elçisi; Radu ONOFREİA, Hale Şakar ÜRKMEZGİL, Didem Durukan

Sol Baştan: Çiğdem Buçak TELLİ, Romanya Büyük Elçisi; Radu ONOFREI, Hale Şakar ÜRKMEZGİL, Didem Durukan

Geleneksel olarak kutlanan Martişor gününün üç kadın sanatçısından biri  olmak çok ama çok onur vericiydi. Geçen yıl Romanya ve Türkiye arasındaki kültürel bağın kurulmasına katkılarından dolayı onur ödülü alan Sanatçı Çiğdem Buçak TELLİ  ve genç nesil sanatçılardan Didem DURUKAN ile birlikte olmak ayriyeten güzel bir duyguydu.

Gerek Romanya Büyükelçisi, Sayın Radu ONOFREI  ve gerekse eşinin göstermiş olduğu misafirperverlik ve bizleri gerçekten onurlandırdı.

Romanya’nın sanat verdiği değeri pekçoğumuz biliriz ama özellikle büyükelçiliğin Romen geneleksel Martişor Kutlaması ve  Dünya Kadınlar Günü ne adanmış “2014 Kadın Sanatçılar Günü” sergisinde heykel sanatına yer vermiş olması ve özellikle ülkem ve sanatım adına beni hem onurlandırdı hemde  çok mutlu etti.

Bu arada elbette öğrendiğim kadarıyla “Martişor Kutlamalarının” anlamını da sizlere aktarmak isterim.

Romanya’da Kadınlara ve baharın gelişine adanan, devamlı yenilenmeyi simgeleyen, erkeklerin sevgi ve saygılarını kadınlara anlatabilmek için, genç kızlara ‘Martişor’ adında hediyeler veriyor, sevdiklerinin bileklerine ince bir iple simgelenen bir folklorik festivaldir.  Bu hediyelerin bir yerinde mutlaka kırmızı beyaz birbirine dolanmış ip bulunuyor. Kızlar bu ipliği iki hafta boyunca üzerlerinde taşıyarak, yılın güçlü ve sağlıklı geçeceğine inanıyor.

 

Aşağıda sergiden fotoğrafları görebilirsiniz.

 

Los Angeles Fotoğraf Festivali (LAPF), Türkiye’yi temsil eden 100 eseri Amerikalı sanatseverlerle buluşturdu.

losangels turkiye sergisi

2014 yılı teması “Türkiye” olarak seçilen festivalde, jüri heyeti tarafından değerlendirilerek zorlu elemeyi geçen 100 fotoğraf, Los Angeles Downtown Hatakeyama Galeri’de sergilenmeye hak kazandı.

Anadolu’nun dört bir yanından fotoğraf sanatına gönül vermiş amatör ve profesyonel fotoğrafçının katıldığı projede, dünyaca ünlü fotoğrafçılar Roberto Ysais, Vern Evans, Türk fotoğraf sanatçısı Mert Türkoğlu ve Pulitzer ödüllü Associated Press muhabiri Nick Ut jüri üyeliği yaptı.

Oyuncu Didem Erol’un sunumuyla gerçekleşen açılış kokteyline, Türkiye’nin Los Angeles BaşkonsolosuAydın Topçu, jüri üyeleri ile yazar ve sanatçılar katıldı.

Açılışta söz alan AP muhabiri Nick Ut, “Türkiye muhteşem bir buluşma noktası. Yüzlerce yıllık köklü tarihiyle farklı kültürleri içinde barındıran bir mozaiğe sahip. Böyle bir projede yer almaktan ve bu vesileyle Türkiye’yi daha yakın tanımaktan büyük mutlululuk duydum” dedi.

LAPF kurucuları Mert ve Elif Türkoğlu da yaptıkları açıklamada, festivale gösterilen yoğun ilgiden memnuniyet duyduklarını belirtti. İkili, sergiyi Los Angeles’tan sonra New York, San Francisco ve Chicago’ya da taşımayı hedeflediklerini ve sergilenen 100 fotoğraftan oluşan bir albümü Amerika’da yayımlamayı planladıklarını söyledi.

Mert Türkoğlu, “Uluslararası düzeyde bir marka olma yolunda ilerleyen LAPF, Türk fotoğrafçılarına uluslararası platformda kendilerini tanıtma imkanı sağlarken, sanatın evrenselliğinden yola çıkarak farklı kültürleri buluşturmayı ve ülkemizin tanıtımına katkıda bulunmayı hedefliyor” dedi.

Anadolu kareleriyle şehir, insan, doğa ve obje üzerine kurgulanmış 100 fotoğraftan oluşan sergiyi, yaklaşık 15 bin kişinin ziyaret etmesi bekleniyor.

Bugüne kadar Türk fotoğrafçılığı adına gerçekleştirilmiş en kapsamlı uluslararası sergi olan “LAPF Konsept Türkiye” Los Angeles’ın ardından, mayıs ayında İstanbul Kanyon Alışveriş Merkezi’nde Türk sanatseverlerle buluşacak.

Kaynak :[-]

Şarkıcı ve yapımcı Pharrell Williams, tüm dünyaya 20 Mart 2014 ‘Uluslararası Mutluluk Günü’nde bir sürpriz yapacak.

Pharrell-Williams-Happy-2013

Başta 56. Grammy töreninde kazandığı dört ödül olmak üzere son bir yılın tüm müzik olaylarında başkahraman olarak gördüğümüz Pharrell Williams’ın Birleşmiş Milletler kararıyla 2012 yılından bu yana kutlanan ‘Uluslararası Mutluluk Günü’ için gerçekleştirmeyi planladığı projeyi açıkladı. Williams, tam 24 saat sürecek ve dünyanın dört bir yanından gelen ‘mutluluk’ videoları yayınlayacak.

Geçtiğimiz aylarda ‘Happy’ şarkısına çektiği 24 saatlik video klip ile müzik dünyasında bir ilke imza atan Pharrell Williams’ın ‘mutluluk projesi’nin çıkış noktası da bu klip.Sanatçının resmi internet sitesinde başlattığı bir kampanya ile çağrıda bulunması ve sonrasında tüm dünyadan çekilen amatör ‘mutluluk’ videoları bir araya getirildi ve içlerinden Pharrell Williams’ın seçeceği videoların, youtube üzerinden düzenlenecek ve 24 saat sürecek bağış kampanyasında gösterileceği duyuruldu. Türkiye’den Ortadoğu Teknik Üniversitesi öğrencilerinin kaydettiği video da sitede yer alıyor.(Siteden izlemek için lütfen TIKLAYINIZ) Videoların ortak özelliği ise fonda Williams’ın ‘Happy’ şarkısının çalması ve insanların kendi mutluluklarını paylaşması.

Bu güne dek 78 ülkeden gönderilen 545 video ile birlikte Pharrel Williams’ın 24 saatlik ‘Happy’ şarkısı video klibi, www.wearehappyfrom.com adresinde izlenebilir.

Kaynak: Al Jazeera – Ajanslar

16. Siemens Opera Yarışması’na başvurular başladı.

opera

Türkiye’nin opera alanındaki ilk ve tek geleneksel etkinliği olan Siemens Opera Yarışması’na başvurular başladı. Profesyonel opera sanatçısı olsun olmasın, kendine güvenen her opera severin katılabileceği yarışmanın başvuruları 25 Nisan’a kadar devam edecek. Yarışmaya Siemens’in internet sayfası www.siemens.com.tr/opera üzerinden kayıt yapılabiliyor.

Başvuruların ardından yarışmanın ön elemeleri 29 Nisan’da, yarı finali 30 Nisan’da, finali ise 1 Mayıs’ta gerçekleştirilecek. Yarışma kapsamında dereceye girenler ise 2 Mayıs Cuma günü düzenlenecek olan törende açıklanacak.

BİRİNCİYE OPERA EĞİTİM BURSU

Siemens Opera Yarışması’nda dereceye girenler, başarıları ile dünya sahnelerinde yer alma fırsatı yakalayacak olmanın yanında, çeşitli ödüller de kazanacak. Yarışmanın birincisi Almanya’daki Karlsruhe Operası’nda bir yıllık burs ve Goethe Institut Inter Nationes İstanbul’da 4 aylık Almanca bursunun sahibi olacak. Yarışmanın ikincisi Avusturya Salzburg Mozarteum Müzik Akademisi’nde bir yıllık burs ve Goethe Institut Inter Nationes İstanbul’da 2 aylık Almanca bursu kazanırken, yarışmanın üçüncüsü ise Avusturya Salzburg Mozarteum Müzik Akademisi’nde 6 haftalık yaz bursuna katılma fırsatını elde edecek.

OPERANIN ÖNEMLİ İSİMLERİ JÜRİ KOLTUĞUNDA

16- Siemens Opera Yarışması’nın jürisinde; Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü Baş Rejisörü Yekta Kara, Salzburg Devlet Tiyatrosu Sanat Direktörü Carl Philip von Maldeghem, Nürnberg Operası Genel Müdürü Peter Theiler ve Karlsruhe Operası Genel Müdürü Peter Spuhler yer alıyor.

Eğitim kurumumuzun sahibi olan ” Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği” Yönetim Kurulu Başkanı ve Resim Öğretmenimiz, Heykel Sanatçısı  Hale ŞAKAR ÜRKMEZGİL heykelleri ile Romanya Büyükelçiliğin düzenlediği; Romen geneleksel Martişor Kutlaması ve  Dünya Kadınlar Günü ne adanmış “2014 Kadın Sanatçılar Günü” sergisine katılıyor.

hale ürkmezgil (2)

Romanya Büyükelçisi, Radu Onofreia ‘nın çıklaması şu şekilde; Büyükelçiliğimiz kapılarını ikinci defa 2014 Kadın Sanatçılar Günü Sergisini açmaktan son derece mutluyum.

Radu Onofrei

Romanya Büyükelçisi, Radu Onofreia

Bu etkinlik, Romen-Türk kültürel ve sosyal bir etkinlik olup, 1 Mart’ta kutlanan Romen Geleneksel Martişor gününe ve 8 Mart’ta kutlanan Dünya Kadınlar gününe adanmıştır.
Her yıl düzenlenen bu etkinliğin maksadı kadınlar ve cinsiyet eşitliğine üzerine dikkat çekmek ve Romen kültürü ve uluslararası sembolleri estetik bir biçimde, Türk ilhamı ile birleştirerek tanıtmaktır.

Bu etkinliğin en önemli unDAVETİYEsurlarından bir tanesi kadınların yaratma gücünü ve onların insan mutuluğuna ne kadar büyük katkıları olduğunu göstermektir, yani Hayat ve Güzelliğin sesidir bir anlamda. Romen geleneksel Martişor gününü (kadınlara ve baharın gelişine adanan devamlı yenilenmeyi simgeleyen bir folklor festivalidir), üç seçkin Türk bayan sanatçıyı, İstanbullu heykeltıraş Hâle Şakar Ürkmezgil ve Ankaranın en ünlü ressamları olan Çiğdem Bucak Telli ve Didem Durukan‘ı sunmaktan onur duyuyorum.

Üç sanatçımız, kadınları sadece ismen  temsil etmediklerini, kadınsı yaratma gücü ve tarzlarından gelen dünyevi güzelliklerinden ve ilahi mükemmellikle birleşince yer çekiminin
kaybolduğunu hissedersin.  Bu yüzden, Martişor Günü ve Dünya Kadınlar Günü nedeniyle onlara duyduğum sınırsız hayranlığımı ve saygımı sunmak için en iyi fırsat olarak değerlendiriyorum ve tabi ki sanat vasıtası ile.

Katılan Sanatçılar ve haklarında bilgi davetiyede şu şekildedir.

Heykel Sanatçısı Hâle Şakar Ürkmezgil

hale ürkmezgil01949 Ankara doğumlu Hâle Şakar Ürkmezgil, 1973 Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu (Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi) Grafik-Serbest İllüstrasyon

Bölümü’nden mezun oldu. 1973-1990 yılları arasında reklam sektöründe Art Direktör ve Kreatif Direktör olarak çalıştı. 1989 yılında heykel çalışmalarına seramik ile başladı. Çalışmalarını figüratif tarzda mermer yontu ve bronz döküm ile sürdürmekle birlikte pastel ağırlıklı resim çalışmalarına da devam etmektedir. “Nar sanat Eğitim ve Kültür Sanat
Derneği” Kurucularından olup Halen Derneğin Yönetim Kurulu Başkanlığını da yapmaktadır. Yurtiçinde 18 kişisel, yurtdışında Hannover, Köln, Lefkoşa ve Berlin’de olmak üzere kişisel ve karma sergiler açtı. Umut Vakfı ‘Bireysel Silahsızlanma ve Bireysel Barış’ heykel yarışması ‘Onun Silâhı Sevgi’ seçici kurul teşvik ödülünü aldı. Fransa ‘Roumaziéres-Loubert-Sculptures dàrgile’ performans yarışmasına(2003) katıldı. Pek çok yerli ve yabancı koleksiyonlardaki eserlerinin yanı sıra, Ankara Gazi Eğitim Üniversitesi Resim ve
Heykel Müzesi koleksiyonunda ‘Sevgi Emektir’ heykeli bulunmaktadır.

“Yeryüzü ile gökyüzü arasına sıkıştığımda duygumu formlaştırmak gibi bir üslubum var. İnsana dair ne varsa; acı, isyan, pişmanlık, muhabbet, sevgi, boşluk, alıp başını gitme, “gitme” hepsi var.” “Ellerimi yönlendiren gözlerim yüreğime “alet” oluyor. Ve kütlenin statik ağırlığı, böylece yer çekiminden arınıyor…İnsana, duygusuna, duyguma yenilmeyi seviyorum, yaşama öykünmem bu yüzden…”

Çiğdem Buçak Telli

Çiğdem Buçak TELLİ - Yüzüm Çiçek Açtı

Çiğdem Buçak TELLİ – Yüzüm Çiçek Açtı

1958 yılında Antakya’da doğdu. 1978 yılında  Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş  Bölümünden mezun oldu. 1975-76 yıllarında  Toprak Su İşlerinde Desinatör olarak çalıştı.  1992 yılında Talim Terbiye Kurulu Resim İhtisas Komisyonu üyeliği yaptı. 1994 yılında Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinden Lisans tamamlama aldı. Birçok eğitim kurumunda resim öğretmenliği yapan sanatçı, 1990-2001 tarihleri  arasında Ankara Güzel Sanatlar Lisesinde
görev aldı. 2008– 2011 yıllarında Ankara Grup Sanat Galerisi’nin kurucu sanat yönetmenliği ve yöneticiliğini üstlendi. Birçok kişisel ve karma

çiğdem bucak tellisergisi olan sanatçının, yurt içi ve yurt dışından aldığı ödüller ile birçok koleksiyon ve müzede eserleri bulunmaktadır. Sanatçı, halen Ankara’da kendi atölyesinde çalışmalarını sürdürmektedir.

Boğazımda düğümlenmiş, bir türlü atamadığım bir tıkaç var. Her biten resimde atma hissi ile rahatlıyorum. Doğuruyorum, doğuruyorum,… tekrar tıkanma,…. ve yeniden doğurganlık. Üretken bedenim ve üretken ellerim… Yaşadıklarımın resmini yapıyorum her seferinde. O resimler ki yaşanmışlığa ait plastik fotoğraflar gibi yeniden somutlaşıyor
hayatımda. Tutup, yaşadıklarımı duvarıma asıyorum, izleyip sorgulamak için yeniden kendimi.

 

 

Didem Durukan

didem durukan

Didem DURUKAN-Bir Erkek

1983 yılında Ankara’da doğdu. Ankara Anadolu  Güzel Sanatlar Lisesi Resim Bölümü’nü bitirdikten sonra Hacettepe Üniversitesi güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü’nü ve Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü’nü kazandı. Grafik Bölümü’nde lisans eğitimini tamamladıktan sonra lisans üstü eğitimini Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik bölümünde yapmaya başladı ancak kendi isteğiyle yarıda bıraktı. Çocuk ders kitapları için illüstratörlük yaptı. Önemli ajanslarda tasarımcı olarak çalıştı. Altı sene boyunca reklam ajansı yöneticiliği ve art direktörlük yaptı.

kav sanat galerisi, adnan turani sergisi. mayatta.com/kultursanatİki buçuk yıl İstanbul’da çoğu önde gelen sanatçıların web sitelerini yaparak dünyanın çeşitli ülkelerinden ödüller kazandı. Birçok yurtiçi ve yurtdışı workshoplara katılan Didem Durukan halen tasarımcı ve ressam olarak, kendi atölyesinde çalışmalarına devam etmektedir.

Eskişehir, Türk dünyası sinemasına ev sahipliği yapacak. 24-27 Şubat tarihlerinde Eskişehir Türk Dünyası Kültür Başkenti faaliyetleri çerçevesinde, Uluslararası Turkuaz Sinema Günleri düzenleniyor.Eskişehir Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı tarafından organize edilen etkinlikte Türk dünyası coğrafyasından seçme 20 film gösterilecek, ayrıca sinema ve kültür dünyasını temsilen yurtdışından 20, yurtiçinden ise 50 konuk ağırlanacak. Festivali Medyaradar adına sinema yazarımız Murat Tolga Şen takip edecek.

turkuaz
Eskişehir’de gerçekleşecek olan Turkuaz Sinema Günleri süresince aynı zamanda atölye ve paneller de yer alacak. Türkmen sinemasının büyük ismi Hocakulu Narlıyev, sinemada senaryo kurmak üzerine senaryonun muhteviyatı hakkında ‘Senaryo Hikayeleri’ başlıklı bir atölye düzenleyecek. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Prof. Sami Şekeroğlu türkçe konuşan filmlerSinema-TV Merkezi’nden öğretim üyesi Yüksel Aktaş, sinemada makyajın sırlarını işleyeceği bir ‘Makyaj Atölyesi’ yapacak. Kırgız sinemasının büyük yönetmeni rahmetli Tolomuş Okeyev’in kızı Alima Okeyeva’nın katılacağı panelde ‘Tolomuş Okeyev Sineması’ enine boyuna ele alınacak. Türkçe konuşulan coğrafyalardan gelen konukların katılacağı ‘Türk Dünyası Sineması’ başlıklı panelde ise Türkçe konuşulan toplulukların ortaya koyduğu sinemanın mevcut durumu, sorunları ve geleceğe dönük çözümleri ve işbirliğine dönük imkanları masaya yatırılacak.

Turkuaz Sinema Günleri çerçevesinde ayrıca bir de sergi düzenlenecek. Sergi ‘Türk Dünyası Sinemasından Kareler ve Portreler’ başlığını taşıyor. Sergide Türk dünyası sinema tarihine bir yolculuk yapılarak, bu dünyayı meydana getiren ülkelerde çekilen filmlerden sahneler ve bu coğrafya sinemalarının önemli sanatçılarının portreleri sinema ilgililerinin alakasına sunulacak. Programda dağıtılacak olan Prof. Tevfik  İsmailov’un yazdığı ve MSGSÜ Güzel Sanatlar Vakfı’ndan yayınladığı üç ciltlik ansiklopedik ‘Türk Cumhuriyetleri Sinema Tarihi’, bu ülkelerin Sovyetler Birliği döneminde yaptıkları filmleri, sinema hayatını, yönetmenleri ve genel olarak sanatçıları ele alan ama bu dönemin öncesi ve sonrasına da değinen bir eser olarak göze çarpıyor.

Uygur Sinemasını temsilen gelen konuklar

Programa biraz erken gelen Çin Uygur Özerk Bölgesi’nden yönetmen ve eski Tanrıdağ Uygur Sinema Stüdyoları yöneticisi Firdevsi Azizi,

mutlaka Türkiye’yle sinemasal işbirliği yapılmasının önemine vurgu yapıyor. Her iki toplumun ortak kültürel değerlerinden hareketle, ortakyapımların çok verimli bir şekilde ortaya konabileceğini, ilk olarak da tarihi şahsiyetlerin bu çalışmalarda ele alınabileceğini ileri sürüyor. Bunun için de fon anlamında kaynak yaratılmasının önemli olduğunu ve her iki bölgedeki stüdyo ve plato imkanlarının gözden geçirilmesi gerektiğine inanıyor.

 

Tolomush Okeyev

Tolomush Okeyev

Festival Direktörü İhsan Kabil, Turkuaz Sinema Günleri’nin hedefleri konusunda şunları söylüyor:

“Gerçekten de bunu diğer Türkçe ve lehçelerinin konuşulduğu bölgelere uyarladığımızda nasıl bir sinemasal ve kültürel potansiyelin ortaya çıkarılabileceğinin, hayata geçirilebileceğinin hayalini bile kurmak insana heyecan veriyor. Ortak kültürümüzün insani değerlerinin işleneceği, özel bir dilin ve estetiğin kurulacağı nitelikli bir sinema ortamı ve bunun yanısıra dağıtım ve sektörel işbirliğinin gerçekleştirileceği bir endüstriyel ve iktisadi çerçevenin, Türkiye’de festivaller de dahil olmak üzere sinema ortamına yeni alanlar, normlar ve kimlik temelinde bambaşka bir canlılık ve verimlilik getireceği ortadadır.”

Dünyanın çok renkli kültürel zemininde bulunduğumuza işaret eden İhsan Kabil, daha sonra şu bilgileri veriyor: “Kültürel olarak ilişkide olduğumuz Ortaasya coğrafyası ve İslam dünyasıyla gerçekleştireceğimiz sinema sahasındaki işbirlikleriyle, tüm dünyaya insanlık tarihinde ortaya koyduğumuz medeniyet anlayışımızın çeşitli donelerini estetik bir yaklaşımla sergilemek, içinde yaşadığımız sorunların giderilmesinde sanatın dilini kullanarak çözümlere dair ipuçları sunmak sinemanın işlevleri bakımından da yerinde veriler olarak görülebilir.”

Turkuaz Sinema Günleri etkinliğinin organizasyonu ise Hazar Film tarafından gerçekleştiriliyor. Hazar Film, daha önce de Az Gelişmiş Ülkeler Film Festivali ve Gelişen Ülkeler Film Festivali gibi etkinliklere imza atmıştı.

Modern zamanların en iyi kompozitörleri arasında gösterilen Maestro Ennio Morricone’nin İstanbul konseri, sanatçının sağlık sorunları nedeniyle iptal edildi.

ennio-morricone

50. Sanat Yılı – Veda Turnesi kapsamında 22 Şubat’ta Zorlu Center PSM’de sahne alması beklenen sanatçının konserinin iptal edildiği açıklandı.

Zorlu Center PSM’den yapılan yazılı açıklamada; konserin, Morricone’nin hastalığı nedeniyle, sanatçı tarafından iptal edildiği belirtildi. Ayrıca konsere bilet alanların ise kendileriyle iletişime geçerek, iptal işlemini gerçekleştirebilecekleri ya da başka bir etkinlikle değişim yapılabileceği açıklandı.

 

Kaynak :[-]

Nana Mouskouri Zorlu Center PSM’de!Nana Mouskouri’den “Happy Birthday” turnesinde unutulmaz performans…

Küçük yaşlarda babasının hediye ettiği mandolin’le şarkı söyleyip dansetmeye başlayan, Fado ve Yunan ezgileriyle kısa sürede önce Girit’te ardından tüm Yunanistan ve çevre ülkelerde ün kazanan Nana Mouskouri İstanbullu hayranlarıyla buluşuyor.

Nana-Mouskouri

 ‘Atina’nın Beyaz Gülü’ İstanbul’da

 Başta Yunanca ve Fransızca olmak üzere pek çok farklı dilde söylediği şarkılarla pop müziğin idol isimlerinden biri olan sanatçı , 1961 yılında Almanca olarak kaydettiği “Atina’dan Beyaz Güller” albümüyle Almanya’da bir milyonun üzerinde satarak çok ciddi bir satış başarısı elde etti. Bu albümdeki şarkılar, pek çok farklı dile çevrilerek sanatçının en bilinen parçalarından biri olmanın yansıra sanatçının “Atina’nın Beyaz Gülü” olarak anılmasına sebep oldu.

Mouskouri Sanatçı, doğum gününde başladığı dünya turnesinin İstanbul ayağında Zorlu Center PSM’de sahne alacak. Nana Mouskouri, doğum gününde Atina’dan başladığı ve bir yıl içerisinde dünyayıdolaşacağı Happy Birthday Turnesi ile sahnelere geri döndü. Sadece doğum gününü değil,aynı zamanda yıllar boyu şarkılarıyla ona ilham veren besteci ve söz yazarlarını da kutlamak için sahne alan Mouskouri, şarkı söylemenin kendisini hayata bağlayan ve aşkı fark ettiren en büyük deneyimolduğunu belirtiyor.

4 Fransız müzisyen ve Fransa’da müzik kariyerini sürdüren kızı Lénou’nun kendisine eşlik edeceği performansında Nana Mouskouri, kızıyla sahne alma hayalini de gerçekleştirmiş oluyor. Mouskouri’nin bu etkileyici performansı, 16 Şubat Pazargünü saat20.00’deZorlu Center PSM’de!

Tarih: 16 Şubat 2014, Pazar

Mekan: Zorlu Center PSM, Ana Tiyatro

Bilet Fiyatları: 69 TL, 99 TL, 150 TL, 185 TL, 220 TL

Zorlu Center PSM’den öğrencilere jest!

Zorlu Center PSM, müzik tutkunu gençleri de düşünerek limitli öğrenci biletlerini satışa sunuyor. Sevdiği müzisyeni dinlemek, Broadway Show’larını izlemek ya da farklı gösterileri Zorlu Center PSM’de takip etmek isteyen öğrenciler, performans günü 10.00 – 12.00 saatleri arasında, 20 TL’ye bilet alabilecek!

Kaynak :[-]

Sanat tarihçisi Thierry Lenain, kitabında sanatta sahtecilik algısının yüzyıllar içindeki değişimini konu alıyor

Aziz Anthony'nin Baştan Çıkarılışı

Michelangeloİtalyan Rönesansı’nın en önemli isimlerinden Michelangelo Buonarroti’nin, çağının tanınmış eserlerinin kopyalarını çıkarıp isle yaşlandırarak orijinalleriyle değiştirdiği ortaya çıktı.

Londra’da bulunan Institut Français’de çalışmalarını sürdüren sanat tarihçisi Thierry Lenain, Michelangelo’nun sahtecilik kariyerini “Art Forgery: The History of the Modern Obsession” adlı kitabında anlattı. Lenain’in kitabına göre ünlü sanatçı, sahiplerinden ödünç aldığı orijinal eserlerin kopyalarını çıkararak kopyaları geri vermek suretiyle orijinal eserlere sahip oluyordu. Bir seferinde gravür sanatçısı Martin Schongauer’e ait bir Aziz Antonio baskısını kopyalayan Michelangelo’nun çıkardığı iş ile orijinalin birbirine son derece yakın olduğu kitapta yer alan ifadeler arasında.

Michelangelo_BuonarrotiSanat tarihi festivali VIEW’da konuşan Lenain, Michelangelo’nun “orijinal eserlere mükemmel oldukları için hayran olduğunu ve onları aşmak istediğini” belirtti.

Rönesans döneminde sanat kopyacılığı anlayışı daha sonraki yüzyıllarda gelişen negatif yaklaşımdan çok farklıydı. Lenain konuşmasında durumu, “Geç-modern dönem sahteciliğinde yaklaşım bir sanat eseri yaratmaktan ziyade bir tuzak kurmak. Rönesans’tan 18. yüzyıla kadar ise bu olaya tam tersi şekilde yaklaşılıyordu. Bunu yapabilen sanatçılar eleştirilmek yerine büyük bir övgüyle karşılanıyordu,” şeklinde açıkladı.

Michelangelo Kimdir?

Michelangelo-Michelangeli di Lodovico Buonarroti Simoni (d. 6 Mart 1475 – ö. 18 Şubat 1564), ünlü İtalyan rönesans dönemi ressam, heykeltıraş, mimar ve şairidir. Tam adı Michelangelo di Lodovico Buonarroti Simoni.

Michelangelo, 6 Mart 1475’te Arezzo yakınlarında Caprese’de doğar. Ailesi, o daha bir aylıkken Floransa’ya taşınır. Annesi, kendisi altı yaşındayken ölen Michelangelo, 13 yaşına geldiğinde Floransa’da Domenico Ghirlandaio’nun yanına öğrenci olarak verilir. Bertoldo di Giovanni’nin zamanında, Medici ailesine ait olan San Marko bahçesinde çalışan genç Michelangelo, bu arada Lorenzo de’ Medici ile tanışır.

Michelangelo, heykeltıraştaki rüştünü kanıtladığı ilk ve en ünlü eseri olan çocuk kral Davud’un heykelini yaptığında henüz 26 yaşındadır. Beş buçuk metrelik bir mermer kütleden çıkaracağı eser için genç dâhi, mermer bloğun yanına bir baraka inşa ederek, yardımcısız bir şekilde, çoğu zaman geceli gündüzlü çalışarak Rönesans sanatının harikalarından biri olarak kabul edilen David’i yaratır.

1505 yılında Papa II. Julius tarafından kendisine, en önemli başarılarından biri olacak Vatikan’ın yanındaki Sistine Şapeli’nin tavan resimlerinin yapılması işi verilir. 3 yıl sonra başlayacağı bu görevi sanatçı, 520 metrekarelik bir alanda yaklaşık dört yıllık bir çalışmanın ürünü olarak bitirir. Ortasının da, her biri Âdem, Havva ve Nuh Tufanıyla ilgili İncil’in Eski Ahit’inden alınma öykülerden esinlenerek yapılan resimlerin bulunduğu dokuz pano bulunan freskin yan unsurları da mitolojik figürlerle bezelidir. Özellikle “Adem’in Yaratılışı” ismindeki sahne batı resim sanatının en canlı tasvirlerinden biri kabul edilir.

Michelangelo-cut_out_black1519 yılında Cosimo de’ Medici’nin soyunun son temsilcisi Lorenzo de’ Medici’nin ölmesiyle Michelangelo, onla birlikte genç yaşta ölen Nemours Dükü Giuliano’nun mezarlarının konulduğu kiliseye iki ünlünün heykelini yapar. 1534’te Papa III. Paulus’un heykeltıraşı ve mimarı yapılan Michelangelo’ya Sistine Kilisesi’nin sunak duvarına bir ‘Kıyamet Günü’ tasviri yapmasını ister. Meryem’in Göğe Yükselişi, İsa’nın Vaftizi ve Musa’nın Hükmü’nün anlatıldığı freskler süsler bu duvarı.

Kıyamet Günü tablosuna başından beri muhalefet eden yeni Papa IV. Paulus ise, tablodaki imgelerin fazlaca müstehcen göründüğünü belirterek Michelangelo’dan tabloyu biraz daha ‘düzgün’ hale getirmesini isteyince, ustanın cevabı şu olur: “Papa’ya söyleyin, bu küçük bir mesele ve kolaylıkla uygun hale getirilebilir. Önce kendisi yaşadığımız bu dünyayı uygun ve yaşanılır bir hale getirsin, sonra da bu tablo da aynı uygunluğa girecektir.” Michelangelo’nun yaşadığı çağ, kendisiyle boy ölçüşebilecek derecede yetkin ressam ve heykeltıraşçılara da tanıktır aynı zamanda.

Bunların başında Rafael ve Leonardo Da Vinci gelir. Bu sanatçılar arasında keskin ancak hoşça bir rekabet vardır. Anlatılan bir öyküye göre, sanatçının rakiplerinden Rafael ve Bramante, işbirliği yaparak Michelangelo’ya Sistine Kilisesinin işini verdirmeye çalışırlar. Böylelikle, kendini ressamdan çok bir heykeltıraş olarak kabul eden Michelangelo, bu işi kabul etmeyerek Papanın gözünden düşecektir. Hayatının son dönemini Roma’daki Aziz Peter Kilisesi’nin mimarı olarak geçiren Michelangelo 18 Şubat 1564’te 89 yaşında ölür.

Rönesans sanatına benzersiz bir etkide bulunan Michelangelo, klasik sanat tekniklerini öğrenmesinin yanı sıra asıl olarak, insan formunu her açıdan tasvir edebilmek için kadavralar üzerinde çalışıp, Yunan ve Roma sanatından devraldığı idealleştirilmiş insan tasarımlarını ulaştığı gerçekçilik boyutunu yakalamaya çalışır. Batı resminin babası olarak bilinen Giotto’nun resmindeki doğallık ve gerçekçilik ile 15. yüzyıl başında tam olarak anlaşılabilen derinlikte perspektif olgusunu geliştirip kendi tarzına temel yapan Michelangelo onlarca heykel, freske imza atıp Roma’nın yeniden inşa ve düzenlenmesinde de önemli görevler almıştır.Onu idolü olarak seçen birçok kişi vardır.