neşe-aksoySinema sanatçısı Neşe Aksoy, Türk sinemasının tarihini tablolara yansıttı. 33. uluslararası İstanbul Kitap Fuarı ile eşzamanlı açılan sergide, 11 tablo yer alıyor.

TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde açılan sergide, Aksoy’un 11 tablosu sanatseverlerle buluşuyor. Sanatçının resimleri, bu yılki teması “Sinemamızın 100 Yılı” olarak belirlenen fuarın “Türk Sineması” için ayrılan bölümünde sergileniyor. Türk sinemasının yüzüncü yıl kutlamaları çerçevesinde, Türk sinemasındaki önemli olayları ve filmleri tuvale aktaran sanatçının eserleri arasında, Sultan II. Abdülhamid için Yıldız Sarayı’ndaki ilk film gösterimi, ilk sinema salonu Pathe’nin açılışı, ilk renkli Türk filmi “Halıcı Kız” ve uluslararası ödül alan ilk film olan “Susuz Yaz”ın işlendiği tablolar yer alıyor.

Aksoy, sergiyi Türk sinemasının yüzüncü yılı etkinlikleri için hazırladığını belirterek, “Oyunculuğumun yanı sıra tablolarımla da sinemaya bir katkım olsun istedim. Sinema ve resim sanatını bir arada sunacağım sergi için 3 yıl önce çalışmalara başladım. Çok yorucu ve uzun bir süreçti. Çok araştırma yaptım ve tablolarıma aktaracağım konuları titizlikle seçtim” ifadelerini kullandı.

Araştırmaları sırasında Türk sinema tarihinin ilkleri ile ilginç olaylarla da karşılaştığını kaydeden Aksoy, Türk sinema tarihinin başlangıcının 1914’te çekilen “Ayastefanos’taki Rus Abidesi’nin Yıkılışı” olarak kabul edildiğini hatırlatarak, şunları kaydetti:

Manaki kardeşlerin çektiği filmlerden ‘Büyükanne Despina’nın tablosunu yaptım. Bu filmi bazı sinemacı ve tarihçilerimiz Türk sinemasının başlangıcı olarak görüyorlar. Diğer bir tablo ise Yıldız Sarayı’nda II. Abdülhamid için yapılan film gösterimi. Bunu tabloma aktarmak için Yıldız Sarayı Tiyatro Salonu’na girip salonun ayrıntıları fotoğrafladım. Yaptığım araştırmalarda Sedat Simavi’nin 20 yaşında, ‘Pençe ve Casus’ filmlerinin senaryolarını yapıp, filmleri yönettiğini öğrendim. Çekimine Weinberg’in başladığı fakat 1. Dünya Savaşı nedeniyle yarım kalan ve sonrasında Fuat Uzkınay tarafından tamamlanan ‘Himmet Ağa’nın İzdivacı’ filmini resmettim. ‘Mürebbiye’ ile ilk sansürü, ‘Halıcı Kız’ ile ilk renkli filmi ve ‘Susuz Yaz’ ile ilk uluslararası ödülü tablolarıma taşıdım. 11 tablo böyle oluştu. Benim için önemli olan tablolarım ile ailem olan Türk sinemasına bir selam göndermektir.’

Sergideki tabloların satışından elde edilecek gelir, Filmsan Vakfı tarafından Türk sinemasına emeği geçen sanatçılar için kullanılacak. Sergi, 16 Kasım’a kadar fuar alanında ziyaret edilebilecek.

Kaynak: Al Jazeera

outings-project-paris-3Avrupa’nın çeşitli kentlerinde Ağustos ayından beri yeni bir sanat hareketi başlamış gibi görünüyor. Müzelerde sergilenen eserler sokak sanatı gibi duvarlara taşınıp yeniden üretilerek sokak kültürüne sunuluyor.

Bir süreden beri Paris, Londra, Barcelona, Madrid gibi çeşitli Avrupa kentlerinin sokaklarında, sokak aralarında ilginç duvar resimleri ortaya çıkmış durumda. Genellikle sokak sanatçılarının güncel konuları işledikleri duvarlarda resim sanatın pek tanınmayan hatta ressamları dahi bilinmeyen; bir nevi unutulmuş örnekleri boy göstermeye başlamış.

Outlings adı verilen bu proje Fransız sanatçı, görsel tasarımcı, yazar, yönetmen, görüntü yönetmeni, editör ve yapımcı Julien de Casabianca’nın fikri. Tarihi eserlerin yeterince ilgi çekmemesi ve insanların bu eserlerle ilişki kurmamasını dert edinen sanatçı, geçtiğimiz Ağustos ayının sonlarına doğru bu fikri ortaya atmış. Proje fikir itibariyle herkesin katılımına açık.

Outings // Dijon

Outings // Dijon

Sanatçısı bilinmeyen resimleri tercih ettiklerini söyleyen Julien de Casabianca, hangi yüzyıl olduğunun önemi olmadığını ve kendilerinin 15. 17. yüzyıl eserlerini sokağa taşıdığını söylüyor. Projede önemli olan sanat tarihinin yaratıcısı bilinmeyen isimlerini kamu kültürüne yeniden kazanmak.

Projeye katılmak ise oldukça basit, fotoğraf çekebilen herhangi bir telefonla bile bu projeye dahil olabilirsiniz.

Outings // Dijon

Outings // Dijon

Julien de Casabianca proje için hazırladığı http://www.outings-project.org/ sitesinde müzelerde fotoğraf çekimlerine izin verilmediği için görevliler sizi uyarmadan hızlıca fotoğrafı çekmenizi tavsiye ediyor. Görevlilerin uyarıdan sonra genellikle sizi takip etmeyeceklerini belirterek bu sayede yan odada başka bir fotoğraf çekebileceğinizi ekliyor.

Outings // Londra

Outings // Londra

Resimlere zarar vermemek için flash kullanmadan yapılması gereken çekimler daha sonra phtoshop yardımıyla çerçeveden çıkartılıyor ve kağıda aktarılıyor. Daha sonra duvar yapıştırıcısı kullanarak yapıştırılıyor ancak yerlere dikkat etmek gerekiyor. Kamu binalarına, hastanelere, anıtlara veya okullara yapıştırılmaması gerekiyor.

Julien de Casabianca, grafiti bazı insanlar tarafından duvara zarar veren bir şey olarak algılanılsa da yaptıkları duvar kâğıtlarının duvara zarar vermeden döküldüğü ifade ediyor.

Outings // Madrid

Outings // Madrid

Casabianca, modern sanat ürünlerinde telif hakkı problemi olduğuna dikkat çekerek “Biz sanat yapıyoruz ticaret yapmıyoruz. Önemli olan sanat eserlerinden adilce yararlanma ve ifade özgürlüğüdür” diyor.

Outings // Londra

Outings // Londra

Outings // Londra

Outings // Londra

Outings // Paris

Outings // Paris

Outings // Paris

Outings // Paris

Outings // Paris

Outings // Paris

Kaynak: Sol

Bu yıl ikincisi düzenlenen Boğaziçi Film Festivali 14 Kasım’da başlıyor. 102 ülkeden 3 bin 682 filmi festival süresince izlenebilecek.

uluslararası boğaziçi  film festivali

Düzenlenen basın toplantısında konuşan Uluslararası Boğaziçi Film Festivali danışmanı ve jürisi Belçim Bilgin, “Uluslararası Boğaziçi Film Festivali genç bir festival olmasına karşın gerek film gösterimleri gerek atölye çalışmaları ile kalite çıtasını yükseltiyor. Kısa film yarışmasına gösterilen ilgiden de anlaşılabileceği gibi İstanbul’ın kısa film dünyası için bir dünya başkenti haline gelme potansiyeli mevcut. Festival bünyesindeki atölye çalışmalarıyla bunun sağlıklı bir zeminde devam etmesine katkı sağlayacağız.” dedi.

Festival danışmanı ve jürileri arasında yer alan Semir Aslanyürek de Türkiye’de sinemanın gelişmesinde festivallerin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Sinemausta-çırak ilişkisi içinde yoğrulan bir sektör. Genç sinemacıların sektörü tam olarak algılayabilmeleri için farklı türleri, farklı bakış açılarını tanımaları ve özümsemeleriyle mümkün. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali özellikle kısa film alanındaki iddiasıyla cazibe merkezi olma iddiası taşıyor. Bunun yanı sıra dünyadan farklı örneklerin yer aldığı seçkisiyle kendine özgü bir üslup geliştirdiğini de söyleyebiliriz.”

Festival Genel Sanat Yönetmeni Kamil Koç da festivalin içeriği hakkında şunları söyledi: “Festival süresince konuk ülke Polonya’nın yanı sıra Asya filmlerinden seçkiler ve Derviş Zaim filmlerini göstereceğiz. Böylelikle sinemanın uzun soluklu bir yolculuk ve zihinsel bir izlek olarak algılanmasına yardımcı olmayı amaçlıyoruz. Hollywood’da ünlü isimlere koçluk yapan Ivana Chubbuck gibi isimler de festival bünyesindeki atölyeler ile tecrübelerini aktarma imkanı bulacaklar. Türk sinemasının 100. doğum gününe rastlayan festival açılışımızın Türkiye’de özgün bakış açısına sahip sinema insanlarının yetişmesine katkı sağlamasını arzu ediyoruz.”

Doğrular ve yanlışlar yoktur, hatalar da yoktur; sadece sanat vardır. Çocuklar yaratmayı öğrenir, hem de kuru bir “Aferin” almak için değil,  hoşlarına gittiği için yaratmayı…

çocuk- sanat-adımları

-1-

Doğrular ve yanlışlar yoktur, hatalar da yoktur; sadece sanat vardır. Çocuklar yaratmayı öğrenir, hem de kuru bir “Aferin” almak için değil,  hoşlarına gittiği için yaratmayı…

1-sanat-egitimi

-2-

İnsanın içinden geleni dışa vurmasıdır, çocuklara kendilerini ifade edebilmeleri  için içlerine dönebilme becerisini öğretir.  Zorluklarla karşılaştığımızda, bir karar vermek durumunda kaldığımızda aslında ne yapmak istediğimizi anlamak için içimize dönmeyi bilmek gerekmez mi? Peki bunu yapabilen kaç yetişkin tanıyorsunuz?

2-sanat-egitimi

-3-

Asla birbirinin aynısı olan iki şey üretemezsiniz! Farklılık burada her daim kabul görür, çünkü bu güzel bir şeydir ve değerlidir.

3-sanat-egitimi

-4-

Sınır tanımaz. Irk, dil, cinsiyet, sosyo-ekonomik durum ne olursa olsun yaratmak herkes için özgürlüktür.

4-sanat-egitimi

-5-

Girdilerin, çıktıların, sonuçların diliyle konuşmaz. Aslolan deneyimdir.  Mutlu eden sürecin ta kendisidir.  Zamanı unutup anı yaşamaktan daha güzeli var mı? Ya bunu yaşayabilen kaç yetişkin tanıyorsunuz?

5-sanat-egitimi

-6-

Sanatçılar cesurdur, kendine özgü olanı yaratmak için hazır olana meydan okur. Tutkuludur, ilham geldi mi yerinde duramaz. Mutluluğu, para ve statü getiren “başarı hikayeleri” ile tanımlamaz, çocuklara bağımsız düşünmeyi öğretecek ilginç yol arkadaşlarıdır.

6-sanat-egitimi

-7-

Sanatçı dediğin çalışır da çalışır. Ne kadar çalışırsan, ne kadar yoğunlaşırsan vardığın yer o kadar derin olur. Tutkular sadece duygularını bastırmamayı değil, sabır ve sebatı da öğretir. Yapmak bazen bir saniye, bazen bir ömür sürer.

7-sanat-egitimi

-8-

Hangi dalı olursa olsun sanat, hayalgücünü harekete geçiren, çocukları farklı düşünmeye zorlayan koskoca bir alan açar. Küçük ya da büyük buluşlar bizi hayata bağlar, hatta bazen hayat kurtarır değil mi?

8-sanat-egitimi

-9-

Sanat okulda bitmez, evde devam eder. Ama eve getirilen şey asla ödev olmaz: Oyuna devam!

9-sanat-egitimi

-10-

Yapana da izleyene de heyecan verir. Evet çocuklara özgüven kazandırır ama başka bir şey daha öğretir: Başkalarını takdir etmeyi… Ve ikisinin birleşimine paha biçilemez.

10-sanat-egitimi

Hazırlayan : Handan Saatçıoğlu

Kaynak : []

2.İstanbul Tasarım Bienali, geçtiğimiz hafta kapılarını açtı. “Gelecek Artık Eskisi Gibi Değil” başlığıyla geleceğin tasarımını / tasarımın geleceğini sorgulayan etkinlik ziyaretçilerini bekliyor.

Tasarım Bienali

Ay Yürüyüşü Makinesi Selena'nın Adımı - Sputniko!

Ay Yürüyüşü Makinesi Selena’nın Adımı – Sputniko!

Tasarımın üretim, ekonomik kalkınma, toplumsal gelişime, kültürel etkileşim üzerinde kısaca ilişki kurduğu tüm alanlarda yarattığı etkiyi vurgulamak amacıyla İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından ilk kez 2012 yılında düzenlenen Tasarım Bienali, ikinci kez karşımızda. Zoe Ryan küratörlüğünde kavramsal çerçevesi oluşturulan 2.Tasarım Bienali, Paul Valéry’den ödünç aldığı “Gelecek Artık Eskisi Gibi Değil” başlığıyla zaman içerisinde kat ettiğimiz her saniyeyle değişen gelecek algısında tasarımın nasıl şekillendiğini ve gelecekte tasarımın hayatımızın neresinde olacağını sorguluyor.

Bugün gelecek nedir? Geleceği nasıl tanımlarız? Kim tanımlar? Sorularını soran Tasarım Bienali’nde yer alan çalışmalar birer manifesto olarak değerlendiriliyor:

Soru sormak, diyalog başlatmak ve tartışmaları zenginleştirmek için bir forum işlevi görecek 2.İstanbul Tasarım Bienali cevap arıyor: Hâlâ geçerliliği olan fikirleri dile getirme gücünü kullanmak ve olası yeni biçimlerini keşfetmek üzere manifestoyu nasıl yeniden ele alabiliriz? […] Manifestolar yalnızca yazılı beyanlar değil de birer nesne, süreç veya eylem olabilir mi? Yeni medya türleri, yeni manifestoların oluşmasını sağlıyor mu?

Galata Özel Rum İlköğretim Okulu

Galata Özel Rum İlköğretim Okulu

Bienal Ortak Alanı olarak belirlenen Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’nda sergilenen çalışmalar beş bölüm altında toplanmakta. Bienalin merkezi, diyalog ve paylaşım alanı olarak tanımlanan “Yayınlar Bölümü” atölye çalışmaları, film gösterimi, söyleşi ve canlı yayınların gerçekleştirildiği interaktif bir ortam sunarken Yaratıcı Fikirler Enstitüsü’nün Veri Somutlaştırma ve Paula Alvarez – Angel Gonzalez Doce ikilisinin Unfacebook adlı çalışmalarına da ev sahipliği yapıyor.

Bireyin kimliğini nasıl oluşturduğunu ve yansıttığını araştıran projelerin yer aldığı “Kişisel Bölüm”de ise gelecekte hayatta kalmanın, erkeksi kıyafetlerin, ayda yürümenin, gülümsemenin ya da aşk hediye etmenin nasıl mümkün olacağını sorguluyor.

Yeni Hayatta Kalmacılık (Fütürist Hikaye Anlatıcısı) Jessica Charlesworth ve Tim Parsons

Yeni Hayatta Kalmacılık (Fütürist Hikaye Anlatıcısı) Jessica Charlesworth ve Tim Parsons

“Toplumsal İlişkiler Bölümü” ise coğrafi ölçekte toplumların varoluşunu, insanın şehre ve kırsala verdiği zararı önleyebilmek için tasarımın nasıl kullanabileceğini tartışan projeleri barındırıyor. Etik kaygılarla şekillenen bu projelerin arasında Kadıköy’den Bul, Kadıköy’de Buluştur! gibi katılımcıya dayalı çalışmalar dikkat çekici.

Küratör Zoe Ryan

Küratör Zoe Ryan

Tasarım Bienali yalnızca Rum İlköğretim okuluyla sınırlı kalmıyor “Tasarım Rotaları” gezileri ve “Paralel Etkinlik Programı”yla şehre yayılıyor. Her gün yeni bir etkinliğe ev sahipliği yapan Tasarım Bienali programına web sayfasından ( http://2tb.iksv.org ) ulaşılabilir. Ücretsiz olarak gezilebilen bienalde rehberlik hizmeti de mevcut. Ziyaret için son tarih ise 14 Aralık.

 

Yazan : Semih S. Çakır

9 Kasım 2014 Pazar gecesi Glasgow’da gerçekleşen MTV EMA 2014 ( MTV Avrupa Müzik Ödülleri) sahiplerini buldu.

mtv

Töreninin sunuculuğunu Nicki Minaj üstlendi. Açılışta sahneye asılı olarak çıkan Nicki Minaj, giydiği taşlarla işli crop top’u, eldivenleri ve 4 metrenin üzerindeki gümüş rengi fırfırlı eteği ile gecenin en çok konuşulan ismi olmayı başardı. Görkemli gecenin performans açılışını ise Ariana Grande yaptı.

Gecenin galibi One Direction oldu. Geceye katılamayan grup video bağlantısı ile ödülü kabul etti.

MTV EMA 2014’ün kapanışını ise efsane isim Ozzy Osbourne yaptı.

İşte bu yılın kazananları

En İyi Şarkı : Ariana Grande- Problem Ft. Iggy Azalea

En İyi Pop Şarkıcısı : One Direction

En Büyük Hayran Kitlesi : One Direction

En İyi Hip-Hop Şarkısı : Nicki Minaj- Anaconda

En İyi Erkek Şarkıcı : Justin Bieber

En İyi Canlı Performans : One Direction

En İyi Elektronik : Afrojack

En İyi Şarkı (Mesaj Veren) : Beyonce- Pretty Hurts

Evrensel İkon : Ozzy Osbourne

En İyi Dünya Sahnesi : Enrique Iglesias

En İyi Görünüm : Katy Perry

En İyi Kadın Şarkıcı : Ariana Grande

En İyi Video : Katy Perry- Dark Horse Ft. Juicy J

En İyi Alternatif Grup : 30 Seconds To Mars

En İyi Yeni Çıkış : 5 Second Of Summer

En İyi Push : 5 Second Of Summer

En İyi Rock Grubu : Linkin Park

 10 Kasım 2014 Ülkemizin kurucusu ve önderi Mustafa Kemal Atatürk‘ü kaybetmemizin yıl dönümü. Minnetle anıyoruz. Onu hep özleyeceğiz. Onun sözüyle “BENİ GÖRMEK DEMEK, MUTLAKA YÜZÜMÜ GÖRMEK DEMEK DEĞİLDİR; BENİM FİKİRLERİMİ, BENİM DUYGULARIMI ANLIYORSANIZ VE HİSSEDİYORSANIZ, BU YETERLİDİR.” hüzünden daha çok sevgi ile anmalıyız. İyi vardın iyi ki önderimiz oldun. Hep bizimlesin biliyoruz… Alelade anmak istemedik. Dünyadaki yansımalarını paylaşalım istedik. Buyurun lütfen…

Türkiye’nin kurucusu ve kurtarıcısı Mustafa Kemal Atatürk’ün Dünya’nın her yerinde tanındığını ve hemen hemen her ülkede onun adına yaptırılan bir büst ya da heykel olduğunu biliyor muydunuz?

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

 1-Belçika

Belçika`nın Almanya sınırı yakınında, Vise kentine bağlı Cheratte kasabasında bulunan Mustafa Kemal Atatürk`ün adını taşıyan meydan, bölgedeki Türkler`in gurur kaynağı. Maden ocaklarında çalışmak için Belçika`ya gelen Türk ailelerin yaşadığı bölgede, Türkiye ve Atatürk hayranı Vise Belediye Başkanı Marcel Neven`in girişimi ile 2003`te asılan 2002 yılında önce bir caddeye Atatürk adı verilmiş, bazı çevrelerden tepki gelmesi üzerine levha kaldırılmıştı. Bunun üzerine bir yıl sonra caddenin hemen yanındaki meydana Atatürk adı verilmişti.

1-Place Ataturk belçika

 

2-KEMAL ATATÜRK AVENUE – Dhaka / BANGLADESH

maps.google.com adresine gidin arama bölümüne üstteki adresi yazın harita da görebilirsiniz.

2-KEMAL ATATÜRK AVENUE – Dhaka

3-THE ATATÜRK AVENUE – İslamabad / PAKİSTAN

maps.google.com dan caddeleri görebiliyorsunuz.

3-THE ATATÜRK AVENUE – İslamabad

4-ATATÜRK STATUE – Mexico City / MEKSİKA

Meksika`da ki Atatürk Anıtı 2002 yılında Türkiye’nin Meksika Büyükelçisi Ergün Pelit tarafından yoğun girişimler sonucunda TİSK’in de katkılarıyla La Reforma caddesine yaptırılmış.

4-ATATÜRK STATUE mexico

Saat kulesinin, Meksika`nın bağımsızlığının 100. yıl dönümünü kutlamak üzere, Meksika`ya göç eden çoğu Lübnan ve Arap kökenli Osmanlı vatandaşı tarafından hediye edildiği belirtiliyor.

Saatinde hem Latince hem de Arapça sayıların kullanıldığı kulenin açılışının, 22 Eylül 1910 tarihinde, dönemin Meksika Cumhurbaşkanı Guillermo de Landa ile Osmanlı 100. Yıl Komitesi Başkanı, Osmanlı vatandaşı Antonio Letayf tarafından yapıldığı biliniyor.

1970`li yılların sonunda Lübnan asıllı Meksika vatandaşları, saat kulesinin atalarının mali katkısıyla yapıldığını ileri sürerek, levhadaki “Osmanlı” kelimesini “Lübnan” olarak değiştirtmiş, ancak Türk Büyükelçiliğinin çabaları sonucu 1986 yılında “Osmanlı” kelimesi levhaya yeniden yazdırılmıştır.

Meksika`da ki Atatürk Anıtı TİSK tarafından La Reforma caddesine yaptırılmış.

4-ATATÜRK STATUE – Mexico City

5-MUSTAFA KEMAL ATATÜRK STREET – Santo Domingo / DOMİNİCAN REPUBLİC

Calle Mustafa Kemal Ataturk, Santo Domingo, Dominican Republic Dominik Cumhuriyeti (İspanyolca República Dominicana, okunuşu `Republika Dominikana`), Karayiplerdeki Hispanyola adasında yer alan bir ülkedir. Hispanyola, Porto Riko`nun batısında, Küba ve Jamaika`nın doğusunda yer alır. Venezuela ile deniz sınırı vardır.

Adanın batı kısmında Haiti bulunur. Dominik Cumhuriyeti Avrupalıların Amerika kıtalarında ilk oluşturdukları yerleşimdir. Başkenti, Santo Domingo da Amerika`lardaki ilk sömürge başkentiydi.

Bağımsızlığının büyük bir bölümünde ülkede siyasi buhran yaşanmış, halkı temsil etmeyen ve baskıcı pekçok hükümet tarafından idare edilmiştir. 1961`de diktatör Rafael Leonidas Trujillo Molina`nın ölümünden sonra Dominik Cumhuriyeti temsili demokrasiye geçmiştir.

Yaklaşık 10 milyon nüfusa sahip.

5-MUSTAFA KEMAL ATATÜRK STREET – Santo Domingo

6-ATATÜRK Statue – Be`er Sheva / ISRAİL

Sderot David Tuviyahu ile Ali Daivis caddelerinin kesiştiği yerde.

Sderot David Tuviyahu ile Ali Daivis caddelerinin kesiştiği yerde.

7-ATATÜRK MONUMENT – Amsterdam / HOLLANDA

AMSTERDAM`ın kuzeyinde ATATÜRK ANITI. 1964 yılından bu yana bir çok GURBETÇİ Amsterdam`a yerleşmişti.

Ford fabrikasına ve NDSM`in tersanelerinde çalışmak için buraya getirilen işçiler eskiden Klaprozenweg olan şimdi ise Atatürk sokağı olarak anılan bölgenin kuzeyindeki ahşap barakalara yerleştirildiler ve buraya halk arasında Türk köyü dediler.

Anısına buraya 1978`de bir Atatürk anıtı diktiler. Anıtta Hollandaca ve Türkçe olarak “Yurtta Sulh, Dünyada Sulh” yazılı. Amsterdam`da şu anda yaklaşık 40.000 “Türk” Hollandalı yaşamaktadır. (2012) ATATÜRK Straat Stadsdeel Noord, Tuindorp,Oostzaan Nederland Vanaf 1964 vestigden zich vele Turkse gastarbeiders in Amsterdam-Noord. Zij waren hier naar toe gehaald om te werken in de Fordfabriek en de scheepswerven van NDSM.

Ataturk straat monument Amsterdam-Noord

8-ATATÜRK ANITI – Wellington / YENİ ZELANDA

M. K. Atatürk Anıtı; Tarakina koyu, başkent Wellington`ta. Anıt Cook Boğazı`na bakıyor, burasını Gelibolu Yarımadası`na benzemesinden dolayı seçmişler.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

9-Mustafá Kemal Atatürk – Caracas / VENEZUELA 

Venezuela’nın başkenti Caracas’ta bulunan bir parktaki heykelin altında ”Modern Türk Devletinin kurucusu Kemal Atatürk” yazısı bulunmaktadır.

KARAKAS

10-Havana, Küba

Küba’da Atatürk’ten başka hiçbir yabancı devlet adamının heykeli bulunmamaktadır.

İlk Atatürk Heykelinin altında Türkçe ve İspanyolca olarak ”Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu – Yurtta Barış, Dünyada Barış ” yazıyor. 2011 yılında Küba devlet yetkililerinin isteği üzerine heykeltıraş Metin Yurdanur tarafından yapılan yeni Atatürk heykeli de başkenti Havana’nın gözde mekânlarından olan, Puerto Caddesi’ndeki bir parka konuldu.

8-havana-kuba

 

11. Atatürk Bahçe Köyü – Oostzaan, Hollanda

11. Atatürk Bahçe Köyü - Oostzaan, Hollanda

12. Canberra, Avustralya

Anzac Savaş Anıtı karşısındaki Atatürk Anıtı.

Tarihte ilk defa bir savaş iki ülke arasında dostluk bağının kurulmasına neden olmuştur. Çanakkale Muharebesi’nde şehit düşen Türk ve Anzak askerlerinin anısını yaşatmak için iki ülke arasındaki görüşmeler sonucu Avustralya’da Atatürk Anıtının açılmasına karar verilmişt

9-Canberra-AVUSTRALYA

13. Albany, Batı Avustralya

Heykelin altında ”Kemal Atatürk’ün anısına” ve ”Anzac günü 25 Nisan 1985 ” yazmaktadır.

10-Albany-BATI AVUSTRALYA

14. Statuia lui Mustafa Kemal Ataturk – Bükreş, Romanya

Romanya’daki Atatürk Meydanı. Bu meydanda bir de Atatürk Büstü bulunmaktadır.

11-Bükreş-ROMANYA

15. Atatürk straat – Rotterdam, Hollanda

Hollanda`da iki farklı şehirde.ATATÜRKSTRAAT -3066 VS ROTTERDAM,

KEMAL ATATÜRKSTRAAT – 3573 PA UTRECHT

14-Rotterdam – Utrecht -HOLLANDA

16-MUSTAFA KEMAL ATATÜRK MARG CADDESİ – Yeni Delhi /HİNDİSTAN

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK MARG CADDESİ,KONSOLOSLUKLAR BÖLGESİ – YENİ DELHİ / HİNDİSTAN

15-mustafa kemal caddedi – Yeni Delhi

17-Largo Mustafa Kemal Atatürk – Roma / İTALYA

Largo Mustafa Kemal Ataturk 00144 Roma, İtalya

16-Largo Mustafa Kemal Atatürk – Roma

18. Atatürk Park – New Jersey, ABD

Türk girişimcilerin çabaları sonucu Amerika’nın en çok Türk nüfusunun yaşadığı Paterson şehrindeki bir parka ‘Atatürk Parkı’ adı verildi.

Parka, Yalova Belediyesi’nin sponsorluğunda yapılan bir Atatürk heykelinin de dikileceği bildirildi. Paterson’da önümüzdeki aylarda başlayacak olan çevre düzenlemesi ile parkın yeni görünümü hazır hale gelecek. İlk etapta parkın peyzaj düzenlenmesine başlanılacak, ardından parkın duvar, ışıklandırma sistemi bitirilecek.

En son aşamada parka tahmini büyüklüğü kaide hariç 3,5 ton olan Atatürk heykeli dikilecek. Heykelin hazır olduğu ve ABD’ye gelmeyi beklediği belirtiliyor. Heykelin yapımından ABD’ye teslimine kadar tüm masraflarını Yalova Belediyesi karşılıyor.

atatürk hakkında

19. Yehud, İsrail

Mustafa Kemal Atatürk anısına yaptırılan bu anıtta da Atatürk’ün barışçıl anlayışını bir kez daha görüyoruz. “Yurtta sulh cihanda sulh” sözü ve hemen altındaki yazı: Türk Milleti ve Türkiye’yi seven İsrail Halkı sana ebediyen minnettar kalacaktır.

Mustafa_Kemal_Ataturk_Memorial_in_Yehud,_Israel

20. Karlovy Vary, Çek Cumhuriyeti

Atatürk 1918 senesinde o dönemde Avusturya-Macaristan imparatorluğu içinde yer alan Karlsbad”a gider. Böbrek tedavisi için Florencie isimli sanatoryumda kalır.
Avrupa”nın en eski lüks otellerinden biri olan Hotel Pupp”un yanıbaşında bulunan Florencie mütevazi bir otel görünümündedir, ve o dönemdeki ismi “Rudolf Hof” tur.
Ana kapı yanında bir levhada Türkiye Cumhuriyeti”nin kurucusu Kemal Atatürk’ün burada 1918 Temmuz’unda ikamet ettiğini belirten bir levha bulunmaktadır.
Daha sonra Florencie, Karlovy Vary”nin termal kentleri içinde nüfuzunun giderek artması ve kentin zengin turistlerin akınına uğraması sonucu, çevredeki tüm binalar da restore edilerek lüks bir otel kompleksine dönüştürülmüştür.

IMG_0402

21. Karlovy Vary’deki o levha..

Kaynak : Semra BAYRAKTAR ve farklı kaynaklar

ABDli yazar John Steinbeck’in, 70 yıl önce yazdığı bir hikâye ortaya çıktı.

john-ve-elaine-steinbeck

Tarih1944, yazar, yönetmen, film ve radyo yapımcısı Orson Welles, BBC Radyo’daki programlarından birinde, John Steinbeck’in Welles’in yayını için kaleme aldığı With Your Wings adlı hikâyeyi, dinleyenlere okur. Öykü, II. Dünya Savaşı sırasında savaş pilotluğu yapan siyahi bir adamın hayatını anlatmaktadır. Yayının hemen ardından kaybolduğu düşünülen hikâye, Steinbeck uzmanları olarak nam salan Susan Shilinglaw ve James Dougarian tarafından bile neredeyse hatırlanmıyor. Usta yazarın eserlerinin ilk baskılarını satan antikacı Dougarian, “Açıkçası, Steinbeck’le ilgili her türlü materyalin basıldığı düşünülür. With Your Wings için hafızamı zorlasam da, ne yazık ki, hatrımda kalan hiçbir şey yok.” diyor.

ARŞİVLERDE TESADÜFEN BULUNDU

john-steinbackTeksas Üniversitesi arşivlerinde, büyük yazarların daha önce hiç basılmamış eserlerini ortaya çıkaran ve yayımlayan The Strand dergisi baş editörü Andrew F. Gulli tarafından tesadüfen ortaya çıkan kayıp hikâye, derginin bir sonraki sayısında basılarak edebiyatseverlerle buluşacak. 1968’de hayata veda eden Steinbeck, romanlarında sık sık sosyal adaletsizlik konularını işleyen ve siyahi karakterlere eserlerinde nadir yer veren bir yazar olma özelliğini taşıyor. Gulli, “Steinbeck, tam bir idealistti. Amerika’yı bir fırsatlar ülkesi olarak gören fakat diğer yandan bu ülkede yaşanan eşitsizliklere asla kayıtsız kalmayan bir yapıya sahipti” derken, With Your Wings’in bu bağlamda, savaş boyunca Afrikalı Amerikalıların, ülkeyi düşmanlara karşı nasıl koruduğunu anlatan hikâyesinin çok çapıcı olduğunu da sözlerine ekledi.

BİR ÜSTEĞMEN’NİN EVE DÖNÜŞÜ

With Your Wings, üsteğmen William Thatcher’ın gümüş apoletlerle onurlandırılarak, ordudaki eğitimini tamamladıktan sonra, Ford marka arabasına atlayıp, evine dönmesiyle başlar. Şehir merkezine giriş yapan araba, Thatcher halk tarafından alkışlarla adeta kahraman ya da bir dünya starıymış gibi karşılandığı sanılır. Steinbeck o anları şöyle anlatır; Thatcher, seyir halindeki arabasından, halkın yavaş yavaş hareketlenerek, kendi çevresinde bir halka oluşturduğunu görmeye başlar. İnsanlar sanki önyargılarıyla birlikte William’ı sarmaya geliyorlardır.” Çok geçmeden, hikâyede, orduda yapılan ırkçılık anlatılmaya başlar. Steinbeck, “Beresini çıkararak avuçlarının içinde tutar, karşısında onu seyreden babası dudaklarını ıslatarak ona şöyle dedi, ‘Evlat, bu dünyadaki her siyahi adam, senin omzundaki kanatlarla uçacaktır’

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen Tasarım Bienali, unutulmaya yüz tutan meslekleri konu alan “Tekrarsız” belgesellerine de ev sahipliği yapıyor. 

2.tasarım-fuarı

-Unutulan meslekler, Tasarım Bienali’nde hayat buluyor  – “Gelecek Artık Eskisi Gibi Değil” başlığıyla bu yıl ikinci kez düzenlenen Tasarım Bienali, unutulmaya yüz tutmuş meslekleri konu alan “Tekrarsız” belgesellerine ev sahipliği yapıyor. Ersa Mobilya’nın kültürel ve sosyal sorumluluk markası “Box in a Box Idea” tarafından hazırlanan belgeseller, 14 Aralık’a kadar Galata Özel Rum Okulu’nda ayrılan özel bölümde ve Ersa Box in a Box Idea Showroom’unda izlenebilir.

-İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen Tasarım Bienali, unutulmaya yüz tutan meslekleri konu alan “Tekrarsız” belgesellerine de ev sahipliği yapıyor.

Gelecek Artık Eskisi Gibi Değil” başlığıyla düzenlenen ve 14 Aralık’a kadar devam edecek bienal, 53 projeye ve bienal süresince 6 hafta boyunca devam edecek paneller, söyleşiler, atölye çalışmaları, film gösterimleri gibi farklı etkinliklerle meraklılarını bekliyor.

Ersa Mobilya Genel Müdür Yardımcısı Yalçın Ata, bienalin temasını kendi tarihi ile birleştiren ERSA ve kültürel sosyal sorumluluk markaları “Box in a Box Idea” ile birlikte yeniden yorumlayarak firmanın 1958 yılında Sivas’ta metal atölyesinde su borularını bükerek koltuklar ürettiği zanaat yıllarına atıfta bulunan “Tekrarsız” serisini oluşturduklarını ifade etti.

Yalçın Ata, “Teknolojinin gelişmesiyle özellikle el işçiliği isteyen mesleklere olan ilgi kayboldu. Biz bu zanaat ve zanaatkarları bir şekilde yeniden gündeme getirmek ve el işçiliğini sanatla birleştirmek istedik ” dedi.

Belgeseller için Anadolu’nun dört bir yanını gezdiklerini ifade eden Yalçın Ata, belgeselde yer alan kimi sanatçının “son usta” olduğunu kaydetti.

Ata, döküm, çini, dokuma, çömlek, bakır işleme ve ahşap oyma sanatları için İstanbul, İznik, Göreme, Avanos, Gaziantep ve Sivas’ta çekimler yaptıklarını bildirerek, şunları söyledi:

“Hazırladığımız belgesellerde ustalarımız mesleklerini anlattı. Belgesellerde mesleklerin hepsine farklı isimler verdik. Döküm için ‘Kor’, çini için ‘Sır’, dokuma için ‘Düğüm’, çömlek için ‘Kil’, bakır işleme için ‘Kalay’ ve ahşap oyma için ‘Toz’ isimlerini kullandık. Belgesel gösterimimiz bienali bitiş tarihi 14 Aralık’a kadar izlenebilir.”

Yalçın Ata, belgesellerle ilgili hazırlanan fragmana ise www.youtube.com/watch?v=t9FhOsLcnG8 linkinden ulaşılabileceğini kaydetti.

 

Hazırlayan : Ercan Halıcı

 

Nobel ödüllü yazar William Faulkner, 1958 yılında Paris Review ile yaptığı röportajda, “genç yazarlar, bir teoriye uymada beceriksiz olabiliyorlar,” diyor: “Kendi hatalarınızdan ders çıkarmayı öğrenmelisiniz. Bir insan yalnızca hatalarından bir şeyler öğrenir. İyi bir sanatçı, hiçkimsenin kendisine tavsiye verecek kadar iyi olmadığına inanır.”

willim-ve-kedi

 

Bunları söyleyen Faulkner, Virginia Üniversitesi’nde writer-in-residence (bir konuyu araştırmak için belirli bir süre ilgili akademik kurumda yaşayan yazar) olarak çalıştığı 1957 ve 1958 yıllarında genç yazarlara bir dizi tavsiyede bulunuyor. Onun çeşitli konuşmalarının yer aldığı kayıtlara, üniversitenin Faulkner Video Arşivi’nden ulaşılabiliyor. Biz bu kayıtlardan kurmaca yazarlığı becerisiyle ilgili olan 7 tavsiyeyi seçtik ve tercüme ettik.

william-faulkner1) Diğer yazarlardan ihtiyacınız olanı alabilirsiniz

Faulkner, başka bir yazarın kullandığı, kendisine faydalı olabileceğini gördüğü bir tekniği ya da yöntemi ödünç almakta hiçbir sıkıntı görmez. 25 Şubat 1957 yılındaki yazı dersinde şöyle diyor:

Daha önce de söylediğim gibi, b ence iyi romancı ahlak dışı biridir. İhtiyacı olan şey neolursa olsun, nerede olursa olsun onu alır ve bunu açık ve dürüstçe yapar, çünkü o aldığı şey in ba ş ka insanların da kendisinden alacağı kadar iyi ol masını vekendisinden alanlar ın da aynı kendisi öncesinde aldığı için mutlu olduğu gibi mutlu olacaklarını ümit eder.

2) Üslubunuz sizi endişelendirmesin

Özgün yazar, üslup konusuna çok fazla kafa yorar. 24 Nisan 1958 yılında lisans seviyesindeki yazı dersinde şunları söylüyor:

Bence her hikaye kendi üslubunu belirler, yani yazar ların üslup konusunu kafalarınaçok fazla takmalarına gerek yok. Eğer b ir yazar b u konuyu kafanıza takarsa, saçma olmasa da gereksiz sayılacak şeyler yazacak tır . Yazdıkları kulağa oldukça güzel ve memnuniyet verici gelecektir, fakat yazdıklarının çok fazla anlamı olmayacaktır.

3) Tecrübelerinizi yazın ama tecrübe tanımınızı geniş tutun

Faulkner tecrübeleri yazma konusundaki eski atasözüne katılıyor, hatta tecrübenin dışında bir şey yazmanın imkansız olduğunu söylüyor. Dikkat çekici kapsamlı bir tecrübe tanımı yapıyor. 21 Şubat 1958 tarihindeki master öğrencileri için verdiği “Amerikan Kurmacası” dersinde şunları söylüyor:

Bana göre, tecrübe algıladığınız her şeydir. Tecrübe b ir kitaptan kaynaklanabilir . Bir kitap, hikaye, sizi harekete geçirecek kadar iyi ve doğru olabilir. Bence bu sizin tecrübelerinizden biridir. Kitaptak i karakterlerin yaptıklarını yapmak zorunda değilsiniz, eğer onlar sizde doğru olma etkisi bırakıyorlarsa, onların gerçekleşmesini sağlayan hissi a nlayabiliyorsanız, o sizin tecrübenizdir. Yani benim tecrübe tanımı ma göre , tecrübeniz olmayan bir şeyi yazmanız mümkün değil, çünkü duyduğunuz, okuduğunuz, hayal ettiğiniz her şey sizin tecrübenizdir.

4) Karakterlerinizi iyi tanıyın, hikaye kendini yazacaktır

FaulknerFaulkner, açık bir karakter kavramına sahip olduğunuzda hikayedeki olaylar karakterlerin özelliklerine göre akacaktır diyor. “Benimle birlikte karakterler hikayeyi oluştururlar.” 21 Şubat 1958 tarihinde, Amerikan Kurmaca dersinde bir öğrenci, karakterleri zihinde canlandırmak mı yoksa zihindeki karakterleri kağıda dökmek mi daha zor diye sorar. Faulkner’in bu soruyu şöyle cevaplar:

Karakterleri zihinde canlandırmak daha zor diyebilirim. Bir defa karakter sizin zihninizdedir, haklıdır, doğrudur, o zaman o kendi işini yapar. Yapman gereken tek şey, onun peşinden hızla gitmek ve söyledikleriyle, yaptıklarını kağıda yazmak. Bu bir beslenme ve doğumdur. Karakterinizi iyi tanımalısınız. Ona inanmalısınız. Onun yaşadığını hissetmelisiniz, tabii o zaman yazmak için onun eylemlerinden bazılarını seçmeniz gerekecek. Seçtiğiniz eylemler, inandığınız karaktere uygun olmalı. Bu seçimi yaptıktan sonra, karakterinizi kağıda dökmeniz mekanik bir iş olacaktır.

5) Diyalekti tutumlu kullanın

Virginia Üniversitesi’ndeki video arşivinde bulunan bir dizi radyo programında, Faulkner, Mississippi’deki çeşitli etnik ve sosyal grubun konuşmalarındaki nüanslar hakkında ilginç şeyler söyler. 6 Mayıs 1958 tarihindeki “What’s the Good Work” isimli programda diğer yazarların pek ilgilenmediği bu konuda uyarıda bulunur:

Bence, olabildiğince az miktarda diyalekt kullanmak en iyisidir, çünkü bir diyalektiği çok fazla kullanmak o diyalektiğe yabancı olan insanların kafasının karışmasına sebep olur. Hiçkimse karakterlerin tamamen kendi yerel dillerinde konuşmalarına izin vermemelidir. Diyalekt farklılığını birkaç tane ayırt edici örnekle vurgulamak en iyisidir.

time_william6) Hayallerinizi tüketmeyin

“Bir bölümün sonunu ya da bir düşüncenin sonunu asla kendiniz yazmayın” diyor Faulkner. 25 Şubat 1957 yılındaki Yazı Sınıfında;

Sahip olduğum tek kural, tazeyken vazgeçmektir. Asla kendinizi yazmayın. Genellikle yazı işi iyi giderken yazmayı bırakırım. O zaman yeniden çalışmaya başlamak daha kolay olur. Eğer kendinizi tüketirseniz, ölü bir büyünün içine düşersiniz ve sıkıntı yaşarsınız.

7) Mazeret üretmeyin

25 Şubat 1957 tarihindeki yazı sınıfında kendi kaderlerini suçlayan yılmış yazarlar hakkında bazı açık sözlü laflar eder:

Eğer yazar bahsettiği gibi kötü şeyler yaşıyorsa bunu yazmalı diye düşünüyorum. İnsanlardan şöyle şeyler duyuyorum: “Evli ve çocuklu olmasaydım, yazar olabilirdim” ya da “Bunu yapmayı durdurabilseydim, yazar olabilirdim.” Buna inanmıyorum. Bence yazacaksanız yazacaksınızdır. Hiçbir şey size engel olamaz.

Çeviri:  Barış Berhem Acar

Kaynakça [

İsviçreli sanatçı Alberto Giacometti’nin başyapıtı ”Chariot” (Araba) adlı heykeli, açık artırmada 101 milyon dolara alıcı buldu.

Hani klikleşmiş, zaman zaman eğlenmek için zaman zaman da sözde hafife almak için kullandığımız bir cümle vardır; “”N ‘olcak ki bende yaparım!” fakat durum öyle değil buyurun habere.

chariot-alberto-Giacometti

İsviçre asıllı ressam Alberto Giacometti, 1901-1966 yılları arasında yaşadı.

Sotheby’s müzayede evinin “İzlenimci ve Modern Sanat Sonbahar Müzayedesi” New York’ta yapıldı. New York’taki müzayede gecesine, 1966 yılında ölen Alberto Giacometti’nin ”Araba” adlı eseri damgasını vurdu. Ressam ve heykeltıraş Giacometti’nin İkinci Dünya Savaşı sonrasında, 1950 yılında yaptığı 1,44 metre yüksekliğindeki iki tekerlekli araba üzerinde duran bronz tanrıça heykeli, 101 milyon dolara alıcı buldu.

Giacometti’nin “Walking Man” isimli eseri de 4 yıl önce Londra’da yapılan müzayedede 104 milyon dolara satılmıştı. Müzayedede, Vincent van Gogh’un 1890 yılında 66×51 santimetre ebatlarında yaptığı “Papatyalı ve Gelincikli Vazo” adlı eseri ise 61 milyon 800 bin dolara satıldı. Eserin satış kataloğundaki değeri 30 ila 50 milyon dolar olarak belirtilmişti.

Alberto GiacomettiMüzayede gecesinin diğer bir yıldızı ise Amedeo Modigliani’nin 1911 ve 1912 yıllarında yaptığı, 70 milyon 700 bin dolara alıcı bulan 73 santimetre yüksekliğindeki ”Tete” (Baş) adlı eseri oldu. Heykele satış kataloğunda 45 milyon değer biçilmişti. New York’taki müzayede gecesinde Sotheby’s, toplam 422 milyon 100 bin dolarlık satış gerçekleştirerek 270 yıllık tarihindeki en yüksek meblağa ulaştı.

Anadolu Ajansı muhabirinin sorusunu yanıtlayan Sotheby’s’in İzlenimci ve Modern Sanat bölümü başkanlarından Simon Shaw, Amerikalı ve Çinli alıcıların müzayedede öne çıktığını söyledi. Shaw, müzayedeye Türk alıcıların katılıp katılmadığıyla ilgili soruya “Türkiye’den klasik ve modern sanat dünyasıyla ilgilenen çok iyi koleksiyoncularımız var ama bu akşam Türkiye’den koleksiyoncunun olduğunu bilmiyorum” yanıtını verdi.

Son yıllarda artan Asyalı alıcıların bu müzayede de önce çıktığını belirten Shaw, 40 ülkeden alıcının katıldığı New York’taki müzayedeye, Çin’den telefonla katılan bir alıcının Van Gogh’un 61 milyon 800 bin dolarlık eserinin sahibi olduğunu bildirdi. Müzayedede 73 eserin 58’i satılırken, Balthus, Matisse, Marc Chagall ve Giorgio de Chirico’nun eserleri potansiyel değerlerinin altında kalarak satılmayanlar arasında yer aldı.

Kaynak : [-]

fulya-özportreFotoğraf; belgeleme ile yorumlama arasındaki çizgide gidip gelerek gerçekliği kaydeden bireyin kendini ifade etmesini, kişisel bakış açısını ortaya çıkarmasını ve kendini bulmasını sağlayan önemli bir araçtır.

Peki akıllı telefonlar, dijital fotoğraf makineleri ya da tabletler ile herkesin kolaylıkla anı yakalayıp ölümsüzleştirdiği günümüzde fotoğraf eğitimi almak gerekli midir? İnsan neden fotoğraf eğitimine gereksinim duyar? Fotoğrafın sağladığı anı ölümsüzleştirme ve yaratıcılığı arttırma gibi yetenekleri insan kendi kendine edinemez mi? Bilgi teknolojilerinin doruk noktasına ulaştığı günümüzde bu eğitim için gerekli tüm materyal ve yardım online ya da yazılı yayınlar aracılığıyla edinilemez mi? Günümüzde fotoğraf eğitimi almayı planladığımızda kendimiz ya da çevremiz tarafından bize bu ve bunun gibi bir çok soru yöneltilmektedir.

Öncelikle tabiki de eğitimin genel anlamıyla her dalında olduğu gibi fotoğraf alanında da verimli, keyifli gerçekleşmesi için bireyin isteği alakası ve çabası gereklidir. Fakat kişiye özel profesyonel bir yardım tüm bu istek ve çabanın daha hızlı, kapsamlı şekilde gelişim göstermesine, bu alanda uzmanlaşılmasına olanak sağlamaktadır.

Herşeyin gitgide dijitalleşip, otomatikleştiği bu dönemde kullandığımız tablet, telefon ve dijital kameralarla fotoğraf çekerken karşılaşılan bir çok sorunun nedenlerinin anlaşılarak çözümlenirken görüntü oluşumundaki tüm evreleri öğrenme ve kameranın çalışma prensibinin baştan sona öğrenilmesini sağlar. Böylelikle edinilen bilgi ve birikim kişiyi fotoğraf alanında yetkin ve farklı kılar. Tüm bu öğrenme evresinde kişiye bireysel olarak karşılaştığı her problemde yardımcı olunması ve kişinin fotoğraf hakkında merak ettiği tüm soruların eksiksiz bir şekilde cevaplanabilmeside sanal olmayan profesyonel bir yardımı gerekli kılmaktadır.

Nar Sanat Merkezi’nde hayatına yeni bir ilgi alanı katmak isteyerek benzer,ortak bir amaç ile biraraya gelen kişilerden oluşan Fotoğraf sınıfları kişilerin birbirinden de birçok şey öğrenmesine olanak sağlamaktadır. Fotoğrafı A’dan Z’ye öğrenmek için  bilmeniz gereken tüm konuları kapsayan eğitim programımız teori ile uygulamayı birleştiren bir içeriğe sahiptir. Bunun yanı sıra aylık çekim gezilerimiz ile kursiyerlerimize daha fazla uygulama fırsatı sunmaktayız. Her dönem sonunda tüm kursiyerlerimizin bu gezilerde ve bireysel olarak fotoğrafladığı çalışmalardan seçilen eserler ile dönem sonu sergimizi gerçekleştirmekteyiz.

Nar Sanat ailesi olarak fotoğraf çekerek yoğun hayat temposu içinde soluk alıp, kendisine yönelmek isteyen herkesi fotoğraf kurslarımızda görmekten mutluluk duyarız.

Yazan: Nar Sanat Fotoğrafçılık Kursu Eğitmeni Fulya BETEŞ