Şunun için etiket arşivi: film festival

Pazar günü evdesiniz ve Televizyondan sıkıldınız ve farklı bir şeyler izlemek ya da kafanızı dağıtmak istiyorsunuz. Sizi bilemeyiz fakat biz bunu zaman zaman istiyoruz. Bundan yola çıkarak hoşça biraz vakit geçirmeniz ama bunu yaparken çokta uzamasın düşüncesiyle kısa filmlerin ideal olduğunu düşünüyoruz. Buyurun buradan izleyin :) İyi seyirler…

kısa film

10. The Flying Man (Türkçe Altyazılı)

Bir suçlu mu, yoksa bir süper kahraman mı? Aniden ortaya çıkıp şehri birbirine katan bu adamın sırrı ne?

 

Yapım : ABD / 2013

Yönetmen : Marcus Alqueres

Senaryo : Marcus Alqueres (story), Henry Grazinoli

Oyuncular : Nick Smyth, Rick Cordeiro, Justin T. Lee

9. Loop

Bir adam uyandığında gördüklerine anlam vermeye çalışır. Anladığında artık çok geç olacaktır.

8. Inside (Türkçe Altyazılı)

Bir psikopatın zihninin içinde neler olduğunu asla bilemezsiniz.

Yapım : ABD / 2002
Süre : 5 dk
Yönetmen : Trevor Sands
Senaryo : Eric ‘Giz’ Gewirtz, Trevor Sands
Oyuncular : Jeremy Sisto, Reedy Gibbs, Michael Bailey Smith

7. Leave Me (Türkçe Altyazılı)

Eşini yeni kaybetmiş, genç bir adamın içine girdiği dünyaya inanamayacaksınız.

Yapım : ABD / 2009
Yönetmen : Dustin Ballard
Senaryo : Dustin Ballard, Ryan Dunlap
Oyuncular : Ryan Dunlap, Mark Gullickson, Sarah Van Eman

6. KARŞILAŞMA (CONFRONTATION)

İki insanın karşılaştıkları an ve birbirlerinin hayatlarına olan etkilerini tersten anlatmayı seçmiş olan film Sinepark ve Pam Kısa Film Festivali’nden “En İyi Kısa Film”, Yıldız Kısa Film Festivali’nden ise “New York’s Digital Film Academy Yaratıcılık Ödülü” kazanarak başarısını kanıtlamıştır.

Yönetmen : Selcen Ergun
Oyuncular : Saadet Işıl Aksoy, Cem Göknil

5. Quais de Seine (Türkçe Altyazılı)

François ve iki arkadaşı Seine nehri kıyısında oturmuş gelip geçen kızlara laf atarlarken ayağı taşa takılan güzel bir Müslüman kız sendeleyip, düşer. François, arkadaşlarının alay etmesine rağmen kızın hayatından çıkıp gitmesine izin veremeyeceğini fark eder.

Yönetmen : Paul Mayeda Berges
Oyuncular : Cyril Descours, Leïla Bekhti

4. Long Branch (Türkçe Altyazılı)

Yeni tanıştığınız biriyle yatmak için toplu taşıma ile sayısız aktarma yapıp 3 saat yol gider miydiniz? Süper bir romantik komediye hazır olun.

Yapım : Kanada / 2011
Yönetmen : Dane Clark, Linsey Stewart
Senaryo : Dane Clark, Linsey Stewart
Oyuncular : Alex House, Jenny Raven

3. The Last 3 Minutes

Ölüm döşeğindeyken William Turner’in hayatı gözlerinin önünden değil, bir kristalin içinden geçiyor.

Yapım : ABD / 2010
Yazan ve Yöneten : Po Chan
Oyuncular : Harwood Gordon, Eli Jane, Alex Weber

2. Kismet Diner

2013 yılında Cornetto için viral reklam amacıyla çekilen bu kısa film kısa bir süre içinde tüm dünyada büyük etki uyandırdı. Sıcacık bir aşk hikayesine hazır olun.

Yapım : UK / 2013
Yönetmen : Mark Nunneley
Senaryo : Mark Nunneley, Kitty Percy
Oyuncular : Ilinca Rae, Matt Kyle, Jean Paul Dal Monte

1. Picnic (Türkçe Altyazılı)

Bosna savaşının ardından ülkesine dönen Sasa, ailesi ile birlikte çocukken piknik yaptığı yerde piknik yapmak ister. Ancak savaştan sonra hiçbir şey kendi çocukluğundaki gibi değildir.

Yapım : İspanya / 2010
Dil : Boşnakça
Director : Gerardo Herrero Pereda
Writer : Gerardo Herrero Pereda
Stars : Sveta Zhukovska, Nacho Medina, Alejandro Rodríguez

 

Kaynak :[-]

33. İstanbul Film Festivali’nin çocuklara ayrılmış bölümünün kahramanları tavşanlar, maymunlar ve insanlar. Belgesel bölümündeki Dileğim Barış Olsun ise çocukların barış özlemini dile getiriyor.

tavşanlar

33. İstanbul Film Festivali bu gece gerçekleşecek  törenle başlıyor.

20 Nisan’a kadar sürecek festivalin çocuklar için ayrılmış Çocuk Mönüsü bölümünde üç film gösterilecek.

Annem Amerika´da Buffalo Bill´le Tanıştı, Amazonia ve Cesur Tavşanın Sihirli Macerası daha önce uluslararası çocuk filmi festivallerinde gösterildi.

Festivalin tanıtımında filmlerin “aile boyu izlenebilecek” nitelikte olduğu belirtiliyor.

Ancak elbette hepsi her boya hitap etmiyor. Amazonia 10 yaş ve üstü için, Cesur Tavşanın Sihirli Macerası altı yaş ve üstü için uygun.

Maymun Sai

Maymun Sai

 

Thierry Ragobert imzalı Amazonia Venedik Film Festivali’nin kapanış filmi olarak gösterilmişti.

Filmde insan eline doğmuş, insan elinde büyümüş kapuçin maymunu Sai’nin Amazon ormanlarında kaybolduktan sonra yaşadıklarını görürüz. Jaguarlar, timsahlar, dev susamurları… Sai hayatta kalmak için kendine benzeyen maymunları bulmak zorundadır…

83 dakikalı filmin konuşmasız olduğunu ve Nişantaşı City’s’deki 20 Nisan Pazar 13.30 seansında üç boyutlu gösterileceğini hatırlatalım.

Tavşan Johan

Tavşan Johan

 

Cesur Tavşanın Sihirli Macerası ise alışık olduğumuz gibi konuşmalı. İsveççe ama Türkçe simultane tercümeyle oynayacak.

Yönetmen koltuğunda Esben Toft Jacobsen’in bulunduğu film prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yaptı.

Yunan mitolojisi ve Kuzey ülkelerinin masallarından esinlenen filmde küçük tavşan Johan Tüy Kralının Diyarı’nın hayali dünyasındaki annesine yardım edecek, seyirci de bu hayal dünyasının çılgın yaratıklarıyla tanışacak.

78 dakikalı filmin Feriye sinemasındaki 5 Nisan Cumartesi 13.30 seans üç boyutlu gerçekleşecek.

İnsan Jean

İnsan Jean

 

Yönetmen olarak Marc Boreal ve Thibaut Chatel’in imzasını taşıyan Annem Amerika´da Buffalo Bill´le Tanıştı 70’li yıllarda Fransa’nın küçük bir kasabasındaki bir erkek çocuğunun büyüme sancılarını anlatıyor: Jean’ın hayatı birkaç kelimeyle özetlenebilir. Zor okul günleri, işkolik baba, şımarık ağabey, tatlı dadı… Ancak bir gün uzaklardaki annesinden kartpostallar almaya başlayınca annesini o müthiş diyarlarda hayal etmeye başlar ve hayatı aydınlanıverir…

Jean Regnaud ve çizer Emile Bravo’nun ödüllü çizgi romanından sinemaya uyarlanan Fransa yapımı bu canlandırma filmin süresi 75 dakika.

Çocukların barış özlemi

dileğin barış olsun

Belgesel bölümünde gösterilecek olan Dileğim Barış Olsun ise bir çocuk filmi değil, ancak çocukların da merkeze oturduğu yapımlardan biri.

Filmde Diyarbakır, Lice, Ergani, Cizre, Mardin, Nusaybin, Kızıltepe ve Varto’dan on çocuğun ve üç annenin barışı nasıl umutla beklediklerini anlatıyor. Ortak bir özlem, umut, dilek ve talep olarak barış!

43 dakikalık filmin yönetmenliğini Kıvılcım Akay yaptı. Türkçe – Kürtçe olan film Türkçe ve İngilizce altyazıyla gösterilecek.

Kaynak :[-]

ALMANYA’nın Nürnberg kentinde dün sona eren ’19’uncu Türk-Alman Film Festivali’nde ödüller sahiplerini bulurken, 57 yılını sinemaya adayan Fatma Girik’e ‘Ömür boyu onur ödülü’ verildi.

fatma girik

Fatma Girik ödülünü Halil Ergün’den alırken, heyecanını gizleyemedi. Festival Başkanı Adil Kaya’nın konuşması ile başlayan ödül gecesinde bir konuşma yapan Başkonsolos Asip Kaya, Festivali zengin bir içerikle gerçekleştiren Festival Başkanı Adil Kaya ve Yönetici Ayten Akyıldız ile ekibi kutlayarak teşekkür etti. Kaya, onlarca filmin özellikle Türk gençlerine Türk kültürü ve ananelerini tanıtması bakımından önemli olduğunu dile getirdi.

Fatma Girik de, Türk sinemasının 100’üncü yılının kutladığını anımsatarak, kendisininse sanat hayatında 57 yılı geride bıraktığını vurguladı. Daha sonra ödül dağıtımına geçildi.On bir gün seren festivali 10 bini aşkın izleyici takip ederken, festival çeşitli etkinliklerle renklendi

ÖDÜL DAĞILIMI ŞÖYLE

Uzun metraj film yarışması

En İyi Film: Köksüz Yönetmen: Deniz Akçay Katıksız

En İyi Erkek Oyuncu: Doron Amit:Film: Hanna’nın Yolculuğu Yönetmin (Hannas Reise)

En İyi Kadın Oyuncu: Lale Başar Film: Köksüz

Öngören Ödülü: Arıler Yönetmen: Mo Asumang

Seyirci Ödülü: Meryem Yönetmen: Atalay Taşdiken

Kısa film yarışması

1- Sünnetim Yönetmen: Arne Ahrens

2- Pepûk (Kuckuck) Yönetmen: Özkan Küçük

3- Patika (Der Pfad) Regie: Onur Yağız

Taner TÜZÜN/NÜRNBERG

Kaynak :[-]

33. İstanbul Film Festivali’nin ”Uluslararası Yarışma” bölümünde festivalin büyük ödülü Altın Lale için, sanat ve sanatçı temasını işleyen ya da bir edebiyat eserinden uyarlanan 11 film yarışacak. 

Altın Lale Uluslararası Yarışma Jürisi’nin başkanlığını A Separation / Bir Ayrılık ve The Past / Geçmiş filmleriyle tanınan İranlı Yönetmen Asghar Farhadi üstlenecek.

İşte 5-20 Nisan tarihlerinde arasında gerçekleştirilecek festivalde Altın Lale için yarışacak filmler.

FRANK | Yönetmen: Lenny Abrahamson

frank

Oyuncular: Michael Fassbender, Domhnall Gleeson, Maggie Gyllenhaal, Scoot Mcnairy

Geçen yılın Altın Lale ödüllü filmi Ne Yaptın Richard?’ın yönetmeni Lenny Abrahamson, ilk gösterimi Ocak’ta Sundance’te gerçekleşen yeni filmi Frank ile bir kez daha festivalin Uluslararası Yarışması’nda. Abrahamson, bu sefer bizi eksantrik bir müzik grubunun içine sokuyor. Rehberimizse, grubun yeni üyesi olan, genç ve hevesli müzisyen Jon. Grubun en ilginç özelliğiyse, lideri (ve filme adını da veren) Frank. Michael Fassbender’in canlandırdığı Frank, kafasında devasa bir maske taşıyan ve koyduğu ilginç kurallarla grubu bir arada tutan ilginç bir figür. Bu nevi şahsına münhasır karakterin esin kaynağıysa, İngiliz punk grubu The Freshies’in de liderliğini yapmış İngiliz şarkıcı/komedyen Chris Sievey’nin sahne personası Frank Sidebottom.

Seanslar ve detaylar için tıklayınız

METALCİ | MÁLMHAUS| METALHEAD | Yönetmen: Ragnar Bragason

malmhau

Oyuncular: Thorbjörg Helga Dyrfjörd, Ingvar E. Sigurdsson, Halldora Geirhardsdottir

İzlanda sinemasının en ilgi çekici simalarından Ragnar Bragason, dram ile komedi arasında ustaca bir denge kurmasıyla tanınıyor. Bragason son filmini şöyle özetliyor: “Bu filmde bir kız var, heavy metal var, bir de inekler var. Metalci dramatik bir film. Hem müşfik, hem haşin, arada da isyankârca komik. Filmde, korkunç bir kayıp yaşanıyor. Hayat boyunca çektiğimiz acılara nasıl katlandığımız, aile olgusu, hayaller, kâbuslar mercek altına alınıyor.” Heavy metal’e şapka çıkaran bu hem komik hem de duygusal film, gözlerden uzak bir çiftlikte büyüyen ve rock yıldızı olmayı çok ama çok isteyen bir genç kızın hikâyesini anlatıyor.

Seanslar ve detaylar için tıklayınız

ÇÖLDEKİ İZLER | TRACKS| TRACKS | Yönetmen: John Curran

tracks-coldeki-izler

Oyuncular: Mia Wasikowska, Adam Driver 

John Curran’ın yeni filmi Tracks, Avustralyalı yazar Robyn Davidson’ın kendi anılarını kaleme aldığı aynı adlı kitabından bir uyarlama. Mia Wasikowska’nın Davidson’ı canlandırdığı film, yazarın köpeği ve dört deveyle 1977 yılında Avustralya çöllerinde yaptığı yolculuğu konu alıyor. Adam Driver ise, Davidson’ın yolculuğunu kaydeden National Geographic fotoğrafçısı Rick Smolan rolünde. Film büyüleyici görüntüler eşliğinde nefes kesici bir yolculuğu anlatırken; genç bir kadının meydan okuyuşuyla feminizmden, hikâyenin geçtiği coğrafya nedeniyle sömürgeciliğe kadar pek çok temaya da değiniyor. Yönetmen John Curran, New York’tan Avustralya’ya yerleştiği dönemde, 80’li yıllarda keşfetmiş Robyn Davidson’ın kitabını. Genç kadının bir anlamda kendisini de keşfetmek için yaptığı bu yolculuğu, kendi yolculuğuna çok yakın bulan Curran, yıllar sonra bu uyarlamayı yapmaktan büyük heyecan duymuş.

Seanslar ve detaylar için tıklayınız 

TOM ÇİFTLİKTE | TOM À LA FERME| TOM AT THE FARM | Yönetmen: Xavier Dolan

OM ÇİFTLİKTE TOM À LA FERME TOM AT THE FARM

Oyuncular: Xavier Dolan, Pierre-Yves Cardinal, Lise Roy, Evelyne Brochu

Yazar, yönetmen ve oyuncu Xavier Dolan, yine programda yer alan trans hikâyesi Laurence Anyways ile Cannes’dan ödülle dönmüştü. Hitchcockvari bir psikolojik gerilim olan dördüncü uzun metrajlı filminde Dolan, yine farklı bir film türünü deniyor. Filmde (yönetmenin canlandırdığı) Tom,sevgilisi Guillaume’un cenazesi için Quebec kırsalına gidiyor. Orada, Guillaume’un annesi ve son derece maço abisi Francis ile tanışıyor. Kederli ailenin bu ilişkiden haberinin olmadığı açık olmasına açık da, Francis şaşırtıcı bir oyunun kurallarını birer birer koymaya başlayınca işler iyice karışıyor. Bu oyun Tom’u hem boğuyor hem de heyecanlandırıyor.

Seanslar ve detaylar için tıklayınız.

DÜNYADA 20.000 GÜN | 20,000 DAYS ON EARTH | Yönetmen: Iain Forsyth, Jane Pollard

Nick Cave

Oyuncular: Nick Cave

20.000 gün yaşayan biri kaç yaşındadır? Görsel sanatçılar Iain Forsyth ve Jane Pollard, çektikleri bu ilk uzun metrajlı filmde kurmacayla gerçekliği birleştirerek uluslararası kültür ikonu, müzisyen ve senarist, bu dünyaya gelmiş en ilginç sanatçılardan Nick Cave’in 24 saatini anlatıyorlar. Nick Cave’in hem konu hem de başrol olduğu film, sanatsal yaratım sürecine mahrem bir bakış atarken aynı zamanda bu dünyada yaşadığımız süreyi iyi kullanıp kullanmadığımızı sorgulamamızı da istiyor.

“Ortalıkta çok müzik belgeseli var. Bunların bazılarına baktık ve nasıl bir şey yapmamamız gerektiğini anladık. Ian ve Jane işe farklı bir açıdan yaklaştıklarını açıkça belli eden bir kavramsal çerçeveyle geldiler. Her şeyi onların ellerine bırakıp neler olacağını göremeye karar verdim. Storyboard’ları daha en başından bile gayet belirgindi ve bu sayede ben de rahatlamış oldum.” – Nick Cave

Seanslar ve detaylar için tıklayınız 

TAŞ BEBEK | PAPUSZA| PAPUSZA | Yönetmen: Joanna Kos-Krauze, Krzysztof Krauze

papusza

Oyuncular: Jowita Budnik, Antoni Pawlicki, Zbigniew Waleryś, Artur Steranko

Gerçek bir yaşam öyküsüne dayanan Taş Bebek, Papusza lakaplı Bronisława Wajs’ın trajik kaderini anlatıyor. Papusza şiirlerini resmi olarak yayımlayan ve Lehçeye çevrilen ilk Roman şairdir. Tüm bunlar iki adamın çabasıyla gerçekleşir: Polonya’daki Roman cemaatinin yaşayışına odaklanan şair tarihçi Jerzy Ficowski ve Julian Tuwim. Karlovy Vary’de prömiyerini yapan Taş Bebek, Roman cemaatini etkileyen olaylarla bu efsanevi şairin hikâyesini anlatıyor: “Papusza tanınan biri. Hayat hikâyesi bir zamanlar lanetli şairi anlatan bir efsane olarak düşünülürdü. Bu hikâyeyi canlandırabilmek için doğru dili aradık. Siyah-beyaz çekim, hikâyeye duygusal bir kesinlik kattı. 1950-1960’larda çekilen fotoğraflardan esinlendik. Görüntülerin güzel olmasını istedik; çünkü artık bu dünyayı yeniden yaratamayız: 1950’lerin Polonya’sında bir shtetl. Bunun doğru yaklaşım olup olmadığına karar vermek ise izleyici ve eleştirmenlere kalmış.” – Joanna Kos-Krauze

Seanslar ve detaylar için tıklayınız

BULUŞMA | ÅTERTRÄFFEN| THE REUNION | Yönetmen: Anna Odell

återträffen

Oyuncular: Anna Odell, Anders Berg Berg, Robert Fransson, Sandra Andreis, Rikard Svensson, Niklas Engdahl

Böyle bir mezunlar günü görmediniz! Kimse kendisi değil, her şey allak bullak… Ünlü İsveçli sanatçı Anna Odell bizi bu filmle, sıkıntılı bir mezunlar buluşmasına davet ediyor. Mezunlar gününe çağrılmayınca Odell sahte bir buluşma sahneliyor, çocukluğunu kâbusa çeviren eski sınıf arkadaşları rolünde oyuncuları yerleştirip bütün olayı filme çekiyor. Sonrasında da tepkilerini bilmek istediği için, bu filmi gerçek sınıf arkadaşlarına izletiyor. İşte kıyamet böyle kopuyor. Gerçek ile kurgu arasındaki ince çizgiyi epey esneten Buluşma, bir yandan da izleyiciyi grup içi dinamikler ve kurulu hiyerarşiler üzerine düşünmeye davet ediyor. “Okul deneyimlerimiz bizi ciddi şekilde etkiliyor ve yaşamımız boyunca, birbirimize şekil veriyoruz, birbirimizi etkiliyoruz. Diğer bir ifadeyle, bu ilişkileri yeni bir bağlama taşıyarak, eski tatsız deneyimlerden kurtulabilir, tamamen değişebiliriz. Yıllardır akran zorbalığı konusunu işlemek istiyordum. İlkokulda zorbalığa maruz kaldım ve bu deneyimlerimi kullanarak hiyerarşide bir değişiklik olduğunda grup içinde mevcut ilişkilerin bu değişiklikten nasıl etkileneceğini araştırdım.” –Anna Odell

Seanslar ve detaylar için tıklayınız 

ÜÇLEME | TRIPTYQUE| TRIPTYQUE | Yönetmen: Robert Lepage, Pedro Pires

triptyque

Festival takipçilerinin çok iyi tanıdıkları Kanadalı Robert Lepage’ın (Günah Çıkarma, Yalan Makinası ve Ayın Saklı Yüzü) Pedro Pires ile beraber yönettiği Üçleme, isminin de çağrıştırdığı gibi üç bölümden oluşuyor. Lepage’ın 9 saatlik tiyatro oyunu Lipsynch’in sinema uyarlaması olan filmde birbiriyle bağlantılı üç karakterin yaşamlarına giriyoruz. Gerçek bir edebiyat tutkunu olan ve şizofreni tanısıyla kaldırıldığı akıl hastanesinden yeni çıkan kitapçı Michelle… Beynindeki bir tümör nedeniyle konuşma yeteneğini kaybetme riskiyle karşı karşıya olan, Michelle’in şarkıcı kardeşi Marie… Marie’nin önce doktoru, daha sonraysa sevgilisi olan, elleri sürekli titreyen alkolik beyin cerrahı Thomas… Lepage, bu üç karakterin hayatındaki dönüm noktalarını birbirine bağlarken; yalnızlık, delilik, hafıza gibi konulara değiniyor. Pek çok biçimci numarayla geçmiş ile bugün, hayal ile gerçek iç içe geçiyor ve bu üç karakterin hikâyeleri, yan yana geldiğinde, tek bir resim oluşturuyor.

Seanslar ve detaylar için tıklayınız.

VIOLETTE | VIOLETTE | Yönetmen: Martin Provost

violette

Oyuncular: Emmanuelle Devos, Sandrine Kiberlain, Olivier Gourmet, Catherine Hiegel, Jacques Bonaffe, Olivier Py

Martin Provost’un Toronto Film Festivali’nde prömiyerini yapan filmi Violette, adını Fransızkamuoyunda kadın cinselliği, kürtaj gibi meseleleri tartışmaya açan ilk yazarlardan Violette Leduc’ten alan bir dönem filmi. Evlilik dışı bir ilişkiden doğan Violette, yıllarca çaba gösterdikten sonra ancak 1964 yılında La Bâtarde / Piç adını verdiği anılarıyla şöhreti yakaladı. Violette’in ünlü kadın yazar Simone de Beauvoir ile ömür boyu süren dostluğu ve Jean Genet ile mesleki yakınlığını merceği altına yatıran film, feminizm, dostluk ve edebiyat kavramlarını da sorguluyor. “Violette hakkında bulduklarım ne kadar artarsa, içinde sakladıkları beni o kadar etkiliyordu; kırılganlığı, kırgınlığı, ki bunlar yanında herkesin bildiği skandallara karışan şatafatlı kişiliği (yani şöhrete kavuştuğu 1960’lardan sonra) beni pek ilgilendirmedi, bir maske sayılırdı bunlar. Hayat ona iyi davranmadı. İnsanlar onun zor olduğunu söylerdi. Ama bu bana yetmedi.” – Martin Provost

Seanslar ve detaylar için tıklayınız

KÖRLÜK | BLIND| BLIND | Yönetmen: Eskil Vogt

blind (1)

Oyuncular: Ellen Dorrit Petersen, Henrik Rafaelsen, Vera Vitali, Marius Kolbenstvedt 

Joachim Trier’in Reprise / Tekrar ve Oslo, 31 Ağustos gibi birçok ödüllü filminin senaryosunda imzası bulunan Norveçli yönetmen Eskil Vogt’un ilk uzun metrajlı filmi Körlük, görme duyusunu kaybedince eve kapanan bir kadın yazarın aklını da kaybetmemek için gerçekliğe sıkı sıkı sarılma mücadelesini işleyen, gerilimli olduğu kadar mizah unsurlarını da kullanan bir dram. Görüntü yönetmenliğini Dogtooth / Köpekdişi’nin de kameramanlığını üstlenen Thimios Bakatakis’in yaptığı ve yalnızca görme değil yazma ve yalnızlık üzerine de bir film olan Körlük, gerçeküstü atmosferi, seyrek diyalogları ve sürprizli mizahıyla son derece özgün. “Filmde körlük nasıl gösterilir? En bariz yöntem ekranı karartmak, izleyiciyi sesle yönlendirmek olacaktır. (…) Bense çokça, bir ayrıntıyı soyutlama ya da bir görüntüyü daha fazla tutma yoluyla görsel beslemeyi kısıtladım. Filmin biçimi ve biçeminin kilidi bu oldu. Ve körlük, çelişkili de olsa, çok sinemasal aslında; sinemanın en temel yanlarını içeriyor: görmek, görülmek, aydınlık, karanlık…” –Eskil Vogt

BEN, KENDİM VE ANNEM | LES GARÇONS ET GUILLAUME À TABLE!| ME, MYSELF AND MUM | Yönetmen: Guillaume Gallienne

les-garcons-et-guillaume-a-table

Oyuncular: Guillaume Gallienne, Françoise Fabian, Diane Kruger, Nanou Garcia, André Marcon 

Başta anneniz olmak üzere çevrenizdeki herkes sizin eşcinsel olduğunuzu söylüyorsa, eşcinsel olmadan büyümek mümkün müdür? İşte Guillaume’un açmazı burada! Burjuva kökeninden tutun, sahne hayatına kadar, kadınları belki biraz fazlaca seven bir aktörün açılma komedisi bu… Ünlü Fransız sanatçı Guillaume Gallienne’in yıllardır sahneye koyduğu tek kişilik gösterisinin beyazperde uyarlamasında, sanatçının cinsel anlamda biraz karışık geçen gençlik günlerine dönüyoruz. Annesi hep kız çocuğu istemiş ama oğlu olmuş ve zamanla Guillaume’u kendi kendine eşcinsel varsaymış. Guillaume film boyunca eşcinsel film klişelerini ve büyüme öykülerini ti’ye alıyor; filmde hem kendi gençliğini hem de annesini canlandırıyor: “Annemle ilgili ilk anım dört beş yaşımdan. İki erkek kardeşimle beni masaya şöyle çağırıyordu: ‘Oğullarım, Guillaume, yemeğe!’ Yaptığımız en son telefon konuşmasında da annem telefonu şöyle kapattı: ‘Kendine iyi bak, benim kocaman kızım.’ Eh, haliyle bu iki anının arasında, epey bir yanlış anlaşılma da oldu.”

Seanslar ve detaylar için tıklayınız 

MUTLU YILLARIMIZ | ANNI FELICI| THOSE HAPPY DAYS | Yönetmen: Daniele Luchetti

anni-felici1

Oyuncular: Martina Gedeck, Kim Rossi Stuart, Micaela Ramazzotti, Samuel Garofalo, Niccolò Calvagna, Benedetta Buccellato, Pia Engleberth

Abim Evin Tek Çocuğu ve Hayatımız ile tanıdığımız Daniele Luchetti, kısmen otobiyografik yeni filmi Mutlu Yıllarımız’da seyirciyi 70’li yıllara götürüyor. Küçük Dario’nun anlatıcı görevini üstlendiği bu yolculukta sorunlu bir ailenin dünyasına dalıyoruz. Dario’nun babası Guido, bir türlü istediği başarıya ulaşamayan ve giderek içine kapanan bir sanatçı. Annesi Serena ise kocasına deli gibi âşık ve tam da bu yüzden ne bencilliğine ne de kaçamaklarına tahammül edebiliyor. Dönemin özgürlük rüzgârı çok geçmeden bu aileyi de yakalıyor ama böylece anne ve baba birbirinden daha da uzaklaşıyor. Küçük Dario ise sinemaya olan ilgisini keşfediyor ve olan biteni el kamerasıyla kaydetmeye çalışıyor. Yönetmen Luchetti’ye göre, peliküle ve onun kendine has kokusuna bir saygı duruşu olan Mutlu Mutlu Yıllarımız’ın ilk gösterimi Toronto Film Festivali’nde yapılmıştı.

Seanslar ve detaylar için tıklayınız

Kaynak : [- İnan Su Kıyıcı

Köklerini Balkan ezgilerinden alan müziğiyle sayısız sinema ve tiyatro müziğine imza atan Goran Bregoviç, 8 Mart tarihinde, Zorlu Center PSM’de sevenleriyle buluşacak. “The Wedding & The Funeral Band”in geleneksel perküsyonla uyumunu sahneye taşıyacağı konseriyle Bregoviç, İstanbullu hayranlarına keyifli bir müzik ziyafeti hazırlıyor.

goran-bregovic-istanbul-konseri

1978 yılında Mica Milosevic’in Nije Nego filmiyleilk film müziğini besteleyen,tiyatro ve sinema eserleri için hayranlık uyandıran müzikler yapmanın yanı sıra müzikal kariyerine 12 albüm ve binlerce kişinin izlediği pek çok konser sığdıran müzisyen Goran Bregovi ? , İstanbullu hayranlarıyla bir kez daha bir araya gelecek.

1995′te Cannes Film Festivali’nde ödül kazanan, ünlü yönetmen Emir Kusturica ile Underground ve White Cat Black Cat gibi pek çok unutulmaz filmin müziğine imza atan, 1994 yılında Altın Palmiye alan La Reine Margot’nun ve Can Dündar’ın yazıp yönettiği Mustafa adlı belgeselin müziklerini besteleyen Bregovi?,Sezen Aksu ve Candan Erçetin’le verdiği ortak konserlerle de Türkiye’de geniş kitlelerin hayranlığını kazandı.

Geleneksel Bulgar polifonileri taşıyan çingenorkestrası “ The Wedding & The Funeral Band ”in elektrogitar ve rock aksanına sahip geleneksel perküsyonla uyumlu hale geleceği konser, saat 21.00 ’de Zorlu Center PSM ’de.

Mekan : Zorlu Center PSM, Ana Tiyatro

Bilet Fiyatları : 62 TL, 85 TL, 105 TL, 130 TL, 175 TL

Kaynak :[-]

Pera Müzesi film etkinlikleri dahilinde 28 Şubat – 7 Mart 2014 tarihleri arasında Pera Film, Hakiki Batı Yakası Hikayeleri: Bağımsız Amerikan Belgeselleri programına yer veriyor.

hakiki batı yakasıPera Film’in ABD İstanbul Başkonsolosluğu işbirliğiyle sunduğu bu seçki, Akademi Ödülü (Oscar) adaylığı, National Board of Review İfade Özgürlüğü ödülü ve Amsterdam, Uluslararası Belgesel Film Festivali Özel Jüri Ödülü gibi pek çok ödül kazandı. Belgeseller, insan hakları, göç, evlat edinme, çevre ve medya bağımsızlığı gibi çeşitli konuları ele alıyor ve gündemdeki toplumsal konulara değişik bakışlar, diyalog ve çağdaş sorunlara çözüm arayışı katalizörü olarak film yapımcılığının rolü hakkında kavrayışlar sunuyor.  Pera Film

Hakiki Batı Yakası Hikayeleri

Amerikan Bağımsız Belgeselleri

28 Şubat / February – 7 Mart / March 2014

Gösterim Programı

28 Şubat / Februray- Cuma / Friday

18:00Apple-tab-span” style=”white-space:pre”> Brooklyn Kalesi / Brooklyn Castle

Michael Farris: Söyleşi / In Conversation

21:00 Yaşamaya Değer Hayatlar / Lives Worth Living

2 Mart / March- Pazar / Sunday

14:00 Inocent

Racine’de Pazartesileri / Mondays at Racine

16:00 Bizim Oranın Dışında / Off the Rez

18:00 Side by Side

5 Mart / March- Çarşamba / Wednesday

16:00 Bizim Oranın Dışında / Off the Rez

18:30 İşitme Engellilerin Sahnesi / Deaf Jam

Judy Lieff: Söyleşi / In Conversation

6 Mart / March- Perşembe / Thursday

17:30 Yaşamaya Değer Hayatlar / Lives Worth Living

19:00 Brooklyn Kalesi / Brooklyn Castle

7 Mart / March- Cuma / Friday

18:00 Inocent

Racine’de Pazartesileri / Mondays at Racine

19:30 İşitme Engellilerin Sahnesi / Deaf Jam

21:00 Side by Side

Türk filmlerini Hollywood’la buluşturan Los Angeles Türk Film Festivali’nin 3. sü bu yıl, 06- 09. Mart 2014 tarihleri arasında gerçekleşecek.

Processed with VSCOcam with b3 preset

Türkiye filmlerini Amerikan sinemasının kalbi Hollywood ‘la buluşturan Los Angeles Türk Film Festivali’nin 3. sü bu yıl, 06- 09. Mart 2014 tarihleri arasında gerçekleşecek. Festival ünlü Türkiyeli yönetmenleri Amerikalı sinemaseverlerle bir araya getirirken, genç Türkiyeli yeteneklere ise Amerikan sinema dünyasıyla tanışma fırsatı sunuyor.

ADAYLAR BELLİ OLDU

Los Angeles Türkiye Film Festivali’nin kısa film yarışmasında yarışacak adaylar belli oldu. Los AngelesTürkiye Film Festivali’nin kısa film yarışmasında yarışacak adaylar belli oldu. Genç sinemacıların merakla bekledikleri Los Angeles Türk Film Festivali sonunda ön elemeleri geçen adayları açıkladı. Los AngelesTürk Film Festivali Kısa Film Yarışması’nın ön finalisti, ünlü film eleştirmeni ve LACMA Film Independent serisi küratörü Elvis Mitchell tarafından açıklandı. Mitchell’ın yarışmaya başvuran iki yüz bir film arasından seçtiği 10 kısa filmin yönetmenleri, festival boyunca Los Angeles ‘ta misafir edilecekler ve Mart ayında filmlerini Hollywood ‘un tarihi sineması Egyptian Theater’da sergileme imkanı bulacaklar.

Geçtiğimiz yıllarda Derviş Zaim ve Semih Kaplanoğlu ‘nun başkanlığını yaptığı jüride bu sene yer alacak olan isimler ise Şubat ayında açıklanacak. Geçtiğimiz yıl Yılmaz Erdoğan imzalı Kelebeğin Rüyası adlı filmle açılış yapan festival hem yerli hem yabancı basından büyük ilgi gördü.

YARIŞACAK FİLMLER,

Avni Amca – Çiğdem Topaloğlu

Birlikte – Barış Çorak

Boş Köy – Hakan Hücüm

Kafa – Koray Sevindi

Kor – Cihan Sağlam

Mama – Ahmet Bikiç

Nefs – Aksel Bonfil

Patika – Onur Yağız

Şeref Dayı ve Gölgesi – Buğra Dedeoğlu

Yolculuk – Nadim Güç

 

Kaynak :[-]

Eskişehir, Türk dünyası sinemasına ev sahipliği yapacak. 24-27 Şubat tarihlerinde Eskişehir Türk Dünyası Kültür Başkenti faaliyetleri çerçevesinde, Uluslararası Turkuaz Sinema Günleri düzenleniyor.Eskişehir Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı tarafından organize edilen etkinlikte Türk dünyası coğrafyasından seçme 20 film gösterilecek, ayrıca sinema ve kültür dünyasını temsilen yurtdışından 20, yurtiçinden ise 50 konuk ağırlanacak. Festivali Medyaradar adına sinema yazarımız Murat Tolga Şen takip edecek.

turkuaz
Eskişehir’de gerçekleşecek olan Turkuaz Sinema Günleri süresince aynı zamanda atölye ve paneller de yer alacak. Türkmen sinemasının büyük ismi Hocakulu Narlıyev, sinemada senaryo kurmak üzerine senaryonun muhteviyatı hakkında ‘Senaryo Hikayeleri’ başlıklı bir atölye düzenleyecek. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Prof. Sami Şekeroğlu türkçe konuşan filmlerSinema-TV Merkezi’nden öğretim üyesi Yüksel Aktaş, sinemada makyajın sırlarını işleyeceği bir ‘Makyaj Atölyesi’ yapacak. Kırgız sinemasının büyük yönetmeni rahmetli Tolomuş Okeyev’in kızı Alima Okeyeva’nın katılacağı panelde ‘Tolomuş Okeyev Sineması’ enine boyuna ele alınacak. Türkçe konuşulan coğrafyalardan gelen konukların katılacağı ‘Türk Dünyası Sineması’ başlıklı panelde ise Türkçe konuşulan toplulukların ortaya koyduğu sinemanın mevcut durumu, sorunları ve geleceğe dönük çözümleri ve işbirliğine dönük imkanları masaya yatırılacak.

Turkuaz Sinema Günleri çerçevesinde ayrıca bir de sergi düzenlenecek. Sergi ‘Türk Dünyası Sinemasından Kareler ve Portreler’ başlığını taşıyor. Sergide Türk dünyası sinema tarihine bir yolculuk yapılarak, bu dünyayı meydana getiren ülkelerde çekilen filmlerden sahneler ve bu coğrafya sinemalarının önemli sanatçılarının portreleri sinema ilgililerinin alakasına sunulacak. Programda dağıtılacak olan Prof. Tevfik  İsmailov’un yazdığı ve MSGSÜ Güzel Sanatlar Vakfı’ndan yayınladığı üç ciltlik ansiklopedik ‘Türk Cumhuriyetleri Sinema Tarihi’, bu ülkelerin Sovyetler Birliği döneminde yaptıkları filmleri, sinema hayatını, yönetmenleri ve genel olarak sanatçıları ele alan ama bu dönemin öncesi ve sonrasına da değinen bir eser olarak göze çarpıyor.

Uygur Sinemasını temsilen gelen konuklar

Programa biraz erken gelen Çin Uygur Özerk Bölgesi’nden yönetmen ve eski Tanrıdağ Uygur Sinema Stüdyoları yöneticisi Firdevsi Azizi,

mutlaka Türkiye’yle sinemasal işbirliği yapılmasının önemine vurgu yapıyor. Her iki toplumun ortak kültürel değerlerinden hareketle, ortakyapımların çok verimli bir şekilde ortaya konabileceğini, ilk olarak da tarihi şahsiyetlerin bu çalışmalarda ele alınabileceğini ileri sürüyor. Bunun için de fon anlamında kaynak yaratılmasının önemli olduğunu ve her iki bölgedeki stüdyo ve plato imkanlarının gözden geçirilmesi gerektiğine inanıyor.

 

Tolomush Okeyev

Tolomush Okeyev

Festival Direktörü İhsan Kabil, Turkuaz Sinema Günleri’nin hedefleri konusunda şunları söylüyor:

“Gerçekten de bunu diğer Türkçe ve lehçelerinin konuşulduğu bölgelere uyarladığımızda nasıl bir sinemasal ve kültürel potansiyelin ortaya çıkarılabileceğinin, hayata geçirilebileceğinin hayalini bile kurmak insana heyecan veriyor. Ortak kültürümüzün insani değerlerinin işleneceği, özel bir dilin ve estetiğin kurulacağı nitelikli bir sinema ortamı ve bunun yanısıra dağıtım ve sektörel işbirliğinin gerçekleştirileceği bir endüstriyel ve iktisadi çerçevenin, Türkiye’de festivaller de dahil olmak üzere sinema ortamına yeni alanlar, normlar ve kimlik temelinde bambaşka bir canlılık ve verimlilik getireceği ortadadır.”

Dünyanın çok renkli kültürel zemininde bulunduğumuza işaret eden İhsan Kabil, daha sonra şu bilgileri veriyor: “Kültürel olarak ilişkide olduğumuz Ortaasya coğrafyası ve İslam dünyasıyla gerçekleştireceğimiz sinema sahasındaki işbirlikleriyle, tüm dünyaya insanlık tarihinde ortaya koyduğumuz medeniyet anlayışımızın çeşitli donelerini estetik bir yaklaşımla sergilemek, içinde yaşadığımız sorunların giderilmesinde sanatın dilini kullanarak çözümlere dair ipuçları sunmak sinemanın işlevleri bakımından da yerinde veriler olarak görülebilir.”

Turkuaz Sinema Günleri etkinliğinin organizasyonu ise Hazar Film tarafından gerçekleştiriliyor. Hazar Film, daha önce de Az Gelişmiş Ülkeler Film Festivali ve Gelişen Ülkeler Film Festivali gibi etkinliklere imza atmıştı.

İKSV tarafından gerçekleştirilecek olan 33. İstanbul Film Festivali’nin afişi İnci Eviner imzası taşıyor

Film_afis_2014_50x7033- İstanbul Film Festivali’nin afişi ressam İnci Eviner ve İKSV kurumsal kimlik danışmanı Bülent Erkmentarafından hazırlandı. Afiş Eviner’in desen ve el yazılarını taşıyor.

Akbank’ın sponsor olduğu İstanbul Film Festivali 5-20 Nisan tarihlerinde düzenlenecek. Festivale başvuru süreci ise 31 Ocak Cuma akşamı doluyor.

İKSV, farklı sanat dallarının önemli isimlerinin yapıtları, desenleri veya el yazılarından İstanbul Festivalleri’nin tanıtım afişlerini oluşturmaya bu yıl da devam ediyor. Resimlerinden oluşturulan kolaj ve el yazıları, İKSV Kurumsal Kimlik Danışmanı Bülent Erkmen’in tasarımıyla 42. İstanbul Müzik Festivali’nin afişine dönüştürülen Güher ve Süher Pekinel ikilisinin ardından İnci Eviner de İstanbul Festivalleri afişlerinde imzası olan sanatçılar arasına katıldı.

İnci Eviner, Bülent Erkmen’le birlikte böyle bir çalışma ortaya çıkarmaktan dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirerek, “Kendi işimde sözcükler olarak kullandığım figürlerle, Bülent Erkmen burada sinema için bir cümle kurdu. Kendi alanım olmayan sinema ve sinema izleyicisiyle afişlerde buluşmak çok güzel bir deneyim oldu.” dedi.

Bülent Erkmen, afişle ilgili olarak şu açıklamayı paylaştı: “İnci Eviner’in insan bedeninin gündelik hayat içindeki siyah-beyaz silüetlerini kullandım. Çömelme, kalkma, uzanma, uzatma, gerinme gibi İnci Eviner’in desenleri arasından seçtiğim bazı bedensel hareketleri yeniden kurgulayarak sinemanın hareketli görüntü oluşturma anlayışıyla ilişkilendirdim. Sinemanın bulunuşunda kullanılan, bir hareketin aşamalarını saptayan bir dizi görüntünün hızlı akmasıyla göz aldanmasına yol açan “fenakistiskop” aleti göndermesine sanatçının el yazısıyla yazılmış festival ismi dönüp duran desenlere eşlik etti.”

Festival başvurularında son günler!

Bu yıl onuncu kez Akbank sponsorluğunda düzenlenen 33. İstanbul Film Festivali’nin başvuru süresi sona eriyor. 31 Ocak Cuma akşamına kadar yapılacak başvurular arasından belirlenecek filmler, 33. İstanbul Film Festivali çerçevesinde “Altın Lale Ulusal Yarışma”, “Yarışma Dışı”, “Yeni Türkiye Sineması” ve “Belgeseller” bölümlerinde gösterilecek. Başvuruların 31 Ocak Cuma günü 17.00’ye kadar online başvuru sistemi üzerinden tamamlanmış olması gerekiyor. 33. İstanbul Film Festivali’ne uzun metrajlı kurmaca filmlerin yanı sıra, belgesel ve animasyon filmlerle de başvurulabiliyor.

Kaynak: [-]

İş Bankası partnerliğinde düzenlenecek 13.!f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, bu yıl da yılın en çok konuşulan filmlerini Türkiye’ye getiriyor, partileriyle şehri ayağa kaldırıyor, etkinlikleriyle dünyamızı değiştirmeye devam ediyor. !f İstanbul, 13 Şubat’ta İstanbul’dan yola çıkıyor, 27 Şubat-2 Mart 2014 tarihlerinde de Ankara ve İzmir’e uğruyor!

 

if-festival İş Bankası partnerliğinde ve Mars Cinema Group ortaklığında yapılacak 13. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 13-23 Şubat 2014 tarihlerinde İstanbul’da, 27 Şubat-2 Mart 2014 tarihlerinde ise Ankara ve İzmir’de gerçekleşecek. !f İstanbul bağımsız sinemanın en iyilerini, yılın çok konuşulan ve bol ödüllü filmlerini sinemaseverlerle buluştururken, !f music partileriyle İstanbul’un eğlence hayatına alternatif olacak, !f ² ile de 30 şehre film götürecek.

13. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 13-23 Şubat tarihleri arasında İstanbul’da Beyoğlu Cinemaximum Fitaş, İstinye Park Cinemaximum, Cinemaximum Budak; 27 Şubat-2 Mart tarihlerinde de Ankara Cinemaximum Armada ve İzmir’de ise Cinemaximum Konak Pier sinemalarında gerçekleşecek.

 

Yılın beklenenleri yine Digiturk’le yine !f’te!
Digiturk Galaları, Toronto’dan Venedik’e, Cannes’dan Sundance’e, dünyanın önemli festivallerinde büyük ilgi görmüş, yılın en çok beklenen filmlerini Türkiye’de ilk kez seyirciyle buluşturuyor.

The Hunting Party/Av Partisi, Matador filmleriyle tanıdığımız Amerikalı Richard Shepard’ın yazıp yönettiği, Jude Law’ı en sıra dışı rollerinden birinde izleyeceğimiz suç komedisi Dom Hemingway; arkadaşlıklar ve geçici aşklar üzerine eğlenceli hikayesiyle eleştirmenlerin gözdesi olmuş, Tarantino’nun “2013’ün en iyi filmleri” listesinde de 5. sırada yer almış Joe Swanberg imzalı Drinking Buddies/Akşamdan Kalanlar; San Sebastian’da Büyük Ödül’ün yanı sıra Özel Mansiyon ve Selanik’ten FIPRESCI ve Jüri Özel ödüllerini kapan, başroldeki Samuel Lange’ın oyunculuğuyla !fçilerin kalbini fethedecek Bad Hair/Kıvırcık Saç; Locarno’da kadın oyuncu dahil dört ödül birden alan, Atina ve Valladolid’de seyircinin gönlünü kazanıp ödüllere boğulan Short Term 12/Kısa Dönem 12; Louise Archambault’un Locarno’dan Seyirci Ödüllü dokunaklı aşk filmi Gabrielle, Alex Gibney’nin Julian Assange ve Bradley Manning’in psikolojilerini ve onların etrafında yaratılan efsaneleri kurcalayan belgeseli We Steal Secrets: The Story of WikiLeaks/Sırları Çalıyoruz: WikiLeaks’in Hikâyesi; ünlü İtalyan aktris Valeria Golino’nun yönettiği, yılın ödüllere doymayan filmlerinden Honey/Bal; ilk uzunu Reconstruction/Yeniden Sev Beni’den beri kendine sıkı hayranlar yaratan Christoffer Boe’nun yeni filmi Sex, Drugs & Taxation / Spies & Glistrup; Amerikan bağımsız sinemasının gözde kadın yönetmenlerinden Kelly Reichardt’ın bir barajı havaya uçurmayı hedefleyen radikal çevreci üç aktivistin hikâyesine odaklandığı etkileyici filmi Night Moves/Gece Planı; Karl Lagerfeld, Tom Ford, Donatella Versace’nin arz-ı endam ettikleri, Fransız Vogue dergisinin eski editörü Carine Roitfeld’in hayatını anlatan Mademoiselle C/Matmazel C; aynı zamanda ünlü bir modacı olan Agnès B.’nin bir çocukluk travmasının çetin ve sinemasal olarak çok yönlü hikâyesini anlattığı filmi My Name is Hmmm…/Benim Adım Hmmm…; 2007’de çektiği Amal’la yakın takibe aldığımız Hindistan asıllı Kanadalı yönetmen Richie Mehta’nın çalışmaya gönderdikleri çocukları Siddharth’ı kaybeden bir ailenin yürek burkucu hikâyesini konu alan Siddharth; Sundance’te oyuncu performanslarına Jüri Özel Ödülü getiren ve yılın en parlayan bağımsızlarından The Spectacular Now/Şu An Muhteşem; Irvine Welsh’in aynı adlı romanından uyarlanan, James McAvoy’u psikopat, seks düşkünü, alkolik ve uyuşturucu bağımlısı bir polis olarak izleyeceğimiz Filth/Pislik ve sıkı sinefillerin ilk uzunu Abel’den beri takip ettikleri Hollandalı usta Alex van Warmerdam’ın izleyen herkesi şaşkınlığa sürükleyen son yapıtı Borgman/Bela, “Galalar” bölümü filmlerinden sadece birkaçı.

if Festival afişi

if Festival afişi

Bu bölümde ayrıca; yılın merakla beklenen filmlerinden Nymphomaniac, Dallas Buyers Club, The Double, Under the Skin, Is the Man Who Is Tall Happy?: An Animated Conversation with Noam Chomsky, The Wind Rises ve The Grandmaster da Türkiye galasını yapacak filmler arasında…

Lars von Trier, her zamanki gibi provokatif bir işe soyunduğu Nymphomaniac/İtiraf’ta, seks bağımlısı bir kadının çocukluğundan yetişkinliğe, hayatının farklı dönemlerini anlatıyor. Trier’in ürkünç ve büyüleyici dört saatlik bu epik filmi, Charlotte Gainsbourg, Stellan Skarsgård, Stacy Martin, Shia LaBeouf, Christian Slater, Uma Thurman, Willem Dafoe, Udo Kier gibi bir arada görmesi hayal olabilecek bir kadroyu buluşturuyor ve kuşkusuz yılın sinema olayı oluyor.

Başta C.R.A.Z.Y./Çılgın olmak üzere Young Victoria/Genç Victoria, Café de Flore/Ruh Eşim gibi filmleriyle kendi takipçilerini yaratan Jean-Marc Vallée’nin Altın Küre’lerde 2 dalda adaylığıyla Oscar’a göz kırpan son filmi Dallas Buyers Club/ Sınırsızlar Kulübü; sarsıcı hikâyesi kadar Matthew McConaughey ve Jared Leto’nun oyunculuklarıyla da yılın en merak uyandıran projelerinden…

2010’da gönlümüzü çeldiği bağımsızı Submarine’den beri sesi soluğu çıkmayan ve ne yapacağını heyecanla beklediğimiz Richard Ayoade’nin ikinci filmi The Double/Öteki ise (2013) kendisiyle tıpatıp benzerlik gösteren ‘öteki’ kendisiyle tanışan bir adamın deliliğe doğru giden hayatını anlatıyor. Dostoyevski’nin yazdığı dönem ağır eleştirilere maruz kalmış, ama zamanla bir başyapıta dönüşmüş aynı adlı romanından uyarlanan film, Jesse Eisenberg ve Mia Wasikowska’nın uyumuyla da göz dolduruyor.

Chungking Express, In the Mood for Love/Aşk Zamanı, 2046, My Blueberry Nights/Benim Aşk Pastam filmlerinin usta yönetmeni Wong Kar-Wai’nin son filmi The Grandmaster/Büyük Usta’sı ise, 1930’larda geçiyor ve Bruce Lee’nin de hocası olan dövüş sanatları ustası Ip Man’ın hayatına odaklanıyor. Uzakdoğu festivallerinde ödüllere boğulan ve her Wong Kar-Wai filminde olduğu gibi tasarımı ve görselliğiyle büyüleyen film, yönetmenin fetiş oyuncusu Tony Leung ile Ziyi Zhang’ı buluşturuyor.

Eternal Sunshine of the Spotless Mind/Sil Baştan, The Science of Sleep/Rüya Bilmecesi filmlerinin yaratıcısı Michel Gondry’nin heyecanla beklenen belgeseli Is the Man Who Is Tall Happy?: An Animated Conversation with Noam Chomsky/Uzun Boylu Adam Mutlu Mu?: Noam Chomsky ile Canlandırma Bir Sohbet, dilbilimci, filozof, tarihçi, mantıkçı, aktivist, siyasi eleştirmen ve yazar sıfatlarının hepsini taşıyan Noam Chomsky’le yaptığı sohbetlerden oluşuyor. Gondry’nin animasyonlarla tarif ettiği bu sohbette, yaşayan en büyük filozoflardan birinin çocukluğundan bugüne süren etkileyici hayatını dinliyoruz.

Radiohead’den Massive Attack’e, pek çok ünlü gruba çektiği videolarla ve Sexy Beast/Seksi Hayvan, Birth filmleriyle tanıdığımız Jonathan Glazer’ın Michel Faber’ın Türkçede de yayımlanan aynı adlı kitabından uyarladığı Under the Skin/Derinin Altında’sı, kendisine seksi bir kadın imajı vererek erkekleri avlayan tehlikeli bir uzaylıyı anlatıyor. Femme fatale uzaylı rolünde Scarlett Johansson’ı izleyeceğimiz bu etkileyici bilimkurgu, 1976 tarihli klasik The Man Who Fell to Earth/Dünyaya Düşen Adam’ın kadın versiyonu yorumlarıyla karşılanmıştı.

Bölümün en heyecan uyandıran filmlerinden biri de The Wind Rises/Rüzgâr Yükseliyor kuşkusuz. Anime dünyasının usta ismi Hayao Miyazaki’nin sinemaya vedası olacağını söylediği film, 2. Dünya Savaşı’nda kullanılan Zero avcı uçaklarının tasarımcısı Jiro Horikoshi’nin hayatına odaklanıyor ve yönetmenin hayranları ile anime tutkunlarını bir kez daha büyülü bir yolculuğa çıkarıyor.

Yılın ilham veren yönetmeni aranıyor!

!f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nin uluslararası yarışmalı bölümü Keş!f, altıncı yılında yılın ilham veren yönetmenini aramaya devam ediyor. İlk ya da ikinci filmini yönetmiş yönetmenlerin filmlerinin yarıştığı “Keş!f” bölümünde, ABD, Almanya, Fransa, Fas, Irak, İngiltere, İran, İsviçre, Nepal, Norveç, Sırbistan ve Türkiye’den toplam 9 film yarışacak.

Hamam, Hayal Kurma Oyunları, Anlat İstanbul, Ses, Aşk Tesadüfleri Sever filmlerinin oyuncusu, en son “Muhteşem Yüzyıl” adlı televizyon dizisinde Şehzade Mustafa rolünde izlediğimiz Mehmet Günsür; Silkwood, House of Games, Valmont ve The People vs. Larry Flynt gibi pek çok klasik filmde yapımcılık, Amadeus’tan Man on the Moon’a, Brokeback Mountain’dan Gangs of New York’a, önemli filmlerde yürütücü yapımcılık yapmış Michael Hausman; New York Film Festivali seçim komitesinde görev alan, aynı zamanda New Directors/New Films’in ortak direktörlüğünü ve Film Society of Lincoln Center’ın programlama direktörlüğünü de yürüten sinema yazarı ve film küratörü Dennis Lim; La Moitié gauche du frigo, Congorama, It’s Not Me, I Swear! gibi bol ödüllü filmlerin yanı sıra en son 2011’de Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar adaylığı kazandığı Monsieur Lazhar’ın ünlü Kanadalı yönetmeni Philippe Falardeau ve Berlinale’nin yenilikçi filmleri öne çıkardığı Forum bölümünün direktörü Christoph Terhechte’den kurulu Keş!f jürisi, 2014’ün ilham veren yönetmenini seçecek.

Keş!f Uluslararası Yarışma filmleri ise şöyle: Ramon Zürcher’in Toronto, Cannes, Berlin gibi festivallerde büyük övgüyle karşılanan filmi The Strange Little Cat/Tuhaf Kedicik; İngiliz yönetmenler Stephanie Spray ve Pacho Velez’in Locarno’da En İyi İlk Film dalında özel mansiyon kazanan filmleri Manakamana; Clio Barnard’ın Cannes’da Label Europa Cinemas Ödülü’nü kazanmış, Stockholm ve Londra film festivallerinde ‘En İyi Film’ seçilmiş The Selfish Giant/Bencil Dev’i; İranlı Shahram Mokri’ye Venedik’te Orrizonti Jürisi’nden Teknik Başarı Ödülü’nü getiren Fish&Cat/Balık ve Kedi; Iraklı asıllı yönetmen Hisham Zaman’ın Kuzey Kürdistan’da başlayan ve İstanbul’a uğrayan, Tribeca’dan ödüllü filmi Before Snowfall/Kar Yağmadan Önce; Abdellah Taïa’nın bir gey çocuğun Arap toplumunda büyümesini şiirsel bir dille ve korkusuzca anlattığı Salvation Army/Kurtuluş Ordusu; Narimane Mari’nin belgesel sinemanın kalesi sayılan CPH:DOX’dan en iyi belgesel ödüllü filmi Bloody Beans/Kahrolası Fasulyeler; Sırbistanlı kadın yönetmen Mina Djukic’in etkileyici büyüme hikâyesi The Disobedient/Haylaz ve Türkiye’den Zeynep Dadak ve Merve Kayan’ın dünya prömiyerini Berlinale’nin Generation bölümünde yapacak, Altın Portakal’da ‘En İyi İlk Film’, ‘En İyi Senaryo’ ve ‘En İyi Kurgu’ ödüllerini toplamış filmleri Mavi Dalga.

Keş!f bölümündeki filmler ayrıca, Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) jürisi tarafından değerlendirmeye alınacak. Burçin Yalçın, Cem Altınsaray ve Müge Turan’dan oluşan jüri, seçecekleri bir filme SİYAD Ödülü’nü verecek.

Keş!f’e kardeş yarışma: Aşk & Başka Bi’Dünya
!f İstanbul’un bu yılki yenilikleri arasında ise, uluslararası yarışma “Keş!f”e kardeş gelen Aşk & Başka Bi’Dünya özellikle dikkat çekiyor. Filmleriyle yeni ve açık yollara, yöntemlere ve birlikteliklere işaret eden sinemacıları bir araya getirecek Aşk & Başka Bi’Dünya Yarışması, kamerayla dünyayı değiştirmeyi başarmış yönetmenleri İstanbul’da ağırlayacak ve “yılın en yaratıcı müdahalesini” arayacak. Aşk & Başka Bi’Dünya’yı yepyeni bir platforma dönüştürmeyi amaçlayan !f İstanbul, bu yarışma dışında ayrıca bir konuşma serisi ve aktivist sinemacılar buluşması da düzenleyecek.

Aşk & Başka Bi’Dünya’da yarışacak filmler arasında; Mayıs ayında bir trafik kazasında kaybettiğimiz İran Kürdistan, Bane’li Taha Karimi’nin yönettiği ve 1988 yılında, Saddam Hüseyin’in Baas rejiminin kimyasal saldırıları sonucu 182 bin sivil Kürdün ölümüne neden olduğu katliamdan kurtulmayı başarmış Faraj’ın yıllar sonra bölgeye gidişini anlattığı 1001 Elma/1001 Apples; 13 Mayıs 1985’te Philadelphia şehir yönetiminin radikal organizasyon MOVE’u kaldıkları evden çıkartma operasyonunun bir felakete dönüşmesini anlatan, Tribeca’da Jüri Özel Ödülü’yle kutlanan Jason Osder belgeseli Let the Fire Burn/Bırakın Yansın; Edison Cajas’nın Şili’nin dününe, bugününe ve yarınına ışık tutan filmi The Waltz of the Useless Mass/İşe Yaramazların Valsi; İran kökenli Riahi Kardeşlerin birlikte yönettiği, insanlığın mücadele yönetmelerini FEMEN’den Wall Street’e, İspanyadaki konut mücadelesinden Mısır’a uzanan bir hikâye sarmalında anlatan Everyday Rebellion/Her Gün İsyan; Toronto’da “En İyi Belgesel” seçilen, Uluslararası Belgesel Birliği (IDA) tarafından da yılın en iyisi seçilen ve Mısır’da yaşanan olaylarda yer alan bir grup aktivistin yaşadıklarını anlatan Jehane Noujaim imzalı The Square/Meydan; Mike Lerner ve Maxim Pozdorovkin’in yönetmenliğini üstlendiği, en son Putin karşıtı bir eylem sonrasında iki üyesi hapis cezasına çarptırılan feminist kolektifi Pussy Riot’ın hikâyesini konu alan Pussy Riot: A Punk Prayer/Pussy Riot: Bir Punk Duası ve Türkiye’den Koray Kaya’nın yönettiği, çağdaş müziğin algı süreçlerini, öncesi ve şimdisini İlhan Mimaroğlu’dan Aydın Esen’e, İlhan Erşahin’den Arto Tunçboyaciyan’a, önemli müzisyenlerle tartışan Anarchic Harmony/Anarşik Armoni yer alıyor.

Oyuncaklı filmlerden hoşlananlara “Oyun”

!f İstanbul’un sinemada oyun alanı yaratan ve seyirciyi oynamaya davet eden filmleri bir araya getiren bölümü “Oyun” ise, bu yıl Turkcell Profesyoneller Kulübü’nün sponsorluğunda gerçekleşecek. Oyuncul belgeseller, kaçık bilimkurgular, kült adayı ilk filmler, Japonya’dan gerçeküstücü fanteziler ve animasyon dünyasının en son hitleri seyirciyi yeryüzünün ve insanlık tarihinin belki de en eski eylemiyle, ‘oyun’la baş başa bırakacak.

Dünya sinema tarihini başlangıcından bugüne bütünüyle anlattığı 15 saatlik The Story of Film: An Odyssey/Sinemanın Hikâyesi belgeseliyle tanıdığımız Mark Cousins’ın açılışını Cannes’da yapan, bu kez sinemadaki çocuklara bakan yeni filmi A Story of Children and Film/ Sinema ve Çocukların Hikâyesi; İzlanda’nın muhteşem doğasında, atlar ve insanlardan ibretlik, trajikomik öyküler anlatan, ilk yönetmenlik denemesinde Benedikt Erlingsson’a San Sebastián ve Tokyo film festivallerinden ödüller getiren Of Horses and Men/Atlar ve İnsanlar; çocukluk ve yetişkinlik arasında sürreel ve büyüleyici bir yolculuğa çıkaran, Gen Art’tan “En İyi Film” başta olmak üzere toplam dört ödüllü Swim Little Fish Swim/Yüz Küçük Balık Yüz; 2007’de çektiği Big Man Japan’la radarımıza takılan, “Japonya’nın Cem Yılmaz’ı” Hitoshi Matsumoto’nun son filmi R-100, Toronto Film Eleştirmenleri Birliği’nce Jay Scott Ödülü’ne değer görülen, Slamdance’de Büyük Jüri Ödülü, Austin Fantastic Fest’ten de En İyi Film Ödülü’nü alan The Dirties/Pislikler Çetesi; iki sene önce !f’te de gösterilen Rubber/Lastik’le olay yaratan kült yönetmen Quentin Dupieux’in, takipçilerini bile ters köşeye yatırdığı son filmi Wrong Cops/Fena Polisler; ‘Indie animasyonun kralı’ olarak bilinen Bill Plympton’ın tutkulu, eğlenceli ve çılgın aşk filmi Cheatin’/Aldatma; Joseph Conrad’ın meşhur romanı ‘Karanlığın Yüreği’nin gonzo versiyonu da sayılabilecek, büyüleyici ve rahatsız edici, siyaseten yanlış, tehlikeli ve ölümüne çılgın sinema deneyimi Sick Birds Die Easy/Hasta Kuşlar Kolay Ölür; Disneyland’de gerilla stili çekilen ve sırf bu yüzden büyük tartışmalara neden olan, nefis siyah-beyaz görüntüleriyle ve kendine özgü mizah anlayışla karanlık, gerçeküstü bir masal olan Escape from Tomorrow/Yarından Kaçış; !f seyircisinin Curling, Bestiaire ve Vic+Flo Bir Ayı Gördü’yle yakından tanıdığı Denis Côté’nin “Mekanik ritüellerin hâlâ devam ettiği atölyeler ve fabrikalar bizim için bugün ne ifade ediyor?” sorusunu soran son filmi Joy of Man’s Desiring/Arzulamanın Zevki ve Türkiye’den, Fasulye filmiyle kendine has bir seyirci kitlesi kazanan Bora Tekay’ın uğurböceğinden süper kahraman, birkaç boş sayfadan da uzun metraj film yarattığı komedisi Böcek, “Oyun” bölümü filmleri…

Sanat hayat içindir!

Bu yılın yeni bölümlerinden biri de sanat ve hayatı buluşturan “Sanat Hayat İçindir!”. Sundance’te Belgesel dalında yönetmenlik ödülü, Tribeca’dan da Seyirci Ödülü’nü kapan, boks gibi şiddet içerikli bir sporu, son derece artistik bir biçimde resim sanatına yansıtan Ushio Shinohara ile kendisi gibi sanatçı olan eşi Noriko’nun birlikte açacakları sergiye hazırlıklarını konu alan, 2014 Oscar’larında da En İyi Belgesel adayı Cutie and the Boxer/Genç Kız ve Boksör; Alfred Hitchcock’tan David Lynch’e birçok sinemacıya ilham kaynağı olmuş Edward Hopper’ın 13 tablosunda gördüğümüz bir kadının hikâyesini 1920’ler Amerika’sını arka plana alarak yeniden hayal eden sıradışı belgesel Shirley: Visions of Reality/Shirley: Gerçekliğin Kehanetleri; aslında bir illüzyonist ve yazar Teller’ın ilk sinema filmi de olan, eğlenceli bir sanat dedektifliği hikâyesi anlatan Tim’s Vermeer/Tim’in Vermeer‘ı; baskının ve sansürün kol gezdiği Belarus’ta bir tiyatronun perde arkası öyküsünü gizlice kaçırılan arşiv görüntüleri ve sansüre direnen röportajlarla anlatan Dangerous Acts Starring the Unstable Elements of Belarus/Belarus’un Sakıncalı Unsurlarının Tehlikeli Eylemleri; bugün Amerikan fotoğrafı için tartışmasız bir öneme sahip olan Vivian Maier’ın keşfedilme sürecini konu alan Finding Vivian Maier/Vivian Maier’in Peşinde; Fransız fotoğrafçı ve kışkırtıcı sokak sanatçısı JR’ın dünya ölçeğinde katılımcılarla gerçekleştirdiği Inside Out projesini konu alan Inside Out: The People’s Art Project/Tersyüz: İnsanların Sanat Projesi; gerek özel yaşamı gerek çektiği fotoğraflarla tartışmalar yaratan Nan Goldin’in yaşamı ve çalışmalarını konu alan Nan Goldin – I Remember Your Face/Nan Goldin – Yüzünü Hatırlıyorum bu bölümde gösterilecek filmlerden sadece birkaçı…

Reggio ve Lynch’e özel
!f İstanbul, her sene sinemanın değişik mıntıkalarında gezinen “Özel Gösterimler” bölümüne bu sefer iki ustanın işini konuk ediyor. Qatsi Üçlemesi’nin kült yönetmeni Godfrey Reggio’nun yine akıllara durgunluk veren diyalogsuz bir modern yaşam portresiyle geri döndüğü Visitors/Ziyaretçiler ve filmleriyle aklımızı başından alan usta yönetmen David Lynch’in bilmediğimiz hayatına tanık olacağımız ve yıllardır yürüttüğü meditasyon çalışmalarına eşlik edeceğimiz David Lynch: Meditation, Creativity, Peace/David Lynch: Meditasyon, Yaratıcılık, Huzur, özellikle sinefillerin kaçırmaması gereken seyirlikler…

!f kült!

!f İstanbul’un kemikleşen bölümlerinden !f kült’e bu sene Charles Laughton’ın 1955 tarihli klasiği The Night of the Hunter/Caniler Avcısı konuk oluyor. Aslen oyuncu olarak tanıdığımız Laughton’ın ilk ve son yönetmenlik denemesi olan film, kendisine vaiz süsü veren ama aslında kendini kadınları öldürmeye adamış bir psikopat olan Powell’ın, hapishanede öğrendiği bir gerçekle bankadan soyulmuş paraların peşine düşmesini anlatıyor. Özellikle başroldeki Robert Mitchum’ın sinema tarihinin en etkileyici kötü karakterlerinden birine hayat verdiği bu etkileyici kara film, döneminde değeri bilinmemiş olsa da zamanla kült mertebesine erişmiş ve kendine sıkı hayranlar edinmişti. Bu yıl içinde çeşitli ülkelerde yeniden gösterime girecek Caniler Avcısı, yenilenmiş kopyasıyla Türkiye’de ilk kez !f İstanbul’da…

Koltuğunda zıplamak isteyenlere “Karanlık & Köşeli”!
Yaratıcılığa ve deneyimlere açık sinemaseverlerin !f alanı “Karanlık & Köşeli” bölümünde bu sene de, karanlık ve rahatsız edici yapımlardan senenin en çok konuşulan fantastik ve avangard filmlerine, seyircinin ‘görme biçimleri’ni altüst eden, algının kapılarını sonuna kadar açmayı hedefleyen filmler toplanıyor.

Boston Underground Film Festivali’nde “En İyi Film” seçilen, Chicago’dan Altın Hugo, Fant-Asia’dan En İyi İlk Film, SXSW Film Festivali’nden de “Seyirci Ödülü”nü toplayan, eleştirmenlerce yılın gerilim filmlerinden biri ilan edilen Cheap Thrills/Ucuz Heyecanlar ile 2009’da çektikleri ilk filmleri Amer’le etkilendiğimiz Fransız ikili Hélène Cattet ve Bruno Forzani’nin seyirciyi şoke edecek yeni işleri The Strange Color of Your Body’s Tears/Bedenindeki Yaşların Gözyaşlarının Garip Rengi; pagan temsillerinden komün denemelerine, black metal festivallerinden kutuplardaki münzevilere, Kuzey Işıkları’ndan her daim mucizevi anlara uzanan ruhsal bir yolculuk deneyimi vadeden A Spell to Ward Off the Darkness/Karanlığı Savuşturmak İçin Bir Büyü; ilk filmi Murder Party’le dikkatleri çeken Jeremy Saulnier’in Cannes Film Festivali’nin Director’s Fortnight bölümünde FIPRESCI Ödülü’nü kazanan ve klasik intikam hikâyesine yenilikçi ve atmosferik yaklaşımıyla dikkat çeken ikinci filmi Blue Ruin/İntikam; Koroshiya, Gokudô sengokushi: Fudô/Ölümcül Oyunlar, Audition/Ölüm Provası gibi filmleriyle Türkiye’de de sıkı takipçiler yaratan, janrlar arasında dolaşmayı seven ve şiddeti sunmak konusunda hiç de çekimser davranmayan ünlü Japon yönetmen Takashi Miike’nin son filmi The Mole Song: Undercover Agent Reiji/Köstebek Şarkısı: Gizli Ajan Reiji festivalin seyirciyi yerinden hoplatacak filmlerinden birkaçı.

Sevmekten korkmayanlara “Gökkuşağı”!

!f İstanbul’un ilk yılından beri, sevmekten korkmayanların ve gökkuşağının altında hepimize yer var diyenlerin filmlerini buluşturduğu  “Gökkuşağı” bölümünde bu sene 6 film gösterilecek: Jeffrey Schwarz’ın yönettiği, John Waters’ın fetiş oyuncusu Divine’ın, Baltimore’daki çok az bilinen ilkgençlik günlerinden kült bir süperstar oluşuna kadarki hayat hikâyesini anlatan I am Divine/Ben Divine; Aralarında João César Monteiro, Raul Ruiz, Werner Schroeter, Robert Kramer ve Derek Jarman’ın da yer aldığı birçok büyük sinemacının hem arkadaşı olan, hem de onların filmlerinde ses mühendisliği yapan, aynı zamanda 20 yıldır HIV ve Hepatit C ile yaşayan aktivist Joaquim Pinto’nun ilham verici hayatına seyirciyi ortak eden What Now? Remind Me/Peki Şimdi? Hatırlat Bana; prömiyerini 2013 Sundance’te yaptıktan sonra Berlin Film Festivali’nde Teddy Jüri Ödülü kazanmayı başaran Amerikalı yönetmen ve senarist Stacie Passon’ın etkileyici draması Concussion/Sarsıntı, 1985 San Francisco’sunu, geyler için belirsizlik ve korku dolu bir tarihi fon alıp 20’li yaşlarında bir modern dansçı olan Frankie’nin bu korkulara göğüs gerişini konu alan Test; Hilton Lacerda’nın Gramado ve Rio de Janeiro film festivallerinde ödüllere boğulan, Brezilya askeri darbesi döneminde sahneye çıkma cesareti göstermiş avangart bir kumpanyanın hikâyesine odaklanan Tattoo/Dövme ve Türkiyeli trans erkek bireylerin ilk örgütlenme mücadelelerine tanıklık eden Voltrans.

!f’in müzik festivali !f music 3 yaşında!

Maximum Kart partnerliğinde düzenlenecek, !f music bu yıl üçüncü yaşını kutluyor ve müziği sinemaya, sinemayı sahneye taşımaya, partileriyle de İstanbul gece hayatını hareketlendirmeye devam ediyor.

Yılın en iyi müzik filmlerini buluşturan !f music’in bu yılki seçkisinde yer alan filmler ise şöyle: 2009’da Cherrybomb’la dikkatleri çeken ikili Lisa Barros D’Sa ve Glenn Leyburn’un radikal, asi ve son derece tutkulu bir müziksever Terri Hooley’nin 70’lerin Belfast’ında plak dükkânı açmakla başlayan, İrlanda’nın punk babasına dönüşen hayatını anlattıkları Good Vibrations, Amerika’nın en iyi indie gruplarından The National’ı konu alan ama onun hakkında olmayan bir belgesel olma tuhaflığıyla grubun hayranlarının ilgisini hak eden Mistaken For Strangers; eskiden A Silver Mt. Zion olarak da bilinen Kanadalı ünlü post-rock grubu Thee Silver Mt. Zion Memorial Orchestra’nın evcil çifti Efrim ve Jessica’nın bir yandan müzik, bir yandan da ev yaşamlarına eşlik etmememizi sağlayan Gel Bizimle Dertlen!; Küba’yı kasıp kavuran, hükümetin konser vermelerine ve hatta albüm yapmalarına izin vermediği underground rap grubu Los Aldeanos’la tanışmamıza vesile olan Viva Cuba Libre: Rap is War/Viva Cuba Libre: Rap Savaştır ve çağımızda müzisyen olmanın getirdiği zorluklara odaklanan, 15. yılına giren New York Red Bull Müzik Akademisi’nin eğitimlerinin yanı sıra, Brian Eno, Rakim ve Lee ‘Scratch’ Perry gibi isimleri de izleyeceğimiz Ne Fark Eder? Müzik Yapmaya Dair Bir Film.

25 Ocak’ta yapacağı açılış partisiyle !f İstanbul’dan önce ‘merhaba’ diyen !f music’in partileri de heyecan uyandırıyor. Bu yıl 15 Şubat’ta !f İstanbul Açılış Partisi’ni garajistanbul’da yapacak !f music, bir !f klasiğine dönüşen “Gökkuşağı Partisi”ni de 21 Şubat Cuma gecesi The Hall’a taşıyacak.

!f İstanbul Açılış Partisi‘nde, Panorama ve Fabric’in sevilen seslerinden prodüktör ve DJ’i Ewan Pearson ve DearHead’den Evrim Tüfekçioğlu’nun DJ setleri geceyi ele geçirirken, Gökkuşağı Partisi’nde, kariyerindeki zirveye son hızla tırmanan İngiliz DJ Anthea ve Berlin’in en meşhur underground mekanı Berghain / Panorama Bar’ın resident DJ’i nd_baumecker’ı dinleme fırsatı yakalayacağız. Festivalin “Gökkuşağı” bölümünde izleyeceğimiz I’m Divine filminden ilham alarak hazırlanacak gecede, ana sahneyi DearHead, alternatif sahneyi ise Duygu Dönmez/Just-D ısıtacak. !f music parti biletleri, öğrenci 20 TL, tam 30 TL olarak biletix’te satışa sunulacak.

!f music kapsamında ayrıca 3 özel etkinlik gerçekleşecek. !f istanbul’un açılış partisi için İstanbul’a gelecek olan İngiliz müzik prodüktörü, söz yazarı, remix sanatçısı Ewan Pearson; Protools, Logic ve Ableton Live yazılım programları üzerine çalışma tekniklerini anlatacağı “Dijitalden analoga, kendi sesini yaratmak” başlıklı bir sohbet düzenleyecek. (16 Şubat, 18.00 – 19.00)

!f music 2014 film programında yer alan “Ne Fark Eder? Müzik Yapmaya Dair Bir Film” belgeseli de bir sohbete ilham olacak. Müziğin yaratım süreçlerinin anlatıldığı ve hayran olduğumuz sanatçılardan kişisel müzik hikâyelerini dinlediğimiz filmde “keşke burada olsaydı da tanışsaydık” dediğimiz isimlerden Todd Edwards bu film vesilesiyle İstanbul’a gelecek ve sevdiği seslerden, ilham kaynaklarından ve kariyerinde iz bırakan anlardan bahsedecek. Edwards ayrıca aynı günün gecesi, Red Bull Music Academy’nin filmi kutlamak üzere vereceği partide çalıyor olacak. (18 Şubat Salı / 16.00 – 17.00)

!f music kapsamında bir de çok özel bir pop up etkinliği gerçekleşecek. 19 Şubat’ta Babylon’da gerçekleşecek bu büyüleyici sinema ve konser deneyiminde, görüntü ve müziğin sıradışı bir şekilde bir araya geldiği Jem Cohen’in filmlerine, Guy Pucciotto’nun (Fugazi) gitarı, Jim White’ın (Dirty Three) davulu ve George Xylouris’un udu eşlik edecek. Jem Cohen, bu performans için özel olarak bir araya getirdiği 3 yeni kısa filmiyle bizi sağanak yağmurlu şehir manzaralarının, gece ve müzelerin gizemli dünyasına, müzisyen arkadaşlarının eşliğinde büyüleyici bir yolculuğa davet edecek. (19 Şubat Çarşamba / 21.00)

Ev dediğimiz Türkiye’den fotoğraflar

!f İstanbul Türkiye sinemasının son bir yılını mercek altına aldığı “Ev” bölümünde alternatif sesleri bir araya getiriyor. Antalya’da büyük ilgi gören, Ali Kemal Çınar’ın hemoroid hastalığından yola çıkarak ailesiyle yaşadıklarını ve sinema sevdasını anlattığı Kısa Film; yine Antalya’dan En İyi Belgesel Ödülü’nü alan Biene Pilavcı’nın eski VHS kayıtları ve küçük bir kızın günlükleriyle başlayan hayat hikâyesinin izinde bir ailenin geçmişini arşınladığımız filmi Tek Başına Dans; Vuslat Saraçoğlu’nun Müslüm Gürses hayranlarının kurduğu muslumculer.com üyeleriyle yaptığı görüşmelerden oluşan şaşırtıcı belgeseli Müslüm Babanın Evlatları; topraklarını ve sularını HES’lere kaptırmak istemeyen insanların mücadelelerinin anlatıldığı Kamilet, Loç Vadisi, Suyun Gözü, Derelerin Kardeşliği filmlerinden oluşan seçki Kurtarılmış Bölge?; Bülent Gündüz’ün iki senedir içimizde bir yumru olarak duran Roboski katliamını konu alan filmi Roboskî mon amour; Kürtlerin Rojava’da devrimden sonra edindikleri demokratik özerkliğin akabinde bölgede yaşananlara odaklanan The Silent Revolution/Sessiz Devrim; Türkiye’nin ilk şehir planlamacısı Aron Angel’in ağzından İstanbul’un bugünkü AVM’ler diyarı haline gelişinin hikayesini izleyeceğimiz İstanbul Hayali ve Gezi eylemleri döneminde gecelerini ve gündüzlerini parkta geçiren gençlerin, yanlarında anne-babaları ya da büyükanneleri, en korktukları anları, en güldükleri sloganları, anladıklarını ve anlamadıklarını anlattıkları Ben Bir Slogan Buldum: Annem Benim Yanımda, Türkiye’de ev dediğimiz yerlerden çarpıcı resimler sunuyor.

40’a yakın noktada aynı anda film izliyoruz

Dünyada ilk kez !f İstanbul tarafından gerçekleştirilen ‘alternatif dağıtım ve paylaşım’ projesi “!f ²’’ bu yıl beşinci kez ve İş Bankası Maximum Kart ve İş’te Üniversiteli partnerliğinde ve online sinema sitesi MUBI ortaklığında yapılacak. Festivalin son üç günü olan 21-22-23 Şubat tarihlerinde İstanbul’da gösterilecek 5 film, 30 şehir ve 36 farklı noktada, 15 bin kişiye aynı anda ulaşacak. İstanbul’daki festival salonlarını Türkiye’nin 26 şehrinin yanı sıra Lefkoşa, Gümrü, Kudüs, Erivan ve Ramallah’a taşıyacak “!f ²’’de Tek Başına Dans, Gabrielle, Bad Hair/Kıvırcık Saç, Honey/Bal ve Everyday Rebellion/Her Gün İsyan filmleri gösterilecek.

Yılın en iyi kısaları bir arada

!f İstanbul’un kısa metrajlı film üretimine dair son bir yıl içerisindeki eğilimlerin derlemesini yapmak amacıyla hazırladığı “Türkiye’den Kısalar”, bu yıl da yönetmen ve yapımcıların yanı sıra kısa film izleyicilerinin önerileriyle hazırlandı. !f İstanbul’un tematik olarak programladığı “Türkiye’den Kısalar” seçkileri İstanbul, Ankara ve İzmir’de çeşitli festival sinemaları ve mekanlarında ücretsiz olarak !f izleyicilerine sunulacak. İstanbul’daki gösterimler sırasında yapılacak “İzleyici Oylaması” sonucu bir kısa filmin yönetmeni uluslararası bir festivale izleyici olarak katılmaya hak kazanacak.

Bu yıl “Türkiye’den Kısalar” bölümü bu yıl dört derlemeden oluşuyor. Türkiye’nin son bir yılında çoğumuzu derinden etkileyen bağzı meseleleri konu alan 6 kısalı “Biz Buraya Nasıl Geldik?”, idealize edilen mutlu aile tabloları yerine başka aile tablolarını bir araya getiren “Aile Tablosu”, her birinde farklı bir coğrafyanın/mekânın renginin filmin atmosferinin baskın geldiği üç farklı sinemasal lezzeti buluşturan “Üç Renk”, cümlesini hem doğrudan bir soru, hem de bir meydan okuma olarak sordurtan “Kim Korkar Hayattan !/?”, yılın en kendine özgü kısa programı olarak seyircilerini bekliyor.

Mavi Dalga’yla Sundance atölyesi

!f İstanbul’un son dört yıldır Sundance Enstütüsü ile ortaklaşa yürüttüğü ve Mayıs ayında İstanbul’da gerçekleşecek Sundance Senaryo Lab öncesi, festivale özel bir atölye gerçekleşecek. 2012 yılındaki atölyeye seçilen dört senaryodan biri olan Mavi Dalga’nın yönetmenleri Zeynep Dadak ve Merve Kayan, filmin çekim sürecini ve senaryonun oluşum aşamalarını paylaşacak. Önceki yıllarda Charien Dabis, Sally El-Hosseini ve Ry Russo Young ile benzerleri yapılan, yönetmenlerin klipler ve anekdotlarla renklendirdiği bu atölye, senaristlerin, yönetmenlerin ve film meraklılarının kaçırmaması gereken özel ve samimi bir çalışma. “Sundance: Özel Çalışma, Mavi Dalga” atölyesi 22 Şubat’ta SALT Beyoğlu’da ücretsiz izlenebilir.

!f İstanbul etkinlikleri hareket katıyor

!f İstanbul’un söyleşili, atölyeli etkinlikleri festivale ve !fçilerin dünyasına hareket katacak. Bu yıl festivalin etkinlik mekânları İstanbul’da SALT Beyoğlu, Açık Sinema, Cezayir; İzmir’de Fransız Kültür Merkezi olacak.

Salt Beyoğlu
Geçen yıl olduğu gibi festivalin önemli duraklarından SALT Beyoğlu ücretsiz etkinliklere ev sahipliği yapacak.

Bu yıl !f’in bir buluşma platformu olarak da kurguladığı yeni uluslararası yarışması ‘Aşk & Başka Bi’Dünya’, Salt Beyoğlu’nda gerçekleşecek “Küçük Müdahaleler” başlıklı etkinlik serisine de ilham kaynağı olacak.

Festival “Çoğumuzun kendi yetilerini, gücünü, yapabildiklerini her gün sorguladığı kırılgan ama bir o kadar da yeniliklere gebe bir dönemdeyiz. Bir araya gelip, hem sorularımızı, hem de bildiklerimizi paylaşma zamanıdır” inancıyla oluşturduğu bu platformda, !f 2014’ün yarışma ve yarışma dışı programından yönetmenler ve yapımcıların yanı sıra, Türkiye’den sinemacı, aktivist, yazar, sanatçı ve müzisyenleri buluşturacak.

Bu yıl “Küçük Müdahaleler”, bir konuşma serisi, bir atölye ve bir mini konserden oluşuyor. Bu kapsamda sorulacak soru ise “Yaşadıklarımızla ne yapabiliriz, nasıl yapabiliriz?”.

 Bir Atölye

!f İstanbul’un kurucularından ve yardımcı yönetmeni Pelin Turgut’un moderatörlüğünde yapılacak “Şifalı Sözler: Zor zamanlarda ‘devam’ diyen bir hikâyeyi nasıl yaratırız?” başlıklı atölyede katılımcıların Gezi sırasında yaşadıklarımızı sonrasında yarım kalanla birleştirmeyi ve birbirimizin hikâyelerini dinlemeyi hedefliyor. (15 Şubat Cumartesi, 13.00 – 17.00)

Bir Mini Konser

Türkiye’nin genç kuşak çağdaş müzik bestecilerinden Erdem Helvacıoğlu’nun Gezi direnişi süresince kaydettiği dış seslerden oluşan 60 dakikalık işinin dinletisinin sergileneceği “Direnişin Sesleri”, bir belgeleme çalışmasından ziyade, çeşitli flashback’lerden oluşan, sinema filmi estetiğinde betimlenen bir hikâyenin işitsel anlatımı sayılabilir. (15 Şubat Cumartesi, 19.30 – 21.00)

Bir Konuşma Serisi

Bir gün boyunca sürecek bu seride yer alacak konuşmacılar ve konuşma başlıkları şöyle: Anarşik Armoni‘nin yönetmeni Koray Kaya ve film müziklerini yapan Mutlu San “Henüz Gerçekleşmemiş Bir Direnişi Çekmeye Başlamak”; Tek Başına Dans’ın yönetmeni Biene Pilavcı “Kişisel Olanın Derinliklerinden, Koskocaman Dünyaya: Kişisel Hikâyelerin Ne Önemi Var?”; VideoOccupy kurucularından Olgu Demir “Bu Bir Video Değildir!”; çağdaş sanatçı Ali Kazma “Bir direniş platformu olarak beden”; şair ve yazar Bejan Matur “Sanat Dünyaya Ne Söyler?”; Her Gün İsyan’ın yönetmenleri Arash Riahi ve Arman Riahi “İlham, Bilgi Ve Direniş: Sinema Ve Diğer Yollar”; Pussy Riot: Bir Punk Duası’nın yönetmenleri Mike Lerner ve Maxim Pozdorovkin “Globalleşen Dünyada Sanat ve Aktivizm: Pussy Riot Olayı”; İşe Yaramazların Valsi’nin yönetmeni Edison Cajas “Şili’den Faydasız ve Baltalayıcı Mektuplar: Gelecekle şimdi arasında sıkışmış geçmişin deneyimi”; Jem Cohen ve Guy Piccioto “Eylemin Şiirselliği: Sinema, Müzik ve Aktivizmin Birlikteliği”; Meydan’ın yönetmeni Jehane Noujaim “Devrimi anlamak, toparlamak ve sinemaya aktarmak: Meydan’da yönetmenliğin ve yapımcılığın aktivist hali” (16 Şubat Pazar, 10.30 – 16.45)

Salt Beyoğlu, ‘Küçük Müdahaleler’ dışında iki etkinliğe daha ev sahipliği yapacak: !f’te ilk gösterimi yapılacak Böcek filminin ekibiyle gerçekleşecek ve içimizdeki oyuncuyu bulmaya yönelik “Bizimle Oynar Mısın?” başlıklı atölye 7-9 Şubat tarihlerinde Salt Beyoğlu’nda yapılacak. (7-8-9 Şubat, 10.00 – 20.00) Anadolu Kültür ve Diyarbakır Sanat Merkezi’nin yürüttüğü, docIstanbul ve Geniş Açı Proje Ofisi’yle birlikte gerçekleştirilen BAK projesi kapsamında geçen yıl çekilen kısa filmlerin ve fotoğraf çalışmalarının gösterileceği “Hatırlamak Ve Anlatmak İçin Şehre Bak” başlıklı etkinlik ise 14 Şubat’ta gerçekleşecek.  (14 Şubat Cuma, 16.00 – 18.00)

Cezayir

!f İstanbul Etkinlikleri kapsamında 4. kez gerçekleştirilecek Yaşayan Kütüphane, 15 ve 16 Şubat tarihlerinde Cezayir’de olacak… Aynı kentte birlikte yaşadığı halde birbiriyle konuşma fırsatı bulamayan insanlara yapıcı ve kişisel bir söyleşi ortamı sunmayı ve bu yolla kişilerin birbirlerine karşı önyargılarını yeniden gözden geçirmelerini teşvik ederek toplumsal barışa katkı sağlamayı hedefleyen Yaşayan Kütüphane, Toplum Gönüllüleri Vakfı ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Gençlik Çalışmaları Birimi tarafından yürütülüyor. (16-17 Şubat, 12:00 – 17:00)

 Biletler biletix’te

13. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nin biletleri  31 Ocak-2 Şubat tarihlerinde İstanbul için, 14-16 Şubat tarihlerinde de Ankara ve İzmir için biletix’te indirimli ön satışa çıkacak. Bu yıl festival biletleri biletix’ten ve sinema gişelerinden satın alınabilecek.

 İstanbul’da bilet ücretleri:

Hafta içi Gündüz Gösterimleri: 8 TL (19:00 seansı öncesi)

Tam: 15 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)

Öğrenci: 12 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)

“Ev” Bölümü Filmleri: 8 TL

21:30 – 22:00 Seansları: 17 TL

Ankara ve İzmir’de ise bilet ücretleri:

Hafta içi Gündüz Gösterimleri: 8 TL

Tam: 14 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)

Öğrenci: 11,5 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)

“Ev” Bölümü Filmleri: 8 TL

21:30 – 22:00 Seansları: 14 TL

İş Bankası Maximum Kartlılara özel avantajlar

Festivalde İş Bankası Maximum Kart sahiplerine özel olarak hazırlanan “Maximum Film” ve “Maximum Müzik” paketleri ile biletlerde %50 indirim ayrıcalığı sunulacak. İş Bankası Maximum Kart sahipleri, “Maximum Film” paketiyle en az 4, en fazla 20 adet festival sinema biletini, “Maximum Müzik” paketiyle ise en az 2, en fazla 6 adet parti biletini %50 indirimle satın alabilecekler. Paket almayı tercih etmeyen İş Bankası Maximum Kart sahipleri için de film ve parti biletlerinde ön satışta %20 indirim ayrıcalığı sunulacak.

Turkcell’den bir bilet alana bir bilet bedava

Festivalde ayrıca, Turkcell Profesyoneller Kulübü üyeleri de Cuma ve Cumartesi akşamı 19:00 ve 19:30 seanslarında “bir bilet alana bir bilet hediye” fırsatından faydalanacaklar.

!f İstanbul,13 Şubat’ta İstanbul’da başlayacak ve 27 Şubat’ta Ankara’ya ve İzmir’e uğrayarak 2 Mart’ta yolculuğunu tamamlayacak. Ayrıntılı bilgi için: www.ifistanbul.com

Ayrıntılı bilgi ve söyleşi talepleriniz için:

Uğur Yüksel

!f İstanbul Basın ve Halkla İlişkiler Koordinatörü

Dereboyu Cad. Ambarlıdere Yolu No:4 Kat:1 Ortaköy – Beşiktaş, İstanbul

www.ifistanbul.com

T: +90 212 281 01 42

F: +90 212 270 55 58

G: +90 536 731 42 16

 

Sundance Film Festivali programında yer alan 6 film, Türkiye’de ilk defa İstanbul Film Festivali’nde izleyicilerle buluşacak

iksv-film-festivali

Bağımsız sinemanın en önemli etkinliklerinden Sundance Film Festivali 16 Ocak’ta başlayacak. 26 Ocak tarihine kadar devam edecek festival programında yer alan 6 film, Türkiye’de ilk defa İstanbul Film Festivali’nde izleyicilerle buluşacak. İKSV tarafından bu yıl onuncu kez Akbank sponsorluğunda düzenlenen 33. İstanbul Film Festivali 5-20 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

Polonya’da Nazi işgali ile Holokost’un acı izlerini süren bir hikâye anlatan Pawel Pawlikowski ’nin son filmi Ida, daha Sundance gösterimini yapmadan uluslararası festivallerde birçok ödüle layık görülerek 2014’ün en iyilerinden olmaya doğru yol aldı. Londra, Les Arcs, Gdynia ve Varşova film festivallerinde En İyi Film, Toronto’da FIPRESCI Ödülü’nü alan Ida, ayrıca Les Arcs Film Festivali’nde her iki başrol oyuncusu Agata Kulesza ve Agata Trzebuchowska ’ya da en iyi kadın oyuncu ödüllerini kazandırdı. 1960’larda Polonya’da geçen siyah beyaz film, genç rahibe adayı Anna’nın son yeminini etmeden hemen önce aslında Yahudi olduğunu öğrenişinin öyküsünü anlatıyor.

Stranger by the Lake

Stranger by the Lake

Fransız yönetmen Alain Guiraudie ’nin ilk kez Cannes Film Festivali’nde izleyici karşısına çıkan son filmi Stranger by the Lake, ölüm, cinsellik, eşcinsel kültürü ve dostluk kavramlarına yaklaşımıyla hem izleyicilerden hem de eleştirmenlerden büyük övgü topladı. Cannes’da gösterildiği Belirli Bir Bakış Bölümü’nde En İyi Yönetmen Ödülü’nün yanı sıra Eşcinsel Palmiye’ye de layık görülen, Hitchcockvari bir gizem etrafında kurgulanan filmin tamamı bir yaz mevsiminde, bir çıplaklar plajında geçiyor.

Dünyanın en saygın belgesel film festivallerinden IDFA’nın bu yıl açılış filmi olan Return to Homs, Suriye’nin Homs şehrinden devrimci gençlerin bir portresi. Yönetmen Tala Derki üç yıl boyunca iki yakın arkadaşı takip ediyor. Milli takım golcüsü, şarkılarıyla devrimin sesi olan 19 yaşındaki Basset ve 24 yaşındaki video-aktivist, kameraman Ossama pasif direnişle özgürlük hayalleri kurarken kendilerin silahlı mücadelenin içinde buluyorlar. İki yıl önce festivale konuk olan, “Devrimin Filmini Çekmek” bölümüyle aynı isimli panelde de konuşmacı olan Suriyeli belgeselci, yapımcı ve festivalci Orwa Nyrabia da filmin yapımcılarından biri.

En son cinsellik soslu kıyamet komedisi Kaboom / Gümmm! ile Filmekimi’nde izlediğimiz Gregg Araki ’nin üç yıl aradan sonra çektiği ilk uzun metrajlı filmi White Bird in A Blizzard, İstanbul Film Festivali kapsamında gösterilecek filmlerden. Yönetmenin alışıldık temalarından uzaklaştığı film, annesi birdenbire ortadan kaybolan genç bir kadının altüst olan hayatını anlatan sıra dışı bir büyüme öyküsü. Filmin son derece sağlam oyuncu kadrosunda Eva Green , Shailene Woodley , Christopher Meloni gibi isimler yer alıyor. Araki’nin yazar ve şair Laura Kasischke ’nin aynı adlı romanından esinlenerek senaryosunu yazdığı filmin müziklerini de yine yönetmenin kendisi seçmiş.

Adını “perudo” olarak da bilinen, Güney Amerika kökenli bir zar oyunundan alan Liar’s Dice, aslen oyuncu olan senarist ve yönetmen Geetu Mohandas ’ın çektiği ilk uzun

white shadow

white shadow

metrajlı film. Başrollerini Geetanjali Thapa ile Lunchbox / Sefertası ve Wasseypur Çeteleri’nden tanıdığımız ünlü Bollywood oyuncusu Nawazuddin Siddiqui ’nin paylaştığı filmin kahramanı, Himalayalar’da yaşayan kendi başına buyruk, bağımsız bir kadın olan Kamla’nın köy büyüklerinin sözünü dinlemeyerek kayıp kocasını aramak üzere yollara düşmesini anlatıyor. Film, Sundance’te Dünya Sineması Dramatik Filmler bölümünde gösteriliyor.

Eylül 2013’te Venedik Film Festivali’nde En İyi İlk Film’e verilen Geleceğin Aslanı ödülüne layık görülen White Shadow / Beyaz Gölge, Afrika’nın doğusunda albinoların uğradıkları ayrımcılığı ve ölüm tehlikesini konu alıyor. Los Angeles’lı yönetmen, senarist ve kurgucu Noaz Deshe ’nin ilk filmi White Shadow / Beyaz Gölge, köyünden kaçarak büyük kente gelen Alias adında küçük bir albino çocuğu izliyor.

İstanbul Film Festivali hakkında ayrıntılı bilgi için: film.iksv.org

İstanbul Film Festivali’ni sosyal medyada takip etmek için:

Kaynak : [-]

Almanya’nın başkenti Berlin’de 64’üncüsü düzenlenecek Uluslararası Film Festivali Berlinale 2014’ün jüri üyeleri açıklandı. Festivalin jüri başkanlığını ABD’li prodüktör James Schamus’un yapacak.

64-berlin-film-festivalinde

6-16 Şubat arasında düzenlenecek film festivalinde iki defa Oskar Ödülü’nü kazanan Avusturyalı aktör Christoph Waltz’ın da jüride yer alması dikkati çekti.

Berlinale 2014’te verilecek ödüller şöyle: En iyi film dalında Altın Ayı, jüri büyük ödülü dalında Gümüş Ayı, Alfred Bauer Ödülü dalında Gümüş Ayı, en iyi yönetmen Gümüş Ayı, en iyi kadın ve erkek oyuncu dalında Gümüş Ayı, en iyi senaryo dalında Gümüş Ayı, kamera, müzik, kostüm ve set dalında Gümüş Ayı.

Komiteden yapılan açıklamaya göre jüri üyeleri şu isimlerden oluşuyor:

James Schamus (ABD), Christoph Waltz (Avusturya), Barbara Broccoli (ABD), Trine Dyrholm (Danimarka), Mitra Frahani (İran), Greta Gerwig (ABD), Michel Gondry (Fransa), Tony Leung (Çin).