Türkiye’nin 8 yıldan bu yana doğa, macera ve keşif konulu en büyük etkinliği olan Dağ Filmleri Festivali ’nin dokuzuncusu 2014’ün aylarında İstanbul, İzmir ve Ankara ’da doğaseverlerle buluşacak.

dağ-filmleri-festivaliDağ Kültürü Derneği ile Mineral Event tarafından düzenlenen 9. Dağ Filmleri Festivali’nin uzun soluklu Türkiye yolculuğuna katılıp dağ, doğa, çevre ve doğadaki insan temalı filmlerini göstermek isteyen sinemacılar için son başvuru tarihi: 27 Aralık 2013.

15 bin izleyiciye ulaşma fırsatı

Üç şehirde yaklaşık 15 bin izleyiciye ulaşacak festival, 25 Şubat – 2 Mart 2014 tarihleri arasında İstanbul’da Taksim Fransız Kültür Merkezi, Galatasaray Aynalıgeçit ve Harbiye Pusula Sanat Evi’nde gerçekleştirilecek.

Festivale katılmak isteyen sinemacılar, filmlerini Dağ Filmleri Festivali – Yıldız Mah. Asariye Cad. Eğriçınar Sok. Uğur Apt. 18/4 Beşiktaş – İSTANBUL adresine aşağıda belirtilen bilgileri ekleyerek gönderebilir.

• İmzalı Film Başvuru Formu

• Filmin yönetmeni/yönetmenlerinin fotoğraf ve özgeçmişi

• Filmden en az iki fotoğraf (En az 300 dpi)

• Varsa filmin afişi ve basın dosyası

• Filmin kısa özeti ve künyesi

Film Başvuru Formunu www.dagfilmfest.org/entryform/MFFEntryForm_2013.doc adresinden indirebilir, festivalle ilgili bilgi almak için aşağıdaki iletişim adreslerini kullanabilirsiniz.

Web :www.dagfilmfest.org

E-posta :[email protected]

Beyoğlu Cinemajestic’te gerçekleştirilen ve ücretsiz olarak izlenebilecek festivalin açılışına yüzlerce kişi katıldı.

“Baskın” filminin yönetmeni Can Evrenol, ilk gösterimin ardından seyircilerin sorularını yanıtlarken, Athena grubundan Gökhan ve Hakan Özoğuz, oyuncu Hatice Arslan ile Ushan Çakır da salondaki yerlerini aldı.
fantasturka-2013-afiş
Evrenol, AA muhabirine yaptığı açıklamada, korku temalı Baskın filmini çekerken 2000-2010 dönemi Fransız sinemasının etkisi altında kaldığını belirterek, gişeden hiçbir beklentisi olmadan filmin devamını çekebilmeyi temenni ettiğini söyledi.

turist-ömer-uzay-yolundaFilmle ilgili Türkiye’den bir beklenti içine girmediğini dile getiren Evrenol, “Baskın“ın yurtdışında pek çok festivale katıldığını, Londra ve Teksas’ta gösterildiğini, gelecek hafta da Barselona’da izlenebileceğini bildirdi.

Gökhan Özoğuz da Evrenol‘un filmlerine hayran olduğuna değinerek, Türk sinemasında ve kültüründe farklı noktalara dokunan iyi bir örnek oluşturduğunu kaydetti.

2013-Fantasturka-2013Festivalden önce biraz bilgi:

İlki, Ankara Kısa Filmciler Derneği tarafından 2011 yılında Ankara’da düzenlenen “Fantasturka – Türk İşi Fantastik Filmler Festivali” bir yıllık aradan sonra, Fantastik Türk Sineması’ndaki yolculuğuna devam ediyor.

19 – 22 Eylül 2013 tarihleri arasında İstanbul – Beyoğlu’nda Majestic Sineması’nda düzenlenecek olan festival, geleneksel olarak düzenlenmeye devam edecek.

Türk Sineması’nın Kayıp Filmleri İlk Kez İzleyici ile Buluşacak!

Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı, Sinema Genel Müdürdüğü tarafından Türk Sineması’nın 100. yılı öncesinde oluşturulması planlanan Türk Sineması Film Arşivi; geçmişte her biri çok büyük maddî ve manevî zorluklar eşliğinde çekilen bilim-kurgu, korku, gerilim, polisiye, western, kahramanlık fantazisi türlerindeki Fantastik Türk Sineması’nın kayıp filmleri de FANTASTURKA ile birlikte hem ilk kez seyirciyle bulaşacak ve hem de Türk Sineması’nın 100 yıllık birikimi festival içerisinde yer alacak. Örneğin; Yönetmen Oksal Pekmezoğlu’nun, Lee Falk’ın çizgi kahramanı sihirbazlar Kralı ile Kiling fotoromanının Türk  uyarlaması 1967 yapımı filmi Sihirbazlar Kralı Mandrake Klink’in Peşinde ilk kez izleyici ile buluşacak.

Fantasturka’dan Atinalı Dosta “Ahde Vefa”

2011 yılında karikatürist ve kısa filmci Metin Demirhan anısına ithaf edilen 1. Türk İşi Fantastik Filmler Festivali’nde, Vassilis Barounis’e ‘Onur Ödülü’ verilmişti. Kanser hastası olan Vassilis Barounis festivale katılamamış, festivale katılan ve kendisi de ödül alan Kunt Tulgar, Vassilis Barounis’i Atina’da ziyaret edip ödülünü ailesine teslim etmişti. Festivalin düzenlemesinin hemen ardından hayata veda eden Vassilis Barounis; Fantastik Türk Sineması’na çok değerli katkılar yapan; 2000’li yılların başlarından bu yana, Türk sinemasının 1950- 1980 arasına dönemine ait bir düzineden fazla “kayıp” filmi kendi imkânlarıyla yok olmaktan kurtarmış ve arşivlere kazandırmış bir Fantastik Türk Sineması aşığı. Bu yıl 2’inci kez düzenlenecek festival, Fantastik Türk Sineması’nın kadim dostu Vassilis Barounis anısına düzenlenecek.

Türk Sineması’nın Değerli İsimleri Fantasturka’da!

3dev_adam_afişBu yıl Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’in ve Sinema Genel Müdürlüğü’nün desteğiyle 2. kez düzenlenecek olan Fantasturka- Türk işi Fantastik Filmler Festivali Danışma ve Onur Kurulu’nda PToT Film’in sahibi yönetmen Şebnem Kitiş, sinema yazarı ve TV programcısı Ege Görgün, görüntü yönetmeni Aras Demiray, araştırmacı gazeteci Ali Murat Güven ve Fanatik Film sahibi Nejdet Arkın yer alacak. Ayrıca festivalde Yeşilçam’a yaklaşık 40 yıl boyunca büyük emekleri geçmiş yapımcı, yönetmen ve senaristlerde festivalin son günü onurlandırılacak. Tüm gösterimlerin ücretsiz yapılacağı festivalde, panel, atölye ve gala gibi tamamlayıcı etkinliklerde yer alacak.

Festival Film Programı Belli Oldu!

3-dev-adamBu yıl festivalde 2 Kısa Film ve 14 Kült Fantastik Türk Filmi yer alacak. Gösterilecek kısa filmler arasında, Can Evrenol– “Baskın” ve Tan Tolga Demirci – “Enterchat” filmleri yer alacak. Festivalin uzun metraj programında ise, 1953- 1994 yılları arasında çekilen 14 Fantastik Türk Filmi yer alacak. Gösterilecek filmler ise alfabetik sıraya göre şöyle:

3 Dev Adam
Aybiçe Kurt Kız
Drakula İstanbul’da
Dünyayı Kurtaran Adam
Korkusuz Kaptan Swing
Karanlık Sular
Klink Süpermen’e Karşı
Sihirbazlar Kralı Mandrake Klink’in Peşinde
Ölüler Konuşmaz ki
Pamuk Prenses ve 7 Cüceler
Süpermen Dönüyor
Tarzan İstanbul’da
Turist Ömer Uzay Yolunda
Yılmayan Şeytan
.

Festivalde film gösterimlerinin yanı sıra film yönetmenleri, yapımcıları ve sinema yazarları ile çeşitli söyleşiler gerçekleştirilecek.

 

 20’nci Altın Koza Film Festivali’nde geleneksel olarak verilen Yaşam Boyu Onur Ödülleri, bu yıl ünlü oyunculardan Çolpan İlhan, İzzet Günay ve Demir Görgün Karahan ile yapımcı Necip Sarıcı’ya verildi.

altın-koza-onur-odulleriŞarkıcı Şevval Sam, sevilen şarkılarıyla geceyi renklendirdi. Seyhan Baraj Gölü manzaralı Park Zirve Zaimoğlu Tesisleri’nde organize edilen ödül törenine festival konuğu beyazperdenin emekçileri ile kent protokolü ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı.
Oyuncu Çolpan İlhan ile İzzet Günay ödülünü Adana Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Zihni Aldırmaz’dan Demir Karahan CHP Genel Başkan Yardımcısı Adana Milletvekili Faruk Loğoğlu’dan Yapımcı Necip Sarıcı ise ödülünü CHP Adana Milletvekili Ümit Özgümüş’ün elinden aldı.

ADANALILARA TEŞEKKÜR ETTİLER

Ödül alan sanatçılar, Altın Koza’nın Türk Sineması’nda çok önemli bir yeri olduğunu vurgulayıp, bu ödüle layık görüldükleri için Adanalılara teşekkür etti.

Ödülünü almak için Zihni Aldırmaz’ın elinden tuttuğu Çolpan İlhan, çok mutlu olduğunu vurgulayıp. “Daha nice ödüllereö dedi.

İzzet Günay ise sanat yaşamı boyunca kendisini el üstünde tutan Türk sinemaseyircisine minnet duyduğunu dile getirdi. Bu ödülde rol aldığı filmlere emek veren kişilerin de payı olduğunu kaydeden İzzet Günay, “Bu güzel ödülle birlikte beni en çok sevindiren hayatımı anlatan kitabın çıkmasıdır. Ödül kadar kitabı da çok önemsiyorum. Çünkü insanlar çabuk unutulur. Ama kitaplar oldukça içindeki insanlar da yaşıyor. Kitaplar içindeki insanları saklıyorö deyip kitabı kaleme alan Burçak Evren’e teşekkür etti.

Demir Karahan, Adanalı olduğunu hatırlatıp, buğday ve pamuk gibi bu topraklardan çıkan biri olduğunu kaydetti. Onur’un başucu kitabı olduğununun altını çizen Demir Karahan, aldığı ödülü torunu Eylül’ün başucuna koyacağını söyledi. Karahan, eşine de Nazım Hikmet’in ‘Karım’ adlı şiirini sahneden okudu.

Yapımcı Necip Sarıca ise Altın Koza’da 6 ödül aldığını, kendisi için bu festivalin çok özel yeri olduğunu ifade etti. Yılmaz Güney başta olmak üzere Adanalı sinemacılara ve Altın Koza’yı yaşatanlara teşekkür etti.

Törenin sonunda söz alan festivalin ev sahibi Zihni Aldırmaz ise önümüzdeki yıl Türk Sineması’nın 100 yılını kutlayacaklarını, buna kutlamalar gerçekleştirmek için çaba göstereceklerini söyledi.
Gecenin devamında sahne alan ünlü şarkıcı Şevval Sam, Türk Sanat Müziği’nin sevilen eserlerini seslendirdi.

20-altın-koza

ÇOLPAN İLHAN – ROL SEÇEN OYUNCU

77 yıllık hayatının 56 yılını sinema ve tiyatro sanatının içinde geçiren Çolpan İlhan, 200’e yakın filmde oyunculuk yaptı. 1970’e kadar bir çok filmde boş rol oynayan Çolpan İlhan, ‘rol seçen oyuncu’ unvanıyla tanındı. ‘Karakter oyuncusu’ sıfatıyla bilinen, farklı bir ‘Yeşilçam Starı’ çizgisi taşıyan Çolpan İlhan, sanat eğitiminin duyarlılığını beyazperdeye başarıyla yazdırdı. Çolpan İlhan, 1997’de Sadri Alışık Tiyatrosu’nu açarak tiyatro sanatına önemli katkılar sağladı. Halen oğlu Kerem Alışık ile Sadri Alışık Kültür Merkezi’nde gençlere tiyatro dersleri vermeyi sürdüren sanatçı, şu sıralar aynı tiyatroda sahnelediği ‘Sonbaharı Beklerken’ adlı oyunda Alzheimer hastalığından ölen İrlandalı filozof Iris Murdoch’ı canlandırıyor. Çolpan İlhan, şair Attila İlhan’ın kız kardeşi, sinema sanatçısı Sadri Alışık’ın karısıdır. Çolpan İlhan, tiyatro ve sinema oyunculuğunun yanı sıra moda tasarımcısı ve tiyatro eğitmeni olarak birçok alanda başarılara imza attı.

DEMİR KARAHAN – YAZDI, YÖNETTİ, OYNADI

69 yıl önce Adana’da dünyaya gelen Demir Karahan, tıp fakültesini okurken yönetmen ve senarist Duygu Sağıroğlu ile tanışınca okulu bırakıp, sinemaya gönül verdi. 40 yıllık sanat hayatında 59 yapımda roller aldı. Türk – Fransız ortak yapımı bir filmde oynamak üzere gittiği Fransa’da 4 filmde rol aldı, yönetmen asistanlığı yaptı. Sinemanın krize girdiği süreçte ticaret ve çiftçilikle uğraştı, politikayla ilgilenerek Adana DSP İl Başkanlığı görevinde bulundu. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu olan Demir Karahan, sanat hayatında oyunculuk dışında ‘Çark’ adlı bir filmin senaryosu yazıp, aynı filmin yönetmenliğini de üstlendi.

İZZET GÜNAY: SİNEMA SEVDASI KIRIK PLAK’LA BAŞLADI

Türk Sineması’nın çınarlarından 79 yaşındaki İzzet Günay, lise yıllarında tiyatroya merak sardı, 1958’de Kemal Film yapımı ‘Kırık Plak’ adlı filmde, Zeki Müren’in şoförü rolüyle sinema oyunculuğuna başladı. 55 yıllık sanat hayatını 120 film sığdırdı. 1964’de Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde baş rolünü oynadığı ‘Ağaçlar Ayakta Ölür’ filmiyle ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülünü aldı. Türk sanat müziği solistliği yapan, televizyon dizilerinde de oynayan İzzet Günay, pul, para, madalya ve madalyon koleksiyonculuğu ilgi alanı içine girdi. 1985’te antika üzerine dükkan açan, İzzet Günay, uzmanlık alanı olan koleksiyonculuk ve antika konusunda danışmanlık yaptı.

NECİP SARICI – SİNEMANIN HAFIZASI

Necip Sarıcı, sinema sanatına 1949’da İzmir’deki sinema makineleri tamir atölyesinde çıraklık yaparak girdi. Üç yıl sonra ustalığa geçen Necip Sarıcı, İstanbul’da 1957’de Lale Film Stüdyosunda ‘ses mühendisi’ olarak işe alındı. Arzu Film, Erman Film, Uğur Film, Akün Film, Erler Film gibi Yeşilçam’ın önemli kuruluşlarıyla çalıştı. 1979’da Filmer ailesinin stüdyoculuğu devretmesiyle Lale Film Stüdyosu’nu Yeni Lale ismiyle devralarak seslendirme, emisyon, telesine, montaj gibi laboratuar çalışmalarını yeni bir düzenlemeyle işletmeye açtı. 64 yıldır sinema ve sanatın içinde yaşayan ve belgesel ve sinema film yapımcılığı da yapan Necip Arıcı, ‘önemli bir arşivci’ diye anılıyor. Sarıcı’nın arşivinde 65 bin fotoğraf negatifi, 5 bin’e yakın edebiyat, tarih, sanat, sinema ve mesleki kitaplar ile Türk sinema tarihinin önemli filmlerinin negatifleri, pozitif görsel kopyaları ve 5 bin adet orijinal Türk filmi afişi bulunuyor.

 

Yazan : Bertan ATA

Bakırköy,Osmanlı döneminden bu yana sanatla iç içe olan ve ülkemize çok sayıda değerli sanatçı kazandıran ilçemiz olup,burada yaşayan herkesin iftihar ettiği ve tarihinde sahip olduğu bu özelliğinden gurur duyan bir semtimizdir. Bakırköy’ün tarihinden bu yana sahip olduğu sanat ruhunu, bu zamana kadar gelecek kuşaklara,şartlar ne olursa olsun aktarmayı başarmıştır.Bilinçli bir Bakırköy’lü devraldığı bu bayrağı sadece geleceklere kuşaklara aktarmakla kalmamış ve bunun Bakırköy sınırlarını aşması için de çaba sarf etmiştir.

bakırköy-meydanGünümüzde özellikle görsel ve yazınsal basından dolayı her çalışmaya sanat denen ve herkese sanatçı denilen bir dönemde yaşıyoruz. Sanatın artık bu kadar ucuzladığı ülkemizde sanat eğitimi veren kurslarında yetersiz ve sağlıksız ortamda ders verilmesi , her ne kadar ciddi, rahatsız edici durum olsa da gerçek şu ki bu şartlar altında eğitimin kaliteden yoksun olması kaçınılmaz bir durumdur.

Bu durum, ülkemizde sanatla bağdaşmış olan semtimizi de etkilemiştir. Artık her köşede sanat eğitim yerleri, kursları, dernekleri görmek mümkün. Bu durum toplum açısından mutlu edici bir durum gibi gözükse de verilen sanat eğitiminin acaba hangi seviyede olduğunu da düşünmemek elde değil.  Sanat eğitimi verilirken özellikle çocuklara pedagojik anlamda nasıl eğitim verilmesi gerektiğini bilmek ve çocuğa eğitim verilen sanat dalını öğretmek dışında, çocuğa ilerleyen yıllarda da sanatı daima sevmesi ve yüceltmesi gerektiğini de aşılamanın şart olduğunu unutmamak gerek. Bunu yapmak için hem aileyle işbirliği içinde bulunmak hem de akademik eğitim almış, sanat eğitiminin sorumluluğunu taşıyan, bilinçli, yaptığı mesleği seven kişiler olmasına dikkat etmek gerekir.

Eğitmenler, aynı zamanda yeni sanat eğitimi almaya başlamış bir çocuğun rol modeli olduklarından, sorumluluklarının bilincinde olup, sanatın kendilerine verdiği heyecanı ilk gün ki gibi hissederek, cesur ve bir o kadar kutsal olan görevi, bu çizgilerde yerine getirmelidir.

Nar Sanat Eğitim Kursu’nun bir öğrencisi olarak,açıldığı günden bu yana, adı her zaman sanatla anılan semtimizde,Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanarak bir ilki gerçekleştirmiş, çocuklara verilen eğitimin pedagojik olarak değerlendirilerek verilmesiyle,hem çocukların sanatsal eğitiminin en iyi seviyede verilmesi hem de bu eğitimle daima sanat sevgisini taşıyacak ve yüceltecek bireyler yetiştirmeyi kendine misyon edinmiştir. Nar Sanat, akademik eğitim almış eğitmenlerle ve herhangi bir sanat eğitiminde sahip olunması gereken profesyonel materyallerle yaparak, bizlere ve sanata hak ettiği değeri vermeyi ilke edinmiştir.

nar sanatta çocuk mutluluğuÜlkemizde sanatın durağı olan semtlerimizden biri, hatta beklide en önemlisi olan Bakırköy’de  bir derneğe ait olarak kurulan ilk  M.E.B. ‘e bağlı eğitim yuvası olması benim ve benim gibi birçok Bakırköylünün hep aradığı bir şeydi. Sonunda sanatı seven, duyarlı kişiler tarafından böyle bir kurumun açılması ve sanata ellerinden geldiği kadar sahip çıkması bizler için çok mutluluk ve gurur verici. Ayrıca sadece Bakırköy’le sınırlı olmayıp, İstanbul’da sanatı seven her bireye ulaşma çabası da takdire şayan bir başka özellikleri. Bizim gibi bu yola gönül vermiş insanlara da örnek olmaları ve ilerde sanatı ve sanatçıyı ayırt edip, bunlara değer verecek nesiller yetiştirerek topluma kazandırma çabaları onlara ayrı bir teşekkür gerektiriyor. Her zaman sanattan yana olan ve sanatın gücüne inanan herkese kapısı açık olan bu kurumun öğrencisi olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Ulu Önder Atatürk’ün dediği gibi ‘’Sanatsız kalan bir milletin, hayat damarlarından biri kopmuş demektir. Biz sanatseverler olarak üzerimize düşen sorumluluğumuzla, gücümüz yettiğince bu damarın kopmasına engel olmaya çalışıyoruz ve olmaya da devam edeceğiz.

Bu yolda Bakırköy’de yıllar sonra kendi özel profesyonel tiyatrolarını kurmaları ve şu anda Bakırköy’de tek özel profesyonel tiyatro topluluğu oldukları için ayrıca kendilerine teşekkür ediyor ve başarılarının daimi olmasını diliyorum.

İstanbul özel günler yaşıyor. Bir tarafta kapılarını yeni açan 13.Uluslararası İstanbul Bienali; diğer yanda Sakıp Sabancı Müzesi’nde, kentin tarihi dokusu ile manalı bir ahenk yakalayan, kavramsal sanatın büyük ismi Anish Kapoor’un Türkiye’deki ilk kişisel sergisi… 10 Eylül’de sanatçının katılımıyla açılışı gerçekleşen etkinlik, sıra dışı boyuttaki taş eserleriyle sanatseverleri sonsuzluk ve karşıtlık kavramı üzerine düşündürecek

Anis-KapoorGeçen hafta Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki katıldığım sergi ile ilgili basın toplantısında, yaşayan en ünlü ve yaratıcı sanatçılardan biri olan Anish Kapoor’u birebir görmek, düşüncelerini ve çalışmalarını sesinden duymak gerçekten büyük bir ayrıcalıktı.

Bir başka ayrıcalık da böylesi bir serginin ayağımıza kadar gelebilmiş olması! Uzun zamandan beri bu olayın hayalini kuran Sakıp Sabancı Müzesi yetkilileri sergiyi gerçekleştirmek için, Akbank’ın da desteğiyle müzeyi yıkıp adeta yeniden inşa ettiler. Tonlarca ağırlıktaki devasa taş eserleri (en büyüğü 12 ton) gördüğünüzde bunları buraya nasıl taşıdılar, nasıl binanın içine soktular diye hayret içinde düşünüyorsunuz. Dokuz tırla Türkiye’ye taşınan 32 eseri yerleştirmek için dört vinç çalıştı ve SSM adeta bir şantiye alanı haline geldi. Bu gayretli çaba sadece bizim değil, Kapoor’un ve “Elektrik direğinin kaldırılmasına bile itiraz etmediler” diyen sergi küratörü Sir Norman Rosenthal’in de haklı takdirini kazanmış. Bundan sonra SSM’nin altından kalkamayacağı hiçbir sergi olamaz bence.

Anish Kapoor’un “Enerjik, açık ve müthiş dinamiklere sahip bir yer” olarak tanımladığı İstanbul’a olan sevgisi, şehrin tarihi, mimari değerleri ve Bienal, şimdiye kadar hiçbir yerde sergilenmeyen bu eserleri kentimize getirmesine vesile olmuş. Kararını pekiştiren bir diğer nokta da; ölçeğinin kaybolacağı endişesiyle bu işlerinin açık havada sergilenmesini istememesi ve sanatçının kapalı mekân arzusunu kabul eden müzenin olumlu yaklaşımı olmuş.

Anish-Kapoor-dev-heykelleri-1Taş, eski ve hafızası olan bir materyal; nice olaya şahit olmuş ve nice sır barındırmakta… Sergideki eserlerin birçoğu farklı coğrafyalardan toplanan mermer, kaymaktaşı, oniks ve granit gibi malzemelerden oluşuyor. Bu arkaik dünyada, kendi deyimiyle taşı ‘taciz eden’, kötüye kullanan Kapoor, ondan harika formlar yaratıyor.

Binaya girdiğimde kendimi zamansız bir arkeoloji müzesinde hissettim. Boyutlarının yanı sıra abartıdan uzak ve yalın duruşları dikkatimi çekti heykellerin. Bir de o kadar uyumlu yerleştirilmişler ki, farklı malzemelerden ve farklı dönemlerde yapılmalarına rağmen bir bütünlük ve temasal bir birliktelik oluşturmuşlar.  Bazı formlar, özellikle de oyuklar sık sık karşınıza çıkıyor; zaten Kapoor da bunları tekrar etmekten sakınmadığını ifade ediyor. Sanatçı, her ne kadar çalışmalarının nasıl algılandığı ile ilgilenmediğini söylese de; sanırım maddeye odaklanıp manayı göz ardı etmememiz için benzer malzeme ve minimalist bir yaklaşımla gerçekleştirmiş yapıtlarını. Az sözle, geçmişten geleceğe uzanan bir sonsuzluk ve süreklilik kavramı içinde insanlık tarihine vurgu yaparken, madde ile maneviyat arasındaki karşıtlığı da ön plana çıkarıyor.

Seyircileri eserleriyle iletişime; soyut işlerini, anlamın tam sınırında (anlamla anlamsızlık arasında) tutarak manipüle ettiğini söyleyen sanatçının her yapıtını, gizini keşfetmek ister gibi uzun uzun seyretme ihtiyacı duyuyorsunuz. Özellikle derin delikler, yarıkların içindeki oyuklar, dehlizler esrarengiz bir dünyanın kodları gibi insanda merak ve hafif bir korku yaratıyor. Sanki bir girdaba yakalanıp döne döne o deliğin içinde kaybolacak gibi hissediyorsunuz. Hemen hemen herkes başını bu deliklere sokarak derinliğin sonunu görmeye çalışıyor.

Dolaşmaya devam ederken, insan bedeninin farklı organlarını andıran formlar, eril/dişil girinti ve çıkıntılar, parlak mermerlerde renk pigmentlerin oluşturduğu damarlar gözüme çarpıyor. Aklıma Norman Rosenthal’in “Anish önemlidir. O, hiçbir eserini önceden tasarlamaz, eskiz yapmaz. Onun sergisine bir roman, bir tiyatro eseri gibi bakmalısınız. Çok katarsis (ruhsal arınma) yaşanır sergilerinde” sözleri geliyor.

Anish-Kapoor-dev-heykelleri-2Optik illüzyon yaratan aynalar serginin en ilginç parçaları; sanatla teknolojiyi birleştiren, ünlü ‘Gök Ayna’, iç bükey formuyla müzenin bahçesinde yerini almış. Yanılsamalar yaratan ve sonsuzluk hissi veren bu objelerde bakanı kendisiyle karşılaştırıyor. Kapoor izleyiciyi yönlendirmeyi sevmiyor, onun eserle kendi deneyimini yaşamasını ve kendi evrenini kurmasını istiyor.

Sarı, Erdem, Kaçınılmazlık, Dil, Mezar, Sekiz, Çiçek, Ejderha çalışmalarından bazıları… Daha öncel Guggenheim Kraliyet Sanat Akademisi’nde de sergilenen ‘Sarı (Yellow/ 1999)’, serginin en etkileyici çalışması bana göre; cam elyafı ve pigmenten oluşan bu devasa yapıtı dakikalarca seyrederken o sonsuz sarı içinde kaybolduğumu hissettim.

Bu sergiyi, özel bir vakit ayırarak, tadını çıkararak gezin; taşın ne kadar kadim bir malzeme olduğunu, sadeliğin ne kadar çok şey anlatabileceğini tecrübe edin.  Kendi deneyimlerinizi yansıtın. Zaten sanat da en açık bir diyalog şekli değil midir?

 

 

Anish Kapoor kimdir?

1954 Mumbai doğumlu olan Anish Kapoor, 1970’li yıllardan bu yana sanat eğitimi için gittiği İngiltere’de yaşıyor. Londra’da Hornsey College of sanatçı-anish-kapoorArt ve Chelsea School of Art and Design’da sanat eğitimi gören sanatçı, bugün Kraliyet Akademisi üyesi ve Britanya İmparatorluk Nişanı sahibi. Kapoor, 1970’lerin sonunda ziyaret ettiği anavatanı Hindistan’da gördüğü boya pigmentlerinden etkilenerek yaptığı ‘pigment heykelleri’ ile dikkat çekti. 1980’lerden itibaren Yeni İngiliz Sanatı adı altında anılmaya başlayan ve Tony Cragg, Richard Deacon, Bill Woodrow gibi sanatçılardan oluşan grup içinde anıldı. 1990’da Venedik Bienali’nde, 1992’de Documenta’da İngiltere’yi temsil eden Kapoor, 1991 yılında aldığı Turner Ödülü’yle İngiliz sanat ortamının önde gelen sanatçılarından biri haline geldi. 1990’lı yıllardan itibaren malzeme dağarcığını büyük ölçüde genişleten ve yeni endüstriyel teknolojilerin kullanımını gerektiren büyük boyutlu projelere yönelen Kapoor’un İngiltere’de gerçekleştirdiği en dikkat çekici işler arasında, 2002 yılında Unilever Serisi kapsamında Tate Modern’de gerçekleştirdiği ‘Marsyas’ heykeliyle, 2012’de Londra Olimpiyatları sırasında gerçekleştirdiği Olimpiyat Kulesi ‘Arcelor Mittal Orbit’ yer aldı.

1990’lardan 2000’li yıllara uzanan süreçte dünya çapında birçok sergi gerçekleştiren Anish Kapoor’un dikkat çeken büyük boyutlu projeleri arasında, Kunsthaus Bregenz’de 20 tonluk kırmızı vazelin ve mumdan oluşan heykeli ‘Benim Kırmızı Yurdum’ (2003), Chicago’daki Millennium Park’ta 110 tonluk paslanmaz çelik heykeli ‘Bulut Geçit’ (2004), Viyana’da Museum fur Angewandte Kunst’ta ve Londra’da Royal Academy’de ‘Köşeye Ateş Etmek’ enstalasyonu (2009) ve Paris Grand Palais’de sergilediği ‘Leviathan’ heykeli bulunur.

 Haber : Tuna SAYLAĞ   

Kaynak : []

 

TÜRKİYE’nin en uzun soluklu festivallerinden 23. Akbank Caz Festivali, 25 Eylül Çarşamba günü İngiliz müzisyen Malia’nın The Seed’de vereceği konserle başlayacak.

Sanatçı Malia

Sanatçı Malia

Geniş konser programı, atölye çalışmaları, paneller, yarışmalar ve ‘Kampüste Caz’ konserlerinin yer aldığı festival, 12 Ekim tarihine kadar devam edecek. Yeni dönemin en önemli soul caz seslerinden Malia konserinde, ‘Four Women’, ‘If You Go Away’, ‘Don’t Explain’, ‘Baltimore’, ‘Feeling Good’, ‘Wild Is The Wind’, ‘Marriage Is For Old Folks’ gibi unutulmaz Nina Simone parçalarını yorumlayacak. Festivalin ilk haftasında ayrıca 25 Eylül’de Chrysta Bell Babylon’da, İsveçli piyanist Mattias Nilsson Akbank Sanat’ta, 26 Eylül’de Jim Rotondi Quintet Nardis’te, Natalia Mann Trio Babylon’da, Tamer Temel Quartet Akbank Sanat’ta müzikseverlerle buluşacak.

Festivalin onur konuklarından trompetçi Enrico Rava, ‘Rava Tribe’ projesiyle 27 Eylül’de Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda dinleyicilerin karşısında olacak. Aynı gün, ‘dünyanın en iyi kadın beatbox sanatçısı’ olarak gösterilen Butterscotch, Babylon’da gerçekleştireceği solo performansının ardından Alp Ersönmez’in ‘Cereyanlı’ projesine eşlik edecek. 27 Eylül’de ayrıca Ece Göksu ve Neşet Ruacan Duo Akbank Sanat’ta sahne alırken Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda 28 Eylül’de İngiliz saksafon sanatçısı John Surman ile Mare Nostrum ayrı ayrı hayranlarının karşısında olacak.

Festival kapsamında 28 Eylül’de Elina Duni Akbank Sanat’ta, The Real Tuesday Weld Babylon’da, For Ensemble Jazz Company sahnesinde, 29 Eylül’de de Evrim Demirel Ensemble Babylon’da eserlerini seslendirecek.

 

 

Pek çoğumuz hayvanları severiz fakat sanat dünyasında pek çok sanatçı için hayvanların daha farklı bir önemi vardır. Özellikle kediler belkide yazı ve şiirlerde ya da fotoğraflarda ve resimlerde en çok yer alan hayvandır.  Sanat haberleri için dolaşırken rastladığımız hoş bir derlemeyi paylaşmak istedik.

Derleme için  vibburak‘a teşekkürler.

“Kedilere Aşık 11 Yazar

T.S. ELİOT

T.S. ELİOT

Yazarlar bazen katı yürekli ve şefkatsiz bir karakter bürünüp kendi yalnız dünyalarına saklanırken bazen de bir arkadaşa ihtiyaç duyuyorlar. Her ne kadar köpeklerin insanoğlunun en iyi dostu olduğu söylense de bu yazarlar bir başka dört-ayaklı canlıyı arkadaş edinmiş belli ki.

T.S. ELİOT
Modernist şiirlerinde sıklıkla kedigillere imalarda bulunan Eliot’un en önemli eserlerinden biri de Hollywood’da en uzun süre sergilenen müzikal olma özelliğini taşıyan “Cats”in özü olarak kabul edilen, kedilerine ithaf ettiği 15 şiirden oluşan “Yaşlı Sıçanın Kedi Rehberi”dir. Andrew Lloyd Webber’in ünlü müzikalini izleyenlerin hatırlayacağı Yaşlı Deuteronomy, Rum Tum Tugger ve Bay Mistoffelees gibi isimler Eliot’un kitabından alınmadır.

ERNEST HEMİNGWAY

ERNEST HEMİNGWAY

ERNEST HEMİNGWAY

Küba, Finca Vigia’daki evlerinde yaşayan Hemingway ailesinin akıllarını kedilerle bozmuşlardı. Ünlü yazara gezilerinden birinde altı ayak parmağı olan (polidaktil) Kartopu adında bir kedi hediye edilmişti. Öyle ki 1931 yılında Batı Key’deki evine taşındığında Kartopu’nun burada özgürce dolaşıp kendi küçük kolonisini kurmasına izin verdi.Günümüzde aynı ev civarında Kartopu’nun elliye yakın torunu yaşamakta ve bazen bu altıparmaklı kedilere “Hemingway Kedileri” denmektedir.

WILLIAM S. BURROUGHS

WILLIAM S. BURROUGHS

WILLIAM S. BURROUGHS

Burroughs her ne kadar vahşi ve ilaç etkisinde yazılarıyla tanınsa da içinde bir yerlerde yumuşak bir taraf saklıyor, özellikle söz konusu kedileri olunca. İçimdeki Kedi adlı otobiyografik kısa bir roman da kaleme alan Burroughs’ın ölmeden önceki son yazısı sahip olduğu dört kediye duyduğu sevgiyi anlatıyor: “Sorunları çözebilecek tel şey sevgidir, benim Fletch, Ruski, Spooner ve Calico’ya duyduğum sevgi gibi. En doğal ağrı kesici.. SEVGİ.”

MARK TWAIN

MARK TWAIN

MARK TWAIN

Amerika’nın ünlü mizahçı ve edebiyatçısı Twain de bir kedi aşığıydı. Hatta çok sevdiği siyah kedisi Bambino kaybolduğunda American dergisine bir reklam verip kedisini bulup getirene 5$ para ödülü vereceğini açıklamıştı.

SAMUEL JOHNSON

SAMUEL JOHNSON

SAMUEL JOHNSON

Hayatı boyunca büyük bir kedi aşığı olan, yaşadığı dönemde her işin adamı olarak görülen edebiyatçı, James Boswell tarafından kaleme alınan Samuel Johnson’ın Hayatı adlı biyografik eser sayesinde ölümsüzleşti. Boswell kitabında Johnson’ın kedisi Hodge’den bahsederken, Johnson’ın kediyi olduıkça şımarttığını söylüyor. Johnson her gün kedisi için istiridye alır, hayvandan hoşlanmayan çalışanlarını kovarmış. Hodge Johnson’ın Londra’daki evinin bahçesinde bulunan heykeliyle ölümsüzleşti.

WILLIAM BUTLER YEATS

WILLIAM BUTLER YEATS

WILLIAM BUTLER YEATS

Açıkça olmasa da Yeats’in kedilere düşkünlüğü “Kedi ve Ay” gibi kendini bir kedi ve sevgilisi ünlü feminist aktris Maude Gonne’yi de aya benzettiği şiirlerinden anlaşılabilir. Şiir Gonne’nin kedisi Minnaloushe’nin süreki aya bakmasına ithafen yazılmış. Şair şiirinde Gonne’ye aşkını kedinin aya baktığı gibi kendisinin de bir gün sevilme ümidiyle ona baktığını anlatsa da Gonne bu aşka hiç karşılık vermemiş ve Yeats’in evlenme teklifini kabul etmemiş.

PATRICIA HIGHSMITH

PATRICIA HIGHSMITH

PATRICIA HIGHSMITH

Edebi dünyada pek arkadaş canlısı olarak anılmasa da –bir keresinde “insanlarla konuşmak zorunda olmadığımda daha yaratıcı oluyorum demişti- Yetenekli Bay Ripley ve Trendeki Yabancılar’ın yazarının yaratıcılığı görünen o ki kedilerinin yanındayken kötü etkilenmiyor. Kedileriyle birlikte yediği, yazdığı hatta uyuyan Highsmith’in 1995’te İsviçre’de ölene kadar kedilerini hiç yanından ayırmadığı biliniyor.

CHARLES DICKENS

CHARLES DICKEN

CHARLES DICKEN

Tarihin en önemli ve iz bırakan yazarlarından biri olan Charles Dickens’ın“Dünyada bir kedinin sevgisinden daha büyük bir hediye olabilir mi?” sözü kedileri ne kadar çok sevdiğini anlatıyor. Saatlerce masasından kalkmadan yazan Dickens’ın kedileri bir şeye ihtiyaç duyduklarında yazarın mumunu söndürmeleriyle ün yapmışlar. 1862 yılında en sevdiği kedisi Bob öldüğünde Dickens o kadar üzülmüş ki kedinin tüylerini fildişi bir mektup açıcının içine koymuş ve açıcının üzerine “Bob’un değerli hatırası, 1862” yazmış.

NEIL GAIMAN

NEIL GAIMAN

NEIL GAIMAN

Amerikan Tanrıları ve Sandman’in yazarı güncel yazılarında sürekli kedileri Hermione, Pod, Zoe, Prensen ve Hindistancevizi’nden bahsediyordu. Her ne kadar şu anki yazılarında bundan pek bahsetmese de 2010 yılı ve öncesindeki yazılarında bir kedi aşığı görmek mümkün.

WILLIAM CARLOS WILLIAMS

WILLIAM CARLOS WILLIAMS

WILLIAM CARLOS WILLIAMS

İmgeci şair W.C. Williams yazarlık kariyerinin yanında doktorluk da yapmaktaydı. Şiirinde günlük hayatın küçük anlarından bahseden şairin “Poem (As the Cat)” şiiri bir kediyi konu alıyor.

Dedektif romancılığı üzerinde büyük bir etkisi olan Raymond aynı zamanda hard-boiled noir kurgu türünün ilkelerini belirledi. Ünlü kitapları Big Sleep ve The Long Goodbye’da baştan çıkaran kadınları, değişen kurguları ve okuru kamçılayan söz oyunlarını kullandı. Tüm bunların yanında kedilere sevgisi de çok büyüktü. Kedisi Taki’yi Chandler “ Kedimiz tam bir tiran olma yolunda. Ne zaman yalnız kalsa insanı kanını donduran bir sesle bağırıyor. Servis tezgâhının üzerinde bir masada uyuyor ve ara sıra bir onu sallasın istiyor. Akşam 8’de ılık sütünü içiyor ve bunun için 7.30’dan itibaren bağırmaya başlıyor,” sözleriyle anlatıyor. ”

RAYMOND CHANDLER

RAYMOND CHANDLER

RAYMOND CHANDLER

Dedektif romancılığı üzerinde büyük bir etkisi olan Raymond aynı zamanda hard-boiled noir kurgu türünün ilkelerini belirledi. Ünlü kitapları Big Sleep ve The Long Goodbye’da baştan çıkaran kadınları, değişen kurguları ve okuru kamçılayan söz oyunlarını kullandı. Tüm bunların yanında kedilere sevgisi de çok büyüktü. Kedisi Taki’yi Chandler “ Kedimiz tam bir tiran olma yolunda. Ne zaman yalnız kalsa insanı kanını donduran bir sesle bağırıyor. Servis tezgâhının üzerinde bir masada uyuyor ve ara sıra bir onu sallasın istiyor. Akşam 8’de ılık sütünü içiyor ve bunun için 7.30’dan itibaren bağırmaya başlıyor,” sözleriyle anlatıyor.

Kaynak : Onedio.com

Norveç 3. Sınırda Kelimeler Edebiyat Festivali’nde, kadınların seçme ve seçilme hakkını elde edişinin 100. yıldönümünde bu yıl ilk kez verilen Özgürlük Ödülü Aslı Erdoğan’ın 

aslı-erdogan

Norveç’in Frederikstad şehrinde gerçekleşen ve 5 Eylül’de sona eren 3. “Ord i Grenseland” (Sınırda Kelimeler) Edebiyat Festivali’nde verilen “Özgürlük Ödülü’ü yazar Aslı Erdoğan’ın oldu.

Edebiyatın tarih boyunca sınırları zorlayan ve ortadan kaldıran bir eylem olduğu fikri üzerine temellendirilen festivalde, 2013 yılının Norveçli kadınların seçme ve seçilme hakkını elde edişinin 100. yıldönümü nedeniyle ilk kez verilen Özgürlük Ödülü, görüşleri yüzünden baskılara maruz kalan, tutuklu ve ya tehdit altındaki kadın şair ve romancılara verilmesi kararlaştırılmış.

Aynı kategoride Aslı Erdoğan ile birlikte Mısırlı feminist yazar Nawal El Saadawi ve Hırvatistanlı Slavenka Drakulic de ödüle adaydı.

Aralarında uzun yıllar Uluslararası PEN örgütünün başkanlığını yapan Norveçli yazar Eugene Schoulgin ve İsveç’de yaşayan Türkiyeli Kürt yazar  Mustafa Can’ın da olduğu İsveç ve Norveçli yazarlardan oluşan juri, bu ödülü Erdoğan’a verme nedenlerini Erdoğan’ın hapse atılma riski, dışlanma ve sürgün gibi ödediği ağır bedellere rağmen tüm edebiyat hayatı boyunca haksızlık ve bastırılmışlığa karşı sergilediği kararlı duruşu ve anlattığı şiddet ve toplumsal ayrımcılığa maruz kalan kadınların hikayelerini dil getirdiği kendine has şiirsel ve büyülü yazım tarzı olduğunu açıkladı.

Norveç’te dinsel, sosyal ve kültürel gelenekleri kadın özgürlüğü açısından sorgulayan en başarılı yazarlardan biri olarak tanınan Aslı Erdoğan, ülkede ayrıca Modern Türkiye Edebiyatı’nın önde gelen isimlerinden biri olarak gösteriliyor.

Özgür Gündem gazetesinde de yazan Erdoğan, Norveç’te Kırmızı Pelerinli Kent ve Mucizevî Mandarin ve Taş Bina isimli kitaplarıyla tanınıyor.

Kaynak :[]

ASLI ERDOĞAN BİYOGRAFİ

aslı-erdoğan-foto

1967 İstanbul doğumlu. Bilgisayar mühendisliği ve fizik okudu, yüksek lisansını CERN’de (Avrupa Yüksek Enerji Fiziği Labaratuarı) hazırladı. Rİo de Janeiro’da başladığı fizik doktorasını yarıda bırakarak yazmayı seçti, iki yıl Güney Amerika’da yaşadı. 

İlk romanı Kabuk Adam 1994’te, öykü kitabı Mucizevi Mandarin 1996’da yayınlandı. Tahta Kuşlar adlı öyküsü, Deustche Welle Ödülü kazandı, dokuz dile çevrildi. İkinci romanı Kırmızı Pelerinli Kent (1998), Fransızca, Norveççe’ye çevrilerek Astes Sud tarafından yayınlandı, Gyldendal Yayınları’nın ”Marg” (Omurilik) Serisi’ne seçildi. Radikal’de yazdığı köşe yazıları Bir Delinin Güncesi ve Bir Kez Daha adlı kitaplarında toplandı. 

Şu anda beş dile çevrilmekte olan Aslı Erdoğan, ”Geleceğin 50 Yazarı” arasında gösterildi. 2004’te Hayatın Sessizliği adlı çalışması yayınlandı. 2009’da çıkardığı son kitabı ise Taş Bina ve Dİğerleri.

İKSV tarafından 12. kez düzenlenen Filmekimi, 28 Eylül-6 Ekim tarihlerinde gerçekleştirilecek. Biletler 21 Eylül Cumartesi günü satışa çıkacak.

12.filmekimi-2013

Filmekimi, on ikinci yılında da usta yönetmenlerin son yapıtlarının da aralarında bulunduğu çoğu ödüllü 40’a yakın filmi izleyicilerin karşısına çıkaracak.

Zengin programıyla Filmekimi, 28 Eylül-6 Ekim tarihlerinde,İstanbul’da 9 gün boyunca izleyicilerle buluşacak.

Filmekimi broşürleri Atlas, Beyoğlu ve Nişantaşı Citylife City’s sinemaları ile İKSV’den temin edilebilir.

Filmekimi biletleri, 21 Eylül Cumartesi günü 10.30’dan itibaren, Biletix satış noktaları, Biletix web sitesi (biletix.com), Biletix çağrı merkezi (216 556 98 00) ile Atlas ve Beyoğlu sinemalarında kurulacak ana gişelerden satın alınabilecek.

Lale Kart üyeleri için öncelikli satış dönemi 18 Eylül’de başlıyor: Siyah Lale Kart sahipleri 18 Eylül Çarşamba, Beyaz, Kırmızı ve Sarı Lale Kart sahipleri 19 Eylül Perşembe ve 20 Eylül Cuma günlerinde özel indirimlerle biletlerini alabilecek.

Filmekimi’nde hafta içi gündüz seansları (11.00, 13.30, 16.00) sadece 5 TL. Hafta içi 19.00 ve 21.30 seansları ile hafta sonu tüm seanslar tam 15, indirimli 10 TL. Filmekimi gösterimleri geçen yıllarda olduğu gibi 11.00, 13.30, 16.00, 19.00 ve 21.30’da yapılacak.

12-filmekimi-istanbul12- Filmekimi’nin sponsoru Vodafone FreeZone, sinema kampanyasını Filmekimi’nde de sürdürecek. Vodafone FreeZone’lu sinemaseverler, Filmekimi’nde bir bilet aldıklarında aynı seans için bir bilet de hediye kazanacak. Kampanyalı bilet satışları 21 Eylül Cumartesi gününden itibaren ana gişelere ek olarak biletix.com adresi üzerinden yapılacak.

Yasmine Hamdan 6 Ekim’de Salon’da

Filmekimi’nde bu yıl izleyicileri bir de konser bekliyor. 12. Filmekimi programında yer alan, yönetmen Jim Jarmusch’un son filmi Only Lovers Left Alive / Sadece Aşıklar Hayatta Kalır’da kamera karşısına geçen ve şarkı söyleyen, Beyrut doğumlu müzisyen Yasmine Hamdan, 6 Ekim Pazar akşamı 20.00’de Salon sahnesine konuk olacak.

Filistinli ünlü yönetmen Elia Suleiman’ın eşi Yasmine Hamdan, 1999 yılında kurduğu, Ortadoğu’nun Arapça müzik yapan ilk indie-elektronik topluluğu Soapkills ile tanındı.

Paris’e yerleştikten sonra Y.A.S. adını kullanarak Mirwais ve Cocorosie’yle işbirliği de yapan Yasmine Hamdan, 2013 yılında ilk solo albümü Ya Nass’ı yayımladı.

Hamdan, 6 Ekim Pazar günü Sadece Aşıklar Hayatta Kalır’ın Atlas sinemasında 16.00’daki gösteriminin ardından, 20.00’de Salon sahnesinde müzikseverlere etkileyici bir performans sunacak.

Konserin, tam 30, indirimli 20 TL olan biletleri de 21 Eylül Cumartesi günü Biletix satış sistemi, Atlas ve Beyoğlu sinemalarında kurulacak Filmekimi gişeleri ve İKSV’de yer alan Salon gişesinden satılacak.

Bakırköy, bildiğiniz gibi ülkemizin ençok sanatçı yetiştiren ilçesi olma özelliğini taşımaktadır.

tiyatro-kursu5. yılında da sizlere ve çocuklarınıza sanatı sevdirmek ve sanat eğitimi ve faaliyetlerini hayatınıza dâhil etmeye çalışan Nar Sanat Eğitim Kursu Bakırköy’de birçok sanat dalında M.E.B. Onaylı belge vermeye yetkili ilk dernek kuruluşudur.

Nar Sanat Eğitim Kursu’nda bir çok sanat dalında olduğu gibi Tiyatro konusunda da profesyonel eğitmenler eşliğinde kurs  kayıtlarımız  devam etmekte.

Tecrübeli ve usta oyuncu Esin KARAKAYA yönetiminde eğitimlerine devam eden tiyatro kursumuza kayıt olmak için bekliyoruz.

Gerek fiyat avantajı, gerse kontenjan açısından bir an önce kayıt yaptırmanızda fayda var. 2013-2014 eğitim döneminde Pazar ve cumartesi seçeneğiniz de olacak.

Hafta sonu, Cumartesi ve Pazar günleri taleplere göre saatlerin belirleneceği kursumuzda teorik çalışmalarla başlayacak olan eğitim, sahne pratikleri ile devam edecek ve ardından seçilecek bir oyunda tüm öğrencilerimiz muhakkak bir rol üstlenerek ardından sene sonunda enaz bir kez oyun sahneye konulacaktır.

Tüm bunların yanı sıra elbette M.E.B. Onaylı oyunculuk eğitimi aldıklarına dair bir belgeye de sahip olacaklardır.

tiyatroGelin! Hayaliniz olan, oyuncu olma arzusunu bastırmayın gelin ister hobi olarak, ister birgün oyuncu olma ihtimalinizi veya toplum içersinde kendinizi daha rahat hissetmek ve sosyal bir etkinlik içersinde yer alma arzu ve heyecanını birlikte yaşayalım

Artık tiyatroyu, sahneyi amatörce değil profesyonel ellerden öğrenmenizin vakti geldi…

Arayıp bilgi edinmek için kursumuza gelebileceğiniz gibi telefonla da bilgi edine bilirsiniz. Lütfen çekinmeyin.

Tiyatro Eğitmenlerimizi mi merak ettiniz Esin KARAKAYA (Lütfen İsme tıklayın)

 

 

 

Bu hafta hani şehirde hangi sanat ve kültürel etkinlikler var diye düşünmeyin listeye bakın yeter.

SERGİ

İSTANBUL

  •  13. İSTANBUL BİENALİ 20 Ekim’e kadar Antrepo No.3, Galata Özel Rum İlköğretim Okulu, ARTER, SALT Beyoğlu ve 5533’te.
  • Rafael Lozano-Hemmer

    Rafael Lozano-Hemmer

  • ArtInternational İstanbul18Eylül’e kadar Haliç Kongre Merkezi’nde.
  • Var Olmak isimli karma heykel sergisi 17 – 27 Eylül tarihleri arasında ART212’de.
  • Ferhat Revanbahş’ın sergisi 17 – 30 Eylül tarihleri arasında Doruk Sanat Galerisi’nde.
  • Pınar Yoldaş’ın “Bir Başka Evrim” isimli sergisi 17 Eylül – 26 Ekimtarihleri arasında Ekavart Gallery’de.
  • Serhat Kiraz’ın sergisi 17 Eylül – 26 Ekim tarihleri arasında Maçka Sanat Galerisi’nde.
  • Nilbar Güreş’in “Açık Telefon Kulübesi” başlıklı sergisi 17 Eylül – 26 Ekim tarihleri arasında Rampa’da.
  • Gülderen Depas’ın sergisi 17 Eylül – 17 Ekim tarihleri arasında Gama Galeri’de.
  • Cengiz Çekil’in “Temizlik Beziyle” başlıklı sergisi 17 Eylül – 26 Ekimtarihleri arasında Rampa’da.
  • Ekin Onat’ın “Vertigo” başlıklı sergisi 17 Eylül – 27 Ekim tarihleri arasında Merhart Galeri’de.
  • Esra Rotthoff’un sergisi 18 Eylül – 2 Kasım tarihleri arasında Empire’da.
  • Emin Çizenel’in sergisi 18 Eylül – 31 Ekim tarihleri arasında Kare Art Gallery’de.
  • Deneme III: Buradayız!isimli sergi 19 Eylül – 20 Ekim tarihleri arasında RenArt Sanat Galerisi’nde.
  • Francesco Albano’nun “On the Eve” başlıklı sergisi 20 Eylül’e kadar GALERİST’te.
  • Bilinmeyen Güçlerisimli karma sergi 21 Eylül’e kadar Tophane-i Amire’de.
  • GÜNEY KORE&TÜRKİYE ÇAĞDAŞ SANATLAR SERGİSİ 22 Eylül’e kadar Cemal Reşit Rey Fuayelerinde.
  • Yaz Karma Sergisi 22 Eylül’e kadar Galeri Selvin’de.
  • Türkiye Emekli Subaylar Derneğisergisi 23 Eylül’e kadar cihangir Sanat Galerisi’nde.
  • Geçmişten Geleceğe Balat isimli sergi 26 Eylül’e kadar Plato Sanat’ta.
  • Karma resim, heykel, seramik ve cam sergisi 28 Eylül’e kadar Pirosmani Sanat Galerisi’nde.
  • Merve Üstünalp’in “Biz vardık, biz yoktuk” isimli sergisi 28 Eylül’e kadar .artsümer’de.
  • İmgenin İdeolojisi isimli karma sergi 28 Eylül’e kadar ALAN İstanbul’da.
  • Ayşe Gül Süter’in sergisi 29 Eylül’e kadar Pg Art Gallery’de.
  • İhtişam ve Zarafet: Kore’nin Sanatı isimli sergi 29 Eylül’e kadar Topkapı Sarayı’nda.
  • “Bi’direniş” isimli sergi 29 Eylül’e kadar Bimisal Art&Design Gallery’de.
  • Rafet Ekiz’in isimli sergisi 29 Eylül’e kadar Kuzguncuk Harmony Sanat Galerisi’nde.
  • 2013 Yaz Karma Sergisi 30 Eylül’e kadar Alta Sanat’ta.
  • Tüm Zamanlar isimli karma sergi 30 Eylül’e kadar Teşvikiye Sanat Galerisi’nde.
  • Cansu Tanpolat’ın “Öcüler” isimli sergisi 30 Eylül’e kadar Mine Sanat Galerisi’nde.
  • Işıl Eğrikavuk’un “Ters Köşe” isimli video yerleştirmesi 5 Ekim’e kadar Egeran Galeri’de.
  • Samimiyetle Hacklendimisimli karma sergi 5 Ekim’e kadar ARK Kültür Cihangir’de.
  • Ahmet Duru, Buğra Erol, Candan Öztürk, Deniz Rona ve Evrim Kavcar’ın “Kayıp” isimli sergisi 5 Ekim’e kadar Daire Galeri’de.
  • Ege’den Karadeniz’e Ortaçağ Limanları isimli fotoğraf sergisi 6 Ekim’e kadar Rahmi Koç Müzesi’nde.
  • Artamonoff: Bizans İstanbul’u İmgeleri, 1930-1947 isimli sergi 6 Ekim’e kadar Koç Üniversitesi Anadolu Araştırma Medeniyetleri Müzesi’nde.
  • Birliğin Keşfiisimli karma sergi 10 Ekim’e kadar Part Art İstanbul’da.
  • Çoğulcu, Şiirsel, İronikisimli sergi 10 Ekim’e kadar The Sofa Hotel’de.
  • Karma resim heykel sergisi Şile Sanat işbirliğiyle 11 Ekim’e kadar E-lab’da.
  • Volkan Diyaroğlu’nunsergisi 11 Ekim’e kadar Karşı Sanat Galerisi’nde.
  • Ekrem Kahraman’ın “Buluşma” isimli sergisi 11 Ekim’e kadar Medica Çağdaş Sanat’ta.
  • Sohei Nishino’nun “Diorama Maps” isimli sergisi 12 Ekim’e kadar Sanatorium’da.
  • Ayşegül Kırmızı’nın “Uyumadan” isimli sergisi 12 Ekim’e kadar Galeri Linart’ta.
  • Arslan Sükan’ın “Görünmeyen” isimli sergisi 12 Ekim’e kadar Galerist’te.
  • Fabian Marcaccio’nun sergisi 12 Ekim’e kadar Dirimart’ta.
  • Bjorn Melhus’un sergisi 12 Ekim’e kadar Dirimart’ta.
  • Dilara Akay, Argun Okumuşoglu, Şiir Özbilge, Gündüz Vassaf’ın sergisi 12 Ekim’e kadar HAYAKA ARTI’da.
  • Lithian Ricci’nin sergisi 12 Ekim’e kadar Maçka Modern Art Gallery’de.
  • Hale Arpacıoğlu’nun “Manyetik Şiirler” isimli sergisi 13 Ekim’e kadar Piramid Sanat’ta.
  • Volkan Kızıltuç’un “Eşikte” sergisi 19 Ekim’e kadar MERKUR’de.
  • Apel 15isimli sergi 19 Ekim’e kadar Galeri Apel’de.
  • Beş Asır Sonra Piri Reis Tersane-i Amire’desergisi 20 Ekim’e kadar Rahmi M. Koç Müzesi’nde.
  • Şahin Kaygun’un sergisi 20 Ekim’e kadar Elipsis Galeri’de.
  • Mehmet Ali Uysal’ın sergisi 26 Ekim’e kadar Pi Artworks İstanbul’da.
  • Ali Kazma’nın “Kitap” isimli sergisi 26 Ekim’e kadar Galeri Nev’de.
  • Azade Köker’in sergisi 26 Ekim’e kadar cda Projects’te.
  • Yakın Menzil isimli karma fotoğraf sergisi 27 Ekim’e kadar İstanbul Modern’de.
  • Çağdaş Ustalardan Resim, Heykel ve Fotoğrafsergisi 31 Ekim’e kadar TEM Sanat Galerisi’nde.
  • Drew Tal’un sergisi 31 Ekim’e kadar Rezan Has Müzesi’nde.
  • Rebecca Horn’un “A Chemical Wedding İn İstanbul” isimli sergisi 1 Kasım’a kadar Galeri Artist’te.
  • Meriç Algün Ringborg’un “Görünürdeki Yazar” isimli sergisi 2 Kasım’a kadar Galeri NON’da.
  • Olga Kisseleva’nın sergisi 2 Kasım’a kadar Şekerbank Açıkekran Yeni Medya Sanatları Galerisi’nde.
  • Erdal Ateş’in “Karşı Duvarlar 2013” isimli sergisi 11 Kasım’a kadar Mim Hotel’de.
  • Kalliopi Lemos’un sergisi 10 Kasım’a kadar Fener Yoakimion Rum Kız Okulu’nda.
  • Ceylan Dökmen’in sergisi 15 Kasım’a kadar Cevahir Hotel İstanbul Asia’da.
  • No.3isimli sergi 16 Kasım’a kadar Nesrin Esirtgen Collection Mekanında.
  • Elio Montanari’nin “Biri, Hiçbiri, Binlercesi” sergisi 26 Aralık’a kadar SALT Galata’da.
  • Anish Kapoor’un sergisi 5 Ocak’a kadar Sakıp Sabancı Müzesi’nde.
  • Gülsün Karamustafa’nın “Vadedilmiş Bir Sergi” isimli sergisi 5 Ocak’a kadar SALT Beyoğlu’da.
  • Rafael Lozano-Hemmer’ın sergisi 16 Şubat’a kadar Perili Köşk’te.
  • Göç Bağlantıları Sergisi 22 Aralık 2014’e kadar Adalar Müzesi’nde.

ANKARA

  • Nurgül Begiç – keçe, aksesuar – 18 Eylül’e dek – Ankara Vakıf Eserleri Müzesi’nde. (0 312 311 49 25)x
  • Barış – resim, fotoğraf, heykel – 28 Eylül’e dek – Çankaya Belediyesi Galeri Uray’da. (0 312 458 89 00)
  • Fazilet Erkekoğlu – resim – 29 Eylül’e dek – Ankara Devlet Güzel Sanatlar Galerisi Mustafa Ayaz ve Plastik Sanatlar Merkezi Vakfı’nda. (0 312 285 89 98)
  • Erol Pelioğlu – resim – 29 Eylül’e dek – Fırça Sanat Galerisi’nde. (0 312 438 60 08)
  • Koleksiyondan Karma Resim – resim – 29 Eylül’e dek – Galeri Polart’ta. (0 312 439 14 80)
  • Murat Koç/Kara Düzen – resim – 6 Ekim’e dek – Cermodern Sanatlar Merkezi’nde. (0 312 310 00 00)
  • Mexican Art – resim – 15 Kasım’a dek – Cermodern Sanatlar Merkezi’nde. (0 312 310 00 00)
  • 20. Yüzyıldan 21. Yüzyıla Uzanan Fırçalar – 26 Eylül-30 Ekim tarihleri arasında – Peker Sanat Galerisi’nde. (0 312 439 30 03)

 

 

 

 

 

BODRUM

 

  • Muzaffer Akyol’un sergisi 14 Ekim’e kadar Casa dell’Arte’de.

 

OPERA BALE

 

ANKARA

 

  • ATO Congressium’da “Opera ve Bale Yeni Sezon Açılış Konseri” 29 Eylül’de, saat 20.00’de. (0 312 229 76 25)
  • Opera Sahnesi’nde “Rigoletto” operası 2 ve 14 Ekim’de saat 20.00’de,
  • 26 Ekim’de saat 15.00’te, “Bir Yaz Gecesi Rüyası” modern dans gösterisi 3 Ekim’de saat 20.00’de,
  • “Amazonlar” balesi 5, 10, 12 ve 24 Ekim’de saat 20.00’de,
  • “Fantastik” müzikali 6 Ekim’de saat 16.00’da,
  • “Tosca” operası 9, 23 ve 30 Ekim’de saat 20.00’de,
  • “Arda Boyları” modern dans gösterisi 21 Ekim’de saat 20.00’de. (0 312 229 76 25)
  • Operet Sahnesi’nde “Seslerle Anadolu” müzikli oyunu 8 Ekim’de saat 20.00’de,
  • 20 Ekim’de saat 16.00’da, “Arşın Mal Alan” opereti 27 Ekim’de saat 16.00’da, 29 Ekim’de saat 20.00’de. (0 312 229 76 25)
  • Leyla Gencer Sahnesi’nde “Bremen Mızıkacıları” çocuk müzikali 6, 13 ve 20 Ekim’de saat 11.00’de, “A’dan Z’ye” çocuk müzikali 27 Ekim’de saat 11.00’de. (0 312 229 76 25)

 

 

 

MÜZİK

 

İSTANBUL

 

  • Richard Bona

    Richard Bona

    Yalın 18 Eylül 21:00’de çarşamba günü Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde

  • Lisa Stansfield Turkcell Yıldızlı Geceler kapsamında 18 Eylül çarşamba günü Beşiktaş Kültür Merkezi’nde.
  • Nilüfer Turkcell Yıldızlı Geceler kapsamında 19 Eylül perşembe günü saat 21.00’de Harbiye Cemil Topuzlu Sahnesi’nde.
  • Lana Del Rey 20 Eylül cuma günü saat 18.00’de KüçükÇiftlik Park’ta.
  • Richard Bona 20 Eylül cuma günü saat 23.00’te Date İstanbul’da.
  • Sıla Turkcell Yıldızlı Geceler kapsamında 20 Eylül cuma günü Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda.
  • İlhan İrem Turkcell Yıldızlı Geceler kapsamında 21 Eylül cumartesi günü Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda.
  • Gülşen Turkcell Yıldızlı Geceler kapsamında 22 Eylül pazar günü Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda.

 

ANKARA

 

  • Jolly Joker Ankara’da Tan Taşçı konseri 20 Eylül’de saat 22.00’de,
  • Pentagram – Murder King konseri 21 Eylül’de saat 22.00’de,
  • Demet Akalın konseri 27 Eylül’de saat 22.00’de,
  • Levent Yüksel konseri 28 Eylül’de saat 22.00’de,
  • Redd konseri 4 Ekim’de saat 22.00’de,
  • Orphaned Land konseri 9 Ekim’de saat 21.00’de,
  • Cem Adrian konseri 11 Ekim’de saat 22.00’de,
  • Göksel konseri 12 Ekim’de saat 22.00’de. (0 312 424 11 11)
  • Bilkent Odeon’da, Bilkent Senfoni Orkestrası’nın şef Işın Metin yönetiminde vereceği, Feryal Türkoğlu (soprano) ve Murat Karahan’ın (tenor) solist olarak yer aldığı konser, 21 Eylül’de saat 20.00’de. (0 312 290 17 75).

 

TİYATRO

 

İSTANBUL

 

  • Dostlar Tiyatrosu’nun “Yaşamaya Dair -Bursa Cezaevi’nden Mektuplar” adlı oyunu perşembe, cuma, cumartesi ve pazar 21.00’de Eminönü Ali Paşa Hanı’nda. (0 212 519 00 27)
  • Tiyatro Boyalıkuş’un “Melek” adlı oyunu cuma saat 20.30’da Sahne Cihangir’de. ( 0 212 245 21 09)

 

ANKARA

 

  • Mavi Sahne’de Sedat Demirsoy’un yönettiği, Kıvanç Nalça’nın rol aldığı “Yunus Bir Söz Söylemiş, Hiçbir Söze Benzemez” adlı oyun, 21 Eylül’de, saat 20.00’de. (0 312 241 02 33)
  • Eski Yeni Bar’da Charles Bukowski’nin yazdığı, Sedat Demirsoy’un uyarlayıp yönettiği, Orçun Çıtır’ın rol aldığı “Bukowski Sokak Felsefesi” adlı oyun, 22 Eylül Pazar günü saat 20.00’de. (0 312 433 07 01)
  • Ankara Halk Tiyatrosu’nda “Jeanne D’arc’ın Öteki Ölümü”, eylül ayı boyunca her cuma ve cumartesi saat 20.00’de. (0 312 418 97 98)

 

 

 

14 Eylül Cumartesi günü kapılarını açacak ve 20 Ekim Pazar gününe kadar devam edecek İstanbulBienali, kamusal bir alan yaratma ve herkese ulaşabilme amacıyla, bu yıl ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek.

13-istanbul-bieanali“Anne, ben barbar mıyım?” başlığını taşıyan 13. İstanbul Bienali’nin küratörlüğünü Fulya Erdemci üstleniyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), 1987 yılından bu yana, farklı kültürlerden sanatçılar ve izleyicilerin katılımıyla, görsel sanatlar alanında İstanbul’da bir buluşma noktası oluşturmayı amaçlayan İstanbul Bienali’ni bu yıl on üçüncü kez gerçekleştirilecek.

Farklı kuşaklar ve coğrafyalardan 88 sanatçı ve sanatçı grubunun işlerinin yer alacağı 13. İstanbul Bienali’ne Türkiye’den 11 sanatçının ve 2 sanat grubu/sivil kolektifin yanı sıra, hem Türkiye’den hem de yurtdışından sanatçıların birlikte oluşturduğu 3 ayrı sanatçı işbirliği de katılıyor. 13. İstanbul Bienali, bugüne kadar Türkiye’den en yüksek sayıda katılımın sağlandığı bienallerden biri oldu.

13- İstanbul Bienali, 11 Eylül’de gerçekleştirilecek basın ön izleme ve 12-13 Eylül tarihlerindeki profesyonel ön izleme günlerinin ardından 14 Eylül Cumartesi sabahı kapılarını tüm sanatseverlere ücretsiz olarak açacak. Bienal sergileri, Tophane’deki Antrepo no.3, Karaköy’deki Galata Özel Rum İlköğretim Okulu, İstiklal Caddesi üzerindeki ARTER ve SALT Beyoğlu ile İMÇ 5.Blok’taki 5533’te gezilebilir.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın uluslararası sanat platformlarında en çok yankı uyandıran etkinliği İstanbul Bienali bu yıl dünya güncel sanat platformunun birçok önemli ismini İstanbul’da ağırlayacak. Uluslararası sanat çevrelerinden eleştirmen, küratör, müze ve galeri yöneticileri ile basın mensupları da dahil olmak üzere yurt dışından 5 bine yakın konuk bienalin açılış haftasında İstanbul’da olacak.

Şair Lale Müldür’ün aynı adlı kitabından alıntılanan 13. İstanbul Bienali’nin başlığı “Anne, ben barbar mıyım?” sanat ve edebiyat, özellikle de şiir arasındaki ilişkiyi merkezine alıyor. Aynı zamanda “barbar” terimiyle, “öteki”leri anlamak için öğrenmemiz gereken veya “gelecek dünya”yı anlamlandırabilmek için keşfetmek zorunda olduğumuz yeni ve bilinmedik dillere işaret ediyor. Bienal sanat aracılığıyla “kamusallık” kavramını yeniden düşünme imkânı yaratmayı, yeni düşünce ve hayal gücü kanalları açmayı ve kamusal bir buluşma ve tartışma zemininin yaratılmasına katkıda bulunmayı hedefliyor. (13. İstanbul Bienali’nin kavramsal çerçeve metnine http://13b.iksv.org adresinden ulaşabilirsiniz.)

Kamusal alan fikrine odaklanan 13. İstanbul Bienali’nin kapılarını en geniş kamuya açması, ücretsiz olarak gerçekleşmesi ve daha çok izleyiciye ulaşması kuşkusuz çok anlamlı bir hedef olarak ilk günden itibaren gündemdeydi. Bienalin tamamen ücretsiz gerçekleşmesi yalnızca İKSV tarihinde bir ilk olmakla kalmıyor, dünya ölçeğinde de eşine az rastlanır bir örnek olarak tanımlanıyor.

İstanbul Bienali sergileri, 14 Eylül’den itibaren, 6 hafta boyunca Antrepo no.3, Galata Özel Rum İlköğretim Okulu, ARTER ve SALT Beyoğlu ile İMÇ 5.Blok’taki 5533’te ücretsiz olarak gezilebilecek.

Antrepo no.3, Galata Özel Rum İlköğretim Okulu, ARTER ve SALT Beyoğlu, 10.00-19.00 saatleri arasında Pazartesi hariç her gün; 5533 ise Pazar günleri hariç her gün açık olacak. Açılış haftasına özel olarak, sergi mekânları 16 Eylül Pazartesi günü de gezilebilecek.

istanbul-bienaliBienalin kavramsal çerçevesinde ağırlıklı olarak işlenen kamusal alan ve sanat ilişkisi ve bunun yanı sıra, mimari, şehircilik ve toplumsal yapıya ilişkin güncel ve tarihsel pratikler ana sergi mekânlarından Antrepo no.3’te üç “meydan” etrafında görselleştiriliyor. İlk iki meydan kentsel dönüşüm ve kolektif yaşam pratikleri üzerine yoğunlaşırken, üçüncü meydan ise kamusal alanda sanat ve anıt kavramının yanı sıra, ifade özgürlüğü, medya, sansür (oto-sansür) ve vatandaşlık gibi kamusal alan meselelerini inceleyen projelere ayrılıyor. Antrepo no.3’te 52 sanatçı ve sanatçı topluluğunun işleri yer alıyor.

Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’nda yer alan sergide öz-örgütlenme ve kolektif hareketin deneyimlenebileceği çalışmalar bulunuyor. Okulun giriş katında, katılımcıların kararlarıyla belirlenen bir öğrenme aracı olarak sanatın siyaseti araştırılırken, çatı katında ise İstanbul’daki kentsel dönüşüme odaklanan projelerin yanı sıra sohbet, tartışma ve atölye çalışmalarının yapılacağı bir forum alanı yer alacak. Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’nun tüm katlarında yaklaşık 2.300 metrekarelik bir alana yayılacak sergide 28 sanatçı ve sanatçı kolektifinin işleri bulunuyor.

İstiklal Caddesi üzerinde yer alan ARTER’in giriş katından başlayarak dört kata yayılan 1000 m2’ye yakın galeri alanı, 13. İstanbul Bienali sergilerine ayrılıyor. 15 sanatçı ve sanatçı kolektifinin işlerinin yer alacağı ARTER’de serginin kavramsal çerçevesinin mikro ölçekte bir sunumu yer alıyor.

İstiklal Caddesi üzerinde bulunan SALT Beyoğlu’nun giriş katındaki Açık Sinema ve Forum alanı da 13. İstanbul Bienali kapsamında 4 sanatçının işine ev sahipliği yapıyor.

İMÇ 5.Blok’ta bulunan 5533’te ise disiplinlerarası bir pratikten gelen Lübnanlı mimar ve sanatçı Maxime Hourani’nin “Şarkılar ve Yerler Kitabı” projesi 5533 işbirliğinde gerçekleştiriliyor.

13- İstanbul Bienali’nde yer alacak sanatçıların detaylı listesini ekte bulabilirsiniz.

13- İstanbul Bienali sergi mekânlarından Antrepo no.3, Galata Özel Rum İlköğretim Okulu ve ARTER’de her gün 11.00, 13.30, 15.00 ve 16.30 saatlerinde Koç Holding sponsorluğunda rehberli turlar gerçekleştirilecek. Rehberli tur biletleri mekân girişlerindeki gişelerden ve Biletix satış sistemi üzerinden satın alınabilir. Rehberli turlar hakkında detaylı bilgi ve rezervasyon için [email protected] adresine e-posta gönderilmesi yeterli.

Hector Zamora – “Maddesel Değişkenlik”

13 Eylül Cuma, 14.00, 16.00, 18.00

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Fındıklı

Genellikle kamusal alanda oluşturduğu enstalasyonlarda cemaatlerin örgütlenme biçimlerini ve kentsel ve mimari ortamların bir kültü­rün mekân anlayışını nasıl ifade ettiğini araştıran Meksikalı sanatçı Hector Zamora, 13. İstanbul Bienali’nde “Maddesel Değişkenlik” adlı performansını gerçekleştirecek. Performans kaydının video üretimi tamamlandığında Zamora’nın yapıtı ARTER ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde sergilenecek.

Performansta İstanbul’dan 35 tuğla işçisi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin Fındıklı kampüsünde süre giden bir döngü halinde tuğlaları elden ele geçirecek ve tekrarlanan bu hareketlerine şarkı formunda seslendirdikleri bir şiirle eşlik edecekler. Performans, 13 Eylül Cuma günü, 14.00, 16.00 ve 18.00 saatlerinde herkesin katılımına açık olarak gerçekleştirilecek. Yaklaşık 10 dakika sürecek performansı izlemek isteyenlerin başlangıç saatinin 15 dakika öncesinde mekânda hazır olması gerekmektedir.

Belgeselci yaklaşımıyla çalışmalar üreten bir yazar ve araştırmalarını belgeleyici bir üslupla “çeken” bir filmci olan Hito Steyerl, Mart 2013’teki “I Dreamed a Dream: Politics in the Age of Mass Art Production” başlıklı konuşmasından hareketle 13. İstanbul Bienali için “Müze bir muharebe meydanı mıdır?” başlıklı bir sunum gerçekleştirecek. Hito Steyerl, 13 Eylül Cuma günü 19.00’da SALT Beyoğlu’nda gerçekleştirileceği sunumunda medya görüntüleri üzerinden yeniden kurguladığı silah sana­yisine ve bir müze ile bir savaş alanının nasıl bir bağı olabileceğine dair tartışmalara odaklanacak. Hito Steyerl’in aynı zamanda kaydedilecek sunumunun video kaydı, bienal süresince Antrepo no.3’te de izlenebilir.

Disiplinlerarası bir pratikten gelen Lübnanlı mimar ve sanatçı Maxime Hourani’nin projesi “Şarkılar ve Yerler Kitabı” (A book of songs and places) kapsamında farklı müzisyenler, sanatçılar, mimarlar, sosyologlar ve öğrencilerin de katılımıyla bir dizi atölye çalışması düzenleniyor.

11-17 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilecek atölye çalışmasının katılımcıları Bahar Deniz Çalış-Kural, Saadet Türköz ve Serkan Taycan olacak. İstanbul’un çevresinde bulunan farklı coğrafi alanlarda kırsal hayatın kentsel dönüşümle birleştiği bölgelere yapılan ziyaretlerin ardından, fiziki araziyi, insan manzaralarını ve bu öğelerin kentsel dönüşümle olan ilişkisini yorumlayan şarkı sözlerinin yazıldığı atölye çalışmasının bu seferki durağı Arnavutköy (Taşoluk, Hadımköy) olacak. Herkese açık olarak gerçekleştirilecek atölyelerde müzik geçmişine gerek bulunmuyor. Atölyelere katılım için [email protected] adresine e-posta göndermek yeterli. İkinci atölye çalışması 18-24 Eylül’de tarihlerinde gerçekleştirilecek.

Judith Butler / Seminer

15 Eylül Pazar, 17.00

Boğaziçi Üniversitesi, Uçaksavar Kampüsü, Garanti Kültür Merkezi,

Ayhan Şahenk Salonu

Feminist ve queer kuram üzerine ufuk açıcı çalışmalarının yanı sıra siyaset felsefesine katkılarıyla tanınan, Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’den ve Columbia Üniversitesi Misafir Öğretim Üyesi akademisyen ve düşünür Judith Butler, 13. İstanbul Bienali ile eşzamanlı olarak İstanbul’da bir seminer veriyor. 15 Eylül Pazar günü Boğaziçi Üniversitesi’nin Uçaksavar kampüsünde gerçekleştirilecek seminerde, temel bir hak olarak toplanma özgürlüğü ile ifade ve toplanma özgürlüğü arasındaki ilişki kamu, halk kavramı ve beden üzerinden tartışmaya açılacak.

Judith Butler semineri Columbia Global Centers | Turkey, İstanbul Bienali ve Boğaziçi Üniversitesi işbirliği ile gerçekleştiriliyor. Yer kapasitesi sınırlı olan etkinliğe rezervasyon yaptırmak iç[email protected] adresine e-posta göndermek gerekiyor.