akun-ve-sinasi-sahneleri-devam-etmeliMülkiyeti Emek İnşaat A.Ş’de bulunan, Ankara’nın en önemli iki tiyatro sahnesi, Akün ve Şinasi sahnelerinin 10 gün önce, gizli şekilde, Karadenizli bir şirkete satıldığı öğrenildi. Her iki sahnenin satışının 23 milyon TL’ye gerçekleştiği belirtilirken, satış talimatının bizzat Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik tarafından verildiği dile getirildi. Devlet Tiyatroları’nın (DT) bünyesinde faaliyet gösteren her iki tiyatro sahnesi için daha önce 5 kez ihaleye çıkılmış ancak satış “muammen bedelin altında kaldığı” gerekçesiyle gerçekleşmemişti.

“Sansür” ve sanat kurumlarını yok etmeyi amaçlayan Türkiye Sanat Kurulu (TÜSAK) Yasa Tasarısı taslağı gölgesindeki tartışmalara maruz kalan DT’ye bir şok da Emek İnşaat’tan geldi. Mülkiyeti Emek İnşaat’a bağlı olan ve Ankara’nın merkezi yerinde bulunan, en fazla tiyatro oyunlarının sahnelendiği iki sahne, Akün ve Şinasi sahnelerinin gizli bir şekilde satıldığı öğrenildi. Emek İnşaat yetkilileri sahnelerin yeni sahibini sır gibi saklarken, sahneleri alan şirketin sahibinin Karadenizli olduğu ve İstanbul Ticaret Odası’na kayıtlı bulunduğu bilgisi edinildi.

Daha önce de 5 kez satışı gündeme gelen ve “muammen bedelenin altında kaldığı”, sivil toplum kuruluşlarının tepkisi nedeniyle ihalesi geri çekilen iki sahnenin 23 milyon TL’ye bu kez Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in talimatıyla satıldığı kaydedildi.

İhale şartnamesi duyurulmadı

Akün ve Şinasi sahnelerinin satışının 10 gün önce yapıldığı ve sivil toplum kuruluşları ve sanatçıların tepkileri nedeniyle ihalenin Kamu İhale Yasası kapsamı dışında tutularak, gizli ihale ile gerçekleştirildiği de dile getirildi. Satışı gerçekleştirilen her iki sahne için DT’ye 2014-15 sanat sezonu sonuna kadar kullanma hakkı tanındığı da belirtiliyor. Ancak her iki sahnenin sezon sonundan sonra ne şekilde kullanılacağı bilinmiyor. Emek İnşaat yetkileri ise satışa ilişkin Cumhuriyet’e bilgi vermekten kaçındı.

Sinemadan tiyatro olmuştu

Ankara’nın en işlek yerlerinden Atatürk Bulvarı üzerinde bulunan Akün Sahnesi, 1975 yılından 2002 yılına dek Akün Sineması olarak hizmet vermişti. Daha sonra bu salon 2002 yılında DT Genel Müdürlüğü’nce, dönemin genel müdürü Lemi Bilgin tarafından tiyatro sahnesine çevrilmişti ve o tarihten bu yana da tiyatro sahnesi olarak kullanılıyordu.

Akün Sahnesi’nin hemen arkasında yer alan ve Tunus Caddesi’ne bakan Şinasi Sahnesi de Ankara’nın en eski tiyatro sahnelerinden biri olma özelliğine sahip. Sahne, 13 Mart 1988’de Yüksel Pazarkaya’nın “Meliha” adlı oyunuyla açılmıştı.

Her iki sahne de bugün “kentin en önemli sanat merkezlerinden” biri kabul ediliyor.

Kaynak: Onedio

Bildiğiniz gibi Bakırköy’de pek çok ilkleri gerçekleştiren kursumuz M.E.B. Bağlı ilk resmi Çocuk Drama Eğitimini
Nar Sanat vermeye başlamıştır. Bu bağlamda eğitimlerimiz değişik yaş grupları için devam etmektedir.

Cumartesi ve Pazar günleri  4-9 yaş arası çocuklarımıza farklı saatlerde “Çocuk Drama Eğitimi” vermekteyiz. Eğitimler başlamasından buyana pek çok velimize drama eğitimi hakkında bilgi vermenin yanı sıra en bariz karşılaştığımız sorun Tiyatro ile dramanın karıştırılması ve dramanın etkisinin kısa sürede görüleceği inancı ile eğitimde dramayı kullanmanın faydaları konusudur. Bugünkü yazımızda bu konuları irdelemeye çalışacağız

drama çocuk bakırköy

Biliyoruz ki çocuklarımız hepimiz için çok önemli. Çocuklarımızın daha sosyal olması ve hayata hazırlanması için hepimiz bir çaba içersindeyiz.  Çocuğumuzun disipline ve ince bir ruh ile beden algısına farkındalığa sahip olmaları için pek çok  fedakarlıklar yapmaktayız. Çocuklarımızı herhangi bir sanat dalı ile ilgilenmesi yukarıda yazdığımız ve yazmadığımız pek çok sebepten dolayı elbette çok önemli. Sanatla ilgilenen her çocuğun elbette ilerleyen zaman içersinde sanatçı olması beklenemez. Süreç içerisinde çocuğun doğru yönlendirilmesi, iç disipline sahip olması ve eğitilmesi, çalışma ile gayretleri,yetenekleri, gözlemlenerek elbette meslek olarak da seçmesine yol açabilir.

Çocuk gelişiminin sacayaklarından biri olan sanat uğraşının yanı sıra göz ardı edilmemesi gereken konuların belkilide başında drama eğitimi gelmektedir.

Zaman zaman kurumumuza gelen telefonlar ve ziyaret eden velilerle konuştukça genel algının Tiyatro ve dramanın kavram olarak karıştırıldığını gözlemlemekteyiz. Pek çok yazımızda drama ve tiyatronun farklılığını vurguladık. Elbette drama ve tiyatro bir birinden faydalanmaktadır fakat asla aynı şey değildir.

Diğer bir algı hatası sadece belirli sorunları olan çocukların sosyal gelişimini sağlamak değildir. Elbette dramanın bu yaklaşımı göz ardı edilemez fakat çocuk gelişimi açısından drama her tip ve yapıdaki çocuk için aslında olmaz olmaz bir eğitim olup gelişimin ve iletişimin daha dengeli olmasını sağlar.

Günümüzde pek çok devlet okulunda darama eğitimi anlamında daha çok tiyatro eğitimi verilmektedir. Ne yazık ki pek çok veli bu eğitimi örneklem olarak göz öne almakta ve dramanın adeta sahneye çocuk oyunu koyma aracı olduğu kanısına varmaktadır. Yukarıda da yazdığımız üzere elbette her iki dal bir birinden faydalanmaktadır fakat kesinlikle aynı şey değildir. Bu yanılgıdan dolayı gerçek drama algısında deformasyonlar meydana gelmektedir. Ne yazık ki bu algıyı kırmakta zor olmaktadır. Okumak araştırmak yerine “drama” ile ilk tanıştıkları okullarda gördükleri hobi  eğitimi olarak verilen “sözde drama” adı altındaki eğitimin “tiyatro” olduğunu önce eğitmenlere anlatmakta fayda var.

Gerçek drama eğitiminde sonuçların bugünden yarına alınması beklenmemelidir. İnsanın sosyalleşmeyi ve iletişimi deneyimleyerek uygulamaya sokacağı ve denedikçe kalıcı olacağını bilmeliyiz. Nasıl ki uzun süreçler sonunda bir takım kişiliklerin kalıcı olması  beklenirse drama çalışmalarının çocuktaki yansımalarının sonuçlarını da birkaç ayı aşan sürelerin sonucunda öğrenilip kullanılır hale geleceğini bilmeliyiz.

Bir insanın , bireyin; çocuk sosyal davranışlarının kalıcılığı drama eğitimin süresinin uzunluğuyla orantılıdır denilebilir.Yani matematik biliminde  karşılaşılan problem bir formüle bağlı olarak çözülebilirken dramada farklı kişilikler, farklı algılar ve farklı aileler ile sosyal çevreler söz konusudur. Bugünden yarına çocukta değişinin hemen olması mümkün değildir.

Tüm bunları anlayabilmek için drama nedir sorusuna cevap aramak gerekir.

Drama Nedir?

En kabul gören tanıma göre drama; bir sözcüğü, bir kavramı, bir davranışı, bir tümceyi, bir fikri ya da yaşantıyı veya bir olayı, tiyatro tekniklerinden yararlanarak oyun ya da oyunlar geliştirerek canlandırmaktır. Yunancada anlamı hareket anlamına gelen “dran” eyleminden çekimlenmiştir. Çocuk Psikolojisi’nde ise drama, yaşamı, hayatı tanıtmak anlamına gelir.

Eğitim içinde drama

Öğrenme, eğitim etkinlikleri içindeki en önemli kavramdır. Bütün eğitimciler en etkili ve kalıcı öğrenme sürecinin ‘yaparak-yaşayarak öğrenme’ olduğu konusunda tartışmasız birleşmektedirler. Drama, ‘yaparak-yaşayarak öğrenme’ bakımından en etkili yöntemlerden biridir. Genel olarak konuyla ilgili olan eğitimci/sanatçı/uygulayıcıların birleştiği ve en basit anlatımla drama; bir düşünceyi beden diliyle, hareket ederek, devinimle anlatımdır. İçsel bir durumun, bir tasarımın, bir düşüncenin eyleme dönüşmesidir. Dramayla birey düşünür, plan yapar, organize eder ve düşüncesini eyleme dönüştürerek uygular. Bu süreçte de yaşantılar yoluyla yeni davranış ve duyguları öğrenir, deneyim sahibi olur. Böylece birey duygularını kontrol edebilme, değiştirebilme, düşüncelerini ifade edebilme, konuşarak iletişim kurabilme gibi yeteneklerini geliştirir.

 

DRAMA VE EĞİTİM

Eğitimde, ülkemizde en çok başvurulan yöntem öğretmenin anlatıp öğrenenlerin dinlediği bilinen klasik yöntemdir. Bu yöntem birçok konuda işe yaradığı gibi, birçok konuda ise yetersiz kalmaktadır. Özellikle dramanın konu edindiği iletişim, sosyal ilişkiler, duygu ve düşüncelerin ifadede edilmesi, empati kurabilme, düş gücünü geliştirme gibi konularda öğrenenlerde istendik yönde davranış değişikliği meydana getirmek hemen hemen mümkün değildir. Sosyal yaşam ve sosyal çevreyle ilgili bilgilerin çoğu da yaşantılar yoluyla edinilir. Günümüzde teknolojik gelişmeler nedeniyle bireyin sosyalleşme sürecinde aile, komşular, akrabalar vb. yakınların etkisi azalmıştır. Bu nedenle akrabalık ve komşuluk ilişkileri sırasında yaşantılar yoluyla edinilen bilgilerin bireye kazandırılması, yaşantılar yoluyla bireyde olumlu değişmeler sağlama yöntemi olan drama tekniğinin eğitimde uygulanması zorunluluk haline gelmiştir.

J.Jack Rousseau ile başlayıp, John Dewey, Johann Heinrich Pestalozzi ve Friedrich Froebel ile devam eden, Maria Montessori ile önce Avrupa’dan, Amerika’ya yayılan, daha sonra da dünyadaki başka ülkelerde etkisini sürdüren, çocuğun içsel potansiyelinin önemini ve bu potansiyelini özgür ve sevgi dolu çevresel koşullarda aktif yaşantıları sayesinde gelişebileceğini vurgulayan görüş, eğitimde drama tekniğinin temelindeki anlayışlardan biri olarak kabul edilebilir.

Bu görüşü vurgulayan Hohmann ve Weikart gibi çağdaş eğitimciler de çocuğun doğrudan doğruya kendi yaşadığı yaşantılar ile ilgili olarak çalışmasının ve düşünmesinin anlamlı olduğunu, başkalarının yaşadığı yada anlattıklarının değil, kendi yaşantılarının anlamlı bilgi sağlayabileceğini belirtmişlerdir. Anlamlı olan bilgi ise, davranışa yansır ve daha kalıcıdır.

Çocuklarla drama kuramcılarından Peter Slade ise drama uygulamalarının bir başka yönü olan, kendi hareketleri yolu ile yaşantı geçirmenin yanı sıra, konuşarak iletişimde bulunmanın önemini vurgulamıştır. Kendi hareketleri yoluyla algıladıkları konusunda konuşarak iletişimde bulunan çocuk, öğrenme ortamında bir “seyirci” değil, “aktif bir katılımcıdır” ve öğrenme bakımından avantajlı bir konumdadır.

Drama bir bakıma oyundur. Çocuk ve oyunun birbirine ne kadar çok yakışan iki olgu olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Çocuk, çevresiyle iletişim kurmaya başladığı andan itibaren oyun oynar ve bu oyunlar içinde hoşça vakit geçirip eğlenirken bir taraftan da hayatı tanır. Ancak drama da amaç çocuğu oyalamak, ona hoşça vakit geçirtmek, eğlendirmek değildir. Amaç söz konusu oyun sürecinde çocuğun kendini geliştirmesi bakımından yaşantılar yoluyla yeni öğrenimler kazanmasıdır. Bu bakımdan drama, özellikle örgün eğitim vermeyen SHÇEK bünyesindeki çocuk yuvaları ve yetiştirme yurtları gibi kuruluşlarda uygulanabilirliği olan, çağdaş bir eğitim tekniğidir.

 

DRAMANIN YARARLARI

– Drama yönteminde bütün duyu organları etkin bir şekilde kullanıldığı için çocuğun dikkat, algılama, dinleme, konuşma, bedenini de kullanarak anlatma ve yorumlama gibi iletişim becerileri gelişir. Böylece çocuk kendini ve sorunlarını ifade edebilmeyi ve yorumlamayı öğrenir. Drama, çocuğun utangaçlık, çekingenlik vb. olumsuz duygulardan arınmasını sağlar.

– Drama oyun oynayarak yapıldığından soyut ve teorik olay ve kavramların anlaşılıp somutlaştırılmasına yardımcı olur. Böylece olaylar karmaşık bile olsa çocuk kolayca anlar ve yorumlar, çatışmalarla olumlu biçimde baş etmesini öğrenir.

– Çocuğun düş gücünü geliştirir ve zenginleştirir. Bilim ve teknolojideki buluşların, onları bulan kişilerin öncelikle düş güçlerinin bir ürünü olduğunu düşünürsek dramanın çocukların düş gücünü geliştirmesinin ne kadar önemli olduğu kolayca anlaşılacaktır. Ayrıca sanatın ve sanat eserlerinin oluşturulmasında da düş gücü olmazsa olmaz bir koşuldur. Drama, çocukların sanatçı ruh taşıyan bireyler olarak yetişmesinde de önemli rol oynar.

– Çocuklarda estetik duygusunun ve bilincinin gelişmesine katkıda bulunur. Böylece çocuk iyi, güzel, doğru gibi kavramları daha sağlıklı algılar ve yorumlar.

– Çocuğun eleştirel düşünme yeteneğinin gelişmesine katkıda bulunur. Çocuk, olaylara ve hayata eleştirel bir gözle bakmayı, yorumlamayı öğrenir. Böylece çocukta olay, olgu ve kavramları bir mantık süzgecinden geçirme yeteneği oluşur ve kendisine sunulan her şeyi olduğu gibi kabullenmeden araştırıcı olmaya yönelir.

– Drama çok önemli bir öğrenme yoludur. Drama arcılığıyla çocuk, olaylar ve durumları, bunların arasındaki bağlantıları kolayca öğrenebilir. Böylece çocuğun problem çözme yeteneği gelişir ve kendi ayakları üzerinde durabilme becerisi kazanır.

– Drama grupla yapılan bir etkinlik olduğundan çocuğun işbirliği yapma, sosyal ilişkiler, iletişim kurma gibi sosyal yönlerinin gelişmesine katkıda bulunur, çoğun sosyal gelişimini hızlandırır.

– Yapılan etkinlikler sırasında duygular da yansıtıldığından çocuğun duygusal gelişimini olumlu yönde etkiler ve gelişmesine katkıda bulunur. Çocuğun günlük sıkıntılardan kurtulup deşarj olmasını sağlar.

– Çocuk drama etkinlikleri içinde kendini ve çevresini, çevresindeki insanları daha iyi tanır. Böylece çocuğun empati kurma becerisi gelişir ve çevresindeki diğer bireyleri ve olayları anlaması kolaylaşır.

– Yapılan etkinlerde ele alınan konuların içeriği bakımından çocukta ahlaki, milli ve manevi değerlerin gelişmesi sağlanabilir.

– Dramanın öncelikli amacı çocukları eğlendirmek olmasa da, drama etkinliği sırasında çocuk eğlenir ve mutlu olur. Drama çocukları neşelendirir, umut ve iyimserlik duyguları yaratır.

– Drama çocukta iyi bir edebiyat deneyimi oluşturur. Ayrıca çocukta sanat eğilimlerini başlatır ve sanatı özellikle de tiyatroyu sevmesine katkıda bulunur.

– Drama yukarıda sayılan yararların hiçbirini sağlamasa en azından çocukları eğlendirir, hoşça vakit geçirmelerini sağlar

 

(1) Not: Cumartesi grupları dolu olup sadece  Pazar günleri bazı gruplar öğrenci kabul etmektedir.

 

Kaynakça : . Hasan ERDEM * Çocuk ve gençlere yönelik sosyal hizmet kuruluşlarında (yurt/yuva) alternatif bir grup çalışması: drama ve tiyatro

Yazan : Diren C.

33-uluslararasi-istanbul-kitap-fuari33. İstanbul Kitap Fuarı 8 Kasım’da başlıyor. Türkiye ve yurtdışından 850 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla düzenlenencek fuarda, 270 de etkinlik gerçekleştirilecek.

Bu yıl 33’üncüsü düzenlenecek Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı, 8-16 Kasım tarihleri arasında ziyarete açık olacak. TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi-Büyükçekmece’de kapılarını açmaya hazırlanan fuarda 850 yayınevi yer alacak. Türk sinemasının 100. yılı olması sebebiyle fuarın bu yılki temalarından biri de ‘Sinemamızın 100. Yılı’ olacak. Bu kapsamda onur yazarı olarak seçilen Atilla Dorsay’ın sinema eleştirmenliği, oyuncu, yönetmen ve sinema yazarlarının katılımıyla yapılacak söyleşilerle konuşulacak ve bunun yanı sıra yaklaşık 50 etkinlik de bu tema etrafında düzenlenecek.

Onur konuğu Macaristan

Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nın ülke olarak onur konuğu ise Macaristan olarak belirlendi. ‘Macaristan: Bir Bahçeden Bir Bahçe’ye’ başlığı altında Macar edebiyatı ve Macar kültürünün tanıtılacağı etkinliklerde, Macar edebiyatının en tanınmış yazarlarından Péter Esterházy, László Darvas, Dóra Csányi, Katalin Szegedi, Péter Zilahy, Tóth Krisztina, Spiró György, Mihály Hoppál, Timur Davletov, Fodor Pál, Dávid Géza ve Zsofia Mautner de konuk olarak katılacak. Ayrıca fuar katılımcıları bu yıl Macar müzikleri eşliğinde, Macar yemeklerinden tatma imkanı da bulabilecek.

Marquez anılıyor

Bu yıl içinde ölen Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez, Kolombiya Büyükelçiliği’nin düzenleyeceği bir programla anılacak. ‘Hayatı, Eserleri ve Türk Halkının Marquez’e Bakışı’ başlığı altında düzenlenecek olan etkinlikte, Jaime Abello ve Seçkin Selvi konuşmacı olacak.

33. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı, hafta içi 10:00-19:00, hafta sonu ise 10:00-20:00 arasında açık kalacak. Kitap fuarı ile eşzamanlı olarak 24. Uluslararası İstanbul Sanat Fuarı-ARTIST 2014 de gezilebilecek.

Kaynak: Al Jazeera

Contemporary Istanbul, 9. senesinde 22 ülkeden, 520 sanatçı, 104 çağdaş sanat galerisi ile beraber 75.000’den fazla ziyaretçiyi Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı ile İstanbul Kongre Merkezi’nde 13-16 Kasım tarihlerinde buluşturmaya hazırlanıyor.

Yılın en önemli etkinliklerinden Contemporary Istanbul’a sayılı günler kaldı!

Contemporary-Istanbul

Kaçırılmayacak bir buluşma noktası olduğu kadar en genç ve canlı sanat ortamına sahip, çağdaş sanatın geleceğini elinde tutan Istanbul’u keşfetme fırsatı sunuyor. Plugin Yeni Medya bölümü ile de çağdaş sanat dünyasındaki yepyeni ve yenilikçi gelişmeleri takip etme fırsatı yakalanıyor.

Bu seneki katılımcı galeriler arasında Galerie Lelong (Paris), Marlborough Galleries (New York), Rampa (İstanbul), Emmanuel Fremin (New York), Galerie Javier Lopez (Madrid), Kashya Hildebrand Gallery (Londra), Galerie Kornfeld (Berlin), Galeri Nev (İstanbul), Heis Gallery (Fukuoka-Japonya), Galerie Pilar Serra Barbara Paci (Roma), Dirimart (İstanbul), Andipa Gallery (New York) ve yakında Istanbul’a da açacağı mekan ile Galleria Russo (Roma) yer alıyor.

Contemporary Istanbul, sanat edisyonlarının, çoklu sanatların farklı formatlarının, kavramsal boyutlarının sunulduğu, tartışıldığı ve paylaşıldığı yeni girişim ve inisiyatifi CI Editions’ı sunuyor. Sınırlı sayıda üretilen özel edisyonların yaygın dağıtımını sağlayacak CI Editions, sanatın daha geniş izleyici grubunun yanı sıra yeni sanatseverler ile buluşmasında alternatif bir kanal yaratıyor. Orhan Cem Çetin, Mustafa Horasan, Ansen, Ahmet Polat, Ali Emir Tapan, Merve Morkoç, Fırat Engin, Alpin Arda Bağcık, Sinan Demirtaş, Seçkin Pirim, Ahmet Duru, Gözde Türkkan, Erdoğan Zümrütoğlu, Ardan Özmenoğlu, Buğra Erol, Gülay Semercioğlu, Burçak Bingöl, Mehmet Ali Uysal CI Editions’a özel edisyon üretecek sanatçılar arasında.

Plugin Istanbul Yeni Medya Bölümü 2. senesinde sanatsal anlamda daha geniş bir alanı kapsamayı hedefliyor. Sadece video sanatı değil, ses ve ışık enstalasyonları, etkileşimli ve jeneratif sanat işleri, iç mekan mapping projeleri, robotik tasarımlar, hepsi ve daha fazlası Plugin Istanbul’da yer buluyor. Galerie AKINCI, DAM GALLERY, URAStudio, Yellow Peril Gallery, Sedition, Kasa Galeri, Zimoun Studios, Simon Heijdens ve Brigitte Kowanz Plugin’in bu seneki katılımcıları.

Çin çağdaş sanatına farklı bir bakış ile 2010’dan beri Çin video sanatı koleksiyonerliği yapan Dr. Michael I. Jacobs’ın gözünden Çin video sanatını görüleceği “Now You See” sergisi 18 genç sanatçıya ait seçkiye yer veriyor. Dünya çapında tanınmış Liu Bolin and LIo Dao gibi sanatçılar fuara konuk oluyor. CI Dialogues konferans programında “Gelecek Bugündür – Çin’de Çağdaş Sanat” ve “Çin’de Sanat Arenası, Piyasası ve Kuruluşları” oturumları ile Çin sanatı mercek altına alınıyor.

CI Dialogues konferans programı 2014 yılında da güncel sanatın uluslararası fikir liderlerini tartışma ve konuşmalar ile bir araya getiriyor. Konferans programının bu seneki teması “The Other Art. Alternatives. Choices. Options”.. Fuar alanında gerçekleşecek konferansta “Koleksiyonerliğin Geleceği”, “Çağdaş Sanatın Bugünü ve Yarını”, “Ses Sanatı” ve “Yarının Fuarı” gibi konular tartışılıyor. Sotheby’s International Yönetim Kurulu Başkanı Robin Woodhead, Christie Hong Kong Çağdaş Sanat Müzayede Müdürü Lauré Raibut, Artnet Kıdemli Başkan Yardımcısı Roxanna Zarnegar, Loop Sanat Fuar Direktörü Emilio Alvatre, CI Dialogues katılımcı konuşmacıları arasında yer alıyor.

CI 90 Minute Shows, her 90 dakikada bir, bir sanatçının solo şovunun kurulup, sunulup, tartışılıp, kaydedilip, başka bir sanatçının kurulumu için tekrar boş bir alan bırakılarak oluşturulan bir mekan-sergisi. 90 Minute Shows, değişimleri takip eden, sanatın çoğulculuğunu ve çeşitliliğini destekleyen dinamik ve yönlü bir platform oluşturuyor. Contemporary Istanbul Program Direktörü Marcus Graf’ın küratörlüğünü üstlendiği serginin sanatçıları Ali Emir Tapan, Mehmet Ali Uysal, Charlotte Stein, Lukas Ulmi, Fani Zguro, Ansen, Gentian Shkurti, Island 6, Orhan Cem Çetin, Gallery on the Move (Anri Sala, Dora Garcia, Kajsa Dahlberg, Pipilotti Rist), Beyli Peter, Voldemars Johansons, Özlem Günyol & Mustafa Kunt, İsmail Necmi, Ozan Kerem Bayraktar, Buğra Erol, İrfan Önürmen, Fırat Engin, Mariam Natroshvili & Detu Jintcharadze, Anthony Laurut ve Fred Farrow olarak yer alıyor.

Ulu önder Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşlarının bizlere armağanı olan cumhuriyetin 91. Kuruluş yıl dönümünün kutlama coşkusuna Nar Sanat ile katılabilirsiniz.

29-ekim-cumhuriyet-bayrami1

Cumhuriyet bayramı etkinlikleri şu şekilde olacaktır. Etkinlikler halka açık ve ücretsizdir.

1-Etkinlik

Ataköy A PLUS Alışveriş merkezinde halka açık Öğretmen ve Öğrencilerimizin katılacağı bir dinleti yapılacaktır.

Tarih                     : 29 Ekim 2014

Etkinlik yeri       : Ataköy A Plus AVM

Saat                       : 17:00 – 19:00

Etkinliğe Katılacak Öğretmenlerimiz ve öğrencilerimiz şu şekildedir.

Öğretmenlerimiz:

Reşat TOKATLI     –   Keman

Cem CÜCENOĞLU – Piyano

Can BAŞARIR – Gitar

Şeyma YÜREKİR – Keman

Kamuran TERZİOĞLU – Akordeon

Piyano Öğrencilerimiz:

Ceren KAYA

Tan ONUR

Egemen ÖZGÜVEN

Alara YÜCEL

 

2.ETKİNLİK

Tarih                     : 31 Ekim 2014

Saat                       : 19:00 – 21:00

Etkinlik yeri       : Bakırköy İşadamları Derneği Salonu

 

Öğretmenler ve Öğrencilerimizin adı şu şekildedir.

 

Ersin SARACiK öğrencileri:

Eda KÖLÜKFAKI                Piyano
Bilge KANDUR                     Piyano
Egemen ÖZGÜVEN            Piyano
Aleyna GÜLOĞLU              Piyano

Can BAŞARIR öğrencisi:

Alara YÜCEL                       Piyano

Murat HASGÜN Öğrencisi:

Caner BAHADIR                 Bağlama

Şeyma YÜREKİR Öğrencileri:

Melisa KAYA                        Keman

Ege YILMAZ                         Keman

Egemen HIZLIBAŞ             Piyano

Canse ELİZ GÖYSAL         Piyano

Bengisu ÖZCAN                   Keman

Jbid GÖKTAŞ                        Piyano

Coşkun NEHİR Öğrencileri:

Simge KARAGÖZOĞLU      Şan

Cem CÜCENOĞLU öğrencileri:

 Tan ONUR                              Piyano

Ceren KAYA                           Pyano

 

Güneş Batarken Bile Büyük oyunuyla ile ilgili başlayan sansür tartışmaları nedeniyle görevinden istifa eden Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt’un ardından İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürlüğünü yürüten Şakir Gürzumar da görevinden istifa etti.

sakir-gurzumar

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın “Güneş Batarken Bile Büyük” oyununda geçen sözleri sansürlemek istemesinin ardından Mustafa Kurt’un Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’nden istifa etmesi sonrasında söz konusu göreve Nejat Birecik’in atanmasıyla kurum içinde başlayan huzursuzluk DT’den gelen istifalarla giderek artıyor.

Bir istifa haberi de bugün geldi. 2009’dan bu yana İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürlüğünü yürüten Şakir Gürzumar bu sabah Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğüne istifasını sundu. Son istifayla birlikte istifa sayısı 7’ye yükselmiş oldu.

Şakir Gürzumar, konservatuardan mezun olduğu 1979 yılından beri Devlet Tiyatrosu’nda çeşitli görevlerde çalışmış, DT bünyesinde Sanat Yönetmenliği ve müdürlükler yapmıştı. 8 Temmuz 2009’dan bu yana İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü ve Sanat Yönetmenliği görevini sürdüyordu.

Yönettiği oyunlarla iki defa Kültür Bakanlığının verdiği ‘En İyi Reji’ ödülünü alan sanatçı ayrıca 1997 Avni Dilligil ‘En İyi Yapım Ödülü’nü ve 2005 Afife Tiyatro ‘Yılın En Başarılı Yönetmeni’ ödülünü kazanmıştı.

‘Oyun sahnelemeyeceğim’

Mustafa Kurt’un istifasından sonra DT Genel Müdür vekili olarak dizi oyuncusu Nejat Birecik atandı. Devlete bağlı sanat kurumlarının özelleştirilmesini öngören TÜSAK’a yakınlığı ile bilinen Birecik’in atanması tepki çekmiş, Ankara DT Müdürü Şekip Taşpınar ve Müdür Yardımcısı Serdar Kayaokay ile Başrejisör Ali Hürol da istifa ettiklerini açıklamışlardı. Yönetmen Yücel Erten’de kişisel sosyal medya hesaplarından yayınladığı bir açıklama ile, Biricik’in atanmasına tepki gösterek, bu dönemde DT’nda oyun sahnelemeyeceğini açıkladı.

Kaynak :[-]

Ünlü Ressam Reha YALNIZCIK ve Genç ressam Perincan YALNIZCIK resim sergisi 1 Kasım 2014 tarihinde (Adres için lütfen tıklayını) Bakraç Sanat Galerisinde

reha_perincan_yalnızcık

Sergisi açılacak olan değerli ressam

Reha YALNIZCIK kimdir?

reha yalızcık

1950 yılında İstanbul’da doğan Reha Yalnızcık, 1975’de Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek
Okulu Grafik Sanatlar Bölümü’nden (Günümüzde Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar
Fakültesi) mezun oldu. Grafik Sanatların farklı alanlarında ki çalışmalarıyla sahip olduğu çeşitli
ödüllerin dışında 1992’ de Çocuk Vakfı tarafından ‘’Son Kırk Yılın Çocuk Resimlerine Katkı
Ödülü’’, 2001’de İnepo’nun ilk kez dağıttığı Çevre Sanat Ödülleri’nden Resim Dalı Ödülüne
layık görüldü. Eserleri ile Unıcef ürünlerinde (kartpostal, kupa, telefon rehberi vb.) yer aldı.
Yurtiçi ve yurtdışında birçok yayında yer alan sanatçı, günümüze kadar 80 civarında  kişisel sergi açtı,
yüzlerce karma sergiye katıldı. Sanatçı doğa insan ilişkisinde yakaladığı bozulmamış, keyifli,
dingin zamanların kendi felsefesiyle örtüşen her zaman ki titizliğini “Yalnızcıkland” başlığı
altında topladığı bu son dönem resimlerine de yansıtıyor.

Perican YALNIZCIK kimdir?

perincan yalnızcık

1987 yılında İstanbul’da doğdu.  Kalamış Koleji’nin 50. Yıl etkinlikleri kapsamında gerçekleştirdiği resim yarışmasında 3.lük ödülü aldı. Aynı yıl, 50 Yıldır “Unutulmayan Müzikaller” oyununda yer aldı. 2001 yılında İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda misafir öğrenci olarak eğitim aldığı sırada, Kasdav tarafından verilen “Gelecek Vaadeden Solist Ödülü”ne layık görüldü. 2008’de Marmara Üniversitesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümünü, fakülte ikincisi olarak bitirdi. Öğrenciliği sırasında, fakülte etkinliklerinin sunuculuğunu üstlendi. 2008’in Ağustos ayında Bodrum Divan Palmira Hotel’de babası Reha Yalnızcık‘la birlikte, ilk ortak sergisini açtı. Günümüze kadar çeşitli galerilerde 10 ortak sergi daha gerçekleştirdi. Ayrıca Eranus Sanat Galerisi ile Berlin Türk Evi’nde karma sergiye katıldı. 2010 yılının Aralık ayında Doku Sanat Galerisi’nde ilk kişisel sergisini, 2012 yılının Temmuz ayında ise; Leonardo Sanat Galerisi’nde ikinci kişisel sergisini gerçekleştirdi. Resim çalışmalarını da sürdürdüğü 2011-2012 tarihleri arasında; aynı zamanda, Vakko Tekstil  ‘’Eşarp Ürün Müdürü’’ olarak görev aldı.  

2013 yılında, katıldığı her iki (Küçükçekmece ve Ümraniye Belediyelerinin düzenlediği) resim yarışmasında da eserlerini sergileme imkanı buldu. Mayıs 2014’de hem Galeri Artist Çukurcuma’da, 3. Kişisel sergisini gerçekleştirdi, hem de Eskişehir Tepebaşı Belediyesi tarafından gerçekleştirilen 5. Ulusal Sanat Çalıştay’ına katıldı. Ayrıca, 15-18 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşen Turkish Airlines Challenge Tour Belekte, eserleri, dünyada ilk kez “golf sahalarında açık hava resim sergisi” projesi kapsamında yeraldı. 

Sanatçının son dönem resimlerinden oluşan portfolio’su için lütfen TIKLAYINIZ

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ile İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği (İFSAK), “Cumhuriyet Coşkusu” konulu fotoğraf yarışması düzenliyor.

Yarışmacılar, İBB tarafından 29 Ekim 2014 tarihinde 19.00 – 20.00 saatleri arasında Kızkulesi ve Boğaz Köprüsü arasında gerçekleştirilecek ışık ve havaî fişek gösterilerini ve/veya bu gösterileri izleyen İstanbul halkının coşkusunu fotoğraflayarak, bu fotoğraflarla yarışmaya katılacaklar.

Yarışma sonucunda birinciye 3.000, ikinciye  2.000, üçüncüye  1.500 TL, 3 adet mansiyon ödülünü almaya lâyık görülenlere 1.000’er TL, İBB Özel Ödülü’ne lâyık görülen eserin sahibine 1.000 TL ödül verilecek.

Ayrıca, Sergileme ve satın almaya değer bulunan en fazla 50 fotoğrafın sahibine de 300’er TL ödenecek.

Yarışma için son başvuru tarihi 14.11.2014 Cuma saat 17.00

Yarışma hakkında ayrıntılı bilgi edinmek için tıklayınız.

Piyanist İdil Biret, Cumhuriyet’in kuruluşunun 91. yıl dönümü dolayısıyla Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) nezdindeki Türkiye Daimi Temsilciliği’nin düzenlediği programda resital verdi.
İdil Biret, başta Chopin ve Liszt olmak üzere birçok bestecinin piyano repertuvarını tamamlamış durumda. 

İdil Biret, başta Chopin ve Liszt olmak üzere birçok bestecinin piyano repertuvarını tamamlamış durumda.

UNESCO’nun Paris’teki merkez binasında gerçekleşen resitale, UNESCO Genel Direktörü Irina Bokova, Paris Büyükelçisi Hakkı Akil, UNESCO Daimi Temsilcisi Büyükelçi Hüseyin Avni Botsalı, OECD Daimi Temsilcisi Büyükelçi Mithat Rende ve birçok davetli katıldı.

Piyanist İdil Biret, resitalinde Beethoven ve Chopin’ın yanı sıra Adnan Saygun’un eserlerine de yer verdi. Davetlilerden büyük alkış alan Biret, yoğun istek üzerine Chopin’ın bir başka bestesini yorumladı.

Kaynak : Al Jazeera Türk

Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Selman Ada, sanatçıların TÜSAK ile ilgili kaygısını anlıyor ve ‘Dünyanın hiçbir ülkesinin hiçbir yöneticisi sanatı yok etmeye çalışmaz, en azından bu ülkede böyle bir şey yok’ diyor.

Kaynak :Al Jazeere

Selman_Ada

Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Selman Ada, 20 yaşındayken dünyanın en genç opera orkestrası şefi olarak literatüre geçti. [Fotoğraf: Mehmet Zeki Öztürk – Al Jazeera]

Röportaj: Bedia Ceylan Güzelce

Röportaj           Bedia Ceylan Güzelce

Geçtiğimiz yaz, devletin sanat kurumlarının içerisinde köklü değişikliklerin başladığı bir yıl oldu. Önce sanat kurumlarının kapatılmasını öngören TÜSAK (Türkiye Sanat Kurumu) yasa tasarısı gündeme geldi ardından da üst kademede bir görev değişikliği gerçekleştirildi. İzmir, İstanbul, Mersin, Ankara, Antalya ve Samsun’da bulunan devlete bağlı altı opera ve bale kurumunun sorumluluğu el değiştirdi. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’ne Rengim Gökmen’in görevden alınmasıyla getirilen besteci ve piyanist Selman Ada, yeni sezon repertuvarının hangi duyarlılıklara göre şekilleneceğinden, TÜSAK yasa tasarısının yarattığı endişeye ilk kez soruları yanıtladı. Görevde kalacağı süre içerisinde kalıcı bir otağ sahnesi kurmayı hayal eden Ada, 2015 yaklaşırken Türkiye-Ermenistan dostluğuna vurgu yapan eserlerin sahnelenip sahnelenmeyeceğine, gelecek yıllarda 17 farklı Türkçe’de eserler üretilip üretilmeyeceğine dair Al Jazeera’nin sorularını yanıtladı.

Devlet Opera ve Balesi yeni ve tartışmalı bir döneme başladı, sizinle birlikte ne değişti ya da ne değişecek kurumda?

Selman_Ada_02

[Fotoğraf: Mehmet Zeki Öztürk – Al Jazeera

Bu yıl için hiçbir değişiklik olmayacak. Çünkü devlet opera ve baleleri dünyada eşi benzeri olmayan büyüklükte kurumlar bu açıdan ben veya bir başkasının bu kurumlara gelmesi ile öyle büyük değişiklikler olmaz. Ancak benim ve ekibimin izlerini 2015-2016 sezonunda biraz daha fazla göreceksiniz. 2014-2015 yüzde 90 ölçüsünde eski yönetimin yine çok saygıdeğer çalışmalarından oluşuyor. Çok ufak çapta bazı değişiklikler yapıyoruz. Ama onlar teknik sebeplerle yapılan değişiklikler.Devlet Opera ve Balesi’nin repertuvarı Temmuz ayında son halini alır. Siz de bu tarihte göreve geldiniz. Bu yılın repertuvarında herhangi bir tasarrufunuz oldu mu?

Müdahale gibi değil ancak bu yıl repertuvara benim soktuğum Vincenzo Bellini’nin ‘I Puritani’ operası bulunuyor. Bellini’nin daha önce hiç oynanmamış, önemli bir eserdir. Ocak bütçesi itibariyle, ortaya çıkan olanaklar dahilinde Samsun’da Maskeli Balo’yu yapabiliyoruz.

17 farklı Türkçe’de eserler sahnelenecek’

Selman Ada'nın bestelemiş olduğu Ali Baba ve Kırk Haramiler operası Ankara'da sahnelenmişti. [Devlet Opera ve Balesi arşivi]

Selman Ada’nın bestelemiş olduğu Ali Baba ve Kırk Haramiler operası Ankara’da sahnelenmişti.
[Devlet Opera ve Balesi arşivi]

Devlet Opera ve Balesi’nin yeni genel müdürü olarak, bugüne dek ihmal edilmiş ya da eksikliğini gördüğünüz ve yenilenmesi gerktiğini düşündüğünüz herhangi bir uygulama var mı?Eksikler demek doğru olmaz ancak bazı içeriksel eklemelerimiz olabilir. Genel olarak bizim rengimiz Türkçe eserlerin seslendirilmesi, sahnelenmesiyle ortaya çıkacak aslında. Türkçe eserler deyince 17 farklı Türkçe’yi düşünmeliyiz burada. Bu farklı Türkçeler arasında anlaşmak kolay olmayabilir ancak bunları anlaşılır şekilde rötuşlayarak Kırgız, Türkmen, Özbek, Azeri eserlerinin repertuvarlarda daha fazla yer bulacağını göreceksiniz. Ancak buna mukabil bizim de Türk bestecilerimizin eserlerinin o ülkelerde ilk defa belki de sahneleneceğini göreceğiz. Çünkü onlar tarafından bizim eserlerimiz hiç oynanmamış. Yani mütekabiliyet esasına dayalı olarak karşılıklı, dil ve kültür birliği üzerinden bir ortak proje yapmayı düşünüyorum.

2015 Türkiye’deki ve dünyanın dört bir yanındaki Ermeniler için önemli bir yıl. Bu bağlamda ‘dostluk’ ve ‘kültürlerin birliği’ başlığı altında başka projeleriniz olacak mı?

Selman Ada, AKM'nin yarattığı boşluğun büyük bir sanat külliyesi ile kapanacağını belirtiyor. [Fotoğraf: Mehmet Zeki Öztürk - Al Jazeera]

Selman Ada, AKM’nin yarattığı boşluğun büyük bir sanat külliyesi ile kapanacağını belirtiyor.
[Fotoğraf: Mehmet Zeki Öztürk – Al Jazeera]

Bakanlığımızın yürüttüğü bazı projeler var. Türk-Ermeni dostluğunu vurgulayan ve bu anlamda birtakım özellikleri olan projelerin çalışmasını da Sefer Yılmaz ile birlikte yürütüyoruz. Tabii ki şimdilik detay vermek için çok erken bu konular daha somut bir hal aldığında açıklayacağız. Ama bir Türkiye Ermenisi’nin yazdığı eserin, operanın Ermenice olarak ya da Türkçe olarak hem Türkiye’de hem de Ermenistan’da seslendirilmesini çok istiyoruz.‘Popülist olmayan popüler eserler sahneleyeceğiz’

İzlemesi ve takip etmesi zor bir sanat olarak bilinir opera ve bale. Operayı geniş kitlelerle nasıl buluşturacaksınız?

Ağır operalar diye bir kavram var. Bunlar izlenmesi ve anlaşılması en zor eserlerdir. Onlar bizim prestijimiz için mutlaka olacak ancak buna mukabil halkımıza daha sıcak gelebilecek, geniş kitlelere hitap edebilecek, sanat değerinden ödün vermeyen, popülist olmayan ancak popüler olan eserler sahneye koyacağız. Halkımız çok değerli ve operayla, baleyle bir sevgi bağı kurulsun istiyoruz. Repertuvarlarımızı yaparken kendi kültürümüzü mutlaka ön plana çıkarmayı düşünüyoruz. Bu ancak ve ancak turnelerle mümkün olabilir. Turneleri de daha evvelki anlayıştan farklı olarak, her ilimizle birlikte komşu illerini de temel almak kaydıyla sürdüreceğiz. Bu bize lojistik açıdan büyük bir tasarruf imkanı sağlıyor. Daha fazla temsil yapma olanağı getiriyor beraberinde. Aynı parayla on temsil yapacağınıza otuz temsil yapabilirsiniz bu suretle. Her il, çevresindeki illere de hizmet götürdüğü zaman Devlet Opera ve Balesi’nin ulaşacağı il sayısı 30’a çıkacak.

‘Otağ sahnesi kuracağız’

Devlet Opera ve Balesi kurulurken üç ilde daha müdürlükler açılması planlanıyordu, bununla ilgili bir çalışma var mı?

Fotoğraf: Mehmet Zeki Öztürk - Al Jazeera Selman Ada ile Ankara'daki Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü binasında bir araya geldik.

Fotoğraf: Mehmet Zeki Öztürk – Al Jazeera
Selman Ada ile Ankara’daki Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü binasında bir araya geldik.

İdealimiz daha evvelden öngörülen Van, Sivas ve Gaziantep operalarının açılmasıdır ancak bu henüz bir ideal halindedir. Eğer bunlar da imkan dahilinde açılabilirse biz 30 yerine 75 ile ulaşabilmiş olacağız. Geri kalanlara da turne yapmak suretiyle 81 ili her yıl opera ve bale ile halkımızı buluşturabileceğiz. Ayrıca benim tamamen kendi ürettiğim bir proje var ki bu da ekibim tarafından beğenildi, henüz görüşmelerini sürdürmekteyiz. Büyük bir otağ kurmayı düşünüyoruz. Tek bir tıra yüklenip, taşınabilen, içerisinde sahnesinin yanı sıra kaloriferi, havalandırması, tuvaleti, banyosu, fuayesi de olan büyük çadırlar bunlar. Türkiye’de gidilmesi çok zor olan yerler var. Bu tip yerlere bu tırı yani otağı göndererek yine halkımızı sanatla, operayla buluşturmayı planlıyorum. Ondan sonra halkımızın operayı sevip sevmediğini tartışalım. Ya da halkla operanın ilişkisini bu süreçten sonra sorgulayalım. Biz bu ilişkiyi sorgularken, üç beş yere gidip soru sorup, varsayımlar üzerinden fikir yürütme hakkına sahip değiliz.

‘Pek az sanatçı sanattan anlar’

Sizin sanat anlayışınıza göre, bir opera kurumunun repertuvarı neye göre hazırlanmalıdır, halkın duyarlılıkları önce mi gelir?

Sanat insanların beynine ve kalbine hitap eden bir hizmet alanıdır. Düşündürücüdür, incelticidir. Bizim halkımızın da çok sıcak olduğunu, en umulmadık yerde inanılmaz alkışları cömertçe sanatçılarına sunduğunu da söyleyebilirim. Yeter ki ortada ‘iyi’ bir iş olsun, insanlar bunu müthiş bir şekilde hissedebiliyor. Sanat hiçbir zaman en anlayanına göre yapılmaz, sanat her zaman hislenene göre yapılır. Ben bundan anlamıyorum demek doğru değil. O zaman da ben ‘Hangi sanatçı sanattan anlıyor?’ sorusunu sorarım. Dünyada pek az sanatçı sanattan anlar. Halk dediğiniz geniş kitleler sanattan anlamak zorunda değildir, siz onların hislerine hitap etmeye özen göstermek zorundasınız. Bunun da tek yolu, yaptığımız işin kalitesini düşürmemektir.

Sizin kendi besteleriniz ve eserleriniz de var, bunları sahneleyecek misiniz?

Görevim süresince pek sahnelemeyi düşünmüyorum, yanlış anlaşılmalara mahal vermemek için. Belki bir yılbaşı konseri verebilirim ancak ona da henüz karar vermiş değilim.

TÜSAK tartışmaları

Devlete bağlı sanat kurumlarının kapatılmasını, sayısının azalmasını öngören TÜSAK adlı bir yasa tasarısı sık sık gündeme geliyor, devletin sanat kurumlarında küçülmeye gitmesi söz konusu mu?

Ben bu konuda pek konuşmayı tercih etmiyorum ancak birkaç öznel cümle söyleyebilirim. Dünyanın hiçbir ülkesinin hiçbir yöneticisi, sanatı yok etmeye çalışmaz, en azından bu ülkede böyle bir şey yok. Ben yakinen takipteyim. Algı yönetimi ya da algı sıkıntıları yaşanıyor olabilir. Bazı çevreler her şeyin yok olacağı üzerinden düşünüyor. Bir şeylerin yerine daha iyisi konabiliyorsa o zaman etraflıca düşünebiliriz. Her şeyin daha iyisini hak eden bu ülkede hangi dönem, hangi yönetim olursa olsun bu tip değişikliklere zaten gidecektir. Muhakkak en iyisini yapmak fikriyle bu işlere girişilir. Bizler de sanat kurumları için nasıl daha iyiyi, en iyiyi bulmak. Bu noktada herkes müsterih olsun. Beklemek, güven duymak gerekir. Beyhude sıkıntılara girmemeli kimse.

Sanatın sadece muhafazakâr, sadece liberal, sadece anarşist ya da sadece herhangi başka bir duyarlılığa hitap etmesi söz konusu mudur?

Sanat söz konusu olduğunda bu tip zeminleri tartışmaya gerek yoktur. Bunlar zamanla oluşur. Bakın, sanat bir toplumun aynasıdır, eğer Türkiye’de halkımızın büyük bir kısmı muhafazakârsa onun anlayışına uygun sanat da zaten ortaya çıkar, gelişir ve genişler. Başka şekilde de gelişir tabii ki, mesela avangardistler de vardır, bu da yasak değildir. Naif sanat da vardır. İsteyen istediği şekilde sanat eserini üretebilir. Bununla ilgili kimsenin bir dahli yoktur.

‘AKM kapanınca halk mutsuz oldu’

Atatürk Kültür Merkezi (AKM) yapıldığında İstanbul nüfusu 2,5 milyon civarındaydı, şu anda 20 milyona yaklaşıyor. AKM tek başına yetecek midir?

AKM büyük bir kitleye hitap ediyordu ve her akşam doluyordu. O birdenbire gidince, İstanbul Operası çok dar alanlara sıkıştı. Bu da hem sanatçılarda hem de halkta bir mutsuzluk oluşmasına sebep oldu. Yani halk bir alışkanlığı terk etmek zorunda kaldı. İstanbul’da muhakkak bir külliye mantığında, atölyeleri, sahneleri ve tüm etkinlik alanlarıyla bir opera-bale binası inşa edilmeli. Bu bir ihtiyaçtır. İzleyicinin opera ve bale ile bağını yeniden kurabilmek için bir bina yetmeyecek elbette. AKM’de iki salon vardır bir de cep tiyatrosu vardı. Biz tüm mekanları kullanıyorduk ve o dönemde yeterli oluyordu. Operanın ihtiyacını AKM karşılayabilir ama bale temsillerini belki başka bir yerde yapmak, hatta bunu Anadolu yakasına taşıyarak izleyiciyi de hareket ettirmek daha işlevsel olabilir. Maksat opera ve baleyi ayırmak değil tabii ki. Her iki kıtayı da değerlendirmek çok zenginleştirici olabilir.

 

Bildiğiniz gibi Nar Sanat Tiyatro kurslarında sezon açıldı. Biz de birçok kez  gençlerimiz veya velilerimizden duyduğumuz soruyu Tiyatro Hocamız ve oyuncu sayın Esin KARAKAYA’ya sorduk ” ”Neden Tiyatro eğitimi?”  veya  “Çocuğumuz / gencimiz Tiyatro oyuncusu mu olacak? Ne gerek var ki şimdi ?” 

Nar Sanat Bakırköy

Bakalım tiyatro hocamız ne demiş. İyi okumalar!

İnsanın daha anne karnında oynamaya başladığınızı biliyor muydunuz?

Bilim adamları özellikle ikiz bebeklerde yansılanım(ultrason)  izlemelerinde bunu net bir şekilde görebileceğimiz belirtiliyor.

Oyun daha anne karnındayken bize bahşedilmiş bir armağandır. Doğumdan ölüme kadar da bu armağanı yaşamımızda zevkle kullanırız.  Bir çocuğu uzaktan izleyin. Tek başına bile elindeki bir objeyle ( hayalinde onu ne olarak canlandırıyorsa) saatlerce oynar değişik kahramanları canlandırır sesini değiştirerek karakterleri cezalandırır bazen bir hayvan olur bazen bir kral bazen bir asker bazen de kötüyü oynamayı dener. Sahnede oynanan “tek başına gösterinin” doğal halidir.

 

Yaşamı eğlenceli kılan ve zaman zamanda katlanmamızı kolaylaştıran bir eylemdir. İşte tiyatroda kaynağını bu oyunlarda bulur. İnsanı insana,insanla ve insanca anlatma sanatı diyoruz ya tiyatroya.

Tiyatro; eğitme görevinin yanı sıra öğrenme sanatıdır.

Nasıl Öğreniriz?

Öğrenmenin temeli  bakmak görmek anlamak ve biriktirmektir.  Tüm bunlara kafamızda dağınık bir şekilde avare avera dolanırken içlerimizde işimize yarayacak olanı çekip çıkartmak için zaman ve çaba harcarız işte tiyatro beyinde biriktirdiklerimizi en etkin bir biçimde ve hızlı biçimde kullanma becerimizi oluşturur ve geliştirir.

Tiyatroyu yaşamına sokmuş olan kişi, kendini ve etrafındaki bireyleri tanıma ve çözme eylemlerine daha kolay adapte olan ve becerebilme yeteneğine erişebilen kişidir.

Ebetteki Tiyatro evet bir meslektir ama bu mesleği seçmeyecek kişilerin de hayatta gerçekten çok işine yarayacağı ve kullanacağı ve faydalanacağı bir sanatsal eylemdir. Nedir mi bunlar?

Gençler ve yetişkinler için:

α) Dαуαnışmαуı öğretir ;
b) Düşünceуi eуleme ѕokmα уeteneğini geliştirir;
c) Düşünerek , уorumlαуαrαk okumαуı öğretir;
d) Topluluk içinde konuşmαуı öğretir;
e) Doğru νe güzel konuşmαуı ѕαğlαr;
f) Eѕtetik αlgılαmα уeteneğini geliştirir;
g) Çeşitli ѕαnαt dαllαrıуlα ilgiуi ѕαğlαr;
h) Sorumluluk duуguѕunu ѕαğlαr;
i) Toplumun , kişiliği ezmeѕini önler;
j) Çocuğun elini,kolunu kullαnmαѕını denetim αltınα αlır.

 

Tiyatronun Çocuklara Yararları İse;

1) Öğrenmede zorlanan çocuklαr için fαуdαlıdır.
2) Çocuğun αlgılαmα уeteneğinin geliştirilmeѕinde, ayrıca dikkatini toplamasında yardımcı olur.
3) Tiуαtro, hiperαktif çocuklαrın dengelenmelerine yardımcı olur.
4) Tiуαtro, çeνreѕiуle iletişim zorluğu çeken çocuklαrın gelişmesine ve başkalarıyla anlaşmasına yardımcı olur.
5) Tiуαtro, çocuğun çeνreѕine αdαpte olαbilmeѕine уαrdımcı olur.
6) Tiуαtro, çocuğun gerginlikten kurtulmαѕını ѕαğlαr.
7) Tiуαtroyla birlikte çocuk korumα duуguѕunu уαşαr.
8)Tiуαtro, çocuğα aidiyet duygusunu νe önemѕendiğini hiѕѕettirir.
9)Tiуαtro, korku içinde olαn çocukların kişiliğini oturtmasında oldukça faydalıdır.
10)Tiуαtro, çocuğun  αlgılama kabiliyetini geliştirir.
11)Tiуαtro çocuklαrdα, eğitimli, güçlü ve düzenli bir kişilik geliştirmesine fayda sağlar.

 

Dikkat ettiniz mi? Çocuklar ve gençler özellikle gelişim çağlarında kendilerinden asla memnun olmazlar hep bir başkasına benzeme, popüler insanların yerinde olma istekleri ağır basar. Bu istekler kontrol altına alınmadığı taktirde “ben” olmaktan çıkıp bir başkası gibi hareket etmeye başlarlar.

Bu aslında bir kaçıştır. İşte bu kaçışı sahnede bir başkasını canlandırırken yaşayan, oyuncu sonunda kendine kavuşmaktan müthiş haz duyacak ve kendi ile bir anlamda barışacaktır. Sahne sanatları ile uğraşmak bireye estetikte bir görüş açısı kazandıracaktır. Kendini geliştirmek ve topluma katkı sağlamak ihtiyacını hisseden her birey tiyatro ile tanışmalı diyoruz.

Zaten ciddiyet ile oynadığımız hayat oyununu daha kaliteli oynayabilmek adına sizi de aramızda görmek istiyoruz.

 Esin KARAKAYA  Oyuncu

ve

 Nar Sanat Tiyatro Eğitmeni

 Buyurun ziyaretimize gelin tanışalım. Kendi hayat okulunuzda daha iyi oyuncu olmanın anlamını bizimle keşfedin. Sanat dolu bir ortamda tiyatroya yıllarını vermiş tecrübeli eğitmenimiz eşliğinde sahnenin tozunu yutun ve hayata daha iyi hazırlanın. Nar Sanat sizi çağırıyor!

Not: Eğitmenimiz Sayın Esin KARAKAYA ‘nın sanat hayatını mı öğrenmek istediniz BUYURUN.

Müziğiyle farklı kitleleri bir araya getiren Mercan Dede, interaktif  bir müzik dinletisi ve gösterisiyle İstanbul’da sahne alacak.

Mercan Dede, 'Dost Meclisi' performansını yıl boyunca farklı mekanlarda sahnelemeye devam edecek.

Mercan Dede, ‘Dost Meclisi’ performansını yıl boyunca farklı mekanlarda sahnelemeye devam edecek.

İstanbul Beyoğlu’daki Borusan Müzikevi’nde gerçekleşecek etkinlikte, Mercan Dede, farklı kültürlere ait tınıları bir araya getirerek hem coğrafi hem de akıldaki mesafeleri kaldırmayı hedefliyor. 22 Ekim Çarşamba günü saat 20:30’da konserine başlayacak olan Mercan Dede, bu defa interaktif bir proje hazırladı.

mercan dede mevleviSon albümü Dünya’dan parçaların yanı sıra, web sitesindeki günlüğünden, sosyal medya hesaplarındaki notlarına kadar hikayeler anlatan Mercan Dede’nin bu gösterisine ‘Dost Meclisi’ demesinin sebebi onu dinlemeye gelenleri de içine katıyor olması.

Müziğe plastik borudan kendi başına yaptığı bir ney ile başlayan Mercan Dede, bugüne dek Türkiye’de ve dünyanın çeşitli konser salonlarında dinleyicileriyle buluştu. Aynı zamanda DJ Arkın Allen adıyla da kendine özgü dj performansları sergileyen sanatçı, Sufi müzik tınılarıyla, elektronik altyapıyı buluşturarak sıra dışı bir tarz yakaladı.

Kaynak: Al Jazeera