Keman denildiğinde hemen hemen herkesin aklına tek tip keman gelebilir. Ancak eğitim açısından değerlendirildiğinde keman; Türk Sanat Müziği kemanı ve Klasik Batı Müziği kemanı olarak ikiye ayrılır.

Bu iki keman birbirinin aynı gibi gözükseler de aralarında küçük farklar mevcuttur. En belirgin farklarından biri akortlardır. Türk Sanat Müziği’nde (kalından inceye doğru) Do – Sol – Re – La yapılırken, Klasik Batı Müziği’nde ise Sol – Re – La – Mi olarak yapılır. TSM eğitiminde teknikten çok makamsal geçişler önemlidir. Bu nedenle de batı eğitiminde kullanılan keman yastığının kullanım şartı yoktur.

Bunun yanı sıra Klasik Batı Müziği’nde yarım veya tam ses bulunurken, Türk Sanat Müziği eğitiminde ise koma adı verilen çeyrek sesler yer almaktadır.

Çoğunlukla Türk Sanat Müziğin’de klavye kısmı daha geniş, eşik ise mümkün olduğunca alçak kullanılıken, Klasik Batı Müziği’nde yayın ağır olanı iyiyken, Türk Sanat Müziği’nde yayın hafif olanı tercih edilir.

Bu yılın yaz aylarında kurulan bağımsız sanat topluluğu ‘gestus’ ilk yapımlarıyla tiyatroseverlerin karşısına çıkmaya başladı. Yazar ve yönetmen Gökhan Erarslan’ın yazıp yönettiği oyunda, Devlet Tiyatrosu sanatçılarından, oyuncu ve yönetmen Tolga Çiftçi rol alıyor. Bir akademisyenin son dersine odaklanan oyun, gündelik hayattan aile kurumuna, açılıyor.

Bir akademisyenin son dersine odaklanan oyunda, gündelik hayattan aile kurumuna, politikadan kadın-erkek ilişkilerine kadar pek çok konu ‘etik’ kavramı üzerinden tartışmaya açılıyor. Bu bir hesaplaşma oyunu; “Etik Nedir?”çok konuşulan ama neredeyse hiç görülmeyen bir kavram olan etik kavramının üzerinden toplumsal hayatta görmezden geldiğimiz pek çok hadisenin izini sürerek, sert bir eleştiriyi sahneye taşıyor.

Oyunun en çok dikkat çeken yanı ise finaline seyircinin karar veriyor olması. Oyunla ilgili yazarı ve yönetmeni Gökhan Erarslan “Sanat kaygıdan doğar. Ben de kaygılıyım. Çünkü bu ülkede birileri konuşmaya başlarken susturuldu, birileri sessizliğe itildi, birileri işinden edildi, birileri işinden edilirken başka birileri sustu ve olan biteni seyretti. Peki, bu olanlar etik miydi sizce? İşte biz bu oyunda bunu, bunları sorguluyoruz, ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’, diyen bir adama yılan bir gün dokunursa ne olur, bunu tartışmaya açıyoruz. Bu tartışmaya seyirciyi de dâhil ediyoruz ve finalde kararı izleyiciye bırakıyoruz. Yani seyirci kendi vicdanında ya da aklında neyin etik olup neyin olmadığını düşünüyor, tartıyor ve karakter adına bir yargıda bulunuyor. Bu bir sosyal deneydir aynı zamanda” diyerek oyunun çarpıcılığıyla alakalı seyirciye bir davette bulundu.

Avrupa Korolar Federasyonu’nun 2018 yılı konferans ve genel kurulu, ilk kez Türkiye’de toplanıyor. Tohumları 1950’lerin sonlarında atılan ve ilk kez 1960’da Cenevre’de toplanan Avrupa Korolar Federasyonu’nun 2018 yılı konferans ve genel kurulu, 15-18 Kasım 2018 tarihlerinde Kapadokya’da düzenleniyor. Avrupa koro dünyasının önde gelen isimleri, ülke federasyonlarının delegasyonları ve koro müziği uzmanları dört gün boyunca Kapadokya’nın sıradışı coğrafyasında buluşuyor.

Avrupa Korolar Federasyonu Türkiye temsilcisi Koro Kültürü Derneği’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek bu buluşma kapsamında, idari toplantıların yanı sıra pek çok kıymetli konuşmacı, eğitimci ve sanatçının katılımıyla zengin bir program sunulacak. Argos Kültür-Sanat desteği ve argos in Cappadocia ev sahipliği ile gerçekleştirilen bu etkinlikte uzman isimlerin yönetecekleri oturumlar, renkli atölyeler ve birbirinden özel konserler Kapadokya’yı Avrupa koro müziğinin başkenti haline getirecek.

‘’Sing outside the Box’’ sloganıyla düzenlenen konferanslar dizisinin Kapadokya’daki oturumunda ünlü şef Cem Mansur açılış konuşmasını yapacak. Gelenekte Yenilik başlığı altında hazırlanan etkinlikler kapsamında, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası şefi Cemi’i Can Deliorman Türkiye’nin Klasik Müzik Sahnesi konferansı ile, tasavvuf müziği uzmanı Ömer Faruk Belviranlı’nın Anadolu’nun Geleneksel Ses Teknikleri atölyesi, yerli yabancı konuklara geniş bir perspektif kazandıracak. Ödüllü Macar koro şefi Dora Halas ile şef, çellist ve besteci Greg Gils’in atölyelerinde, yenilikçi ve deneysel yaklaşımlar ile günümüz koro müziği irdelenecek.

konserler ve farklı temalardaki çevre gezileriyle zenginleşen programda, Kültür ve Turizm Bakanlığı desteği ile Devlet Çoksesli Korosu’nun 17 Kasım akşamı, yöreye özgü bir yeraltı müzesinde vereceği eşsiz konser öne çıkıyor.

Klasik müziğin genç yıldızları arasında yer alan Fransız piyanist Lucas Debargue, ilham verici yorumlarıyla tanınan Basel Oda Orkestrası eşliğinde 20 Kasım,Salı akşamı W. A. Mozart’tan F. Poulenc’e uzanan zengin repertuvarıyla İş Sanat’a konuk oluyor.

Le Huffington Post gazetesinin “Soğuk Savaş yıllarında Glenn Gould’un ya da Çaykovski Yarışması’nda Van Cliburn’un elde ettiği zaferden bu yana hiçbir piyanist böylesi bir heyecan ve coşku yaşatmamıştı” diyerek övgüyle söz ettiği Fransız piyanist Lucas Debargue, 2015 yılında Moskova’da gerçekleşen 15. Uluslararası Çaykovski Yarışması’ndaki performansıyla dikkat çekti. New York’taki Carnegie Hall, Londra’daki Wigmore Hall, Amsterdam’daki Concertgebouw, Almanya’daki Berlin ve Munich Philharmonic Hall gibi dünyanın saygın salonlarından ve orkestralarından davet aldı. Valery Gergiev, Yutako Sado, Mikhail Pletnev, Andrey Boreyko gibi ünlü şeflerle çalışan 1990 doğumlu genç sanatçı, Gidon Kremer, Janine Jansen, Martin Fröst gibi isimlerle de müzikal işbirlikleri gerçekleştirdi. Piyano çalışmalarına 11 yaşında başlayan Debargue, daha sonraki yıllarda edebiyata yönelip eğitimine bu alanda devam etse de müzik ve piyano ilk yıllardan itibaren hayatında büyük ve önemli bir yer kapladı. Müziğin yanı sıra edebiyat, resim, sinema, caz gibi farklı sanat disiplinlerine de büyük ilgi duyan sanatçı, 2017 yılında Sony Classical etiketiyle yayınladığı “Schubert & Szymanowski” albümü ile Echo Klassik ödülü aldı. Sanatçının başarılı kariyeri ve müzik yaşantısı, Martin Mirabel’in yönettiği “Lucas Debargue: To Music” belgeseline de konu oldu.

Bugün Avrupa’nın önemli oda müziği toplulukları arasında gösterilen, Basel Oda Orkestrası, klasik ve yeni dönem eserlerden oluşan zengin repertuvarıyla ve Julia Fischer, Daniel Hope, Tabea Zimmermann, Renaud Capuçon, Giuliano Carmignola, Bobby McFerrin gibi yıldız sanatçılarla gerçekleştirdiği işbirlikleriyle her sene 60’ın üzerinde konser veriyor.

Özel Nar Sanat Eğitim Kursu olarak başta Başöğretmenimiz Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutluyoruz.

Ülkemizde 1981 yılından beri kutlanan 24 Kasım Öğretmenler Günü, bu yılda her yıl olduğu gibi Nar Sanat Eğitim Kursu’nda özel bir etkinlikle kutlanacak.

Nar Sanat Eğitim Kursu olarak 25 Kasım Pazar günü saat 19.00’da öğrenci, öğretmen ve velilerimizin katılımıyla gerçekleştirilecek bu etkinlikte sizi de aramızda görmekten onur duyarız.

Açıldığı günden beri birbirinden eşsiz sergilere ev sahipliği yapan Odunpazarı Belediyesi Çağdaş Sanatlar Galerisi, 14’üncü sergisini açmaya hazırlanıyor.

Açıldığı günden beri birbirinden eşsiz 13 sergiye ev sahipliği yapan Odunpazarı Belediyesi, 17 Kasım 2018 Cumartesi Günü 14’üncü sergisini açacak. Prof. Dr. Halil Akdeniz’in ‘Kültür İmleri-İmgesel Yorumlar’ adını verdiği resim sergisi, sanatseverlerle buluşturmaya hazırlanan Çağdaş Sanatlar Galerisi, bir ay boyunca ‘Kültür İmleri-İmgesel Yorumlar Resim Sergisi’ne ev sahipliği yapacak. Prof. Dr. Halil Akdeniz’in olgunluk döneminin bir ürünü olarak ortaya koyduğu Kültür İmleri dizisinden bir seçkiyle yer alacağı sergi, uzun bir sürenin ardından Eskişehir izleyicisiyle yeniden buluşacak. Küratörlüğünü Hayri Esmer ve Rıdvan Coşkun’un yaptığı sergi, sanatçının ‘Benim sanatım otobiyografim üzerine kuruludur’ söyleminin bir parçası olarak, başlangıcından bugüne uzanan süreçte yaşadığı düşünsel, biçimsel değişimlerinin ve arayışlarının bugününe odaklanıyor. Yapıtlarında dil olarak çağdaş/gündelik kodlar kullanmakla birlikte, köken olarak yaşadığımız bu coğrafyanın kültür birikimleri olan Hitit, Frig, Hatti, Grek’i sahiplenerek kendi bileşenine dönüştüren Akdeniz, bununla birlikte Halil Akdeniz, Anadolu kültürlerini de aşan evrensel bir bakış açısına sahip. Gerek bugün küresel dünyanın problemlerini temsil eden simgeleri kullanması, gerekse öteki kültürlere yaptığı atıf ile Halil Akdeniz, Anadolu kültürüyle özdeşleştireceğimiz bakışın önüne geçer. Yapıtları, yeni bileşenleriyle çok katmanlı bir tarihin karakterini içinde saklı tutan ve bizi farklı kültür gelenekleriyle ile yeniden yüzleştiren bir mecra haline gelir. İzleyiciye zamanlar arası/kültürlerarası bir deneyim yaşatabilen katmanlar arasındaki bu tarihsel yolculuk, onlara köklü bir tarih vurgusunu güçlü bir şekilde sunar. Böylece çok kültürlü bir yaşam kimliği, onun yapıtlarında dönüşerek yaşamına devam eder.

9. Çağdaş İtalyan Filmleri Haftası, Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi (ÇSM) ev sahipliğinde başladı.

Festivalin açılış konuşmasını yapan Çankaya Belediyesi Başkan Yardımcısı Nafiz Kaya, her yaştan binlerce sinemaseveri dünya filmleri ile buluşturduklarını belirterek, “Sanat merkezlerimizde Latin Amerika Filmleri Festivali, Gezici Film Festivali, Çocuk Filmleri Festivali, İngmar Bergman sergilerinin yanı sıra İtalyan Filmleri Festivali’ni ağırlamaktan gurur duyuyoruz” dedi.

İtalya Büyükelçisi Luigi Mattiolo ise, Türkiye’deki görev süresinin bittiğini belirterek, Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen’e tüm bu süreç boyunca kültür sanat etkinliklerine ve iki ülke arasındaki dostluğun gelişmesine verdiği katkılar nedeniyle teşekkür etti.

FİLMLER 19.00’DA
Riccardo Milani’nin 2018 yapımı “Otobandaki Kedi Gibi” filminin gösterimiyle açılan festivalde, “Güneş kalp aşk, Daniele Vicari, 2016”, “Mekan, Paolo Genovese, 2017”, “Temiz kalpler, Roberto De Paolis, 2017”, “Hayat bu, Francesca Mazzoleni, 2018”, “Evin gibisi yok, Gabriele Muccino, 2018” filmleri de yer alacak.

ÇSM’de hafta boyunca 19.00’da başlayacak gösterimlerin tamamı ücretsiz.

Maltepe Belediyesi’nin kasım ayındaki sanat etkinlikleri kapsamında, Serpil Tinci’nin “Kırmızı Hasat” isimli ikinci kişisel resim sergisi, Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde açıldı.

Tinci, 2005 yılında Ordu Fatsa’da açtığı çağdaş resim sergisi ve yer aldığı birçok karma serginin ardından, ikinci kişisel sergisini Maltepe Belediyesi’nin ev sahipliğinde açmaktan büyük mutluluk duyduğunu söyledi. Aklından geçen düşünceleri ve hissettiği duyguları birleştirerek, kırmızı ve tonları ile tuvale aktardığını ifade eden Tinci, “Kırmızı çok çarpıcı bir renk. Benim için tutkuyu, dikkati, protestoyu, ölümü, aşkı, sevgiyi ifade ediyor. Kırmızı, düşünce ve duygularımın, tepkilerimin, gördüklerimin hasadı oldu. Benim izlenimlerim, yanılsamalarım, cevaplarım. Kırmızıdan vazgeçmeyi düşünmüyorum” dedi. Sergi, 18 Kasım’a kadar Galeri Maltepe’de ziyarete açık olacak.

Kahramanmaraş’ta 5. Uluslararası Kitap ve Kültür Fuarı nedeniyle kent merkezindeki ağaçlar ile refüjdeki çiçekler 10 bin kitapla süslendi.

Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesince düzenlenen 5. Uluslararası Kitap ve Kültür Fuarı nedeniyle kent merkezindeki ağaçlar kitaplarla donatıldı.

Bugün açılışı yapılacak fuar nedeniyle ağaçların kitaplarla süslenmesi kent sakinlerinin ilgisini çekti. Sabah saatlerinde işlerine gitmek için evlerinden çıkanlar, caddelerdeki ağaçlardan kitapların sarktığını görünce şaşkınlıklarını gizleyemedi.

Okula giden kimi öğrenciler de hem kaldırımdaki ağaçlara hem de refüjdeki çiçeklere asılan kitapları inceledi.

Merkez ilçelerin caddelerinde de yapılan çalışma kapsamında 10 bin kitap kullanıldı.

Bazıları ağaçlardan sarkan kitapların fotoğrafını çekerken, bazıları da okumak için kitapları topladı.

Siirt’in Tillo ilçesinde tescillenen yaklaşık 250 yıllık mezarlıkta temizlik, kazı, restorasyon ve konservasyon çalışması sürüyor.

Siirt’in Tillo ilçesinde Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğünce tescil edilen yaklaşık 250 yıllık mezarlık, yapılan çalışma ile geçmişe ışık tutuyor.

İsmail Fakirullah Hazretleri Türbesi’yle UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan Tillo’daki Sultan Memduh Hazretleri Mezarlığı’nda, belediyenin talebi doğrultusunda başlatılan temizlik, kazı, restorasyon ve konservasyon çalışması devam ediyor.

Batman Müzesi Müdürlüğü ve Mardin Artuklu Üniversitesi (MAÜ) Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Zekai Erdal’ın bilimsel danışmanlığında mezarlık alanında 5 Haziran’dan bu yana sürdürülen çalışmalarla bölgenin tarihine ışık tutan bilgiler elde ediliyor.

“Amacımız nesillere sağlam bir şekilde aktarılması”
Dr. Öğr. Üyesi Erdal, yaptığı açıklamada, Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğünün onayı doğrultusunda mezar taşlarına mekanik ve kimyasal müdahalelerin yerinde gerçekleştirildiğini söyledi.

Bozuk ve dağınık olan pehle taşları ile baş ve ayak şahidelerinin usulüne uygun şekilde birleştirildiğini dile getiren Erdal, “Dağınık ve yıkık olan bu alan tekrardan ayağa kaldırılarak ülkemizde mezar taşı üzerinde çalışan kişilerin istifadesine sunulmuştur. Esas amacımız buranın gelecek nesillere sağlam bir şekilde aktarılmasıdır.” dedi.

Mezarlığın Sultan Memduh’un türbe ve camisine yakın olduğunu belirten Erdal, 18. yüzyıldan bu yana mezarlıkta gömü işleminin devam ettiğini anlattı.

Türkiye’de balenin gelişimini ele aldığımız yazı dizimizin yeni bir bölümünü daha sizlerle paylaşıyoruz.

Türkiye ‘de Bale Eğitimi -1
Türkiye ‘de Bale Eğitimi -2
Türkiye ‘de Bale Eğitimi -3
Türkiye ‘de Bale Eğitimi -4

Türkiye’de baleyi kurumsallaştırma çabaları 60’larla birlikte meyve vermeye başlamış, hatta bu yeni sanat halkın büyük ilgisini ve beğenisini kazanmayı başarmıştı.

The Times Gazetesi’nde o dönem yayınlanan uzun bir yazıda “Türkler bale seyretmek için gecenin üç buçuğunda kuyruğa giriyor” başlığını kullanılmıştı.

1961’de Amerikalı Todd Bolender, konservatuvar öğrencileri için Dünyanın Yaratılışı ve Still Point adlı iki ayrı bale hazırladı. 62-63’te Andree Howard’ın koreografisiyle Gençler Balosu, Ölüm ve Genç kız ve Veneziena baleleri sergilendi.
Yine Howard’ın koreografisi olan Esrarengiz Engeller adlı eserin özelliği ise Türkiye’de ilk kez bir koreografın, profesyonel dansçılarımız içinde hazırladığı özgün bale olmasıdır.

Sayıca az olan ama tam bir topluluk oluşturabilen Devlet Konservatuvarının grubuyla 63-64 yılları arasında Ninette de Valois daha fazla ilgilenmeye başladı. Valois, Joy Neşton ve Lorna Munsfordu Uyuyan Güzel balesini sahneye koymaları için Türkiye’ye yolladı. Tchaikovsky’nin ölümsüz müziği üzerine Marius Petipa’nın yarattığı dünyadaki az sayıda topluluk tarafından sergilenen Uyuyan Güzel’de başrol Meriç Sümen, Ferit Akın, Gülcan Tunççekiş ve Sait Sökmen tarafından dönüşümlü olarak sahnelendi.

Yine aynı yıl Valois’in dramatik anlatıma ağırlık veren Satranç balesi de temsil edildi.

7 yıllık deneyimlerine karşılık dünyada belli başlı toplulukların sahnelemeye cesaret edebildiği büyük bale eserlerini sahneye koyan ilk mezunlar, büyük beğeni topladı.

Bundan sonra önemli olan klasik bale tekniği üzerine Türk motifli özgün eserlerin yaratılmasına gelmişti.

Bu kapsamda Valois, Feridun Tüzün’ün Anadolu Suiti müziği üzerine Çeşmebaşı koreografisini hazırladı. 1965’te sergilenen Çeşmebaşı, Türk balesinin bambaşka bir boyuta geçmesini sağladı. Eserin belirgin bir konusu olmasada herhangi bir Türk köyünden sahneler yansıtması; suya giden kızlar, satıcı kadınlar, köy davulcusu, çingeneler, Karagöz ve Hacivat’ın bu tek perdelik eserin içinde bulunması dikkat çekiciydi.

Türk Bale repertuvarına ‘İlk Türk balesi’ olarak giren ve belki de en çok tanınan eseri olan Çeşmebaşı önemini bugün de hala korumaktadır.

Çeşmebaşı’nın sergilenmesiyle birlikte bale repertuvarı daha da genişlerken bir yandan yeni mezunlar da topluluğa katıldı.

29 Ekim 1965’te devlet balesinin başka bir başarısı daha yaşandı. Valois’nın rejisiyle bu tarihte dört perdelik Kuğu Gölü balesinin tamamı sahnelendi. Klasik balenin en önemli eserlerinden olan Kuğu Gölü birçok ülkede yalnızca ikici perdesiyle sahneye konmaktaydı. 1958’deki öğrenci temsilinden sadece 8 yıl sonra klasik balenin dört perdelikr zor bir eserini oynamak gerçekten büyük bir başarıydı.

Elazığ’ın tarihi Harput Mahallesi’nde ‘Ejderha Taşı’ olarak bilinen ve efsaneye konu olan dev kaya bloğu, turizme açılacak.

Elazığ’ın tarihi Harput Mahallesi’ne 2 kilometre uzaklıkta bulunan, görünümüyle bir ejderhaya benzetildiği için Ejderha Taşı olarak adlandırılan 520 metrekarelik alanı kaplayan kaya bloğu, Elazığ Belediyesi Koruma Uygulama ve Denetim Bürosu (KUDEB) tarafından koruma altına alındı.

Yöre insanı tarafından hakkında anlatılan efsane, kitaplara da konu olan taşın, yapılacak çalışmanın ardından turizme kazandırılması hedefleniyor.

KUDEB sorumlusu ve sanat tarihi uzmanı Kadir Atıcı, yaptığı açıklamada, antik çağlardan itibaren Anadolu’nun önemli yerleşim merkezlerinden biri olan Harput’un Urartu, Pers, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı gibi medeniyetlere ev sahipliği yaptığını belirtti.

Bu yönüyle Harput’un asırlar öncesinden bugüne uzanan tarihi dokusunun yanında çok zengin yazılı ve sözlü kültürel bir mirasa da sahip olduğunu ifade eden Atıcı, tarihi mahalledeki Ejderha Taşı ve buna dair efsanenin bu durumun bir yansıması olduğunu kaydetti.

Yöre halkı tarafından bir efsaneye konu edilen taşın zamanla tahrip olması ve üzerinin toprakla örtülmesi üzerine çevresini temizleyerek koruma altına aldıklarını ifade eden Atıcı, şöyle konuştu:

“Ejderha Taşı doğal kaya olması sebebiyle yıllardır yerinde mevcut duruyordu fakat üzerinde çok ciddi bir şekilde toprağın yığılması ve bugüne kadar koruma altına alınmaması sebebiyle yok olmaya yüz tutmuştu. Elazığ Belediyesi olarak unutulan sözlü kültürümüzden bir nebze de olsa istifade edebilmemiz için hemen çevresinde bir düzenleme çalışması yaptık. Üzerindeki dolgu toprağı tamamen aldık, Ejderha Taşı’nı görünür hale getirdik.”