Şunun için etiket arşivi: Yazar

Ege GÖRGÜN ‘ün 10 şubat 2012 tarihinde “Halkın Gazetesi BirGün ” ‘de  “Eleştirel Kültür” bölümünde yayınlanmış yazısıdır. ( Kaynak Linki Yazının altındadır)

 

Son Mohikan’ın Sonu

1001 Roman’dan çıkan Mohikan adlı çizgi romanda, James Fenimore Cooper’ın ünlü romanı Son Mohikan’ın kahramanı Nathaniel “Natty” Bumppo’yu  yeni bir maceraya atılıyor.  

 19. yüzyılda hala kurulma aşamasında bir ülke olan ABD’nin az sayıdaki ünlü yazarından biri olan James Fenimore Cooper’ın ünlü kahramanı Nathaniel “Natty” Bumppo ilk kez 1823’te yayınlanan The Pioneers (Öncüler) romanında ortaya çıkar. Nat beyaz anneden babadan doğmuş olsa da Kızılderililer’in (Deleware) arasında büyüyüp korkusuz ve becerikli bir savaşçı olmuştur. Menzili çok geniş uzun namlulu tüfeğiyle imkansız isabetler kaydedebilmesi sayesinde Şahin Göz lakabını almıştır. (Bu kısa kurmaca biyografi bile, yine Bonelli’den çıkan Ken Parker ve Büyülü Rüzgar çizgi romanlarındaki esinlenmeleri fark etmek için yeterli.)

Cooper’ı ve kahramanını Natty Bumppo’yu dünya çapında şöhrete kavuşturan ise 1826 yılında yayınlanan Son Mohikan (The Last of the Mohicans) oldu. Amerika’nın belki de ilk best-seller’ı olan bu popüler eserin farklı zaman dilimlerinde geçen üç devam romanını daha yazdı Cooper.  Bu beş kitap Learherstocking (Deriçoraplar) serisi olarak bilinir.

Siyah beyaz çizgi roman yayıncılığının İtalya’daki amiral gemisi Sergio Bonelli Editore’nin kısa süre önce start verdiği ve başlayıp biten, roman tadında maceralara sahip çizgi romanlardan oluşan yeni serisinin dördüncü kitabı Mohican. Paolo Morales, Cooper’ın kahramanı için sıfır kilometre bir macera yazmış, Mister No ve Teks çizeri olarak tanıdığımız Roberto Diso da resimlemiş.

 

Hikaye, 1750’lerde geçen Son Mohikan’ın trajik finalinden başlıyor. Eseri okumasalar da, Michael Mann’ın 1992 tarihli sinema uyarlamasından hatırlayacabilecekleri bu finalde Huron savaşçısı Magua, Deleware şefi Chingachook’un tek oğlu Uncas’ı babasının gözleri önünde öldürür. İşte bu olayın hemen ardından 20 sene sonrasına gidilir. Nat ve artık kabilesinden geri kalan tek kişi olan Son Mohikan Chingachook üç kişilik dindar bir aileye çok tehlikeli bir yolculukta rehberlik yapmak üzere tutulurlar. Yol boyunca hayatta kalmak adına Kızılderililere ve İngilizlere karşı varlarını yoklarını ortaya koymak zorunda kalacaklardır. Hikaye tamamına ermeden George Washington gibi tarihi bir kişilikle de tanışma fırsatı bulacağınızı belirtelim.

Evvelliyatı olan oturmuş karakterleri sayesinde dramatik yönü güçlü bir hikayeye sahip olan Mohican, Roberto Diso’nun çok başarılı savaş sahnelemelerine rağmen serüven duygusu anlamında sıradan bir yol western’inden öteye geçemiyor. Hikayenin James Fenimore Cooper ile finalize edilme şekli ise hem zekice hem de “kahramanın babasına” olan vefa borcunun ödeniyor olması açısından da “yakışıklı” olmuş.

Son olarak, başta Sighma olmak üzere, Bonelli’nin bu harikulâde serisinin Türkiye’de yayımlanan Mohican, Dragonero ile Göz ve Karanlık dışındaki kitaplarını da okumak istediğimizi çizgi roman yayıncılarına iletelim buradan.

 

 

Kaynak :

Orjinali için : http://www.birgun.net/elestirelkultur_index.php?news_code=1328882632&year=2012&month=02&day=10


Eğer bir sinemacı filmine basın gösterimi yapmıyorsa, bunun çok net bir anlamı var: “gelecek ilk yorumlardan çekiniyor” demektir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Türk Sineması’nın en pahalı yapımı diye tanıtılan Fetih 1453’e basın gösteriminin yapılmaması ve eleştirmenlerin, Perşembe günü 14.53’te gerçekleştirilecek ilk seansta filmi izlemeye davet edilmesi SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) üyelerini zora soktu. 

Sinemamuzik.com’un haberine göre; hafta sonu ekleriyle, Cuma günü yayımlanan film eleştiri köşelerinin teknik olarak daha önce hazırlanması sonucu bu hafta Fetih 1453 gibi iddialı bir yapıtla ilgili görüşlerini yazamayacak olan kalemler, yönetmen Fatih Aksoy’un (Recep İvedik´i de basına önceden göstermedi) bu kararıyla ilgili çeşitli görüşler ileri sürdü. Bir bölüm eleştirmen, Aksoy’un filmin ticari şansını riske sokmamak için böyle davrandığını iddia ederken, diğerleri de yönetmenin istediğini yapma özgürlüğünün bulunduğunu, ancak eleştiri müessesinin de işlemesi gerektiğini söylüyor.

Filmin basın tanıtımını üstlenen Filiz Öcal ise yönetmenin filmin uğrunu bozmamak için basın gösterimi düzenlemediğini, daha önce Mahsun Kırmızıgül’ün New York’ta Beş Minare’de yaptığı gibi SİYAD üyelerine bir tavrın söz konusu olmadığını belirtti.

Fetih 1453 Filminin Fragmanı

http://youtu.be/sZDVMMi9qio
İşte, SİYAD üyelerinin Faruk Aksoy’un kararıyla ilgili değerlendirmeleri: 

ALİ ULVİ UYANIK: ‘ Türkiye´nin en büyük bütçeli filmi olduğu iddiasındaki “Fetih 1453″ün öyküsündeki odak tarih 29 Mayıs 1453 . Bu tür, tarihin dönüm noktası olarak kabul edilen büyük olayları konu edinen filmlerde yıldönümleri esas alınır. Mesela ticari anlamda risk alınarak 29 Mayıs 2012´de vizyona çıkarılabilirdi. Ancak vizyon tarihi 16 Şubat 2012 ve 1453 yılı saat 14:53 yapılmış (yani 14:53´te tüm sinemalarda başlayacak). Bu ´zorlama pazarlama buluşu´ tamamıyla anlamsız. Keşke salı günü gösterime çıkarılsaydı… Çünkü birazcık tarih bilgisi olan bilir ki, İstanbul fethindeki nihai gün olan 29 Mayıs 1453, salıdır…Ve salı günü, kimi Ortodosklar tarafından ´uğursuz gün´ olarak kabul edilir. Bunun dışında, filmin basında çıkacak taze yorumlardan kaçırıldığını düşünmüyorum.

BURAK GÖRAL : ‘… Tabi ki bir eleştirmen olarak her filmin bir ön gösteriminin olmasını ve yazdığımız mecralarda o filmi “zamanında” yazmayı isterim. Ama bir yapımcının da filmini eleştirmenlere erkenden gösterip göstermemesi konusunda özgür olduğunu düşünüyorum. Benim için önemli olan yapımcının bu kararını üslupsuzca veya saldırganlıkla uygulamayıp bundan bile promosyon çıkartmaya çalışıp çalışmadığı… “Fetih 1453″ün yapımcısı da doğrudan gişeye oynadığı filminin alabileceği herhangi bir negatif eleştiriyi daha ilk günden basında görmek istemeyebilir… Ya da bunu bir “totem” yapmış da olabilir. Ama sosyal medyanın çok hızlı ve etkili bir şekilde çalıştığı bir çağdayız. Sanırım yapımcıların artık bu ‘kişisel medya gücü’nün de farkına varıp stratejilerini yeniden düzenlemeleri gerekiyor…

CUMHUR CANBAZOĞLU: ‘ Yönetmenin yarattığı sanat eserini nasıl insanlara aktaracağı ya da tanıtacağı, pisasanın dayattığı bir takım kurallara ne kadar uyacağı tamamen kendi tekelinde. Ancak, Fetih 1453 gibi, aylardır her platformda tanıtımı yapılan, son derece iddialı sloganlarla pazarlaması gerçekleştirilen bir eserin, iş eleştirmenlerin izlemesine gelince ‘uğru kaçar’ diye saklanmasının profesyonel bir davranış olmadığı kanısındayım´.

CÜNEYT CEBENOYAN: Filmlerin basına gösterilmemesi kötü; işimizi yapmamızı engelliyorlar bu şekilde. Kamuoyunun bilgilenmesinin engellendİğini düşünüyorum açıkçası’.

ERKAN AKTUĞ: ‘ Elbette yapımcı basın gösterimi yapmak zorunda değildir, yapmama hakkı vardır ama bu durum uygar dünyada şık durmaz . İlk bakışta filmi sinema yazarlarından kaçırmak, kötü eleştirilerin önüne geçmek için basın gösterimi yapılmıyor izlenimi doğsa da ‘filmi köşe yazarlarına göstermek’ gibi başka özel gösterimler de yapılmadığı için bana daha çok bir pazarlama stratejisi gibi geliyor. Merak duygusunu iyice körükleyerek filmi ilk etapta milyonların izlemesi hedefleniyor bence. Ama istedikleri kadar basın gösterimi yapmasınlar, biz Radikal olarak filmi ilk seansta izeyip iyi ya da kötü bilmiyorum eleştirisini yayımlayacağız.’

MEHMET AÇAR: ‘Basın gösterisi ya da gala, yapımcıların tasarrufudur. Yaparlar ya da yapmazlar, bu onların bileceği bir iştir. Kimse karışamaz. Basın gösterisi sinema yazarlarının işlerini kolaylaştırır. Yazılarını erkenden yazar ve filmin gösterime girdiği güne rahatlıkla yetiştirirler. Filmlerini eleştirmenlerden uzak tutmak isteyenler basın gösterisi yapmamayı tercih edebilir. Ama “Fetih 1453” gözlerden uzak tutulabilecek bir film değil. Fetih 1453´ün basında yazan herkesin görüş bildireceği filmlerden biri olacağı kesin. Sonuç olarak, gala ve basın gösterisini kaldırıp direkt seyirciyle buluşmayı tercih etmesi, yapımcının en doğal hakkıdır. Bunun tek sonucu, bizim yazılar, yorumlar ve görüşler biraz gecikecek.’

MURAT ERŞAHİN: ‘ Eleştirmenlerin önemsenmediğini düşünüyorum. Aynı zamanda ‘yaratıcılık içermeyen’ bir seçim olarak değerlendirebiliriz’.

MURAT ÖZER : ‘”Bir filme basın gösterimi yapılmaması, bir eleştirmen olarak hiçbir zaman onaylayacağım bir durum değil. Ama işin bir de başka bir boyutu var ki, o da ´eser´ (ya da ürün) sahibinin onu istediği biçimde değerlendirme hakkı. Filmine güvenmiyor olabilir, filminin eleştirmenlerce sevilmeyeceğini düşünüyor olabilir ya da filmin ulaşmasını beklediği kitle için ´eleştirmen görüşü´nün gerekli olmadığını hissediyor olabilir. Anlayacağınız, birçok sebebi olabilir filmi eleştirmenlere göstermemesinin. Sonuçta, eleştirmenin görevi de o filmi izleyip yazmak olduğuna göre, bu ´engel´e rağmen görebilir filmi ve eleştirisini yapabilir, bir-iki gün gecikmeyle de olsa. İşin doğrusu, her filme basın gösterimi yapılması, eleştiri kurumunun yolunun açık tutulması tabii ki. Ama bazı filmlere basın gösterimi yapılmadı diye de karalar bağlamanın anlamı yok.”

NİL KURAL: “Bir filmin basın gösterimini yapıp yapmamak, tabii ki filmin ekibinin alacağı bir karar. Ancak daha önce de yaşadığımız benzer sorunlarda da olduğu gibi bu bizim meslek grubu olarak işimizi zamanında yapmamızı, film gösterime girdiği hafta yayınlanacak yazıların önünü kesiyor. Bunun da meslek görevleri açısından hoş bir tavır olmadığını belirtmekte yarar var.”

OKAN ARPAÇ: ‘Bu kadar reklamı yapılan, büyük paralar dökülen bir film, zaten eleştirmenler ne yazarsa yazsın gişeleri sallayacak. Ön gösterimi bu kadar ´mantıksız´ bir gün ve saatte yapmak, neyle açıklanabilir? Kopya mı yetişmiyor? Film eleştirmenlerine ihtiyacımız yok mu deniyor? Gelebilecek negatif eleştirilerden mi korkuluyor? Oldu olacak son gün de yapmasalardı o gösterimi… Elbette yönetmenin, yapımcının vs. takdiridir… Olumsuz herhangi bir şey belki filme uğursuzluk getirir diye düşünüyorlardır? Peki ya teknik bir aksilik olur da, film tam 14:53´te perdeye yansımazsa yine ´bir uğursuzluk olduğu´na mı inanacaklar? Bu arada umarız bir sonraki filmleri fütüristik bir bilimkurgu olmaz. Örneğin 2453´te geçen bir filmi, gece yarısı 24:53´te izlemekle; 1453 – 14:53 mantığı arasında herhangi bir fark yok çünkü…

OLKAN ÖZYURT : ‘ Eğer bir sinemacı filmine basın gösterimi yapmıyorsa, bunun çok net bir anlamı var: Filmi sinema yazarlarına ve basın mensuplarına önceden göstermek istemiyor, gelecek ilk yorumlardan çekiniyor demektir. Çünkü bu ilk yorumların kamuouyu nezninde bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Farklı nedenlerden dolayı geçmişte basın gösterimi yapmayan sinemacılar oldu. Ama nedenleri ne olursa olsun, basın gösteriminin sinema sektöründe olağan hale geldiğinden dolayı bu tavır ´hoş´ gelmiyor bana. Ki böyle durumlarda gereksiz yere çeşitli spekülasyonlar ortaya çıkıveriyor. 1453 sezonun merak edilen, iddialı filmlerinden biri. Bu merakın nedenlerinden biri aylardır yapılan PR çalışmaları. Şimdi sinema sektörü için PR çalışmasının önemini kavrayıp buna uygun şekilde yol alırken, sektörün bir diğer olağan uygulaması olan basın gösterimini yapmamak bir tutarsızlık örneğidir. Ama bu filmin garip bir kaderi var. Bir taraftan Hollywood ile ilgili haberlerini okuyorum diğer taraftan haciz haberleri…

SELİN GÜREL : ‘ Sinema yazarlarına gösterilmeyen filmler, genel olarak iki ihtimali akla getiriyor: Ya film, dağıtımcısı tarafından yeteri kadar önemsenmiyor ya da filmin vizyona girdiği gün çıkacak eleştirilerin izleyiciler üzerinde olumsuz bir etki yaratmasından çekiniliyor. Fetih 1453 için ikincisi geçerli. Ancak işin içinde başka hesaplar da var. Faruk Aksoy belli ki haftalardır tanıtımını yaptırdığı filmine çok güveniyor. Filmin teknik açıdan büyük bir iddiası var ve asıl arzu edilen, izleyicinin filmi bu açıdan takdir etmesi. Ayrıca Osmanlı ruhunu gündelik hayatın bir parçası yapan popüler bir TV dizisi de Osmanlı sempatisinin altyapısını zaten kurmuş durumda. Dolayısıyla yaratılan bu illüzyonun bozulmaması için izleyicinin kafasında hiçbir önyargıya yer açmaması gerekiyor. Sinema yazarlarının bu noktada tehlike arz ettiği düşünülmüş olmalı. Ancak bu korkuyu alt etmenin yolu basın gösterimi yapmamak değil.

SERDAR AKBIYIK: ‘ Yapımcıların vizyona çıkacağı filmler için basın gösterimi yapmamasını kaçamak bir tavır olrak algılıyorum. Fetih 1453 özelinde ise bütün gösterimlerinin perşembe günü 14.53 te başlatmak gibi bir tercihi var. Film çok para harcanmış bir yapım bu anlamda eleştirmen seyreder yazısıyla filme zarar verir düşüncesinin fazla etkili olduğunu düşünmüyorum. Ama yine de basın gösteriminin yapılması daha etik olurdu filmin yapımcıları adına…’

ŞENAY AYDEMİR: ‘ Bir fimle basın gösterimi yapıp yapmamak yapımcının bileceği iş tabii ki. Bunu çeşitli gerekçelerle yapabilirler. Kimisi filmini ´eleştirmenlerin önüne atmak istemez´, kimisi de ´uğur yapar.´ Ama böyle bir hakka sahip olmak, bu eylemin ´şık´ olduğu anlamına da gelmez. Sonuçta eleştirmenler de bir tür ´kamu hizmeti´ yapıyorlar. Yani o haftanın filmleri hakkında okura bilgi vermekle yükümlüler. Onların bu görevlerini yapmalarına bir tür ´engel´ çıkarmak da doğru bir yöntem olmasa gerek. Asıl sorun, filmini medyadan kaçıran yapımcıya karşı, medyanın filmden kaçma şansının olmaması. Yani yapımcı filmini kaçırma hakkına sahipse, medyada da o filme sayfalarını ayırmama hakkına sahip olmalı. Ancak ´ilan-reklam´ dengesi ve bir türlü anlamadığım ve sanırım asla anlayamayacağım ´medyadaki rekabet ahlakı´ yüzünden bu hiç gerçekleşmeyecek. Başka gazetelerde olmayan haberi aramak yerine, her yerde olacak haberi çalıştığımız gazeteye koyabilmek için çırpınıp duracağız!’

 

 

 

Kaynak : http://www.sabah.com.tr

Ünlü ve pahalı tabloların ressamı Van Gogh, ilgi çekici bir sergileme biçimiyle ilk kez Türkiye’de. İlaç firması Abdi İbrahim’in 100. yıl kutlaması vesilesiyle İstanbul’a getirdiği sergide, 40 projektör 3 bin görüntüyü duvarlara yansıtıyor.

Van Gogh, resimlerine çarpıcı hayat hikayesinden daha fazla aşina olduğumuz bir ressam. Dünyanın en pahalı resimleri arasındaki eskizlerinin ve tablolarının imajları çeşitli yerlerde sıkça karşımıza çıkıyor ne de olsa… Sanat tarihinin büyük isimleri arasında kendisine yer bulmayı, ‘kararsızlığın’ hakim olduğu 37 yıllık kısa bir ömürde başarmış. Üstelik yağlıboya, suluboya ve karakalem çalışmalarından oluşan yaklaşık 2 bin eserini, yani ressamlığını bu kısa ömrün son 10 yılına sığdırmış. En popüler ve pahalı resimleriniyse sadece son iki yılına…
Van Gogh’un sözünü ettiğimiz on yılı, bu sırada yaşadığı yerler, yaptığı resimler önceki gün açılan ilgi çekici bir serginin konusu. İlaç firmalarından Abdi İbrahim’in 100. yılı vesilesiyle Karaköy’deki ‘Antrepo No;3’ galerisinde açtığı sergi ‘Van Gogh Alive’ başlığını taşıyor. İşin ilgi çekici yanı ressamın tabloları ve son   10 yılının önemli anlarıyla ilgili üç bin görselin 40 projektör tarafından galerinin duvarlarına yansıtılması. Görüntülerin klasik müzik eşliğinde, bir hikaye anlatırcasına akıp gittiği yarım saati bulan bu seyirliğin yeni bir sergileme biçimi olduğu söylenebilir. Van Gogh resimleri, resimlerin büyütülmüş detayları, onun yaşadığı yerler, kardeşine yazdığı mektuplar etrafınızda dolanınca kendinizi ressamın dünyasına girmiş gibi hissedebiliyorsunuz.
Sistem, ‘Sensory 4’ adlı gelişmiş bir teknolojinin ürünü. Avustralya merkezli bir firma tarafından tasarlanan serginin dünya prömiyeri önceki aylarda Singapur’da gerçekleştirilmiş. 15 Mayıs’a kadar İstanbulluları ağırlayacak, ardından ekimde Ankara’daki Cer Modern’e gidecek. Galerinin fuayesinde Van Gogh resimlerinin kullanıldığı defter, tişört, çanta gibi ürünlerin satıldığı bir stand da var. Giriş öğrenciler için 8, diğer kişiler için 15 TL.

Dahi ilan edildiğinde ‘akıl hastanesi’nde yatıyordu
Van Gogh’un (1853-1890) yaşamı zorluklar, bu zor koşullara bağlı karasızlıklar, ruhsal iniş çıkışlar içinde geçmişti. Resimleri de bu hayatın izlerini fazlasıyla taşıyordu. Hikayesinin dikkat çekici bazı yanlarını bazı başlıklar altında kısaca aktaralım.
İş hayatında kararsızdı ve hiçbir yere ait olmadı
Babası bir Protestan rahibiydi. Mektuplarından birinde bahsettiği şekliyle ‘kasvetli, soğuk ve kısır’ bir çocukluk geçirdi. Henüz 15’indeyken amcasının önerisiyle Hollanda Lahey’deki bir sanat galerisinde iş buldu. Galerinin Brüksel, Londra ve Paris ofislerinde çalışıp iyi para kazanırken içine kapandı ve dindarlaştı. İşini bıraktı. Londra’da öğretmenliğe başladı ardından döndüğü Hollanda’da kitapçılığa… 1887’de teoloji okumak için Amsterdam’a gitti ama kısa sürede vazgeçti. 1879’da misyonerlik yapmak için Belçika’da madencilerin bulunduğu Borinage’a yerleşti. Daha iyi ilişki kurmak için onlar gibi kötü koşullarda yaşamaya başlarken kilise, rahipliğin imajını zedelediği için işine son verdi. 1880’de galerici kardeşi Theo’nun önerisiyle resim kariyeri yapmayı düşündü. Güzel sanatlar okumak için Brüksel’e gitti ama bu okuldan da vazgeçti. Daha sonra bu güzel sanatlar okuma işini bir kez daha deneyip vazgeçecekti. Lahey’de başlayan ressamlığı boyunca da, sıkıntılar, zorluklar, sağlık bozuklukları nedeniyle bir yerde düzenli biçimde yaşamadı. Geçimini kardeşinin maddi desteğiyle sağlıyordu. Hollanda’da Nuenen ve Anvers’te kaldıktan sonra 1886’da Paris’teki kardeşi Teo’nun yanına yerleşti.1888’de ideali olan bir sanat çevresi kurmak için Fransa’nın güneyindeki Arles’e, 1889’daysa akıl hastanesinde kalmak için Saint-Remy’e gitti.

Kadınlarla ilişkisi istediği gibi gitmedi 
19 yaşındayken galerideki işi nedeniyle Londra’da geçirdiği günlerde, kaldığı evin sahibinin kızından hoşlanıyordu ama karşılık bulamadı. Resim yapmaya karar verdiği ilk zamanlarda kendisinden yedi yaş büyük dul kuzenine aşık olmuştu. Evlenme teklif etti fakat reddedildi. 1882’de Sien adlı ‘hayat kadınıyla’ tanıştı ve onu çocuğuyla birlikte evine aldı. Sien’in kısa bir süre sonra doğacak çocuğuna da baktı. Van Gogh Sien’in pek çok resmini yaparken ailesinin baskıları nedeniyle 1883’te ondan ayrıldı. 1885’te kendisine modellik yapan kadınlardan biri hamile kalınca kasabanın rahibi Van Gogh’un kadın modellerle çalışmasını engelledi. Ömrünün son zamanlarında, 1888’de kestiği kulağını bıraktığı kişi genelevdeki Rachel’di…

Dahi bir ressamdı 
1880’de yapmaya başladığı resimleri 1985’ten itibaren Paris’te dikkat çekmeye başladı. Bugün ilk önemli eseri olarak kabul edilen ‘Patates Yiyenler’i de o yıl yapmıştı. Resimleri ilk kez yine bu yıl Lahey’deki bir galeride sergilendi. O sıralarda henüz canlı renkler kullanmıyordu ve kasvetli tablolarının yeterince satmadığı konusunda kardeşine dert yanıyordu. Paris’te izlenimcilerin resimlerinin çok sattığını söyleyen kardeşinin önerisi canlı renkleri kullanması yönündeydi. Paris’e taşındığında bu öneriye ikna oldu. 1887’de burada ressam Paul Gauguin’le tanışıp dostluk kurdu. İdeali, bir sanat çevresi oluşturmaktı ve bunun için Fransa’nın güneyindeki Arles kasabasına yerleşti. Bir süre sonra Gauguin’i de buraya davet etti.
Dengesiz bir rusal yapıya sahip bu iki arkadaşın resim hakkındaki tartışmaları bazen epey stres yaratıyordu. Tartışmalarından birinin ardından Gauguin evi terk edince Van Gogh sol kulağının alt kısmını kesti ve bir geneleve bıraktı. Ertesi gün olayı duyan Gauguin bir daha Van Gogh’u görmedi. Van Gogh hastanede tedaviye alındı. Çıktıktan bir süre sonra halüsinasyonlar ve zehirlenme paranoyası nedeniyle tekrar hastane yolunu tuttu. Tekrar çıktığında kasaba halkı onu istemiyordu. Kardeşinin ikna etmesiyle 1889’da buradan ayrılarak Saint Remy’deki akıl hastanesine yattı. ‘Yıldızlı Gece’yi ve bugünün en popüler Van Goh resimlerini o dönemde yaptı. O en zor dönemini yaşarken resimleri Paris’te ünlenmeye başlamıştı ve Van Gogh’a ‘dahi’ sıfatı yakıştırılıyordu. 1890’da Sanit Remy’dsen ayrılarak Paris’e yakın Auvers-sur -Oise’a geldi. Burada 70 günde 70 resme imza attı. Bir yaz günü resim malzemeleriyle tarlada yürürken tabancayla kendisini göğsünden vurdu. Döndüğü otelde ertesi gün kardeşinin kolları arasında hayatını kaybetti. Son iki yılında kendisini fazlasıyla etkileyen ‘akıl hastalığı’ hakkında 30’dan fazla teori öne sürülecekti.

Yazar : Eyüp Tatlıpınar
[email protected]

Kaynak : http://www.aksam.com.tr

Ülkemizde pek çok dönemde değişik isimler altında sansür uygulanmış ve hepsine de bir kılıf uydurulmuştur. Kimi zaman Kominizim propagandası, kimi zaman müstehcenlik, kimi zaman resmi, kimi zaman gayrı resmi, kimi zaman “Ağzına tükürülerek” veya “Ucubeleştirilerek” gayrı resmi de olsa sanata sansür uygulanmakta… bir adım ileri gidip elbette toplumu korumak için  İnternet sansürü dahi uygulanabilmekte ki kime, neye göre sansür ve algıda yanıltma mıdır sansür?  Örneğin solda kullandığımız resimde “ el ” sansürlenince ne anlaşılıyor? 

 Sansürsüz Sansür Tarihi kitabı Osmanlı’dan günümüze sansür uygulamalarını ayrıntılarıyla anlatıyor. Kitaba göre İstanbul Telefon Rehberi de bir dönem yasaklı eserler arasındaymış…

Bu yılın başında, İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir Fotoğraf Sanatı Derneği (İFOD) tarafından 3 Ocak’ta açılan Aykırı sergisindeki üç fotoğrafı, müstehcen olduğu gerekçesiyle, sanatçıların izni olmadan kaldırmıştı. Böylece kültür sanat dünyası yeni yıla sansürün gölgesinde girmiş oldu. Sinemis Yayınları’ndan çıkan, Nuri Kayış ile Serhat Hürkan’ın yazdığı Sansürsüz Sansür Tarihi 1795-2011 adlı kitaptaki örnekleri görünce, bu coğrafyada sansürün her dönem kendini gizliden gizliye gösterdiğini görüyorsunuz. Öyle ki aradan yıllar geçse bile ‘sansür hikayeleri’ değişmiyor. Örnek mi? 1939 yılında daha önce İstanbul ve Ankara’da izleyicilere buluşan bir sergi, İzmit’te açıldığında üç tablo İzmit’teki savcılık tarafından müstehcen bulunduğu için sergiden kaldırılmış! Kayış ve Hürkan, Osmanlı’dan başlayarak günümüze kadar yaşanan sansür uygulamalarını, 582 sayfaya sığdırmaya çalışmışlar. Her dönem, hemen hemer her kesimden yazar çizer, düşünen insanın sansürden mağdur olduğu görülürken, Türkiye’de yasaklanan kitaplardan birinin de İstanbul Telefon Rehberi olduğunu öğreniyorsunuz. Rehber, yasaklı kitaplar listesinden 1988 tarihinde çıkarılınca bu yasağın varlığı örneniliyor. İşte ‘sansür tarihimizden’ traji-komik manzaralar:
İbni Sina’nın Şifa adlı eseri Maarif Nezareti bütçesinden verilen ödenekle basılırken ‘kitabın zararlı’ olduğu iddia edilir. Baskı durdurulur. Basılıp, ciltlenen nüshalar da yakılır.
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Mürebbiye adlı kitabından aynı adla Ahmet Fehim tarafından sinemaya uyarlanan, bir Fransız mürebbiyenin Osmanlı konağında yaşadığı aşk hikayesini anlatan film, 1919’da Fransız işgal komutanı Franchet D’Esperey tarafından, ‘bir Fransız kızı düşük ahlaklı gösteriliyor’ gerekçesiyle yasaklanır.
1940’ta, Pierre Louys’un yazdığı ve CHP milletvekili Nasuhi Baydar’ın Türkçeye çevirdiği Afrodit adlı roman müstehcen olduğu iddasıyla yargılanır. Dava büyük ilgi görür. Kitap beraat eder ve 5 Nisan 1940’ta satışa sunulur. Üç saat içerisinde kitap tükenir.
1952’de Metin Erksan’ın Aşık Veysel’in hayatını anlatan Karanlık Dünya filmi ‘ekinler cılız, köylüler fakir gösterildiği’ gerekçesiyle yasaklanır.
1954’te Osman Seden’in Kardeş Dursun filmi, İstanbul Boğazı’nın görüntüleri, ‘çıkarma yapabilecek düşman birliklerine yol göstebilir’ gerekçesiyle sansürlenir.
1962 yapımı Halit Refiğ’in yönettiği Şafak Bekçileri filminin sansürlenme gerekçesi ise şöyle: “Filmde uçak düşme sahnelerinin gençleri askerlikten soğutma tehlikesi, hava subayını canlandıran Göksel Arsoy’un üniformalıyken sevgilisiyle öpüşmesi.”
Türk sinemasının başyapıtları arasında bulunan Yılmaz Güney’in yönettiği Umut‘un sansürlerme gerekçesi de oldukça ilginç: “Faytancunun giyim kuşamının fakirliğin sembolü olması…”
Yaşar Kemal’in başyapıtı İnce Memed romanı Lütfi Akad tarafından sinemaya uyarlanmak üzere senaryolaştırılır. Sansür Kurulu senaryoyu ‘Türk devletinin ülkesi ve milletiyle bütünlüğünün bozucu nitelikte olduğu’ gerekçesiyle onaylamaz. Yılmaz Güney’in Memed’i oynaması planlanan film projesi de iptal edilir.
Atıf Yılmaz’ın yönettiği Kemal Sunal’ın rol aldığı Kibar Feyzo‘yu izleyen bir emniyet amiri, filmde komünizm propagandası yapıldığı gerekçesiyle suç duyurusunda bulunur. Atıf Yılmaz ile yapımcı Ertem Eğilmez idam istemiyle yargılanır.
Sabah yazarı Refik Erduran’ın Canavar Cafer adlı oyunu Ankara Birlik Tiyatrosu tarafından birçok şehirde oynanır. Muş Valiliği oyunu yasaklar. Ama oyun Tunceli’de polisler tarafından ödüllendirilir.
 Son yıllardaki örneklerden biri de kitapta kendine yer buluyor: Oğuz Atay’ın Korkuyu Beklerken öyküsünden tiyatroya uyarlanan oyunda, rol icabı sigara içen oyunculara Sağlık Bakanlığı müfettişleri tarafından ceza kesilir.
Ünlü yazar Chuck Palahniuk’un Ölüm Pornosu adlı kitabı müstehcen olduğu iddasıyla yayıncısı ve çevirmeni yargılanır. Çevirmene karakoldaki sorgusunda “Manken misiniz?” diye sorulur.

Devletin tepesi bile Sansürü tavsiye edebilmiş!

Türkiye’nin Oscar aday adayı olan ve Altın Portakal ödüllü Handan İpekçi’nin yönettiği, Kürt sorununa barışcıl bir gözle bakan Büyük Adam Küçük Aşk filmi 2002’de yasaklanmıştı. Kitaptan öğrendiğimiz kadarıyla film, Milli Güvenlik Kurulu’nda bile tartışılmış. Kurul’da dönemin MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç, Kültür Bakanlığı’nın sağladığı kaynaklarla böyle bir film nasıl çekildiğini öğrenmek istemiş. Kültür Bakanlığı yetkilisi ise açıklamasından sonra “Gerekli çalışmaları yaptık. Filmi önümüzdeki günlerde yasaklatacağız” cevabını vermiş.

Dahasonraki süreçte ise herpimizin bildiği gibi “Ağzına Tükürenler”, “Ucubeleştirenler ve dahi batıda rahatça sergilenen resimler sanatçısı (!) tarafından güneydoğu illerimizin birinde kumaşla bile sansürlenebilmiştir.

Burası Türkiye…

( (kynk : sabah.com.tr + Diren)

Çektiği ve Çekemediği Fotoğraflarıyla Sabahattin Ali sergisi

Sabahattin Ali’nin yaşamında önemli yeri olan insanlar, gezdiği, gördüğü yerler, görüntülediği fotoğrafların yer aldığı; “Bir Fotoğraf Camı” Çektiği ve Çekemediği Fotoğraflarıyla Sabahattin Ali sergisi açıldı ve ziyaret etmeye değer.

Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık’ın Kadıköy Belediyesi Caddebostan Kültür Merkezi Sanat Galerisi işbirliği ile düzenlediği “Bir Fotoğraf Camı” sergisinde, 41 yıllık kısa yaşamına çok sayıda eser ve tercüme sığdıran, Türkiye’nin farklı yerlerinde öğretmenlik yaparken öğrencileri üzerinde derin izler bırakan, Ankara’da Devlet Konservatuvarı’nın kuruluşunda ve ilk öğrencilerinin yetişmesinde büyük emeği olan Sabahattin Ali’nin en büyük tutkularından biri olan fotoğrafları, kişisel evrakı ve bazı özel eşyaları sergileniyor.
Sergi, Sabahattin Ali’nin yaşamöyküsünün fotoğraflarla anlatıldığı ilk bölümün ardından, yazarın yaşamından seçilmiş temalarla devam ediyor. Serginin yazarın ailesi, çocukluğu, gençliği, Almanya’da yaşadığı yıllar, öğretmenlik, askerlik, evlilik ve babalık dönemleri gibi başlıklı bölümlerinde ise yazarın fotoğraflarına kişisel evrakı ve eşyaları da eşlik ediyor.

Nâzım Hikmet’in Bursa Hapishanesi’nden gönderdiği mektup ve ilk kez bu sergide görülecek bir fotoğrafı, Orhan Veli Kanık’ın imzalı kitabı, Sabahattin Ali’nin gözlüğü ve Paşakapısı Cezaevi’ndeyken üzerinde olan takım elbisesi de serginin önemli parçalarından… Sabahattin Ali’nin Objektifinden başlıklı bölümde de ilk kez bu sergide görülebilecek fotoğraflar var. Ayrıca sergide yer alan ve Sabahattin Ali’nin 1939 yılında Sivas yolunda çektiği fotoğrafları ile eşi ve kızı Filiz Ali’ye ait fotoğraflar da sanatsal olarak dikkate değer.

Sabahattin Ali’nin kızı Filiz Ali’nin annesinin sakladığı evrak ve eşyalar içinden çıkardıklarıyla oluşan bu sergi, usta yazara bir kez daha yakından bakmamızı sağlıyor. Ve bir kez daha faili meçhul cinayetlerle yok olup giden onca insandan biri olarak Sabahattin Ali karşısında bizi suskunluğa davet ediyor.

3 Şubat – 3 Mart 2012 tarihlerinde görülebilecek sergi kapsamında, aynı gün saat 15.00 – 16.30 arasında Filiz Ali ve Sevengül Sönmez ’in katılacağı sergi bağlamında bir de söyleşi gerçekleşecek ve saat 17.00’de Filiz Ali kitap imzalayacak.

A’dan Z’ye Sabahattin Ali kitabından “fotoğrafçılık” maddesi:

Fotoğrafçılık

“Aliye Ali eşinin fotoğraf çekmeye olan düşkünlüğünü şöyle anlatmaktadır: ‘Yazı dışında en büyük merakı fotoğraftı. Nereye giderse gitsin Kodak kutu makinesini ve üç ayağını yanından hiç eksik etmezdi. Evde saatlerce bir lamba ışığı altında fotoğraflarımızı çekerdi.’

Öldürüldüğünde yanındaki fotoğraf makinesinde yola çıkmadan bir gece önce Mehmet Ali Cimcozların evinde çektiği fotoğraflar bulunmaktadır. Mahkeme sırasında makinenin içindeki film tabettirilmiştir. Ölümünden sonra devlete borcu olduğu için eşyaları ailesine verilmeyen Sabahattin Ali’nin fotoğraf makinesi de diğer eşyalarıyla birlikte kaybolup gitmiş. Filiz Ali yıllar sonra Kırklareli’ndeki Kültür Günleri’ne katıldığında yanına yaklaşan genç bir hanım, Sabahattin Ali’nin fotoğraf makinesinin evlerinde olduğunu, babasının makineyi o yıllarda polisten satın aldığını söylemiş. Bu genç hanım Filiz Ali’ye adresini vermediği için ona ve dolayısıyla da Sabahattin Ali’nin fotoğraf makinesine ulaşmak mümkün olmamış.

Sabahattin Ali’nin evrakı içinden yüzlerce fotoğraf çıkmıştır. Hemen hepsini Kodak kutu makinesiyle çektiği bu fotoğraflarda, ailesini, dostlarını ve gezip gördüğü yerleri ölümsüzleştirmiş. 1940’lı yılların Ankarası’na ait fotoğraflar, Efes Harabeleri’nin 1940 öncesi hali ve anılarda kalan İstanbul sokakları, elinde bakraçla yoğurt taşıyan köylü kadını ya da kameranın arkasında babasına gülümseyen Filiz Ali. İsa Çelik Sabahattin Ali’nin fotoğrafçılığını şöyle değerlendirmektedir: ‘Bunlar bir amatör fotoğrafçının fotoğrafları, ama sıradan bir amatörlük değil onunki. Yazılarında belirgin bir biçimde görülen, edebi sanatlara yaslanmak yerine yalın, duru bir dille olayın ya da durumun sosyal ve politik çözümlemelerinden okuyucunun -toplumun- alacağı ‘marjinal fayda’nın önde tutulması kaygısı fotoğraflarında da görülüyor. Elimde bulunan fotoğraflarındaki kompozisyonlar, leke ve ışık değerleri son derece çağdaş.’

Filiz Ali babasının kimi fotoğraflarının halkevlerinde düzenlenen yarışmalarda ödül aldığını söylemektedir.”
 

Sevengül Sönmez, A’dan Z’ye Sabahattin Ali, YKY, İstanbul 2009

 Kynk:  http://www.cumhuriyet.com.tr

Ünlü yazar Türkiye’ye neden gelmiyor?

Son kitabı ‘Kış Günlüğü’ ABD’den bile önce ve ilk olarak Türkçe basılıp, Türkiye’de yayımlanan ünlü yazar Paul Auster, Türkiye’ye gelmeyi reddediyor. Çünkü…
Hürriyet gazetesinden Buket Şahin, dünyaca ünlü yazar Paul Auster ile New York’ta bir araya geldi.

İşte o söyleşi:

TÜRKİYE’DEKİ YAYINCI ERKEN DAVRANDI

‘Kış Günlüğü’ kitabınız ilk önce ve neden Türkiye’de yayınlandı?
Evet, Türk okurlar dışında kimse okumadı henüz. Şubat ayında Danimarka ve İspanya’da yayınlanacak. ABD’de ağustos ayında çıkması planlanıyor. Tamamen programla ilgili. Türkiye’deki yayıncı erken davrandı (Can Yayınları).

Şu anda yeni bir kitap üzerine çalışıyor musunuz?
Bir şeyler karalıyorum ama kitap olur mu bilmiyorum henüz. ‘Brooklyn Çılgınlıkları’ kitabından sonra uzun süre yazacak bir konu bulamadım, aylarca beklemem gerekti. Garip olan, şimdi kitaplar arasında daha uzun bir süre bekliyorum ama daha hızlı yazıyorum.

Öykü yazarı olan babam her kitabını bitirişinde “Artık yazmayacağım, bu son kitabım” der. Ya siz?
Aynen öyle. Her son cümlede ben de aynı şeyi söylerim. Zira, yazdığınız sürece kendi hayatınızı yaşamıyorsunuz. Oysa, yaşamak gerekir yeniden yazabilmek için.

İÇİMDE BİR ŞEYLER GÖMÜLÜ

Edebi eserlerinizde kurgu ve gerçek o kadar iç içe ki sormadan edemeyeceğim, yaşadıklarınızı mı yazıyorsunuz, yoksa bazen yazdıklarınız bir yaşanmışlığa dönüşüyor mu?
Hayır, sadece tek yönlü bir etkilenme. Bilinçaltımdan geliyor. İçimde bir şeylerin gömülü olduğunu biliyorum; bazen yüzeye çıkarlar ve onu takip ederim, nereye gittiğini gözlemlerim, hissetmeye dair bir duygu bu. İfade edemeyeceğim bir duygu.

Senaryo yazarken nasıl hissediyorsunuz?
Bir filmin öyküsünü yazmak bambaşka. Tamamen farklı bir süreç. Sahneleri, diyalogları, kişileri ve ekibi önceden planlamanız lazım, ayarları ona göre yapmanız gerekiyor.

Türkçe’ye çevrilmiş 25’den fazla kitabınız var. ‘Timbuktu’nun film olacağı doğru mu?
Öyle bir proje geldi bir hanımdan. Çok da ısrarcıydı. Merak ettim ve senaryoyu yazmasını istedim ama sonucu hiç beğenmedim.

Kitaplarınızdan bir Brooklyn sevdalısı olduğunuzu anlıyoruz. Peki Brooklyn olmasaydı nerede yaşardınız?
Bunu düşünmek bile istemiyorum! İki hafta sonra 65 yaşında olacağım. Hayatımın 32 yılını yani yarısını burada geçirdim. Brooklyn her çeşit insanın yaşadığı bir yer. Ama bütün büyük şehirler gibi Brooklyn’in de çirkin ve güzel tarafları var.

NAZIM HİKMET 20. YÜZYILIN EN ÖNEMLİ ŞAİRİ

Nobel Edebiyat Ödülü sizin için ne ifade ediyor?
Neye göre verildiğini bilmiyorum. Bazen iyi yazarlar alıyor, bazen değil ama kimin kazandığını duymak her zaman ilgimi çekmiştir. Bir ödülün yazar için o kadar da değerli olduğuna katılmıyorum. Bence 20. yüzyılın en büyük üç yazarı Proust, Joyce ve Kafka. Sanat bir olimpiyat yarışması gibi algılanmamalı.

Latin edebiyatından kimleri okuyorsunuz?
Malûm herkesin okuduğu isimler: Marquez, Vargas Llosa, Roberto, Fuentes, Borges, Cortazar, yakın zamanda kanserden kaybettiğimiz, Arjantinli yazar dostum Tomas Eloy Martinez… ‘Santa Evita’ adında çok çok ilginç bir roman yazdı, Eva Peron’un kayıp naaşına dair.

Nazım Hikmet okudunuz mu hiç?
Okudum, çok severim. 20. yüzyıl Türk şiirinin en önemli şairidir.

ESAD DÜNYANIN EN APTAL POLİTİKACILARINDAN BİRİ

Arap Baharı ve Ortadoğu’da yaşananlar Türkiye’yi olumsuz etkiliyor. Suriye’ye bakın! Esad dünyanın en aptal politikacılarından biri. Ülkesini mahvetti. Ortadoğu’da hatta tüm dünyada bir kaos sürüyor. Genelleştirme yaparsak ki bu ABD, Ortadoğu ve Avrupa için geçerli, herkesin fikir birliği ettiği bir durum var: Sistemin ve değerlerin yeniden düzenlenmesi lazım. Ekonomik sistem, sosyal sistem, öncelikler, çevrecilik yeniden yapılandırılmalı. Dünyamıza daha fazla adalet ve eşitlik lazım. Çok az zengin ve çok yoksul var. İletişim çağında yaşıyoruz ve artık herkes her şeyin farkında. Ortadoğu’ya bak, Mısır’da devrim nasıl çabuk yayıldı çünkü insanlar daha hızlı iletişim kuruyor. Bir örnek vereyim: 1930’larda Sovyetler Birliği’nde Stalin’in kararıyla 10 milyon toprak sahibi çiftçi öldürüldü. Çünkü o zaman iletişim ağı yoktu. Ama şimdi günümüzde telefonla bile bir katliamın fotoğrafını çekebilirsiniz. Irak’taki hapishanede Amerikan askerlerinin yaptığı şeytani vahşet yine böyle ortaya çıktı.

OBAMA KAZANACAK

Bakın, şimdiden söylüyorum, seçimlere daha 11 ay var ama Obama kazanacak. Cumhuriyet Parti hiç bu kadar uzlaşmasız, yetişkinlikten uzak hatta bir çocuk gibi davranan tavırda olmamıştı. Cumhuriyetçi adaylar çok zayıf: Mitt Romney’in açık zaafları ortada, kimseye hitap etmiyor. Obama açık farkla kazanacak. Önemli şeyler yaptı. Hayatımda gördüğüm hiçbir başkanın yapmadığı kadar… En zoru deniyor. Otomotiv sektörünü kurtardı. GM, Chrysler batma noktasına gelmişti. Devlet bütçesiyle kurtardı onları ve para bütçeye döndü. Ama kimse bu konuda Obama’yı övmüyor. Daha dün Kanada ve Teksas arasındaki petrol hattını bloke etti, Kongre’ye acil bir karar için müdahale etti. Belki herkes saldıracak Obama’ya bu müdahale için ama çevrecilik açısından doğru bir karardı.

Paul Auster’ın kendi hikâyesine dönerek yazdığı ‘Kış Günlüğü’, sıradan bir yaşam öyküsü değil, usta bir kalemden çıkmış roman gibi bir yaşam. Auster, bu kitabı neden yazdığını kendi cümleleriyle şöyle açıklıyor: “Ne de olsa zaman azalıyor. Belki de şimdilik hikâyelerini bir yana bırakıp hayatının anımsadığın ilk gününden bugüne kadar bu bedenin içinde yaşamanın nasıl bir duygu olduğunu incelemeye çalışsan iyi olur.”

SAKIN YAZAR OLMAYIN!

Yazar olmak isteyenlere tavsiyeniz neler?
Okuma günlerimde de aynı soru soruluyor, şöyle yanıtlıyorum: “Yapmayın, yazar olmayın, yalnızlık ve parasızlığa kendinizi mahkum etmeyin!” Eğer tavsiyemi dinlerlerse, bu kadar kolay vazgeçeceklerse zaten yazar olamayacakları bellidir. Ama tavsiyemi dinlemeyip yazmaya devam ediyorlarsa yazarlık içlerindedir, yazar olurlar.

ATATÜRK OLAĞANÜSTÜ BİR DEVLET ADAMI

Atatürk olağanüstü bir devlet adamı. Olağanüstü bir lider. Türkiye’yi baştan yaratan eşsiz biri. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra dağılan Osmanlı’dan Türkiye’yi yarattı ve modern dünyaya dahil etti. 20. yüzyılın en önemli tarihi kişiliklerinden bence.

AUSTER’DAN NOTLAR

* Hayatında internet kullanmamış, ihtiyaç da duymamış, önce deftere yazıyor, sonra Olympus marka daktilosuyla temize çekiyor: “Bana kalem lazım, kelimelerin çözülmesi için fiziki bir jest olmalı’ diyor.

* Yine yazar olan, ilk eşi Lydia Davis’le Fransız Devrimi’nden sonra inşa edilmiş, 1794 yapımı taş bir çiftlikte aylarca bekçilik yaptı, Provence’ta kekik ve lavanta kokularıyla uyandı. Norveç asıllı 31 yıllık çok sevdiği şimdiki eşi Siri’dense her kitabında bahsediyor.

* Çocukluğundan beri bir beyzbol tutkunu. Hâlâ maçları kaçırmıyor. Koyu bir ‘New York Mets’ taraftarı.

* Rolling Stones dergisine çıplak kapak olan kızı Sophie için Bush karşıtı şarkı sözleri yazmış.

* Çok iyi bir şoför olmasına rağmen, ‘Kış Günlüğü’nde anlattığı talihsiz otomobil kazasından beri direksiyon başına geçmiyor. Tam 10 yıl olmuş. Şehre metro veya taksiyle iniyor.

TÜRKİYE, EN ÇOK ENDİŞELENDİĞİM ÜLKE

Hapiste yatan yazar ve gazeteciler yüzünden Türkiye’ye gelmeyi reddediyorum! Kaç kişi oldu? 100’ü geçti mi? Biz demokratlar Bush’lardan kurtulduk. Bir savaş suçlusu olarak yargılanması gereken Cheney’den kurtulduk. Neler oluyor Türkiye’de! En çok endişelendiğim ülke. Demokrat yasaları olmayan ülkelere gitmiyorum davet alsam da. Aynı sebeple Çin’den gelen davetleri de geri çeviriyorum. Bu hükümetleri protesto ediyorum.

 

Kynk : http://www.pressturk.com

Antalya Devlet Opera ve Balesi (ANTDOB), yasak aşk ve evlilik arasında yaşanan duygu fırtınasının anlatıldığı ”Anna Karenina” isimli bale ile sanatseverlerle buluşacak.

Ünlü Rus besteci Çaykovski’nin eserinde, Rus aristokrasisine mensup Anna Karenina’nın güvenli bir liman olarak gördüğü evliliği ve yasak aşkı arasında yaşadığı duygu fırtınası anlatılıyor. Müzik düzenlemesini Guy Woolfenden’in gerçekleştirdiği eserde orkestrayı şef Hakan Kalkan yönetiyor. Senaryosu ve koreografisi Andre Prokovsky tarafından yapılan ve Gilles Madion tarafından sahneye konulan eserin dekor ve kostümleri Alexandre Vassiliev’e, ışık tasarımı ise Mustafa Eski’ye ait.

Eserde Anna Karenina’yı Müge Ünal, Alexei Vronsky’i Tolga Burçak, Alexi Karenin’i ise Cenk Şahinalp canlandıracak. Balede Murat Özdemir ”Konstantin Levin”, Esra Taner ise ”Kitty” rolüyle izleyicinin karşısına çıkacak.

Eser, bugün ve 21 Ocak’ta Haşim İşcan Kültür Merkezi’nde izleyiciyle buluşacak.

-ADT-

Antalya Devlet Tiyatrosu (ADT) oyuncuları bugün, yarın, 21 ve 25 Ocak’ta Hans Fallada tarafından yazılmış, aynı isimli romandan Yılmaz Onay tarafından sahneye uyarlanan ”Küçük Adam Ne Oldu Sana” adlı kabareyi sahneleyecek.

1930’lar Almanyası’nda geçen oyun, 1. Dünya Savaşı sonrası yenilgiye uğramış, ekonomik kriz içinde, büyük yoksulluk çeken halkın, milliyetçi akımlara kapılarak nasyonal sosyalistleri iktidara taşımasını anlatıyor.

Yönetmenliğini Barış Erdenk’in yaptığı oyunun koreografisini Sibel Erdenk üstleniyor. Oyunda Sedat Mayadağ, Gözen Müftüoğlu, Orkun Yılmaz, Sertel Uğur, Gökhan Tüzün, Kader Gözpınar, Senem Şahin, Özlem Şendinç, Zeynep Hasdal Çolakoğlu, Başak İşur, Erol Karayılan, Okan Kağnıcı, Fikret Baran, Gizem Kutluyıl, Ceren Demirton ve Samet Kara rol alıyor.

ADT oyuncuları 22 ve 24 Ocak’ta ”Don Kişot” adlı çocuk oyunu için sahne alacaklar.

Miguel de Ceranvantes’in yazdığı, Özen Rodop’un oyunlaştırdığı oyunu, Ebru Kara yönetti. Oyunda Başak İşür, Erol Karayılan, Samet Kara, Çağdaş Çobanoğlu, Murat Çapar, Gizem Kutluyıl, Eray Ercan, Mehmet Çetin ile Ecem Gözpınar rol alıyor.

Eserler, Haşim İşcan Kültür Merkezi’nde izleyiciyle buluşacak.

-ABT-

Antalya Büyükşehir Belediyesi Tiyatrosu’nda (ABT) bugün ve yarın ”Tersine Dünya” oyunu izleyiciyle buluşacak. Mustafa Gültekin tarafından sahneye uyarlanan Orhan Kemal’in ”Tersine Dünya” adlı eserinin yönetmenliğini, Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçısı Murat Çidamlı yaptı. Oyunun müzikleri Tolga Cebi, koreografisi Binnaz Dorkip, dekoru Cenap Aydınoğlu, kostümleri Gizem Karasu, ışığı Özgür Dokuyucu’ya ait.

ABT oyuncularının tamamına yakınının yer aldığı eserde, kadın ve erkek rollerinin yer değiştirdiği hayali bir dünya seyirciye sunuluyor. Erkeklerin evlerde oturup çocuk baktığı, çamaşır, bulaşıkla uğraştığı, kadınların ise bitirim olup serserilik yaptığı ”Tersine Dünya”da toplumsal yapıdaki çarpıklıklar mizahi dille gözler önüne seriliyor.

ABT sanatçıları 21 Ocak’ta usta yazar Turgut Özakman’ın yazdığı ”Fehim Paşa Konağı” isimli oyunu sahneleyecek. Reji uygulamasını ve yönetmenliğini ABT Genel Sanat Yönetmeni Müfit Kayacan’ın yaptığı ve müzikleri İhsan Kılavuz’a ait oyunda Padişah Abdülhamit saltanatının son yıllarında yaşanan bir aşk anlatılıyor.

ABT sahnesinde, aynı gün, Özer Tunca’nın yazdığı ve yönettiği ”Üç Kafadar Hırsız Kuklacı Olursa” oyunu da seyirciyle buluşacak. Oyunda, üç kişinin hırsızlık yapmak için girdikleri evde buldukları kuklalar, kostümler ve eşyalarla eğlenirken hayatlarında yaşadıkları değişiklikler konu ediliyor.

-KBT-

Kepez Belediyesi Tiyatrosu (KBT), Cevat Fehmi Başkut’un yazdığı, Abdullah Sürekli’nin yönettiği ve KBT oyuncularının yer aldığı iki perdelik ”Hacıyatmaz” oyunuyla 20 ve 21 Ocak’ta sanatseverlerle buluşacak.

KBT, yeni sezonda çocukları da unutmadı. Tülin Tümtürk Yılmaz’ın yazdığı ve yönettiği tek perdelik çocuk oyunu ”Ağaç Ev” 21 Ocak’ta sahnelenecek.

Eserler, Erdem Bayazıt Kültür Merkezi’nde izleyiciyle buluşacak.

 

Kaynak : http://www.stargazete.com

İstanbul’da 400 bin, İzmir’de 200 bin, Adana’da 190 bin ziyaretçiye ulaşan kitap fuarlarına ilginin Avrupa’nın üzerinde olduğu belirtildi

İstanbul’da 30. yılında 400 bin ziyaretçi sayısına ulaşan kitap fuarının Avrupa’nın en büyüğü olduğu, Türkiye’nin kitap fuarlarına ilgi bakımından Avrupa ülkelerinin önünde yer aldığı belirtildi.

Tüyap Kültür ve Sanat Fuarları Genel Koordinatörü Deniz Kavukçuoğlu, Yayıncılar Birliği ile işbirliği halinde tüm yurt genelinde kitap fuarları gerçekleştirdiklerini ve kitap sevgisini Anadolu’nun her yerine yaymaya çalıştıklarını belirtti.

İstanbul’un yanı sıra İzmir, Bursa, Diyarbakır ve Adana’da fuarlar düzenlediklerini anlatan Kavukçuoğlu, bu yıl bunlara Antalya Kitap Fuarı’nın da ekleneceğini, gelecek yıl ise Kayseri’de ilk kitap fuarını kitapseverlerle buluşturacaklarını söyledi.

Kavukçoğlu, fuarlara ilginin her yıl arttığını, yoğun ilginin sadece ziyaretçi bazında değil, katılımcı yayınevi bakımından da arttığını belirtti. Geçen yıl Adana’daki Çukurova Kitap Fuarı’na 170 yayınevininkatıldığını anımsatan Kavukçuoğlu, bu sayının bu yıl yüzde 30 artış göstererek 200’e ulaştığını bildirdi.

Kavukçoğlu, fuarlarda yapılan gözlemlerin yanı sıra Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğünün yaptığı araştırmalara göre kitap okuma oranın fuarlarla birlikte arttığını belirterek, şunları kaydetti:

”Öyle yıllardır konuşulduğu gibi Türkiye’de kitap okuma oranı çok düşük değil. Türk toplumu az okuyan, kitaba küskün bir toplum değil. Türkiye’de kişi başına yılda 6,8 kitap düşüyor. Bu iyi bir oran. İstanbul’da her yıl düzenlediğimiz, 2011’de 30. yılını kutladığımız fuara 400 binin üzerinde ziyaretçi geldi. Adana fuarının 190 bin, İzmir’in 200 binin üzerinde ziyaretçisi vardı. Böyle bakıldığı zaman bu tür fuarlara ilgi büyük. Fuarlardaki kitap satışları da oldukça iyi. Geçen yıl Adana’da bir değerlendirme yaptık. Yüzde 80 gibi oran çıktı. 190 bin ziyaretçinin yüzde 80’i kitap almış. Aşağı yukarı bu diğer fuarlar için de geçerli.”

‘İstanbul Kitap Fuarı, Avrupa’nın en büyük fuarı’
Avrupa’da iki tür kitap fuarlarının gerçekleştiğini anlatan Kavukçuoğlu, birinci tur fuarların Frankfurt Fuarı veya BolognaÇocuk ve Gençlik Kitapları Fuarı gibi profesyonel meslek içi fuarlardan oluştuğunu, buraya okurların değil, sadece yazarlar, yayınevleri, matbaalar, kitabevi sahipleri, telif ajansları gibi o meslekte profesyonel kişilerin geldiğini belirtti.

Kavukçoğlu, ikinci tip fuarların ise İstanbul Kitap Fuarı gibi okura yönelik fuarlar olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

”İkinci tür fuarlar Türkiye’de olduğu gibi tüketiciye yönelik, yayınevi fuarları. Yayınevleri ürettikleri kitapları doğrudan doğruya okura sunuyorlar. Bu ikinci tür fuarlar içinde İstanbul Kitap Fuarı, Avrupa’nın en büyük fuarı. Gerek alan büyüklüğü, gerekse ziyaretçi açısından en büyük fuar. Elimizdeki somut verilerle geçen yıl toplam fuarlarımıza 1 milyon 232 bin ziyaretçi geldi. Kitap fuarlarına ilgi anlamında çok çok iyi konumdayız. Avrupa’da ilgi daha az. Bütün İskandinav ülkelerinin ortak düzenlediği Göteborg Kitap Fuarı’nın ziyaretçi sayısı 90 bin, Paris, Prag, Selanik Kitap Fuarları ise Adana Kitap Fuarı’nın sayısına ulaştıklarında çok büyük sevinç duyarlar. İstanbul’un rakamına yaklaşabilen bir Avrupa ülkesi yok. Avrupa’da düzenlenen bütün kitap fuarlarını geziyoruz.”

Kavukçuoğlu, kitap fuarları açısından İstanbul’da 30, İzmir’de 15, Bursa’da ise 7 yılı geride bıraktıklarını, bu yıl Adana 5, Diyarbakır 3’üncü yıllarını gerçekleştireceklerini bildirdi.

‘Her yıl 1-2 çocuk kitapları yayınevi ortaya çıkıyor’


Kavukçuoğlu, fuarların okur kitlesini arttırma konusunda çok önemli katkıları olduğunu vurguladı.

Özellikle ilköğretim öğrencileri açısından fuarların büyük avantaj sağladığını anlatan Kavukçuoğlu, şunları söyledi:

”Birçok evde kitaplık yok. Anne babalarda okuma alışkanlığı yok. Çocuklar da kitapsız evlerde büyüyorlar. Onların tanıdığı kitaplar sadece okullardaki ders kitapları. İl Milli Eğitim Müdürlüklerinin de destekleriyle, fuarın açıldığı kentlerde 10 binlerce çocuk bu fuarlara geliyor. Evlerinde görmedikleri kitapları bu fuarlarda görüyorlar. Kitapları tanıma, sayfalarını çevirme, bizim tabirimizle kitabı koklama olanağını fuarlarda buluyorlar. İlk defa fuarlarda tanışıyorlar. O çocuklar annebabalarını da kitap almaya teşvik ediyorlar.”

Kavukçuoğlu, fuarlarda çocuk kitaplarına da ilginin yüksek olduğunu, Türkiye’de en hızlı gelişen yayın dalının çocukkitapları olduğunu belirterek, ”Her yıl 1-2 yeni çocuk kitapları yayın evi ortaya çıkıyor. Bugün çoğu çocuk yayınevi batıdaki benzerleriyle karşılaştırıldığında yer yer onları geride bırakabilecek düzeyde. Bunda da kitap fuarlarının büyük etkisi var” dedi.

Kavukçuoğlu, İstanbul’daki kitap fuarında bir yetişkin ailenin yanlarına gelerek, ”Biz kitaplarla ilk kez sizin düzenlediğiniz fuarlarda tanıştık. Kitap okuru olduk. Şimdi de kendi çocuğumuzu fuara getirdik. Çocuğumuzu kitaplarla tanıştırıyoruz” dediklerini, bundan son derece mutluluk duyup, duygulandıklarını anlattı.

Kaynak : http://www.sabah.com.tr

Sizler için Derlemeye Çalıştık. 

 

Doğu Anadolu’da

 -Erzurum-

 Erzurum Devlet Tiyatrosu ”Herkes (Mi) Hırsız” adlı oyun ile ”Fırtına” adlı çocuk oyununu sahneleyecek.

Eric Chappel’in yazdığı, Cengiz Toraman’ın yönettiği ”Herkes (Mi) Hırsız” adlı oyunun dekor tasarımını Suar Şeylan, giysi tasarımını Özlem Karabay, müziğini Engin Bayrak, ışık tasarımını Duran Güngör yaptı.

Eylem Yıldız, Gökhan Kocaoğlu, Yasemin Erbulun, Mehmet Yıldız, Arif Atalay rol aldığı oyunda, zengin bir çiftin evine giren hırsızlardan birinin yakalanmasının ardından gelişen olaylar, insan zaafları, ekonomi, felsefe ve sistem üzerine eğlenceli, düşündürücü, dinamik ve komik bir olay anlatılıyor.

Oyun bugün, yarın ve 14 Ocakta saat 14.00 ile 19.30’da izleyiciyle buluşacak.

William Shakespeare’in yazdığı, yönetmenliğini Kutay Sungar’ın yaptığı ”Fırtına” adlı çocuk oyununda Emrah Keskin, Nazlı Palattaş, Levent Aras, Salih Bayraktar rol alıyor.

İntikam, erdem ve bağışlama üzerine bir maceranın anlatıldığı çocuk oyunu 15 Ocakta saat 14.00’da izlenebilecek.

-Elazığ-

Sivas Devlet Tiyatrosu ”Gus ile Yemek Saati’ adlı oyunu, İzmir Devlet Tiyatrosu ise ”Anam Bacım Avradım” adlı oyunu Elazığ’da sahneleyecek.

Jim Brochu’nun yazdığı, Ekin Tunçay Turan’ın çevirdiği ”Gus ile Yemek Saati” adlı oyunu Abdullah Ceran yönetiyor. Oyunun dekor tasarımı Güven Öktem’e, giysi tasarımı Funda Çebi’ye, ışık tasarımı Kazım Öztürk’e ait.

Oyunda, bir aşçının hayatından bir kesit konu ediliyor.

Fulya Ülvan, Ömer Eryiğit, Ozan Kalkan, Filiz Uysal’ın rol aldığı 2 perdelik oyun, bugün saat 20.00’da Elazığ Devlet Klasik Türk Müziği Koro Binasında sahnelenecek.

İzmir Devlet Tiyatrosu ise ”Anam Bacım Avradım” adlı oyunu Elazığ’da sahneye koyacak.

İnanç Yılan’ın yazdığı 2 perdelik oyunu Yaşar Ürük yönetiyor. Oyunun dekor tasarımı Savaş Çevirel’e, giysi tasarımı Buket Başaran Akkaya’ya, ışık tasarımı Kemal Gürgün’e, müziği Cem İdiz’e, koreografisi ise Şenay Sönmez’e ait.

Son dönemde ülkede önemli sorunlar arasında yer alan kadına şiddet hakkında izleyicisini düşünmeye davet eden bir çalışma olan oyun, kahramanının genç kızlık hayallerinin bir bir yıkılmasını müzikle vurgulayarak, kadına eziyet eden zihniyeti eleştiriyor.

Fulya Yalçın, Nalan Örgüt, Gözde Bakşık, Çağatay Özçelik, Evren Serter, Menekşe Bendeş Özyiğit, Alptekin Ertürk, Recep Ayyıldız, Nevzat Hakan Dönmez, Serpil Çağıran, Ekrem Kocaçal, Vedat Özkök, İlker Atatoprak, Selda Bakırtaş Alpuğan, Jülide Derya, Damla Ardal, Uğurcan Özfuruncu, Burak Özbaykuş, Dilek Can, Aytaç Özgür, Ahu Gül Ürük, Onur Amaç, Eren Nalcı’nın rol aldığı, 15 yaşın altındakilerin izlemesinin tavsiye edilmediği oyun, 18 ve 19 Ocakta saat 20.00’de Elazığ Devlet Klasik Türk Müziği Koro Binasında sahnelenecek.

-Malatya-

Malatya’da, bu hafta, Sivas Devlet Tiyatrosu’nun sahnelediği ”Gus ile Yemek Saati” adlı oyun izleyiciyle buluşacak.

Oyun, Sabancı Kültür Merkezi Malatya Devlet Tiyatroları sahnesinde yarın saat 20.00’da ve 14 Ocak Cumartesi günü saat 14.00 ve 20.00’da izlenime sunulacak.

İç Anadolu’da

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda ”Açık Aile”, ”Dost”, ”Dostum Şifo”, ”Şimdi Olmaz Sevgilim” ve ”Kamyon” adlı oyunlar sahnelenecek.

İtalyan yazar Dario Fo’nun yazdığı, çevirisini Füsun Demirel’in yaptığı ”Açık Aile” adlı oyunu Tolga Tümer yönetiyor. Özlem Boyacı ve Korel Cezayirli’nin rol aldığı oyunda, kadın ve erkek ilişkileri farklı bakış açısıyla anlatılıyor. Oyun, Tepebaşı Sahnesi’nde bugün ve yarın saat 20.00’da sahnelenecek.

Şehir Tiyatroları oyuncusu Tulga Serim’in ünlü halk ozanı Aşık Veysel Şatıroğlu’nun yaşamından ve röportajlarından derlediği ”Dost” adlı tek kişilik oyun, 18 ve 19 Ocakta saat 20.00’da Tepebaşı Sahnesi’nde izlenebilecek.

Oyuncu Emre Basalak tarafından yazılıp yönetilen ”Dostum Şifo”da İmren Şengel, Esma Yavuz ve Halil Ahmet Gökaydın rol alıyor. Ramazan Albayrak, Gökalp Mayakan ve Anıl Koç’un canlı müzik performansı eşliğinde, bir köpek ve bir çocuğun arkadaşlığının anlatıldığı sözsüz oyun, 14 Ocakta saat 11.00 ve 14.00’da Çağdaş Cam Sanatları Müzesi Çocuk Sahnesi’nde izleyiciyle buluşacak.

Evlilik, aşk ve aldatma konularını tempolu ve mizahi dille ele alan ”Şimdi Olmaz Sevgilim” oyununda ise Mehmet Alp Sunaoğlu, Mustafa Kılıkcı, Ezgi Çoşkun, Zuhal Lale, Çisem Erdoğan, Şayan Noyan, İlker Alemdar ve Saffet Öztürk rol alıyor. Ercüment Yılmaz’ın yönettiği oyun bugünden 17 Ocaka kadar saat 20.00’da Sultandere Sahnesi’nde izlenime sunulacak.

Memet Baydur’un sevilen eserlerinden ”Kamyon” adlı oyunun yönetmenliğini Şehir Tiyatrosu sanatçılarından Mert Kırlak üstlendi.

İstanbul’a nakliye işi yapılan bir kamyonun Ege’nin iç kesimlerinde bir dağ başında yolda kalmasıyla içindekilerin ruh hallerinin anlatıldığı oyunda Devrim Özder Akın, Berkay Akın, Kazım Sinan Demirer, Murat Danacı, Ercüment Yılmaz ve Sermet Yeşil rol alıyor.

Oyun, 14 Ocakta saat 20.00’da, 15 Ocakta saat 18.00’da Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Kültür Sarayı Tiyatro Sahnesi’nde izlenebilecek.

-Konya-

Konya Devlet Tiyatrosu (KDT), ”İbiş’in Rüyası”, ”Güzel ve Çirkin” ile ”Dört Köşe Palyaço” adlı oyunları izleyiciyle buluşturacak.

Dekoru Sertel Çetiner, kostümleri Sevgi Türkay ve ışık düzeni Hakan Özdemir ile İlyas Erdurucan’a ait ”İbiş’in Rüyası”nda, Asım Tuncay Aynur, Ahmet Çökmez, Ferdi Dalkılıç, Yiğit Gümüşada, Ozan Umut Çobanoğlu, Nevra Sayar, Ebru Erbaş, Özlem Özkan, Ayşe Seval Ersu rol alıyor.

Oyun, bugün ve yarın saat 19.30’da, cumartesi günü ise saat 14.00 ve 19.30’da KDT Sahnesi’nde izleyicinin beğenisine sunulacak.

Tamay Sayar ve Şekip Taşpınar’ın yazdığı çocuk oyunu ”Dört Köşe Palyaço” ise 17 Ocak Salı ve 18 Ocak Çarşamba günü saat 10.30’da ve 14.00’da sanatseverlerle buluşacak.

Bir diğer çocuk oyunu ”Güzel ve Çirkin” ise 15 Ocak Pazar günü saat 14.00’da sahnelenecek.

-Sivas-

Sivas Devlet Tiyatrosu (SDT) bu hafta ”Ortak Ağıt” adlı oyunun prömiyerini yapacak.

Hasan Öztürk’ün kaleme aldığı, Bengisu Gürbüzer Doğru’nun yönettiği oyunda Özge Günay, Kerem Yücel, Burçhan Göze, Veysel Zurnazanlı, Volkan Gündüz, Can Atak, Nagehan Yazıcı, İlhan Gözde Giray, Filiz Demiralp ve Ufuk Bostancı rol alıyor.

Oyunun dekor tasarımını Murat Gülmez, giysi tasarımını Ceren Karahan, ışık tasarımını Hakan Özdemir, dans düzenini Yener Turan üstleniyor.

Bugün, yarın ve 14 Ocakta saat 19.30’da sahnelenecek oyunda, acımasız bir krala kahinlerinin yeni doğacak bir çocuğun onu tahtından indireceğini ve krallığına son vereceğini söylemesi üzerine kralın yeni doğan çocukları öldürmesi ve doğumları yasaklaması konu ediliyor.

 

Sizler için ülkemizde yapılmakta olan öykü yarışmalarını toparlamaya çalıştık.

Günışığı Kitaplığı’nın bu yıl ilk kez 26 Kasım’da düzenlediği Zeynep Cemali Öykü Yarışması Ödülleri Ankara ve İzmir’e gitti. “Zeynep” adlı öyküsüyle birinciliği kazanan Nurbüke Teker ödülünü Adnan Binyazar’ın elinden aldı. Yarışmanın 2012 yılı teması ise, Zeynep Cemali’nin Patenli Kız romanındaki,“Ona duyduğum öfke çoktan uçup gitmişti” cümlesinden yola çıkılarak “hoşgörü” olarak belirlendi. 2012 yılı seçici kurulu Necati Tosuner, Hacer Kılcıoğlu, Süleyman Bulut, Nuran Özyer ve Müren Beykan’dan oluşan yarışmanın son başvuru tarihi, 18 Mayıs 2012. Katılım koşulları ve katılım formu için siteyi ziyaret edebilirsiniz; http://www.sonkatilim.com/2011/zeynep-cemali-oyku-yarismasi-2012ye-dogru

Çocuk edebiyatımıza ustalara yakışan bir dil ve anlatım zenginliği katan, 2009 yılında kaybettiğimiz Zeynep Cemali’nin anısına düzenlenen ve bütün ilköğretim ikinci kademe öğrencilerinin katılabildiği Zeynep Cemali Öykü Yarışması’nın 2011 sonuçları açıklandı. Necati Tosuner, Sevim Ak, Aysel Gürmen, Necdet Neydim ve Müren Beykan’dan oluşan seçici kurulun gönderilen yüzlerce öyküyü değerlendirmesi sonucunda dereceye giren ilk üç öykünün yazarları ödüllerine kavuştu. Bu yıl için belirlenen “kardeşlik” temasına, Zeynep Cemali’nin son romanı Ankaralı’dan seçilen, “İki kardeş sımsıkı kucaklaştılar” cümlesi kaynaklık etmişti.

2- MAHMUT TUNABOYLU ÖYKÜ YARIŞMASI 2012

Çorum Belediyesi sponsorluğunda Çorum Gazeteciler Cemiyeti tarafından düzenlenen 2012/Mahmut Tunaboylu 6. Öykü Yarışması için çalışmalar başladı. Çorum Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu Üyesi Bülent Özkaleli, merhum Gazeteci-Yazar Mahmut Tunaboylu’nun babası emekli Gazeteci-Öğretmen Müslüm Tunaboylu, Jüri Üyeleri Abdulkadir Ozulu ve Metin Demirci bugün düzenledikleri basın toplantısı ile yarışmanın şartnamesini duyurdular.

Çorum Gazeteciler Cemiyeti’nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Jüri Üyesi Abdulkadir Ozulu, Mahmut Tunaboylu Öykü Yarışması’nın önemine işaret ederek, “Cumhuriyet tarihi içinde Çorum’da bu kadar süreklilik arzeden başka bir yarışma yok. Mahmut Tunaboylu Öykü Yarışması bu anlamda rekora doğru gidiyor.” dedi.

Yorgunluk nedeniyle bu yıl öykü yarışmasında jüri görevini yapamayacağını belirten Müslüm Tunaboylu da, Mahmut Tunaboylu Öykü Yarışması’nın artık Çorum Gazeteciler Cemiyeti’ne mal olduğunu vurgulayarak, “Bu yarışma Çorum’u ülke genelinde hatta yurt dışına taşıyan bir olaydır.” şeklinde konuştu.

Jüri Üyesi Metin Demirci ise, yarışma süresince görevlerini hakkıyla yerine getireceklerini dile getirerek, “Bu güzel etkinliğin uzun yıllara ulaşması için elimizden gelen desteği vereceğiz. Bu yarışma iyi insanın ömrünün yalnız bu dünya ile sınırlı olmadığının da işareti.” diye yorumladı.

Çorum Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu Üyesi Bülent Özkaleli ise, Türkiye geneline açık olan yarışmaya tüm edebiyat meraklılarını davet ederek, tüm katılımcılara başarılar diledi.

Yapılan açıklamaya göre Mahmut Tunaboylu 6. Öykü Yarışması’na jüri üyeleri, jüri üyelerinin birinci derece yakınları ve daha önce yarışmaya katılıp derece alanlar dışında herkes katılabilecek. Her konuda ürünün katılabileceği yarışmada eserlerin telif olması, başka bir yarışmada ödül almaması ve bir kitapta yer almaması gerekiyor.

Yarışmada jüri olarak Abdulkadir Ozulu, Orhan Kuyu, Turhan Candan, Şahin Ertürk, Metin Demirci, Aytekin Kırdıoğlu ve Kenan Yaşar görev yapacak.

Müslüm Tunaboylu’nun gözlemci, Gülesin Ağbal Demirer’in koordinatör olduğu yarışmada birinci gelecek esere 2.000 TL, ikinci eserin sahibine 1.500 TL, üçüncü eserin sahibine 1.000 TL, üç adet 500 TL değerinde mansiyon ödülü verilecek.

Eserlerin 1 Mayıs 2012 tarihine kadar Çorum Hakimiyet Gazetesi Gazi Caddesi Hamoğlu İşhanı No 109, Kat 4 Çorum adresine gönderilmesi gerekiyor. Değerlendirme 1 Haziran 2012 tarihinde yapılacak. Ödül töreni tarihi ise daha sonra açıklanacak. Detaylı bilgi (364) 224 24 00/117 numaralı telefondan alınabilecek.

3-  EN İYİ GÖNÜLLÜ HİKAYESİ YARIŞMASI 2012

 

Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi Başkanlığı, 2011 Avrupa Gönüllülük Yılı kapsamında “Gönüllü Türkiye Sosyal Katılım ve Değişim Projesi”ni hayata geçirmiştir.

Proje etkinlikleri çerçevesinde gönüllülük çalışmalarını görünür kılmak ve teşvik etmek amacıyla “En İyi Gönüllü Hikâyesi Yarışması” adı ile bir yarışma düzenlenmektedir.

Yarışma ile STK/kurum ve kuruluşların “gönüllülük hizmeti” ihtiyaçlarıyla örtüşecek şekilde sosyal sorumluluk projelerinde yer almış olan 18-30 yaşları arasındaki gönüllülerin başarılı, ilham verici, teşvik edici ve örnek teşkil eden hikâyeleri değerlendirilecek ve ödüllendirilecektir.

Toplumda yaşam kalitesinin artmasında önemli katkıları bulunan,

Kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları, meslek odaları, üniversiteler ve özel sektör arasındaki ortaklıkları geliştiren,

osyal, kültürel, ekonomik ve çevresel açıdan sürdürülebilir niteliği olan başarılı uygulamaların öneminin vurgulanması, tanıtılması ve ödüllendirilerek desteklenmesi amaçlamaktadır.

Yarışmanın Türü ve Şekli

En İyi Gönüllü Hikâyesi Yarışması; bir STK, kurum ya da kuruluşun sosyal sorumluluk projesinin gönüllülük faaliyetinde yer almış, “gönüllülük hikâyesini paylaşarak” yarışmacı olmak isteyen 18-30 yaş arası bütün gençlere açık bir yarışmadır.

Yarışmanın değerlendirme kriterleri yarışmacıların, projeye sağladıkları katkı ve bir birey olarak yarattıkları etki ile farklılaşmaları üzerine temellenmiştir.

En İyi Gönüllü Hikayesi Yarışması Katılım Koşulları

Yarışmaya katılım www.gonulluturkiye.org web sitesi üzerinden gerçekleşecektir.

Katılım için 18-30 yaş arasında olmak esastır.

Hikâyeler, katılımcıların dâhil oldukları bir STK, kurum ya da kuruluşa ait sosyal sorumluluk projesi içinde geçirdikleri gönüllülük faaliyeti sürecine ait olmalıdır.

Katılımcılar yarışmaya sadece bir hikâyeyle katılabilir.

Katılımcılar yarışmaya katılmak için www.gonulluturkiye.org adresinde “Yarışma Hakkında” bölümünde yer alan üç aşamalı başvuru formunu doldurmalıdır. Başvuru formunun sonunda yer alan “yarışmacı olmak istiyorum” kutusunu işaretleyerek karşılarına çıkacak olan hikaye paneline hikâyelerini girmelidirler.

Katılımcılar hikâyelerini metin olarak anlatmalı, metinde yer alacak olan karakter sayısı en fazla 10.000 vuruş olmalıdır. Metin olarak anlatılan içeriklerin resim veya video formatlarında paylaşılacak görsellerden az biriyle zenginleştirilmesi gerekmektedir. Paylaşılacak olan resim ya da fotoğrafların en fazla 2 MB dosya büyüklüğünde ve jpeg formatında olması gerekmektedir. Paylaşılacak olan videoların ise en fazla 2 dakikalık bir süreyi kapsaması ve Youtube video paylaşım sitesine yüklendikten sonra videonun url kodunun kopyalanarak Başvuru Formunda yer alan video yükle bölümüne yapıştırılması gerekmektedir.

Katılımcılar başvuru formunda yer alan “referans kişi” bölümüne Gönüllü Hizmetinde bulundukları STK/kurum ya da kuruluşta yetkili bir kişinin adını ve iletişim bilgilerini e-posta ya da telefon olmak üzere iletmelidirler.

Katılımcılar online başvurularını tamamladıktan ve hikâyelerini yükledikten sonra e-posta adreslerine hikayenin değerlendirilmek üzere sisteme yüklendiğine dair bir bilgilendirme mesajı alacaklardır. Katılımcının hikâyesi yayınlanmaya uygun görüldüğünde katılımcıya hikâyesinin yayına alındığına dair ikinci bir bilgilendirme maili daha gönderilecektir.

Yarışma süreci, online başvurunun gerçekleşmesiyle başlar.

Yarışma organizatörü katılımcıların hikâyelerinin farklı mecralarda, yayın organlarında kullanımı konusunda hakkını saklı tutar. Hikâyeler, hikâye sahipleri belirtilerek yayınlarda yer alabilir. Hikâye sahipleri, yarışmaya katılmakla hikâyelerinin yayınlanmasını kabul etmiş sayılırlar.

Yarışmacıların hikâyeleri www.gonulluturkiye.org sayfasından oylanabilecektir. Online ortamda gerçekleşecek olan oylama genel değerlendirmede %20 oranında etkiye sahiptir. Jüri değerlendirmesi ise % 80 oranında etkilidir.

Değerlendirme Ölçütleri

Katılımcılar online başvurularını tamamladıktan ve hikâyelerini yükledikten sonra e-posta adreslerine, hikâyenin değerlendirilmek üzere sisteme yüklendiğine dair bir bilgilendirme mesajı ulaşacaktır. Katılımcının hikâyesi yayınlanmaya uygun görüldüğünde katılımcıya hikâyesinin yayına alındığına dair ikinci bir bilgilendirme maili daha gönderilecektir.

Gerçekleştirilen Faaliyetin Topluma Olan Katkısı

Doğal, tarihi ve kültürel değerlerin korunması,

Eğitimsel gelişime katkıda bulunması,

Kültürel empatiye ve hoşgörüye katkıda bulunması,

Sağladığı faydanın güçlü bir etki yaratmış olması.

Gerçekleştirilen Faaliyetin Kuruma Olan Katkısı

Gönüllünün sosyal sorumluluk projesinin planlamasına sağladığı katkı,

Gönüllünün sosyal sorumluluk projesinin uygulanma aşamalarına sağladığı katkı,

Gönüllünün yaklaşımının özgün ve yaratıcı olması,

Uygulamanın farklı yerlerde benzer sorunları çözmek için tekrarlanabilir olması,

Sağlanan katkıyla çarpan etkisi yaratarak daha fazla kişiye ulaşması.

Gerçekleştirilen faaliyette yaşanan süreçlerin gönüllüye olan katkısı

Gönüllünün kişisel gelişimine katkıda bulunması,

Gönüllünün sorun çözme yeteneğine katkı sağlaması,

Gönüllünün yaratıcılığını teşvik etmesi,

Gönüllünün bireysel farkını ortaya koymasını sağlayacak bir zemin oluşturması,

Gönüllünün iletişim becerilerine katkı sağlaması.

Yarışma Ödülleri, Ödül Töreni, Sergileme

Bilgisayar

Kamera

Fotoğraf Makinesi

Yarışma ödülleri Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi Başkanlığı tarafından takdim edilecektir.

Soru ve Cevaplar

Yarışmacılar yarışmaya ait sorularını ([email protected]) e-posta adresine gönderebilirler. Jüri tarafından yanıtlanacak sorularla ilgili bilgi e-posta yoluyla iletilecektir.

Yarışma Sonucunun İlanı

Yarışmanın sonuçları 28 Mayıs 2012 tarihinde www.gonulluturkiye.org adresinde duyurulacaktır.

Katılım koşulları gereğince proje sahipleri, projelerinin sergilenmesini, yazılı ve görsel araçlarla yayımlanmasını ve dağıtılmasını kabul etmiş sayılırlar. Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi Başkanlığı bu hikâyelerin her türlü hakkını saklı tutar.

Yarışma Takvimi

Online başvuruların başlangıcı

01 Kasım 2011

Son soru sorma tarihi

16 Mart 2011

Soruların e-posta aracılığıyla yanıtlanması için son tarih

26 Mart 2011

Online başvurunun bitişi

01 Nisan 2012

Halk oylaması açılış tarihi

14 Kasım 2011

Halk oylaması bitiş tarihi

25 Nisan 2012

Yarışma sonucunun ilanı

28 Mayıs 201

İletişim Bilgileri

Beyaz Gemi Eğitim Danışmanlık, Yayıncılık, Organizasyon, Bilgisayar Pazarlama Tic. Ltd. Şti. Mecidiyeköy Mah. Büyükdere Cad. Kuğu İş Hanı No:81 Kat:2 D:3-4 34387 Mecidiyeköy-Şişli / İSTANBUL

4 – BİLSAM –MALATYA İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ ULUSAL ŞİİR VE KISA HİKAYE YARIŞMASI

T.C. Başbakanlığının 2011 yılını “Mehmet Akif Ersoy Yılı” ilan etmesi sebebiyle Bilgi Yolu Eğitim Kültür ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (BİLSAM) ve Malatya İl Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliği ile Mehmet Akif Ersoy’un aziz hatırasına atfen şiir ve kısa hikaye yarışması düzenlenmiştir. 

 AMAÇ

Projenin amacı; büyük şair, mütefekkir ve gönül adamı Mehmet Akif Ersoy’un aziz hatırasını yaşatmak, şiir ve kısa öykü alanında edebiyatımıza yeni eserler kazandırmak, dereceye girmeye layık eserleri ödüllendirerek sanata ve edebiyata karşı heveslerin kalıcı olmasına katkı sağlamak, yeni kalemlerin ortaya çıkmasını teşvik etmektir.

“Şiir” Seçici Kurul Üyeleri;

  • Cumali Ünaldı           (Şair, Yazar)
  • Nurullah Genç           (Şair, Yazar)
  • Turan Karataş            (Şair, Yazar, Öğr. Üyesi)
  • Umut Bozkurtoğlu     (Şair, Gazeteci)

“Kısa Hikâye”  Seçici Kurul Üyeleri

  • Necati Güngör          (Yazar)
  • Turan Karataş           (Şair, Yazar, Öğr. Üyesi)
  • İlhan Erdem              (Öğretim Üyesi)
  • Hüseyin Karatay       (Eğitimci, Yazar)

3.   Sekretarya: BİLSAM – Malatya İl Milli Eğitim Müdürlüğü Şiir ve Kısa Hikâye Yarışması’nın her tür iletişim ve yazışma hizmetleri Yarışma Sekretaryası tarafından yürütülür. Yarışma Sekretaryası aşağıdaki kişilerden oluşur.

–              Murat Aşan

–              İsmail Dol

SERBEST KATEGORİ

D.  YARIŞMA TAKVİMİ

Başvuru İçin Son Tarih       : 01. 04. 2012

Değerlendirme Son Tarih    : 05. 05. 2012

Derecelerin İlan Tarihi        : 15. 05. 2012

Ödül Töreni                         : 26. 05. 2012

Not: Eserler için son başvuru tarihinin belirlenmesinde eserlerin elden teslim edildiği veya resmi bir kayıtla posta ya da kargoya teslim edildiği tarih esas alınacaktır. Bu tarihten sonra teslim edilen veya gönderilen eserler kabul edilmeyecektir. Bu hususta BİLSAM-Malatya İl Milli Eğitim Müdürlüğü  sorumluluk kabul etmeyecektir.

ÖĞRENCİLERİN YARIŞMA TAKVİMİ

Okul Müdürlüklerine Teslim                                              : 17.02.2012

İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerine Teslim                           : 02.03.2012

İl Milli Eğitim Müdürlüklerine Teslim                               : 16.03.2012

Eserlerin Malatya İl Milli Eğitim Müdürlüğüne Teslimi    : 01.04.2012

Not: Her Okul üç eser seçerek İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerine göndereceklerdir. İlçelerde ilk üçe giren eserleri İl Milli eğitim Müdürlüklerine gönderecekler. İllerde ilk üçe giren eseri Malatya Milli Eğitim Müdürlüğüne belirtilen takvim çerçevesinde göndereceklerdir.

E.   ÖDÜLLER

Seçici  Kurulların değerlendirmeleri sonucunda her iki dalda da ayrı olmak üzere birinci, ikinci, üçüncü olan eserler tespit edilecek, ayrıca her bir dal için bir adet mansiyon verilecektir. Orta Öğretim kurumları arasındaki “Şiir ” ve “Kısa Hikâye” yarışması için ödüller eşit olup aşağıdaki gibidir.

ULUSAL  ORTAÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİ ŞİİR VE KISA HİKAYE YARIŞMASI ÖDÜLLERİ

•               Birincilere     :  Laptop

•               İkincilere       :  Netbook

•               Üçüncülere   :  Digital Fotoğraf Makinesi

•               Mansiyon      :  Çeyrek Altın

Seçici Kurulların değerlendirmeleri sonucunda her iki dalda da ayrı olmak üzere birinci, ikinci, üçüncü olan eserler tespit edilecek, ayrıca her bir dal için bir adet mansiyon verilecektir. Ulusal “Şiir ” ve “Kısa Hikâye” yarışması için ödüller eşit olup aşağıdaki gibidir.

ULUSAL ŞİİR VE KISA HİKAYE YARIŞMASI ÖDÜLLERİ

•              Birincilere     :   2500 TL

•             İkincilere       :   2000 TL

•             Üçüncülere   :   1500 TL

•             Mansiyon      :    500 TL

Ödüle ve yayımlanmaya değer bulunan eserlerin telif hakkı BİLSAM – Malatya İl Milli Eğitim Müdürlüğüne  aittir. Eserlerin kitap haline getirilip basılması halinde eser sahibine ayrıca bir telif ücreti ödenmeyecektir.

BİLSAM Adres:

Hüseyin Bey Mahallesi Azizler 1.Sk. İstanbulluoğlu Konağı No: 4 Malatya

Telefon No: 0.422.3236980; Fax: 0.422.3233633; GSM: 0 507 748 06 43

E-Posta: [email protected]; WEB: www.bilsam.org

Detay için : http://www.bilsam.org/index.asp?do=haber&hid=125

5- KIRIKKALE EĞİTİM-SEN 2. ULUSAL ÇOCUK ÖYKÜ YARIŞMASI

 

Eğitim Sen Kırıkkale Şubesi tarafından çocuklarda kitap okuma alışkanlığını kazandırmak için ülke genelinde ödüllü öykü yarışması düzenliyor.

İlki 1997 yılında gerçekleşen ödüllü öykü yarışmasının ikincisi 2012 yılı içerisinde gerçekleşecek. ‘Çocuk okuru olmayan bir toplumun büyük okuru olmaz’ adı ile başlatılan projenin sorumluluğunu Eğitim Sen Kırıkkale Şube Başkanı Yüksel Şahin yürütecek. Başvurular son olarak 31 Mart 2012 tarihinde sonlanacak. Jüri üyelerinin belirleyeceği 3 ödül 1 Eylül 2011 tarihinde basın yolu ile duyurulacak. Ödül sahipleri 15 Eylül 2012 tarihinde Kırıkkale’de gerçekleşecek tören ile ödüllerini alacak. Yarışma sonunda birinciye 5 bin, ikinciye 3 bin, üçüncüye ise 2 bin TL para ödülü ile 500’er TL jüri özel ödülü olmak üzere ödüller verilecek.

Yapılan açıklamaya göre; yarışma yapıtlarında çağcıl değerleri, çocuğa göreliliği, evrensel eğitbilim ilkelerini ve çağdaş bir dil bilincini gözeten amatör- profesyonel tüm yazarlara ve Eğitim Sen üyelerine açıktır. Katılımcılar için yaş; yapıtlar için konu sınırlaması yoktur. Yapıtlar, 9-12 yaş çocuklarına yönelik olmalıdır. Katılımcılar, diledikleri sayıda yapıtla katılabilirler. Yapıtların daha önceden kitap halinde yayımlanmamış ve ödül almamış olması gerekir. Yapıtlar, bilgisayar ortamında arial karakteri ile çift aralıklı yazılmış, en az kırk sayfa uzunluğunda ve tek öykü bütünlüğünde olmalıdır. Yapıtlar, 9 kopya olarak, CD’si ile birlikte gönderilmelidir; katılımcılar bu gönderilerine, imzalı bir başvuru yazısıyla birlikte, özgeçmişlerini ve bir fotoğraflarını eklemeli; başvurularına açık adres, telefon ve e-posta adreslerini yazmalıdırlar.

Başvuru adresi Eğitim Sen Kırıkkale Şubesi, Yenidoğan Mah. Barbaros Hayrettin Cad. 29. Sok. Kutay Apt. Nor:1/23 Kırıkkale. Tel: 318 2242432, kirikkale @egitimsen.org.tr

6- OĞUZ TANSEL HALKBİLİMİ ÖDÜLÜ 2011

1-Ödül bu yıl Halkbilim alanında bir yapıta verilecektir.

2-Ödüle aday yapıtın 01.01.2010-31.12.2011 tarihleri arasında yayımlanmış kitap; yayımlanmamışsa, kitap oylumunda dosya olması gerekmektedir.

3-Ödüle son başvuru tarihi 15.03.2012′dur. (Postadaki olası gecikmeden düzenleme kurulu sorumlu değildir.)

4-Ödül, düzenleme kurulu ve seçici kurul üyeleri dışında tüm katılımcılara açıktır.

5-Ödül tek yapıta verilecektir.

6- Yapıt daha önce yayımlanmış ise 8 adet gönderilmelidir. Daha önce yayımlanmamış yapıtlar, A4 boyutunda kağıda,12 punto ve 1,5 satır aralığıyla bilgisayarda yazılmış 8 ayrı dosya biçiminde düzenlenmişolarak posta ile gönderilecektir.

7-Katılımcı, kısa özgeçmiş, iletişim bilgileri ve bir adet fotoğrafının bulunduğu ayrı bir zarfı yapıtıyla birlikteulaştıracaktır.

8-Ödül tutarı 2.000 TL olarak belirlenmiştir.

9-Ödüle birden fazla yapıtla başvurulabilir. Ancak ödül, tek bir yapıta verilir.

10- Ödüle katılmak için gönderilen eserler iade edilmeyecektir.

11-Ödül töreni Mayıs 2012′de yapılacaktır. Törenin kesin tarihi ileride bildirilecektir.

12-Seçici kurul Prof. Dr. Ali Rıza Balaman, Prof. Dr. İlhan Başgöz, Prof. Dr. Cevat Geray, İlhan Gülek, Doç. Dr. Muhtar Kutlu, Prof. Dr. Arzu Öztürkmen ve Metin Turan’dan oluşmaktadır.

13- Başvurular şu adrese yapılacaktır: OĞUZ TANSEL HALKBİLİM ÖDÜL KURULU, Folklor/Edebiyat Dergisi, Konur Sokak 36/13, Kızılay, 06650 Ankara

Ayrıntılı bilgi için: [email protected] & [email protected]

7-  KURGU KÜLTÜR MERKEZİ EDEBİYAT ÖDÜLLERİ 2012

AMAÇ:

Kurgu Kültür Merkezi, kültürel ve sanatsal gelişimin uygar ve şenlikli toplumun oluşturulmasına dün olduğu gibi bugün de katkıda bulunduğunu/bulunmaya devam ettiğini ve bundan sonra da edeceğini düşünmektedir.Bu bağlamda, edebiyatımızı ve edebiyatçılarımızı, sosyal bilimimizi ve bilimcilerimizi, özellikle de genç kalemleri desteklemek amacıyla Şiir-Öykü-Roman Ödülleri olmak üzere, toplam üç dalda, her yıl verilmesi kararlaştırılmıştır. Koşullar uygun olması durumunda, çocuk-gençlik edebiyatı ve sosyal bilimler araştırma ödülleri de ileride buna eklenecektir.

ŞARTNAME:

1. Yarışma dört dalda gerçekleştirilecektir:

a) Şiir b) Öykü c) Roman

2. Yazarlar, birden fazla dalda ayrı dosyalarla yarışmaya katılabileceklerdir. Yarışma tüm yazarlara açıktır.

3. Konular serbesttir.

4. Edebiyatçılar yarışmaya en az 64 sayfalık yayına hazır dosyalarla katılabileceklerdir.

5. Yapıtlar bilgisayar ortamında yazılacak ve çıkışı alınıp çoğaltılacaktır.

6. Yapıtlar geri verilmeyecektir.

7. Yapıtlar beşer nüsha halinde düzenlenip en geç 15 Mart 2012 tarihine kadar başvuru adresine gönderilmelidir. Aynı tarihe kadar elden de teslim edilebilir.

8. Sanatçılar yarışmaya, gerçek adlarıyla, basında tanındıkları imzalarıyla katılacaklar; özgeçmişlerini kısaca yazdıktan sonra, bir fotoğrafla birlikte zarfa koyup aynı dosya içinde göndereceklerdir.

9. Ödüle katılan dosyalara her dalda sadece birincilik ödülü verilecektir. Sonuç 1 Eylül 2012 tarihinde açıklanacaktır.

10. Ödül alan yapıtlar altı ay içinde basılmış olacaktır.

ÖDÜLLER:

1 Ödül kazanan yapıtlar Kurgu Kültür Merkezi Yayınları tarafından (1000/bin’den az olmamak kaydıyla) basılacaktır.

2 Ödül kazanan yazarlara telif hakkı olarak basım adedi üzerinden kitap verilecektir (Örneğin 1000 adet için % 10 = 100 kitap).

3 Gerek ödülle ilgili, gerekse ödül alan yapıtlar belli olduktan sonra duyurular, öncelikle Kurgu Düşün Sanat Edebiyat’ta “gerekçeleriyle birlikte” yapılacak ve gerek duyulması halinde, yapıtlarla ilgili yazarlarıyla söyleşiler düzenlenecek, bunlar Kurgu Düşün Sanat Edebiyat’ta yayımlanacaktır. Kurgu Düşün Sanat Edebiyat’ın kapanması durumunda, diğer dergi ve kitap eklerine yönlendirme yapılacaktır.

Not: Seçici kurul üyeleri herhangi bir dalda yarışmaya katılamazlar.

SEÇİCİ KURUL

ŞİİR YARIŞMASI

1. Çiğdem Sezer

2. İbrahim Oluklu

3. Mustafa Durak

4. Tuncer Uçarol

5. Nizamettin Uğur (Kurgu Kültür Merkezi Yayınları temsilcisi)

ÖYKÜ YARIŞMASI

1. Çiğdem Ülker

2. Kevser Ruhi

3. Lütfiye Aydın

4. Şaban Akbaba

5. Hülya Soyşekerci (Kurgu Kültür Merkezi Yayınları temsilcisi)

ROMAN YARIŞMASI

1. Burhan Günel

2. Erendiz Atasü

3. Kemal Özmen

4. Vedat Yazıcı

5. Alaattin Topçu (Kurgu Kültür Merkezi Yayınları temsilcisi)

BAŞVURU VE YAPITLARIN TESLİM ADRESİ:

Kurgu Kültür Merkezi

Konur Sokak 13/5 Kızılay-Ankara

Tel: 0312 419 54 85

www.kurgukulturmerkezi.com

[email protected]

8- GÜRKAN UÇKAN KISA ÖYKÜ YARIŞMASI 2011

Yitirdiğimiz değerli Yazar, Şair, Gazeteci Gürhan Uçkan’ın kişiliğini, düşüncelerini ve yapıtlarını gelecek kuşaklara aktarmanın yanı sıra, genç kuşakların dil duyarlılığını artırmak, yazınsal becerilerini değerlendirmek üzere, Dil Derneği ile İsveç Atatürkçü Düşünce Derneği tarafından, üniversite gençliği arasında, “Dil Derneği Gürhan Uçkan Kısa Öykü Yarışması” düzenlenmiştir.

Yarışmaya Katılma Koşulları

1) Ödüle, yalnızca üniversite öğrencileri “tek” bir öykü ile katılabilir.

2) Adaylar konu seçiminde özgürdür.

3) Ödül, “tek” bir öyküye verilir, bölüştürülmez.

4) Yarışmaya gönderilecek öykü, daha önce başka bir yarışmaya katılmamış ve yayımlanmamış olmalıdır.

5) Öykünün bilgisayarla yazılması; iki sayfa olması (6 bin vuruşu geçmemesi); CD’sinin gönderilmesi zorunludur.

6) Ödül, 750,00(yediyüzelli) TL’dir.

7) Ödüle başvuru, 1 Temmuz 2011’de başlayacak, 29 Şubat 2012’de sona erecektir.

Yarışmacı; öyküsünü 6 kopya çoğaltarak, bir sayfaya adını, soyadını, özgeçmişini, açık adresini, telefonunu, e-postasını yazarak, 29 Şubat 2012 gününe dek Dil Derneği’ne (Konur Sok. 34/4 Kızılay-Ankara) gönderecektir. 29 Şubat 2012′den sonra gelen ve postada geciken öyküler değerlendirmeye alınmayacaktır.

9) Ödül töreni Mayıs 2012′de Ankara’da yapılacak, ödüle değer görülen öykünün yazarına bir belge ve anmalık sunulacaktır.

10) Seçici Kurul; Günay Güner, Işık Kansu, Cemil Kavukçu, Nermin Küçükceylan ve Münevver Oğan’dan oluşmaktadır.

9-  NAR DERGİSİ-İLKÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİ ÖYKÜ YARIŞMASI

Mehmet Ali Yılmaz İlköğretim Okulu bünyesinde çıkarılmakta olan, okul dergisi NAR; Adana ili sınırları içerisinde öğrenim görmekte olan ilköğretim okulu öğrencilerinin katılacağı, “Geleceğin Yazarları” adı  altında bir öykü yarışması düzenlemiştir.  Birinciye dizüstü bilgisayar, ikinciye bisiklet, üçüncüye ise MP4 çaların hediye edileceği yarışmada; dereceye giren ilk on öykü kitaplaştırılacak ve derginin 6. sayısının yanında okurlara armağan edilecektir.

Katılım Koşulları:

  1. İlköğretim öğrencisi olanlar katılabilir.
  2. Yarışmaya katılacak olan eserlerin daha önce hiçbir yarışmada ödül almamış ve herhangi bir yerde yayımlanmamış olması gerekmektedir.
  3. Katılımcılar yarışmaya sadece 1 öykü ile katılabilirler.
  4. Öykü konusu serbesttir.
  5. Gönderilecek öykü bilgisayarda, A4 boyutunda, 12 punto ve 5 sayfayı geçmeyecek şekilde yazılmalıdır.
  6. 1. 2. ve 3. olanların ödülleri 6. sayımızda yapılacak etkinlikte sahiplerine verilecektir.
  7. Dereceye giren ilk 10 öykü “NAR DERGİSİ” tarafından kitaplaştırılacak 6. sayımızda okurlarımıza hediye edilecektir.
  8. Eserler elden teslim edilebileceği gibi, posta ve e-posta ile de gönderilebilecektir.
  9. Başvurular, [email protected] adresine veya Mehmet Ali Yılmaz İlköğretim Okulu Yüreğir/ADANA, adresine posta yoluyla yapılabilecektir.
  10. Yarışmaya son katılım tarihi 29 ŞUBAT 2012’dir.
  11. Posta ile gönderilerde yaşanacak olumsuzluklardan dergimiz sorumlu değildir.
  12. Yarışmada ödül kazanan eserlerin her kürlü yayın hakları Nar Dergisi’ne aittir.
  13. Katılımcıların, öyküleri ile birlikte; kendilerine ulaşabileceğimiz bir telefon numarasını, okudukları okulun adını ve kaçıncı sınıfta olduklarını mutlaka yazmaları gerekmektedir.

İLETİŞİM: Mehmet Ali Yılmaz İlköğretim Okulu Tel: 321 00 51 GSM: 0 535 493 82 20

10- ÜMRANİYE BELEDİYESİ 8. GELENEKSEL HİKAYE YARIŞMASI

Hikâye alanında önemli bir marka haline gelen ‘Geleneksel Hikâye Yarışması’ bu yıl 8. kez yeteneklere yeni kapı aralayacak. Yurt içi ve yurt dışından önemli oranda katılım gerçekleştiği hikâye yarışması bu yıl serbest temalı olacak. Hikâye yarışmasında birinciye 8 bin, ikinciye 6 bin, üçüncüye 4 bin ve her biri bin 500’er TL olarak belirlenen 10 adet mansiyon olmak üzere, toplam 33 bin TL para ödülü verilecek. Ayrıca dereceye giren eserler Ümraniye Belediyesi tarafından kitaplaştırılarak edebiyat dünyasına kazandırılacak. Hikâye yarışması için son başvuru tarihi 3 Şubat 2012 Cuma.

İstanbul’da bulunan Resmi ve Şahıslara ait Müzelerin adreslerini aşağıda bulabilirsiniz. Bildiğiniz gibi diğerlerini dün yayınlamıştık.

Hat Sanatları Müzesi

Beyazıt Medresesi’nde yer alan müzede bir çok ünlü hattata ve hattat padişahlara ait hatlar, levhalar, tuğralar ve Kuranlar sergilenmektedir.

Müze, pazar ve pazartesi günleri dışında her gün 09.00 – 16.00 saatleri arasında ziyarete açıktır.

Beyazıt Meydanı, 34490, Beyazıt İstanbul
Tel: 0212 527 58 51

Hava Kuvvetleri Müzesi

1971’de İzmir’de açılan Hava Kuvvetleri Müzesi, şehre uzaklığı ve ulaşım zorluğu nedeniyle 1985’te İstanbul’da Yeşilköy’e taşındı. Müzede, en eskisi 1912 yılına ait olmak üzere Hava Kuvvetleri’nin bugüne kadar kullandığı tüm uçaklardan birer örnek sergilenmektedir.

Hava Harp Okulu K.lığı Hava Kuvvetleri Müzesi Komutanlığı  34149  Yeşilköy – İSTANBUL
Tel: 0212 663 24 90 – 2211

Oyuncak Müzesi

Şair ve yazar Sunay Akın’ın, ailesine ait Göztepe’deki köşkte açtığı Oyuncak Müzesi, büyük küçük herkesi hayaller dünyasına taşıyor. En eskisi 1817 yılına ait olan yaklaşık 4000 oyuncağın sergilendiği müzenin tohumları, Akın’ın Almanya’nın Nürnberg kentindeki oyuncak müzesini ziyaret etmesiyle atılmış. Müzeciliğe ilgisi çocukluk yıllarına dayanan Sunay Akın, Türkiye’de de bir oyuncak müzesi kurmaya karar verince, gittiği şehirlerden çeşitli oyuncaklar toplayarak koleksiyonu oluşturmaya başlamış.

Pazartesi hariç her gün ziyarete açık olan müzede, oyuncak bebeklerden kurşun askerlere, arabalar, trenler gibi araçlara kadar her türden oyuncak sergilenmekte.

Ömerpaşa Caddesi Dr. Zeki Zeren Sokağı No:17 Göztepe / İstanbul
Tel: 0216 359 45 50 / 51

İstanbul Demiryolu Müzesi

2005 yılında ziyarete açılan ve 145 metrekarelik bir alanda hizmet veren müzede 300 adet kültür varlığı sergilenmektedir. Pazar, pazartesi ve bayram günleri dışında her gün açık olup, ücretsiz gezilebilir.

Sirkeci Tren Garı
Tel: 0212 520 65 75 / 7885
Faks: 0212 512 64 44

 Türkiye İş Bankası Müzesi

14 Kasım 2007 tarihinde halka açılan Türkiye İş Bankası Müzesi, Banka’nın kuruluşundan bugüne iktisadi, sosyal ve kurumsal gelişimine ait verilerin bir araya getirildiği, korunduğu ve toplumsal paylaşıma açıldığı bir kurum tarihi müzesidir.

Kuruluş çalışmaları yaklaşık iki yılı bulan ve çok kalabalık bir ekip çalışmasıyla ortaya çıkarılan İş Bankası Müzesi’nin küratörlüğünü Prof. Dr. Zafer Toprak üstlenmiş, kurgu ve tasarımını Burçak Madran, grafik tasarımını Emre Senan, tarihi Müze binasının mimari projesini ise Ayşe Orbay hazırlamıştır.

Pazartesi günleri, resmi tatiller ve dini bayramların ilk günleri ile 1 Ocak günü hariç her gün 10.00 – 18.00 saatleri arası açık.

Hobyar Mah. Bankacılar Cad. No: 2 Bahçekapı Eminönü İstanbul
Tel: 0212 511 13 31
Faks: 0212 526 77 29

Dolmabahçe Sarayı Müzesi

Pazartesi, Perşembe günleri dışında her gün, 01 Ekim-28 Şubat arasında 09.00-15.00, 01 Mart-30 Eylül arasında 09.00-16.00 saatlerinde ziyarete açık. Giriş tam 10 TL, indirimli 1 TL. 212-236 90 00 (20 hat) Beşiktaş

 Hilmi Nakipoğlu Fotoğraf Makineleri Müzesi

Hafta içi her gün 09.00-17.00 saatlerinde açık. Giriş ücretsiz.

212-543 09 20 Bakırköy

Karikatür ve Mizah Müzesi

Pazar-Pazartesi haricinde her gün 10.00-16.30 arasında ziyaret edilebilir. Giriş ücretsiz.

212-521 12 64 Fatih

Miniatürk

Yaz döneminde hafta içi 09.00-19.00, haftasonu 09.00-21.00 arasında, kış döneminde hafta içi ve hafta sonu 09.00-17.00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz. Giriş tam5 TL, indirimli 3 TL.

212-222 28 82 Sütlüce

Osmanlı Bankası Müzesi

Her gün 10.00-18.00 arasında ziyaret edilebilir. Tam 3 TL, indirimli 1 TL.

212-334 22 70 Karaköy

Pera Müzesi

Salı – Cumartesi 10.00 – 19.00, Pazar 12.00 – 18.00 arası açık. Pazartesi, dini bayramlar ve 1 Ocak’ta kapalı. Giriş tam 7 TL, indirimli 3 TL.

212-334 99 00 Tepebaşı

PTT İstanbul Müzesi

Cumartesi-Pazar ve resmi tatil günleri dışında her gün 08.30-12.30 ve 13.30-17.30 arasında ziyaret edilebilir.

212-520 90 37 Eminönü

Rahmi M. Koç Müzesi

Salı – Cuma 10.00-17.00, Cumartesi-Pazar 10.00-19.00 arasında açık. Giriş tam 7 TL, indirimli 3.5 TL.

212-369 66 00 Hasköy

Sadberk Hanım Müzesi

Çarşamba günleri dışında 10.00 – 17.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir. Tam7 TL, indirimli 2 TL.

212-242 38 13/14 Büyükdere

Tanzimat Müzesi

Pazar dışında her gün 09.00 – 16.00 saatleri arasında ziyarete açık.

212-512 63 84 Sirkeci

Topkapı Sarayı Müzesi

Salı günleri hariç her gün 09.00-19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir. Giriş ücreti 10 TL.

212-512 04 80 Sultanahmet

TOPKAPI MÜZESİ HAKKINDA DETAYLI BİLGİ İÇİN TIKLAYIN…

Türk ve İslam Eserleri Müzesi

Pazartesi hariç 09.00 – 17.00 arasında açık. Giriş 5 TL.

212-518 18 05 Sultanahmet

Ural Ataman Klasik Otomobil Müzesi

Cumartesi günleri 11.00-18.00 saatleri arasında açık olup diğer günler kapalı. Giriş 5 TL.

212-299 45 39 Tarabya

Yapı Kredi Bankası Vedat Nedim Tör Müzesi

Haftaiçi 10.00-19.00, Cumartesi günleri 10.00-18.00, Pazar günleri 13.00-18.00 saatleri arasında açık. Giriş ücretisiz.

212-252 47 00 Beyoğlu

Yerebatan Sarnıcı Müzesi

Haftanın yedi günü 09.00-18.30 arasında açık. Giriş TC vatandaşları için 3 TL, yabancılar için 10 TL.

212-522 12 59 Sultanahmet

Yıldız Şehir Müzesi

Pazar ve Pazartesi günleri dışında 09.00 – 16.30 arasında açık. Giriş ücretsiz.

212-258 53 44 Yıldız

Geçen yıl  (2010)  ilki yapılan ve Türkiye’nin dört bir yanındaki üniversitelerde gençliğin sesini, sözünü perdeye yansıtan gençlik filmleri festivali, ikinci yılını “yasak” teması ile açıyor açılmasına ama Festivalin adına zeval gelmeden bir olay gerçekleşti bile.

 10+4 filmiyle Uluslararası Gençlik Filmleri Festivali’nin 18 Aralık’taki açılışına katılacak olan İran’lı genç kadın yönetmen Mania Akbari siyasi sığınmacı olduğu için Türkiye’den vize alamadı. Konuyla ilgili olarak, festival tarafından yapılan açıklama şöyle:

“Mania Akbari siyasi sebeplerden dolayı ülkesinden kaçmış durumda. Şu anda Dubai’de yaşayan Akbari GFF’ye katılmak üzere Dubai’deki Türk konsolosluğuna gittiginde: “Zaten siyasi sığınmacı olduğunu,Türkiye ile İran arasında gerginlik olduğu söylenerek böyle bir durumda gitmesinin kendisi için sorun yaratacağı” gerekçesiyle vize talebi reddedilmiş. Mania Akbari ise Sansür ve yasaklara rağmen yanlış gördüğü şeylere karşı geleceğini ve çekmeye devam edeceğini bildirmiştir.”

20 Aralık akşamı saat 19.00’da İTÜ Maçka Mustafa Kemal Salonu’nda açılışı gerçekleşecek olan festival, “yasaklılar” ile perdelerini aralayacak. Açılışta sinema ve sanatseverleri sansüre uğramış ve kapanmak zorunda kalan mizah dergisi Harakiri’nin karikatür sergisi karşılayacak.

Festivalin açılışında “yasak” temalı birçok kısa film gösterilecek. Sunuculuğunu genç oyuncu Bora Akkaş’ın yapacağı gecede festivalin en başından beri sorduğu yasaklara karşı “Ne yapsak” sorusunun cevabını verenlere de teşekkür plaketleri verilecek. Özgürlüğün şarkılarını söyleyen Bandista ve Yeni Türkü ile ikinci yılında yasak bir “merhaba” diyecek festivalin açılışı ve gösterimleri;  festivalin ilkeleri doğrultusunda ücretsiz olacak.

Festival hem genç yönetmenlere hem de izleyicilere bu sene birçok soru soracak.

Bunların başında “Ne yasak?” sorusu geliyor. GFF’nin gönüllülerinden oluşan Kolektif Sinema ekibiTürkiye’de ve dünyada son dönemlerde artan baskı ved enetim mekanizmalarına dikkat çekerek, gençlerin festivalinde, gençlerin öncülüğünde yasak olanı yeniden ortaya çıkarma, keşfetme, anlatma, dinletme, gösterme hatta teşhir etmek gerektiğini söylüyor.

Basılmamış kitapların toplatılması, internete sansür getirilmesi, ıslık çalmanın ve şarkı söylemenin yasak olması, düşüncenin, fikir, eylem ve ifade özgürlüğünün engellenmesi, hatta karikatürlere bile cezalar yağması, sokağa çıkanın hapse atılması ve nicelerini anlatacak bu sene Gençlik Filmleri Festivali. Festivalde ayrıca dönem dönem “sansüre uğramış” filmler de “Sansürsüz” başlığında gösterilecek.

Ne yapsak ?

Festivalin sorduğu sorulardan biri de  “Ne yapsak?” olacak. Festival bir anlatı ve iletişim biçimi olan sinemayı kullanarak “ne yapsak” sorusunun cevabını arayacak. Yasakları anlatmak, yine gençlere düşecek. Festivalin ortaya çıkış amaçlarından biri olan; genç yönetmenleri film çekmeye teşvik etmek ve “ödüllü yarışmalarla, eleme usulüyle, yüksek prodüksiyonlarla” değil; genç yönetmenlerin anlatabildiği ile – anlatabildiği kadarı ile var olmasını sağlanmaya çalışılan “genç yönetmenlerden kısa filmler” de, yasak teması kapsamında izleyiciyle buluşacak.

FESTİVALİN TARİHÇESİ

“Gençliğin sesi perdede yankılanıyor” diyerek 2010’un Aralık ayında yola çıkan Gençlik Filmleri Festivali’ne İstanbul Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi,Kocaeli Üniversitesi, Eskişehir Anadolu Üniversitesi, Bursa Uludağ Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi, Mersin Üniversitesi ve Zonguldak Karaelmas Üniversitesi, Muğla Üniversitesi ev sahipliği yaptı. Ayrıcaİzmir ve İstanbul’da birçok lisede de festival etkinliği gerçekleştirildi.

Bu sene 20 Aralık’ta aynı anda Ankara, İstanbul, Zonguldak, Bursa İzmir ve Kocaeli’nde açılışı yapılacak olan festival, bu sene aynı üniversitelerin yanı sıra Trakya Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Çukurova Üniversitesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Antalya Akdeniz Üniversitesi’nde de izleyiciyle buluşacak.

2010 yılında 10 uzun metraj film, 3 belgesel ve 13 kısa metraj filmi izleyiciyle buluşturan festival, Donnie Darko, Jules et Jim, Hababam Sınıfı gibi birçok klasik filmin yanı sıra; Kimse İran Kedilerinden Bahsetmiyor, Noviembre ve Ben X gibi günümüz filmlerini de ekrana taşımıştır.

Festivalin açılış geceleri ve gösterim yerlerine birçok aydın, sanatçı ve yönetmen de katılmıştır. Festivalin İstanbul açılışında festival sunucusu olarak Mert Fırat desteklerini sunmuştur. Ayrıca Arzu Yanardağ, Bulutsuzluk Özlemi, İlkay Akayya ve Tuncay Akça festivalin açılışına gelmiştir. Festivale gelemeyen Ece Temelkuran ve Tarık Akan da destek mesajları yolladılar. Festivalin İstanbul ayağının kapanış etkinliğine Bornova Bornova filminin oyuncusu Öner Erkan ve yönetmeni İnan Temelkuran katıldı.

Festivalin Ankara açılışı  Altın Portakal Film Festivali’nde en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi erkek oyuncu ödüllerini alan Çoğunluk filmi ile gerçekleşti. Festival açılışında  ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi’nden Doç.Dr.Tarık Şengül ve Doç.Dr.Necmi Erdoğan, ODTÜ Gisam’dan (Görsel İşitsel Sanatlar Araştırma ve Uygulama Merkezi) Thomas Balkenhol, ODTÜ Medya ve Kültüel Çalışmalar’dan Ersan Ocak, Hacettepe Üniversitesi Radyo, Televizyon, Sinema’dan Naci Özer ve Sibel Tekin, Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nden Mehtap Morkoç, Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Özcan Yağcı ve daha pek çok üniversiteden öğretim görevlisinin katıldığı bir forum düzenlendi.

Kocaeli’nde açılış Hayal Bandosu ve Grup Pasaj grubu ile açılırken, Eskşehir’de açılışa Dejavu grubu katıldı.

Açılış gecelerinden ve gösterimlerden görüntüler:

 Gençlik Filmleri Festivali’nin amaçları:

2010 yılında hazırladığı festival dosyası ile sinemaya dair fikirlerini birleştiren Kolektif Sinema Ekibi,  günümüz sineması için:

“Günümüzde kitle iletişimde “tüketici” olarak kodlanan bireylerin katılım kanalları yok denecek kadar azdır. Aynı şekilde üretimi gerçekleştiren emekçiye de “ekonomik imkânları” kadar kitleye ulaşabilmek düşmektedir. Ressam, yazar, tiyatrocu, sinemacı, gazeteci, ses sanatçısı vb. herkes, her alanda bu zorluğu yaşamaktadır. Görsel imkânların bu denli arttığı günümüzde, kuşkusuz sinema bir sanat ve iletişim alanı olarak başı çekmektedir. Sanat alanı olmakla birlikte kitle iletişim aracı olma özelliğini taşıyan sinema aynı zamanda –televizyon ile birlikte- piyasa kültürünün en yaygınlaştığı alan olarak da baştadır.

Sinema artık biletlere, kampanyalara ve ücretli festivallere sığdırılmıştır. Sinema ile ilişki kurabilmenin birinci yolu paradır. Özellikle gençlerin rağbet ettiği sinema, hem kültürel yaşantı da “alışkanlık” hem de “lüks” haline gelmiştir. Üretebilmek ve ürettiğini insanlarla paylaşabilmek için sadece istek ve yetenek yetersiz kalmaktadır. Milyonlarca dolarlık yapımların yanında birçok yetenekli insanın ürettiği filmler sinemada yer bile bulamamaktadır. Özellikle gençler ve üretimleri bu alanın en altında yok olmaktadır. Gençlere sunulan bir seçenek de film yarışmalarıdır. “ saptamasını yapmış ve festivalin amaçlarını buna göre belirlemiştir. Bu amaçlar:

Sinemanın anlatı biçimleriyle gençliği ve sorunlarını, taleplerini işleyebilmek, gençliğe dair tartışmaları yaygınlaştırabilmek.

Dünyanın dört bir yanındaki gençlik filmlerini izleyiciler ile buluşturmak.

Birçok ülkeden gelecek filmler ile Türkiye’deki gençliğin farklı kültürlerdeki gençlikle tanışmasını sağlamak ve iletişim olanaklarını artırmak.

Gençliğin ürettiği filmlerin görünülürlüğünü artırmak, sinemayı gençlerin kendilerini ifade edebilecekleri bir araç olarak da kullanmak.

Genç yönetmenleri üretmeye ve ürettiklerini paylaşmaya teşvik etmek.

Festivalle birlikte oluşturulacak film atölyelerinin ürettikleriyle gençlik filmlerine katkıda bulunmak.

Üniversitelerde yapılacak gösterimlerle ve atölye çalışmalarıyla nitelikli bir sosyalleşme ortamı yaratarak; neo-liberalizmin reklamları ve üniversitedeki etkinlikleriyle dayattığı “özgür üniversiteli” anlayışına karşı, gerçek özgürlük anlayışını benimsetmek ve kültür sanatın bir hak olduğu bilincini yaygınlaştırmak.

Sinemayı, sinemaya emek verenleri ve üniversitelileri buluşturmak.

Alternatif, nitelikli, sponsorsuz ve ücretsiz bir gençlik festivalinin kolektif bir emekle gerçekleşebileceğini göstermektir.