Marmara Üniversitesi bünyesinde Prof. Dr. Ece Karşal tarafından kurulmuş olan Marmara Flüt Orkestrası olarak, İstanbul Esenler Belediyesi işbirliğiyle gerçekleştirilecektir. “Amatörler İçin Flüt Yarışması 2021”i sizleri bekliyor!
Marmara Flüt Orkestrası 2015 yılında Flüt Sanatçısı ve Eğitimcisi Prof. Dr. Ece Karşal tarafından kurulmuştur.
Prof. Dr. Ece Karşal
Marmara Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi’nin desteği ile enstrümanlar temin edilmiş ve 2015’in Kasım ayında orkestra çalışmalara başlamıştır. Türkiye’nin flüt ailesinin tüm üyelerini barındıran ilk orkestrası olan Marmara Flüt Orkestrası’nda farklı yaş kategorilerinde profesyonel flüt sanatçıları, öğretmenler, ileri düzeyde flüt çalabilen amatör flütistler, ilk, orta, lise ve üniversite düzeyinde olmak üzere farklı eğitim seviyelerinde branşı flüt olan seçilmiş müzik öğrencileri görev almaktadırlar. Marmara Flüt Orkestrası, kısa sürede önemli başarılara imza atmıştır. Grup, yurt içi ve dışında seçkin konser salonlarında konserler vermiş ve kısa bir süre içerisinde 2016 yılında Uluslararası Nefesli Sazlar Festivali’ne katılma hakkı kazanarak 3 Türk bestecinin Marmara Flüt Orkestrası için yazmış olduğu eserlerin uluslararası platformda ilk seslendirilişlerini gerçekleştirmiştir. Türk bestecilerinin eserlerini seslendirmek ve tanıtmak orkestranın hedefleri arasındadır.
Orkestra, 2018 yılının Temmuz ayında Bulgaristan’da gerçekleştirilmiş olan Uluslararası Gençlik Festivali’nde ülkemizi temsil ederek “Klasik Müzik –Orkestralar” Kategorisi’nde 1. lik ve Festivaldeki “En Profesyonel Grup” ödüllerinin sahibi olmuştur. 7 Nisan 2019 Tarihinde Polonya’da düzenlenmiş olan Avrupa Flüt Toplulukları Festivali’nde ülkemizi temsil ederek iki konser gerçekleştirmiştir. Bu festivalde Marmara Flüt Orkestrası için bestelenmiş olan Rahşan İzmirli Oğuz’a ait “Uyanış” isimli eserin Dünya prömiyeri gerçekleştirilmiştir. Topluluk 1 Şubat 2020 tarihinde Flutissmo Festivali kapmasında Fransa’da Mauricio Lozano yönetimindeki “Flûtes d’Azur” ile ortak bir konser gerçekleştirmiştir. Konserde Türk bestecilerinin eserleri ve düzenlemelerinden oluşan bir program seslendirilmiştir. Marmara Flüt Orkestrası, çalışmalarına Marmara Üniversitesi bünyesinde devam etmektedir.
Yarışmaya ait tüm detaylara afişlerden görebileceğiniz gibi aşağıdaki linklerden de takip edip iletişime geçebilirsiniz.
Fransa’da müzede sergilenen bir deniz kabuğunun, tarih öncesinden kalma 17 bin yıllık bir nefesli çalgı olduğu ortaya çıktı.
Fransa’da bir müzenin koleksiyonunda 80 yıldan fazla bir süredir unutulmuş vaziyette duran bir deniz kabuğunun tarih öncesi dönemden kalma bir nefesli çalgı olduğu ortaya çıktı.
Science Advances dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, ilk olarak 1931’de Pireneler’de bir mağarada ortaya çıkarılan büyük kabuk, başlarda duvar çizimleri ve süsleri yaptıkları bilinen Paleolitik halk tarafından kullanılan ortak bir ‘kupa’ olduğu düşünülerek gözden kaçırıldı.
Ancak, güney Fransa’daki Muséum de Toulouse’da tutulan eşyaların yakın zamanda gerçekleştirilen envanter kontrolü esnasında, deniz kabuğu yeniden incelendi ve 17 bin yıllık kabuğun ağızlık olarak kullanılan bir bölgesinin dikkatlice delindiği tespit edildi.
Bunun üzerine, Fransız bilim insanları tarafından görevlendirilen bir müzisyen ise, aletle Do ve Re notalarını seslendirerek nasıl çalındığına ilişkin ipuçlarını ortaya çıkardı.
Aletle mağara resimleri arasında bağlantı olabilir
Araştırma ekibinden mağara sanatı uzmanı Gilles Tosello, konuyla ilgili yaptığı açıklamada deniz kabuğuyla mağara üzerindeki süslemelerin uyum içerisinde olduğunu belirterek “Kabuğun Marsoulas mağara sanatında kullanılanla aynı desenle süslendiğini düşünüyoruz, bu da çalınan müzikle duvarlardaki görüntüler arasında güçlü bir bağlantı kurar. Bildiğimiz kadarıyla, Avrupa’da tarih öncesinde müzik ve mağara sanatı arasında böyle bir ilişkinin kanıtını ilk kez görebiliyoruz” açıklamasında bulundu.
Tosello ayrıca, deniz kabuklarının enstrüman olarak Okyanusya’dan Avrupa’ya, Japonya’dan Hindistan’a kadar çok geniş bir yelpazede kullanıldığını, ancak bir deniz kabuğunun bilinen hiçbir örneğinin bu kadar eski olmadığını vurguladı.
Bulunduğu mağarada çalınacak ekip, sesin ilk duyulduğu mağarada denizkabuğunu çalmayı denemeyi umuyor, Tosello bunun ‘büyük bir duygusal an’ olmasını beklediğini söyledi.
Araştırmacılar, kabuğun tepesi kasıtlı olarak kaldırıldığını ve bilim insanlarının ‘gerçekten karmaşık bir işlem’ olarak nitelendirdiği delik açma işleminin yapıldığını tespit etti. Öte yandan, kabuğun dışında kalan bölgenin de çalan kişinin eliyle sesi ayarlayabilmesi için kesildiği de belirlendi.
Kabuk üzerinde yapılan karbon ölçümü sonucunda, aletin Magdalen avcı-toplayıcılarının son buzul çağının sonunda, bizon ve geyik avlandığı bir zamandan, yaklaşık 17 bin yıl öncesinden kaldığı belirlendi.
Araştırma ekibi ayrıca, alet üzerinde kahverengi organik bir maddenin izlerini de tespit etti. Bu izin, alete ağızlık takabilmek için kullanılan bir yapıştırıcı olduğu tahmin ediliyor.
Kabuğun türünün ise, Biscay Körfezi’nde nadiren de olsa hala görülen Charonia lampas isimli yumuşakça türüne ait olduğu belirlendi. Toulouse Üniversitesi’nden baş arkeolog Carole Fritz de, Magdalenian halkının Atlantik kıyısı ve kuzey İspanya’daki Cantabria bölgesi ile bağlantıları olduğunun bilindiğini söyledi.
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2021/02/flut-tarihi-.png7201800adminhttps://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.pngadmin2021-02-12 10:20:122021-02-12 10:20:12Deniz Kabuğundaki 17.000 yıllık Müzik
Pandemi sürecinde sürekli olarak duruma göre değişen süreç yavaş yavaş netleşiyor. (!)
Elbette kendi arasında birlik olmayan/olamayan Özel Kursların durumu meçhul. Bildiğiniz üzere özel kurslar yönetmeliklere göre neredeyse özel okullarla aynı yönetmeliklerde denetim, teftiş ve ceza uygulamasına tabii olurken Ücret, tahsilat Pandemiden dolayı açma ve kapanmalarda farklı uygulamalara maruz kalmasının yanı sıra örneğin; Özel Okulların öğretmenleri toplu taşıma araçlarından indirimli faydalanırken Özel Kurs Öğretmen,Usta ve uzman öğreticileri bu uygulamaya dahil edilmemektedir.
Üvey evlat muamelesi gören Özel Kursların rakibi ne yazık ki M.E.B. Bağlı diğer kurslar değildir. Öncelikle yasal boşluktan faydalanan “Kaçak ve denetimden uzak kurslar ve farklı adlarla kurs açan Üniversiteler, Özel okullardır. Bu devasa yapılar her türlü devlet koruma teşvikinden faydalanıp adil olmayan rekabet içerisine sokulan ve ayakta kalmaya çalışan, kısıtlı imkanlarla istihdam yaratıp, halkla sanatı buluşturan ve her türlü yönetmelik baskısına maruz bırakılan kursların ve çalışanlarının durumu kimse tarafından dikkate alınmamakta adeta yok sayılmaktadır. Özellikle Özel Kursların öğrencilerinin % 80 gibi bir oranı HAFTA SONLARI kurslara devam etmesinden dolayı ne yazık ki çok zor durumdalar ve bu konu ile ilgili herhangi bir girim ve açıklama hala hazırda yok. Durum hakkında fikri ve zikri olanda hala hazırda yok.
Yok sayılan M.E.B. Özel Kursları her şeye rağmen siz öğrencilerini özledi.
Sayın Bakanın açıklaması şu şekilde.
Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, yüz yüze eğitime geçiş sürecinin ayrıntılarına ilişkin basın toplantısı düzenledi. Bakan Selçuk, “15 Şubat pazartesi günü eğitime başlıyoruz. Köy okullarımızı tüm sınıflarda yüz yüze ve tam zamanlı olarak açıyoruz. Okul öncesine verdiğimiz önem bellidir. 15 Şubat’ta tüm bağımsız anaokullarımızı da açma kararı verdik. İlkokullarımız açılması kararını verdik, haftanın 2 olarak devam edecektir” dedi. Bakan Selçuk, “Öğrencilerimizin okullarımızda yüz yüze eğitime katılımları velilerimizin kararına bağlı olacaktır. Bu durumda çocuklarımız uzaktan eğitime devam edecek, devamsızlık sayılmayacak” açıklamasını yaptı.
İşte Bakan Selçuk’un açıklamalarından öne çıkanlar:
Türkiye’nin salgın tedbirleri açısından eğitim alanındaki uygulamalarıyla dünyada örnek gösterilen ülkeler arasında olduğu belirtmek isterim. 23 Mart 2020 tarihinden bu yana olağanüstü bir performans sergiledik. Tüm öğretmenlerimize ve sabırla bize destek veren velilerimize teşekkür ediyorum.
15 Şubat pazartesi günü eğitime başlıyoruz. Köy okullarımızı tüm sınıflarda yüz yüze ve tam zamanlı olarak açıyoruz. Okul öncesine verdiğimiz önem bellidir. 15 Şubat’ta tüm bağımsız anaokullarımızı da açma kararı verdik. İlkokullarımız açılması kararını verdik, yine seyreltilmiş şekilde haftanın 2 günü olarak devam edecektir.
1 Mart tarihinde sınav dönemindeki öğrencilerimiz de tam zamanlı olarak açılacak. Sokağa çıkma kısıtlaması olan gün ve saatlerde öğrencilerimiz izinli sayılacaktır.
Öğrencilerimizin okullarımızda yüz yüze eğitime katılımları velilerimizin kararına bağlı olacaktır. Bu durumda çocuklarımız uzaktan eğitime devam edecek, devamsızlık sayılmayacak.
ÖĞRETMENLERİN AŞI PLANLAMASI
Yüz yüze eğitime başlayan öğretmenlerimiz için şubat ayı içinde aşı planlaması yapılmaktadır.
Önümüzdeki süreçte farklı sınıf düzeylerinde il bazlı olarak yüz yüze eğitime başlanması kararları alınabilecektir.
Alınan kararın başarıya ulaşabilmesi ve öğrencilerimizin tamamının yüz yüze eğitime geçebilmesi, salgının seyrinin düşüşüne bağlı… Hepinize teşekkür ediyor, dikkat ve özeninizi rica ediyorum.
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2021/02/ziya-selcuk.jpg471840adminhttps://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.pngadmin2021-02-02 11:00:012021-02-02 11:06:22OKULLAR AÇILIYOR YA M.E.B.’A BAĞLI ÖZEL KURSLARIN DURUMU NEDİR?
Hatırlarsanız geçen günkü yazımızda ; “Evlerimize hapsolduğumuz Pandemi günlerinde sanata biraz daha yakınlaşmamız ve bilgi dağarcığınıza az da olsa” aaaa bu o eser değil mi?” demenizi sağlamak için, zaman zaman bilindik veya pek bilinmeyen bir takım sanat eserleri hakkında kısa kısa bilgiler vermeye çalışacağız.” demiştik.
Dolaysıyla Sanata yolcukta bu günkü konuğumuz; Rembrandt – Dr. Nicolaes Tulp’un Anatomi Dersi
Dr. Nicolaes Tulp’un Anatomi Dersi, Rembrandt’ın 1632 yılında, yağlı boya ile tuval üzerinde çizmiş olduğu tablosudur. Eser Mauritshuis Müzesi’nde sergilenmektedir. Tabloda o dönem yılda sadece bir kere düzenlenen anatomi dersi resmedilmiştir.
Tabloda tahta ince uzun bir masa üzerinde yatan kadavra dışında, 8 kişi daha yer almaktadır. Bu kişilerden ikisi dışındakilerin kıyafetleri gri ve soluk mor renktedir. Resmin ön tarafında yer alan iki kişinin kıyafetleri ise koyu siyahtır. Hepsi üzerine pelerin giymiş ve tüm boyunlarını çevreleyen beyaz yuvarlak yakalık takmıştır. Hepsinin yüzü ince, sivri ve sakallıdır. Olay bir anatomi dersi olsa da tabloda cerrahi aletler ve kan yoktur. Tablonun sağ alt köşesinde açık bir kitap dikkat çeker. Tablonun merkezinde kadavra yer almaktadır. Cesedin yüzü ona eğilen kişiden dolayı kısmen gölgelidir. Kadavranın vücudu bembeyazken ayaklarının parmakları ise kararmıştır. Üzerinde sadece cinsel bölgesini örten beyaz bir örtü vardır. Kadavranın sol kolunun derisi tamamen soyulmuş kırmızı kasları görünmektedir. Doktor Tulp bu kaslar üzerinde dersi anlatırken cerrahlar onu dikkatlice takip etmektedirler. Elinde ameliyat makası vardır. İki kişi kadavraya doğru eğilmişken, diğerlerinin bazısı oturur pozisyonda, bazısı ayakta ama hepsi kadavranın etrafındadır. Doktor Tulp’un yanındaki kişi aynı zamanda elindeki notları takip etmektedir. Arka plan flu taş oymalı bir iç mekandır ve kemerli duvarın üzerindeki panoda bulunan çok silik Rembrandt 1632 yazısı aslında ressamın tabloya imzasıdır.
Kaynakça ve daha fazlası için : https://konusanmuze.com/?p=259
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2021/02/Rembrandt_The_Anatomy_Lesson_of_Dr_Nicolaes_Tulp-NarSanat-scaled.jpg19292560adminhttps://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.pngadmin2021-02-01 17:30:062021-02-01 17:30:06Pandemi Günlerinde Sanata Yolculuk için REMBRANDT
Evlerimize hapsolduğumuz Pandemi günlerinde sanata biraz daha yakınlaşmamız ve bilgi dağarcığınıza az da olsa” da bu o eser değil mi?” demenizi sağlamak için, zaman zaman bilindik veya pek bilinmeyen bir takım sanat eserleri hakkında kısa kısa bilgiler vermeye çalışacağız.
Bugünkü konuğumuz; Amerikalı Sanatçı Grand WOOD’un ünlü eseri “Amerikan Gotik”‘i. İyi okumalar.
Amerika’nın kırsal değerlerini savunan sanatçı, kırsal yaşantıdan temalar içeren Bölgeselcilik akımının temsilcisidir. Amerika’yı kasıp kavuran büyük buhran zamanında kırsal bölgeleri gezerek gördüğü yerleri resmetmiştir.
En ünlü eseri olan Amerikan Gotik, ismini geri plandaki sivri kemerli pencereleri ve Gotik mimari tarzında yapılmış çatılı evden almaktadır. Gezi sırasında fark ettiği bu evde yaşayan insanları hayal ederek yaptığı tabloda, evin önünde biri kadın biri erkek olmak üzere iki figür, tipik 19. yüzyıl Amerikan ailesinin kıyafetleri ile yer almaktadır. Kadın figürü Wood’un kız kardeşi, erkek figürü ise diş doktorudur. Yakasız bir gömlek giymiş olan Erkek figürün elindeki yabadan bu adamın çiftçi olduğu sonucu çıkarılmaktadır. Gözlüklü çiftçinin yüz ifadesinden ne hissettiği anlaşılmamakla birlikte savunmada gibi durmakta, eseri izleyenin gözünün içine bakmaktadır. Omuz farkıyla geride duran kadının gözleri ise eserin sağ tarafına bakmaktadır. Kadının saçları ensesinde toplanmış, üzerinde muhafazakar olarak tasvir edebileceğimiz beyaz yakalı siyah bir elbise ve yakasında bir broş bulunmaktadır. Elbisenin üzerinde desenli bir önlük vardır.
Yüzeysel olarak yalın ve saf görünen resim, görsel oyunlar ve yansımalarla doludur. Çiftinin tulumunun üzerindeki motif ile çapa arasında bir bağlantı bulunmaktadır. Bu tablo, Amerikan popüler kültür ikonunun simgesi haline gelmiştir.
24.Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin Tarihleri Belli Oldu!
1998 yılından bu yana sinemada kadın emeğini görünür kılmaya çalışan, Türkiye’deki ilk kadın filmleri festivali olarak her yıl dünya çapında yönetmenleri ve oyuncuları ağırlayan, bu alanda çalışan kadınlar arasında bir iletişim ağı kuran ve filmlerinin görünürlüğünü sağlayan Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali Azize Tan’ın direktörlüğünde 24.kez düzenlenmeye hazırlanıyor!
24.Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali 27 Mayıs – 3 Haziran 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilecek.
2021’nin Teması “ARAFTAN ÇIKMAK”
2020 yılında ortaya çıkan olağanüstü koşullarda Türkiye’de çevrimiçi düzenlenen ilk festivali gerçekleştiren Uçan Süpürge Vakfı’nın teması; “Evde Kaldık” idi. Bu yılki tema ise “Araftan Çıkmak”.
Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali “Artık bu araftan çıkma zamanı” diyor ve ekliyor: “Tüm mesele, yıllardır verilen mücadelelerin lafta kalmaması, başka bir hayatın mümkün olduğunu müjdelemekle kalmayıp onu yaşayabilmekte, yaşadığımız özgürlüğün ta kendisi olmakta, hem de neredeysek orada, hangi bedenin içindeysek onunla. Değişim ancak biz yaparsak olur, bu araf halinden çıkmanın yolu dayanışmaktan, çalışmaktan ve en önemlisi doğru bildiklerimizi yapmaya devam etmekten geçiyor. Kadın mücadelesinin şimdiye kadar verdiği mücadele ve elde ettiği kazanımlar bu konuda hepimize ilham olabilir.”
Başvurular 26 Şubat’a Kadar!
27 Mayıs – 3 Haziran 2021 tarihleri arasında düzenlenecek 24. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nde kısa, uzun, orta metraj kurmaca, deneysel ya da belgesel filmlerinin gösterilmesini isteyen Türkiye’den kadın sinemacılar 26 Şubat’a kadar başvuru yapabilir. Başvuru bu tarihe kadar buradan yapabilirsiniz.
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2021/01/ucaN-SUPURGE....jpg6751200adminhttps://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.pngadmin2021-01-18 13:58:072021-01-18 13:58:0724. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri başvuru süresi uzatıldı
Turistik bölgelerde ünlü insanların ebedi istirahat yerlerinin oldukça ilgi gördüğü çok açık. Kralların, kraliçelerin, şairlerin ve bilim insanlarının (en önde gelen Newton, Darwin ve Hawking dahil) mezarlarının yıllar boyunca milyonlarca ziyaretçiyi ağırladığı biliniyor. Örneğin Elvis Presley’in Graceland’a bulunan mezarı yalnızca bir yılda 750.000 ziyaretçi ağırlıyor.
Ancak tarihte daha da geriye gittiğinizde, birçok önemli figürün ebedi istirahat yerlerinin gizemini koruduğunu görüyoruz. Bu yazıda sizler için, hayatlarını çok iyi bildiğimiz fakat mezar yerleri kayıp beş önemli hükümdarı ele aldık.
5- Asi Kraliçe Boudica
ohn Opie’nin ‘Boadicea Haranguing the Britons’ adlı tablosunda Kraliçe Boudica.
Romalılar, MS 43 civarında, günümüz İngiltere’sini fethettiklerinde, Keltli Iceni kabilesinin kralı Prasutagus’un halkını yönetmeye devam etmesine izin verdiler. Ancak, MS 60’da Prasutagus ölür ölmez, vasiyetine rağmen anlaşma sona erdi. Romalılar sadece Iceni’nin topraklarına el koyup Roma hükümetini dayatmakla kalmadı, Prasutagus’un dul eşi Boudica’yı (veya Boudicca’yı) kırbaçladılar ve kızlarına tecavüz ettiler. Zarifçe ifade etmek gerekirse bu bir hataydı.
Haksızlığa uğrayan kraliçe, iki Roma yerleşimini yağmalayan ve neredeyse Romalıları adanın dışına kadar iten isyancı kabilelerden oluşan bir koalisyona liderlik etti. Ancak sonunda Boudica, MS 61’de savaşta mağlup oldu. Romalı tarihçi Tacitus’a göre, yakalanmamak için kendini zehirledi. Aynı dönemin başka bir tarihçisi olan Cassius Dio ise Boudica’nın savaşta aldığı yaralarından dolayı öldüğünü bildirir.
Ne sebeple olursa olsun, sonuç olarak öldü ve vücuduna ne olduğunu ise kimse bilmiyor. Londra’daki King’s Cross İstasyonu’nun altına gömüldüğüne dair bazı söylentiler bulunuyor. Fakat eğer bir mezarı varsa, Shropshire yakınlarında Romalıların sonunda onu ve güçlerini yendikleri yerde olması daha muhtemel. Her halükârda, artık birisi Boudica’nın kemiklerini kazarak bulsa bile, kesin olarak o olduğunu bilemeyeceğiz. Bazen eski kalıntılardan DNA alarak bireyleri tanımlamak mümkün olabilir. Ancak York Üniversitesi’nde bir arkeolog olan Lindsey Buster, kesin kanıt için kalıntıların iyi korunması gerektiğini ve karşılaştırma için modern bir akrabaya ihtiyacımız olduğunu söylüyor. Boudica’nın olduğu düşünülen kalıntılarda ise durum böyle değil.
Ancak elbette bütün bunlar, savaşçı kraliçenin unutulduğu anlamına gelmez. Boudica, İngiliz Süfrajet hareketinin kadınları için bir kahraman haline geldi ve İngiliz kadınlarının; daha doğrusu genel olarak bütün kadınların bağımsızlığını hatırlatan bir figüre dönüştü.
4- Büyük İskender
Selanik’teki Büyük İskender heykeli.
İskender, MÖ 336’da babası II. Philip’in öldürülmesi üzerine Makedon hükümdarı oldu. 20 yaşındaki savaşçı, gücünü Yunanistan’da hızla pekiştirdi ve ardından egemenliğini genişletti. Pers İmparatorluğunu fethetti, İskenderiye de dahil 70’in üzerinde şehir kurdu ve Yunanistan’dan Hindistan’a kadar uzanan bir imparatorluk yarattı.
Bütün bunları neredeyse on yıldan biraz fazla bir sürede başardı. Sonrasında ise MÖ 323’te, 32 yaşındayken, kesin olmamakla beraber, yüksek ateş sebebiyle hayatını kaybetti. Önce Memphis’e gömüldü, ardından cesedi İskenderiye’ye taşındı. Birkaç yıl boyunca oldukça cömertçe tasarlanmış mezarı sanki bir tanrıymış gibi ziyaret edildi.
(Dünyanın Çoğunu Fetheden Büyük İskender Kimdi?)
MS 356’ya geldiğimizde ise doğa, Pers ordularının yapamadığını yaptı. Bir tsunami, sonrasında gerçekleşen bir dizi deprem ve yükselen deniz seviyeleri adeta İskenderiye’yi devirmek için birleşti. O zamanlar kıyı şeridi olan çoğu bölge, şimdi sular altında kaldı. Su altında olmayan geri kalan bölgeler ise muhtemelen yeraltında kaldı.
Eskinin üzerine yeni bir şehir inşa edildi. Böylece İskender’in mezarı, denizlerin altında kalmadıysa, muhtemelen toprak katmanlarının ve yakın tarihin altında kayboldu.
Yıllar boyunca, pek çok arkeolog, İskender’in mezarını arayan kazılara liderlik etti. Fakat konuyla ilgili ulaşılan başarılar oldukça az. Bununla birlikte, yer altı nesnelerini tespit etmek için bir elektrik akımı kullanılan, Elektrik özdirenç tomografisi (ERT) gibi yeni arkeolojik tekniklerin ortaya çıkmasıyla, ilgi çekici ipuçlarına ulaşıldı. İskenderiye’de çalışan bir arkeoloji ekibi, Büyük İskender’in mezarına yaklaştıklarını düşündüren birkaç bulguya rastladıklarını açıkladı. Ancak şu ana kadar gizemi hala çözülememiş durumda.
3- Mısır’ın son kraliçesi Kleopatra
MS 1. yüzyıla tarihlenen Kleopatra’nın ölümünden sonra yapılmış portresi. Herculaneum, Roma, İtalya
Kleopatra her zaman, krallığının bağımsızlığını Roma’dan korumaya çalıştı. Destekçisi ve belki de aşığı Julius Caesar’ın ölümünden sonra, Caesar’ın yeğeni ve varisi Octavianus’un egemenliğini Mısır’a yaymasını önlemek için, sevgilisi ve üç çocuğunun babası olan Romalı komutan Marcus Antonius ile birlikte hareket etti. Evet biraz pembe dizi tadında olduğunu söyleyebiliriz…
Sonunda başarısız oldu. Octavianus galip geldiğinde Marcus Antonius intihar etti. Plutarhos’a göre, kısa bir süre sonra, ister sevgilisinin kaybından dolayı (daha romantik versiyon), ister yenilginin ve ardından gelen köleliğin aşağılamasından kaçınmak için (daha muhtemel versiyon) olsun, Kleopatra kendini bir yılana ısırtarak öldürdü.
(Mısır Kraliçesi Kleopatra Kimdi?)
Romalı tarihçi Cassius Dio, Octavianus’un (yakında Augustus Caesar olacak) bir galibin nezaketiyle Kleopatra’nın sevgilisinin yanına gömülmesini emrettiğini anlatır. Ama nereye? Muhtemelen İskenderiye, ama burada zaten bildiğimiz başka bir problem var. Olasılıkla Kraliçe ve eşinin gömüldüğü alan şu anda sular altında.
İskenderiye’nin yaklaşık 48 km batısındaki Taposiris Magna’da çalışan bir arkeolog ekibi, kraliçenin mozolesinin orada bulunabileceğini öne sürdü. Ancak bu iddiayı destekleyecek çok az kanıt var. Liverpool Üniversitesi’nde bir Mısırbilimci olan Glenn Godenho, Kleopatra’yı bu bölgeye bağlayan kanıtların portresinin basılmış olduğu sikkelerle sınırlı olduğunu söylüyor. Bu, sadece yerin hükümdarlığı sırasında kullanıldığını doğruluyor, konumla herhangi bir kişisel bağlantısı olduğunu değil. Mısır’ın trajik kraliçesinin mezarı muhtemelen hep bir sır olarak kalacak.
2- Hunların kralı Attila,
Attila’nın beyaz bir ata binen resmi.
Attila, Hunları MS 440’dan 453’e kadar yönetti ve Roma İmparatorluğu’nu tehdit eden birçok kabileyi mağlup etmesine rağmen, yine Romalılar için büyük bir sıkıntı olmayı da başardı. Attila, Alpler’den Hazar Denizi’ne uzanan bir imparatorluğu devraldıktan sonra, Romalılarla bir anlaşma müzakere etti ve bu anlaşma, Attila’ya koruma vergisi ödenmesini de içeriyordu. Romalılar ödeme yapmayınca Attila saldırdı ve şehirlerini yağmaladı. Baskınlarının Roma’nın düşüşünde önemli bir faktör olduğu düşünülüyor.
Hun liderinin taktikleri o kadar sert ve kanlıydı ki bugün bile Attila ismi bazı bölgelerde kötü bir çağrışım yapar.
Şaşırtıcı bir şekilde, Attila savaşta değil yatağında ölmüştü. Tarihçi Edward Gibbon, Roma İmparatorluğu’nun Gerileme ve Düşüşü’ndeki dönemde Attila’nın korkunç, kanlı ve büyük olasılıkla doğal ölümünü şöyle anlatıyor: ‘Attila sırtüstü yatarken bir arter aniden patladı, burun deliklerinden bir geçit bulmak yerine akciğerlere ve mideye akan bir kan seliyle boğuldu.’. Dönemin tarihçileri buna sebep olarak düğün ziyafetinde tükettiğin ağır içkileri gösterdi.
Hikâye, Attila’nın cesedinin, biri demir, biri gümüş ve diğeri altından oluşan üç iç içe geçmiş tabuta gömüldüğünü anlatır. Onu gömen adamlar, mezar yerini ortaya çıkarmamaları için öldürüldü. Mezarın şu anda Macaristan’da bir yerde olduğuna inanılıyor, ancak tam yeri, bu liste de ele almamızdan da belli olacağı gibi, hala bir gizem. Bir başka ihtimal ise, eğer mezar çok öncesinde bulunmuş ve ölümünden sonra talan edilmişse, Roma İmparatorluğu’nu neredeyse yıkan adamın son istirahat yerini asla bilemeyeceğiz.
1- Moğolların hükümdarı Cengiz Han
Cengiz Han, 14. yüzyıldan kalma Yuan dönemi albümünde yer alan tasviri. Şu anda Tayvan, Taipei’deki Ulusal Saray Müzesi’nde bulunuyor.
Cengiz Han, savaşan düzinelerce kabileden meydana gelmiş bir yığından oluşan Moğolistan’ın tamamını liderliğinde birleştirdi. Sonra ise Asya’nın geri kalanına geçti. Öldüğü zaman, imparatorluğu Pasifik Okyanusu’ndan Hazar Denizi’ne kadar uzanıyordu.
Becerileri fetihle sınırlı değildi, ancak çok zeki olsa da acımasız bir savaşçıydı. Bugün bile Moğolistan’da bilindiği adıyla Büyük Han, halkına nüfus sayımı, posta servisi ve yazı dili getirdi. Hükümetine bir meritokrasi sistemi kurdu, din özgürlüğünü destekledi ve krallığında işkenceyi yasakladı. Muhtemelen avlanırken attan düştükten sonra, MS 1227’de Çin’de bir kamp sırasında öldü. Oğulları, babalarının vasiyeti üzerine, cesedini işaretsiz bir mezara gömmek maksadıyla Moğolistan’a geri götürdü. Babalarının bu isteğine saygı göstermek için biraz zahmete katlandılar. Efsaneye göre Cengiz Han bir tabutun içine kondu ve derin bir çukura gömüldü. Sonra 10.000 at, mezarı gizlemek ve hiçbir iz bırakmamak için bölgede koşturuldu.
(Cengiz Han’ın Mezarı Hiçbir Zaman Bulunamayabilir)
Kuzeydoğu Moğolistan’daki Khentii Dağları’nda, doğduğu yerin yakınında bir yere gömüldüğü düşünülüyor. Mezar yerini bulmak için yere nüfuz eden radar, manyetometreler, uydu görüntüleri ve insansız hava araçları gibi modern teknikler kullanılıyor.
Ancak, konuyla alakalı büyük bir engel var ki: Büyük Han, Moğolistan’da hala saygı görüyor. Yüksek teknolojiden destek alan bir arkeoloji yöntemi ile, 10.000 atın saklamaya çalıştığı şeyi bulabiliriz. Ama Büyük Han’ın soyundan gelenler muhtemelen bunu istemeyecek ve mezarı sonsuza kadar rahatsız edilmeyecek.
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2020/12/atilla.jpg960720adminhttps://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.pngadmin2020-12-14 14:47:232020-12-14 14:47:23Tarihi etkileyen ve mezarı bulunamayan 5 büyük hükümdar
Kültür ve Turizm Bakanlığı Yunus Emre Enstitüsü, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) ile mücadele sürecinde, müzisyenleri teşvik etmek amacıyla proje başlattı.
Bakanlığın müzik sektörü çalışanlarına yönelik destek projesi çağrısının başvuru detayları ve başvuru alacak dernek isimleri, Yunus Emre Enstitüsünün (YEE) internet sitesinde yayımlandı.
“Müzik Susmasın” sloganıyla başlatılan proje ile salgın döneminde müzik sektöründe sanatını icra etme ve çalışma imkanı azalan sanatçıların ve sektör çalışanlarının üretim yapmalarının teşvik edilmesi amaçlanıyor.
Proje çağrısına göre, haftalık veya günlük yevmiye ücretiyle çalışan ve herhangi bir sosyal güvencesi olmayanlar başta olmak üzere, işini kaybeden veya işleri durma noktasına gelen ses ve enstrüman sanatçıları ile sektör çalışanlarının projeye katkıları karşılığında ödeme yapılarak desteklenmeleri ve aynı zamanda üretilen eserlerin geleceğe aktarılması için dijital bir arşiv oluşturulması sağlanacak.
Projeye başvurular, 16-25 Aralık tarihlerinde alınacak. Proje kapsamında sunulacak kayıt için net 1000 lira olmak üzere, açılması planlanan sonraki çağrı programlarına dahil olunması suretiyle en fazla 3 bin lira destek verilecek.
Projeye başvurmak isteyenlerin 16 Aralık’tan itibaren “www.muziksusmasin.com” adresinde yer alan başvuru formunu doldurması, YEE’nin internet sitesinde de isimleri yayımlanan kendisine referans olacak STK’yi seçmesi ve eserin video kaydını “www.muziksusmasin.com” adresindeki ilgili bölüme en geç 25 Aralık’a kadar yüklemesi gerekiyor.
Başvuru yapmak için STK’lere üye olma şartının bulunmadığı ve projenin hiçbir aşamasında herhangi bir başvuru ücreti ve benzeri ödeme ile masrafın alınmayacağı bildirildi.
Destek almaya hak kazanan başvuru sahiplerine ocak ayından itibaren ödemeleri yapılmaya başlanacak projeyle ilgili detaylı bilgiye YEE’nin internet sitesinden ulaşılabilecek.
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2020/12/muzik-susmasin-narsanatcom.jpg400747adminhttps://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.pngadmin2020-12-11 15:34:072020-12-11 15:34:28Kültür ve Turizm Bakanlığından salgınla mücadelede “Müzik Susmasın” desteği
İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 17. İstanbul Bienali, 11 Eylül-14 Kasım 2021 tarihlerinde gerçekleştirilecek. Bienalin küratörlüğünü üstlenecek isimler belli oldu.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı‘ndan (İKSV) yapılan yazılı açıklamaya göre, 17. İstanbul Bienali‘nin küratörlüğünü Ute Meta Bauer, Amar Kanwar ve David Teh üstlenecek.
Bienal, çok sayıda kurum, kuruluş, uluslararası fon sağlayıcı ve fon kuruluşlarının desteğiyle düzenlenecek.
Ayrıntıların 2021 yılında duyurulacağı 17. İstanbul Bienali’nin Danışma Kurulu’nda Whitechapel Galerisi Direktörü ve küratör Iwona Blazwick, sanat tarihçisi ve yazar Ayşe Erek, Tokyo Çağdaş Sanat Müzesi Artistik Direktörü ve akademisyen Yuko Hasegawa, 11. Berlin Bienali eş küratörlerinden Agustin Perez Rubio ile İstanbul Modern Sanat Müzesi Genel Direktörü, küratör ve sanat tarihçisi Levent Çalıkoğlu yer alıyor.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 17. İstanbul Bienali, 11 Eylül-14 Kasım 2021 tarihlerinde gerçekleştirilecek.
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2020/12/17.iksv-bienali-narsanatcom.jpg315851adminhttps://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.pngadmin2020-12-10 13:52:222020-12-10 13:52:22İKSV tarafından düzenlenen 17. İstanbul Bienali küratörleri açıklandı
Tarih öncesi dönemlerde bolluğun, bereketin sembolü ve koruyucusu olduğuna inanılan 1700 yıllık ana tanrıça “Kybele Heykeli” yaklaşık 60 yıl sonra doğduğu topraklara kavuşacak.
Türkiye’den kaçak yollarla İsrail’e götürülerek satılan “Kybele” on binlerce kilometre yolculuğunun ardından ana vatanına Amerika’dan ulaşacak.
Kültür ve Turizm Bakanlığının büyük uğraşları sonucu, bir müzayede evinde satılmak istenen bin 700 yıllık “Kybele Heykeli” Türk Hava Yolları tarafından ücretsiz taşınarak 12 Aralık’ta Türkiye’de olacak.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un tanıtımını 13 Aralık’ta yapacağı heykel İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenecek.
Bir adak heykeli olan “Kybele” daha sonra Afyonkarahisar’a yeni yapılacak müzeye taşınacak.
Yunus Emre anısına bu yıl üçüncüsü düzenlenen Uluslararası Dostluk Kısa Film Festivali 11 Aralık’ta başlıyor. Festival kapsamında, Türkiye’nin 81 ilinde eş zamanlı olarak 47 kısa film ve 3 uzun metraj film çevrimiçi gösterilecek.
11-12-13 Aralık 2020 tarihlerinde gerçekleşecek olan 3. Uluslararası Dostluk Kısa Film Festivali kapsamında, Türkiye’nin 81 ilinde eş zamanlı olarak 47 kısa film ve 3 uzun metraj film çevrimiçi gösterilecek. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü, Türk Kızılay, Yunus Emre Enstitüsü, Beyoğlu Belediyesi, Zeytinburnu Belediyesi ve daha birçok kamu ve özel kuruluşun katkıları ile düzenlenen, Anadolu Ajansı’nın Global İletişim Ortağı olduğu festivalde sinemaseverler www.dostlukfilmfestivali.com’a üye olarak Türkiye’nin her yerinden filmleri ücretsiz olarak izleyebilecek.
ÖDÜL TÖRENİ 14 ARALIK’TA
Beş ödülün sahiplerini bulacağı 3. Uluslararası Dostluk Kısa Film Festivali’nin ödül töreni 14 Aralık’ta Grand Pera Emek Sahnesi’nde yapılacak. Sağlık Bakanlığı’nın pandemi şartlarına uygun olarak gerçekleştirilecek ödül törenine; Kültür Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan, Türk Kızılay Başkanı Dr. Kerem Kınık, Yunus Emre Enstitüsü Başkanı Şeref Ateş, Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız ve Zeytinburnu Belediye Başkanı Ömer Arısoy katılacak. Ayrıca festivalin jüri üyeleri Vedat Özdemir ve İrem Altuğ da törene katılan isimler arasında yer alacak.
Ödül töreni saat 17.00 itibariyle www.dostlukfilmfestivali.com ve sosyal medya hesaplarından canlı olarak yayınlanacak.
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2020/12/dostluk-kisa-film-festivali.jpg375660adminhttps://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.pngadmin2020-12-10 13:42:582020-12-10 13:43:143. Uluslararası Dostluk Kısa Film Festivali 11 Aralık’ta…
Şanlıurfa’da, UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan ve “tarihin sıfır noktası” olarak nitelendirilen Göbeklitepe konulu fotoğraf yarışması düzenleniyor.
Haliliye Belediyesi, ilçe sınırları içerisinde bulunan, 12 bin yıllık tarihiyle tüm dünyanın gözünü üstüne çevirdiği Göbeklitepe’nin tanıtımına katkı sunmak amacıyla fotoğraf yarışması düzenlemeye karar verdi.
Göbeklitepe’nin önemine vurgu yapmak ve ulusal alanda tanıtımına katkı sunmak amacıyla gerçekleştirilen yarışmaya başvurular başladı.
Son başvuruların 31 Ocak 2021’de alınacağı yarışmanın sonuçları ise 3 Şubat 2021’de açıklanacak.
Yarışmanın birincisine 5 bin, ikincisine 3 bin, üçüncüsüne 2 bin lira ödül verilecek. Mansiyon olarak da 5 fotoğraf için biner liranın ödeneceği yarışmada, sergilenecek 50 fotoğraf için de 250’şer lira ödül dağıtılacak.
Ayrıca yarışma kapsamında Haliliye Belediyesi Özel Ödülü, Doğuş Yayın Grubu Özel Ödülü ve Hüseyin Büyükkırcalı Özel Ödülü de verilecek.
Fotoğraf yarışmasına katılmak isteyenler, detayları belediyenin sayfasından öğrenebilecek.
Haliliye Belediye Başkanı Mehmet Canpolat, Türkiye’nin her yerinden fotoğraf sanatına gönül vermiş sanatçıları Göbeklitepe’ye beklediklerini belirterek, yarışmada çok özel ve güzel fotoğrafların çekileceğine inandığını ifade etti.
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2020/12/gobekli-tepe.jpg6951143adminhttps://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.pngadmin2020-12-08 15:30:182020-12-08 15:55:09Göbeklitepe için Fotoğraf Yarışması’na başvurular başladı