Bağlama eğitimi, 8 yaşından itibaren, kendini yazılı ve sözlü olarak ifade edebilen, ancak müzik, enstrüman ve müzik dili konusunda herhangi bir donanımı olmayan müziğe duyarlı öğrencileri hareket noktası olarak alır.

 

bağlam-dersleriGeleneksel sazlarımızdan ve Türk Halk Müziğinin ana sazı olan bağlamanın,  geleceğin müzik anlayışının şekillenmesinde önemli görevler üstlenecek insanların yetiştirildiği Nar Sanat’da yer alması ve bu sazın sosyal yaşamımızda önemli bir yer tutuyor olmasının da getirdiği avantaj ile müzik eğitim sistemimizde önemli bir yeri vardır.

Bağlamanın, özellikle öğrencilerimize kendi kültürel değerlerimizin aşılanması ve toplumsal yaşam bilincimizin kazandırılması noktasında çok önemli bir eğitim unsuru olacağı kanısındayız.

Bağlama, çalış tekniklerindeki incelik ve kendine özgü ifade biçimleri ile zengin bir çalışma sahasına sahiptir.

Bağlamaya özgü tavırlar, düzenler ve çalış biçimlerinin yanı sıra diğer enstrümanlardan farklı olarak tezeneli ve tezenesiz icra olmak üzere iki temel çalış tekniği vardır. Geleneksel olarak tezeneli icranın yanı sıra tezene kullanmadan yapılan icraya Şelpe adı verilmektedir.

 

            Nar Sanat Bağlama Eğitmeni Murat HASGÜN’den Şelpe örnekleri.

Şelpe tekniğinin de bağlama eğitimiyle birlikte belirtilen kriterlerde ayrı bir eğitim olarak verilebildiği unutulmamalıdır.

Bağlama programımızda tezeneli çalım tekniğinde oluşan repertuarın seçkin örneklerinin yanı sıra, Şelpe tekniğine özgü repertuvarın ifade gücünü yansıtacak eserlere de yer verilmiştir.

Sanatla kalın…

Almanya’nın başkenti Berlin’de Türk Halk Müziği’nin yapı taşı Bağlama, 2013 yılının müzik aleti seçildi.

Düzenlenen basın toplantısında bağlamanın tanıtımı yer aldı. Türk-Alman Ticaret ve Sanayi Odası tarafından düzenlenen toplantıya, Berlin Sanat Üniversitesi Başkanı Prof. Martin Renner, Berlin Başkonsolosu Ahmet Başar Şen, Berlin Eyaleti Müzik Konseyi (Landes Musikrat Berlin) Başkanı Dr. Hubert Kolland, Berlin Eyaleti Müzik Konseyi Proje Koordinatörü Nevzat Çiftçi, Berlin Sanat Üniversitesi’nden Profesör Joël Betton ve genç müzisyenlerin yanı sıra bazı müzik öğretmenleri katıldı. Berlin Eyaleti Müzik Konseyi, etkinlikler kapsamında farklı tanıtım programları hazırlarken, konsey bağlamanın konser ve sempozyumlarla farklı kültürlere tanıtılabileceğini belirtti.

Berlin Eyaleti Müzik Konseyi Başkanı Dr. Hubert Kolland, İHA’ya yaptığı açıklamada, “Geçmişi itibariyle bize güven veren, fakat fazla tanınmamış bağlamayı tanıtma kararı aldık. Çünkü müzik piyasasında olması gereken bir enstrüman diyerek çok kültürlü kentte Bağlama da olmalı dedik” dedi.

Berlin Başkonsolosu Ahmet Başar Şen, “Almanya Berlin Eyaleti Müzik Konseyi’nin bağlamayı 2013 yılının müzik enstrümanı seçmesi dolayısıyla burada bulunmaktayız. Bu çok sevindirici bir olay. Bizim insanımızın Almanya’da kabul görüldüğünü gösteren adımlardan bir tanesi” dedi.

Müzisyen Haydar Selçuk da, bağlamanın yüzyıllardır Anadolu’yu anlatan bir enstrüman olduğunu belirterek, “Asırlardır, bin yıllardır Anadolu’ya has bir enstrüman. Almanların el atması bizim için acı bir olay, bizim yapamadığımızı onlar yapıyor şimdi” şeklinde konuştu.

Berlin’de yılın enstrümanı seçilen Bağlama ile ilgili etkinlikler yıl boyunca devam edecek. – BERLİN

Kasım ayında başlayacak yeni sezonunda İş Sanat”yıl boyu sanat, yıl boyu festival” yaklaşımıyla John McLaughlin, Joshua Bell gibi dünyaca ünlü sanatçıları ağırlayacak. Programda Amerikalı ünlü dans grubu Limon Dance Company’de yer alıyor

John McLaughlin

John McLaughlin

Klasik müzikten caza, gelenekselden dünya müziğine, danstan şiir dinletisine farklı etkinlikler ve sergilerle İstanbul İş Sanat’ın 14. sezonu kasım ayında başlıyor. İş Sanat’ın 14. sezonunun tanıtıldığı basın toplantısında konuşan Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Senar Akkuş, İş Sanat’ın kasımda başlayıp mayısta sona erecek yeni sezonunda 15 klasik müzik, 5 caz, 6 dünya müziği, 5 yerli proje, 2 dans gösterisi, 5 şiir dinletisi, 4 Parlayan Yıldızlar konseri ve çocuk gösterilerinin yer aldığını açıkladı. Kibele Sanat Galerisi ise 4 önemli sergiye ev sahipliği yapacak.

İş Sanat, sezonu 2 Kasım’da geleneksel hale gelen Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO)konseri ile açacak. Şef Sascha Goetzel’in yönetimindeki BİFO, genç kuşak piyanistlerinden Özgür Aydın’a eşlik edecek. Klasik müzikte sıra dışı tarzıyla dikkat çeken İngiliz Barok topluluğu Red Priest ile “kemanın şairi” olarak adlandırılan Joshua Bell yönetimindeki Academy of St Martin in the Fields sezonun öne çıkan konserleri arasında yer alacak.

MADELEINE PEYROUX DA GELİYOR
İş Sanat’ın caz konserlerinde ise, yenilikçi çalışmaları ile adından söz ettiren John McLaughlin ve tabla sanatçısı Zakir Hussain’in müzikal

Joshua Bell (Foto: Chris Lee)

Joshua Bell
(Foto: Chris Lee)

işbirliklerinin 40’ıncı yılını kutladıkları “Remember Shakti” projesi dikkat çekiyor. Time Dergisi’nin “Yılın en heyecan verici vokali” olarak nitelendirdiği caz vokalisti Madeleine Peyroux “The Blue Room” isimli son albümünün en beğenilen parçalarını İş Sanat sahnesinde seslendirecek.

LIMON DANCE COMPANY

İş Sanat, dansın uluslararası üne sahip önemli gruplarından birini daha dans severlerle buluşturacak. Dramatik ifadeleri, teknik ustalıkları ve coşkun hareketleriyle sahneye çıktıkları her ülkede izleyicilerine eşsiz deneyimler yaşatan Amerika’nın köklü dans topluluğu Limón Dance Company iki gösteriyle bu sezon İş Sanat’a konuk olacak.

Yeşilçam’da kısa sürede filmler çektiği için “jet rejisör” olarak tanınan Çetin İnanç’ın, dünyanın en kötü filmleri arasında gösterilerek kült bir yapım haline dönüşen “Dünyayı Kurtaran Adam”ı, yeni müzikleri ve İngilizce dublajıyla California’da yeniden vizyona girecek. 

dunyayi-kurtaran-adam

Türk sinemasına kazandırdığı 150’den fazla filmle adını yapımcı, yönetmen, senarist olarak Yeşilçam’a adeta kazıyan İnanç, yıllar sonra yeniden gündeme gelen filmini, Amerika macerasını ve yeni projelerini AA muhabirine anlattı.

Dünyayı Kurtaran Adam, ABD’de nasıl tanındı?

Türk filmleri ABD’de marketlerde bile satılıyor. Ben de 2000 yılında ABD’ye ilk gittiğimde Dünyayı Kurtaran Adam ile Kara Şimşek’i gördüm, 20 dolardan satılıyordu, hemen aldım. Bizim Dünyayı Kurtaran Adam dışarıda da büyük yankı uyandırdı ‘kült film’, ‘en kötü film’ olarak. Hatta en kötü yönetmen seçilen İtalyan Ed Wood ile görüşmüştüm. Şimdi, Dünyayı Kurtadan Adam’a İngilizce dublaj ve müzik yapmışlar. 29 Ekim’de California’da birkaç sinemada gösterilecek. Ben de ne oluyor, bu filmleri kim almış kim satmış diye birilerini aradım, haberim yoktu ama bir taraftan da hoşuma gidiyor, neticede benim filmim oynayacak Amerika’da.

Amerikalılar bu filmde ne buldu da 30 yılın ardından gösterime giriyor?

Yaklaşık on yıl önce oğlumun Colombia Üniversitesi’nde sinema okuyan arkadaşları beni bir panele davet etmişti. Bu biraz absürt bir film, ama o panelde Amerikalılar ne sordu biliyor musunuz, ‘Çetin Bey, bu filmde başka filmlerden alınan parçaları kullanmışsınız, bunu nasıl akıl ettiniz’ Yani bunu nasıl yarattığınızı soruyorlar, ‘hırsızlık yaptın’ demiyorlar. Bizde ise bu filmin münakaşası yapılırken ilk sordukları Star Wars’tan alınan parça. Amerikalı ise bunun nasıl akledildiğini soruyor, onun için orada ilginç bu film. Onlar seyredip ‘Vay Türk’e bak, oradan buradan almış, filmi yapmış’ diyorlar.

Nasıl akıl ettiniz?

Hep yokluktan. Ağaçtan uzay gemileri yaptık bir fırtına geldi aldı götürdü, bir daha yapma imkanımız yok. Ne yapsak diye düşünürken stüdyosunu kullandığımız Kunt Tulgar’ın arşivine baktık, birazı oradan, bir de Star Wars’ın kopyasını aldık, gece stüdyoda bize göre bastık. Eğer ben bilinmeyen bir filmden alsam bunun da tartışması olmazdı. Ben en bilinen filmi aldım ki bu filme cesaret edecek adam önce bunları yapmayı düşünsün, parayla yapılacak işler bunlar. Şimdi teknoloji gelişti, uzay gemisi de yaparsın, erkeği kadın da yaparsın, bir kişiyi bin kişi de yaparsın. O zaman bu imkanlar yoktu, biz yokluktan yaptık. Yerli filmci dedin mi yaratıcı olacaksın, olmayanı olduracaksın.

Çetin İnanç

Dünyayı Kurtaran Adam’da başka hangi filmlerden alıntılar var?

O filmde 10’dan fazla fimden alıntı parça var. Bazıları yabancı, bazıları da benim önceki filmlerimden. Mesela, Örümcek Kadın, Yusuf ile Züleyha, Bilal-i Habeş’i filmlerinden parçalar var. Cüneyt Arkın kavga ederken bombalar patlar ya o sahne de ismini hatırlayamadığım bir Hint filmindendi. Ama bunu başkaları da yapıyordu, bizim yaptığımızı ise herkes diline dolamış.

Filminizin “En kötü film”lerden biri  olarak anılması sizi üzüyor mu?

Kötü film neye göre? İçinde insani motifler var ve bunlar insanları duygulandırıyor, niye kötü olsun. Kaldı ki film kötü de olabilir herkesin zevki farklı ama Cüneyt Arkın’ın eforunu gördünüz mü? Bir oyuncu, ne olursa olsun, bu kadar isteyerek, emek sarfederek çekebilir mi o kadar uzun kavga sahnelerini o sevgi olmasa. Ben bunu anlatamıyorum. Oscar alan bir oyuncuya da verilebiliyor “en kötü” ödülü. Hiç üzülmem ben. Ben film yaptım, kült oldu. 30 sene önceki başbakan kimdi kimse hatırlamaz ama benim filmim 30 yılın ardından hala yayınlanıyor.

Yeşilçam’ın sansürlü yıllarında ne yaptınız?

Sansürden çıkmış 154 filmim var, 10-15 tane de sansürde kaldı. Bir filminiz sansürde kalsa, biri de gişe yapmasa zaten piyasada bir daha iş yapamazdınız. Ben de sansürden geçmek için kendimce bazı yollar bulmuştum. Mesela, “Bu film Meksika’da geçmektedir” yazmıştım bir filmde. Meksika’da geçen bir filme Türkiye’de ceza verrmeye gerek yoktu. 70’li yıllardan sonra da, “Bu filmdekiler gerçek değildir, roller hayal mahsulüdür” yazıyordum.

Türk sinemasının geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şimdi özgürlük var çok iyi film yapmaları lazım. Para da buluyorlar ama dünyaya açılamıyorlarsa milyon dolarlar gelmiyorsa demek ki kimse bir şey yapılmıyor. Biz hep Amerika’yı örnek aldık. Amerikalı dünyayı ilgilendiren film yapıyor, biz ise hala kendimizle uğraşıyoruz. Mesela son zamanlarda birkaç film izledim, adamlar benim hikayemi yapmışlar, ben zaten bunu yaşıyorum. Hayalimin üstündeki adamı, olayı anlatmak lazım halbuki. Mesela ödül alan bir filmi 8 bin kişi izlemiş. Benim için Recep İvedik filmini yapan Şahan Gökbakar çok daha başarılı, 4 milyon kişi izlemiş, bitti. Önemli olan daha çok kişiye ulaşması.

Yeni projeleriniz var mı?

İki projem var, “İnsan” ve “Genetik”. İnsan nereden geldi, nereye gidecek? Bir kişi bunu kendi içinden çözmüşse bu kişinin hayatta yapacağı şeyler insan üstü olur.  “İnsan”, maddi dünyanın dışında manevi dünyanın en zengin adamının hikayesi. Çok felsefi bir şey ama bu “aptal filmler”i yapan Çetin İnanç bir de neler yapabilir, onu göstermek istiyorum. “Genetik” de öyle. Dünyada 6 kişide acımasızlık hastalığı var, kurşun girse canı yanmıyor. Aynı hastalıktan muzdarip olanlar bir araya gelip genlerini kullanarak bambaşka bir nesil oluşturmaya çalışıyorlar. Böyle bir kurgu, ama bunun için çok para lazım.

Ne kadar gerekiyor?

On milyon dolarlık bir bütçe. ABD’de yatırım yapacak bazı kişilerle 4-5 milyon dolar için konuştuk ama gerisini de benim bulmam lazım.

Kaynak : []

Dünyaca ünlü sanatçıları ve grupları Antalya’da buluşturan Uluslararası Antalya Piyano Festivali Kasım’da başlıyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği, sanat yönetmenliğini Fazıl Say’ın yaptığı festival, Volkswagen ana sponsorluğunda 08 Kasım – 30 Kasım tarihleri arasında Antalya’da gerçekleşecek.

14_uluslararasi_antalya_piyano

Festivale bu yıl Grammy ödüllü sanatçı Michel Camilo, Vladimir Spivakov, Aziza Mustafa Zadeh gibi önemli isimler konuk olurken; piyano festivalinin siparişi üzerine Muhiddin Dürrüoğlu tarafından bestelenen “Anadolu’dan Sahneler”in de dünya prömiyeri yapılacak. Festivalde ayrıca Fazıl Say’ın Water –Su isimli piyano konçertosu ve Michel Camilo’nun “Piyano Konçertosu No: 1” isimli eseri de Türkiye’de ilk kez seslendirilecek. Her gecesiyle izleyiciye ayrı bir tat sunacak olan festivalde, sahnedeki konserlerin yanı sıra halk konserleri ve öğrenciler ile sanatçıları biraraya getiren atölye çalışmaları da yer alıyor. “Şehirde Müzik Var” sloganı ile festival, 14’üncü yaşında da sanatseverlere unutulmaz bir müzik şöleni yaşatacak.

Festival açılışında Fazıl Say’ın yeni eseri “Water” ilk kez seslendirilecek

Festivalin bu yılki açılış konserinde ünlü besteci ve piyanist Fazıl Say’ın yeni eseri olan ve dünya prömiyeri İsviçre’de yapılan “Water” piyano konçertosu, Türkiye’de ilk kez seslendirilecek. Sanatçının piyano ve orkestra için bestelediği eserin prömiyerinde, sanatçıya şef Naci Özgüç yönetimindeki “Antalya Devlet Senfoni Orkestrası” eşlik edecek. Sanatçının suyun sakinliğini ve gücünü müzikle bir araya getirdiği eser; üç farklı bölümden oluşuyor. Eserin ilk bölümü olan “Mavi Su” dans eden, caz yapan, hüzünlenen, derinleşen sonsuz büyük denizi, ikinci bölümü olan “Siyah Su” gece vakti ay ışığı altında baykuş ve kurbağa seslerinin duyulduğu ormanda bir gölü, son bölüm olan “Yeşil Su” ise akarsuları anlatıyor. Konserin ikinci yarısında ise yine Say besteleri yer alıyor. Sanatçının “İlk Şarkılar” adını verdiği on farklı eser izleyici ile buluşurken, Say’ın piyanosuna solist Serenad Bağcan eşlik edecek. Fazıl Say’ın güçlü performansıyla gerçekleşecek açılış konserleri 08 Kasım Cuma ve 09 Kasım Cumartesi günü saat 20.00’de Antalya Kültür Merkezi’nde izlenebilir.

Müzik dinlemenin ve müzikle uğraşmanın faydaları çok boyutludur. Müzik çocukların kendini ifade etme yeteneklerini geliştirir, estetik, yaratıcı ve yapıcı düşünme kapasitelerini artırır. Müzikle birlikte çocuğun içsel disiplini çocuğa yavaş yavaş aşılanabilir.

Bakırköy-davul-dersleri

Müzik akademik performansı da olumla etkiler. Okul çağındaki çocukların daha hızlı okumaları; yazma, anlama ve düşünmede öğrenme güçlüğü çeken çocukların eğitimleri; stresin ve sıkıntının azaltılması yine müzikle başarılabilir. Bilim adamlarına göre müzik, bilişsel düşünme kabiliyetini artırmaktadır. Bilişsel düşünme ile müzik arasında güçlü bir ilişki olduğundan müzikle uğraşanlarda ya da sık müzik dinleyenlerde beyin aktivitesi artmaktadır.

Birçok müzik dalında olduğu gibi özellikle Bateri derslerinde eller ve ayakların koordineli kullanılması çocuk veya yetişkinin el-kol koordinasyonunu artırmaktadır. Bunun yanı sıra elbette günlük stresten kaçınma imkânı da sağlamaktadır.

Bakırköy’ün ilk M.E.B. Onaylı davul(Bateri) dersleri vermeye yetkili kuruluşu olan kurumumuzda Davul/Bateri dersleri sizleri bekliyor.

bateri-dersleriFerah, rahat ve güvenli bir ortamda gerek kendiniz ve gerekse çocuklarınızın eğitim alabileceği bir kurumda, ders almanın avantajlarından faydalanmak için henüz geç kalmadınız. Neyazık ki bildiğiniz üzere sınırlı sayıda öğrenci kabul edebiliyoruz.

Okullar açıldı ve artık çocuklarınızın hobilerini gerçekleşme vaktiİstediğiniz gün ve saat imkanını kaçırmayın sınırlı sayıda öğrencinin ders alma imkanı olduğu bateri dersliğinde, sadece ders almakla kalmayacak M.E.B. Onaylı belge sahibi olma imkanına da kavuşacaksınız.

Bakırköy’de M.E.B. onaylı tecrübeli ve kaliteli eğitmenler eşliğinde tüm diğer sanat dallarında olduğu gibi Bateri/Davul eğitimi konusunda da sizleri hizmet etmekten mutluluk duyacağız.

Her öğrencimiz için geçerli olan aşamalı olarak başlayacak olan grup dersi şeklinde verilen haftalık 3 saat ücretsiz solfej dersini de unutmayın.

Ücretsiz solfej derslerinin yanı sıra elbette dersliklerin boş olduğu saatlerde, derslikleri sabah 09:00’dan akşam 21:00’ kadar hiçbir bedel ödemeden kullanma avantajını da unutmayın.

Yapmanız gereken tek şey Nar Sanat’a uğrayıp sizlere ve çocuklarınıza tüm sanat dallarında hizmet veren kursumuza uğramanız.

Elbette tüm bu eğitimlerin yanı sıra yıl içersinde gerek öğrenci gerekse eğitmen ve sanatçı dostlarımızın vereceği dinleti, konser ve gösterileri izleme imkanına da sahip olabileceksiniz.

Bakırköy’de bir dernek tarafından kurulan ilk M.E.B. Onaylı kurs olma özelliği taşıyan kurumumuza sadece ders almak için değil, çay, kahve içmek içinde gelebilirsiniz. Buyurun lütfen gelin tanışalım. Misafirimiz olun ,sanat yuvası olan kurumumuz sizi ağırlamaktan mutluluk duyacağız.

Kim bilir beklide T.V.ler de, filmlerde, tiyatro sahnelerinde gördüğünüz sanatçılarla da zaman zaman sohbet etme ikanınız olur.

“Hayatın içinden Nar Sanat”

Filmekimi, yoğun istek üzerine eklenen seanslarla 27 Eylül Cuma sabahı başlıyor. İstanbul KültürSanat Vakfı (İKSV) tarafından 12. kez düzenlenen Filmekimi’nde, on ikinci yılında da ustayönetmenlerin son yapıtlarının aralarında bulunduğu çoğu ödüllü 40’a yakın filmi izleyicilerin karşısına çıkaracak.

filmekimi

Filmekimi’nde, on ikinci yılında da ustayönetmenlerin son yapıtlarının aralarında bulunduğu çoğu ödüllü 40’a yakın filmi izleyicilerin karşısına çıkaracak. Zengin programıyla Filmekimi, İstanbul’da 10gün boyunca AtlasBeyoğlu ve Nişantaşı Citylife (City’s) olmak üzere 3 sinemada sinefillerle buluşacak.
 
Filmekimi’nde sürpriz film: Locke
 
12. Filmekimi, izleyicileri, broşürde yer almayan, sürpriz bir filmle buluşturacak. Steven Knight’in, Eylül ayında düzenlenen Venedik FilmFestivali’nin en parlak filmlerinden biri olarak gösterilen filmi Locke, 12. Filmekimi programında yer alacak. 2 Ekim Çarşamba 19.00 ve 3 Ekim Perşembe 11.00 seanslarında Atlas’ta, 6 Ekim Pazar 21.30 seansında ise City’s sinemasında izleyicilerle buluşacak.
 
Filmekimi programında mekan değişikliği
 
Filmekimi programında bir seansta mekan değişikliği de yapılacak. Broşürde 28 Eylül 13.30 seansında Beyoğlu sinemasında gösterileceği duyurulan 3X3D filmi teknik nedenlerden ötürü izleyicilerle City’s sinemasının 3 numaralı salonunda buluşacak.
 
Beyoğlu sinemasında 13.30 seansında ise Blue Is The Warmest Colour / Mavi En Sıcak Renktir filmi gösterilecek. Aynı sinemada 16.00 seansında yer alan Metro Manila filmi, Mavi En Sıcak Renktir’in süresi nedeniyle 16.00’da değil, 16.45’te başlatılacak.
 
Filmekimi programında 28 Eylül 13.30 seansında City’s sinemasında yer alan The Broken Circle Breakdown / Kırık Çember filmi ise programda duyurulduğu gibi, City’ssinemasının 7 numaralı salonunda gösterilecek.
 
Filmekimi’ndeki ek seanslar
 
12. Filmekimi’nde sinemaseverlerin biletlerin satışa çıktığı ilk gün büyük ilgi gösterdiği 9 filme, ek seans konuldu. The Past / GeçmişGloriaSen Aydınlatırsın GeceyiOnly Lovers Left Alive / Sadece Aşıklar Hayatta KalırLike Father Like Son / Benim Babam, Benim OğlumFruitvale Station / Son DurakMoebius / Kim Ki-Duk’tan MoebiusBlue Is The Warmest Colour / Mavi En Sıcak Renktir ve Young & Beautiful / Genç ve Güzel filmlerinin 27 Eylül Cuma günü Atlas ve City’ssinemalarında düzenlenecek ek seansları şöyle:
 
Atlas Sineması
11.00    The Past / Geçmiş, Asghar Farhadi
13.30    Sen Aydınlatırsın Geceyi, Onur Ünlü
16.00    Only Lovers Left Alive / Sadece Aşıklar Hayatta Kalır, Jim Jarmusch
19.00    Like Father Like Son / Benim Babam, Benim Oğlum, Hirokazu Kore-eda
21.30    Blue Is The Warmest Colour / Mavi En Sıcak Renktir, Abdellatif Kechiche
 
City’s Sineması
11.00    Gloria
13.30    Only Lovers Left Alive / Sadece Aşıklar Hayatta Kalır, Jim Jarmusch
16.00    Fruitvale Station / Son Durak, Ryan Coogler
19.00    Moebius / Kim Ki-Duk’tan Moebius, Kim Ki-duk
21.30    Young & Beautiful / Genç ve Güzel, François Ozon
 
 
Filmekimi biletleri nerede?
 
Bu yıl da Vodafone FreeZone sponsorluğunda gerçekleştirilen Filmekimi biletleri Atlas veBeyoğlu sinemaları gişelerinden ve Biletix’ten satın alınabilir. Filmekimi’nde hafta içi gündüz seansları 5 TL, hafta içi 19.00 ve 21. 30 seansları ile tüm hafta sonu seanslar 15 TL (tam) ve 10 TL (indirimli).
 
12. Filmekimi’nin sponsoru Vodafone FreeZone, sinema kampanyasını Filmekimi’nde de sürdürecek. Vodafone FreeZone’lu sinemaseverler, Filmekimi’nde bir bilet aldıklarında aynı seans için bir bilet de hediye kazanacaklar. Kampanyalı bilet satışları 21 Eylül Cumartesi gününden itibaren ana gişelere ek olarak biletix.comadresi üzerinden yapılacak. Ayrıntılı bilgi www.vodafonefreezone.com sitesinde yer alıyor.
 
Filmekimi programıyla ilgili ayrıntılı bilgi için:

24 Eylül 2013

 2013-2014 Eğitim yılı başladı gerek çocuklarınızın gerekse sizlerin boş vakitleri belirlendi.

sanat-kurslari

İyi bir kursta en uygun gün ve saate çocuklarınızın veya sizin bir sanat eğitimine mi ihtiyacı var? O zaman elinizi çabuk tutun ve en uygun gün ve saat imkânını kaçırmayın. Elbette 3 yıldır aynı fiyattan eğitim veren kurumumuzun fiyat artışlarından da etkilenmemiş olacaksınız. Eğer geç kalırsanız uygun saatler dolabilir ve elbette zaman sizleri zorlayıp sanat eğitiminden  uzak kalmanıza yol açabilir. Lütfen unutmayın! Haftanın 7 günü sabah 09:00- akşam 21:00 arasında açığız ve derslerimiz devam ediyor.

Kaliteli bir ortamda, eğitimli ve işinin uzmanı eğitmenlerle pozitif bir yapı içerisinde siz veya çocuklarınız sanat ile tanışacak.

Huzurlu, bakımlı, samimi bir ortamda ister çocuğunuz dersteyken sizde bir başka derse girebilir, isterseniz çayınızı yudumlayarak müzik sesleri arasında diğer veliler ile sohbet edebilirsiniz.

Buyurun gelin tanışalım! Daha içeri adım atar atmaz huzur ve sanatı hissedeceğiniz kurumumuza misafir olun. Kayıt olma zorunluluğunuz elbette yok gelip bilgi alabilir sohbet edebilirsiniz. Bir başka kurumda eğitim alacak olsanız dahi kurumumuza gelin merak ettiğiniz şeyleri sorun öğrenin. Nar Sanat bir sanat derneği kuruluşu ve sizlerin nerede olursa olsun sanat eğitimi almasını destekleyen bir kurum.

Tek beklentimiz özellikle çocuklarımızın doğru eğitmenler eşliğinde iyi bir eğitim alması. Çocuk drama eğitiminden, hobi veya akademiye hazırlık resim, piyano, gitar, bateri, bağlama, keman, Tiyatro, Bale, dans, diksiyon, fotoğraf ve daha nice sanat dalı konusunda her türlü bilgi desteğini vermeye hazırız yeter ki çocuklarımız sanatın içerisinde olsun.

Lütfen unutmayın hangi kuruma giderseniz gidin kurum imkanlarına ve eğitmenlerin eğitim düzeyine bakınız ve özellikle M.E.B.’e bağlı olmasına dikkat ediniz!

Davetlimizsiniz bekleriz…

Hep Sanat, Nar Sanat

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Karşıyaka Belediyesi’nin verdiği Homeros Edebiyat Ödülleri’nin 2014 yılı konusu belli oldu. Ödüller, bu kez “Bir Şairle Söyleşi”ye verilecek.

Edebiyat türleri arasında önemli bir yeri olan söyleşiyi anımsatmak, özelliklerini yitirme noktasına varan bu türün yetkin örneklerini oluşturmak için yapılacak yarışmaya son başvuru tarihi 10 Ocak 2014 olarak belirlendi.

Seçici kurulu Veysel Çolak, Abdülkadir Budak, Mustafa Fırat, Adnan Özer ve Fergun Özelli’de oluşan yarışmanın sonucu, 21 Mart “Dünya Şiir Günü”nde açıklanıp ödüller dağıtılacak.

Homeros Edebiyat Ödülleri’nin katılım koşulları şöyle:

Homeros1. Ödül, herkese açıktır.

2. Söyleşi bir şairle yapılmalı ve zamanla tarihsel bir belge niteliği kazanabilmelidir.

3. Şairle daha önce yapılan söyleşilerde, şairin yazdığı yazılarda, özellikle şiirlerinde yansıttığı şiir anlayışı açığa çıkartılmalı; biçim, biçem, teknik, imge, esin kaynağı, dil anlayışı açılarından şairin şiirleri çözümlemeli; hayat karşısında duruşu ve dünyagörüşü sorulan sorularla irdelenmeli ve yanıtları alınmalıdır.

4. Söyleşiyi yapan kişinin açıklayıcı, betimleyici, tartışmacı, öyküleyici anlatım yollarını deneyebilir ve örnekleme, karşılaştırma, tanık gösterme yoluna gidebilir.

5. Yarışmaya katılacak olanlar, yapacakları söyleşi için diledikleri bir şairi seçebilir.

6. Birden çok kişinin ortaklaşa yapacağı söyleşiler de yarışmaya katılabilir.

7. 06 Eylül 2013 tarihinden sonra yapılmış ve herhangi bir yerde yayımlanmış söyleşiler yarışmaya katılabilir..

8. Yarışmaya katılacak söyleşiler için sayfa sınırlaması yoktur.

9. Yarışmaya katılacak çalışmalar bilgisayarda çift aralıkla yazılmış olmalıdır.

10. Ödül, birinciye 1500 (bin beş yüz), ikinciye 1000 (bin), üçüncüye 750 (yedi yüz elli) TL’dir. Seçici kurul uygun gördüğü takdirde ödülü bölüştürebilir.

11. Dereceye giren çalışmalar kitap olarak basılacak, bunun karşılığında yazarlara yirmişer kitap verilecektir. Ayrıca telif ödenmeyecektir.

12. Ödüle son başvuru tarihi 10 Ocak 2014 günüdür. Ödül, 21 Mart 2014 günü düzenlenecek olan Dünya Şiir Gününü kutlama etkinliği sırasında açıklanacak ve sahiplerine verilecektir.

13. Ödüle katılanların yaptıkları söyleşilerin 6 nüshasını, özgeçmişlerini, adreslerini, e mail ve telefonlarını içeren bir yazı ile

“Karşıyaka Belediyesi Kültür Müdürlüğü”

Bir Şairle Söyleşi Yarışması 2014

Bahriye Üçok Bulvarı No:5

35600 Karşıyaka – İZMİR adresine APS, kargo, taahhütlü posta ile göndermeleri ya da elden teslim etmeleri gerekmektedir.

14. Ödüle katılan çalışmalar iade edilmez.

Homeros Edebiyat Ödülleri hakkında bilgi almak için:

Melih Elhan (Ödül Sekreteryas)

Tel: 0232 3994089 (Hafta içi 08.00 – 17.00)

İnternet sitesi için TIKLAYINIZ

Kaynak : []

 Beyoğlu Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanlığı işbirliğiyle düzenlenen Beyoğlu Sahaf Festivali 27 Eylül’de başlayacak.

beyoglu-sahaf-festivali

Başladığı ilk yıllarda Taksim Meydanı’nda açılan ancak yol çalışmaları dolayısıyla geçen iki yılda Tepebaşı‘na taşınmak zorunda kalan Sahaf Festivali, bu yıl tekrarTaksim Meydanı’na dönüyor.

Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, en çok önem verdikleri etkinliklerin başında Sahaf Festivali’nin geldiğini belirterek, “Sahaflarımızla kitap dostlarını buluşturacak olan bu festivalimiz her yıl büyük ilgi görüyor. Bu yıl programımızı daha da zenginleştirerek ünlü yazar ve şairlerimizle edebiyat sohbetleri gerçekleştirecek, çok anlamlı bir mekanda edebiyatçılarımızı okurlarıyla buluşturacağız. Birbirinden kıymetli eserlerin ve zengin etkinliklerin yer alacağı Beyoğlu Sahaf Festivali’ne tüm İstanbulluları bekliyoruz. Bu festivalin büyüyerek gelişmesinde her zaman desteklerini esirgemeyen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Kadir Topbaş‘a teşekkürlerimi borç biliyorum.” dedi.

Festival boyunca, kitapların yanı sıra tarihe tanıklık eden dergiler, eskiye ait yazılar, eski fotoğraflar, film, tiyatro afişleri, nadide levhalar, mektuplar, kartpostallar ve özel koleksiyonlar da stantlarda meraklılarının ilgisine sunulacak.

Kaynak:[-]

Türkiye’nin en eski kısa film etkinliği olan İFSAK Ulusal Kısa Film Yarışması’na katılımlar başlıyor. Son başvuru tarihi 31 Aralık 2013 olan yarışmaya tüm Sinemaseverler kısa filmleriyle başvurabilir.

İFSAK-LOGO

İFSAK – İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği tarafından düzenlenen ve Türkiye’nin en eski kısa film etkinliği olan “İFSAK Ulusal Kısa Film Yarışması”na başvurular başlıyor. Sinemaseverler, sayı ve konu sınırlaması olmadan kısa filmleri ile 31 Aralık 2013 tarihine kadar yarışmanın Kurmaca, Deneysel veya Belgesel kategorilerine katılabilir.

İlki 1978 yılında düzenlenen “İFSAK Ulusal Kısa Film Yarışması” başladığı günden bu yana ulusal düzeyde düzenlenmekte ve ülkemizdeki birçok kısa film etkinliğine örnek teşkil etmektedir.

Etkinlik, çoğu dünya çapında önemli eserler vermiş değerli sinemacıların ilk eserlerine gösterim olanağı sunmakla birlikte, o yıllardan bugüne arşivlenen filmler sayesinde ülkemizin en kapsamlı kısa film arşivinin oluşmasına da katkı sağlamaktadır.

İFSAK gelecek dönemlerde de, aynı düşüncelerle ülkemizdeki sinema eseri sahiplerinin üretimlerini artırmak, bir sanat olarak sinemacılığın gelişmesine ve yaygınlaşmasına katkıda bulunmak, yeni fikirlere öncü olabilmek amacıyla her yıl “İFSAK Ulusal Kısa Film Yarışması”nı düzenleme kararlılık ve inancıyla çalışmalarını sürdürecektir.

İFSAK-YARIŞMA

Tek seçici Erden Kıral

Bu yıl ön elemeyi geçen filmler arasından ödüle layık bulunanlar, Türk Sineması’nın önde gelen yönetmenleri arasında yer alan Erden Kıral tarafından seçilecek. 35 yıldan beri Türk sinemasına eserler kazandırmaya devam eden Erden Kıral, “Bereketli Topraklar Üzerinde”, “Hakkari’de Bir Mevsim”, “Mavi Sürgün” ve “Yük” gibi ulusal ve uluslararası yarışmalarda ödül kazanmış filmlere imza attı.

Kurmaca, Deneysel ve Belgesel kategorilerinde birinci gelen filmlerin yönetmenleri 500 TL değerindeki İFSAK Seminerleri ile ödüllendirilecektir.

Yarışmanın başvuru detaylarını öğrenmek ve başvuru formunu edinmek için buraya tıklayınız.

Herhangi bir çalgı aleti ile ilgilenmek buna dair kurs almak çocuk ve ya yetişkine neler sağlıyor, zor mudur, nereye gitmeliyiz, öğretmen/eğitmen iyi midir, beklentilerimiz nelerdir? Gibi daha birçok soruyu zaman zaman hangimiz sormamışızdır ki?

muzik-egitiminin-onemi

Elbette herhangi bir müzik eğitimi almak çocuk veya yetişkinin kişisel öz güveninin gelişmesine yardımcı olması, çalma becerisinin artması ile pek çok özelliğin yanı sıra müzik zevklerinde de değişikliklere yol açacaktır. Müzik eğitimi alan kişiler daha seçici daha dikkatli ve daha gelişmiş kulağa sahip olacaktır.

Tüm bunlar herhangi bir müzik aleti ile ilgilenen kişilerde olası gelişmelerdir. Örneğin;  Keman eğitiminin bireysel anlamda ne gibi faydaları vardır?

Genel anlamda “öğrenilmesi zor” bir müzik aleti olarak bilinen “Keman ” yerleşik algılamadan dolayı bir yanılgı ile  diğer çalgılara göre zor  olduğu düşünülmektedir. Pek çok çalgıda öğrenme aşamasında duyu, görme, dokunma çerçevesi birlikte etkili olmakta fakat daha önemli olan kişinin yapacağı bir işe yönelik olan bireysel yargıları, içsel ve dışsal nedenler gibi farklı etmenleri de düşünmek gerekir.  Mathews (2005), kişinin bir işi başarmasına yönelik motivasyonun ve becerinin  tek başına yetenekten ve bilgiden çok o işe karşı geliştirilen öz yeterlik algısı tarafından belirlendiğini belirtmiştir. Yapılacak olan işe dair bilgi ve beceri kazanımının da seviyesini öz yeterlik algıları belirlemektedir. Keman çalmaya yönelik öz yeterlik algısı da gerek teknik gerekse müzikal sorunların çözülmesinde büyük etkendir. Bireyin keman çalmaya yönelik sahip olduğu öz yeterlik algısı bireyin  keman çalmak için ne kadar efor harcayacağını ve karşılaştığı bir sorunu çözmek için ne kadar zaman ayıracağını belirler. Kişinin kendisini keman çalmak konusunda yetersiz hissetmesi, keman çalışmalarına ayıracağı süreyi olumsuz yönde etkileyebilir. Kendisini keman çalmak için yeteneksiz hisseden birey ne kadar çalışırsa çalışsın başarıya ulaşamayacağını düşündüğü için keman çalışmayı bırakabilir.

Özellikle müzikal kazanımlar anlamında kritik yaşlar olan ilköğretim dönemi öğrencilerinin bilişsel ve fiziksel gelişimlerine paralel olarak tasarlanan bir eğitim uygulanmasıyla müzik eğitimlerinin daha verimli olacağı kesindir. Eğitmenin tüm bunları düşünerek ve özellikle çocukların algı, dikkat ve ilgilerini gözlemleyerek uygun tarzda eğitim vermesi gereklidir. Bunun için elbette eğitmenin eğitimli, bilgili ve donanımlı olması gerekmektedir. Yeterli alt yapısı olmayan eğitmenlerin hatalı eğitim vermesi bir tarafa çocuğun yukarıda sayılan tüm bu gerekliliklere dikkat etmemesi nedeniyle müzik eğitimi, özellikle keman eğitiminden soğuması veya müzikten uzaklaşması olasıdır.

Özellikle diğer çalgılara göre daha fazla sabır gerektiren keman eğitiminin zorluğu bu noktada başlamaktadır. Yoksa bir çalgı diğerinden daha zor kanısı geçerli değildir. Zorluk kişilik ve genel algının insanları yönlendirmesinden kaynaklıdır.

Tüm bu kanıları kırmak için elbette önerimiz özel derslerdir. Birebir ilgilenme ile birtakım olası zorlukları aşmak daha kolay olabilir.

Genel olarak ülkemizde tüm müzik eğitimlerinde olduğu gibi Keman eğitiminde’de bazı eğitmenler ya yeterli bilgi  düzeyinde değiller ya da eğitmenliğin/öğretmenliğin pedagojik yönünü göz ardı etmektedirler. Elbette pedagojik formasyonda tek başına iyi öğretmen olmak için yeterli değildir. Çünkü ülkemizdeki eğitim sistemi genel anlamda uygulama değil sözlü anlatım temeline dayanmaktadır. Sözlü anlatıma dayalı olan bu eğitim bir anlamda ilköğretim seviyesinin üstü için belki uygun olabilir fakat ilköğretim grubu için uygunluğu kesinlikle tartışılır bundan dolayı eğitmen/öğretmenlerin bu durumu göz önünde bulundurmaları gerekmektedir.  Çünkü soyut ve sıkıcı çocuğun dikkat verme seviyesinin üzerinde bir beklenti ile verilecek sözlü eğitime dayalı sistem çocukta verimliliği düşürecektir.

Kaliteli  bir müzikal ve teknik altyapının temellerinin atıldığı önemli bir dönem olan ilköğretim dönemi, çocuklar  için zor, soyut ve sıkıcı değil, bu durumun ta m tersine eğlenceli, aktif ve kolay olması gerekmektedir. Küçük  çocuklarda algılama daha çok dokunsal ve kinestetik bir eylemdir. Küçük çocuklar parmaklarını ve ellerini kullanmayı severler, dokunarak hissetmekten hoşlanırlar ve hareketli olmaya çok büyük ihtiyaç duyarlar.

Karmaşık ve çok sayıda bilgiyi absorbe etmeleri için en zor yol ise dinlemektir. Buna karşın yetişkinler çocuklara öğretme konusunda her zaman açıklama yolunu tercih etmektedirler. Okul yaşındaki çocukların % 30’ dan daha azı dinleme modunda algılayabilmektedir ve duyduklarının % 75’ini hatırlayabilmektedir. (Calissedorf, 2006). Keman eğitiminin çocuklar için somut ve kalıcı olmasının ilk şartı  ise oluşturulacak olan eğitim programının çocukların fiziksel, bilişsel ve sosyal gelişim özelliklerine uygun olmasıdır. Bu programın oluşturulmasında kullanılması gereken en geçerli yol ise aktif öğrenmedir.

Çünkü aktif öğrenme, çocuğu derste aktif hale getiren, pasif bilgi alıcısı olmaktan çıkararak, bilgiyi kendisinin keşfetmesini sağlayan bir yöntemdir.  (Batı Anadolu Eğitim Bilimleri Dergisi cilt:1 Sayı:02 2010, sf:112-124-S.Serkan ŞEKER VE Şermin BİLEN)

Velilerimiz müzik eğitiminin uzun soluklu bir eğitim olduğunu unutmamalıdır. Dolaysıyla çocuklarımızın özellikle okul öncesi ve ilköğrenim dönemi öğrencilerimizin ders saatinin tamamında söz konusu eğitim ile ilgili çalışma yapmasını beklememeleri gerekmektedir.  Dikkati ders süresi kadar öğrencinin bulunduğu ortamın, kişilik özelliklerinin, kişinin konuya olan ilgisinin, alışkanlıklarının, gruba uyumunun, merak ve keşfetme duygusunun, öğrenmede kullanılan yöntemlerin de etkilediğinin bilinmesine fayda vardır. (Prof. Dr. Adil Türkoğlu)

Normal şartlarda bir ilköğretim öğrencisinin dikkat süresi 16-20 dakika aralığındadır. Elbette kişisel özellikler bunu etkiler. Bunun dışında özellikle çocuğun daha küçük yaştaki çocukların dikkat süresi de azalmaktadır. Bazı velilerin çocuktan dolu dolu 40-45 ya da 50 dakika müzik çalışma performansı beklemektedir. Oysa bu beklenti  yanılgıdan başka bir şey değildir.

İyi bir eğitimci çocuğun sıkıldığını gördüğü zaman farklı yaklaşımlarla birkaç dakika sıkılmasını engelleyip ardından tekrar eğitime dönebilmektedir. Bu birkaç dakika çocuğun kişisel özelliklerine göre uzayıp kısala bilmektedir. Bu bağlamda tüm bunları bilmeyen veliler dersin boşa geçtiği kanısına kapılmaktadır. Kaldı ki kurslarda müzik eğitimi  yapılırken, ilk koşullardan birisi çocuğa uğraşı olan müzik aletini sevdirmektir ve eğitimci elbetteb bunun bilincinde olarak eğitimine devam etmelidir.

Bunun farkında olmayan velilerin bir kısmı daha kursa yazıldığı andan itibaren büyük beklentiler içerisine girmektedir. Oysa eğitim bir süreç, sabır ve anlayış gerektirmektedir. Eğitmenlerin görevi çocukları eğitmenin yanı sıra velileri de bir anlamda eğitmektir. Her öğrenci kendi kişisel özelliklerine göre daha hızlı veya daha yavaş öğrenebilmektedir. Bu durumda velinin kendi çocuğunu bir başka çocukla kıyaslaması değil teşvik etmesi gerekmektedir.

Veli, eğitmen ve kurs idaresinin tüm bu süreci iyi değerlendirip gerek velileri bilgilendirme gerekse çocuğun dikkat süresini etkileyecek olan teknik donanım ve ortamı sağlaması gerekmektedir.

Elbette kursların ayakta kalması için maddi kazanımları şarttır fakat söz konusu sanat eğitimi olunca birtakım konularda kurs idarelerinin daha verici olma zorunluluklarının olduğunu düşünmekteyiz.

Tüm bu ayrıntı ve yapılanmalar içersinde sanat eğitimi ile uğraşan kurumların kendilerinin oluşturacakları birimler ile sanat eğitimcilerinin kendi özdenetim ve yapılanmalarını sağlamaları gerekmektedir.

Bu yapıldığı taktirde kurslarda hobilerini geliştiren veya sanata kendini yakın hisseden ya da sanatı seven kişilerin çoğalmasına yol açacak ve uzun vadede sanatla iç içe olan toplumların oluşmasının yanı sıra kültürel değerlerin yükseldiği, hoşgörü ve sosyal zekanın yükseldiğin görmemiz mümkün olacaktır..

Velilerin özellikle Özel okullarda verilen ortam ve biçimi ile “sanat hobi kurslarında” verilen eğitimlerin nekadar sağlıklı olduğunu da elbette değerlendirmeleri gerektiğine inanmaktayız.

Her işte olduğu gibi kurumlarda kendi uzmanlıkları anlamında değerlendirilmelidir.

Örgün eğitim kurumları (İlköğretim, ortaöğretim kurumları) asli işleri ile ilgili eğitimlerinde kalite ve seviyelerini yükseltmekle ilgilenmeli M.E.B.  kapsamındaki genel sözel anlatım ağırlıklı sanat ve müzik derslerini vermeli. Sanat özellikle müzik eğitiminin pratikte uygulamalı eğitimini  kurslara bırakmalı. Bunun dışında devletin gerek belediye ve gerekse Halk Eğitim Merkezi kanalı ile bu geleneksel sanatlar dışındaki sanat eğitiminden çekilmesinin gerekliliği de ortadadır.

Kaldı ki devlet bir taraftan “Müzik Öğretmeni sayısı fazla” diyerek Müzik öğretmenliklerini kapatırken bir taraftan da Özel kolej ve okulların müzik kursu açmasına göz yumarak veya halk eğitim merkezlerinin, ismek benzeri kuruluşlar ile Özel kursların önünü tıkamaktadır. Bu yüzden müzik Müzik Öğretmelerinin  istihdamını engellemekte aynı zamanda  sevdirilmesi gereken sanat eyleminin develet eli ile kalıplaştırılmasını “sanatı yaygınlaştırmak “olarak lanse ederek tektipleştirmek ve hatta çocukları sanattan uzaklaştırmaktadır.

Kurulduğu yıllarda önemli görevler üstlenen Halk Evleri (şimdiki Halk Eğitim Merkezleri) Metropol ve büyük şehirler için artık özelliğini yitirmiş ve misyonunun dışındaki amaçlarla kullanılır hale gelmiştir.

İlgili ilgisiz pek çok konuda özelleştirmeye giden hükümetler nedense (!) hatta “sanatın içine tükürseler bile” sanat eğitimini halk evleri ve özel okulların yetkisi ile sınırlamaktadır. Oysa elbette bir Kursun devletin gücü veya bir kolejin ekonomik gücü ile rekabet etmesi mümkün değildir. Bunun yanı sıra elbette uzmanlığı sanat eğitimi olan bir kurumla bir kolejin veya Devlet denetimindeki kurumun sanat eğitimine bakışı aynı olamaz. Kolejler ekonomik kaygılar devlet destekli kurumlar ise görev kaygısı ile yaptıkları eğitimin verimin incelemek durumundadır.

Nedenlerini hepimizin bildiği sebeplerle bunlara göz yumak ülkede sanatı gömmek demektir. Daha akılcı politikaların uygulanması dileğiyle…

 

 Sanat dolu günler dileğiyle.

N.ÖZCAN