Yazılar

İKSV’nin düzenlediği ” İstanbul Müzik Festivali ” ‘nde Tema ” Zaman ve Değişim “

Festival bu yıl ‘zaman ve değişim’ temasıyla 4-29 Haziran tarihlerinde yapılacak.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Borusan Holding sponsorluğunda düzenlenen 41. İstanbul Müzik Festivali, aralarında Vadim Repin, Maxim Vengerov, Shlomo Mintz, Mario João Pires, Khatia Buniatishvili, Magdelena Kožená, Kim Kashkashian, Sol Gabetta gibi isimler ile dünyanın önde gelen orkestralarından Deutsche Kammerphilharmonie Bremen ve Münih Oda Orkestrası’nın da bulunduğu 500’e yakın yerli ve yabancı sanatçıyı İstanbul’da ağırlayacak.

İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, 41. İstanbul Müzik Festivali’nin 22 özel konserle müzikseverlerin karşısına zengin bir programla çıkacağını belirtirken, New York Filarmoni Orkestrası’nın Festival dışı özel bir proje olarak Mayıs ayında Türkiye’ye gelecek olmasının 2013’ün en önemli müzik olaylarından biri olacağını söyledi. İSTANBUL (ANKA)-İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Borusan Holding sponsorluğunda düzenlenen İstanbul Müzik Festivali, 41. yılında “Zaman ve Değişim” temasıyla müzikseverleri zengin bir programla karşılamaya hazırlanırken, İKSV festival öncesi bir sürpriz olarak dünyanın en büyük senfoni orkestralarının en önemlisi sayılan New York Flarmoni Orkestrası’nı Mayıs ayında Türkiye’ye getiriyor. İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, 41. İstanbul Müzik Festivali’nin 22 özel konserle müzikseverlerin karşısına zengin bir programla çıkacağını belirtirken, New York Filarmoni Orkestrası’nın Festival dışı özel bir proje olarak Mayıs ayında Türkiye’ye gelecek olmasının 2013’ün en önemli müzik olaylarından biri olacağını,projeyle ilgili detayların gelecek günler içinde açıklanacağını söyledi.

41.İstanbul Müzik Festivali’nin programı, son dört yıldır festivalin basın toplantılarına mekân ve ikram desteği veren Four Seasons Hotel Istanbul at the Bosphorus’da düzenlenen bir basın toplantısıyla açıklandı. Festival sponsorluğunu 2006 yılından beri Borusan Holding’in üstlendiği İstanbul Müzik Festivali, bu yıl “Zaman ve Değişim” teması etrafında, 4-29 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Basın toplantısına, konuşmacı olarak İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, Borusan Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve Borusan Kültür Sanat Yönetim Kurulu Başkanı Zeynep Hamedi ve İstanbul Müzik Festivali Direktörü Yeşim Gürer Oymak katıldı. 41. İstanbul Müzik Festivali, aralarında Vadim Repin, Maxim Vengerov, Shlomo Mintz, Mario João Pires, Khatia Buniatishvili, Magdelena Kožená, Kim Kashkashian, Sol Gabetta gibi isimler ile dünyanın önde gelen orkestralarından Deutsche Kammerphilharmonie Bremen ve Münih Oda Orkestrası’nın da bulunduğu 500’e yakın yerli ve yabancı sanatçıyı İstanbul’da ağırlayacak.41. İstanbul Müzik Festivali’nin afişi Sarkis ve Bülent Erkmen işbirliğiyle hazırlandı. Günümüzün önde gelen güncel sanatçılarından Sarkis’in parmak izi ve el yazısı, İKSV Kurumsal Kimlik Danışmanı Bülent Erkmen’in tasarımıyla festival afişine dönüştü.

-“HEDEFİMİZ KLASİK MÜZİĞİ GENİŞ KİTLELERE ULAŞTIRMAK”-

Basın toplantısında konuşma yapan İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, İstanbul Festivalleri’nin bu yılki tanıtım ve duyuru afişlerinde yeni bir işbirliğine gidildiğini duyurarak “Farklı sanat dallarının önde gelen temsilcilerinin desenleri, yapıtları, işaretleri ve el yazıları, grafik tasarımcı ve İKSV Kurumsal Kimlik Danışmanı Bülent Erkmen’in tasarımıyla festival afişlerine dönüşecek. 41. İstanbul Müzik Festivali’nin afiş görselinde de günümüzün önde gelen güncel sanatçılarından Sarkis’in parmak izi ve el yazısını görüyorsunuz. Disiplinlerarasılığın ilham verici gücünü kullanan bu işbirliklerini, 2013 yılında gerçekleştireceğimiz Film ve Caz Festivalleri’nde ve önümüzdeki yıllarda da farklı sanatçıların katılımıyla devam ettireceğiz” dedi. İstanbul Müzik Festivali’nde gençlere yönelik projelerin de artırılarak devam edeceğinin altını çizen Eczacıbaşı ayrıca İstanbul genelinde farklı mekânlarda ücretsiz konserler gerçekleştirerek klasik müziği kentin değişik noktalarına taşımayı ve daha büyük kitlelere ulaştırmayı hedeflediklerini de söyledi.

-“İKSV ARTIK DÜNYADA ÖZEL SİPARİŞLERİYLE ANILIYOR”-

İstanbul Müzik Festivali Direktörü Yeşim Gürer Oymak konuşmasında “Geçtiğimiz yıl İKSV’nin ve Müzik Festivalinin 40. yılını kutlarken oldukça detaylı bir arşiv çalışması yapmıştık. Festivalin ilk yıllarındaki programlarıyla bugünün programları içerik açısından oldukça farklılık gösteriyor. Bugün farklı sanatçıları bir araya getirdiğimiz, sadece bizim festivalimize özgü projelerin ve eser siparişlerinin prömiyerlerinin ve genç müzisyenlerimizin daha çok yer aldığı, daha maceracı ve yeniliklere daha açık bir festival programı oluşturduğumuzu gördüm. Aradan geçen 41 yıllık zaman, festivalimizi bir yandan olgunlaştırırken diğer yandan kaçınılmaz olarak da değiştirdi” dedi. Oymak, Festivalin bu yılki temasının çıkış fikrini açıklarken de konser programlarındaki kimi eserler ve projelerin “zaman ve değişim”e direkt gönderme yapan başlıklar taşıdığını, kimilerinin biçimsel değişimi ya da belli bir yüzyıla ait bir stilin farklı bir yüzyılda yepyeni bir müzikal dille ele alınması sonucundaki değişimi sergilediğini belirtti. Festivalin 2011 yılından bu yana, Türkiyeli ve yabancı bestecilere eser siparişi vererek, çağdaş müzik repertuvarını zenginleştirmeye yönelik çalışmalar yaptığını anlatan Yeşim Gürer Oymak, “Birçok festival ve orkestra artık İstanbul Müzik Festivali’ni eser sipariş eden bir kurum olarak tanımakta” dedi. Festival programını anlatırken gençlik projelerine de değinen direktör, “Bizim genç sanatçılarımızı, gelecekteki umutlarımızı da müzikseverlerin alkışlarıyla desteklemelerini ve onları cesaretlendirmelerini ümit ediyorum” dedi.

Yeşim Gürer Oymak,Festivalde genç müzisyenlere yönelik özel projeler de yer aldığını belirterek, geçen yıl, ülke çapında genç yetenekleri keşfetmek ve teşvik etmek amacıyla başlatılan “İstanbul Müzik Festivali Genç Solistini Arıyor” projesinin bu yıl viyolonsel dalında devam ettiğini, konservatuvar öğrencilerini festival izleyicileriyle buluşturan “Açık Konservatuvar” projesinin ise bu yıl 9 Haziran Pazar günü Galata Rum İlköğretim Okulu’nda gerçekleştirileceğini ifade etti.

-NASREDDİN HOCA ÖZEL SİPARİŞİ-

İstanbul Müzik Festivali Direktörü Yeşim Gürer Oymak 41. İstanbul Müzik Festivali’nde orkestralı konserler, oda müziği ve resitaller ile bazıları özgün programlardan oluşan toplam 22 konser yer aldığını, şehri kucaklamak üzere farklı mekanlarda da dinleyicilerle buluşmaya özen gösteren festivalin bu yıl ilk defa Surp Vortvots Vorodman Kilisesi’ni kullanacağını, Festivalin bu yılki diğer mekânları arasında Aya İrini Müzesi, Süreyya Operası, Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı, Galata Mevlevihanesi Müzesi, Galata Rum İlköğretim Okulu, İstanbul Modern ve İş Sanat Kültür Merkezi’nin bulunduğunu söyledi. Yeşim Gürer Oymak 41. İstanbul Müzik Festivali’nin, verdiği eser siparişleriyle çağdaş müzik repertuvarına katkıda bulunmaya da devam ederek çeşitli dünya ve Türkiye prömiyerlerine ev sahipliği yapacağını ifade ederek, Festival tarafından besteci Kâmran İnce’ye sipariş edilen “Nasreddin Hoca” adlı eserin dünya prömiyerinin, Berlin Counterpoint Ensemble tarafından gerçekleştirileceğini bildirdi. Oymak,. Festivalin besteci Peteris Vasks’a Amsterdam Sinfonietta, Amsterdam Viyolonsel Bienali ve Toronto Senfoni Orkestrası’yla ortak siparişi olan Viyolonsel Konçertosu’nun Türkiye prömiyerini ise Sol Gabetta’nın yapacağını kaydetti.

-“41 KERE MAŞALLAH”-

Toplantıda konuşan Borusan Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve Borusan Kültür Sanat Yönetim Kurulu Başkanı Zeynep Hamedi ise şu görüşleri ifade etti: “Borusan olarak toplumumuzun eğitim ve kültür seviyesini yükseltmeyi ve çağdaş bir toplumun inşası için sorumluluğu üstlenmeyi öncelikli kurumsal değerlerimiz arasında görüyoruz. Yüksek başarı, yenilikçilik ve sürekli gelişimi desteklerken, topluma katkı sağlayacak çalışmalar gerçekleştirmeyi de bir görev kabul ediyoruz. Bu değerleri, kurucumuz ve onursal başkanımız rahmetli Asım Kocabıyık, Borusan’ın kurum felsefesinin temellerine oturtmuştu. Yönetimi ondan devralan kuşak olarak bizler de onun yolundan ilerliyoruz. Sürdürdüğümüz kültür ve sanat faaliyetlerinin yanı sıra toplumumuzun gelişmesinde büyük payı olan İKSV’nin düzenlediği İstanbul Müzik Festivali’ne 20 yılı aşkın zamandır destek vermek ve son sekiz yıldır da sponsoru olmak bizim için bir mutluluk kaynağı.41. yılında 41 kere maşallah diyoruz.”

-FESTİVALİN AÇILIŞ KONSERİ-

41.İstanbul Müzik Festivali, 4 Haziran Salı akşamı Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleştirilecek tören ve ardından Açılış Konseri’yle başlayacak. 7. Uluslararası Genç Müzisyenler Çaykovski Yarışması birincisi, 17 yaşındaki yıldız kemancı Veriko Çumburidze konserde Sascha Goetzel yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası eşliğinde Franz Waxman’ın Carmen Fantezisi’ni seslendirecek. İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın sürekli orkestrası Borusan İstanbul Filarmoni ayrıca Hector Berlioz’un Fantastik Senfoni’sini yorumlayacak. Müzikseverlerin her yıl heyecanla beklediği Açılış Konseri öncesinde verilecek kokteyl için de ayrıca sınırlı sayıda bilet satışı olacak.

-FESTİVALİN YAŞAM BOYU BAŞARI VE ONUR ÖDÜLLERİ-

41.İstanbul Müzik Festivali’nin “Onur Ödülü”, piyano ikilisi olarak yaptıkları çok başarılı uluslararası kariyer, müzikte ulaştıkları derinlik ve mükemmeliyetin yanı sıra Türkiye’de çoksesliliğin yayılması konusunda yaptıkları değerli çalışmalar ile genç müzisyenlerin eğitim ve gelişimleri yönünde verdikleri girişimleri dolayısıyla Güher ve Süher Pekinel’e takdim edilecek. Güher ve Süher Pekinel’e ödülleri, 4 Haziran Salı akşamı Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleştirilecek açılış töreninde verilecek. Festivalin “Yaşam Boyu Başarı Ödülü” ise yaşayan en büyük müzik insanlarından, 20. yüzyılın ikinci yarısına damgasını vurmuş, kullandığı avangart olduğu kadar geleneksel müzik dili ile günümüzün en fazla sipariş alan ve aralarında senfonik eserler ve operaların da bulunduğu çok zengin bir eser birikimine sahip Polonyalı besteci Krzysztof Penderecki’ye verilecek. Penderecki’ye ödülü, 17 Haziran Pazartesi akşamı Aya İrini Müzesi’nde gerçekleştirilecek şef Alexander Liebreich yönetimindeki Münih Oda Orkestrası’nın konserinden önce takdim edilecek. Konserde orkestra, Penderecki’nin 1960’ta bestelediği, UNESCO ödüllü “52 Yaylı İçin Hiroşima Kurbanlarına Ağıt” adlı eserini de seslendirecek.

FESTİVALİN BU YILKİ TEMASI “ZAMAN VE DEĞİŞİM”

“Zaman ve Değişim” temasını işleyen 41. İstanbul Müzik Festivali’nde müzikseverleri bu çerçevede seçilmiş eserler ve konserler bekliyor. Alman çoksesli müzik dünyasının en parlak meşalelerinden biri kabul edilen Münih Oda Orkestrası, genç neslin en duyarlı piyanistlerinden, ECHO ve Choc ödülü sahibi Khatia Buniatishvili solistliğindeki konserinde Penderecki’nin dünya tarihindeki bir dönüm noktasına işaret eden eserinin yanı sıra yine festival temasıyla ilişkili Haydn’ın “Veda” başlıklı 45 numaralı senfonisini seslendirecek.2008 İstanbul Müzik Festivali Yaşam Boyu Başarı Ödülü sahibi Jordi Savall, kurucusu olduğu Hespèrion XXI ile 11 Haziran’da Aya İri Müzesi’nde zaman ve değişim temasına odaklanan en yeni projesi “Hayatın Evreleri”ni müzikseverlerle paylaşacak. Hayat döngüsünün farklı evrelerine dair şarkıları, kutlamaları ve ağıtları ele alan, Balkanlar’ın son derece zengin müzikal ve sözel mozaiğinden beslenerek kurgulanan konser, festivalin kaçırılmaması gereken etkinliklerinden.Piyano ikilisi Ufuk ve Bahar Dördüncü İstanbul Modern’deki 7 Haziran tarihli konserde Rachmaninov ve Ravel’in süit ve valslerini seslendirecek. Solo kariyerlerinin yanı sıra oda müziğine olan tutkularının peşini hiç bırakmamaları sayesinde hem dostluk hem müzik sevgisiyle bir araya gelen Piano Trio Forte’nin 22 Haziran’daki konseri zamanın yol açtığı değişimleri anlatan eserlere yer verirken stil çeşitliliği ve güçlü tekniğiyle tanınan kemancı ve şef Shlomo Mintz ile Cameristi Della Scala’nın 18 Haziran’daki konseri, Bach ve Schubert’in yanı sıra Grieg’in bir önceki yüzyılın danslarını ve stillerini kendi dönemine uyguladığı neoklasik eseri Holberg Süiti ile Aya İrini’de “geçmişi geleceğe taşıyacak.

-FESTİVALİN ÖZEL ESER SİPARİŞLERİ-

İstanbul Müzik Festivali üç yıldır, Türkiyeli ve yabancı bestecilere eser siparişi vererek, çağdaş müzik repertuvarını zenginleştirmeye katkıda bulunuyor. Festivalin bu yılki programında da dünyaca ünlü iki bestecinin yeni eserleri yer alıyor.Türkiye’nin önde gelen bestecilerinden Kâmran İnce’nin festivalin siparişi üzerine bestelediği eserin dünya prömiyeri, Berlin Counterpoint Ensemble tarafından 19 Haziran Çarşamba akşamı Süreyya Operası’nda gerçekleştirilecek. Günümüzün önde gelen “topluluk piyanistleri”nden biri olarak kabul edilen Zeynep Özsuca, kuşağının gelecek vaat eden flütçülerinden Aaron Dan, barok obua ve blok flütte de çağdaş obuada olduğu kadar usta bir müzisyen Yigal Kaminka, pek çok önemli oda müziği topluluğunca da aranılan bir fagotçu olan Heidi Elizabeth Mockert, klarnetteki eşsiz tonu ile tanınan Sascha Rattle ile Avrupa’nın birçok önemli orkestrasında görev alan kornocu Dániel Molnár’dan kurulu Berlin Counterpoint Ensemble festivalin en hoş sürprizlerinden biri sayılabilecek “Nasreddin Hoca”yı seslendirecek.

İstanbul Müzik Festivali’nin Letonyalı besteci Peteris Vasks’a Amsterdam Sinfonietta, Amsterdam Viyolonsel Bienali ve Toronto Senfoni Orkestrası ile ortak siparişi olan Viyolonsel Konçertosu’nun ise Türkiye prömiyeri yapılacak. Dünyanın belli başlı tüm salonlarında seçkin sanatçılarla konserler veren Amsterdam Sinfonietta ile klasik müziğin yükselen yıldızı Sol Gabetta’yı besteci Peteris Vasks’ın yeni eserinin Türkiye prömiyeri için festivalde buluşturan konser, 25 Haziran Salı günü Aya İrini Müzesi’nde gerçekleşecek.

41.İSTANBUL MÜZİK FESTİVALİ’NDEN SEÇMELER

Festival bu yıl, benzersiz müzikal stiliyle dünyanın sayılı orkestraları arasında anılan Deutsche Kammerphilharmonie Bremen’i 14 ve 15 Haziran tarihlerinde iki gece üst üste Aya İrini Müzesi’nde ağırlayacak. Uluslararası üne sahip Türk şef Alpaslan Ertüngealp’in yöneteceği ilk konserde Portekizli piyanist Maria João Pires solist olarak yer alacak. İkinci konserinde şef James Judd yönetiminde çalacak Deutsche Kammerphilharmonie Bremen, dünyanın önemli keman virtüözleri arasında gösterilen Vadim Repin’e eşlik edecek. Çok yönlü sanatçı Cihat Aşkın ile “şeytanın kemancısı” lakaplı Roby Lakatos, bir festival klasiği haline gelen, “Festival Buluşması” dizisi kapsamında ilk kez İstanbul’da bir araya gelecek. Aşkın ve Lakatos’un topluluklarının yorumuyla, Türk müziği ile Çigan müziğinin renkli dünyalarının birleşiminden oluşan benzersiz bir müzik ziyafeti, festival kapsamında 13 Haziran akşamı Aya İrini Müzesi’nde müzikseverleri bekliyor. Günümüzün en büyük viyolacılarından Kim Kashkashian ile piyanist Péter Nagy’nin birlikte vereceği konser festivalin öne çıkan etkinliklerinden biri olacak. İkili konserde, Beethoven’ın Mozart üzerine çeşitlemelerinden, 1869 Kütahya doğumlu Ermeni besteci Komitas’a uzanan renkli bir program sunacak. Kashkashian ve Nagy, festival izleyicisiyle 26 Haziran Çarşamba gecesi festivalin yeni mekanlarından Surp Vortvots Vorodman Kilisesi’nde buluşacak.

-FESTİVAL BİLETLERİ 2 ŞUBAT’TA SATIŞTA-

Rus ekolünün önde gelen temsilcilerinden kabul edilen keman virtüözü Maxim Vengerov festivalin son gecesine konuk oluyor. Keman çalmaya beş yaşında başlayan, Grammy dahil pek çok prestijli ödül kazanan Maxim Vengerov, bugüne kadar dünyanın önemli orkestraları eşliğinde çaldı ve keman repertuvarının en büyük eserlerini kaydetti. 29 Haziran Cumartesi akşamı, Aya İrini Müzesi’nin büyülü atmosferine bir sonraki festivale kadar veda anlamına da gelen Kapanış Konseri’nde Vengerov’a Sascha Goetzel yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası eşlik edecek.

41.İstanbul Müzik Festivali’ndeki konserler ile Açılış Töreni ve Konseri’nin biletleri 2 Şubat Cumartesi günü saat 10.00’dan itibaren satışa sunulacak. 41. İstanbul Müzik Festivali bilet fiyatları 15 TL ile 350 TL arasında değişiyor. Öğrenci biletleri yalnızca İKSV gişesinden kimlik kartı gösterilerek satın alınabilecek.Lale Kart sahipleri festival biletlerinde yüzde 20-25 oranındaki “Lale üyelerine özel indirim”lerden yararlanabilecekler.

Kaynak :[-]

Cuma akşamı İzmir ‘ deyseniz ve sinemaya gidecekseniz !

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Sinematek gösterimleri, cuma akşamı başlayacak 

İzmir'de Macera Filmleri

İzmir Büyükşehir Belediyesi, 3 yıldan bu yana sürdürdüğü ve gelenekselleşen, “Yeniden Sinematek” etkinliklerine “macera filmleri klasikleri” temasıyla devam ediyor. Gösterimler, her cuma akşamı saat 20.00’de İzmir Sanat’ta başlayacak ve yine ücretsiz olacak.


İlk olarak 4 Mayıs cuma akşamı, 1959 yılı ABD yapımı “Gizli teşkilat” (North by NorthWest) isimli film gösterilecek. Alfred Hitchcock tarafından yönetilen filmde, Cary Grant, Eva Marie Saint ve James Mason gibi dönemin ünlü isimleri rol alıyor.

11 Mayıs cuma akşamı, 1948 ABD yapımı “Sierra Madre hazineleri” (The Treasure of the Sierra Madre) İzmirlilerle buluşacak. Humphrey Bogart’ın başrolde olduğu film, yönetmen John Huston ve babası Walter Huston’a birer Oscar Ödülü kazandırmıştı. Başarılı konusu ve Bogart’ın olağanüstü oyunculuğuyla ses getiren film, sinema tarihinde aynı filmle bir baba-oğla Oscar kazandıran tek film olma özelliğini taşıyor.

18 Mayıs cuma akşamı ise 1961 yılı Japonya yapımı “Yojimbo” isimli film gösterilecek. Japonlar’ın dünyaca ünlü başarılı yönetmenleri Akira Kurusawa’nın yönettiği film, 1800’lerin Japonyası’nda “Sanjuro” adındaki gezgin bir samurayı ve yaşadıklarını anlatıyor.

İzmirliler “Sinematek” sayesinde; Ekim-Kasım ayında “Komedi Filmleri”, Aralık ayında “Fantastik Filmler”, ocak ayında “Japon Sineması”, şubat ayında “Müzik ve Dansın Büyüsü” ile buluşan İzmirliler, mart ayında “Şehir hikayeleri”, nisan ayında ise “Sesin gölgesinde” temalı filmleri ücretsiz olarak izleme şansı bulmuştu

Nerede olursanız olun ; Türkiye ‘de Sanatla olun !

DİYARBAKIR

sanat duyuru

Diyarbakır Devlet Tiyatrosu (DDT), bu hafta küçük seyircileri için “Kurnaz Avukat” ile “Oz Büyücüsü” Oyunlarını sahneleyecek.

Diyarbakır Devlet Tiyatrosu (DDT), bu hafta küçük seyircileri için “Kurnaz Avukat” ile “Oz Büyücüsü”Oyunlarını sahneleyecek.

DDT ilgiyle izlenen, Fügen Sipahi’nin çevirip uyarladığı, Orkun Gülşen‘in yönettiği “Kurnaz Avukat”Oyununu bu hafta da küçük seyircileriyle yeniden buluşturacak.

Oyun, 26 ve 27 Nisan‘da Cahit Sıtkı Tarancı Kültür Sanat Merkezi Orhan Asena Sahnesi’nde sergilenecek.

Cumartesi ve Pazar günü ise Özlem Saraç’ın Frank Baum’dan uyarlayarak yazdığı, müzikleri Erkin Hadimoğlu ve Ender Gündüzlü’ye, şarkı sözleri ise müzikalin yönetmeni Metin Arslan’a ait “Oz Büyücüsü” adlı çocuk Oyunuyla, bir kez daha miniklerin kalplerini fethedecek.

Kostüm tasarımı Esra Selah, dekor tasarımı Seyhan Kırca, ışığı İzzettin Biçer’e ait müzikalde, Gonca Coşkun, Özden Gököz, Mümtaz Mengi, Fatih Yurdakul, Pelin Tozkoparan, Birce Birsel Çağlar, Kerem Corogil, Uğur Çınar ve Ozan Hafızoğlu başrollerini paylaşıyor.

Pop-Rock türündeki iki perdelik müzikalde, evinden uzaklaşan bir kız çocuğunun hayallerine kavuşması için Oz Büyücüsü’ne ulaşması anlatılıyor.

Büyükşehir Belediyesi’nce geçen hafta düzenlenen tiyatro festivali devam ediyor. İstanbul, Ankara,Süleymaniye ve Duhok gibi kentlerden toplam 16 tiyatro topluluğu, Oyunlarını tiyatroseverlerle buluşturmaya devam ediyor.

DSM ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin işbirliğiyle açılan Remzi Raşa’nın “Yalnızlığı Seçmek” Bir Retrospektif: 1946-2006″ sergisi ise Sümerpark Sanat Galerisi’nde devam ediyor. Raşa’nın 50 eserinin izlenime sunulduğu sergi, 6 Mayıs‘a kadar görülebilir.

-MARDİN- 

Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi Dilek Sabancı Sanat Galerisi’nde açılan küratörlüğünü fotoğraf tarihçisi Engin Özendes’in üstlendiği “Seyreyle Ara Güler Mardin’de” fotoğraf sergisi devam ediyor.

Usta fotoğrafçı Ara Güler‘in fotoğraflarının yer aldığı sergi, “Tanımak ve Anlamak” ile “Yüz Yüze” başlıklı iki bölümden oluşuyor. 114 eserin bulunduğu sergi, bir yıl süreyle vatandaşların ziyaretlerine açık olacak.

BURSA

Bursa Devlet Tiyatrosu (BDT), “Gönül Avcısı” ile çocuk Oyunları “Çizmeli Kedi” veğ “Alaaddin’in Sihirsiz Lambası”nı sahneleyecek.

Bursa Devlet Tiyatrosu (BDT), “Gönül Avcısı” ile çocuk Oyunları “Çizmeli Kedi” veğ “Alaaddin’in Sihirsiz Lambası”nı sahneleyecek.

Diego Fabbri’nin yazdığı, Levent Ulukut’un yönettiği komedi Oyunu “Gönül Avcısı”nın, dekoru Işın Mumcu, kostümleri Gülümser Erigür, ışık düzeni Mehmet Yaşayan’a ait.

Emir Çiçek, Ecehan Şarman Çetinkaya, Rüyam Dirin ve Demet Oran’ın rol aldığı Oyunda, bir erkeğin üçkadınla ilişkisi anlatılıyor. Oyunda, “Bir adam aynı anda üç kadını sevebilir mi- Üç kadına birden, yalan söylemeden onlara sahip olabilir mi- Bu üç kadın birbirlerini tanıyıp, bu adamı kabul edebilirler mi-” sorularının yanıtları aranıyor, kahramanın içine düştüğü durum yansıtılıyor.

Oyun, Ahmet Vefik Paşa (AVP) Sahnesi’nde bugün ve yarın saat 20.00’de, 28 Nisan Cumartesi 15.00 ve 20.00’de seyircisiyle buluşacak.

Harun Özer’in yazdığı, Ebru Kara’nın yönettiği “Alaaddin’in Sihirsiz Lambası” adlı çocuk Oyununun dekor ve kostüm tasarımını Özge Akarsu, ışık tasarımını Ali Karaman, dans düzenini Erdem Gündüz yapıyor.

Cihan Büyükışık, Serap Uluyol Karanfilci, Ozan Sargın, Cansu Yılmaz, Özlem Altaş, Eray Soykan, Ali Pınar, Hayati Özen, Savaş Ak, Emre Sefer, Mutlu Dereli, Cem Korkmaz, Emre Yaşa, Adnan Tunalı’nın rol aldığıOyunda, kimsenin çalışmadığı, üretmediği, her şeyin bir dileğe bağlı olduğu, kimsenin hiçbir şey yapmadan istediklerinin önüne geldiği bir dünya konu ediliyor.

Oyun, AVP Sahnesi’nde bugün ve 29 Nisan Pazar 14.00’te sahnelenecek.

Charles Perrault’un yazdığı, Metin Arslan’ın çevirdiği “Çizmeli Kedi” adlı çocuk Oyununu Berrin Kulya Balkanlar yönetiyor. Dekor ve kostüm tasarımını Aytuğ Dereli, ışık tasarımını Ali Karaman, dans düzenini Berrin Kulya Balkanlar’ın yaptığı Oyunda, Harun Türköz rol alıyor.

Oyun, AVP Sahnesi’nde 1-2 Mayıs’ta saat 14.00’te sahneye konulacak.

-Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu-

Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu, “Karagöz Dadım Olsana” adlı gölge Oyununu sahneliyor. Tayfun Özeren’in yazdığı ve sahnelediği Oyun 4 yaş ve üzerindeki çocuklara hitap ediyor. Gölge Oyunu, bugün ve yarın saat 11.00 ve 14.00’te, Karagöz Müzesi Sahnesi’nde seyirciyle buluşacak.

Tiyatro, 2 Mayıs Çarşamba 14.00’te, “Güliver Devler Ülkesinde” adlı Oyunu sahneye koyacak.

Şehir Tiyatrosu’nun sahneleneceği, Amerikan Edebiyatı’nın korku ve gerilim yazarı olan Ira Levin’in kaleme aldığı, Hale Kuntay’ın Türkçeye çevirdiği “Ölüm Tuzağı” adlı Oyun, bugün ve yarın saat 20.30’da, 28 Nisan Cumartesi 14.00’te Tayyare Kültür Merkezi’nde seyircisiyle buluşacak.

Cemal Nadir Güler Sanat Galerisi’nde Neriman Ay’ın kişisel Ebru Sergisi ile Sami Güner Sanat Galerisi’nde Erkin Keskin’in Gravür Exlibris Sergisi, 28 Nisan’a kadar açık kalacak.

ANTALYA

Antalya Devlet Opera ve Balesi (ANTDOB), bu akşam Wolfgang Amadeus Mozart’ın eserlerini seslendirecek.

Antalya Devlet Opera ve Balesi (ANTDOB), bu akşam Wolfgang Amadeus Mozart‘ın eserlerini seslendirecek.

Haşim İşcan Kültür Merkezi’nde saat 20.00’de düzenlenecek gecede, sopranolar Aslı Ayan, HeyecanGizem Yakan ve Özsu Yüksel, mezzo sopranolar Serap Çiftçi ile Bilge Yılmaz, bas Erdem Baydar, bas bariton Umut Tarık Akça solist olarak sahne alacak. Sanatçılara piyanoda Lilyana Todorova eşlik edecek.

Antalya Devlet Opera ve Balesi’nin sahnelediği “Lucia Di Lammermoor” adlı opera son kez sanatseverlerle buluşacak.

İtalyan rejisör Vincenzo Grisostomi Travaglini’in yönetmenliğini yaptığı opera, 28 Nisan Cumartesi günü saat 20.00’de Haşim İşcan Kültür Merkezi’nde opera sahnesinde sahnelenecek. Opera repertuvarının güçlü eserleri arasında yer alan G.Donizetti’nin 3 perdelik eser, güçlü bir kadın karakter “Lucia” üzerinde yoğunlaşıyor. Katolik ve protestanlar arasında din savaşlarının yaşandığı bir dönemi anlatan eser, güç savaşlarına da önemli bir vurgu yapıyor.

ANTDOB sanatçıları 30 Nisan Pazartesi günü saat 20.00’de Türk Bestecileri Konseri ile sanatseverlerle buluşacak.

William Shakespeare‘in ünlü eseri “Bir Yaz Gecesi Rüyası” balesi ise 2 Mayıs Pazar günü saat 20.00’deHaşim İşcan Kültür Merkezi’nde sahnelenecek. Müzikleri Felix Mendelssohn‘a ait eserin, proje ve koreografisi Mehmet Balkan’a, librettosu ise Şefik Kahramankaptan’a ait.

Ana teması aşk ve evlilik olan eser, karışık ilişkiler üzerinden bu iki kavramın komikliğine vurgu yapıyor.

-Anatlay Devlet Tiyatrosu-

Antalya Devlet Tiyatrosu (ADT) Oyuncuları, bugün, yarın ve 28 Nisan’da Aziz Nesin’in “Toros Canavarı” adlı eserini sahneleyecek. Yönetmenliğini Ali Meriç’in üstlendiği “Toros Canavarı”nda Fatih Kahraman, Senem Şahin, Sedat Mayadağ, Gerçek Sağlar, Selim Türkışık ve Ebru Zeliha Sırkıntı rol alıyor.

Mülayim bir memur emeklisi olan Nuri Sayaner ailesiyle monoton bir hayat sürmektedir. Aile bir taraftan geçim sıkıntısıyla diğer taraftan onları apartmandan atmak isteyen ev sahibiyle uğraşmaktadır. Tahliye davasını kazanan Sayaner ailesinin sevinci çok uzun sürmez. Ev sahibi, alt ve üst katlara yerleştirdiği adamlarla ve çevirdiği türlü Oyunlarla apartmanı zindana çevirir. Nuri Bey, ailesinin ısrarları sonucu karakola gidip şikayetçi olmak zorunda kalır. Yıllardır aranmakta olan “Toros Canavarı” adıyla nam yapmışSeri Katil yerine emekli memur Nuri Bey polisler tarafından yakalanır. Nuri Sayaner’in karakola adımını attığı o geceden sonra herkesin kaderi değişir.

ADT Oyuncuları 29 Nisan’da ise “Don Kişot” adlı çocuk Oyunu için sahne alacak. Cervantes‘in yazdığı, Özen Rodop’un Oyunlaştırdığı eseri, Ebru Kara yönetti. Oyunda Başak İşür, Erol Karayılan, Samet Kara, Çağdaş Çobanoğlu, Murat Çapar, Gizem Kutluyıl, Eray Ercan, Mehmet Çetin ile Ecem Gözpınar rol alıyor.

Eserler, Haşim İşcan Kültür Merkezi’nde izleyiciyle buluşacak.

Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü’ne bağlı Zübeyde Hanım Çocuk Sitesi’nde kalan 30 çocuğun yaptığı resimler, Antalya Müzesi Sanat Galerisi’nde 30 Nisan’a kadar görülebilir.

ADANA

Adana‘da Devlet Tiyatroları Sabancı UluslararasıAdana Tiyatro Festivali ile Seyhan Belediyesi 8.Geleneksel Çocuk Oyunları Festivali sona erecek.

Adana’da bu hafta 14. Devlet Tiyatroları Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali ile Seyhan Belediyesi 8. Geleneksel Çocuk Oyunları Festivali sona erecek, Pamela, Yeni Türkü, Model ve Grup 84 birer konser verecek.

Devlet Tiyatroları Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali kapsamında Ankara Devlet Tiyatrosu, yarın “Sırça Kümes” adlı oyunu seyircilerle buluşturacak.

Festival kapsamında son olarak, 28 ve 29 Nisantarihlerinde Çin Çocuk Operası “Küçük Kırmızı Çiçekler” adlı oyunu sahneleyecek. Festival, Hollanda’lı Close Act ekibinin 29 Nisan tarihinde Atatürk Parkı’nda başlayıp, Uğur Mumcu Meydanı’nda son bulacak “Pi-Leau” adlı sokak gösterisiyle sona erecek.

Seyhan Belediyesi 8. Geleneksel Çocuk Oyunları Festivali kapsamında, yarın Seyhan Kültür Merkezi’nde, son kez çocuk oyunları küçük seyircilerle buluşacak.

Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası (ÇDSO) yarın Adana Büyükşehir Belediyesi Tiyatro ve Konser Salonu’nda, şef Leonardo Martinez yönetiminde ve solist Ludmil Angelov’un piyanosu eşliğinde, Chopin ve Schubert’ten çeşitli eserler seslendirecek.

Ayrıca 27 Nisan tarihinde Lava Restoran Bar’da Dj. Cihat Uğurel ve Pick Up Bar’da rock şarkıcısı Pamela, 29 Nisan’da Doğal Park‘ta Yeni Türkü ve Sevinç Eratalay birer konser verecek.

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Bahar Şenlikleri kapsamında ise ÇÜ Stadı’nda 2 Mayıs’ta Model Grubu, 3 Mayıs’ta ise Grup 84 sahne alacak.

MERSİN

Mersin Devlet Opera ve Balesi (MDOB) ise bu haftaki etkinlikler kapsamında “Mutlu Prens” adlı çocukmüzikalini sahneleyecek.

Oscar Wilde’ın aynı adlı romanından hareketle metnini Işık Noyan’ın yazdığı, müziği Hüseyin Cebi’ye aitçocuk müzikali 31 Mart Cumartesi günü Kültür Merkezi’nde sahnelenecek. Şebnem Özsaran’ın sahneye koyduğu, dekor ve kostüm tasarımını Çağda Çitkaya, koreografisini Tolga Ergen, Işık tasarımını İbrahim Avcı ve müzikal düzenlemesini Eser Taşkıran’ın yaptığı eserin şarkı sözleri Levent Güner’e ait.

MDOB’un deneyimli sanatçı kadrosuyla sahnelediği 2 perdelik çocuk oyununda, paylaşmanın erdemi, sorumluluk, yardımlaşma, sevgi, bağlılık, özveri ve dostluk gibi temel kavramlar yer alıyor.

11. Mersin Uluslararası Müzik Festivali’nin 30 Nisan’da gerçekleştirilecek açılışında, Budapeşte’den gelen Artemisia Oda Orkestrası Kültür Merkezi’nde gala konserİ verecek. Şef Alpaslan Ertüngelap yönetimindeki orkestraya, keman virtüözlerinden Cihat Aşkın ile flüt ustası Halit Turgay eşlik edecek.

Festival kapsamında 3 Mayıs Perşembe günü 35 ülkede sahnelenen “Zorba” balesi Mersinli sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Her türlü acı ve sıkıntının üstesinden gelen bir yaşamın mesajını ileten bale, Mersin Devlet Opera ve Balesi tarafından Kültür Merkezi’nde sahnelenecek.

MALATYA

İzmir Devlet Tiyatrosu’nun ”Yer Altında” isimli oyunu, bu hafta Malatyalı tiyatroseverler için sahnelenecek.

Sema Göktaş’ın yazdığı, Tayfun Erarslan’ın yönettiği, fantastik bir öyküyü trajikomik bir biçimde ele alan oyunda, ”Dünyayı tehdit eden felaket senaryoları gerçekleşse, günümüz Türkiyesi’nde neler olurdu-” sorusuna eğlenceli bir dille yanıt aranıyor.
Eylemsiz aydın tavrının ince bir şekilde eleştirildiği oyunda, Canan Erener Şen, Fatih Özyiğit, Gerçek Özkök Yağcı, Zafer Öncül rol alıyor.
Sabancı Kültür Merkezi’nde sahnelenecekoyun, yarın saat 20.00’de, 27 NisanCumartesi günü saat 14.00 ve 20.00’de seyirciyle buluşacak.

GAZİANTEP VE KAHRAMANMARAŞ
İstanbul Devlet Tiyatrosu, “Opera Komik” adlı Oyunu, Kahramanmaraş ve Gaziantep’te sahneleyecek.

İstanbul Devlet Tiyatrosu, “Opera Komik” adlı Oyunu, Kahramanmaraş ve Gaziantep‘te sahneleyecek.

Nagle Jackson’ın yazdığı, Mutlu Güney’in yönettiği Oyunda, Paris’te 19. yüzyılda Bizet’in yeni operası Carmen’in açılış gecesinde yaşananları anlatıyor.

Dekor tasarımını Behlüldane Tor, giysi tasarımını Nalan Alaylı, ışık tasarımını Nejat Karaorman’ın hazırladığı Oyunda, H. Merih Atalay, Umut Demirdelen, Sevinç Erol, Mevra Ustaoğlu, Ebru Saçar, Nişan Şirinyan, Ergun Akvuran, Yusuf Atala, Burhan Yıldız, Erdoğan Aydemir, Şeyda Pektok ve Zeynep Alper rol alıyor.

“Opera Komik” adlı Oyun, bugün Kahramanmaraş Necip Fazıl Kısakürek Sahnesi’nde, 27-28 Nisan‘daGaziantep Onat Kutlar Sahnesi’nde izlenebilecek.

 

En güzel masal filmleri

Liste başı “Pan’ın Labirenti”

Pan’ın Labirenti

Masalların bu kadar popüler olmasının nedeni, herkesin mutlu son istemesi olarak gösterilirken,Associated Press ajansının en güzel masal filmleri listesinin başında “Pan’ın Labirenti” yer alıyor.

En güzel masal filmleri listesine giren diğer 4 filmşöyle sıralanıyor: “Prenses Gelin, Uyuyan Güzel, Kırmızı Pabuçlar ve Manhattan’da Sihir.”

Pan’ın Labirenti (2006): Guillermo del Toro’nun filmi, 2. Dünya Savaşı sonrasında geçen fantastik bir yolculuğun hikayesi. Küçük bir kız, 1944 yılı İspanya’sında faşist yönetimin korkularından, yeni taşındığı evin arka bahçesinde keşfettiği esrarengiz bir labirent sayesinde kaçar. Labirentin içerisinde yaşayan Pan adındaki yaratık küçük kızın tüm yaşamını değiştirir. Film, sinematografi dalında Oscar ödülü aldı.

Prenses Gelin (1987): William Goldman’ın romanından sinemaya uyarlanan film, bir kahraman tarafından kurtarılan güzel prensesin fantastik hikayesini konu alıyor. Başrollerinde Billy Crystal, Mandy Patinkin, Wallace Shawn, Robin Wright ve Cary Elwes’in yer aldığı filmde, imkansız bir aşkın öyküsü, büyükbaba tarafından torununa anlatılıyor. Birçok festivalden ödüllerle dönen film, Willy De Ville’ın imzasını taşıyan “Storybook Love” adlı şarkıyla, en iyi film müziği dalında Oscar’a aday gösterildi.

Uyuyan Güzel (1959): Walt Disney’in masal uyarlaması olan film, zamanında en pahalı film ünvanını aldı. Filmde kötü güçler tarafından lanetlenmiş bir prenses olan Aurora’nın bu kötülükle olan mücadelesi anlatılıyor. Filmin müzikleri olarak ünlü besteci Pyotr İlyiç Çaykovski’nin eserleri kullanılıyor.

Kırmızı Pabuçlar (1948): İngiltere yapımı olan ve 1949 yılında en iyi sanat yönetimi ve en iyimüzik dallarında iki Oscar ödülü alan film, Hans Christian Andersen’in masalından uyarlama. Film, genç balerin Victoria’nın, kendisini bir yıldız yapan gösterinin besteci Julian Craster’e aşık olarak ölümcül bir hata yapmasını konu alıyor.

Manhattan’da Sihir (2005):  Filmde, peri masallarındaki ülkesinden Susan Sarandon’un canlandırdığı kötü ruhlu kraliçe tarafından kovulduktan sonra kendisini günümüz Manhattan sokaklarının katı gerçekliğinde bulan güzel prenses Giselle’in öyküsü anlatılıyor.

Nerede olursanız olun ; Türkiye ‘de Sanatla olun !

-İSTANBUL-

 Daha Detaylı Programı Yayınladık fakat Kısa Kısa Hatırlatmalar Yapalım İstedik.

İstanbullu sanatseverler konserler, resim sergileri, tiyatro oyunları ile sanat dolu bir hafta yaşayacaklar. İstanbul’un farklı yerlerinde gerçekleştirilen sanat etkinlikleri ile İstanbulluları sanatın farklı dallarında yeni keşifler bekliyor. Sizin için önemli sanat etkinliklerini derledik…

İBB Kent Orkestrası

”Bach Before&After” Mart ayı etkinlikleri kapsamında Neyzen Kudsi Erguner ve Fransız viyolonsel sanatçısı EricMaria Couturier, yarın ve 24 Mart cumartesi günü St. Antuan Kilisesi’nde konser verecek. İzleyicilerin ikiliden Bach ve Itri üzerine doğaçlama ve varyasyonlar dinleyebilecekleri konserlerde, ayrıca dünyaca ünlü besteci Kamran İnce’nin ney ve viyolonsel için bestelediği eseri ”Asumani”nin dünya prömiyeri de gerçekleştirilecek.

Oğuz Büyükberber klarnetler, piyano ve elektronik seslerde, Sophie Hassfurther saksafonlarda,Wolfgang Reisinger ise vurmalı çalgılardaki performanslarını yarın Borusan Müzik Evi’nde sergileyecek. Üçlü, klasik caz tınılarından çağdaş elektro-akustik müziğe kadar geniş bir yelpazede doğaçlama ve özgün eserleri seslendirecek.

Karadeniz müziğinin önemli seslerinden Fuat Saka yarın Büyükçekmece Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi’nde sevenleriyle buluşacak.

Aşkın Nur Yengi, sevilen şarkılarının ve Türk sanat müziği eserlerinin Türk sanat müziği sazları ve batı müziği enstrümanlarıyla harmanlanacağı bir özel bir projeyle yarın İş Sanat’a konuk olacak.

Şarkıları tiyatral bir sunumla sergileme anlayışıyla 1985 yılından itibaren birlikte konser vermeye başlayan Nesrin ve Çetin Körükçü çifti, yarın Cemal Reşit Rey (CRR) Konser Salonu’nda sahne alacak.

Ezginin Günlüğü, 24 Mart cumartesi günü Bahçeşehir Kültür Sanat Merkezi’nde konser verecek.

Deborah Davis, yarın ve 24 Mart cumartesi günü İstanbul Caz Center’da şarkılarını seslendirecek.

Prof. Dr. Gürer Aykal öncülüğünde 2005 yılında kurulan Borusan Quartet, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası solisti ve Bilkent Üniversitesi’nin sürekli sanatçısı Gülsin Onay ile birlikte 24 Mart cumartesi günü Halkalı Kültür ve Sanat Merkezi’nde müzikseverlerle buluşacak.

CRR İstanbul Senfoni Orkestrası, 24 Mart cumartesi günü Rengim Gökmen şefliğinde Özyurt Kantatı’nı seslendirecek.

İran asıllı İsveçli şarkıcı Arash Labaf ve İranlı Shahram Shabpareh, 24 Mart cumartesi günü Ora Arena’da konser verecek.

Aynı gün, Afrika kökenli İngiliz şarkıcı Malia’nın konseri Tamirane’de, İngiliz pop-caz topluluğu Matt Bianco’nun konseri Salon İKSV’de dinlenebilecek.

İBB Kent Orkestrası ABBA şarkılarını seslendirecek

İBB Kent Orkestrası

Dünya müziğinin yeni divası olarak nitelenen Mor Karbasi, Endülüs’ten Ortadoğu’ya uzanan zengin repertuvarı ile 25 Mart pazar günü Sakıp Sabancı Müzesi-the Seed’de müzikseverlerle buluşacak.

Opus Amadeus Oda Müziği Festivali konserler dizisinin beşincisinde, Tuncay Yılmaz, Gustav Rivinius ve Emre Elivar’dan kurulu Arkas Trio, Viyana klasikleri, çağdaş çok sesli Türk müziği ve Alman romantizminden oluşan bir programla, ”Viyana Klasikleri Partisinden Romantik Bir Şenliğe” adlı konserle 25 Mart pazar günü Fulya Sanat’ta dinleyicilerle buluşacak.

Şef Kamil Coşkun yönetimindeki İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kent Orkestrası, 26 Mart pazartesi günü CRR Konser Salonu’nda müziğin efsanelerinden ‘‘ABBA” grubunun sevilen eserlerini seslendirecek.

İş Sanat Kültür Merkezi, 26 Mart pazartesi günü kendine özgü icra stili ve Bach’tan Schnittke’ye uzanan repertuvarıyla her performanslarında seyircilerine müzik başyapıtlarının tadını çıkarma imkanı sunan ”Moskova Virtüözleri” Oda Orkestrasını ağırlayacak.

Aynı gün Fatih Erkoç, Yunus Emre Kültür Merkezi’ndeki konserinde poptan alaturkaya, türküden caza kadar müzik dünyasında iz bırakan eserleri akustik olarak yorumlayacak.

”Opus Amadeus Oda Müziği Festivali” sona erecek

Borusan Müzik Evi’nde 28 Mart çarşamba günü düzenlenecek deneysel ”Hoca Nasreddin&Tim Hodgkinson: Breath” konserinde, klarnette Tim Hodgkinson, saksafonda Robert Reigle, kavalda Serkan Şener, vokalde ise Nikolai Galen performanslarını sergileyecek.

Aynı gün CRR Konser Salonu’nda gerçekleştirilecek ”Senfonik Mehter” konserinde, Rayif Doğrulu şefliğinde ”Saraydan Kız Kaçırma”, ”Barbaros Marşı”, ”Fetih Marşı”, ”Estergon Kalesi”, ”Ah Bir Ateş Ver”, ”Kürdili Hicazkar Longa” gibi eserler seslendirilecek.

10 Grammy ödüllü, ”Don’t Worry Be Happy” şarkısıyla tanınan Bobby McFerrin, 28 Mart çarşamba günü İş Sanat Kültür Merkezi’nde konser verecek.

Kayhan Kalhor ve Erdal Erzincan, 28 Mart çarşamba günü garajistanbul sahnesinde hayranlarıyla buluşacak. Enstrümantal konserde, şiirsel şarkı sözlerinin yerini enstrümanlar alacak.

Arp sanatçısı Tara Jaff, 28 Mart çarşamba günü Live Haymatlos’ta sahne alacak.

Martin Grubinger, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ile birlikte 29 Mart perşembe günü Lütfi Kırdar Anadolu Auditoriumu’nda sahneye çıkacak. Sascha Goetzel’in şefliğinde verilecek konserde Grubinger, Avner Dorman’a
sipariş verdiği ve dünya prömiyerini de seslendirdiği ”Frozen in Time”la sahnede olacak.

”Opus Amadeus Oda Müziği Festival”inin kapanışı, 29 Mart perşembe günü Fulya Sanat’ta gerçekleştirilecek ”Bach’tan Stravinsky’ye Tek Nefeste” konseri ile yapılacak. Tuluğ Tırpan, Ulrich Mertin, Nusret İspir ve Ellen Jewett bu konserde barok müzikten Mozart’a, romantik dönemden Mimaroğlu ve Stravinsky’ye geniş bir repertuvar sunacak.

Taylan Erler Jazz Quartet, ”Caz Hiç Bu Kadar Eğlenceli Olmamıştı…” konseriyle 29 Mart perşembe günü Kozyatağı Kültür Merkezi’nde sahne alacak.

Devlet ve Şehir Tiyatroları

İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda bu hafta, Beykoz Ahmet Mithat Efendi Sahnesi’nde ”Aşkın Sıradanlığı”, Cevahir Sahneleri’nde ”Sezuan’ın İyi İnsanı” ve”Yanık” Küçük Sahne’de ”Kırmızı” ve ”Kendi Kendine Konuşmaktır Aşk”, Küçük Çekmece Sahnesi’de ”Açıl Kafam Açıl”,Zeytinburnu Sahnesi’nde ”Anita’nın Aşkı ya da Antigone Newyork’ta”, Üsküdar Stüdyo Sahnesi’nde ”İmparatorluk Kuranlar” ve ”Michalengelo”, Üsküdar Tekel Sahnesi’nde ”Gılgameş Konya DT” ve ”Antigone” oyunlarını izlenebilecek.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda bu hafta sergilenecek oyunlar ise şöyle: Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde ”Çığ” ve ”Aşk Halleri”, Gaziosmanpaşa Ferih Egemen Sahnesi’nde ”Benim Arkadaşım Yok” ve ”Boncuk” Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde ”Tehlikeli İlişkiler” ve ”Otobüs”, Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde ”İstanbul Efendisi”, ”Çiçek Prenses” ve ”Arka Bahçe”, Kağıthane Küçük Kemal Sahnesi’nde ”Boya Benek”, Kadıköy Haldun Taner ”Dullar”, ”Fareli Köyün Kavalcısı” ve ”İntiharın Genel Provası”, Ümraniye Sahnesi’nde ”Kabare”, ”Pinokyo” ve ”Kargaşa” Üsküdar Müsahipzade Sahnesi’nde ”Düşüş” ve ”Ben Sinema Artisti Olmak İstiyorum”, Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde ”Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi”, ”Cambazhane” ve ”Gönlümdeki Osman Hamdi Bey”.

”Seyahatname 2” Sabancı Üniversitesi’nde

Tiyatroseverler, ”Rahat Yaşamaya Övgü (Brecht Kabare)” oyununu, yarın ve 24 Mart cumartesi günü Tiyatro Pera Eren Uluergüven Sahnesi’nde izleyebilecek. Bertolt Brecht’in ”Schweyk İkinci Dünya Savaşında”, ”Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı” ve ”Üç Kuruşluk Opera” oyunlarından ve ”Faşizm Üzerine Yazılar”ından Nesrin Kazankaya’nın uyarlayıp yönettiği müzikli oyunda, Kurt Weill, Hanns Eisler ve Turgay Erdener’in müzikleri kullanılıyor.

İstanbul Halk Tiyatrosu’nun ”Paçi-Bir Karadeniz Komedisi” oyunu, yarın Caddebostan Kültür Merkezinde seyirciyle buluşacak. Modern bir Don Kişot öyküsü olarak nitelenen oyun, Karadeniz’i değiştirmeye, bozmaya, satmaya, talan etmeye çalışan her şeye karşı yaşadığı küçük şehirde tiyatro yapmaya çalışan bir adam (Erkan Can) ve arkadaşları anlatılıyor.

Genco Erkal’ın ”Kerem Gibi” oyunu, 27 Mart salı günü Bahçeşehir Kültür Sanat Merkezi’nde sahnelenecek. Erkal, oyunda belgesel, tiyatro ve şiiri buluşturarak, seyircileri Nazım Hikmet’in şiir dünyasında bir gezintiye çıkarıyor.

İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin ”Seyahatname 2” gösterisi, Sabancı Üniversitesi Gösteri Merkezi’nde sergilenecek. Beyhan A. Murphy’nin koreograflığını yaptığı oyunun tarihsel metinlerinde Evliya Çelebi’den yararlanılırken, çağdaş metinleri Elif Şafak tarafından yazıldı.

Tiyatroseverler bu hafta ”Ayışığı Tarifesi” oyununu, 26 Mart pazartesi günü Yunus Emre Kültür Merkezi’nde, 24 Mart cumartesi günü ”Bi Garip Cinayet Mahalli” oyununu Ortaköy Kültür Merkezi’nde ve ”Lacivert Gölgeli Adamlar” oyununu Bahçelievler Kültür Merkezi’nde, ”Nasri Hoca ve Muhalif Eşeği” oyununu ise 23-24-25 Mart günleri Ortaoyuncular Tiyatrosu’nda izleyebilecek.

Sergiler

Nihal Martlı’nın ”RomantiqueNihal Martlı” adlı sergisi, 27 Mart-22 Nisan tarihleri arasında Beşiktaş’taki Mekan C.A.M Galerisi’nde sanatseverlerle buluşacak.

Cem Dinlenmiş’in mizahi bakışıyla harmanladığı eserlerinin yer alacağı ”Şimdi Olmaz” adlı sergisi, 29 Mart’ta X-İst’te açılacak.

Yavuz Tanyeli’nin 26 Mart’ta Tem Sanat Galerisi’nde sanatseverlerle buluşacak ”Bora’s Blues” adlı yeni sergisi, hem sanatçının son estetik anlayışına bir ışık tutacak, hem de dünyada ve Türkiye’de olup bitene bir teşhis denemesi olacak.

-İSTANBUL-

Önceki sayımızda uzun uzun verdiğimiz İstanbul sanat faaliyetlerinin bir kısmını tekrar hatırlayalım.

SOPHİA JAFFÉ İDSO İLE ÇALACAK

SOPHİA JAFFE

Türkiye’de daha önce de konserler veren genç keman sanatçısı Sophia Jaffé, 23 Mart Cuma akşamı Şef Gürer Aykal yönetimindeki İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası eşliğinde  bir konser verecek. Fulya Sanat Merkezi’nde gerçekleşecek dinletide, Chausson, Sarasate ve Bruckner’den eserler seslendirilecek. Sophia Jaffé, ilk müzik derslerini Berlin’de anne ve babasından -Nora ve Abraham Jaffé- almıştı.

Shlomo Mintz B.Ü. Albert Long Hall’da

Dünyanın en tanınmış keman virtüözlerinden Shlomo Mintz ve piyanist Sander Sittig, keman-piyano edebiyatının başyapıtlarıyla 28 Mart Çarşamba akşamı Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall Konser Salonu’nda Bach, Milhaud, Brahms ve Manuel de Falla’nın eserlerinden oluşan bir repertuar sunacaklar. 15. Yılını kutlayan Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall Klasik Müzik Etkinlikleri kapsamındaki ‘İspanyol Dansı’ başlıklı konser, ‘Akdeniz Yolculuğu’ temalı etkinliklerin bir parçası olarak gerçekleşiyor.

Yusuf Tuvi’nin ‘İnsanları’ için son günler

Yusuf Tuvi’nin Fototrek Fotoğraf Merkezi’nde ‘İnsana Dair’ başlıklı retrospektif sergisi, 30 Mart’ta sona eriyor. Sergi, Türkiye ve dünyada çekilen, insanı irdeleyen fotoğraflardan oluşuyor. Sanatçı, sergi konusunu kişiliğine en uygun tema olarak ifade ediyor. Tel: (0212) 251 90 14

‘…VE ÖTESİ’

Duyarlı olduğu konulara eserleriyle dikkat çekmeyi başaran ressam Nur Ataibiş’in; dış dünyadaki iktidarın gücü, doğanın yok edilişi, göç, kaos ve şiddet gibi meseleleri içsel yolculuğuyla birleştirerek bilinçaltı katmanlarını ortaya koyduğu çalışmalarına yer verdiği 10. kişisel sergisi ‘…Ve Ötesi’, 29 Mart – 21 Nisan tarihleri arasında Demart Sanat Galerisi’nde sanatseverlerle buluşuyor.

Tel: (0212) 287 78 67

Janus İstanbul’ raflarda

Gisele Durero Köseoğlu tarafından kaleme alınan ve Erol Köseoğlu’nun müziklerini yaptığı müzikal tiyatronun Fransızca kitabı ‘Janus İstanbul’, Editions GİTA tarafından (CD hediyesiyle) yayınlandı. Tanrı Janus’un küçük bir çocukla olan ilişkisini Gisele Durero Köseoğlu; hicivle şiiri, dramla komediyi harmanlayıp, karışık kültürlerdeki kimlik ve varoluş sorununu sorgulayarak yazdı. Fransızca bilmeyenler için kitabın Türkçesi ‘İanus İstanbul’da’ adıyla çok yakında piyasada.

Akbank 8. Kısa Kısa Film Festivali başladı

29 Mart’a kadar sürecek olan Akbank Kısa Film Festivali, yurt içi ve yurt dışından geniş katılımı, farklı bölümleri, atölye çalışmaları ve söyleşileriyle sinemaseverlere dopdolu bir program sunuyor. Rekor sayıda 557 filmin başvurduğu festival’in ‘uluslararası bölümü’nde bu yıl; Türkiye, Almanya, İsrail, ABD, İspanya, Fransa, Belçika, Brezilya ve daha birçok ülkeden gelen kısa filmlerin yanı sıra, Cannes, Clermont-Ferrand, Rotterdam, Milano, Berlin, Sydney gibi dünyanın saygın film festivallerinde gösterilen ve ödül alan kısa filmler de sinemaseverlerle buluşuyor. www.akbankkisafilm.com

HESAPLAŞMA

Başak Şenova’nın küratörlüğünü yaptığı Hesaplaşma sergisini, 14 Mart-28 Nisan  tarihleri arasında Akbank Sanat’ta görebilirsiniz. Sergi, Adel Abidin, Almagul Manlibayeva, Ayman Yossri Daydban, Bahar Behrani, Ceren Oykut, Constantinos Taliotis, İpek Duben, Özgül Ezgin, Rheim Alkadhi ve Yane Calovski’nin gibi yaklaşımları birbirinden oldukça farklı sanatçıları bir araya getiriyor. Sergide yer alan her bir iş, kullandığı mecranın sınırlarını zorlayarak, kendi mekânını yaratmakta; mekânsal yerleştirmeler olarak karşımıza çıkmaktadır.

-ANTALYA-

Antalya’da kültür sanat -Antalya Büyükşehir Belediyesi, Emre Kınay ve Ahu Türkpençe’nin oynadığı “Sondan Sonra” oyununu sanatseverlerle ücretsiz buluşturacak

ANTALYA Antalya Büyükşehir Belediyesi, Emre Kınay ve Ahu Türkpençe’nin oynadığı “Sondan Sonra” oyununu sanatseverlerle ücretsiz buluşturacak.

Emre Kınay ve Ahu Türkpençe'nin oynadığı "Sondan Sonra"

Antalya Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı, Duru Tiyatro’nun hazırladığı “Sondan Sonra”yı, Antalya Kültür Merkezi’nde bu akşam tiyatro severlerin beğenisine sunacak. İngiliz yazar Dennis Kelly’nin kaleme aldığı oyun, ilk kez 2005’te Londra’da Bush Theatre’da, sonra çeşitli ülkelerde oynandı. Füsun Günersel’in çevirdiği, Emre Kınay’ın yönettiği oyunda, dekor Kemal Göylüler, ışık tasarımı Emrah Keskin, müzikler Mert Canka ve Engin Hızarcı’ya ait.

Emre Kınay ile Ahu Türkpençe’nin rol aldığı “Sondan Sonra”, özellikle ABD’de 11 Eylül saldırısıyla gelişen terörizm paranoyasını ele alıyor. Eserde, korkunç nükleer saldırı sonrasında sığınakta başbaşa kaldığı Louise’e hastalıklı bir aşk besleyen Mark’ın duyguları üzerinden “güç ve iktidar” ilişkisi sert bir dille irdeleniyor.

Ücretsiz sahnelenecek oyunda, 16 yaş sınırı bulunuyor.

-ANTDOB-

Antalya Devlet Opera ve Balesi (ANTDOB), sahnelendiği ilk günden bu yana kapalı gişe oynayan Broadway’in ünlü müzikali “West Side Story” ile bugün ve 24 Mart’ta sanatseverlerle buluşacak.

Dünyanın en çok izlenen müzikalleri arasında yer alan “West Side Story”, William Shakespeare’in eseri Romeo ve Juliet’in güncel bir uyarlaması. 20’den fazla Oscar ve Grammy ödülüne sahip müzikal, New York’un Batı yakasında Porto Riko’lu göçmen gençlerin oluşturduğu “The Sharks” ile göçmenlerin artışından rahatsızlık duyan Amerikalı gençlerin çetesi “The Jets” arasındaki gerilim ve kavgalarla karışık bir aşk hikayesini konu alıyor.

Arthur Laurents’in kitabından uyarlanan ve müziklerini Leonard Bernstein’ın yaptığı, sözleri Stephen Sondheim tarafından yazılan müzikalin rejisi ve koreografisi Mehmet Balkan’a ait.

Eserde Antalya Devlet Opera ve Balesi Orkestrası’nı Şef Hakan Kalkan yönetiyor. Koro şefleri ise Caner Ruhselman ve Krastin Nastev. Dekor tasarımı Tayfun Çebi’ye, kostüm tasarımı ise Funda Çebi’ye ait eserde, Maria’yı Sema Çavuşoğlu ve Pırıl Şengenç, Tony’i ise Atay Ergezen ve Fatih Şanal seslendiriyor.

ANTDOB oyuncuları yarın “Haydi Çocuklar Operaya” etkinliğiyle minik sanatseverlerle buluşacak. Çocuklarda opera bilincinin geliştirilmesini hedefleyen etkinlik, eğitici özelliği de sahip. Operaya gelen çocuklar, sahnelenecek eserin dekorunu görme ve opera hakkında bilgi alma fırsatı bulacak, daha sonra şovu seyredecek. ANTDOB sanatçıları 26 Mart’ta “Kuklacı” adlı çocuk müzikalini sahneleyecek.

Mozart’ın ünlü operası “Figaro’nun Düğünü”, 27 Mart’ta sanatseverlerle buluşacak. Rus rejisör Alexander Titel tarafından sahneye konulan eserin koro şefliğini Caner Ruhselman yapacak. Eserde dekor Tayfun Çebi’ye, kostüm Ayşegül Alev’e, koreografi Arkın Zirek’e, ışık Mustafa Eski’ye, üst yazı Umut Özbek’e ait.

Gecede Figaro’yu Umut Tarık Akça, Con Almavia’yı Serhat Konukman, Contes’i Nurdan Aydın canlandırıyor. Figaro’nun Düğünü, İspanya’da Almaviva Kontu’nun sarayında geçen tek bir günden oluşuyor.

Yeni sanat sezonunda farklı ülkelerden bestecilerin eserlerinden oluşan özel konserlerle sanatseverlerle buluşan ANTDOB, 28 Mart’ta Rus bestecileri konseriyle izleyici karşısında olacak. Konserde, Rahmaninov, Çaykovski ve Glinka gibi ünlü Rus bestecilerinin eserleri seslendirilecek. Piyanistliğini Marvida Hüseyinova’nın yaptığı konserde, Nurdan Küçükekmekçi Aydın, Medine Tuganova, Göksay Yaran, Oben Bostancı, Tamer Peker, Mukhtar Malikov ve Şafak Güç solist olarak yer alacaklar.

Eserler ve konser, Haşim İşcan Kültür Merkezi’nde izlenebilecek.

-ADT-

Antalya Devlet Tiyatrosu (ADT) oyuncuları Aziz Nesin’in “Toros Canavarı” adlı eserini 24 Mart’a kadar sahneleyecek. “Toros Canavarı”nda Nuri Sayaner isimli mülayim bir memur emeklisi, ailesiyle monoton bir hayat sürmektedir. Aile bir taraftan geçim sıkıntısıyla diğer taraftan onları apartmandan atmak isteyen ev sahibiyle uğraşmaktadır. Tahliye davasını kazanan Sayaner ailesinin sevinci çok uzun sürmez. Ev sahibi, alt ve üst katlara yerleştirdiği adamlarla ve çevirdiği türlü oyunlarla apartmanı zindana çevirir. Nuri Bey, ailesinin ısrarları sonucu karakola gidip şikayetçi olmak zorunda kalır. Yıllardır aranmakta olan “Toros Canavarı” adıyla nam yapmış seri katil yerine emekli memur Nuri Bey polisler tarafından yakalanır. Nuri Sayaner’in karakola adımını attığı o geceden sonra herkesin kaderi değişecektir.

ADT oyuncuları 27 Mart’ta “Eşeğin Gölgesi” adlı oyunu sahneleyecek. Oktay Gözpınar, Bahar Işık, Uğur Sertel, Gökhan Tüzün ve Murat Bölük’ün rol aldığı oyunda, şehirdeki panayıra çalışmak için gitmek isteyen Berber Şaban bir eşek kiralar. Yolculuk sırasında aşırı sıcaktan bunalan Şaban, biraz dinlenmek için durur ve eşeğin gölgesine oturur. Eşek sahibi Mestan, “Ben sana eşeği kiraladım, gölgesini değil” diyerek gölge kirası ister. Bunun üzerine iki taraf arasında çıkan tartışma, ülkenin eşekçiler ve gölgeciler olarak ikiye bölünmesiyle sonuçlanan politik bir davaya dönüşür.

-ABT-

Antalya Büyükşehir Belediye Tiyatrosu (ABT) oyuncuları bugün ve 27 Mart’ta “Tersine Dünya” adlı eserleri sahneleyecek. Oyunda, kadın ve erkek rollerinin yer değiştirdiği hayali bir dünya seyirciye sunuluyor. Erkeklerin evlerde oturup çocuk baktığı, çamaşır ve bulaşıkla uğraştığı, kadınların ise bitirim olup serserilik yaptığı Tersine Dünya’da toplumsal yapıdaki çarpıklıklar mizahi dille gözler önüne seriliyor.

ABT, yarın Turgut Özakman’ın yazdığı “Fehim Paşa Konağı” adlı oyunu sahneleyecek. Abdülhamit döneminde yaşanan istibdat döneminin güçlü paşalarından Fehim Paşa’nın yanına aldığı Yusuf adlı genç, Fehim Paşa’nın kızına aşık olur. Bütün mahallelinin de ortak olduğu olayda mahalle sakinleri kızı paşadan ister. Ancak Fehim Paşa kızı vermediği gibi adam tutarak Yusuf’u öldürtmeye kalkışır.

Prof. Dr. Metin Balay’ın yazdığı ve yönettiği “İnadına Yaşamak”, 24 Mart’ta izleyiciyle buluşacak. Müfit Kayacan, Mehmet Özgür ve Murat Ercanlı rol aldığı oyunda, günlük hayatın koşuşturması içinde farkına varılmadan yaşanıp gidilen, ancak sahnede karşımıza çıkınca akıllarımızda yer eden hikayelerde seyirci bazen gülüp bazen duygusallaşacak.

ABT sahnesinde, 24 Mart’ta Özer Tunca’nın yazıp yönettiği “Otobüs Durağı’nda Üç Bencil” adlı oyun sanatseverlerle buluşacak. Oyun, üç soytarının 24 numaralı otobüsü beklediği durakta yaşadığı ilişkiler anlatılıyor.

ABT oyuncularının 27 Mart’ta sahneleyeceği “Üç Kafadar Hırsız Kuklacı Olursa” adlı oyunda, üç kişinin hırsızlık yapmak için girdikleri evde buldukları kuklalar, kostümler ve eşyalarla eğlenirken hayatlarında yaşadıkları değişiklikler konu ediliyor.

-KBT-

Kepez Belediyesi Tiyatrosu (KBT), Cevat Fehmi Başkut’un yazdığı, Abdullah Sürekli’nin yönettiği iki perdelik “Buzlar Çözülmeden” oyunuyla yarın, “Hacıyatmaz” oyunuyla da 24 Mart’ta sanatseverlerle buluşacak.

KBT oyuncuları 27 Mart’ta, Hüseyin Erdoğan’ın yazıp yönettiği tek perdelik “Yunus Emre” ile sanatseverlerin karşısında olacak.

Tülin Tümtürk Yılmaz’ın yazdığı ve yönettiği tek perdelik çocuk oyunu “Ağaç Ev” ise 24 Mart’ta sahnelenecek.

Eserler, Erdem Bayazıt Kültür Merkezi’nde izleyiciyle buluşacak.

-Sergi ve konser-

Antalya Sanat ve Meslek Eğitimi Kursları (ASMEK) tarafından açılan seramik kursunda toprağı su ve ateşle şekillendirerek sanatla buluşturan 9 kadının eserleri, Antalya Sanatçılar Derneği (ANSAN) Galerisi’nde sergileniyor. Sergide, Şennur Erdoğan, Ayşe Yılmaz, Canan Ekinci, Meltem Gül, Zühal Kaya, Gülçehre Kara, Ayşe Gencer, Arzu Yıldız ve Ayşe Topçu’nun 6 ayda yaptığı ve sergilemeye değer buldukları 40 esere yer verildi.

Sergi, 25 Mart Pazar gününe kadar açık kalacak.

Kepez Belediyesi Türk Halk Müziği Topluluğu, bugün Erdem Bayazıt Kültür Merkezi’nde şef Mahmut Özmen yönetiminde Bahar konseri verecek.

-BURSA-

bursa vefik paşa AVP

Bursa Devlet Tiyatrosu (BDT) ’Karmakarışık’, ’Bütün Oğullarım’, ’Karı Koca Arasında Ufak Tefek Cinayetler’ ve çocuk oyunu ’Alaaddin’in Sihirsiz Lambası’nı sahneleyecek.

Haldun Dormen ve Kemal Uzun’un çevirdiği, Kerem Atabeyoğlu’nun yönettiği, İngiliz yazar Ray Cooney’in en tempolu oyunu olarak nitelendirilen ’Karmakarışık’, İngiltere hükümetinin Başbakan Yardımcısı Bay Philips’in, muhafazakar partinin sekreteriyle yapacağı bir gecelik kaçamakta yaşanan ilginç olayları anlatıyor.

Oyun, Ahmet Vefik Paşa (AVP) Sahnesi’nde bugün ve yarın saat 20.00’de, 24 Mart Cumartesi günü ise 15.00 ve 20.00 saatlerinde tiyatroseverlerle buluşacak.

Ege Aydan yönettiği, dekor tasarımını Ufuk Üsterman, kostüm tasarımını Yeşim Türkgeldi, ışık tasarımını Rahmi Özan’ın yaptığı Arthur Miller’in ’Bütün Oğullarım’ oyununda, Halil Balkanlar, Elif Nutku, Yener Sezgin, Levent Uzunbilek, Sitare Tuna, Ali Volkan Çetinkaya, Sıdıka Derya Gümral, Cenk Turan, Nergis Acar, Ayşe Dinç rol alıyor. Bir toplum eleştirisinin sunulduğu oyunda, seyirciye, maddi çıkarların manevi değerlerden üstün görüldüğü ve böyle yaşandığı zaman sonuçlarının ne kadar acı olduğu gösteriliyor. Oyun, AVP Sahnesi’nde 27 ve 28 Martta saat 20.00’de sanatseverle buluşacak.

Eric-Emmanuel Schmitt’in yazdığı, Mustafa Kurt’un yönettiği ’Karı Koca Arasında Ufak Tefek Cinayetler’in dekor tasarımı Sertel Çetiner, kostüm tasarımı Özge Akarsu, ışık tasarımı da Zeynel Işık’a ait. Sinan Demir ve Demet Oran’ın rol aldığı oyunda, kadın-erkek ilişkisi anlatılıyor. Çiftlerin evliliklerindeki ihmaller, sıkıntılar, alışkanlıklar, eksiklikler, fark edilmezlik, değişkenlik, cimrilik, üşengeçlik, olumlu olumsuz durumlar, mutluluk ve mutsuzlukları açık biçimde masaya yatıran oyun, Oda Tiyatrosu’nda bugün, yarın ve 24 Mart Cumartesi 18.00’de sahnelenecek.

Harun Özer’in yazdığı, Ebru Kara’nın yönettiği ’Alaaddin’in Sihirsiz Lambası’ adlı çocuk oyununun dekor ve kostüm tasarımını Özge Akarsu, ışık tasarımını Ali Karaman, dans düzenini Erdem Gündüz yapıyor. Cihan Büyükışık, Serap Uluyol Karanfilci, Ozan Sargın, Cansu Yılmaz, Özlem Altaş, Eray Soykan, Ali Pınar, Hayati Özen, Savaş Ak, Emre Sefer, Mutlu Dereli, Cem Korkmaz, Emre Yaşa, Adnan Tunalı’nın rol aldığı oyunda, kimsenin çalışmadığı, üretmediği, her şeyin bir dileğe bağlı olduğu, kimsenin hiçbir şey yapmadan istediklerinin önüne geldiği bir dünya konu ediliyor. Oyun, AVP Sahnesi’nde 25 ve 27 Mart’ta saat 14.00’te sahnelenecek.

 

Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu

Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu, ’Karagöz Dadım Olsana’ adlı gölge oyununu sahneliyor. Tayfun Özeren’in yazdığı ve sahnelediği oyun 4 yaş ve üzerindeki çocuklara hitap ediyor. Gölge oyunu, bugün ve yarın saat 11.00 ve 14.00’te, Karagöz Müzesi Sahnesi’nde seyirciyle buluşacak.

Tiyatroda, 28 Mart Çarşamba günü saat 11.00 ve 14.00’te, ’Güliver Devler Ülkesinde’ adlı çocuk oyunu sahneye konulacak.

Şehir Tiyatrosu ayrıca Merinos AKKM Orhangazi Salonu’nda, 27 Mart Salı günü saat 20.30’da ’Reis Bey’ oyununu sahneleyecek.

Sami Güner ve Cemal Nadir Güler Sanat Galerilerinde Çanakkale Destanı Fotoğraf Sergisi, 18-24 Mart tarihlerinde açık kalacak.

 

-İZMİR-

İzmir’de düzenlenen 6.Uluslararası Kukla Günleri bu hafta sona erecek.

İZMİR 9. KUKLA FESTİVALİ

İzmir’de düzenlenen 6. Uluslararası Kukla Günleri bu hafta sona erecek.

İzmir’de 16 ülkeden 30 kukla tiyatrosunun 3 Mart’tan bu yana kentteki 35 farklı mekanda 132 gösteri sergilediği 6. Uluslararası İzmir Kukla Günleri, 25 Mart Pazar günü, Fransız Kültür Merkezi’nde en beğenilen oyunlar arasında yer alan Arjantin İtalya ortaklığıyla kurulan Campagnia Dromosofista’nın “Küçük Aşk Öyküleri” ile sona erecek. Aşk ve insan ilişkileri üzerine ilginç bir çalışma olan sözsüz oyun “Küçük Aşk Öyküleri” festivali izleyenler tarafından tüm gösterimlerinde yoğun ilgiyle karşılandı.

İzmir Devlet Senfoni Orkestrası (İZDSO), bu hafta müzisyen kimliği kadar, uluslararası etkinliklerde gönüllü olarak yer almasıyla tanınan keman sanatçısı ve “iyi niyet elçisi” Stefan Milenkovich’i ağırlayacak.

Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde yarın akşam verilecek konseri, İZDSO’nun müzik direktörü şef İbrahim Yazıcı yönetecek.

Henüz 10 yaşındayken ABD Başkanı Ronald Reagan’ın huzurunda çalması için davet edilen, tüm dünyanın izlediği bu şovdan sonra SSCB Başkanı Mikhail Gorbachov’un ve Papa II. John Paul’ün huzurunda keman çalan, uluslararası barışın korunması için çeşitli aktivitelere katılan Milenkovich, konserde İZDSO eşliğinde Ahmed Adnan Saygun’un Ayin Raksı, Niccolo Paganini’nin 2 numaralı keman konçertosunu ve Çaykovski’nin 5 nolu senfonisini yorumlayacak.

İzmir Devlet Opera ve Balesi (İZDOB), bu hafta “Bir Yaz Gecesi Rüyası” balesi ile “Turandot” operasını izleyicisiyle buluşturacak. Shakespeare’in eserinden Mendelssohn tarafından yazılan iki perdelik baleyi İzmir’de Mehmet Balkan sahneye koyuyor.

Dekorları Tayfun Çebi, kostümleri Sevda Aksakoğlu tarafından hazırlanan eser, Sabancı Kültür Sarayı’nda 24 Mart Cumartesi, 27 Mart Salı ve 29 Mart Perşembe akşamları perdelerini açacak.

Puccini’nin “Turandot” operası ise 31 Mart Cumartesi ve 2 Nisan Pazartesi akşamları, Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde yeniden izleyici karşısında olacak.

Puccini’nin 1924 yılında ölmeden önce yazdığı, ancak son iki sahnesi Franco Alfano tarafından tamamlanan “Turandot” operasında, şiddete maruz kalan babaannesinin hatıraları nedeniyle kendini yalnızlığa mahkum eden, kendisiyle evlenmek isteyen prensleri ise üç sorudan oluşan bir sınava tabi tutan ve başarısız olanları ölüme yollayan Çin Prensesi “Turandot” ile azmi, zekası ve aşkıyla Turandot’un kalbindeki buzları eritmeye çalışan Tatar Prensi Calaf’ın öyküsü anlatılıyor. Turandot’u İzmir’de Aytaç Manizade sahneye koydu.

-İZDT-

İzmir Devlet Tiyatroları (İZDT), bu hafta 4 salonda tiyatroseverler için perdelerini açacak.

İZDT’nin Konak Sahnesi’nde 25 Mart Pazar günü dışında “Satıcının Ölümü” adlı oyun sahnelenecek.

Arthur Miller’in yazdığı, Barış Eren’in yönettiği “Satıcının Ölümü”, 1929 ekonomi krizinin Amerikan toplumu üzerindeki yıkıcı etkisini anlatıyor.

Konak Sahnesi’nde 25 Mart Pazar günü ise “Edi’nin Annesi Nerede-” isimli çocuk oyunu izlenebilecek.

Konak Melek Ökte Sahnesi’nde ise prömiyeri geçen hafta yapılan ‘Don Kişot’un Maceraları” hafta boyunca izleyiciyle buluşacak. Hans Ostarek’in yazdığı, Yunus Emre Bozdoğan’ın yönettiği oyunda, Cervantes’in ölümsüz karakteri Don Kişot’un efsaneleşmiş maceraları, onu kaybettikten sonra değerini anlayan dostları tarafından anlatılıyor.

Tiyatroseverler, Karşıyaka Ragıp Haykır Sahnesi’nde “Halktan Biri” adlı oyunu izleyebilecekler.

Sam Bobrick’in yazdığı, Metin Oyman’ın yönettiği oyunda, hayatından ve ülkesinin gidişatından mutsuz olan, bu mutsuzluğunu da ABD başkanlarına yazdığı sayısız mektupta dile getiren Travis Pine’ın, CIA ajanlarının evine yaptığı ziyaretle değişen hayatı anlatılıyor.

Karşıyaka Oda Tiyatrosu ise 27 Mart Salı ve 28 Mart Çarşamba akşamları

“Yerin Altında” adlı oyuna evsahipliği yapacak. İki perdelik oyunda, fantastik bir konu, trajikomik bin anlatımla ele alınıyor. Oyun, “Dünyayı tehdit eden felaket senaryoları gerçekleşse, günümüz Türkiye’sinde neler olurdu-” sorusuna eğlenceli bir anlatımla yanıt arıyor.

-Sergiler, etkinlikler –

İzmir Devlet Resim Heykel Müzesi, Emine Bıyıklı’nın “Bir Yitik Zaman” adlı resim sergisine ev sahipliği yapıyor.

Sanatseverler, bugünden itibaren Konak Belediyesi Neşe ve Karikatür Müzesi’nde “Kadın Konulu Karikatürler” karma sergisini gezebilecekler.

Konak Belediyesi Alsancak Kültür Sanat Merkezi’nde ise bu akşam “İyi Sihirler” adlı illüzyon gösterisi meraklılarıyla buluşacak.

Atatürk Kültür Merkezi Yunus Emre Salonu’nda bu akşam, İZDOB’un başarılı tenoru Aydın Uştuk, Orkestra Allegra eşliğinde konser verecek.

Sevilen grup Duman ise yarın akşam Ooze Venue’de sahne alacak.

 

-SAMSUN-

Samsun Devlet Opera ve Balesi “Bremen Mızıkacıları” adlı çocuk müzikalini ve “Ali Baba ve Kırk Haramiler” isimli operayı sahneleyecek, Samsun Devlet Tiyatrosu’nda ise “Sönmüş Yıldızlar” adlı oyun seyirciyle buluşturulacak.

Samsun Devlet Opera ve Balesi “Bremen Mızıkacıları” adlı çocuk müzikalini ve “Ali Baba ve Kırk Haramiler” isimli operayı sahneleyecek, Samsun Devlet Tiyatrosu’nda ise “Sönmüş Yıldızlar” adlı oyun seyirciyle buluşturulacak.

Samsun Devlet Opera ve Balesi, 24 Mart Cumartesi günü saat 14.00’te,

“Bremen Mızıkacıları” isimli çocuk müzikalini minik sanatseverler için sahneleyecek.

Heınz Wunderlıch’in yazdığı, müziklerini F.Josef Breuer’in yaptığı ve M. Fatih Şanal’ın sahneye koyduğu müzikalde, sahipleri tarafından evlerinden kovulan Düldül, Karabaş, Mırnav ve İbikli’nin müzisyen olmak için birlikte Bremen’e gitmeye karar vermeleri ile başlayan olaylar anlatılıyor.

Samsun Devlet Opera ve Balesi ayrıca, 26 Mart Pazartesi günü saat 20.00’da

“Ali Baba ve Kırk Haramiler” isimli operayı yeniden sahneleyecek.

Türk opera tarihinde önemli bir yere sahip olan eserde, karısı Ayşe, oğlu Abdullah ve kölesi Nurcihan ile yoksul bir hayat süren Ali Baba’nın, Kırk Haramiler’in sırrını çözmesiyle hayatının nasıl değiştiği konu alınıyor. Eserin orkestra şefliğini Tolga Taviş, dekor tasarımını İsmail Dede, koreografisini Deniz Çığ yaptı.

Turne sahnesi olarak hizmet veren Samsun Devlet Tiyatrosu da 27 Mart Salı ve 28 Mart Çarşamba günü saat 20.00’da Ankara Devlet Tiyatrosu’nca hazırlanan

“Sönmüş Yıldızlar” adlı oyun sahnelenecek.

Kerim Tinçurin’in yazdığı, Albina Garifullina’nın Türkçeye çevirdiği ve Raşid Zagidullin’in yönettiği oyunun dekor ve giysi tasarımını Sergey Skomorohov, ışık tasarımını Ahmet Karademir, müziklerini Çingiz Abızov yaptı. Geniş bir oyuncu kadrosuna sahip olan oyunda, Tatar efsanesi Server ile İsmail’in aşkı anlatılıyor.

Samsun Gazi Sahnesi’nde Dünya Tiyatrolar Günü etkinlikleri kapsamında 24-26 ve 27 Mart’ta oyunlar ücretsiz olarak sahnelenecek.

Gazi Sahnesi’nde, yarın ve 24 Mart Cumartesi günü saat 20.00’da Samsun Seyir Tiyatrosu’nca hazırlanan, “Vay Başımıza Gelenler” adlı oyun seyirciyle buluşturulmaya devam edecek. Günlük hayattaki ilginç olayların komik bir dille anlatıldığı ve Öner Yıldırım’ın sahneye koyduğu oyunun müziklerini Sertaç Batkın yaptı.

Samsun Söz Sanat Merkezi de Gazi Sahnesi’nde 26 Mart Pazartesi günü saat 20.00’da “Geç Kalanlar” adlı oyunu yeniden sahneleyecek.

Evlilik içinde yapılan hatalar, zamanla çiftlerin birbirine yabancılaşması ve modern dünyada kadın erkek ilişkilerinin karşılıklı özensizlik yüzünden bitmesinin anlatıldığı oyunu Pervin Ünalp yazdı, Suat Özgültekin sahneye koydu.

Gazi Sahnesi’nde ayrıca 27 Mart Salı günü, 20.00’da Düşevi Oyuncuları,

“Süreyya” isimli oyunu seyirciyle buluşturacak. Can Kibiroğlu’nun yazdığı, Cem Kaynar’ın sahneye koyduğu oyunda, hayatının sonuna gelmiş bir kadının yarım bıraktığı birçok şeyi ölmeden önce tamamlamaya çalışması konu ediliyor.

-ORDU- 

Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu (OBKT), yarın akşam ve 27 Mart Salı günü 20.00’da “Eşeğin Gölgesi” isimli oyunu sahnelemeye devam edecek.

Haldun Taner’in yazdığı ve Murat Demirbaş’ın sahneye koyduğu oyun, Abdaliya adlı hayali bir ülkenin, Şabaniye kasabasında geçer. Şehirdeki panayıra çalışmak için gitmek isteyen berber Şaban, Merzifon 1235 model bir eşek kiralar. Yolculuk sırasında aşırı sıcaktan bunalan Şaban, biraz dinlenmek için durur ve eşeğin gölgesine oturur. Eşek sahibi Mestan “Ben sana eşeği kiraladım, gölgesini değil” diyerek gölge kirası ister. Tartışırlar, tartışma mahkemeye intikal eder. İş basit bir kira davasından çıkarak farklı bir boyut kazanır.

-ÇORUM- 

Turne sahnesi olarak hizmet veren Çorum Devlet Tiyatrosu’nda, yarın 20.00’da ve 24 Mart Cumartesi günü 14.00 ile 20.00 saatlerinde Antalya Devlet Tiyatrosu’nca hazırlanan “Eşeğin Gölgesi” adlı oyun sahnelenecek.

Haldun Taner’in yazdığı, Işıl Kasapoğlu’nun sahneye koyduğu oyun, şehirdeki panayıra çalışmak için giden berber Şaban’ın kiraladığı eşeğin sahibiyle arasında geçen olayları konu alıyor.

 

-ELAZIĞ-

Elazığ’da, İzmir Devlet Tiyatrosu “Sıçan”ı, AntalyaDevlet Tiyatrosu ise “Toros Canavarı”nı sahneleyecek.

Elazığ’da, İzmir Devlet Tiyatrosu “Sıçan”ı, AntalyaDevlet Tiyatrosu ise “Toros Canavarı”nı sahneleyecek.

İzmir Devlet Tiyatrosu tarafından hazırlanan Justine Del Corte’nin yazdığı, Barış Eren’in çevirdiği ve Sinan Pekinton’un yönettiği ‘Sıçan’ adlı oyunun dekor tasarımı Melih Karakurt’a, giysi tasarımı Yıldız Köse İpekoğlu’na, ışık tasarımı ise Zeynel Işık’a ait.

Birbirlerini yıllardır görmeyen, geçmişe ve ailelerine ait sorunları çoktan halının altına süpürmüş olan iki kız kardeşin yıllar sonra bir araya gelince, ailenin kirli çamaşırları trajikomik biçimde ortaya dökülmesini anlatan oyunda, Özlem Başkaya, Musa Zindan, Hande Gürler, Özkan Gezgin ve Okan Koç rol alıyor.

İki perdelik oyun, bugün saat 20.00’de Elazığ Devlet Klasik Türk Müziği koro binasında sahnelenecek.

-“Toros Canavarı”-

Antalya Devlet Tiyatrosu, Aziz Nesin’in yazdığı ve Ali Meriç’in yönettiği “Toros Canavarı’ adlı oyunu sahneleyecek.

Dekor ve giysi tasarımı Gül Emre’ye, ışık tasarımı ise Namık Gürsoy’a ait oyunda, Fatih Kahraman, Senem Şahin, Kader Gözpınar, Sedat Mayadağ, Gerçek Sağlar, Selim Türkışık ve Ebru Sırkıntı rol alıyor.

Oyunda, karısı, tıp fakültesinde okuyan oğlu ve evde kalmış kızı ile kirada oturan Nuri Sayaner’in, “Evime az kira ödüyorsunuz” diyen ev sahibi tarafından evden çıkarılmak istenmesi ve gittiği karakoldan “Toros Canavarı” olarak yakalanmasını ve bunun sefasını sürmesi anlatılıyor.

İki perdelik oyun, 28 ve 29 Martta saat 20.00’de Elazığ Devlet Klasik Türk Müziği koro binasında sahneye konulacak.

-KONYA-

Konya’da Kültür Sanat

“Güzel ve Çirkin” ile “Kulaktan Kulağa-Carrar Ana’nın Silahları” adlı Oyunları izleyiciyle buluşturacak.

Konya Devlet Tiyatrosu (KDT) “İbiş’in Rüyası”,

“Güzel ve Çirkin” ile “Kulaktan Kulağa-Carrar Ana’nın Silahları” adlı Oyunları izleyiciyle buluşturacak.

Dekoru Sertel Çetiner, kostümleri Sevgi Türkay ve ışık düzeni Hakan Özdemir ile İlyas Erdurucan’a ait “İbiş’in Rüyası”nda, Asım Tuncay Aynur, Ahmet Çökmez, Ferdi Dalkılıç, Yiğit Gümüşada, Ozan Umut Çobanoğlu, Nevra Sayar, Ebru Erbaş, Özlem Özkan, Ayşe Seval Ersu rol alıyor.

Oyun, bugün ve yarın saat 19.30’da, cumartesi günü ise saat 14.00 ve 19.30’da KDT Sahnesi’nde izleyicinin beğenisine sunulacak.

Konya Devlet Tiyatrosu (KDT), “Güzel ve Çirkin” adlı müzikal Oyunu da sahneleyecek.

Dekoru Aytuğ Dereli‘ye, kostümleri Ceren Karahan’a ve ışık düzeni Hakan Özdemir’e ait Oyunda, Nur Yazar, Tuncay Aynur, Ozan Çobanoğlu, Ebru Gülerarslan, Ahmet Çökmez, Ferdi Dalkılıç, Özlem Özkan, Nevra Sayar, Gonca Kunduzcu, Selin Genç, Çağatay Eker, Canan Kalkır ve Duygu Biçer rol alıyor.

Işıltılı şatoda yaşayan bir prensin, yaşlı bir dilenci kadın tarafından çirkin bir yaratığa çevrilmesinin ardından çirkin prensin, elindeki sihirli gülün son yaprağı dökülene kadar kendisini sevecek bir kızı bulması gerektiğini anlatan Oyun, 25 Mart’ta saat: 14.00’da KDT sahnesinde izlenebilecek.

“Kulakların duymak istediklerini mi yoksa her şeyi mi duyduğu” temasını işleyen “Kulaktan Kulağa” ve iki çocuklu bir annenin savaş sırasındaki yaşamını anlatan “Carrar Ana’nın Silahları” ise 27 Mart Salı günü 19.30’da izleyicinin beğenisine sunulacak.

-TRABZON-

Trabzon’da Kültür Sanat -Trabzon Devlet Tiyatrosu, “Şahane Düğün”, “Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü” Ve “Islık Sever Max” Adlı Oyunları Sahneliyor

Trabzon Devlet Tiyatrosu, “Şahane Düğün”, “Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü” ve “Islık Sever Max” adlı tiyatro oyunlarını sahneliyor.

Robin Hawdon’un yazdığı, Özcan Özer’in Türkçe’ye çevirdiği, Hakan Çimenser’in yönettiği “Şahane Düğün” adlı oyunda, Başak Anat Özcan, Emre Ön, Birkan Görgün, Şebnem Dokurel Topçuoğlu, Banu Manioğlu ve Elif Şeker Saka rol alıyor.

Dekoru Işın Mumcu, kostümleri Fatma Görgü, ışık tasarımı Yüksel Aymaz’a ait oyun, bugün ve yarın saat 20.00’da, 24 Mart Cumartesi günü ise saat 15.00 ve 20.00’da Atapark Haluk Ongan Sahnesi’nde tiyatroseverlerle buluşacak.

Nikahının kıyılacağı günün sabahında kaldığı otel odasında yanında hiç tanımadığı bir kadınla birlikte uyanan Bill’in yaşamından kesitler sunan oyunda, geceye dair hiçbir şey hatırlamayan Bill’in nişanlısı Rachel ile nikahının yapılacağı günde yaşanan karmaşa ve yanlış anlaşılmalar anlatılıyor.

Dario Fo’nun yazdığı, Füsun Demirel’in Türkçeye çevirdiği “Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü” adlı oyunun yönetmenliğini Mehmet Atay üstleniyor. Eserin dekoru Sinan Yardımedici, kostümleri Gülümser Erigür, ışık tasarımı Nihat Bahar, müzikleri ise Musa Göçmen tarafından hazırlandı.

Ersan Utku Ölmez, Ceyhun Gen, Fatih Topçuoğlu, Yavuz Topçuoğlu, Kadri Özcan, Uğur Keleş, Nazlı Ceren Agron ve Mehmet Fukul’un rol aldığı oyun, 27 Mart Salı saat 20.00’da Atapark Haluk Ongan Sahnesi’nde tiyatroseverin beğenisine sunulacak.

Trabzon Devlet Tiyatrosu, ayrıca “Islık Sever Max” adlı çocuk oyununu da sahneliyor.

Carsten Krüger ve Volker Ludwig’in yazdığı, Meriç Gök’ün Türkçeye çevirdiği ve Birkan Görgün’ün yönettiği “Islık Sever Max” adlı oyunda Emre Ön, Sinem Bilgin, Dalya Filmci, Birkan Görgün ve Yavuz Topçuoğlu rol alıyor.

Dekor ve kostümleri Aytuğ Dereli, ışık tasarımı Muharrem Boran, müzikleri Emin Serdar Kurutçu’ya ait oyun, 25 Mart Pazar günü saat 13.30’da ve 28 Mart Çarşamba günü ise saat 13.00’da Atapark Haluk Ongan Sahnesi’nde tiyatroseverlerle buluşacak.

Oyunda, her gün aynı işleri büyük bir can sıkıntısı içerisinde yapan beş arkadaşın her zamanki gibi aynı yerde, aynı bankta oturmaları ve o sırada oradan geçmekte olan bir oyuncunun kendilerine bir teklif sunmasıyla gelişen olaylar konu ediliyor.

Hamamizade İhsan Bey Kültür Merkezi’nde, “Su Ebru” adlı ebru sergisi, 26 Mart Pazartesi günü açılacak. Ebru sanatçısı Nurcihan Velioğlu’nun öğrencileri Aydan Demet, Hülya Erdener, Oya Eren, Sevil Yıldırım, Nihan Engin ve İlhan Barutçu’nun çalışmalarının yer aldığı sergi, 31 Mart Cumartesi gününe kadar sanatseverlerin beğenisine sunulacak.

Trabzon Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde, “11 Renk Resim-Heykel” adlı sergi yer alıyor. Tolga Akalın, İrfan Bilgin, Mümin Candaş, Kenan Demir, Bora Dervişoğlu, Sezgin Erkol, Necati Seydi Ferahoğlu, Nurgül Ferahoğlu, Sebahattin Kılıç, Özgür Özmen ve Orhan Zafer’in eserlerinin yer aldığı sergi, 31 Mart Cumartesi gününe kadar sanatseverler tarafından gezilebilecek.

-MALATYA

İzmir Devlet Tiyatrosu ”Sıçan” isimli oyunu Malatya’da sahneleyecek.

Justine Del Corte’nin kaleme aldığı, Sinan Pekinton’un yönettiği oyunda, birbirlerini yıllardır görmeyen iki kız kardeşin, yıllar sonra bir araya gelmesiyleailenin ortaya çıkan sırları trajikomik bir biçimde ele alınıyor.
Aile içi çekişmelere eğlenceli bir üslupla yaklaşan oyunda, Özlem Başkaya, Musa Zindan, Hande Gürler, Özkan Gezgin ve Okan Koç rol alıyor.
Sabancı Kültür Merkezi’ndesahnelenecek oyun, yarın 20.00’de ve 24Mart Cumartesi günü saat 14.00 ve 20.00’de izlenebilecek.

-ESKİŞEHİR-

“Dost”, “Küçük Kara Balık” ve “Şimdi Olmaz Sevgilim” adlı oyunlar sahnelenecek.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda, “Keşanlı Ali Destanı”, “Açık Aile”, “Bay Kolpert”,

“Dost”, “Küçük Kara Balık” ve “Şimdi Olmaz Sevgilim” adlı oyunlar sahnelenecek.

Haldun Taner’in ölümsüz tiyatro eseri “Keşanlı Ali Destanı” oyununun yönetmenliğini Kazım Akşar üstleniyor. Mert Kırlak, Gonca Yakut, Burcu Tutkun Oruç, Berkay Akın, Özgür Onan, Mete Ayhan, Tolga Tümer ve Mustafa Kılıkçı’nın rol aldığı oyun, 27 Mart’ta saat: 20.00’de Sanat ve Kültür Sarayı’nda sahnelenecek.

Evlilik, aşk ve aldatma konularını tempolu ve mizahi bir dille ele alan

“Şimdi Olmaz Sevgilim” oyununda ise Mehmet Alp Sunaoğlu, Mustafa Kılıkcı, Ezgi Çoşkun, Zuhal Lale, Çisem Erdoğan, Şayan Noyan, İlker Alemdar ve Saffet Öztürk rol alıyor. Ercüment Yılmaz’ın yönettiği oyun, 24 Mart’ta saat: 20.00’da Sultandere Sahnesi’nde izleyiciyle buluşacak.

İtalyan yazar Dario Fo’nun yazdığı, çevirisini Füsun Demirel’in yaptığı

“Açık Aile” adlı oyunu Tolga Tümer yönetiyor. Özlem Boyacı ve Korel Cezayirli’nin rol aldığı oyunda, kadın ve erkek ilişkileri farklı bir bakış açısıyla anlatılıyor. Oyun, Tepebaşı Sahnesi’nde yarın ve 24 Mart’ta saat: 20.00’da sahnelenecek.

Şehir Tiyatroları Oyuncusu Tulga Serim’in ünlü halk ozanı Aşık Veysel Şatıroğlu’nun yaşamından ve röportajlarından derlediği “Dost” adlı tek kişilik oyun, 27 Mart’ta saat: 20.00’da Tepebaşı Sahnesi’nde izlenebilecek.

Kitapları dünyanın birçok diline çevrilen İranlı yazar Samed Behrengi’nin ödüllü çocuk masalı “Küçük Kara Balık” Şehir Tiyatroları sanatçısı Ali Eyidoğan tarafından oyunlaştırıldı. Dünyaya meraklı küçük bir balığın özgürlüğe uzanan yolculuğunun anlatıldığı oyunda Emre Demirci, Zuhal Lale, Ozan Çolak, Şayan Noyan, Çisem Erdoğan, İlker Alemdar ve Saffet Öztürk rol alıyor.

Oyun, 27 Mart’ta saat: 11.00’da 28 Mart’ta ise saat: 14.00’da Çağdaş Cam Sanatları Müzesi Çocuk Sahnesi’nde sanatseverlerin beğenisine sunulacak.

Alman tiyatrosunun genç yıldızlarından David Gieselmann’ın “Bay Kolpert” adlı oyun ise Mehmet Ergen yönetmenliğinde 27-28 Mart’ta 20.00’da Tepebaşı Sahnesi’nde izlenime sunulacak.

 

-ZONGULDAK-

Zonguldak’ta kültür sanat etkinlikleri kapsamında Van Devlet Tiyatrosu, “Entrikalı Dolap Komedyası” adlı oyunu sahneleyecek.

Van Devlet Tiyatrosu, Yunus Emre Gümüş’ün yazdığı, Cem Zeynel Kılıç’ın yönettiği “Entrikalı Dolap Komedyası” adlı oyun, 23-24 Mart tarihlerinde AtatürkKültür Merkezi’nde izleyenlerle buluşturacak.

Zeynep Yalçın, Serkan Yakan, Özgür Titiz ve Tolga Gülcüler’in başlıca rol aldığı oyunda, iyilik ve kötülük karşıtlıkları, bir elbise dolabı etrafında “dolap çeviren” insanlar aracılığıyla sahneye yansıtılıyor.

-TRABZON-

“Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü” ve “Islık Sever Max” adlı tiyatro oyunlarını sahneliyor.

Trabzon Devlet Tiyatrosu, “Şahane Düğün”,

“Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü” ve “Islık Sever Max” adlı tiyatro oyunlarını sahneliyor.

Robin Hawdon’un yazdığı, Özcan Özer’in Türkçe’ye çevirdiği, Hakan Çimenser’in yönettiği “Şahane Düğün” adlı oyunda, Başak Anat Özcan, Emre Ön, Birkan Görgün, Şebnem Dokurel Topçuoğlu, Banu Manioğlu ve Elif Şeker Saka rol alıyor.

Dekoru Işın Mumcu, kostümleri Fatma Görgü, ışık tasarımı Yüksel Aymaz’a ait oyun, bugün ve yarın saat 20.00’da, 24 Mart Cumartesi günü ise saat 15.00 ve 20.00’da Atapark Haluk Ongan Sahnesi’nde tiyatroseverlerle buluşacak.

Nikahının kıyılacağı günün sabahında kaldığı otel odasında yanında hiç tanımadığı bir kadınla birlikte uyanan Bill’in yaşamından kesitler sunan oyunda, geceye dair hiçbir şey hatırlamayan Bill’in nişanlısı Rachel ile nikahının yapılacağı günde yaşanan karmaşa ve yanlış anlaşılmalar anlatılıyor.

Dario Fo’nun yazdığı, Füsun Demirel’in Türkçeye çevirdiği “Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü” adlı oyunun yönetmenliğini Mehmet Atay üstleniyor. Eserin dekoru Sinan Yardımedici, kostümleri Gülümser Erigür, ışık tasarımı Nihat Bahar, müzikleri ise Musa Göçmen tarafından hazırlandı.

Ersan Utku Ölmez, Ceyhun Gen, Fatih Topçuoğlu, Yavuz Topçuoğlu, Kadri Özcan, Uğur Keleş, Nazlı Ceren Agron ve Mehmet Fukul’un rol aldığı oyun, 27 Mart Salı saat 20.00’da Atapark Haluk Ongan Sahnesi’nde tiyatroseverin beğenisine sunulacak.

Trabzon Devlet Tiyatrosu, ayrıca “Islık Sever Max” adlı çocuk oyununu da sahneliyor.

Carsten Krüger ve Volker Ludwig’in yazdığı, Meriç Gök’ün Türkçeye çevirdiği ve Birkan Görgün’ün yönettiği “Islık Sever Max” adlı oyunda Emre Ön, Sinem Bilgin, Dalya Filmci, Birkan Görgün ve Yavuz Topçuoğlu rol alıyor.

Dekor ve kostümleri Aytuğ Dereli, ışık tasarımı Muharrem Boran, müzikleri Emin Serdar Kurutçu’ya ait oyun, 25 Mart Pazar günü saat 13.30’da ve 28 Mart Çarşamba günü ise saat 13.00’da Atapark Haluk Ongan Sahnesi’nde tiyatroseverlerle buluşacak.

Oyunda, her gün aynı işleri büyük bir can sıkıntısı içerisinde yapan beş arkadaşın her zamanki gibi aynı yerde, aynı bankta oturmaları ve o sırada oradan geçmekte olan bir oyuncunun kendilerine bir teklif sunmasıyla gelişen olaylar konu ediliyor.

Hamamizade İhsan Bey Kültür Merkezi’nde, “Su Ebru” adlı ebru sergisi, 26 Mart Pazartesi günü açılacak. Ebru sanatçısı Nurcihan Velioğlu’nun öğrencileri Aydan Demet, Hülya Erdener, Oya Eren, Sevil Yıldırım, Nihan Engin ve İlhan Barutçu’nun çalışmalarının yer aldığı sergi, 31 Mart Cumartesi gününe kadar sanatseverlerin beğenisine sunulacak.

Trabzon Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde, “11 Renk Resim-Heykel” adlı sergi yer alıyor. Tolga Akalın, İrfan Bilgin, Mümin Candaş, Kenan Demir, Bora Dervişoğlu, Sezgin Erkol, Necati Seydi Ferahoğlu, Nurgül Ferahoğlu, Sebahattin Kılıç, Özgür Özmen ve Orhan Zafer’in eserlerinin yer aldığı sergi, 31 Mart Cumartesi gününe kadar sanatseverler tarafından gezilebilecek.

-SİVAS-

Sivas Devlet Tiyatrosu (SDT), bu hafta “Gus ile Yemek Saati” adlı oyunu sahneleyecek.

Sivas Devlet Tiyatrosu (SDT), bu hafta “Gus ile YemekSaati” adlı oyunu sahneleyecek.

Jim Brochu’nun yazdığı, Ekin Tunçay Turan’ın Türkçeye çevirdiği oyunu, SDT Müdürü Abdullah Ceran yönetiyor.

Değişen televizyon program alışkanlığıyla ortaya çıkan yemek programlarını eleştirerek, bencil şöhret duygusuyla ikili insan ilişkilerinin çarpışmasını sahneyeyansıtan oyunda, Fulya Ülvan, Ömer Eryiğit, Ozan Kalkan ve Filiz Uysal rol alıyor.

Oyun, 22-23 Mart saat 19.30’da, 24 Martta ise saat14.00 ve 19.30’da Sivas Atatürk Kültür Merkezi’nde tiyatroseverlerle buluşacak.

SDT, 28 Mart Çarşamba günü ise saat 10.30 ve 13.30’da “Dans Eden Eşek” adlı çocuk oyununu sahneleyecek. Eric Vos’un yazdığı, Can Gürzap’ın çevirisini yaptığı oyunda, Özge Günay, Begüm Şahin, Kerem Yücel, Can Atak, Burcu Ongun Altay ve Burçhan Göze rol alıyor. Oyunda, hırsızlık yapmak ya da dürüst insan olmak arasında seçim yapan iki kafadarın hikayesi anlatılıyor.

-ANKARA-

Başkent sinemalarında bu hafta 2 film seyirciyle buluşacak.

Başkent sinemalarında bu hafta 2 film seyirciyle buluşacak.

Yönetmenliğini Gary Ross’un üstlendiği “Açlık Oyunları” vizyona giriyor. Jennifer Lawrence, Josh Hutcherson, Liam Hemsworth’un başrollerini paylaştığı ABD yapımı aksiyon-dram türündeki film, Suzanne Collins’in aynı adlı romanından gene Gary Ross tarafından beyazperdeye aktarıldı.

Aksiyon, macera türünü sevenler için “Gri Kurt” sinemalarda. Yönetmenliğini Joe Carnahan’ın yaptığı, Liam Neeson, Dallas Roberts, Frank Grillo’nun başrollerinde olduğu filmde, Alaska’da petrol sondajında çalışmak için görevlendirilen ekibin, uçaklarının düşmesi sonucu bölgenin vahşi ve ıssız bir alanında mahsur kalmaları ve yaşadıkları anlatılıyor.

-Sinemalardan-
Metropol: “Fetih 1453”, “John Carter: İki Dünya Arasında”, “Gri Kurt”,
“Açlık Oyunları”, “Siyahlı Kadın”, “Sen Kimsin”, “Patlak Sokaklar”,
“Süper Türk”
Optimum: “John Carter: İki Dünya Arasında”, “Gizemli Adaya Yolculuk”,
“Patlak Sokaklar”, “Süper Türk”, “Fetih 1453”, “Açlık Oyunları”, “Sen Kimsin”, “Max Maceraları: Kralın Doğuşu”
Kızılay Büyülü Fener: “Açlık Oyunları”, “Bir Ses Böler Geceyi”, “Aşkım Benim”, “Sen Kimsin”, “John Carter: İki Dünya Arasında”, “Son Vurgun”,
“El Yazısı”, “Sığınak”, “Süper Türk”, “Siyahlı Kadın”
Bahçelievler Büyülü Fener: “Gri Kurt”, “Fetih 1453”, “Açlık Oyunları”,
“Patlak Sokaklar”, “Sen Kimsin”, “Siyahlı Kadın”,”Gri Kurt”
-Sergi-
Bude&Ekin Sanat Galerisi: Durmuş Ali Akça’nın resim sergisi, 6 Nisan’a kadar görülebilir.

Galeri Akdeniz: Lütfi Özden’in sergisi, 14 Nisan’a kadar sanatseverlerce gezilebilecek.

Galeri Soyut: Hakan Esmer’in resim sergisi 4 Nisan’a kadar açık kalacak.

Sevgi Sanat Galerisi: Abit Güner’in sergisi, 21 Nisan’a değin gezilebilecek.

 

-KONYA-

“Güzel ve Çirkin” ile “Kulaktan Kulağa-Carrar Ana’nın Silahları” adlı oyunları izleyiciyle buluşturacak.

Konya Devlet Tiyatrosu (KDT) “İbiş’in Rüyası”,

“Güzel ve Çirkin” ile “Kulaktan Kulağa-Carrar Ana’nın Silahları” adlı oyunları izleyiciyle buluşturacak.

Dekoru Sertel Çetiner, kostümleri Sevgi Türkay ve ışık düzeni Hakan Özdemir ile İlyas Erdurucan’a ait “İbiş’in Rüyası”nda, Asım Tuncay Aynur, Ahmet Çökmez, Ferdi Dalkılıç, Yiğit Gümüşada, Ozan Umut Çobanoğlu, Nevra Sayar, Ebru Erbaş, Özlem Özkan, Ayşe Seval Ersu rol alıyor.

Oyun, bugün ve yarın saat 19.30’da, cumartesi günü ise saat 14.00 ve 19.30’da KDT Sahnesi’nde izleyicinin beğenisine sunulacak.

Konya Devlet Tiyatrosu (KDT), “Güzel ve Çirkin” adlı müzikal oyunu da sahneleyecek.

Dekoru Aytuğ Dereli’ye, kostümleri Ceren Karahan’a ve ışık düzeni Hakan Özdemir’e ait oyunda, Nur Yazar, Tuncay Aynur, Ozan Çobanoğlu, Ebru Gülerarslan, Ahmet Çökmez, Ferdi Dalkılıç, Özlem Özkan, Nevra Sayar, Gonca Kunduzcu, Selin Genç, Çağatay Eker, Canan Kalkır ve Duygu Biçer rol alıyor.

Işıltılı şatoda yaşayan bir prensin, yaşlı bir dilenci kadın tarafından çirkin bir yaratığa çevrilmesinin ardından çirkin prensin, elindeki sihirli gülün son yaprağı dökülene kadar kendisini sevecek bir kızı bulması gerektiğini anlatan oyun, 25 Mart’ta saat: 14.00’da KDT sahnesinde izlenebilecek.

“Kulakların duymak istediklerini mi yoksa her şeyi mi duyduğu” temasını işleyen “Kulaktan Kulağa” ve iki çocuklu bir annenin savaş sırasındaki yaşamını anlatan “Carrar Ana’nın Silahları” ise 27 Mart Salı günü 19.30’da izleyicinin beğenisine sunulacak.

-ERZURUM-

Erzurum Devlet Tiyatrosu “Kuvay-i Milliye” oyunu ile “Bremen Mızıkacıları” adlı çocuk oyununu sahneleyecek.

Erzurum Devlet Tiyatrosu “Kuvay-i Milliye” oyunu ile “Bremen Mızıkacıları” adlı çocuk oyununu sahneleyecek.

Nazım Hikmet’in yazdığı, Sedat Şenoğlu’nun yönettiği “Kuvay-i Milliye” oyununda, dekor tasarımını Sinan Yardımedici, giysi tasarımını Günnür Orhan, ışık tasarımını Zeynel Işık ve müziği Engin Bayrak yaptı.

Kutay Sungar, Levent Aras, Burcu Aksakal ve Salih Bayraktar’ın rol aldığı oyunda, Kurtuluş Savaşı zamanında insanların esaret altına girmeme uğruna verdikleri kahramanlık hikayeleri anlatılıyor.

Oyun, bugün, yarın 19: 00 da, 24 Mart tarihinde de saat: 14.00 ve 19.30’da izlenecek.

Grimm Kardeşler’in yazdığı, Sedat Şenoğlu’nun yönettiği “Bremen Mızıkacıları” adlı çocuk oyununda, Levent Aras, Merve Gül, Fatma Kum rol alıyor.

Oyunda, dört hayvanın duygusal ve naif hikayesi anlatılıyor.

Erzurum Devlet Tiyatrosu’nda oynanacak çocuk oyunu, 22-25 Mart tarihinde saat: 14: 00’da izlenebilecek.

 -MERSİN-

Mersin Büyükşehir Belediye Konservatuvarı”nın, 6. Türk Müziği Festivali etkinlikleri kapsamında, ödüllü Türk Sanat Müziği Ses Yarışması düzenleyeceği bildirildi.

Büyükşehir Belediyesi Ses Yarışması Düzenliyor

Mersin Büyükşehir Belediye Konservatuvarı”nın, 6. Türk Müziği Festivali etkinlikleri kapsamında, ödüllü Türk Sanat Müziği Ses Yarışması düzenleyeceği bildirildi.

Mersin Büyükşehir Belediye Konservatuvarı’nın, 6. Türk Müziği Festivali etkinlikleri kapsamında, ödüllü Türk Sanat Müziği Ses Yarışması düzenleyeceği bildirildi.

Büyükşehir Belediye Konservatuvarı’ndan yapılan yazılı açıklamada, 2011-2012 eğitim yılı çalışmaları doğrultusunda, 9-14 Nisan 2012 tarihleri arasında yapılacak olan 6. Türk Müziği Festivali bünyesinde, ödüllü Türk Sanat Müziği ses yarışması düzenleneceği belirtildi. Açıklamada, yarışmaya katılmak isteyenlerin 2 adet vesikalık fotoğraf ve nüfus cüzdanı fotokopisi ile Çankaya Mahallesi İstiklal Caddesi Özel İdare İş Hanı 5. katta bulunan Konservatuvar Müdürlüğü’ne şahsen başvurmaları istendi.

Yarışmanın elemelerinin 31 Mart 2012 tarihinde yapılacağı kaydedilen açıklamada, “Final yarışması ise 10 Nisan 2012 tarihinde yapılacak. Ses yarışmasında birinciye 4 bin, ikinciye 2 bin ve üçüncüye bin lira ödül verilecek” denildi.

 

 

KAYNAKLAR  : http://www.olay.com.tr , http://www.salom.com.tr,  http://www.haber3.com , http://www.sondakika.com, http://www.haberciniz.biz , http://www.malatyaguncel.com , http://www.medya73.com ,

 

FABİSAD ( Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği ) Kuruldu

Örgütsüz toplulukların seslerini duyurmakta (örgütlülerin de ne kadar duyurduğu konusunda şüphelerimiz olmasına rağmen) zorlandığı ve disipline olamadığı  günümüzde artık Fantastik ve bilimkurgu ile ilgilenenlerin de bir örgütü var. 

Diliyoruz uzun soluklu ve sanat dünyasına yenilikleri katacak bir sivil toplum örgütü olur. Gerçekten artık bir ihtiyaç haline gelmiş olan bu yapılanmaya Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği olarak başarılar diliyoruz.

Derneğin sitesinde “Hakkımızda” bölümünde yazanlara bir göz atalım…

FABİSAD, Türkiye’nin Fantastik, Bilimkurgu ve Korku üreticilerinin bir araya geldiği, türün ülkemizdeki gelişimini, sanatçıların korunmasını ve bilinirliklerinin yükselmesini, okur ve takipçi kitlesinin artırılmasını, daha nitelikli eserlerin ortaya çıkmasını ve hayal gücünün öneminin anlatılmasını amaçlayan bir dernektir. FABİSAD olarak Fantastiği düşlenemeyecek hiçbir şey bırakmayan, Bilimkurgu’yu akla ve bilimsel düşünceye ilgiyi artıran, Korku’yu da insanoğlunun kendini ve korkularını anlamasını sağlayan türler olarak görüyor, insanlığa ve gençliğe çok şey kattıklarını düşünüyoruz.

Derneğimiz amaçları doğrultusunda bu türlerdeki tüm üreticileri ve takipçileri birleştirmek için çalışacaktır. Verilen yapıtların doğru anlaşılması, tasnif edilmesi için ödüller verecek ve yayınlar yapacaktır. Eğitici seminerler ve toplantılar düzenleyecektir.

Fabisad Logosu’nun ilham kaynağı; Simurg Anka ve Kaf Dağı efsanesidir. Bu efsane aynı zamanda Fabisad’ın kuruluş felsefesini de özetlemektedir.

Yiğit Değer Bengi – Genel Başkan

Altay Öktem
Barış Müstecaplıoğlu
Doğu Yücel
Erbuğ Kaya
Hamit Çağlar Özdağ
Kayra Küpçü

Denetleme Kurulu:
Sabri Gürses
Göktuğ Canbaba
Aşkın Güngör

 

Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, Bilgi Ağacı’nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş…
Kuşlar Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg’u bekler dururlarmış.
Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.
Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg’un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg’un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.
Ancak Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı’nın tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş.
Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. Yorulanlar ve düşenler olmuş.
Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp;
Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş(oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış);
Kartal; yükseklerdeki krallığını bırakamamış;
Baykuş yıkıntılarını özlemiş,
Balıkçıl kuşu bataklığını.
Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış.
Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi “şaşkınlık” ve sonuncusu Yedinci Vadi “yok oluş”ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş…
Kaf Dağı’na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.
Simurg’un yuvasını bulunca ögrenmişler ki;
“Simurg Anka”, “Otuz Kuş” demekmiş.

Onların hepsi Simurg’muş. Her biri de Simurg’muş. Simurg Anka’yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yok oluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız.

Şimdi kendi gökyüzünde uçmak zamanıdır…

Detaylı Bilgi için :  http://www.fabisad.com

Fotoğrafın kısa tarihçesi

Geleceğe anılarınızı nasıl bırakmak istersiniz ?” sorusuna büyük çoğunluğumuz genelde “fotoğrafla” cevabı verir. “An”ın ölümsüzleştirilmesi veya detayların yakalanması ya da bir haberin aktarılmasında ya da gündelik hayatta her zaman karşılaştığımız ama olağan üstülüğüne dikkat etmediğimiz olay, renk  ve  beklide duyguları aktarma, haberleşme ve sanatlaştırma yöntemlerinden biride elbette  fotoğraf çalışmalarıdır. Kimlik kartımızdan tutunda geleceğe anılarımızı bırakmaya kadar  pek çok açıdan hayatımıza dahil olan bu yöntemin sanat olup olmadığından öte” hangi fotoğrafın” sanat olduğunu tartışmak daha doğru gibi.

Durum böyle olunca artık fotoğraf çekme imkanlarının bu kadar gelişken hale gelmeden önceki durumunu merak ettiğiniz olmadı mı? Aşağıdaki yazımızda fotoğrafın geçmişini bulacaksınız…

Yazıyı okuduktan sonra eğer sizde fotoğraf  konusunda eğitim almak veya aldığınız eğitimi pekiştirmek ve bir ileri düzeye çıkartmak istiyorsanız sizleri de bekliyoruz. Yeni dönem Fotoğraf kursuna ön kayıt yaptırın (Lütfen Tıklayın) ve sizlerde  Nar Sanat Ailesine katılın.. Elbette aldığınız eğitim sonunda M.E.B. Onaylı sertifikanızı da alacaksınız. 

 Fotoğrafın Kısa Geçmişi

 

ilk fotoğraf makinası nicephore 1816-22

Fotoğraf makinesinin öncüsü   sayılabilecek karanlık kutu (Camera Obscura) Rönesans devri sanatçıları tarafından bulundu. Bunun temeli ise Sümerler’den beri bilinen şu ana ilkeye dayanıyordu :  Karartılmış bir odanın duvarında küçük bir delik açılırsa, dışarıdaki görüntü karşı duvara ters olarak düşer. Onyedinci yüzyılda ressamlar bu buluştan yoğun olarak yararlanmaya başladılar. Camera Obscura geliştirildi ve görüntünün arkadaki buzlu cam üzerine düşürülmesi sağlandı. Amaç, gözle görüleni doğru olarak kağıda aktarmaktı.

Sonraları deliğe mercek takılarak, bir ayna yardımıyla da görüntü, yukarıya alınan buzlu cama yansıtıldı. Ondokuzuncu yüzyıla ulaşıldığında Camera Obscura gelişmiş ve yaygın olarak  kullanılan  bir araçtı.

19. yüzyılın hemen başlarında Thomas Wedgewood, beyaz bir deriyi gümüş nitrat eriyiğine batırarak üzerinde siyah mürekkep olan bir camın altına yerleştirdi. Işık gümüşü karartarak, negatif bir görüntü oluşturdu. Ancak Wedgewood reaksiyonu durduracak, gümüşün kararmasını önleyecek bir yol bulamamıştı.

 

 

ilk fotoğraf View_from_the_Window_at_Le_Gras,Joseph_Nicéphore_Niépce

 

Alman bilim adamı Johann Heinrich Schulze, günümüzdeki karanlık oda tekniklerine yakın bir teknikle, duyarlı tabaka üzerine koyduğu yarı saydam maddelerin izlerini elde ederse de, o da bunların kararmasına engel olamamıştır.

Optik ve mekanik yollarla elde edilen görüntülerin kimyasal yöntemlerle saptanması, ilk olarak Fransız Joseph Nicephore Niepce tarafından 1826 (kimi kaynaklar bu tarihi 1827 olarak yazar) yılında gerçekleştirilmiştir. Niépce, üzeri katran türevi bir madde ile kaplanmış pirinç levha üzerinde litografi malzemelerini kullandı. Sekiz saatten fazla bir süre pozladıktan sonra sertleşmemiş bölgeleri lavanta yağı içerisinde yıkayarak çıkardı. Elde edilen kalıptan yapılan litografi baskısı sonucu çıkan ilk görüntü ise tarihe geçti. Sonuçta Niepce bir görüntü elde etti.

Tonlar çok kötü değildi ama iyi bir ayrıntı alınamamıştı. Fotoğraf tarihinin bu ilk örneği bir çok el değiştirmiştir Niépce tarafından 1827’de Londra’daki Royal Society’nin üyesi Dr. Bauer’e teslim edilen eser yüzyıl içinde iki kez açık artırmayla satılır. 1898’de Londra’da sergilendikten sonra, elli yılı aşkın  bir süre ortadan kaybolur. Görüntü bu dönemde  Londra’da emanete verilmiş bir sandıkta unutulmuştur.  Ancak Fotoğraf tarihçisi ve koleksiyoncusu Helmut Gernsheim’ın araştırmaları sayesinde, sonunda unutulduğu  yerden çıkarılır. Gernsheim , eseri 1964’te Texas Üniversitesi’ne bağışlar.

 

ilk fotograflardan

Niépce’in bu araştırmalardan o tarihe doğru haberdar olan Daguerre, dioramalarını geliştirirken yararlandığı karanlık odada elde edilen görüntüleri sabitlemeyi yıllardır düşlemektedir. İki adamın 1827’de tescillenen ortaklığı Niépce’in 1833’de ölmesiyle son bulur. Bunun üzerine Daguerre çalışmalarını tek başına sürdürür ve Eugene Hubert adında genç bir mimar 1836’dan itibaren onun asistanlığını üstlenir. Daguerre, Niépce’in aksine görüntüyü çoğaltmaktan çok netleştirme alanına yönelir.

1837’de yöntemi son biçimini almıştır: Yuda bitümüyle duyarlı kılınmış bir bakır plaka kullanmakta, karanlık odada üzerine ışık düşürülen bu plakadaki gizli görüntüyü daha sonra cıva buharıyla açığa çıkarmakta ve ayrıntılarda çok büyük bir inceliğe ve kesinliğe sahip bir görüntü elde etmektedir.  Ürünü piyasaya sürme konusundaki ilk girişiminde başarısızlığa uğrayan Daguerre, resmi çevrelerden destek almaya çalışır: 1838’de temas geçtiği François Arago, bu yöntem karşısında coşkuya kapılır

Arago’nun 1839’un hemen başında duyurduğu haber, tarihi inanılmaz biçimde hızlandırır. Görüntülerin üretiminde kullanılan  yöntem hakkında hiçbir bilgi sızdırılmaması her türlü spekülasyona kapı açar.  Bazıları sihirden söz ederken, karanlıktaki köşelerinde çıkan kimileri de kendilerini tanıtıp Fotoğraf çekme yöntemini Daguerre’den daha önce bulduklarını iddia ederler; bu durum Daguerre’in icadının çağın havasına ne denli uygun olduğunu ve onu nasıl yansıttığını göstermektedir.

İtirazların en kayda değeri İngiltere’den gelir; William Henry Fox Talbot, 31 Ocak tarihinde Londra’daki Royal Society huzurunda kendi geliştirdiği kağıt üzerine Fotoğraf yöntemini tanıtır. Daguerre ile aynı tarihlerde çalışmalarını sürdüren İngiliz William Henry Fox Talbot, görüntü elde etmede negatif – pozitif yöntemini ortaya çıkararak, aynı görüntünün birden çok baskısının yapılmasını sağlamıştır. İcat ettiği sisteme Latince Calos(Güzel) dan gelen Calotype adını veren Talbot’un yönteminde ise kağıda gümüş nitrat eriyiği emdiriliyor, sonra kamera içine yerleştirilip bir dakika kadar pozlandırıldıktan sonra, tekrar aynı eriyik içinde görüntü güçlendiriliyor ve hiposülfat içinde sabitleştiriliyordu. Talbot’un elde ettiği görüntü ters ve negatifti. Aynı yöntemle duyarlılaştırılan başka bir kağıda günışığı yardımıyla görüntü aktarılıyordu. Bu şekilde sayısız pozitif görüntü elde edilebiliyordu. Talbot’un sistemi Daguerre’inkine göre daha az yaygınlaşabildi. Çünkü kağıt negatifin yapısı, ayrıntıyı yok ediyordu. Elde etmeyi başardığı görüntülerle Fotoğraf tarihinin ilk sergisini açan Talbot, 1842 yılında da ticari amaçla çalışan ilk Fotoğraf stüdyosunu kurmuştur.

 

ilk portret

Ve Daguerre, nihayet 19 Ağustos 1839’da buluşunu tüm dünyaya “Daguerreotype” adıyla duyurdu. Gümüş iyodür kaplı bakır levhayı karanlık kutu içinde objeden yansıyan ışıkla pozlandırıp, cıva buharıyla geliştiriyor ve reaksiyonu durdurmak için ise, tuzlu eriyik içinde yıkıyordu. Bunun  sonucunda oluşan görüntü tek kopya olarak elde edilmekteydi. Eğer Fotoğrafçı özel aynalı bir kamera kullanmıyorsa, Fotoğraf sağ-sol yönünde ters bir şekilde oluşuyordu.

Daguerre, Niépce ile bir ortaklık anlaşması imzaladıktan sonra Chalon’a gelir. Artık Niépce’in  heliografi adını verdiği buluş, ikisinin ortak malıdır. Bu ortaklığa Daguerre olanak  ve ününü koyarken, Niépce buluşunu koymaktadır.  Yine  de Daguerre, Niépce’yi pek yavaş anlayıp desteklemektedir. Halk daha çok Daguerre’in adını anmakta ve buluşu ona maletmektedir.1822’de  Fotoğraf elde edilmişti ve Niépce  1833’de  öldü. Niépce’in ölümü üzerine oğlu, kontratın hukuki ortağı olur. Fakat Daguerre, Isidore’un mali yöndeki zaafından istifade ederek meseleyi halleder. Ayrıca birçok bilgin, bu endüstri çağının  yeni doğan  çocuğuna  ilgi duyarlar. Ocak 1839’da  Daguerre  tekniğini geliştirmiştir. İlk levhalarını Arago’ya gösterir. Yazar Jules Janin, “L’Artiste” dergisinde milletlerarası

tartışmalara yol  açan garip  açıklamalar  yapar. Fakat halk henüz  shiçbir “görüntüyle” karşılaşmamıştır. Aynı dönemde İngiltere’de Fox Talbot, Niépce’ in  heliografilerini  görmüştür ve kağıt  üzerinde  çalışmalarına devam etmektedir. Her ne kadar Daguerre ve Talbot gizlilik içinde çalışıp, bröve peşindilerse  de, başka bilim adamları Fransız  Faraday ve İngiliz Herschal fikirlerini açıklamaktadırlar. Herschal sodyum hiposülfiti tavsiye edip Fotoğrafçılara bu fiksatörü hediye eder.  Bu  sıralarda  Fransız  Hyppolite  Bayard  kağıt  üzerinde çalışmaktadır.

19 Ağustos 1839’da, Paris’de Louis Daguerre’in Fotoğrafik  yöntemini açıklaması herşeyin başlangıcı oldu.

Kısa bir süre sonra kentteki bütün  mağazalar Fotoğraf çekim malzemelerini  ısmarlayan  müşterilerle dolup taştı. Evet, bu sadece bir başlangıçtı. Fotoğrafçılığın popülaritesi o kadar arttı ki, 1847’de, yani on yıldan daha kısa  bir süre içinde, sadece Paris’te 2000 kamera ve yarım  milyondan daha fazla Fotoğraf klişesi satıldı. 1853’de 10.000 Amerikalı  daguerreotypist üç milyon Fotoğraf üretti. Londra’lı  Fotoğrafçılar,  Fotoğraf çekmek için mekanlar ve  onları  geliştirmek için  karanlık  odalar kiraladılar. Londra  Üniversitesi  1856’da müfredatına  Fotoğrafçılığı da ekledi. Böylece yeni bir uğraş  ve yeni bir sanat doğmuş oldu.

Fotoğraf teknik olarak, pek  çok nesnenin  sınırsız  şekilde görüntülenmesi, anların yakalanmasıydı. Bütün meslek alanlarına açıktı.  Herkesin oynayabileceği  bir  oyundu.  Amatör  olarak  başlayan  bir   çok Fotoğrafçı hızla profesyonel oldu. Fotoğrafçılık bilimsel  buluşlarla ve teknolojik gelişmelerle yanyana giden bir sanattı.

Fotoğraf, bir ressamın yapabildiğini daha hızlı,  daha  ucuz ve daha gerçekçi olarak yapabilen  ilginç  bir teknikti.

Ressamların bir çoğu yeni sanatı hemen benimsedi, bazıları resimlerinin ön çalışmalarında kullandı. Bazıları da bu işten resimden  elde ettiğinden daha çok para kazandı. Ve bir çoğu da  bu yöntemin varlığından ürktü. Fotoğrafçıların  gelişiminden  en çok ürkenlerden biri de Maxime Du Camp’dı. Maxime Du Camp, gümüş  nitrat ve hiposülfit için parlak kırmızılarını, canlı renklerini terk eden ve karanlık odaya girmek için paletlerini atanlara “Acemi  ressamlar” diyerek onları küçümsedi.

ilk kadın portresi

Fakat sonuçta  Du  Camp’ ın kendisi de paletini atarak karanlık odaya girdi. Artık  bu tür değişimler  kaçınılmazdı. Sadece yeni sanatın  sağladığı sınırsız çeşitlilikler  değil , aynı zamanda Fotoğrafçılıktan elde  edilen gelir  de bu durumun belirleyicisi oldu. Portre,  Fotoğrafçılığın bir  çok branşından en çok kazançlı olan idi.  1849’da  yaklaşık 100.000 Paris’li Fotoğraflarını çektirdi. Bu yoğun ilgi  eleştirmen  Charles  Baudelaire’e şu sözleri söyletiyordu: “ Bizim  sefil  toplumumuz  bir parça metal üzerindeki  önemsiz  görüntüsüne bakmakta acele ederek Nearcissus gibi davrandı..”

Bütün  popülaritesine  rağmen daguerreotype on yıl  içinde seyrek  olarak kullanılmaya başlandı. Daguerre’nin  yeni buluşunu açıklamasından sadece 3 hafta sonra İngiltere’de  William Henry Fox Talbot bakır klişeler  yerine  görüntünün kalıcı olduğu  kağıtlar  bulduğunu açıkladı. Talbot, birçok deneyden sonra, calotype diye bilinen  yöntemi geliştirdi. Bu yöntem, daha önce de belirttiğimiz gibi modern Fotoğrafçılığın temeli olan  negatif pozitif  işlemini  oluşturdu. Calotype’in görüntüsü, daguerreotype kadar net değildi. Empresyonist resmin erken dönem karşılığı idi, fakat yarattığı yumuşak görüntü bir çekiciliğe sahipti. En önemli avantajı bir negatiften, istenilen sayıda baskı yapılabilmesiydi.

Her  bir daguerreotype sadece bir taneydi ve yeniden  üretilemezdi. Fakat calotype’da, negatifleri cam klişelerde yapmak için metodlar üretildiğinde geçerliliğini yitirdi. Cam negatiflerle daha hızlı baskılar ve belki de en önemlisi daha kısa ışıklama  süresi elde ediliyordu.

 

 

ilk renkli foto

1851’de  diğer  bir İngiliz, Frederick Scott  Archer,  cam üstünde  yayılabilen  ışığa  duyarlı  kimyasal  maddelerle  kaplı yapışkan  bir sıvı olan Collodion’u  buldu. Collodion  klişeleri, kısa  sürede  rutubetle  karşılaşmalı  ve  hemen   geliştirilmeli idi, çünkü  kuruduğunda, ışığa duyarlı olan kaplama  bozulurdu. Bu nedenle “Islak Klişe Yöntemi” diye adlandırıldı.

Bu buluşlar her yıl birbirini  izledi. Fotoğrafçılık  hala deneysel bir uğraştı ve bu işi üstlenen herkes tek başına bu  işi öğrenebilirdi. O  dönemde Fotoğrafçı, solüsyonlarını kendi  yapmak zorundaydı. Aynı zamanda  tozları  ezip  karıştırmak, objektifleri için merceklerini bulmak ve yerleştirmek zorundaydı. Kendi bakır, kağıt  veya cam baskısını kendisi  yapabilmeliydi. Çünkü Fotoğraf araçları  henüz  bir  bütün  olarak  bir  arada  bulunmuyordu. Bu şaşırtacak  kadar çok sayıdaki insan, zanaatkar  oldukları  kadar gerçek  birer sanatçıydılar. Fotoğrafçılığın estetik olanaklarını ve teknik potansiyelini de keşfettiler.

Fotoğrafın  ilk 20 yılında bugün Fotoğrafçıların  repertuarında olan her türden Fotoğraflar çekildi; manzaralar, natürmortlar, belgesel Fotoğraflar ve portreler.. Sonuçlar, şaşırtıcı  şekilde  başarılıydı. Manzaralar, genellikle Gustave Le Gray  tarafından görüntülendi ve Bisson kardeşler daha sonra yapılacak olan çalışmalar kadar dramatik ve çarpıcı Fotoğraflar çektiler.  Bütün bu  insanlar, kötü araçlar ve binbir güçlükle ulaşılan yeni  yöntemlerin zorlamasına rağmen zamanlarının en yüksek standartlarına erişti    1860  ‘lara girerken Fotoğrafçılar makineleriyle neleri yapabileceklerini artık  öğrenmişlerdi. Ve  artık “ne yapılması gerektiği” sorusuna yanıt aramaya  başlamışlardı.

en büyük fotoğraf makinalarından

 

 

Gelecek 20 yılda, Fotoğrafçılar bakış açılarını genişlettiler,  Fotoğrafçılığın  gerçek değerlerini ve  sınırlarını  tartıştılar. Gerçekten Fotoğrafçılığın dünyadaki rolü sorusunun doğrudan, açık ve basit bir cevabı yoktu. Sorunun cevabı, eline  kamerasını alan  her yetenekli insana göre değişiyordu.  Fakat  bu  dönemin uygulayıcıları dört kategoride çok başarılıydılar. Mimarlık, kent manzarası, olaylara tanıklık, portre ve resmi araştıran Fotoğraflar üretme sanat veya zanaatı.

Islak Klişe yöntemiyle mümkün olan daha kısa  ışıklama süresinin yardımıyla Fotoğrafçılar, hareketli konuların Fotoğraflanmasında daha fazla zorlanmayacaklardı.

havadan ilk fotoğraf

Daha fazla esneklik İngiliz fizikçi  Richard  Leach Maddox’ın 1871’de cam yerine jelatini kullanmasıyla  kazanıldı. Bundan sonra klişeler hem duyarlı hem de kuru olacaklardı.

Birçok Fotoğrafçı en iyi çalışmalarını Avrupa ‘da yapıları ve  heykelleri Fotoğraflayarak ortaya koydular. Bu kent  çalışmalarıyla bugün en fazla “şehir planlaması” öğrencilerinin  ilgilenebileceğini söylemek doğru olmasına rağmen bu çalışmaların, varlık ve yayılma dönemindeki Avrupa’nın yüksek yaşam tarzını ve tarihsel  doğruluğunu  kaydettikleri de bir gerçektir

 

Amerika’da  1861’de başlayan iç savaş, maceracı  Fotoğrafçıları,  iyi para getiren Fotoğraf stüdyolarından çıkarıp,  savaş alanlarına gitmelerine neden olmuştur. Bunların bir çoğu da portreci  Mathew B. Brady’nin  önderliğinde  toplanmıştır.  Görüntülü karanlık  oda vagonlarında gezinirken, bu  Fotoğrafçılar  dünyaya savaşın sert mücadelesini yakından izleme imkanını verdiler. Gerçek çatışmaları görüntülemeleri imkansızdı. Çünkü ıslak  klişeler bile olayları durduracak yeterli hıza sahip değildi. Fakat bu Fotoğrafçılar mücadeleyi anlamlı ve dokunaklı ifadelerle  gösterdiler. Terk edilmiş savaş alanlarını, kasabaları, ölüleri ve yaralıları, askeri suçluların infazlarını, her iki tarafın geçici ateşkes  süresince birbirlerini izleyen  askerlerini  görüntülediler. Savaşın zalim paradoksları (kahramanlık ve vahşet)  Fotoğraflarda doğrulukla ve tutkuyla gösterildi. Foto muhabirliği, İngilizcenin kelime dağarcığında henüz yer almıyordu, ama 1860’larda artık tamamıyla gelişmiş bir meslekti.

Birkaç duyarlı Fotoğrafçının ellerinde “portre”, Fotoğrafçılığın  en  etkili ve güncel şekli olduğunu  yeniden  doğruladı. Portre için oturmak birkaç yıl içinde daha kolay bir hale  geldi. Artık Fotoğrafçı, modeli hareketsiz kılmak için kafasına bir destek yaslamak zorunda değildi.

Amerika ve Avrupa’da Brady, Nadar ve Etienne Carjat objektiflerini  zamanın en iyi tanınan insanlarına  çevirdiler. İngiltere’de Julia Margaret Cameron Fotoğrafçılık tarihinin en sıradışı figürü, Viktorya döneminin kapris ve romans tadı veren allegorik manzara ve portrelerini üretti. Bu Fotoğraflar,  tarzından dolayı yağlı boya portrelere benzetildi. Fakat sadece Fotoğraftılar,  resim değil.. Fotoğrafçılık ve resim arasındaki ilişki  karışık  bir  yapıdaydı. Her iki taraf da, karşı tarafın  dost  mu, düşman mı olduğundan emin değildi. Ressamlar, çalışmalarına  katkıda  bulunması için hızla Fotoğrafçılığa yöneldiler. Bir  model, bir  seri  Fotoğraf  için kısa bir süre  poz  veriyordu.  Böylece tekrarlanan  yorucu ve belki de pahalı çalışmalar  önlenmiş  oluyordu. Fransız ressam Edgar Degas kamerayla özel açılar ve  perspektifler elde edebileceğini buldu ve yeni buluşunu  resimlerinde uyguladı. Fakat birçok ressamın kafasında Fotoğrafçılık, bazı durumlarda Fotoğrafçıların da onayladıkları gibi, en iyi  anlatımla yüksek  bir  çağrışıma yardımcı olan mekanik bir yöntem  ve  üvey evlat  gibiydi. Britanya’da bir grup, resim sanatını körü  körüne kameralarını kullanarak taklit ettiler. Sonradan  adlandırılacakları gibi (pictorialistler) resimciler kendi dünyalarını stüdyolarda  yarattılar. İdeal oluşumları resim gibi görünen,  iyi  bir sahnede yaratılan Fotoğraflardı. Halk masalları gibi  allegoriler popüler motifleriydi. Bazen 30 kadar farklı negatif tek bir baskı için  bir araya  getiriliyordu. Bitirilmiş çalışmalar  ise,  tıpkı resim gibi yaldızlı çerçeveler içinde galerilerde sergileniyordu. Bu tip Fotoğraflar, amaçlarının ne olduğu sorgulanmaksızın, hala güçlü bir çekiciliğe  sahiptir. Bunları üreten sanatçılar detayla ilgilenirler ve estetiğin kurallarına sıkı sıkıya bağlıdırlar. Ve bu  çalışmalarının  Fotoğrafçılığı yücelttiğine insanları ikna etmeye  çalışmışlardır. Fotoğraflarını, onun yapay doğasını yalanlayan bir büyüyle yüklediler. Bu yöntem yaklaşık 20 yıl süresince başarılı olmuş, diğer yöntemler gibi, gelecek kuşak sanatçılar için temel çalışmalarında örnek temsil etmiştir.

1880’lerde bir gurup Fotoğrafçı gerçekliğin araştırılmasını gündeme getirdi. Üçü İngiliz olan bu Fotoğrafçılar, Fotoğrafı resim gibi göstererek sanat çalışmalarına sokmaya çalışmış öncellerine tepki gösteriyorlardı. Yeni gerçekçiler, dünyayı olduğu gibi gösteren Fotoğraflar yaratarak bütünü ile eski resimsel yaklaşımı kötülediler. Bunu tam anlamıyla başaramadılar. Her iki yaklaşımın da diğerine göre göreli yararları hakkında yapılan tartışmalar yıllarca gündemde kaldı. Stüdyolarda özenle  yaratılmış olan görkemli, şık çalışmalarla  engellenmiş olan realizm gibi güçlü bir akımı yeniden kurdular. Aynı dönemde Amerika’da vahşi batının karmaşık  ve heyecan verici devrini açıkça ifade eden  çalışmaların arayışına  giren üç Fotoğrafçı, (H.Jackson,  C.E. Watkins ve A.C.Vroman)  farklı bir gerçekliğe ulaşma yönünde çalışıyorlardı.

Batıya  giden bu Fotoğrafçılar, sınır  bölgelerine  giderek ulusça sabitleşmiş bir düşünceye yanıt veriyorlardı. Genç insanlar bu yeni ülkeye altın, arazi ve macera aramak için, gidiyorlardı. Batı özellikle ilk dönemlerde gerçekten tam bir efsane  ülkesiydi. Kırsal alanların, insanların, boş kasabaların Fotoğrafları hala çok az bulunuyordu. Dedikodular ve söylentiler bu bölge hakkındaki  tek bilgi kaynaklarıydı. Fotoğrafçılar bu durumu  değiştirdiler. Efsane asla ölmeyecekti. Fakat Henry Jackson,  Carleton Eugene Watkins ve Adam Clark Vroman bunu gerçeğe dönüştürmeye çalıştılar. Bu çabalarında Fotoğrafçılar birçok engellerle  karşılaştılar. Bu yeni ülke, insanın aklını başından alacak derecede güzeldi. Fakat atlı arabalarla bile gezmek zordu.  Kızılderililer büyüleyiciydiler fakat dostça davrandıkları söylenemezdi. Kameralar ağır ve hantaldı. O zaman baskı yöntemleri kullanışlı  değildi, bu nedenle geniş hacimli Fotoğraf klişeleri manzaranın ihtişamını yakalamanın  tek  yoluydu. Islak  Klişe ile yapılan  Fotoğrafçılık  için yeterli alet takımı hemen hemen yarım tona yaklaşan  bir ağırlığa sahipti. Fakat  bu   engellerin  üstesinden   gelindi. Bu  sonuca ulaşılmasında  Fotoğrafçıların birbirleriyle rekabet  etmelerinin rolü büyüktü.

Zayıf  fakat güçlü bir adam olan Jackson, ağır  ekipmanlarını katırlarla taşırdı. Fakat panoramik bir çekim yapmak istediğinde, ağır aletlerini sırtına yükleyerek kayalıklara tırmanırdı. Hiç  suyu kalmadığında, negatiflerini geliştirmek için  eritilmiş kar suyu kullanır, trenlerde mürettebatın Fotoğraflarını  çekerek demiryoluyla ücretsiz seyahat ederdi. Watkins’in ve  Jackson’ ın çektiği Fotoğraflar bu bölgelerin ulusal parklara dönüştürülmesinde Kongre’nin kararını etkilemiş ve böylece Batı korunmuştur.

Vroman’ın  Kızılderili kültürünü yansıtan  Fotoğrafları  o dönemde genellikle onaylanmamış, fakat önemli bulunmuştur. Bu harika  topraklarda yüzyıllardır barınmış olan kabileler  kendileri için ayrılmış olan topraklara itilmişlerdi. Kültürleri ve  bölgeleri yeni yerleşenlerin acımasız baskısının altında ezilip, yok edildi. Vroman, Kızılderililerin kaybolan dünyalarında tarihlerini ve diğer  ziyaretçilerin fark edemedikleri yanları yakalayarak  onların yaşam tarzlarını Fotoğraflarla belgeledi.

Aynı  dönemde üç ingiliz Fotoğrafçı, Peter Henry  Emerson, John Thomson ve Paul Martin günlük yaşamın tadlarını kendi  yurttaşlarına tanıtıyorlardı. Emerson bir  liderdi ve  günlük yaşamın sıradan  görüntülerinin  yorulmaz  sözcüsüydü. İyi  eğitim  almış biriydi  ve aldığı eğitimlerin arasında tıp doktorluğu da  vardı. Emerson  ,  aynı  zamanda  optik bilimin  teorisini  de  çok  iyi öğrenmişti.  Fakat en büyük inancı, sanatın ilk ilkesinin  “doğa” olduğu  fikriydi  ve kendi bilgisini o kadar zeki ve  ustaca  bir yolla uyguladı ki, Fotoğrafları insan karakterinin aldatıcı tarzda basit bir dışavurumu olarak ortaya çıktı.

İnsanlığı  yalın ve dürüst olarak  yorumlayan  Fotoğraflarıyla Malaya Yarım Adası’na, Kamboçya ‘ya, Siam Adasına, Tayvan’a ve Çin’e seyahat etmiş olan Thomson’da aynı bakış açısına sahipti.

Üçlünün  bir  diğer  üyesi olan  Paul  Martin,  kamerasını ustalıkla gizleyerek, İngiliz kıyı şeridine yaptığı kısa  gezilerinde yeni tarz bir Fotoğrafçılığın öncülüğünü yaptı.

Bu   Fotoğrafçılar   ve  onları   izleyenler   20.yüzyılın başlangıcına, realizmi canlandırarak geldiler. Onlara ve stüdyo Fotoğrafçısı  olmayanlara  göre  çektikleri  doğal  Fotoğraflarla modern Fotoğrafçılık önemli bir konuma ulaştı.

Yeni   yüzyılın  ilk  yıllarında  Fotoğrafçılık   hakkında insanların kafasında herhangi bir sorun kalmamıştı. Teknik temelleri  kurulmuştu. Çok sayıdaki usta Fotoğrafçı  artık  yaptıkları sanatla  gurur duymaya başlamıştı. George Eastman’ın Kodak  kameraları  Fotoğraf çekmeyi sıradan insanlar için bir hobiye  dönüştürdü. Fakat herkes Fotoğraf çekerse, Fotoğraf sanatçıları ne yapacaktı? Dönemin önemli Fotoğrafçılarından biri olan Alvin Langdon Coburn, bu konudaki  şikayetlerini şöyle ifade  ediyordu; “ Şimdi her  aceminin bir Brownie makinesi var. Fotoğraf bir kutu  kibrit kadar yaygın bir hale geldi. Fotoğraf, rastgele çekimler  yapılabilecek  kadar çok kolaylaştı. Ve sonunda küçümsenmeye  başlandı. Sanatımıza saygınlık kazandırmak için neye ihtiyacımız var? “

Alvin yalnız değildi. En iyi amatörlerin ve profesyonellerin bir çoğu, Fotoğrafın ne olduğu veya olabildiği konusunda  çelişkiye  düştüler. Hepsinin ortak bir düşüncesi  vardı:  Fotoğraf resim  sanatının  kötü bir taklidi ve yaşama  tutulmuş  bir  ayna değildi… O zaman Fotoğraf neydi?

Bu belirsizliği aşma adına ortaya çıkan insanlardan birisi Alfred  Stieglitz  ‘di. Stieglitz, 19.yüzyıl sanat geleneği  ile yetişmiş fakat bu eğitimin gerisinde kişisel tarzını da yaratmıştı. Diğerlerinden farklı olarak Stieglitz, resmin ve heykelin sanatın yasal formları olduğunu fakat Fotoğrafın bu yasallıktan nasibini  almadığını savunan eleştirmen ve  sanatçıların  yarattığı aşağılık  kompleksini yok etmeyi başardı. Fotoğraf sanatının  hak ettiği  yere  gelmesi için verdiği savaşta,  modern  sanat  adına  Amerika’da zaferler kazandı.

Bütün yaptığı işlerde Stieglitz hem sanatçıları desteklemiş hem de kendi özel Fotoğraf çalışmalarında , deneysel  yöntemlerin doğruluğuna olan inancını geleneksel yöntemlerin genel  tatlarına ve  yapısına karşı savunmuş ve sonunda  kazanmıştır.

Yeni yüzyılın değişim için en uygun zaman olduğu ve  bütün sanat dünyasının olgunlaştığı bir gerçektir. Stieglitz’in başarısına  ulaşmak zordu, ama yine de birkaç Fotoğrafçı  yoğun  olarak kişisel  tarzlarını ön plana çıkararak çalışmışlardır.  Bunlardan biri  Clarence H.White’dı. White, etkileyici görüntüler  üzerinde deneysel  çalışmalar yaparak Fotoğraf sınırlarını metodik  olarak genişletti. White’ın ilgilendiği tarzda Stieglitz ve çağdaşı Alvin Longdon Coburn’da çalışmıştı. Bunlar, resmin çekici  niteliklerinin farkındaydılar, ancak resimleri taklit etmek gibi bir  niyetleri yoktu. Bunun yerine, taklitler yapmadan, sanatsal  değerleri olan Fotoğraflar yapmak amacıyla sanatın estetik değerlerini kullandılar. Başarılı çalışmaları bu dönemin ürünleridir.

Aynı dönemde Avrupa’da Fotoğrafla ilgilenen bir grup,  Fotoğrafı  ve resmi oldukça farklı bir yolla birleştirmeye  çalıştılar. Peter Henry Emerson’ın önderlik ettiği natüralist  Fotoğrafçılar resime benzetilmiş Fotoğrafa büyük bir darbe  indirdi. Fakat Robert Demachy’nin liderliğinde bir çok Fotoğrafçı, negatifleri ve baskıları arasına kendi çalışmalarını  koyarak diğer  görsel sanatlarla rekabet edecek farklı  yaklaşımlar araştırmaya  başladılar. Yeni teknikler bularak veya  eski  baskı tekniklerini canlandırarak, dokular ve son baskıların imajlarını bile  değiştirdiler. Demachy ‘nin çalışmalarında olduğu gibi,  bu tarz  Fotoğraflar o güne değin üretilmiş olanlar kadar  grafiksel açıdan karmaşık ve ayrıntılıydı.

Bu  dönemin  bütün Fotoğrafçıları  sanatla  açıkça  ilgili değildi. Eugene Atget ve Lewis W.Hine çevrelerindeki dünyayı  Fotoğraflamak üzere yoğunlaştılar ve yalnızca resimsel kayıtlar olmayan  belgesel Fotoğraflar yaptılar. Atget,  yaşamını  bütünüyle Paris’i  Fotoğraflamaya adamış, katı bir yaşam süren  farklı  bir insandı.  Fotoğrafları, kenti ve kentin insanlarını, sonraki  kuşakların benimsediği belgesel Fotoğrafçılığın yalın ve temiz  örnekleridir.

Hine, endüstrileşmiş  Amerika’da  düşük   ücretle    kötü koşullarda  işçi çalıştıran yerlerdeki göçebelerin  özellikle  de çocukların   ve  işçilerin  sömürülmesini    göstermek   amacıyla Fotoğraflar çekti. Hine, oldukça fazla seyahat eden, yaşamı sorgulayan bir insandı. Fotoğrafçıların sosyal bir eleştirmen olduğunu savunan geleneğin kurucularından biri idi.

Bu gelenek, 1930’ların ekonomik buhran döneminde  Amerika’ nın  en  iyi Fotoğrafsal yorumunu üretti. Aynı  zamanda  sanatsal birçok  kriter Hine’a rehberlik etti;  kompozisyonlarını  formun, çizginin ve dengenin katı ilkelerine göre düzenledi. Fakat  Hine’ ın Fotoğraflarının zorlayıcı gücü klasik sanata olan  bağlılığından  kaynaklanmaz. Aksine Fotoğrafçının konularına olan  sempatisinden kaynaklanır. Benzer duygular ve çalışmalarındaki entelektüel kontrolün yardımıyla, bu dönemin en iyi Fotoğrafçıları,  Fotoğraf sanatını 20.yüzyıla güvenle taşıdılar.

1920-40  döneminin başlarında ve sonunda,  dünya  savaştan yorulmuş ve yıpranmıştı. Bu yıllar arasında, dünya anarşiyi, hayal kırıklığını, yanlış amaçlar ve son olarak savaş için  silahlanma yarışını  yaşıyordu. Bu yirmi yılın en iyi Fotoğrafçılarının  sevimli  görüntülere, resim taklitçiliğine, yapaylığa ve  çelişkili olarak harfi harfine uygulanan realizme karşı gelmeleri şaşırtıcı değildir.

Fotoğrafçılık  bu dönemin başlamasından çok kısa bir  süre önce o sevimli görüntülerden uzaklaşmıştı. Amerikan sanat Fotoğrafçılığının büyük ustası Alfred Stieglitz, bütün bunları  reddetti. Philedelphia’daki Wanamaker sergi salonundaki 1.100  Fotoğraftan  55’ine  ve uzlaşmaz bir realist olan Paul  Strand’e  iki önemli  ödül  verildi. Stieglitz, bu konuyla  ilgili  düşüncesini şöyle ifade etmişti: “Gerçeği aramak benim vazgeçilmez  düşüncemdir.”

Amerika Birleşik Devletleri ordusunda hava Fotoğrafçısı  olarak  görevlendirilmiş olan Edward Steichen, 1.Dünya  Savaşı’ndan geri  döndüğünde bütün Fotoğraflarını yaktı. Kendini yalın  Fotoğrafçılığa  adadı ve o yaz tam bir realizme erişmek  ve  mükemmel  bir  kontrol düzeyini yakalamak için, siyahtan beyaza  derecelendirilmiş  tonların yer aldığı beyaz bir fincan ve tabağı  1.000′ den  fazla  sayıda Fotoğrafladı.

Edward Weston “soft focus”(yumuşak netlemeli) çekim tekniği ve çarpıcı tonal etkiyi yaratan  yıldız  adaylarının portrelerini de  çekerek  bir  hayli yüksek ücretler alan varlıklı bir Fotoğrafçıydı,fakat özel efektlerden  ve rötuşlardan bıkmıştı. Weston “Uzlaştım ve kendimi  sattım” diye yazmıştır. Başka bir zamanda şöyle yazmıştı; “Ben  yalnızca rolümü oynamak için donandım.” Bir gün Weston sahip  olduklarını bir kenara atarak Mexico’ya gitti.

Devrim  sadece Amerika’da değil bütün dünya  Fotoğrafçılığında yaşanıyordu. Almanya’da 1920’lerde   Albert  Renger-Patzsch şöyle diyordu: “Eğer Fotoğraflar gerçekle ilgili nesnel değerler taşımıyorsa hiç bir şeydir.”

Bu dönemde yeni geliştirilen minyatür kamera, farkedilmeyecek derecede küçük, her koşulda Fotoğraf çekilecek kadar hızlıydı. Bu  kameralar, konularını poz vermeden yakalayan Erich Salomon’a foto muhabirliğin  tekniklerine öncülük etmesinde yardımcı  oldu.  Sıkıntı vermeden ve sıklıkla gizlice çalışarak diplomatik  konferansları, devam  eden mahkemeleri, Birleşik Devletler  Anayasa  Mahkemesini bile görüntüledi. Sanatsal değeri olmayan ancak doğal ve  değerli belge Fotoğrafları çekti.

Başka bir grup Fotoğrafçı savaşa isyan etti ve  yeteneklerini,  kalıplara sık sıkıya bağlı olan realizmi rezil  etmek  ve esrarlı  göstermek için kullandılar. Man Ray ve Laszlo Moholy  Nagy kamerayı  bir org gibi kullandılar, bunu çift ışıklamalar,  fotomontajlar, solarizasyonlar kullanarak yaptılar. Dünyaya karşı geliştirdikleri   küçümseyici  bakış açılarını ve onun  sahte,  yüzeysel  değerlerini Fotoğraflarında gösterdiler ve yetersiz  saygınlıklarını  abarttılar.  Yüzeysel görünüşün  altındaki  gerçeği göstermek için yeteneklerini sonuna kadar kullandılar.

 

Nikolay Lenin’in bir zamanlar gözlemlediği  gibi: Devrimler yıktıkları  kadar yaratırlar. Zamanla Fotoğrafik devrim de  kendi kurumlarını  oluşturmaya  başladı. Bunların en  özverili  olanlarından biri de “f/64” grubudur. Bu grup adını bazı kameralarda bulunan en kısık diyafram açıklığından almıştır. Böyle bir diyafram açıklığı  doğal olarak maksimum netlik verir. Grubun  gerçeklikle eşit  saydığı hoş detaylar ve keskinlik bu diyafram açıklığı  ile mümkündü.

Sonraki birkaç yıl içinde ABD hükümeti Fotoğraf  kurumlarını oluşturdu. Ekonomist Roy  Stryker  kiracı  çiftçiler  ve  ürünleriyle borçlarını ödeyen çiftçilere yardım etmek için çağrıldığında, Fotoğrafların en iyi savunma yolu olduğuna karar verir. Stryker, aralarında Dorothea Lange, Walker Evans ve Ben Shan’ın da yer  aldığı  efsanevi Fotoğrafçıları, kırsal kesimin yoksulluğunu  Fotoğraflamak  için gönderdi. Bunlar çiftçilerin kötü  koşulları  ile ilgili  gerçekleri görüntülediler. Fotoğraflar gazete ve  dergilerde geniş bir ilgi uyandırdı. Sadece çiftlik programını  anlatmak  için değil, aynı zamanda diğer Fotoğrafçıların bu  bölgelere gidip gerçeği görüntülemelerine esin kaynağı oluşturmuşlardır.

Tinsel olarak Fotoğrafçılığın bu kuşağı oldukça başarılıydı. Bu insanlar maddi olarak çok az şey kazandı. Weston uzun süre yoksulluğun sınırında yaşadı. Weston’un günlüğü, insanın içini karartan cümlelerle doludur. ”26 Haziran 1927, Pazar, Çok şanssızım. Chandler  alışveriş için verdiğim 5 doları kaybetti. Bu bir  baskıdan  elde ettiğim 10 dolardan  arta kalan paraydı ve  beni  bir hafta idare edebilirdi.”

Andre Kertesz, Vogue, Harper’s Bazaar ve Town  and  Country dergileri için çektiği moda Fotoğrafları ile zenginleşti. Kertesz, iyi  bir gelir sağladığı dergileri bıraktı ve gerçekçi  Fotoğrafa geri döndü. Gerçekçiler, Fotoğrafta belirgin bir görev  duygusuna sahipti.  Dünyaya kendilerini olduğu gibi göstermek istediler  ve iki dünya savaşında olduğu gibi yansıtmakta başarılı oldular.

Louis  Daguerre’in  buluşunu dünyaya ilan  etmesinden  bir yüzyıl sonra, Fotoğraflarla karşılaşmadan geçen bir gün hemen hemen hiç yoktu. Fotoğraflar her yerdeydi. Dergilerin, gazetelerin, kitapların sayfalarında, müzelerin duvarlarında, otobüslerin  kenarlarında ve büyük ilan panolarında, yaşamdan daha parlak  renklerle  kullanılan Fotoğraf, artık yaşamın ayrılmaz bir  parçasıydı. Yüzyılın  ortalarında, İkinci Dünya Savaşını takip eden hızlı gelişme döneminde Fotoğraf makinesi üreten şirketler  milyonlarca doları  kameralara, filmlere, ışık ölçerlere, flaşlara ve her yıl artan oranlarda gelişmekte olan Fotoğraf makinelerine yatırdılar. 1954’de  Amerika’da 17.293 profesyonel Fotoğraf  stüdyosu  vardı. Aynı yıl amatör Fotoğrafçılar iki milyar Fotoğraf çekti.

Peki Fotoğraf sanatı ne durumdaydı? Ustalar neler yapıyorlardı?

Bazen  hiçbir şey kesin olarak yeni gibi görünmüyordu. Hiç bir ikon kırılıp parçalanmadı ve hiçbir yeni ilah ortaya çıkmadı. Çünkü  ana temalar zaten oluşturulmuştu. Şimdi, daha  önce  öncülük etmiş teknikleri  geliştirmek, sadeleştirmek  ve  ilk  yıllardaki buluşları kullanmak zamanıydı. Bu dönemin Fotoğraflarından  bazıları o güne kadar yapılmış olanların en iyilerindendi. Hiçbir fotomuhabiri  olayları anlatan anları Henry  Cartier-Bresson  kadar muhteşem bir şekilde yakalayamamıştı. Bresson, Erich Salamon ve Andre Kertesz tarafından açılmış olan yolda ilerliyordu. Arnold Newman  ve Philippe  Halsman gibi portreciler daguerreotype gibi eski  gelenekleri  devam ettirdiler, fakat bu yönteme yeni  psikolojik  bir derinlik ve teknik yeterlilik kazandırdılar.

Bununla birlikte, yeni şeyler oluşmaya başlıyordu. Bunlardan  biri  Fotoğrafçılığın farklı branşlarının  arasında  yapılan zengin bir çapraz üretimdi. Dergilerin sayfalarında hızla  gelişmekte olan fotomuhabirliği, Fotoğraflarında kişilikleri aktarmaya  çalışan  portre Fotoğrafçılarının yaklaşımını yoğun olarak  etkiledi.  Newman, sanatçıları kendi sanat araçları ile  görüntüledi; Bir  müzisyeni  piyanosuyla, bir ressamı resimleriyle…  Klasik portre ustası olan Yousuf Karsh bile Nikita Krushchev’i, Rus köylüsünün  ölümsüz sembolü olan kürk paltolarla sarıp  sarmalayarak çekti. Deneysel Fotoğraf ustalarından Man Ray ve  Moholy-Nagy’nin miras bıraktığı güçlü bir sürrealist etki, portrecilerin ve fotomuhabirlerinin çalışmalarına renk kattı. Halsman’ın çok  sayıdaki Salvador  Dali portresi, sanatçıyı fantastik, havada asılı  duran ürkütücü bedenlerden yapılmış kabusumsu ortamlarda gösterir. Bill Brandt, yaratıkların, bedenlerin garip ırmakları, Fotoğrafta akar gibi görünen, görsel olarak çarpıtılmış nü Fotoğraflar üretti.

Daha derin bir itici güç, birçok Fotoğrafçının  çalışmalarına egemen olmaya başlamıştı. Yıllardır yaptıkları çalışmalardan  daha bilinçli duygusal Fotoğraflar çektiler, Fotoğrafçılar  şimdi kameralarının önüne kendi duygularını aktaran konularını  yerleştirdiler. Sanatçının kişisel görüş açısı, her zaman muhteşem  Fotoğraflar yapmanın yolu olmuştur.

1930’larda özgün Fotoğrafçılık moda olduğunda Fotoğrafçılar genellikle  kendi  bakış açılarını  konularının seçiminde ifade ettiler; etkileyici bir manzara, aşıklar arasındaki sıcaklık, ekonomik buhranın sıkıntısını yüzünde yansıtan göçmen gibi..Fotoğrafçı seçimini yapınca, görüntüyü kaydetmek üzere  kamerasını kullandı. Aynı yöntemle fotomuhabirleri de nesnel haber Fotoğrafları  ürettiler. Fakat bazı Fotoğrafçılar köşe yazarları gibi kişisel yorumlarını sunmaya başlıyorlardı.

Brandt’ın belgesel Fotoğraflarını dolduran karanlık, kendi içine dönük ve inceleyici özelliği Fotoğraflarını görsel bir  şiire dönüştürüyordu. Başka bir fotomuhabiri de W.Eugene Smith’dir. Smith  insanlığın  kederlerini ve  mutluluklarını  Fotoğraflarken zorlandığından sözeder.

1930’larda  Edward Weston ve Ansel Adams’ın kurduğu  Fotoğraf okulu f/64 grubunun ortaya attığı ilk  kavramdır. Amacı kendi özüne dönüşü anlatan, Fotoğrafların en titizi gibi görünen, dünyayı  teknik olarak mükemmel bir kameranın gördüğü gibi  ifade etmekti.  Fakat grubun üyeleri garip bir şekilde nesnel  olmayan, neredeyse  mistik ifadeler kullanmaya başladılar. Adams,  1948’de şöyle diyordu: “Fotoğraf sevginin ve gizli olanın açığa çıkarılmasının  aracıdır,  aynı zamanda yüzeyin altındakileri  görmeli  ve bütün herşeyde yaşayan insanlığı ve doğayı kaydetmelidir.”

Fakat,  belki en içteki duyguların  dışavurumuna,  dönemin diğer bir Fotoğrafçısı Aaron Suskind tarafından ulaşıldı. Suskind 1952’nin yazında çekilmiş yakın plan Fotoğrafları yorumlaması istendiğinde şöyle der: “Aslında kayalarla ilgilenmiyorum, ben kendimle ilgileniyorum.” Onlarca yıl önce hiçbir Fotoğrafçının yapmayı düşünmemiş olduğu bir açıklamaydı bu. Fakat 1970’lerde o ciddi Fotoğrafçılar bunu tamamen tuhaf olarak yorumladılar.

(Bundan sonraki aşamaları sizler için derleyip yayınlamaya çalışacağız*)

Hazırlayan : Cengiz Oğuz Gümrükçü

Kaynak: http://www.belgeselFotoğraf.com

*Nar Sanat Editör

Not : Yazının orjinalinde fotoğraflar olmayıp editörümüz tarafından yazıya fotoğraflar sonradan eklenmiştir.

 

 

!F İstanbul Bağımsız Filmler Festivali İzmir ’de!

Yılın en çok konuşulan ödüllü bağımsız filmleri ve yönetmenlerini izleyiciler ile buluşturacak olan festival, her zamanki gibi ilginç konukları, renkli partileri ve eylem-odaklı atölye çalışmaları ile dolu bir program sunuyor. Üstelik filmler bu yıl İstanbul ve Ankara’nın ardından İzmir’e de gidiyor!

Tahrir’den Occupy’a kadar dünyayı çalkalayan sokak hareketlerinin damgasını vurduğu bir yılın ardından 11. si yapılacak olan !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali de seyircisini ‘Hareket’e davet ediyor! Yılın en çok konuşulan ödüllü bağımsız filmleri ve yönetmenlerini izleyiciler ile buluşturacak olan festival, her zamanki gibi ilginç konukları, renkli partileri ve eylem-odaklı atölye çalışmaları ile dolu bir program sunuyor. Üstelik filmler bu yıl İstanbul ve Ankara’nın ardından İzmir’e de gidiyor!

The Descendants, Take Shelter ve Bellflower gibi yılın en çok konuşulan bol ödüllü filmleri Hit Filmler bölümünde Digitürk işbirliğinde yerini aldı. 2012 senesine özel yeni bölümleri arasında NTV işbirliğinde People Power/Arka Bahçe, CNBC-e ortaklığında e-şıkkı ve Turkcell Profesyoneller Kulübü’nun sunduğu Yol bölümü var. !f İstanbul klasiklerinden olan Fantastik Filmler ise gnctrkcll ortaklığında.

!f İstanbul’un bu seneki sürprizlerinden biri ise müzik filmleri, partileri ve etkinliklerini Adidas Originals ana sponsorluğunda !f Music başlığı altında toplaması ve ünlü İngiliz besteci Micheal Nyman gibi konukların da katılımıyla genişletmesi.

Festival 16-26 Şubat tarihleri arasında AFM Fitaş Beyoğlu, Maçka G-Mall, AFM İstinye Park ve AFM Caddebostan Budak, 1-4 Mart tarihlerinde Ankara CEPA’da, 2-4 Mart tarihlerinde İzmir Balçova KİPA’da gerçekleşecek.

Festivalin biletleri 3 Şubat’ta Mybilet’ten indirimli ön satışa çıkıyor.

13 Ocak’tan itibaren satışa çıkacak sınırlı sayıdaki G!ft Card ile hafta içi gündüz seanslarına 10 bilet ve 1 gece yarısı seansı bileti 40 TL olacak.

 

İşte 2012 festivalinden bazı ana başlıklar:

Sundance Yine !f İstanbul’u Global Merkezlerinden Biri Seçti

Robert Redford’un bağımsız filmlere ve yönetmenlere bir yuva olarak yarattığı Sundance Enstitüsü !f İstanbul ile olan ortaklığının 2. senesinde yine Sundance Lab’in senaryo yazım eğitimlerini, taze Sundance filmlerinden bazıları ile birlikte !f İstanbul’a getiriyor.

Ünlü Mısırlı Aktivist ve Oyuncu Khaled Abdol Naga Keşif Jürisinde

Festivalin uluslararası yarışması Keş!f yine genç yönetmenlerin ilham veren filmlerinden oluşan bir seçki ve bu senenin jüri üyeleri Yeşim Ustaoğlu, Andrea Picard, Mark Adams, Jonathan Cauoette, Khaled Abdol Naga ile cesaret ve yenilik dolu filmlerle İstanbul’da olacak. Bağımsız sinemanın yeni yeteneklerini, sinemanın ustalarıyla bir araya getiren !f İstanbul festivalin son hafta sonunda dünyanın farklı yerlerinden genç sinemacıları ve sinema duayeni ustaları buluşturuyor.

Jacques Nolot İstanbul’da! Fransız L’ACID 20. Yılını !f İstanbul ile Kutluyor

Bağımsız sinemanın Paris merkezli kuruluşu L’ACID 20. yılını kutlarken gözden kaçmış modern klasiklerden ve yeni yapımlardan oluşan bir seçkiyi !f İstanbul ortaklığında festival kapsamında bağımsız sinema severlere ulaştıracak.

Seçkide yer alan filmler bol ödüllü Blissfully Yours (Apichatpong Weerasethakul), aykırı İsrailli yönetmen Avi Mograbi’den Avenge But One of My Two Eyes, Locarno’da Gümüş Leopar ödüllü Curling (Denis Côté) ve Cannes En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu ödüllü L’humanite (Bruno Dumont).

Program kapsamında ayrıca ünlü oyuncu Jacques Nolot, Avant Que J’oublie adlı meşhur filmini sunmak üzere İstanbul’da olacak.

İlk kez verilecek Yeni bir Dünya için Sinema ödülünü almak üzere Rupert Everett !f istanbul’da!

Ünlü İngiliz oyuncu hem Zenne filminin özel bir gösterimini sunacak, hem de festivalin Yeni bir Dünya İçin Sinema ödülünün ilk sahibi olacak.

Gey olduğunu açıklayıp Hollywood’da başarılı bir oyunculuk kariyerine imza atan ilk oyuncu olarak bilinen Everett bu anlamda eşcinsellerin görünürlüğü için verilen mücadelede özel bir yere sahip.

!f’in verdiği ödül, Everett’ın ‘herkesin korkusuzca kendisi olabileceği bir dünyaya sinema yoluyla yaptığı katkılar’ için 26 Şubat’ta özel bir tören ile verilecek.

AHMET YILDIZ’IN DAVASINI YAKINDAN TAKIP ETTI

Everett, Lord Byron hakkında televizyon için çekilen bir belgesel nedeniyle Türkiye’de bulunduğu sıralarda Ahmet Yıldız’ın babası tarafından gey olduğu için öldürüldüğünü öğrendi. Zenne filmine konu olan bu cinayet hakkında ‘Türkiye’de eşcinsel olarak yaşamanın kolay olduğunu sanmıyorum’ demişti o sırada. Olaydan 5 yıl sonra, Everett bu kez Zenne filminin özel bir gösterimini sunmak üzere İstanbul’a geliyor.

Ünlü oyuncu Rupert Everett ilk kez 1981 yılında Another Country filmindeki öğrenci rolüyle tanındı. Dokuz sene sonra, Paris’te bir röportajda gey olduğunu açıkladı ve o günden beri eşcinsel hakları ve bu konudaki önyargıları yıkmak için mücadele ediyor.

Everett’ın bir oyuncu olarak ünlenmesi 90larda The Madness of King George, Robert Altman’ın Ready to Wear gibi filmlerin ardından Julia Roberts ile birlikte oynadığı My Best Friend’s Wedding ile oldu. Ardından John Schlesinger’ın The Next Best Thing ve Oskar ödüllü Shakespeare in Love gibi filmlerde oynadı.

Everett’ın Türkiye ziyareti British Council tarafından destekleniyor.

Dünyanın Büyük Festivallerinden Topladıkları Ödüllerle !f’e Gelen Hit Filmler

Her sene olduğu gibi bu sene de Toronto, Venedik, Cannes, Sundance, Independent Spirit, Golden Globe ödüllü ve festival gezgini filmler Digitürk işbirliği ile !f İstanbul programında yerini aldı.

Alexander Payne’in senenin en çok konuşulan ödül rekortmeni filmi The Descendants / Senden Bana Kalan, Jeff Nichols yönetmenliğindeki Cannes dahil 10 ödüllü Take Shelter / Sığınak, Evan Glodell’in mucize yönetmen olarak tanınmasını sağlayan Bellflower / Arıza Aşk, Jonathan Levine ve Seth Rogen’ı gerçek bir kanser hikayesinin komediyle karışık dram uyarlamasında bir araya getiren 50/50 / Şansa Bak Hit Filmler’den sadece bazıları. Michelle Williams’ın iki aşk arasında kaldığı Take This Waltz / Bu Dans Senin , tarihimizin en radikal çevreci grubunun hikayesini anlatan If A Tree Falls: A Story Of The Earth Liberation Front / Eğer Bir Ağaç Devrilirse: Yeryüzü Özgürlük Cephesi’nin Hikayesi , 60’ların ve Ken Kesey ile Marry Pranksters’ın ruhunu orjinal görüntülerle belgeselleyen Magic Trip / Sihirli Yolculuk , Todd Solondz’un Venedik, Locarno ve Toronto’dan ödülle gelen yeni filmi Dark Horse / Kara At, Sundance, SXSW ve Locarno gezgini Azazel Jacobs filmi Terri / Terri de Hit Filmler arasında.

11. Senenin Yeni Bölümleri – Dünyaya Kapalı Kalamazdık

Bu sene Mısır’dan Amerika’ya uzanan hareketlenmeler ve yeni bir dünya düzeni isteyen insanların eylemleriyle geçti. Bu hareketlerden esinlenen NTV işbirliğindeki People Power / Arka Bahçe bölümünün ön plandaki filmleri arasında Tahrir 2011: The Good, The Bad And The Politician ve Pockets of Resistance var. Bölümün yönetmenleri de konuklarımız arasında olacak.

Diğer yeni bölümümüz e-xperiments / e-şıkkı, sınırların muğlaklaştığı, tabuların ortadan kalktığı denemeye korkmayan karakterlerin hikayelerini perdeye taşıyor. CNBC-e işbirliğindeki bölümün ön plana çıkan filmleri arasında 17 Girls / 17 Kız, People I Could Have Been And Maybe Am / Olabileceğim Belki De Olduğum İnsanlar, Empire North / Empire North var.

Bir başka yeni bölüm olan Turkcell Profesyoneller Kulübü işbirliğindeki The Trip / Yol bölümündeki filmler sadece uzaklara yapılan yolculukların değil, aynı zamanda insanın kendi içinde ve kafasında yaptığı yolculukların da filmleri. Çok ses getiren Tarnation filminin yönetmeni Jonathan Cauoette’in son filmi Walk Away Renee ve Radiohead’in Meeting People is Easy ve Joy Division filmlerinin ünlü yönetmeni Grant Gee’nin son filmi Patience After Sebald / Sabır (Sebald’in İzinde), bu bölümde.

SALT Beyoğlu Açık Sinema’da Ücretsiz Sinema ve Konuşmalar

Sinefilleri sinema salonlarından çıkartıp buluşturan !f İstanbul’un 2012’deki etkinlik merkezi SALT. Festival süresince ücretsiz film gösterimleri ve konuşmalar burada gerçekleşecek.

Radiohead ve Joy Division Filmlerinin Yönetmeni Grant Gee Anlatıyor
Radiohead ve Joy Division gibi gruplar hakkındaki ödüllü belgesellerinden tanıdığımız yönetmen Grant Gee tarafından çekilen Sabır (Sebald’in İzinde) filminde Sebald’ın bir yayıncısı, yazarın İngiltere kıyısında yaptığı bir yürüşün etrafında anı, kurgu, sanat, tarih, bellek arasında dolanan belki de en tanınmış kitabı Satürn’ün Halkaları’nı nasıl sınıflandıracağını bilemediğini anlatıyor. Kitap roman mıdır, düzyazı mı, seyahatname mi, yoksa tarih mi? Emre Ayvaz’ın Gee ile uyarlama üzerine yapacağı sohbeti kaçırmayın!

Ünlü Besteci Michael Nyman İle Buluşmak
Piyano, The End of the Affair, Gattaca ve Peter Greenaway filmlerine yaptığı bestelerle sayısız ödül kazanan besteci Michael Nyman ilk filmi Kameralı Nyman’ı festivalde sunduktan sonra, !f Music kapsamında sesle görüntü arasındaki ilişkiyi keşfettiği bir konuşma yapıp, kısa filmlerinden parçalar gösterecek. British Council desteği ile konuk olan müzisyen ve yönetmen Nyman, birçok festivalde ödül almış filmlerin bestecisi olarak edindiği deneyimleri aktaracak.

!f İstanbul Yeni Bir Mini-Festivalle Geliyor – !f Music

2012 senesinde 16-26 Şubat tarihlerinde gerçekleşecek 11. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali yeni bir sürprizle geliyor. adidas Originals ana sponsorluğundaki mini-festival !f Music, müziğin tüm yansımalarını bir araya getiriyor. !f Music ile müzik filmleri, müziğin mutfağından etkinlikler ve partiler bir arada !f İstanbul’da.

!f Music filmleri, Chemical Brothers’dan Devendra Banhart’a, Courtney Love Curt Cobain ilişkisinden erkek egemen müzik dünyasında kadın olmayı anlatan Patty Schemel’e, Le Tigre’ye ve Japonya’nın mistik seslerine uzanıyor. !f Music Partileri’nde, Kate Simko Nisan 2011’de Berlin’de yarattığı çığır açan canlı ‘A/V’ şovu ile !f Music Açılış Partisi’nde Ghetto’da! 3 mekana birden yayılacak olan Gökkuşağı Partisi’nde ana sahnede Nomi Ruiz (Jessica 6) DJ setinin ardından sürpriz bir PA performansı da yapacak.

!f Music’in ilk sürprizi Chemical Brothers’ın filmi Don’t Think’in dünyanın sayılı şehirlerinde eş zamanlı yapılacak olan gösterimine İstanbul’u da eklemek oldu. 26 Ocak gecesi seçilmiş 26 şehirde yapılacak eşzamanlı gösterimin bir ayağı da İstanbul’da gerçekleşecek. Tüm dünyada sayılı insanın parçası olabileceği bu canlı sinema olayı adidas Originals ana sponsorluğundaki !f Music kapsamında!

!f Music Partileri

!f İstanbul’un adidas Originals ana sponsorluğundaki ve Tuborg ortaklığındaki yeni festivali !f Music sadece Sesli Yaşam filmleri ve müzik etkinlikleri ile değil partileriyle de çok konuşulacak.

!f Music Açılış Partisi / !f Istanbul Opening Party

18 Şubat Cumartesi

Feat. Kate Simko (US) Live + DJ Set
Warm up- Close up : Dearhead
Visuals by Jeffrey Weeter

Jeffrey Weeter’ın gerçek zamanlı video kurgusu ile Kate Simko’nun canlı performansı birleşiyor ve ‘Canlı Sinema’ adını verdikleri 2011 şovu İstanbul’lu müzikseverlerle buluşuyor. Kendine özgü canlı bir sinematik deneyime dönüşecek performans daha önce Asya, Avrupa ve Amerika’da Fabric, Verboten (New York), Culture Box (Kopenhag), Cocoliche (Buenos Aires), Rex Club (Paris) gibi kulüplerde gerçekleşti, şimdi ise !f İstanbul ile ilk defa GHETTO’da ! Gecenin açılışını ve kapanışını Dearhead yapacak.
!f Music Gökkuşağı Partisi / !f Rainbow Party
24 Şubat Cuma

Feat. Jessica 6, Barış K, Dearhead, Mr.Sür, Elif & Duygu

!f İstanbul’un gelenekselleşen, rengârenk partisi yine sevenlerinin gözünü arkada bırakmıyor! Babylon’un ev sahipliğinde gerçekleşecek ve 3 mekana birden yayılacak olan partide ana sahnede DJ setinin ardından sürpriz bir PA performansı da yapacak olan Nomi Ruiz (Jessica 6), ve hemen sonrasında seti devralacak Barış K, Dearhead, Mr. Sür, Elif & Duygu tüm gece ana sahnedeki herkesi dans ettiriyor olacak.

!f İzmir programı 3 Şubat 2012 tarihinde açıklanacaktır.

 

http://www.izmirdesanat.org