Şunun için etiket arşivi: İstanbul

Bu yıl 13. kez “kadınlar tarafından kadınlar için” gerçeğe dönüştürülecek olan Filmmor Kadın Filmleri Festivali gelecek ay başlayacak.

filmmor_logo

Bundan tam 12 yıl önce “Kadınlar Sinema Yapıyor” sloganı ile “kadınlarla kadınlar için” yola çıkan Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali’nin 13. yolculuğu 13 Mart Cuma günü İstanbul’da başlıyor. 27 Nisan tarihine kadar toplamda 6 şehirde “Kadınların Sineması, Kadınların Direnişi, Direnişin Sineması” perdede olacak.

13-22 Mart’ta İstanbul, 28 – 28 Mart’ta Nevşehir-Kapadokya, 4-5 Nisan Muğla-Bodrum, 11-12 Nisan Diyarbakır, 18-19 Nisan Adana ve 25-26 Nisan’da İzmir’de olacak olanfestival kadınların deneyimlerini, düşlerini, gündemlerini, ürettiklerini, sinemayla ve sinemada buluşturmayı diliyor.

Margarethe von Trotta ve Nahid Persson Sarvestani toplu gösterimlerinin de yapılacağı bu özel festivalde 25 ülkeden 60’tan fazla film perdeye gelecek. Gösterimlerin yanında atölye, forum ve yönetmenlerin de eşlik edeceği söyleşiler gerçekleştirilecek.

13. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali festival yürüyüşüyle başlayacak ve Mor Kamera Umut Veren Kadın Sinemacı Ödülü sahibini bulacak. Her yıl olduğu gibi bu yıl da ‘gelecek yıllar verilmemesi dileğiyle’ 7. Altın Bamya Ödülleri dağıtılacak.

Detay için TIKLAYINIZ 

matrakci-nasuh“Bu tablolar 1534 yılında Anadolu’nun İstanbul’dan Tebriz’e Tebriz’den Bağdat’a kadar resimli yol haritasıdır” 

Ünlü Türk minyatür sanatçısı, savaş oyunları uzmanı ve  tarihçi Matrakçı Nasuh’un eserleri, Ankara’da görücüye çıktı.

Kızılay metro istasyonunda, “Matrakçı’nın Şehirleri” konulu sergi  açıldı.

Açılışta konuşan Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Başkanı Turan Karataş,  serginin Matrakçı Nasuh’un minyatürlerinden oluştuğunu belirtti.

Karataş, sergide Prof. Dr Nurhan Atasoy’un seçtiği 40 eserin yer  aldığını ifade ederek, “Bu tablolar 1534 yılında Anadolu’nun İstanbul’dan  Tebriz’e Tebriz’den Bağdat’a kadar resimli yol haritasıdır. Matrakçı, bu eserlere  metre ve mil hesabını da koymuştur. Bu minyatürler şehirlerin 500 yıl önceki  tarihi neydi, oradaki eserler nasıldı, bunları kontrol etmek için birer belgedir”  dedi.

Karataş, serginin birkaç ay önce İstanbul Dolmabahçe Sarayı’nda da  açıldığını ve çok büyük ilgi gördüğünü söyledi.

“Matrakçı’nın Şehirleri” konulu sergi, 21 Şubat’a kadar gezilebilecek.

Kaynak: Medya

İstanbul’da bulunan en sıradışı sokak adlarını sizin için derledik. Aslında hepsinin de birer hikayesi var fakat hikayelerin doğru olup olmadığı konusunda herhangi bir bilgi yok.

O kadar dar: Atgeçmez Sokak Bu sokak, Balat’ta bulunur. Kesin olmamakla birlikte sokağın fazlaca dar olmasından dolayı bu adı aldığı sanılıyor.

O kadar dar: Atgeçmez Sokak
Bu sokak, Balat’ta bulunur. Kesin olmamakla birlikte sokağın fazlaca dar olmasından dolayı bu adı aldığı sanılıyor.

Kim o?: Taktaki Sokak Çukurcuma’da bu sokak “Tak Tak” olarak da bilinir. Kimilerine göre eskiden burada bir ayakkabıcı yaşıyormuş. Ayakkabıcının çıkardığı gürültü sokağa adını vermiş.

Kim o?: Taktaki Sokak
Çukurcuma’da bu sokak “Tak Tak” olarak da bilinir. Kimilerine göre eskiden burada bir ayakkabıcı yaşıyormuş. Ayakkabıcının çıkardığı gürültü sokağa adını vermiş.

Havalar ısınınca: Yaşmak Sıyıran Sokak Kasımpaşa’da bulunan bu sokak adını, sıcak havalarda bunalan kadınların burada bulunan yokuşta etraflarını önemsemeden yaşmaklarını sıyırmalarından almış.

Havalar ısınınca: Yaşmak Sıyıran Sokak
Kasımpaşa’da bulunan bu sokak adını, sıcak havalarda bunalan kadınların burada bulunan yokuşta etraflarını önemsemeden yaşmaklarını sıyırmalarından almış.

Kısaca Tomtom: Tomtom Kaptan Sokak Tomtom Kaptan Sokağı’nın girişinde bulunan Tomtom Kaptan Camisi, 1592 yılında Tomtom Mehmet Kaptan tarafından yaptırılmış. Yani sokak adını bu camiden almış. Burası kısaca “Tomtom” olarak da bilinir.

Kısaca Tomtom: Tomtom Kaptan Sokak
Tomtom Kaptan Sokağı’nın girişinde bulunan Tomtom Kaptan Camisi, 1592 yılında Tomtom Mehmet Kaptan tarafından yaptırılmış. Yani sokak adını bu camiden almış. Burası kısaca “Tomtom” olarak da bilinir.

Beklenti yüksek: Ahım Şahım Sokağı Şişhane’de bulunan bu sokağın vaktiyle mezarlık olan alanının mükemmel bir İstanbul ve Haliç manzarası varmış. Bu manzaradan dolayı sokağa “Ahım Şahım” dendiği tahmin ediliyor.

Beklenti yüksek: Ahım Şahım Sokağı
Şişhane’de bulunan bu sokağın vaktiyle mezarlık olan alanının mükemmel bir İstanbul ve Haliç manzarası varmış. Bu manzaradan dolayı sokağa “Ahım Şahım” dendiği tahmin ediliyor.

Biraz ürkütücü: Sahaf Mezarlığı Sokak Kasımpaşa’nın doğusundaki Piyalepaşa Mahallesi sınırları dahilindeki bu sokağın adını, vaktiyle buraya gömülen eski kitap satıcılarından aldığı söyleniyor. Bunu tahmin etmek güç olmasa da biraz ürkütücü bir isim.

Biraz ürkütücü: Sahaf Mezarlığı Sokak
Kasımpaşa’nın doğusundaki Piyalepaşa Mahallesi sınırları dahilindeki bu sokağın adını, vaktiyle buraya gömülen eski kitap satıcılarından aldığı söyleniyor. Bunu tahmin etmek güç olmasa da biraz ürkütücü bir isim.

İdaresi gitti, karantinası kaldı yâdigar: Karantina Sokak Karaköy’de bulunan sokağın ismi eskiden burayı mesken edinen Karantina İdaresi’nden geliyor.

İdaresi gitti, karantinası kaldı yâdigar: Karantina Sokak
Karaköy’de bulunan sokağın ismi eskiden burayı mesken edinen Karantina İdaresi’nden geliyor.

Aman dikkat!: Altıpatlar Sokağı Antikacıların yoğun olduğu Altıpatlar Sokağı, çevresindeki sokaklarla birlikte zamanının cephane ve mühimmat deposuymuş.

Aman dikkat!: Altıpatlar Sokağı
Antikacıların yoğun olduğu Altıpatlar Sokağı, çevresindeki sokaklarla birlikte zamanının cephane ve mühimmat deposuymuş.

İçimizdeki Othello: Otello Kamil Sokak Sokak adını bir tiyatro oyuncusundan alıyor. 1889 yılında doğan ve asıl adı Kâmil Rıza Bey olan oyuncu, zamanında oynadığı Othello rolü nedeniyle halk arasında “Otello Kâmil” olarak anılmaya başlamış.

İçimizdeki Othello: Otello Kamil Sokak
Sokak adını bir tiyatro oyuncusundan alıyor. 1889 yılında doğan ve asıl adı Kâmil Rıza Bey olan oyuncu, zamanında oynadığı Othello rolü nedeniyle halk arasında “Otello Kâmil” olarak anılmaya başlamış.

Bağırtmayın hayvanı: Merkep Bağırtan Sokağı Cihangir'de bulunan bu sokak, uzun yıllar önce ailelerin eşyalarını mekreplerle (eşşek) taşıdığı yokuşmuş. Mekrepleri yorgunluktan inleten bu sokak, adını günümüzde hala devam ettirmektedir.

Bağırtmayın hayvanı: Merkep Bağırtan Sokağı
Cihangir’de bulunan bu sokak, uzun yıllar önce ailelerin eşyalarını mekreplerle (eşşek) taşıdığı yokuşmuş. Mekrepleri yorgunluktan inleten bu sokak, adını günümüzde hala devam ettirmektedir.

Bahçelere çıkar bütün sokaklar: Bahçelere Giden 1. Yol Sokak Kadıköy Bostancı’da bulunan bu sokağın hemen paralelinde “Bahçelere Giden İkinci Yol Sokak” bulunur. Sokağın adını, o bölgede bulunan bahçelerden aldığı tahmin ediliyor.

Bahçelere çıkar bütün sokaklar: Bahçelere Giden 1. Yol Sokak
Kadıköy Bostancı’da bulunan bu sokağın hemen paralelinde “Bahçelere Giden İkinci Yol Sokak” bulunur. Sokağın adını, o bölgede bulunan bahçelerden aldığı tahmin ediliyor.

İşte diğer enteresan isimlere sahip olan İstanbul sokakları

BİRACILAR Sokağı

BİRACILAR Sokağı

Eğlence Sokağı – Arnavutköy

Eğlence Sokağı – Arnavutköy

Gece Kuşu Sokağı – Karaköy

Gece Kuşu Sokağı – Karaköy

Çatık Kaş Sokağı – Tarlabaşı

Çatık Kaş Sokağı – Tarlabaşı

Kültür Çıkmazı – Gümüşsuyu

Kültür Çıkmazı – Gümüşsuyu

Susam Sokağı – Cihangir

Susam Sokağı – Cihangir

Güzel Çalgıcı Sokağı - Fatih

Güzel Çalgıcı Sokağı – Fatih

Çoban Aldatan Sokağı - Küçükçekmece

Çoban Aldatan Sokağı – Küçükçekmece

Bayıldım Caddesi - Beşiktaş

Bayıldım Caddesi – Beşiktaş

Leblebici Şaban Sokağı - Beyoğlu

Leblebici Şaban Sokağı – Beyoğlu

Otçu Sokağı - Beyoğlu

Otçu Sokağı – Beyoğlu

İyiniyet Sokağı - Şişli

İyiniyet Sokağı – Şişli

İslambol Caddesi - Fatih

İslambol Caddesi – Fatih

Ayık Fırın Sokağı - Fatih

Ayık Fırın Sokağı – Fatih

Silahşör Caddesi - Şişli

Silahşör Caddesi – Şişli

Hanımefendi Sokağı - Şişli

Hanımefendi Sokağı – Şişli

Ebe Kızı Sokağı - Şişli

Ebe Kızı Sokağı – Şişli

Arpa Suyu Sokağı - Şişli

Arpa Suyu Sokağı – Şişli

Gülmez Hasan Sokağı

Gülmez Hasan Sokağı

Canfeda Çıkmazı - Beyoğlu

Canfeda Çıkmazı – Beyoğlu

Bağrı Yanık Sokağı - Üsküdar

Bağrı Yanık Sokağı – Üsküdar

Aşıklar Çıkmazı - Kadıköy

Aşıklar Çıkmazı – Kadıköy

Kervan Geçmez Sokağı - Şişli

Kervan Geçmez Sokağı – Şişli

Dünya Sağlık Sokağı - Beyoğlu

Dünya Sağlık Sokağı – Beyoğlu

Boğazkesen Caddesi - Beyoğlu

Boğazkesen Caddesi – Beyoğlu

Francalacı Caddesi - Beşiktaş

Francalacı Caddesi – Beşiktaş

Aslan Yatağı Sokağı - Beyoğlu

Aslan Yatağı Sokağı – Beyoğlu

Maç Sokağı - Beyoğlu

Maç Sokağı – Beyoğlu

Arzu Çıkmazı - Beşiktaş

Arzu Çıkmazı – Beşiktaş

Kart Çınar Sokağı - Beyoğlu

Kart Çınar Sokağı – Beyoğlu

Havyar Sokağı - Beyoğlu

Havyar Sokağı – Beyoğlu

Öksüzçocuk Sokağı - Beşiktaş

Öksüzçocuk Sokağı – Beşiktaş

Yenigelin Sokağı - Beşiktaş

Yenigelin Sokağı – Beşiktaş

Korsan Çıkmazı - Beyoğlu

Korsan Çıkmazı – Beyoğlu

Kaynak: Medya

Araştırmacı-yazar Aydın Türkgücü, son kitabı “Altın Bilgi Çağı” ile Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Maden…

nobel ödülü

Araştırmacı-yazar Aydın Türkgücü, son kitabı “Altın Bilgi Çağı” ile Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi.

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Maden Fakültesi Konferans Salonu’ndaki yapılan toplantıda bir konuşma yapan Maden Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Orhan Kural, Aydın Türkgücü’nün Nobel ödülünü alması için yapılan başvurular hakkında önemli bilgiler paylaştı.

Bu ödülün alınabilmesi için bir profesörün kitabı tavsiye etmesi gerektiğini dile getiren Kural, bu konuyla ilgili yetkililerle 2 ay süren bir yazışma yapıldığını ve sonunda tekliflerinin onaylandığını belirtti.

Aydın Türkgücü’nün 30 Ocak’ta Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildiğini söyleyen Orhan Kural sözlerine şöyle devam etti:

“Nobel Barış ödüllerinde bir ilk olacak. Biz, ‘Bundan sonra kriterlerinizi’ değiştirin. Doğayla barışık olan herkese bu ödülün açılmasını istedik. Dileriz bu kitap dünyada bir farklılık yaratır. Bu işin temelinde de doğa ve hayvan sevgisinin geldiğini bütün dünya anlar diye düşünüyorum. Savaşlar, iki lidere Nobel Barış Ödülü vermekle sona ermez.”

Yazar Aydın Türkgücü de Nobel Barış Ödülü’ne adaylığını ile ilgili olarak şunları söyledi:

“Hayvanlarla doğayla ve en başta kendisiyle barışık olmayan insanların bütünsel barışa hizmet edecek gücü olmamaktadır. Tarih bize bunu ispat eder. Biz de diyoruz ki, artık kriterlerde bir değişiklik yapalım. Hayvanlarla doğayla ve kendimizle barışa hizmet eden projelere ödüller verelim. Nobel Barış Ödülü adaylık sürecini başlattık. Kitapta, maddenin değil, bilginin altın olduğu bir çağı anlattık. İnsanın maddeye bakış açısını değiştirerek barışı getirebileceğimizi düşünüyoruz. Final, aralık ayında olacak ve 5 kişi açıklanacak. Karşımızdaki ekip çok profesyonel. Altın Bilgi Çağı, nereden ve niçin geldiğimiz sorusu yerine pragmatik bir değişilik yaparak, soruda neyin için yaşadığımızı sorarak, evrenin rüya alemi ve illüzyon olduğunu ispatlama yönünde ciddi adımlar atmaktadır. İnsanları bu yönde düşündürmeye başlamaktadır.”

 Bu yıl 31 Mayıs – 29 Haziran tarihleri arasında 43. kez düzenlenecek İstanbul Müzik Festivali’nin tanıtım toplantısı, dün sabah Martı İstanbul Otel’de gerçekleşti. Basın toplantısına konuşmacı olarak, İstanbul Müzik Festivali Direktörü Yeşim Gürer Oymak ve 2006 yılından beri festival sponsoru olan Borusan Holding adına Borusan Kocabıyık Vakfı Genel Sekreteri Canan Ercan Çelik katıldı.
Haber :SELAY SARI
Folklorik öğelere vurgu
Sol Gabetta

Sol Gabetta

Festivalin bu yılki teması ‘Kültürel Manzaralar’, 19. YY Avrupasında milliyetçiliğin güçlenmesiyle klasik müzikte vurgu kazanan folklorik öğelere atıfta bulunuyor. Programda ‘İspanyol Manzaraları’, ‘Rus Mevsimleri ve Amerikan Mevsimleri’ gibi coğrafi başlıklara sahip konserlerin yanı sıra, Macar piyano virtüözü ve besteci Franz Liszt, Çek besteci Antonin Dvorak ve Macar halk müziği üzerine çalışmalarıyla etnomüzikolojinin kurucularından sayılan Bela Bartok’un eserlerine özel olarak yer veriliyor.
Festivalde sahne alacak önemli isimler arasında yıldız mezzosoprano Magdalena Kozena, Berlin Filarmoni’nin 12 Çellisti, keman virtüözü Patricia Kopatchinskaja ve çello virtüözü Sol Gabetta, Fazıl Say ve festivalin yerleşik konuk orkestrası Deutsche Kammerphilharmonie Berlin yer alıyor.
Patricia Kopatchinskaja

Patricia Kopatchinskaja

Bu yıl festival tarafından ısmarlanan iki eser de, aynı döneme ait iki tarihi olayı anma niteliği taşıyor. Besteci Hasan Niyazi Tura’ya, Çanakkale Savaşı’nın 100. yılı sebebiyle sipariş edilen senfonik şiirin dünya prömiyeri, 31 Mayıs Pazar akşamı Lütfi Kırdar UKSS’deki açılış konserinde Sascha Goetzel yönetimindeki BİFO tarafından gerçekleştirilecek. Saygın Ermeni besteci Tigran Mansurian’a sipariş edilen eser ise dünyada ilk kez, viyola virtüözü Kim Kashkashian ve piyanist Peter Nagy tarafından 10 Haziran Çarşamba akşamı Surp Vortvots Vorodman Kilisesi’nde icra edilecek. Yeşim Gürer Oymak, eseri tanıtırken, “Bu eserin, 1915’te kaybettiğimiz Ermeni kardeşlerimizi anmamıza yardımcı olmasını diliyoruz,” şeklinde konuştu.
Onur Ödülü Filiz Ali’ye
Prof.Dr. Filiz Ali

Prof.Dr. Filiz Ali

Festivalin Onur Ödülü bu yıl, hem müzisyen hem de eğitimci kimliğiyle Türkiye’de çok sesli batı müziğinin yaygınlaşmasına yaptığı katkılar sebebiyle Prof.Dr. Filiz Ali’ye sunulacak. Eğitimci kimliğiyle kurduğu Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi’nin yanı sıra müzik eleştirileriyle de klasik Batı müziği alanında Türkiye’de en önemli isimlerden biri olan Ali’ye ödülü, 31 Mayıs günü festivalin açılış konserinde takdim edilecek.
Festival biletleri 14 Şubat’ta İKSV ana gişesi, Biletix satış noktaları, çağrı merkezi ve www.biletix.com web sitesinde satışa çıkacak.

istanbul-un-100-masaliİstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ, ‘Osmanlı İstanbulu’nda anlatılan 100 masalı ‘İstanbul’un 100 Masalı’ adlı kitapta bir araya getirdi.

Kültür AŞ’den yapılan açıklamaya göre kitap, Ferhat Aslan tarafından, şehrin folklorik zenginliğinin gün yüzüne çıkarılabilmesi ve masalların unutulup yok olmaması amacıyla “İstanbul’un Yüzleri” projesi kapsamında hazırlandı.

Kitabın ilk bölümünde masalların genel olarak tanımı, özellikleri ve sınıflandırılması üzerinde durulurken, masalların sadece çocuklar için üretilen ve aktarılan bir tür olmadığı, sözlü anlatımın kültür tarihi açısından önemli bir yere sahip olduğu belirtiliyor. İkinci bölümde de farklı kaynaklar derlenerek yeniden yorumlanan masallar sıralanıyor.

İstanbul’un 100 Masalı’nda aralarında “Keloğlan ve Padişah”, “Kız Kulesi’nin Sultanı”, “Heyyamola”, “Kırk Şehzade ile Yedi Başlı Ejderha” ve “Yeşil İnci” gibi masallar yer alıyor. Kitapta yer alan bilgilere göre İstanbul’da masallar, daha çok kadınlar tarafından kış gecelerinde evlerde veya köşk ve konaklardaki tandır başlarında, helva sohbetlerinde çocuk ve kadınlardan oluşan topluluk karşısında anlatılıyordu.

Kaynak: Onedio

türk-kahvesiTürk kültürünün vazgeçilmez içeceği olan Türk kahvesinin doğru tanıtımı için müze kuruluyor.

UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü) İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne alınarak dünya halklarının ortak mirası haline gelen Türk kahvesi müzelik oluyor.

Türk kahve kültürünün üretiminden içimine kadar her aşamasının önemli bir zenginliğe sahip olduğunu ve doğru bilinmesini istediklerini anlatan Arı, bu amaçla yurt içinde ve yurt dışında iki müze açmayı planladıklarını ifade etti.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Araştırma ve Eğitim Genel Müdürü Ahmet Arı, Türk kahvesinin pişirilme tekniği ve sunumuyla geleneksel kültürün en kıymetli değerlerinden olduğunu söyledi.

Arı, açılacak müzelerde hem kahve kültürüyle ilgili eğitim verileceğini hem de turistik bir değer yaratılmaya çalışılacağını kaydetti.

Yurt içinde faaliyet gösterecek müzenin yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgi gösterdiği İstanbul’da açılabileceğini dile getiren Arı, müzede kahve kültürüne ait her obje ve ögenin de görücüye çıkacağını sözlerine ekledi.

Araştırmacılara göre kahve 14. yüzyılın başlarında Habeşistan’dan tüm dünyaya yayılmıştır. Kahve adını çıkış yeri olan Güney Habeşistan’daki Kaffa yöresinden almıştır.

Önceleri Arap Yarımadası’nda kahve meyvesinin kaynatılması ile elde edilen içecek, Türk kahvesi olarak yepyeni hazırlama ve pişirme yöntemiyle özgün tadına kavuşmuştur. Kahve ile Türkler sayesinde tanışan Avrupa, uzun yıllar kahveyi bu yöntemle hazırlayıp tüketmiştir.

Brezilya ve Orta Amerika kaynaklı, arabica türü, yüksek kaliteli kahve çekirdeklerinden harmanlanan ve tercihen kömür ateşinde ağır ağır, titizlikle kavrulan Türk Kahvesi, değirmende çok ince öğütülür. Bir cezve yardımıyla su ve isteğe göre şeker ilave edilerek pişirilir, bir fincan kahveye iki çay kaşığı kahve atılır. Küçük fincanlarla servis yapılır. İçilmeden önce telvesinin dibe çökmesi için kısa bir süre beklenir. Su, sanıldığı gibi kahvenin sonunda değil; kahveyi içmeden önce içilmektedir.

Kahvenin Türk kültüründeki yeri

1517 yılında lezzetine hayran kalan Yemen Valisi Özdemir Paşa tarafından İstanbul’a getirilen kahve, Türkler tarafından bulunan yepyeni hazırlama metodu sayesinde güğüm ve cezvelerde pişirilerek Türk kahvesi adını aldı. İlk olarak Tahtakale’de açılan ve tüm şehre hızla yayılan kahvehaneler sayesinde halk kahveyle tanıştı. Günün her saati kitap ve güzel yazıların okunduğu, satranç ve tavlanın oynandığı, şiir ve edebiyat sohbetlerinin yapıldığı kahvehaneler ve kahve kültürü dönemin sosyal hayatına damgasını vurdu.

Saray mutfağında ve evlerde yerini alan kahve, çok miktarda tüketilmeye başlandı. Çiğ kahve çekirdekleri tavalarda kavrulduktan sonra dibeklerde dövülerek cezvelerde pişirilmek suretiyle içiliyor ve en itibarlı dostlara büyük bir özenle ikram ediliyordu. Kısa sürede, gerek İstanbul’a yolu düşen tüccarlar ve seyyahlar gerekse Osmanlı elçileri sayesinde Türk kahvesinin lezzeti ve ünü önce Avrupa’yı oradan da tüm dünyayı sardı.

Türk kültüründe kahvenin yeri o kadar önemli ki; Anadolu topraklarında farklı materyallerden üretilen fincanlar, cezveler ve değirmenler var!.. ‘Kırk yıl hatırı var’ sözü de bunu destekliyor!..

Kaynak: Medya

“La Paloma” ve “Je n’ai pas changé” gibi hitlerle tanınan İspanyol şarkıcı, 14 Mart’ta Ülker Sports Arena’da sahne alacak

Julio Iglesias

Yüz milyonlarca albüm satan ve dünyanın en önemli yıldızlarından biri olarak gösterilen Julio Iglesias, yeni bir konser vermek için İstanbul Ülker Sports Arena’ya geliyor. Konser, 14 Mart’ta gerçekleşecek.

Julio Iglesias, dünya çapında başarıya ulaşan turlarını yine dünya çapında son turnesi ile taçlandırıyor. Brezilya’da başlayan turnenin dördüncü ayağı İstanbul’da gerçekleşecek. “Gwendolyne”, “La Paloma”, “Je n’ai pas changé” gibi sayısız hit’e imza atan efsanevi sanatçı, eğlenceli ve romantik şarkıları ile sahnede olacak.

Julio_ıglesiasUluslararası birçok müzik listesinde uzun sure 1 numaradan inmeyen, hitleriyle sayısız festivalde performans sergileyen sanatçı, bugüne kadar 80’den fazla albüme imza attı. İlham veren ve dolu dolu hayat hikayesi sayesinde sadece müziği ile değil, anıları ve yaşanmışlıkları ile de hayranlarına yeni hayranlar ekliyor. Trajik trafik kazasını ve felci kendine sürekli yeni şeyler katarak alt eden Julio Iglesias, başarılı müzik kariyeri boyunca 2600’den fazla platin ve altın plak sahibi oldu. Müzik tarihinde başka hiçbir şarkıcı bu başarıyı elde edemedi. Sanatçının layık görüldüğü en onurlu ödüllerden birisi Amerikan Besteciler, Yazarlar ve Yayıncılar Derneği’nin Pied Piper Ödülü’dür. ASCAP Pied Piper Ödülü’nü alan diğer ünlüler arasında Frank Sinatra, Ella Fitzgerald ve Barbara Streisand gibi isimler yer alıyor.

yerebatan-sarniciYapımı asırlar öncesine dayanan İstanbul’daki sarnıçlara, yerli ve yabancı turistler büyük ilgi gösteriyor.

Binlerce yıllık tarihe sahip eserlerin bulunduğu İstanbul’da, Yerebatan, Binbirdirek, Nakkaş ve Nuruosmaniye gibi çok sayıda tarihi sarnıç da önemli kültürel miras arasında yer alıyor.

İstanbul Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Emre Bilgili, İstanbul’un sarnıçları ve bu sarnıçların gelecek nesillere aktarımında yapılması gerekenler hakkında değerlendirmede bulundu.

Tarihte suyun çok stratejik unsur olduğunu dile getiren Bilgili, bu nedenle insanların suyu biriktirmek için çeşitli fikirler geliştirdiklerini söyledi.

Bunlardan birisinin sarnıçlar olduğunu ifade eden Bilgili, şu bilgileri verdi:

“Bugün suyu depolamak için başka teknolojiler kullanmamız gerekiyor. Ama sarnıçlar çok büyük kültürel miras. Bizim için öncelikli olan bunların korunmasıdır. Bu sarnıçlara tekrar su doldurup aynı fonksiyonu veremeyeceğimize göre başka fonksiyonlar düşünmemiz gerekir. Biz şunu da biliyoruz ki, kültürel miras restorasyonla beraber yaşıyor. Ama restorasyonla beraber fonksiyon veremediğiniz zaman yine yaşamıyor. Eskisinden daha da kötü olabiliyor. Dolayısıyla bu tarihi sarnıçların yaşaması için mutlaka bir fonksiyon vermemiz gerekiyor.”

“Koruma-kullanma” dengesi

Bilgili, sarnıçların gelecek nesillere aktarımında dikkat edilecek en önemli noktanın koruma ve kullanma dengesi olduğunu vurguladı.

Kullanmadan korumanın pek mümkün olmadığına dikkati çeken Bilgili, “Dolayısıyla koruma-kullanma dengesini iyi hesap ederek fonksiyonlar vermemiz gerekiyor. Bu sarnıcın yeri ve yapısına göre fonksiyonlar değişebilir. Turizm amaçlı kullanılabilir, müze yapılabilir, sarnıcın kendisi sergilenebilir, etkinlik alanı olabilir. Ama verdiğimiz fonksiyon ne olursa olsun mutlaka o sarnıcı, koruma kurallarına riayet ederek kullanmalıyız. Koruma-kullanma dengesine dikkat ettiğimiz takdirde bu yapılara bir şey olmaz” ifadelerini kullandı.

Bilgili, ticari kaygıların ön plana çıkmaması gerektiğini ifade ederek, “İstanbul’da çok sayıda sarnıç var. Yeni kazılarda ortaya çıkan sarnıçlar var. Çünkü sarnıç evde, küçük sarayda da kullanılabilen yapılardır. Asıl olan sarnıçların gelecek nesillere aktarılmasını sağlamak” diye konuştu.

Turist ilgisi

İstanbul Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Emre Bilgili, turistlerin sarnıçlara ilgisine değinerek, şöyle devam etti:

“Turistler buraları görmek istiyor. Bugün Yerebatan Sarnıcı, Ayasofya Müzesi’nin yarısı kadar ziyaretçi alıyor. Yerebatan Sarnıcı’nı 2014’te 2 milyon 120 bin 862 kişi ziyaret etmiş. Bu demek ki sarnıçlara büyük ilgi var. Onun için bunları daha çok kültür, turizm amaçlı kullanmalıyız. Tabii ki farklı etkinliklerle de değerlendirilebilir ama asıl amacını hiçbir zaman unutmamalı ona göre hareket etmeliyiz.”

Bilgili, İstanbul’daki sarnıçların daha çok Bizans döneminde inşa edildiğinin altını çizerek, Osmanlı ile birlikte su kültürünün çeşmelerle sürdürüldüğünü dile getirdi.

İstanbul’da Yerebatan ve Binbirdirek sarnıçları en çok bilinen sarnıçlar arasında bulunurken, Aetios, Bizans, Bodrum Camisi, Cağaloğlu, Çukurbostan, Nakkaş, Nuruosmaniye, Şerefiye, Seferikoz, Myraleion, Üsküdar Mevlevihanesi, Yeşilköy, Şeyh Vefa Külliyesi sarnıçları yer alıyor.

Kaynak: TRT

Xuefei YangThe New York Sun Gazetesi’nin “Dünyanın en sıra dışı enstrümantalistlerinden biri” dediği Xuefei Yang, İstanbul’a geliyor. Royal Academy of Music üyesi ve Çin’in ilk uluslararası kadın gitaristi olan Yang, 14 Şubat akşamı Sakıp Sabancı Müzesi “the Seed” salonunda konser verecek. Londra’da yaşayan Yang, 2009 yılında Classic FM tarafından günümüzün en iyi 100 sanatçısı arasında gösterildi. Yang bugüne kadar İngiltere, Avrupa ve Asya’dan Kuzey Amerika’ya uzanan 40’tan fazla ülkede konser verdi.

7 yaşında gitar çalmaya başlayan ve ilk kez 10 yaşında Çin Gitar Festivali’nde sahneye çıkan 1977 Pekin doğumlu Yang, 1991’de, Madrid’de aralarında gitar konçertosuyla ünlü İspanyol besteci Rodrigo’nun da (1901-1999) bulunduğu bir topluluğa konser vermeyi başardı. 17 yaşında John Williams ile tanıştı. Günümüzün efsanevi gitaristlerinden Williams, 1995 yılındaki Pekin ziyareti sırasında Yang’ı dinledikten sonra öyle çok etkilendi ki kendi Greg Smallman gitarlarından ikisini Pekin Merkez Konservatuvarı’na hediye etti. Yang, 2002 yılında Royal Academy of Music’ten akademinin en yüksek derecesi DipRAM ile mezun oldu ve olağanüstü başarıları nedeniyle Royal Academy of Music üyeliğine kabul edildi.

RODRIGO VE BACH’I DA YORUMLADI

Klasik gitar alanında dünya çapında yakaladığı başarılı kariyeri ile yeni klasik gitaristler için bir örnek olan Yang, “Yaşım ilerledikçe hayat daha yeni başlıyormuş gibi hissediyorum” diyor. Yoğun konser takvimi ve seyahatleri arasında yazdığı yeni düzenlemeler ile aynı zamanda klasik gitar repertuvarının gelişmesine de katkıda buluyor.
Yang, Barok ve Romantik dönemden ilham alarak günümüz modern müziğine uzanan bir derleme olan ilk albümünü 1999’da kaydetti. 2005’te “Si Ji” adı ile yayınlanan albümü Çin kültüründen ilham alan parçalardan oluşuyordu. Bir yıl sonra 2006’da “Romance de Amor” albümü yayınlandı. “40 Degrees North” albümünde Çin’den İspanya’ya uzanan müziklere yer verdi. Yang’ın 2010’da yayınlanan Rodrigo’nun gitar konçertoları albümü de olumlu tepkiler aldı. Londra’daki Abbey Road Stüdyoları’nda kaydedilen, Bach konçertolarından oluşan albümü ise 2012’de yayınlandı ve Gramophone’un “Specialist Classical” kategorisinde 6. sıraya, Amazon yaylı çalgı konçertoları listesinde ise bir numaraya yükseldi. Yang’ın yeni albümü “Sojourn” adını taşıyor.

Kaynak: Medya

Avustralya’nın Oscar’ı olarak nitelendirilen AACTA ödülü için yarışan Yılmaz Erdoğan, ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’ dalında ödüle layık görüldü.

yilmaz-erdogan-somn-umut

Oscar ödüllü aktör Russell Crowe’un yönettiği ‘Son Umut (The Water Diviner)’ filminde rol alan Yılmaz Erdoğan; Avustralya’da, Avusturya Sinema ve Televizyon Sanatları Akademisi tarafından verilen AACTA Ödülü’nü kazandı.

‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’ dalında kazandığı ödül için yarışan diğer adaylar arasında Robert Pattinson, Patrick Brammall ve TJ Power bulunuyordu. Çanakkale Savaşı’nda üç oğlunu da kaybeden ve onların peşinden Çanakkale’ye gelen bir babanın hikâyesinin anlatıldığı filmde, Yılmaz Erdoğan bir subayı canlandırıyor.

Adaylığı sırasında Sydney Morning Herald Gazetesi’ne röportaj veren Yılmaz Erdoğan, ‘Daha önce ne bu büyüklükte bir projede, ne İngilizce, ne de Oscar’lı sinemacılarla çalışmıştım. Harika bir deneyimdi’ sözlerini kullanmıştı. Erdoğan’ı ödülünü kazanmasının ardından Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik tebrik etti.

Son Umut

the-water-diviner-son-umut-filmi-russell

Yönetmenliğini Russell Crowe’un üstlendiği filmde başrolleri Russell Crowe, Olga Kurylenko, Cem Yılmaz ve Yılmaz Erdoğan paylaşıyor. Türkiye’de 26 Aralık 2014’te gösterime giren film, Avustralyalı çiftçi Connor’un savaşa giden üç oğlunun peşinden İstanbul’a ve oradan da Çanakkale’ye gelmesini konu ediniyor.

William Shakespeare’in ölümsüz aşk öyküsü ‘Romeo ve Juliet’, 21 Şubat’ta İstanbul’da sahnelenecek. Gösteri için 13 tır dolusu dekor, kostüm ve teknik donanım İstanbul’a getirilecek.

William Shakespeare Romeo ve Juliet

Gösteri ve sahne sanatları örneklerinin sınırlarını zorlayan bir proje olarak gösterilen ‘Romeo ve Juliet’ Şubat ayında İstanbul’a geliyor. 45 oyuncunun rol aldığı ve büyük bir teknik ekiple İstanbul’da sahne almaya hazırlanan ‘Romeo ve Juliet’ ekibi oyuncuların yanı sıra 40 teknisyen, 6 kişilik iletişim ekibi, 15 kişilik yapım sorumlusundan oluşuyor.

Bugüne dek sayısız kez bale, film, müzikal ve opera olarak sahnelenen William Shakespeare’in ölümsüz eseri, 3 boyutlu dijital sahne tasarımıyla ve orijinal dilinde sahnelenecek. Temsil sırasında 23 sahne değişimi ve 270’ten fazla kostümün kullanıldığı oyun için 13 tır dolusu dekor, kostüm ve teknik donanım İstanbul’a getiriliyor. Yönetmenliğini Giuliano Peparini’nin üstlendiği, besteleri Gerard Presgurvic, şarkı sözleri ise Vincenzo Incenzo’e ait oyun, 1 Mart’a kadar Zorlu PSM’de izlenebilecek.

Romeo e Giulietta

Etkinlik Hakkında

Shakespeare’in 420 yıl önceki hayali,
bugünün hayal gücüyle İstanbul’da…

Sonsuz aşkın müzikle dansı
Romeo & Giulietta

Cesur bir prodüktör, çılgın bir yönetmen ve 45 eşsiz oyuncu, dansçı ve akrobat; Shakespeare’in o günlerde hayal bile edemeyeceği 3 boyutlu dijital bir sahnede bu unutulmaz hikayeye yeniden hayat veriyor.

İtalya’da 8 ay gibi kısa bir sürede 400.000 kişiyi büyüleyen Romeo e Giulietta, Ama e Cambia il Mondo 270’ten fazla benzersiz kostüm, 23 sahne değişimi ve üstün teknolojik alt yapısıyla İstanbullu sanatseverlere bugüne kadar yaşamadıkları bir deneyim yaşatmak için geliyor.

İtalya’da gelmiş geçmiş en görkemli gösteri olarak adlandırılan bu muhteşem show 21 Şubat’ta Zorlu Center PSM’de perdelerini açıyor.

Aşkla değişir dünya

Verona’nın iki soylu ailesi, Montegue ve Capuleti’lerin ölümcül nefretleri iki gencin ilk görüşte başlayan ve kaderlerini mühürleyecek olan aşkına engel olamaz. Aşıkların trajik intiharıyla ölüm aşkı ebediyete yüceltirken, düşman aileleri vicdan azabıyla tüketir.

Shakespeare’in eserinde aşk, insani bir tecrübeden tüm evreni içine alacak evrensel bir boyuta taşınıyor. Shakespeare karanlığın ve ışığın üzerinde duruyor.

Romeo e Giulietta, Ama e Cambia il Mondo’da müzik, hikayeyi yeniden yaratıyor. Her özgün yorumunda olduğu gibi klasik eserin özüne hem saygı duyuyor hem ihanet ediyor.

Çatışmaları aydınlatan, tutkuları gizleyen ışık bu özgün yorumda bize müzikle dönüyor ve kötülüğün renklerini güçle doldururken, iyiliğin çerçevesini yumuşak tonlarla çiziyor.

Müzikler ve ritim kimi zaman deliliği, kimi zaman ahlakın terk edilişini simgeliyor. Aşk resmedilirken ise bunun aksine iki aşığın tutkusunun, sonsuz bekleyişinin ve çektikleri işkencenin altını çiziyor.

Vincenzo Incenzo

Yazar William Shakespeare,
Yapımcı David Zard,
Müzik Gérard Presgurvic,
Italyanca Uyarlama Vincenzo Incenzo,
Yönetmen Giuliano Peparini