İTEF 2013-İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali, 5′inci yılında beş şehre; İstanbul, Ankara, Bursa, Erzurum ve Konya’ya uğrayacak. 30 Ekim-10 Kasım tarihlerinde düzenlenecek festivalin bu yılki teması “Şehir ve Oyun”.

Tanpınar-edebiyat-festivali

Her yıl olduğu gibi bu yıl da okuma ve söyleşiler, sektörel buluşmalar, çocuklarla etkinlikler ve Türkiye edebiyatının uluslararası edebiyat çevrelerine tanıtılmasını amaçlayan edebiyat söyleşilerine ev sahipliği yapacak festival, bu yıl 15 ülkeden 45′i aşkın yazarı ağırlayacak.

İTEF 2013 – Şehir ve Oyun İstanbul’da, çeşitli yerli ve yabancı kurumların işbirliğinde tematik yazar söyleşileri, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliğiyle Yazarlar Okullarda programına dahil olan yabancı yazarların okul etkinlikleri, Café Amsterdam programları, edebiyat-performans geceleri, özel bir masa oyunu turnuvası, Fabisad işbirliğinde gerçekleştirilen tematik etkinlikleri, Profesyonel Buluşmalar Fellowship Programı, Dergah Yayınları işbirliğinde Ahmet Hamdi Tanpınar Müze Kütüphanesi’nde Türk edebiyatı etkinlik serisi ve daha pek çok programla takipçilerine bu yıl da unutulmaz bir edebiyat deneyimi yaşatacak. Bütün etkinlikler Türkçe ve İngilizce olmak üzere iki dilde düzenlenecek.

İTEF 2013 TEMASI: ŞEHİR VE OYUN

itef-yazarİTEF 2013-Şehir ve Oyun’da Türk ve yabancı yazarların okuma ve söyleşi etkinliklerine, fantastik edebiyat panellerine ve masa oyunlarına, festival mekânlarını birer Amsterdam kahvesine dönüştüren Café Amsterdam gecelerine, Cezayir Restaurant konferans salonu, KargArt ve Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi’nde ücretsiz olarak katılmak mümkün olacak.

Vehbi Koç Vakfı’nın ana destekçisi olduğu festival İTEF etkinliklerinde bu yıl, can sıkıntısı, oyun, edebiyat üçgeninde yazar ile okurun ilişkisinden, edebiyatın diğer mecralara taştığı örneklere, edebi kurgunun oyunla ayrılmaz birlikteliğinden, insanca, pek insanca olan hikâye anlatıcılığın ilkel kökenlerine çeşitli konular seçkin yazarlar tarafından ele alınacak.

AVUSTURYA EDEBİYATI MERCEK ALTINDA

Avusturya Kültür Ofisi’nin İstanbul’da kuruluşunun 50. yılı kutlamaları çerçevesinde Avusturya edebiyatının yükselmekte olan üç ismi, Andrea Winkler, Thomas Stangl, Teresa Präauer, Avusturya Kültür Ofisi’nde festivalin açılış okumasını gerçekleştirecekler, açılış programında Türk edebiyatının önde gelen iki sürpriz ismi de eserlerinden bölümler okuyacaklar. Yazarlar aynı zamanda İstanbul’da çeşitli ilk ve orta öğretim kurumlarını ziyaret ederek öğrencilerle söyleşilerde bulunacaklar.

“Tanpınar’ın İzinde Beş Şehir” etkinlikleri, dünyaca ünlü yazar Alberto Manguel’in Türkiye’nin 5 kentine ikişer günlük ziyaretlerde bulunacağı ve izlenimlerinin proje kapsamında kitaplaştırılıp yayınlanacağı bir edebiyat turudur.

Dünyaca ünlü yazar Manguel’in, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘Beş Şehir’ eserinde yer alan İstanbul, Ankara, Bursa ve Erzurum ve Konya’yı Tanpınar’ın ayak izlerini takip ederek ziyaret edecek ve yazarın katılımıyla söz konusu şehirlerde birer söyleşi düzenlenecektir. Bu projenin İstanbul’da Divan Otelleri desteğiyle, Ankara’da Hotel Samm katkılarıyla, Bursa’da Bursa Nilüfer Belediyesi desteğiyle, Konya’da Konya Büyükşehir Belediyesi katkılarıyla gerçekleşmektedir. Yapı Kredi Yayınları ve Kalem Ajans genel katkılarıyla projeye destek vermektedir.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, “Beş Şehir’in asıl konusu hayatımızda kaybolan şeylerin ardından duyulan üzüntü ile yeniye karşı beslenen iştiyaktır” diye yazmasından 70 yıl sonra adım adım izinden giderek, yeni bir Beş Şehir denemesi yazacak olan Manguel, doğunun batıdaki izlerini arayacaktır.

Ahmet Hamdi Tanpınar’a uluslararası bir saygı duruşu niteliğindeki proje kapsamında İstanbul’da başlayıp yine İstanbul’da tamamlanacak olan bu kültürel okuma denemesi 2013 Ekim ayında İTEF-İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali sırasında gerçekleşecek. Proje kapsamında söz konusu şehirlerdeki önemli kütüphaneler, üniversiteler, kitabevleri ve kültür merkezleri de ziyaret edilecek.

2013′ÜN İTEF YAZARLARI

itef-etkinlikAvusturya Kültür Ofisi’nin İstanbul’da kuruluşunun 50. yılı kutlamaları çerçevesinde Avusturya edebiyatının yükselmekte olan üç ismi, birçok edebiyat ödülüne sahip Andrea Winkler, 2004 Aspekte-Pres ödüllü Thomas Stangl, ve yazar kimliğinin yanı sıra başarılı bir çizer olan Teresa Präauer, okurlarıyla buluşacaklar.

İTEF – British Council işbirliği ile İstanbul, Türkiye’de ilk defa yapılacak literary salon etkinliğinde salon etkinliklerin yıldızı Damian Barr okuyucularının karşısına çıkacak. Dünyada ilgiyle karşılanan ve sinemaya da uyarlanan Lanet Takım adlı romanıyla tanınan David Peace, Cartoon Arts Trust Political Cartoonist of the Year ödülüne sahip karikaturist, illustrator ve yazar Martin Rowson bu seneki İngiliz yazarlardan sadece birkaçı.

Hollanda Edebiyat Fonu-Café Amsterdam programı ile Cezayir Restaurant ve Karga Bar bu sene de birer Amsterdam kahvesine dönüşecek. Café Amsterdam etkinliklerinde Hollandalı yazarlar, Türk yazarlarla birlikte okuma ve söyleşilerde yer alacaklar. Barbara Stok, Bibi Dumon Tak, Jan van Mersbergen ve Murat Işık Café Amsterdam programı ile okuyucularıyla buluşacak yazarlar arasındalar.

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile işbirliği içinde Yazarlar Okullarda projesi ile Bibi Dumon Tak öğrencilerle okuma ve söyleşilerde buluşacak. Festivalin dikkat çeken yazarları arasında, Macar Edebiyatı’nın son yıllardaki en iyi isimleri arasında yer alan ve 2012 Avrupa Birliği Edebiyat Ödülü’ne layık görülen Viktor Horvath var. Israel Cultural Excellence Foundation tarafından sanatta mükemmeliyetin en yüksek ödüllerinden birine layık görülen Eskhol Nevo ile İrlandalı Yazarlar Birliği Başkanı Conor Kostick de ITEF 2013’te bulunacak.

YABANCI YAZARLAR OKULLARDA

itef-etkinlik-yabancı-yazarlarİTEF 2013 yılında İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile işbirliği içinde Yazarlar Okullarda projesine festivalin yabancı konuklarını dâhil ediyor.

İTEF yazarları İstanbul’un 9 ilçesindeki öğrencilerle buluşacak. İTEF yazarları öğrencilerin yaş gruplarına göre okullarla eşleştirilecek ve festival boyunca toplam 100’ü aşkın etkinlik ile bir ilk yaratarak binlerce ilk ve ortaöğretim öğrencisiyle buluşacaklar.

ASSASIN’S CREED’IN YARATICISI PATRICE DESILETS, AHMET ÜMİT İLE BULUŞACAK

İTEF kapsamında dünyayı kasıp kavuran bilgisayar oyunu Assasin’s Creed’in yaratıcısı Patrice Désilets ve polisiye romanların usta yazarı Ahmet Ümit, İstanbul Fransız Kültür Merkezi işbirliğiyle bir araya geliyor. Bilgisayar oyunu alanında uzmanlaşmış siyaset bilimci ve oyun tasarımcısı Olivier Mauco’nun moderatörlüğünde gerçekleşecek bu buluşmada her iki yazar kent ile ilişkilerini anlatırken izleyicileri İstanbul’u roman ve video oyunlarında (yeniden) keşfetmeye davet edecekler.

DÜNYA YAYINCILIK PROFESYONELLERİ BİR ARADA

İTEF-Profesyonel Buluşmalar Fellowship programı, dünyanın dört bir yanından yayıncılar, festival organizatörleri, gazeteciler dâhil olmak üzere çeşitli alanlarda faaliyet gösteren 20 yayıncılık profesyoneline Türk yayıncılık sahnesi tanıtılacak.

Ülkenin önde gelen uluslararası edebiyat festivali olan İTEF – İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali, yazarlar, yayıncılar, ajanslar, çevirmenler, gazeteciler, edebiyat fonu yöneticileri, edebiyat festivali koordinatörleri ve yayıncılık ateşine kapılmış olan herkes için bir buluşma noktası olma özelliğini Profesyonel Buluşmalar Programıyla perçinliyor.

İTEF-Profesyonel Buluşmalar Programı, 2013 yılında yurtdışından gelecek olan 20 edebiyat profesyonelini Türkiye’deki meslektaşlarıyla buluşmak üzere Yunus Emre Enstitüsü, Timaş Yayınları ve Yapı Kredi Yayınları’nın destekleriyle İstanbul’da ağırlayacak. Açık çağrı yöntemiyle belirlenen katılımcılarına Türk edebiyat sahnesinin geniş bir panoramasını sunmayı amaçlayan program çerçevesinde festivalin ilk iki günü boyunca grup toplantıları, ofis ziyaretleri ve edebiyat partileri düzenlenecek.

İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali 5. yılındaİTEF 2013 FESTİVAL RESMİ KİTABEVLERİ

Kırmızı Kedi Kitabevi, Aziz Kedi Kitabevi, İnsan Kitap, Robinson Crusoe 389 kitabevlerindeki özel İTEF köşelerinde festival yazarlarının kitaplarını %10 indirimle edinmek mümkün olacak. İstanbul’un bağımsız kitabevlerine uğrayan festival takipçileri 25 Ekim tarihinden itibaren İTEF köşelerinde en sevdikleri yazarların kitaplarını karıştırabilecek, festival etkinliklerinden sonra kitaplarını imzalatabilecekler.

‘SINIF MÜCADELESİ’ TURNUVASI

Festival kapsamında Yordam Yayınları işbirliğiyle, Amerikalı Siyaset profesörü Bertell Ollman’ın masa oyunu, “Marxist Monopoly” diye anılan Sınıf Mücadelesi turnuvası oynanacak.

AHMET HAMDİ TANPINAR EDEBİYAT MÜZE KÜTÜPHANESİ’NDE ÖZEL ETKİNLİKLER

İTEF- İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali çerçevesinde, 2010 yılında yapılan Uluslararası Ahmet Hamdi Tanpınar Sempozyumu’ndan sonra, 2012’de Ahmet Hamdi Tanpınar, yapıtlarına odaklanan özel bir etkinlikler serisi ile anılmış, festival, Dergâh Yayınları’nın değerli katkılarıyla yazarın eserleri üzerine söyleşiler düzenlemişti. Türk yazar, yayıncı ve akademisyenlerin katılımıyla yalnızca Türk edebiyatının masaya yatırıldığı paneller yapılacak.

FABİSAD ETKİNLİKLERİ SERİSİ

Fantazya ve Bilimkurgu Sanatçıları Derneği işbirliğinde düzenlenen etkinlik serisi, festival boyunca 4 akşam boyunca fantastik edebiyat ve bilimkurgu alanında ürünler veren yazar, çizer, oyun yazarı gibi sanatçıların yer aldığı, yalnızca Türk bilimkurgu ve fantastik edebiyatına odaklanarak, dünya edebiyat sahnesine tanıtma amacıyla düzenlenen söyleşiler yapılacaktır.

YAZARLAR BULUŞUYOR

Yalnızca sektör profesyonellerini değil aynı zamanda yerli ve yabancı yazarları da bir araya getirmek ve fikir alışverişine platform sağlamak isteyen İTEF, Yazar-Yazar Buluşması’nı halka kapalı, yalnızca dileyen yazarların katıldığı ve belirlenen tema çevresinde, bir moderatör eşliğinde fikir, deneyim ve yazarlık mesleğinin çeşitli yönlerini tartıştığı oturumlar olarak tasarladı. Festivalin 2014 teması Şehir ve Yolculuk, Yazar-Yazar Buluşması’nda masaya yatırılacak.

Ayrıca, İTEF kapsamında bu yılki paralel etkinlik Cervantes Enstitüsü’nde yapılacak olan film gösterimleri de festival takipçilerinin kaçırmaması gereken programlar arasında. İspanyolca Edebiyatın seçkin örneklerinden uyarlanmış filmlerin gösterileceği program festival süresince ücretsiz olarak Cervantes Enstitüsü’nde takip edilebilir.

 Kaynak :[]

Titanik 1912 yılının Nisan ayında batarken çalmaya devam eden orkestranın şefi Wallace Hartley’e ait keman 100 yıl sonra açık arttırmayla satışa çıkarılıyor.

titanik-kemanı

Kazanın ardından, Wallace Hartley ve orkestrası, fedakârlığın simgesi haline gelmişti.

Keman’ın açık arttırmadaki alt fiyatı 300 bin sterlin, yaklaşık 950 bin Türk lirası olarak belirlendi. Bu, Titanik’ten geriye kalan eşyalar içinde tek bir parçaya biçilen en yüksek değer.

Ancak uzmanlar, taşıdığı duygusal ve sembolik değer nedeniyle asıl satış fiyatının çok daha yüksek bir değere ulaşacağını belirtiyorlar.

Kaynak :[-] []

Bu yıl 25 Ekim-2 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilecek 13. Frankfurt Türk Film Festivali’ne Zeki Alasya, Hale Soygazi, Halit Akçatepe, Gülşen Bubikoğlu’nun da aralarında olduğu pek çok ünlü sanatçı katılacak. Festivalde ilk kez ‘Altın Elma’ film yarışması düzenlenecek

13.frankfurt-türk-film-festivali

FRANKFURT Türk Film Festivali, Yeşilçam’ın unutulmaz sanatçıları, yönetmen ve film yapımcıları ile son yılların Türk sinemasına damga vuran yıldızları konuk edecek. 25 Ekim ile 2 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilecek festivale Zeki Alasya, Hale Soygazi, Halit Akçatepe, Gülşen Bubikoğlu, Ahmet Mekin, Cihad Tamer, Salih Güney, Yusuf Sezgin, Ercan Kesal, Jülide Alasya, Sanem Öge, Yetkin Dikinciler, Ferhan Şensoy, Tülin Özen, Elif Durdu, Seren Serengil, Refik Çakar, Damla Sönmez, Udo Kier, yönetmenler Osman Sınav, Ali Aydın, Ali Özgentürk, Aysun Akyüz, Belmin Söylemez, yapımcılar Haşmet Topaloğlu ve Sevilay Demirci ile gazeteci yazar Sunay Akın’ın da aralarında olduğu çok sayıda davetli katılacak. Hessen Eyalet Başbakanı Volker Bouffier, Frankfurt Büyükşehir Belediye Başkanı Peter Feldmann ve Başkonsolos Ufuk Ekici’nin himayesinde düzenlenen festival, 25 Ekim’de Frankfurt Botanik Bahçesi Salonu’nda ‘Gala Akşamı’ ile başlayacak. Galada ‘Kerem Görsev Trio’ da sahne alacak.

ÖDÜL ‘ALTIN ELMA’

frankfurtturkfilmfestivalEtkinliğin Rhein Main Bölgesi’nin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini kaydeden Frankfurt Türk Film Festivali Sorumlusu Hüseyin Sıtkı, kısa film yarışmasının yanısıra ilk kez ödüllü uzun metraj film yarışmasının da dahil edildiğini söyledi. Sıtkı’nın verdiği bilgiye göre, Türkiye’den 2012 yapımı yirmi filmin katıldığı yarışmanın ödülü ‘Altın Elma’ olacak. Sıtkı, elmanın Frankfurt kenti ile özdeşmesi sebebiyle ödül olarak düşünüldüğünü söyledi. Osman Sınav’ın yönettiği, başrollerini Kenan İmirzalıoğlu ile Tuğçe Kazaz’ın paylaştığı ‘Uzun Hikaye’ filmiyle açılacak festivalde ‘Küf’, ‘Zefir’, ‘Yük’, ‘Hükümet Kadın’, ‘Mevsim Çiçek Açtı’, ‘Muhalif Başkan’, ‘Çanakkale: Yolun Sonu’, ‘3 Yol’, ‘Hasret’, ‘Umut Üzümleri’, ‘Görünmeyen’, ‘Uvertür’, ‘Beni Sev’, ‘Kuma’, ‘Aziz Ayşe’ filmleri gösterilecek.

Cezaevinde izleyecekler

Festival kapsamında ayrıca Frankfurt Preungesheim Cezaevi’ndeki kalan tutuklular, Nesrin ve Yasemin Şamdereli kardeşlerin ödüllü filmi ‘Almanya–Willkommen in Deutschland‘ı izleyebilecek.

Festival Osman Sınav’ın yönettiği, başrollerini Kenan İmirzalıoğlu ile Tuğçe Kazaz’ın paylaştığı ‘Uzun Hikaye’ filmiyle açılacak.

Man Booker Roman Ödülü, 28 yaşındaki Yeni Zelandalı yazar Eleanor Catton’a verildi. Catton, edebiyat dünyasının prestijli ödülünü kazanan en genç isim oldu.

Eleanor_Catton

Eleanor_Catton

2013 yılı Man Booker Roman Ödülü’nü bu yıl 28 yaşındaki Eleanor Catton kazandı.

Catton, “The Lumınaries” adlı romanıyla prestijli ödülü kazanan en genç isim oldu.

Henüz ikinci romanıyla bu başarıyı yakalayan Catton, ödülünü Cornwall Düşesi Camilla’dan aldı.

80 bin dolarlık para ödülünün de sahibi olan genç yazar, teşekkür konuşmasında edebiyat dünyasının gördüğü ticari baskıya değindi.

Catton, “Yayıncıların rekabetin yüksek olduğu bu dünyada ayakta kalmak için ticari baskı hissettiğinin farkındayım. Bana böylesi bir Man Booker-Roman-Ödülübaskıyı yansıtmayan yayıncılarıma çok teşekkür ederim” dedi.

Bu yıl son kez İngiliz Milletler Topluluğu vatandaşı yazarlara verilen Man Booker Roman Ödülü 2014’ten itibaren hangi ülkenin vatandaşı olursa olsun İngilizce yazan tüm yazarlara verilebilecek.

Kaynak :[-]

Women’s Voices Now Kısa Kadın Filmlerinizi Bekliyor

Women’s Voices Now (Kadın Sesleri Şimdi), “Alınan ve Satılan Kadınlar: Şiddete Karşı Birleşen Sesler” festivaline Türkiye’den katılacak kısa filmler bekliyor. Kazanan film tüm dünyada gösterilecek.

Çiçek TAHAOĞLU    [email protected]

womens-voiceWomen’s Voices Now (Kadın Sesleri Şimdi, WVN), Müslüman toplumlarda yaşayan kadınların sorunlarına değinilecek “Alınan ve Satılan Kadınlar: Şiddete Karşı Birleşen Sesler” festivaline Türkiye’den katılım çağrısı yapıyor.

Los Angeles merkezli WVN, çoğunluğu Müslüman olan toplumlarda, film ve tartışmalar aracılığıyla kadınları ifade özgürlüğüne teşvik ederek onları güçlendirmeyi hedefleyen, kar amacı gütmeyen bir kuruluş.

WVN’nin geçtiğimiz sene düzenlediği “Müslüman Dünyasından Kadın Sesleri: Bir Kısa Film Festivali”ne 40 ülkeden 200’ün üzerinde film katılmış, filmler 176 ülkede gösterilmişti.

Türkiye’den yüksek katılım bekleniyor

Geçtiğimiz hafta Ortadoğu’da kadın sorunları hakkında bilinç kazandırmak üzere başlatmış olduğu Küresel Tur’un bir parçası olarak İstanbul’a gelen WVN yetkilileri, festivale Türkiye’den şimdiye kadar iki film geldiğini söylemiş, “Sabah” ve “Cumartesi Anneleri” kısa filmlerini Türkiyeli feministlere izletmişti.

Ancak 2003’te tecavüz sonucu hamile kalınca ailesi tarafından öldürülen Kadriye Demirel anısına çekilen Sabah filmi, tecavüz sahnelerinin erotikleştirildiği, kadının sesinin duyulmadığı, yaşadığı şiddetin irdelenmediği ve kadın meselesi açısından oldukça sorunlu bir filmdi. WNV yetkilileri, festivale katılanlar arasında Türkiye’de erkek şiddetine ilişkin tek filmin bu olduğunu, bu nedenle filmin ABD kongresi ve BM yetkililerine izletildiğini söylemiş, “Alınan ve Satılan Kadınlar: Şiddete Karşı Birleşen Sesler” festivaline Türkiye’den daha yüksek bir katılım için çağrı yapmıştı.

Son başvuru 31 Aralık

“Alınan ve Satılan Kadınlar: Şiddete Karşı Birleşen Sesler”, seks işçiliği, insan ticareti, kölelik, ev işçiliği, zorla evlendirmeler, cinsel özgürlükler, aktivistlerin mücadelesi gibi konulara yoğunlaşıyor.

Festivale son başvuru tarihi 31 Aralık. Festival birinci, ikinci ve üçüncüsüne 30 bin dolar para ödülü de verilecek.

Başvurmak için tıklayın.

Women’s Voices Now kimdir?

Women’s Voices Now, çoğunluğu Müslüman olan toplumlarda, film ve tartışmalar aracılığıyla kadınları ifade özgürlüğüne teşvik ederek onları güçlendirmeyi hedefleyen, kar amacı gütmeyen bir kuruluş.

WVN Direktörü Heidi Basch-Harod “Bizim istediğimiz kamusal alanda çalışan ve değişim yaratan kadınlar ve değişim yaratma potansiyeli taşıyan kadınlar arasında bir bağlantı noktası kurmak. Biz kadınların tanışmalarını ve birbirlerine iyi örnek olmalarını, kızlarını ve oğullarını iyi eğiterek kadınları karar verme ve karar alma pozisyonlarına layık görmelerini istiyoruz”.

WVN bağımsız kısa film festivalleri, kadınların gündelik hayat ve mücadelelerini resmederek ve filmlerde sunulan temalar üzerinde panel tartışmaları oluşturarak, kadınların kendilerinin savunucuları olmaları, bağlantı ve diyalog kurmaları için bir plartform oluşturuyor.

WVN, 2013 dünya turuna, 2011 senesinde düzenlediği ilk film festivali olan “Müslüman Dünyasından Kadınların Sesleri”ne gönderilen filmler üzerine Kudüs’te yerel tartışmalar geliştirerek başladı. (ÇT)

 

Yaşlı Kızlar Bandosu

Bu ülkede kız çocuklar büyümeden yaşlanır. Yaşlı kızların bandosu hak ve özgürlükler, eşitlik ve adalet ninnileri söylüyorsa da müziği kimse duymaz. Onlar tıpkı kendilerine öğretildiği gibi sessiz, suskun, dilsizdir.

Haber: Selen DOĞAN  [email protected]

Kaynak :[-]

çocuk-günüAnnesinin karnına düştüğünde ömrünce başına neler geleceğini bilseydi kız çocuklar, doğmaya heves ederler miydi? Daha doğmadan başlayan ayrımcılığın ihtiyarlıkta da soluğunu enseden çekmeyeceğini görebilseydi, oradan çıkmak isterler miydi?

Yerkürenin dört bir bucağında milyonlarca kız çocuk, dünyaya geldiğine pişman, çilesini dolduruyor. İhmal ve istismar ediliyor, ayrımcılığa uğruyor, türlü türlü şiddete maruz bırakılıyor, değersizleştiriliyor, yok sayılıyor ve yok ediliyor.

Yani, evlendiriliyor, zorla çalıştırılıyor, cinsel ilişkiye zorlanıyor, eve kapatılıyorlar. Eğitim hakları ellerinden alınıyor, çalışmalarına izin verilmiyor, oyun ve eğlence nedir hiç bilmiyorlar.

Onlar, bu gezegenin yitik kızları. Bazıları şanslı doğuyor, bazıları kader diye öğretileni ters yüz etme gücü buluyor, yani bazıları kozasını aşıyor, bazıları ise yedisinde de yetmişinde de o kaderin ağında sürüne sürüne, hiçbir zaman kıramayacağı bir kabuğu aşındırmaya bile gücü yetmeden, ağır ve mutsuz ölüyor.

dünya-kız-çocuklarıDenizaşırı yolculuklara gerek yok; kızların eğreti yaşamına, o yaşamın erkeklerin insafına bırakılmışlığına en yakınımızdan tanığız. Yaşadığımız ülkede de cinsiyet meselesinde zerre ilerleme kaydedememiş ülkelerdekinden farklı bir resim yok.

Bir yandan gelecekte ebeveynin bakımını üstlensin diye kız çocuk sahibi olmayı arzu edip, diğer yandan oğlanı bulmak için ihtiyaç fazlası üretime geçen ailelerin ikiyüzlülüğünü sorgulamıyorsak; kızlarını kendi evlerinde misafir olarak gören, illa ki evlenip gitsin de şu namus yükü üzerimizden kalksın diye dualar eden ailelerin ahlakına bir çift sözümüz yoksa; ‘kızlarımızı sevelim, koruyalım, onlar bizim geleceğimiz’den öteye geçemeyen ‘politika’ kız çocukların da çocuk olduğunu kavrayamadığı için onlara kafesteki kuş gibi davranıyorsa vepolitik bir acı olarak hükümetin tek yapabildiği buysa… Bırakalım yitip gitsin kız çocuklar. El kadarken dövülüp sövülerek, tanımadıkları adamlara satılarak, olmadı yakılarak, bedenleri kadar ruhları da yağmalanarak yaşamaktansa hiç olmayı yeğlerler.

Bu ülkede kız çocuklar büyümeden yaşlanır. Söyleyebildikleri artık tek bir şarkı vardır. O şarkıyı alıp, kendileri gibi yaşamdan soğutulmuş kız kardeşlerine götürürler. Yaşlı kızların bandosu; hak ve özgürlükler, eşitlik ve adalet ninnileri söylüyorsa da müziği kimse duymaz. Onlar tıpkı kendilerine öğretildiği gibi sessiz, suskun, dilsizdirler.

Dünya Kız Çocuklar Günü

kız-çocukları10 Aralık 2011 tarihinde Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterliği, 66/70 sayılı önergesiyle 11 Ekim’i dünya genelinde kız ve oğlanlar arasında süregelen ayrımcılığı önlemek amacıyla Dünya Kız Çocuklar Günü olarak benimsedi.

Kız çocuklara yönelik ayrımcılığın belirgin biçimde görüldüğü eğitim, beslenme, yasal haklar, sağlık, şiddet gibi alanlarda ilgili kurumlar ve sivil toplum örgütlerinin bu güne özel kampanyalar yürütmesi ve kız çocuklara dair farkındalık yaratılması da BM tarafından teşvik ediliyor.

Kanada merkezli olup birçok ülkede faaliyetler yürüten Plan International’ın “Because I’m a Girl / Çünkü Ben Bir Kız Çocuğuyum” adlı projesi sayesinde tüm dünyaya yayılan kampanyası ve bu örgütün baskısı sonucu Kanada Hükümeti’nin BM Genel Sekreterliği’nde bu konuyu gündeme getirmesiyle 11 Ekim Dünya Kız Çocuklar Günü kabul edildi.

2012 yılında başlatılan Dünya Kız Çocuklar Günü’nün ilk teması ‘çocuk evlilikleri’ydi. BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ilk 11 Ekim nedeniyle yayınladığı açıklamada şöyle demişti:

“Kız çocuklara yatırım yapılması ahlaki bir sorumluluktur, temel adalet ve eşitlik kuralıdır, Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Kadına Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nden kaynaklanan bir zorunluluktur. Ayrıca, Bin Yıl Kalkınma Hedeflerine ulaşılması, ekonomik kalkınma ve barışçı ve bütünleşmiş toplumlar inşa edebilmek için hayati önem taşır.

(…) Çocuk evliliklerine karşı kız çocukları korumanın en iyi yolu eğitimden geçiyor. Kız çocuklar okula gidebildiklerinde ve erken evliliğe zorlanmadıklarında, hem kendileri hem de aileleri için daha iyi bir yaşamın temellerini atma imkanına sahip oluyor. Evlendirilmiş olanların da eğitim imkanı bulmaları, ekonomik fırsatlardan, HIV önleme, cinsel ve üreme sağlığı dahil sağlık hizmetlerinden yararlanmaları yaşamlarını zenginleştiriyor ve geleceklerini sağlamlaştırıyor.

Hükümetleri, toplumları ve dini liderleri, sivil toplumu, özel sektörü ve aileleri, özellikle de erkekler ve erkek çocuklarını kız çocukların haklarını, ilgili sözleşmelere, Pekin Bildirisi ve Eylem Platformu ile Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı Eylem Programı’na bağlı kalarak geliştirmeye çağırıyorum.

Gelin bugünü ‘Benim hayatım, benim haklarım, çocuk evliliklerine son verin’ teması ışığında kutlayalım ve gelin, kız çocukların gelin değil çocuk olarak kalmalarını sağlamak için üzerimize düşeni yapalım.”

Dünya Kız Çocuklar Günü’nün Türkiye’ye yansıması ise Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği’nin öncülüğünde “Çocuk Gelinlere Hayır Ulusal Platformu”nun kurulmasıyla oldu. Kuruluşunu 11 Ekim gibi anlamlı bir günde ilan eden Platform, aynı gün, Uçan Süpürge’nin yürüttüğü Çocuk Gelinler projesi kapsamında bir atölye çalışması yaptı. (Çocuk Gelinlere Hayır Platformu, 15 ilden 63 sivil toplum örgütü ve üniversite biriminden oluşuyor.) Platform, geçen yıl 11 Ekim nedeniyle yayınladığı açıklamada şunları dile getiriyordu:

“Araştırmalar, eğer önlem alınmazsa, dünya genelinde, 2020 yılına kadar 150 milyon kız çocuğun ‘gelin’ olacağını gösteriyor. Türkiye’de ise her üç kadından biri çocuk yaşta evlendiriliyor.

Küçük yaşta evlenmek kız çocuklar için geri dönülmesi mümkün olmayan bir süreci başlatıyor. Eğitim yaşamları sona eriyor, sağlık sorunları baş gösteriyor, şiddete maruz kalma riski artıyor, haklarını talep etme ve kullanma becerileri azalıyor, ömür boyu yoksulluğa mahkum kılınıyorlar.

18 YAŞINI DOLDURMAMIŞ HER BİREY ÇOCUKTUR! Çocukların evlendirilmesi; insan hakları ihlalidir, cinsiyet temelli şiddetin bir türüdür, ticari cinsel sömürüdür, duygusal ihmal ve istismardır, köleliğin günümüzdeki biçimidir.

ÇOCUKLARIN EVLENDİRİLMESİ SUÇTUR! BU SUÇA ORTAK OLMAYIN! Çocukların çocukluklarını yaşamalarına, potansiyellerini hayata geçirmelerine, hayal kurmalarına, kendilerini ifade etmelerine engel olmayın!”

Bu yıl tema ‘eğitim’

Bu yıl ise 11 Ekim’in teması ‘eğitimde yenilikçi yaklaşımlar’ olarak belirlendi. 15 ilden 63 sivil toplum örgütü ve üniversite biriminin oluşturduğu Çocuk Gelinlere Hayır Platformu olarak;

* 11 Ekim Dünya Kız Çocuklar Günü’nün kız çocuklar için bir bayram değil, eşitsizlikle mücadele günü olarak bilinmesini,

* Kız çocuklara yönelik ayrımcılık, ihmal ve istismarın ortadan kaldırılması için sürekli ve kararlı bir devlet politikası benimsenmesini,

* Çocuk yaşta evlilikleri önlemek için, yasal evlilik yaşının yükseltilmesi dahil gerekli bütün önlemlerin bu çerçevede alınmasını,

* Çocuk yaşta evliliklerin suç olduğunu, normal ve kabul edilebilir olmadığını tüm topluma anlatmak için toplumsal işbirliğinin harekete geçmesini istiyor ve bekliyoruz.

Kız çocukların eğitim hakkı için… Çocuk yaşta evlilikler olmasın diye… Daha doğmadan başlayan cinsiyet ayrımcılığına karşı… Kız çocuklara yönelik hak ihlallerini sona erdirme talebiyle… Bugün tüm toplumu kız çocukları fark etmeye çağırıyoruz. Ve diyoruz ki,

Kız çocuklar mutfağa değil, oyuna!

Kız çocuklar düğüne değil, okula!

Kız çocuklar çeyize değil, teknolojiye!

Kız çocuklar tarlaya değil, kütüphaneye!

 

 

 

 

İstanbul Devlet Opera ve Balesi 2013-2014 bale sezonunu 2011 yılında dünya prömiyerini yaptığı Fransız sanatçı Yannick Boquin’in,Chopin’in müziklerini kullanarak yarattığı “Genç Werther’in Acıları” balesi ile açıyor.

istanbul_devlet_opera_ve_blesi Charlotte yorumuyla 2012 Donizetti Yılın Kadın Dansçısı Ödülünü alan Deniz Zirek’in canlandırdığı “Genç Werther’in Acıları”, 11 Ekim saat 20:00’de Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi’nde seyirciyle buluşuyor.

Ayfer Zeren başkoreograflığında perde açan İstanbul Devlet Opera ve Balesi, Johann Wolfgang van Goethe’nin dünyaca ünlü klasiği “Genç Werther’in Acıları”nın bale uyarlamasıyla sahneye çıkıyor. Fransız koreograf Yannick Boquin ile İzmir Devlet Opera ve Balesi sanatçısı Siner Gönenç tarafından, F. Chopin’in müzikleri üzerine sahnelenen eser, seyircisiyle buluştuğu ilk yıl İstanbul Devlet Opera ve Balesi’ne ‘’Yılın Prodüksiyonu’’ ve “Yılın Kadın Dansçısı” dallarında ödülkazandırmıştı.

Genç Werther’in Charlotte’ye olan aşkını, romana bağlı kalarak yorumlayan, Paris Opera Bale Okulu ve Paris Ulusal Konservatuvarımezunu, Bonn Opera Balesi, Flanders Kraliyet Balesi, Roma Opera Balesi ve Deutsche Oper Berlin baş dansçısı, Vienna Staatsoper’de Bale Başöğretmeni olarak görev yapmış olan koreograf Boquin, Chopin’in müzikleri üzerine eseri kurguluyor.

Chopin’in 28 parçasından oluşan repertuar, Bakü asıllı piyanist ve aynı zamanda İzmir Devlet Opera ve Balesi sanatçısı Yelena Şekalyova tarafından canlı olarak seslendiriliyor. Eserin bir diğer sürprizi ise, bariton Bahadır Noyan Coşkun’un seslendireceği kendi bestesi olan arya.

Deniz_ZirekEserde Werther’i Melih Mertel/ Mehmet Nuri Arkan, Charlotte’yi Deniz Zirek, Albert’i Ömer Erenler/ Onur Tunay, Albert’in yakın arkadaşı Wilhelm’i ise Olcay Tunceli ,grup danslarını ise İDOB bale sanatçıları yorumluyor. Eserin ait olduğu dönem 18.yüzyılı andıran dekor ve kostümlerin yaratıcısı başdekoratör İsmail Dede, ışık ise Bülent Darcan imzalarını taşıyor.

“Genç Werther’in Acıları” balesi;

11, 22, 24 Ekim , 5, 7 Kasım tarihlerinde saat: 20.00’de; 12, 26 Ekim ve 9 Kasım tarihlerinde saat: 16.00’da Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi’nde izlenebilir.

 Kaynak :[]

Kültür ve Turizm Bakanlığı 105 müzenin daha girişlerinin özel sektöre devri için adım attı.

muze-narsanatKültür ve Turizm Bakanlığı, bünyesindeki 105 müze ve ören yerinin de gişe ve kontrol sistemlerini özelleştirmek için düğmeye bastı. Bundan böyle bakanlık bünyesinde bulunan 105 müze ve ören yerinin işletmesini deözel sektör üstlenecek.Özel sektör bu müze ve ören yerlerinden elde edilen gelirin sadece yüzde 20’sini bakanlığa verecek.

Eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay döneminde çıkarılan “Müze ve Ören yerleri Gişelerinin İşletimi, Giriş Kontrol Sistemlerinin Modernizasyonu ve Yönetim İşi” ihalesi ile aralarında Ayasofya, Topkapı Müzesi, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Efes örenyeri gibi Türkiye’nin en önemli 48 müze ve ören yerinin gişe ve kontrol sistemleri, Eylül 2010 tarihinde gerçekleştirilen ihale ile özelleştirilmişti.

İhaleyi, MTM-TÜRSAB kazanırken, müzelerin altında daha önce Kültür ve Turizm Bakanlığı Döner Sermaye İşletme Merkez Müdürlüğü’ne bağlı DÖSİMM mağazalarının işletim hakkı da TÜRSAB’a verilmişti.

Bakanlığın hazırladığı ihale ile hat, tezhip, çini ve dokuma gibi gelenekselTürk el sanatlarından müzelerde sergilenen eserlerin replikasına, Türklokumundan Türk kahvesine kadar birçok ürünün yabancı firmalar tarafından üretilip satılmasına da olanak sağlanıyordu.

Dava 3 yıldır sürüyor

48 müze ve ören yerinin giriş sistemlerinin özelleştirilmesinin ardından Kültür Sanat Sendikası, Danıştay’da, “özelleştirme ihalesinin yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle” dava açmıştı. Sendika yetkililerinin verdiği bilgiye göre dava 3 yıldır sürüyor ve bir sonuç alınamadı.

Bakanlık da 3 yıl sonra, bünyesindeki 105 müze ve örenyerinin giriş ve kontrol sistemlerinin özelleştirilmesi için düğmeye bastı. 105 müze ve ören yeri için “2 Aşama Müze ve Örenyerleri Gişelerinin İşletimi, Giriş Kontrol Sistemlerinin Modernizasyonu ve Yönetimi İşi” ihalesi yapılacak. İhale 30 Ekim Çarşamba günü gerçekleştirilecek.

Bu ihaleyle birlikte bir önceki ihalede olduğu gibi 105 müze ve örenyerinin gişelerini de özel sektör kontrol edecek. Müzekart ve biletli ziyaretçi denetimi de özel sektör aracılığıyla yapılacak. İhalenin geçici teminat bedeli 291 bin 690 TL, ihale şartname bedeli ise 5 bin TL olarak belirlendi.

Kaynak :[]

 

 Yarışmaya, süresi 20 dakikayı aşmayan kurmaca ve canlandırma filmler ile süresi 30 dakikayı aşmayan belgesel filmler katılabilir.

karincaAkbank Kısa Film Festivali, geniş bir kitle tarafından takip edilen kısa filmlerin yapımını özendirmek, uygun koşullarda gösterimini bu yolla izleyiciye ulaşmasını sağlamak, ülke sinemasına katkıda bulunan yeni sinemacıları desteklemek, amatör ya da profesyonel her tür kısa filmi tanıtmak, farklı kültürlerden gelen kısa film örneklerini sunmak, bir festival kültürü içinde kısa filmin tartışılacağı platformu sağlamak, sinemaseverlerin keyifle izleyecekleri bir festival oluşturmak amacıyla ilk olarak 2004 yılında gerçekleştirildi.

Her geçen yıl büyüyen, etkinlik çıtasını biraz daha ileri taşıyan festival, gösterimlerin yanısıra sinema öğrencileri ve festival izleyicileri için sinema sektöründeki deneyimli isimlerin birikimlerini aktardığı çeşitli atölye çalışmalarına ve söyleşilere sahne olmaktadır. “Festival Kısaları”, “Belgesel Sinema”, “Uluslararası Bölüm”, “Yarışmadışı Gösterim”, “Canlandırma Kısalar”, “Deneyimler”, “Kısadan Uzuna” ve “Özel Gösterim” bölümlerine programı kapsamında yer veren festival, her yıl on gün boyunca Akbank Sanat’ta gerçekleşiyor. Festival kapsamında “Kurmaca”, “Belgesel” ve “Canlandırma” kısa film alanlarında yarışmaya evsahipliği yapan Akbank Kısa Film Festivali’nde tüm etkinlikler izleyiciye ücretsiz olarak ulaşıyor.

Akbank Kısa Film Festivali ilk yılından itibaren Akbank Sanat’ta gerçekleşen her Festival sonrasında “Akbank Kısa Film Festivali Üniversitelerde” etkinliği ile, İstanbul ve Anadolu’daki birçok üniversitede ödüllü kısa filmleri öğrencilerle buluşturmaktadır.

Başvuru koşulları hakkında detaylı bilgiye ve başvuru formlarına ulaşmak için tıklayınız.

Google bu gece bir sürpriz yaparak doodle adı verilen ve önemli kişi, olay v.s. anma anlamında grafikleştirdiği bölümde Türkiye için Leyla Gencer’in doğum gününü seçti

Leyla GENCER kimdi hatırlayalım.

leyla-gencerAyşe Leyla Gencer, (d. 10 Ekim 1928; Polonezköy, ö. 10 Mayıs 2008; Milano), Türk opera sanatçısı. 20. yüzyılın en önemli sopranolarından birisi olarak görülür.

Batı ülkelerinde “La Diva Turca”, “La Gencer”, “La Regina” olarak ün yapan; Milano, Roma, Napoli, Venedik, Viyana, Paris, San Francisco, Köln, Buenos Aires, Londra, Rio de Janerio, Bilbao, Chicago’da sanatını dinleten; Lucia’nın, Norma’nın, Lady Macbeth’in, Queen Elizabeth’in, Filoria Tosca’nın, Lucrezia’nın, Madam Butterfly’ın, Alceste’nin, Aida’nın, Violetta’nın, Leonora’nın “Leyla la Turca”sı soprano Leyla Gencer, hem seçkin opera sahnelerinde hem resitallerinde hayranlık uyandırmış sanatçılardandır. Opera repertuarı 23 bestecinin 72 yapıtını kapsamıştır. Gencer, T.C. Devlet Sanatçısıdır.

Doğumu ve ailesi

Leyla Gencer 1928’de Polonezköy’de doğdu. Babası Safranbolulu köklü Müslüman bir ailenin oğlu olan Hasanzade İbrahim Bey, annesi Polonyalı Katolik bir ailenin kızı olan Alexandra Angela Minakovska’dır. Ailesi sonradan Çeyrekgil soyadını aldı. Annesi, İbrahim beyle evlendikten sonra Müslüman olup Atiye adını aldı. Gencer ileriki yıllarda bir röportajında “Müslüman ve oryantal bir altyapıdan geliyorum” demiştir.[1]

Babası İbrahim Bey, ağabeyi Hüseyin Çeyrekgil ile çiftçilik, balıkçılık, taşımacılık ve Çubuklu suyunun işletmesini yapıyordu; ayrıca Lale Sineması’nın işletmesini üstlenmişti ve Karaköy’de hanları bulunuyordu. Leyla, babasını genç yaşta kaybetti. 1946’da varlıklı bir bankacı olan İbrahim Gencer ile evlendi ve Gencer soyadını aldı.

Eğitimi

leyla_gencer Leyla Gencer, İstanbul İtalyan Lisesi’ni bitirdi ve bir süre İstanbul Devlet Konservatuvarı’nda şan eğitimi aldı. Konservatuarda, Fransa’nın önde gelen hocalarından Reine Gelenbevi, ünlü orkestra şefi Muhittin Sadak ve besteci Cemal Reşit Rey’in öğrencisi oldu. Ankara Devlet Konservatuarı’nda ders vermek üzere Türkiye’ye gelen ünlü İtalyan soprano Giannina Arangi-Lombardi ile tanıştıktan sonra İstanbul’daki konservatuar eğitimini yarıda bırakarak çalışmalarını Ankara’da onun özel öğrencisi olarak sürdürdü. Ankara Devlet Tiyatrosu’nun (opera da tiyatroya bağlı idi) korosuna girdi. Hocası Arangi Lombardi, bir yıl sonra kızını ziyaret için gittiği İtalya’da hastalanarak hayatını yitirince çalışmalarını İtalyan bariton Apollo Granforte ile sürdürdü.

Opera kariyeri

Leyla Gencer, Devlet Tiyatroları Ankara Operası’nda korist olarak görev yapmaktayen Ankara’ya geldiği yıl (1950’de) sahnelenmeye başlayan Cavallerina rusticana operasında Santuazza rolü ona verildi, Gencer’in opera kariyeri bu rolle başladı.

Leyla Gencer, Ankara Devlet Operası’nda görev yaptığı 1950-1958 yılları arasında devlet konuklarına verilen resitallerde en çok görev alan sanatçılardan oldu. ABD devlet başkanlarından Harry S. Truman, Dwight Eisenhower, Yugoslavya’nın kurucusu Mareşal Tito, İran Şahı Rıza Pehlevi ve eşi Prenses Süreyya, Ürdün Kralı Hüseyin, huzurunda resitaller verdiği devlet konuklarındandır.

İlk defa 1953 yılında, Türkiye ile İtalya arasında imzalanan Kültür Anlaşması çerçevesinde bir radyo konseri vermek için Roma’ya gitti. Bu konserin başarısı üzerine Napoli Yaz Festivali’nde sahnelenen Cavelleria rusticana operası’nda başrol üstlenmek fırsatını elde etti. Bir sonraki sezon Napoli’nin ünlü San Carlo Operası’nda Eugenio Onegin ve Madam Butterfly operalarında başrol oynama teklifi aldı. Leyla Gencer’in uluslararası platformdaki opera serüveni böylece başladı, Madam Butterfly operasındaki başarısı ile Napolillerin sevgisini kazanan Gencer, Napolili Türk olarak anılmaya başladı. Bu başarı bir sonraki sezon San Carlo Operası’nda sahnelenen La Traviatadaki Violetta rolü ile sürmüştü. Sanatçı “La Traviata”‘yı Palermo, Trieste, Ankara, Torino, Varşova, Poznan, Lodzi Krakov’da, Viyana Devlet Operası’nda Herbert von Karajan yönetiminde, San Francisco ve Philadelphia’da, Moskova ve Leningrad’da seslendirdi. 1956’da San Francisco operasında San Francesca da Rimini operasında son anda oynayamayacağını bildiren ünlü soprano Renata Tebaldi’nin yerine başrolü seslendirdi. Eserin San Francisco ve Los Angeles temsillerinden sonra San Francisco operası ile kontrat imzaladı.

leyla-gencer (1)1957 sezonunda San Fransicso Operası’nda sahnelenen La Traviata operasında başrolü Leyla Gencer, Lucia di Lammermoor operasında ise dünyaca ünlü soprano Maria Callas üstlenmişti. Callas’ın gelmemesi üzerine Lucia rolünü de Gencer üstlendi ve büyük başarı kazandı. O günden başlayarak ABD’de sayısız opera temsili, resital, konser gerçekleştirdi.

26 Ocak 1957 gecesi Leyla Gencer, kendisine koyduğu Milano’nun ünlü La Scala Tiyatrosu’nda sahneye çıkma hedefine ilk defa ulaştı. Fransız besteci Francis Poulenc’in Carmelit’lerin Diyaloğu eserinin dünyadaki ilk temsilinde başrolü (Lidoine-başrahibe) oynadı. Scala’daki ilk sahneye çıkışından sonra Gencer, 18 Şubat 1957’de tüm zamanların en büyük orkestra şefi kabul edilen ve kısa bir süre önce ABD’de hayatını kaybeden Arturo Toscanini için Milano’nun Duomo di Milano Katedralı’nda düzenlenen görkemli cenaze töreninde Verdi’nin Requiem’i seslendirilirken soprano partisini başarıyla söyledi. Bu başarının ardında La Scala Operası’nın Köln Operası’nın açılışı nedeniyle düzenlediği turnede Verdi’nin Kaderin gücü adlı eserinde başrol oynadı. 1958’de Pizzetti’nin dünyada ilk gösterimi gerçekleşen Katedral’de Cinayet adlı eserinde başrahibe rolünü, ardından Boito’nun az bilinen Mefistofele operasında Margherita rolünü üstlendi.

Gencer, 1958 yılında kontratı feshedilinceye kadar yurtdışındaki operalarda Ankara Devlet Operası Sanatçısı sıfatıyla rol aldı. 1958’de görevine son verildikten bir süre sonra Milano’ya yerleşti. 1958’de İtalyan Radyosu’nda Donizetti’nin “Anna Bolena” operası Leyla Gencer’in yorumuyla yayımlanmıştı (Bu yayım, 1980’de plak olarak piyasaya çıktı). Bu yorumun başarısı üzerine ünlü orkestra şefi Vittorio Gui şefliğini yaptığı 3 ayrı eserde, 3 ayrı kentte (Palermo, Floransa Roma Operaları) başrol teklif etti. Gencer böylece 1959 yılı Floransa l.gencerFestivali’nin açılışında Verdi’nin 1849’dan beri hiç sahnelenmemiş “Legnano Savaşı” adlı eserinde başrolü oynadı. Bunu, Palermo’da Verdi’nin “Macbeth” Operası, Roma’da Mozart’ın “Don Giovanni” Operası’nı seslendirdi.

Gencer, 1960’larda mesleğinin doruğuna çıktı. Hiç bilinmeyen operaları seslendirmeyi sürdürdü. 1963’te Verdi’nin unutulmuş operası “Kudüs”te başrol Elena’yı oynadı. Bunu Donizetti’nin hiç bilinmeyen operası “Robert Devereux”daki Kraliçe Elizabeth rolü ve Bellini’nin 130 yıldır sahnelenmeyen “Beatrice di Tanda” operası takip etti.

1985 yılında sahneye veda eden sanatçı, 1983-1988 yılları arasında As. Li. Co.’nun genel sanat yönetmenliğini yürüttü, 1997-1998 arasında La Scala korosunun genç sanatçılar okulunda yöneticilik yaptı, vefatına kadar La Scala Tiyatrosu’nda opera sanatçıları için kurulan akademinin sanat yönetmenliğini yapmaktaydı. Gencer, aynı zamanda opera yorumu üzerine dersler vermeye devam ediyordu. Uluslararası yarışmalarda seçiciler kurulu üyelikleri yapan, festivallere, seminer ve konferanslara katılan Leyla Gencer, İstanbul’da kendi adını taşıyan “Uluslararası Şan Yarışması”nın kurucusudur. Yarışma, 1995 yılından beri düzenlenmektedir.

Leyla Gencer, 1988 yılında “Devlet Sanatçısı” unvanıyla onurlandırıldı.

2004 yılında Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü tarafından 1000 yılın Türkleri özel koleksiyonunda adına 15.000.000 TL değerinde 0.999 ayar gümüş hatıra para basıldı.

Vefaati

10 Mayıs 2008’de Milano’daki evinde kalp ve solunum yetmezliğine bağlı olarak hayatını kaybetti. Leyla Gencer’in cenazesi 12 Mayıs günü Milano’da La Scala Operası’nın Santa Babila Kilisesi‘nde düzenlenen kalabalık bir törenden sonra vasiyeti doğrultusunda krematoryuma götürülerek yakıldı. Leyla Gencer’in külleri daha sonra İstanbul’a getirildi. Kendi vasiyeti gereği küller, 16 Mayıs günü Dolmabahçe Sarayı ile Dolmabahçe Camii arasındaki yapılan bir törenden sonra Dolmabahçe açıklarında Boğaz sularına döküldü[3]. Törende, Mozart’ın Requiem’inden “Lacrimosa” ile Ahmed Adnan Saygun’un “Yunus Emre Oratoryosu”‘nun 5, 12 ve 13. bölümleri İstanbul Devlet Opera ve Balesi Orkestra ve Korosu tarafından leyla.gencerseslendirildi.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın yeni yapılmakta olan merkezinde sanatçının vasiyeti üzerine bir “Leyla Gencer Müzesi” oluşturulacak.

Leyla Gencer Şan Yarışması

İlki “Yapı Kredi Uluslararası Leyla Gencer Şan Yarışması” adıyla 3-9 Eylül 1995 tarihinde gerçekleştirilen Leyla Gencer Şan Yarışması, 2006 yılından bu yana iki yılda bir, La Scala Tiyatrosu Sahne ve Gösteri Sanatları Akademisi Vakfı işbirliğiyle İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenleniyor. 1997 yılındaki ikinci yarışmaya Leyla Gencer jüri üyesi olarak katıldı. Her iki senede bir gerçekleştirilen yarışma 1999 yılında 17 Ağustos Depremi nedeniyle düzenlenmedi.

Bugüne kadar birçok ülkeden yüzlerce sanatçının katıldığı Leyla Gencer Şan Yarışması’nda dereceye girenler dünyaca ünlü operalardan konser teklifleri aldılar.

Diskografi

  • Bellini: Norma / 1966, de Fabritiis, Gencer, Cossotto, et al
  • Bellini: Norma / 1965, Gavazzeni, Gencer, Simionato, et al
  • Bellini: Beatrice di Tenda1964 / Gui, Gencer, Zanasi, et al
  • Bellini: I Puritani 1961 / Quadri, Gencer, Raimondi, et al
  • Pacini: Saffo 1967 / Gencer, Del Bianco, Mattiucci
  • Cherubini: Medea 1968/ Gencer, Bottion, et al
  • Mayr: Medea in Corinto 1976/ Ferro, Gencer, Johns
  • Gluck: Alceste 1967/ Gui, Gencer, Picchi
  • gencer.leylaChopin: Polish Songs; Liszt / Leyla Gencer, Nikita Magaloff
  • Donizetti: Anna Bolena 1958/ Gavazzeni, Gencer, Simionato, et al
  • Donizetti: Anna Bolena 1965/ Gavazzeni, Gencer, Cava, et al
  • Donizetti: Caterina Cornaro 1972 / Cillario, Gencer, Aragall
  • Donizetti: Les Martyrs / 1975 Camozzo, Gencer, Bruson, et al
  • Donizetti: Les Martyrs / 1978 Gelmetti, Gencer, Bruson, et al
  • Donizetti: Lucrezia Borgia / 1970 Gracis, Gencer, Raimondi et al.
  • Donizetti: Lucrezia Borgia / 1966 Franci, Gencer, Aragall, Petri et al.
  • Donizetti: Maria Stuarda / 1967 Molinari-Pradelli, Gencer, Verret, Tagliavini et al.
  • Donizetti: Messa di Requiem / Gavazzeni, Teatro La Fenice
  • Donizetti: Roberto Devereux 1964 / Gencer, Cappuccilli, et al.
  • Donizetti: Belisario 1969 / Gavazzeni, Gencer, Taddei et al.
  • Mozart: Don Giovanni 1960/ Molinari-Pradelli, Gencer, Petri, Bruscantini, Stich-Randall et al
  • Mozart: Don Giovanni 1962/ Solti, Gencer, Jurinac, Freni
  • Ponchielli: La Gioconda 1971 / de Fabritiis, Gencer, Raimondi
  • Zandonai: Francesca da Rimini 1961 / Capuana, Gencer, Cioni et al.
  • Rossini: Elisabetta, Regina d’Inghilterra 1971/ Sanzogno, Gencer, Grilli
  • Verdi: I due Foscari” 1957/ Serafin, Gencer, Guelfi
  • Verdi: Battaglia di Legnano (Legnano Savaşı) 1959/ Gencer, Limarilli
  • Verdi: Rigoletto 1961/ Quadri, Gencer, McNeil, Raimondi
  • Verdi: Gerusalemme 1963/ Gavazzeni, Gencer, Aragall, Guelfi
  • Verdi: I Vespri Siciliani 1965/ Gavazzeni, Gencer, et al
  • Verdi: Macbeth 1960/ Gui, Gencer, Taddei, Picchi et al.
  • Verdi: Macbeth 1968/ Gavazzeni, Gencer, Guelfi, Corradi, et al
  • Verdi: Attila 1972/ Silipigni, Gencer, Hines
  • Verdi: Ernani 1972/ Gavazzeni, Gencer, Bergonzi
  • Verdi: Simon Boccanegra 1961/ Gavazzeni, Gobbi, Gencer
  • Verdi: Il Trovatore 1957/Previtali, Gencer, Del Monaco, Barbieri, Bastianini
  • Verdi: Un ballo in maschera (Maskeli Balo) 1961/ Gencer, Bergonzi
  • Verdi: Aida 1956/ Capuana, Gencer, Bergonzi, Cossotto
  • Verdi: La Forza del Destino (Kaderin Gücü) 1957/ Serafin, Gencer, Di Stefano
  • Verdi: La Forza del Destino 1965/ Molinari Pradelli, Gencer, Bergonzi

 

‘İstanbul Bach Günleri’, 10. yılında 10 Ekim – 2 Kasım tarihleri arasında gerçekleşecek.

istanbul-bach-gunleriBaşlangıcından bugüne, Gustav Leonhardt gibi efsanevi büyükleri ve eski müziğin dünyadaki en önemli isimlerini İstanbul’a getiren “Bach Günleri“, Avrupa Birliği’nin Kültür Elçisi European Union Baroque Orchestra’nın 10 Ekim 2013 Perşembe günü saat 20.30’da St. Antuan Kilisesi’nde vereceği konserle başlıyor.

28 Ekim gecesi dünyaca ünlü Romen kemancı Alexandru Tomescu, yine St. Antuan Kilisesi’nde dinlenebilir. Concertgebaouw (Amsterdam), Theathre des Champs Elysees (Paris), Carnegie Hall (New York) gibi dünyaca ünlü konser salonlarında resitaller veren Alexandru Tomescu bu konserde Bach’ın solo sonat ve partitalarını çalacak.

“Bach Günleri”, Moskova Virtüözlerine de şeflik yapmış olan ünlü Rus piyanist Konstantin Lifschitz’in Sakıp Sabancı Müzesi’nde vereceği resitalle devam edecek. Türkiye‘ye ilk kez gelen sanatçı, 29 Ekimakşamı Goldberg Varyasyonları’nı klasik piyanoyla seslendirecek. Seyirciler, etkinlik kapsamında SSM’deki Anish Kapoor sergisini de gezebilecek.

“Bach Günleri”ne ikinci kez katılan Thomas Gabriel Trio’nun 30 Ekimtarihli konserinde ise caz ile Bach bir araya gelecek.

Festival ayrıca Alexander Rudin ile Hüseyin Sermet’i de buluşturacak. Bu özel konserde ilk kez bir araya gelen iki büyük müzisyeni 31 Ekim’de Aya İrini‘de dinlenebilir.

10. “Bach Günleri”, 2 Kasım gecesi Barocco Sempre Giovane Topluluğu’nun Aya İrini’de vereceği konserle kapanacak. Bu konserde Nazlı Erdoğan, Telemann’ın Viyola Konçertosu’nu çalacak. Daha sonra ünlü Çek viyolonselci Jiri Barta, Hindemit ve Haydn’ın viyolonsel konçertolarını yorumlayacak.

Konser Programı

10 Ekim 2013 – Avrupa Birliği Barok Orkestrası, St. Antuan Kilisesi, Saat: 20:30

28 Ekim 2013 – Alexandru Tomescu, St. Antuan Kilisesi, Saat: 20:30

29 Ekim 2013 – Konstantin Lifschitz, The Seed/Sakıp Sabancı Müzesi, Saat: 20:30

30 Ekim 2013 – Thomas Gabriel Trio Caz Konseri, St. Antuan Kilisesi, Saat: 20:30

31 Ekim 2013 – Alexander Rudin ve Hüseyin Sermet, Aya İrini, Saat: 20:30

2 Kasım 2013 – Barocco Sempre Giovane ve Jiri Barta, Nazlı Erdoğan, Aya İrini, Saat: 20:30

Dünyanın en büyük kitap fuarı olarak kabul edilen Frankfurt Kitap Fuarı, kapılarını bugün ziyaretçilere açıyor.

franfurt-kitap-fuarıBu yıl 65’incisi düzenlenecek ve yarın başlayacak olan Frankfurt Kitap Fuarı, 100’den fazla ülkeden yayın ve elektronik yayıncılık alanında faaliyet gösteren yaklaşık 7 bin yayıncı ile 300 bin kitapseveri buluşturacak.

Fuarın bu yılki “onur konuğu” ülkesi Brezilya olacak.

13 Ekim Pazar gününe kadar sürecek fuarda Türk Edebiyatı’nın ve yayıncılığının en seçkin örnekleri de okurlarla ve yayıncılarla buluşacak.

Türkiye ulusal standı fuarın uluslararası standlar bölümünde 304 metrekare ve çocuk kitapları bölümünde 48 metrekare olmak üzere 352 metrekarelik bir alanda yerini alacak. Türkiye standında 200 yayınevinin 3 bine yakın kitabı sergilenecek.

Türkiye standında, aralarında Boyut, İletişim, Metis, İthaki ve Timaş’ın da bulunduğu 22 yayınevi, çocuk yayınları standında da aralarında Damla, Final, Günışığı, Mavi Bulut ve Redhouse’nin de bulunduğu 10 çocuk ve gençlik edebiyatı yayıncısı kendilerine ayrılan sergi ve görüşme ünitelerinde eserlerini tanıtacak ve telif görüşmeleri gerçekleştirecek.

Türkiye ulusal standında ayrıca, panel, söyleşi ve geleneksel Türk mutfağı sunumundan oluşan 5 etkinlik ve bir de sergi gerçekleştirilecek.

Etkinlikler kapsamında “Piri Reis’in Dünya Haritası’nın 500. Yıldönümü”nün Unesco tarafından 2013 yılı anma ve kutlama yıldönümleri arasına alınması münasebetiyle “Piri Reis: Akdeniz’in Piri – 500 Yılın Gizemi” isimli sergi açılacak.

Fuarda ayrıca “Piri Reis’in Dünya Haritası’nın ortaya çıkışı ve kaynaklarının konu edildiği bir panel düzenlenecek.

Kaynak :[]