Yazılar

23-nisan-cocuk-bayrami-2017

Özel Nar Sanat Eğitim Kursu olarak 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı şerefine 26 Nisan Çarşamba günü saat 19:00 ‘da Öğrenci Dinleti Programımız yapılacaktır. Bu etkinlikte öğrencilerimiz ve eğitmenlerimiz milli bayramımızı hatırlatmak amacıyla sizler için performans sergileyecektir. Etkinliğimize herkes davetlidir!

 

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

23-nisan-cocuk-bayrami-2017Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin resmi bayramlarından biridir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından dünya çocuklarına armağan edilmiştir.

Bu bayram, TBMM’nin açılışının birinci yılında kutlanmaya başlanan 23 Nisan Millî Bayramı ve 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılmasıyla, önce 1 Kasım olarak kabul edilen, sonra 1935’te 23 Nisan Millî Bayramı’yla birleştirilen Hâkimiyet-i Milliye Bayramı ile Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin 1927’de ilan ettiği ve ilki Atatürk’ün himayesinde düzenlenen 23 Nisan Çocuk Bayramı‘nın kendiliğinden birleşmesiyle oluştu. 1980 darbesi döneminde Milli Güvenlik Konseyi, bu bayrama resmî olarak “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” adını verdi.

Hakimiyet-i Milliye Bayramı (önceleri 1 Kasım, sonra 23 Nisan), saltanatın kaldırılışının ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu gerçekleştiren TBMM’nin açılışının egemenliği padişahtan alıp halka vermesini kutlamak amacını taşırken, Çocuk Bayramı savaş sırasında yetim ve öksüz kalan yoksul çocukların bir bahar şenliği ortamında sevindirmek amacını taşımaktaydı. Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, UNESCO’nun 1979’u Çocuk Yılı olarak duyurmasının ardından, TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği’ni başlatarak, bayramı uluslararası düzeye taşımıştır. Günümüzde bayrama birçok ülkeden çocuklar katılmakta, çeşitli gösteriler hazırlanmakta, okullarda törenler ve çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir. Ayrıca 1933’te Atatürk’le başlayan çocukları makama kabul etme geleneği günümüzde çocukların kısa süreliğine devlet kurumlarının başındaki memurların yerine geçmesi şeklinde devam etmektedir.

 

Tarihçe

TBMM’nin açılması

Ana madde: TBMM 1. dönem milletvekilleri listesi

23 Nisan’ın Türkiye’de ulusal bayram olarak kabul edilmesinin nedeni, 1920’de o gün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmış olmasıdır. Milletvekillerinin belirlenişi ve Ankara’ya gelişi çok kısa bir zamanda gerçekleşmiştir. Milletvekili seçimleri Atatürk’ün Ankara’da bir meclisin toplanacağını ve neden toplanması gerektiğini açıklayan 19 Mart 1920 tarihli bildirisiyle başlamış, yine Atatürk’ün 21 Nisan’daki genelgesiyle de meclisin açılacağı tarih duyurulmuş ve milletvekillerinin Ankara’ya gelmesi istenmiştir. 23 Nisan1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmıştır. O günkü ilk toplantıya daha önce belirlenen 337 milletvekilinden sadece 115’i katılabilmiştir.

Bayram olması

TBMM’nin açılışından 2000’li yıllara kadar Türkiye Cumhuriyeti’ne ait bu ulusal bayram konusunda eksik bilgilenme ve yanlış tarihlendirmeye çokça rastlanmıştır. Hatta bazı tarihçilerce böyle bir günün tarihinin genişçe araştırılmamış olması büyük bir eksiklikti. Yrd. Doç. Dr. Veysi Akın 1997’de yayımlanan bir makalesiyle bu eksikliği gidermeye çalışmıştır.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın ortaya çıkışında 3 ayrı bayramın payı vardır. Çocuk Bayramı tamamen ayrı bir kavram olarak gelişirken, Ulusal Egemenlik ve 23 Nisan Bayramları baştan ayrı bayramlarken, birleşmişler; en son da onlara Çocuk Bayramı katılmıştır.

Hâkimiyet-i Milliye

“23 Nisan”, 1921’de çıkarılan 23 Nisan’ın Milli Bayram Addine Dair Kanun ile, Türkiye’nin ilk ulusal bayramı olmuştur. İlk kez ortaya çıkan bu bayramda ne ulusal egemenlikten ne de çocuklardan söz edilmekteydi.Zaten daha o yıllarda Osmanlı saltanatı hala kanunen hüküm sürmekteydi. 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılmasıyla 1 Kasım, Hakimiyet-i Milliye Bayramı (Ulusal Egemenlik Bayramı) olarak kabul edilmiştir.Daha sonraki yıllarda, TBMM’nin açılış tarihi olan 23 Nisan “Milli Hakimiyet Bayramı” olarak kutlamış ve bu durum 1 Kasım’ın uzun vadede bayram olarak unutulmasına neden olmuştur. 1935’te bayramlar ve tatil günleriyle ilgili kanun değiştirilmiş ve “23 Nisan Millî Bayramı”nın adı “Millî Hakimiyet Bayramı” haline getirilmiş, böylece 1 Kasım Hakimiyet-i Millîye Bayramı ile 23 Nisan Millî Bayramı birleştirilmiştir.

23 Nisan’ın Çocuk Bayramı oluşu yine TBMM’nin açılışıyla ilişkili olmasına rağmen, tamamen ayrı bir bayram olarak gelişmiş ve 1981 yılına kadar da öyle devam etmiştir. Bu Bayram 23 Nisan 1927’de Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin (günümüz Çocuk Esirgeme Kurumu’nun) o günü “Çocuk Bayramı” olarak duyurmasıyla başlamış kabul edilir. Aslında Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin 23 Nisan’la ilgili çalışmaları daha önceki yıllarda vardır ve hatta çocuklardan da söz edilmiştir. Kurum, 23 Nisan 1923’te millî bayram için pullar bastırmış ve satmıştır. 23 Nisan 1924’te Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde “Bu gün Yavruların Rozet Bayramıdır” ibaresi yer almış, 23 Nisan 1926’da da yine aynı gazetede “23 Nisan Türklerin Çocuk Günüdür” başlıklı bir yazı kaleme alınmış ve bu yazıda cemiyetin bu günü çocuk günü yapmaya çalışarak doğru yolda olduğu ve para kazanan herkesin bu gün cemiyete çocuklar için bağışta bulunması gerektiği vurgulanmıştır.Nihayet 23 Nisan 1927’de Himaye-i Etfal Cemiyeti o günü Çocuk Bayramı olarak şöyle duyurmuştur:

Millet Meclisimizle millî devletimizin Ankara’da ilk teşkile günü olan Millî bayram Cemiyetimizce çocuk günü olarak tesbii edilmiştir. Bize yeni bir vatan veyeni bir tarih yaratıp bırakan mübarek şehitlerle fedakar gazilerin yavruları fakir ve ıstırabın evladları ve nihayet alelıtlak bütün muhtac-ı himaye-i vatan çocukları namına milletin şevkatli ve alicenab hissiyatına müracaat ediyoruz. Kadın, erkek, genç, ihtiyar hatta vakti ve hali müsait çocuklardan mini mini vatandaşlar için yardım bekliyoruz. Her sayfası başka bir şan ve muvaffakiyetle temevvüç eden milletimizin, yarın azami derecede muavenet göstermekle beraber, çocuk gününün layıkı veçhiyle neşeli ve parlak geçirilmesi için aynı derecede alaka ve müzaheret göstereceğinden emin olan Himaye-i Etfal Cemiyeti, şimdiden arz-ı şükran eder.

Bu tarihten itibaren bu üç kavram, aynı gün üzerinde birleşecek ve çocuk bayramı olma konusunda bir kanunla belirlenmişlik olmaksızın kutlanmaya başlanacaktır. Cemiyeti buna iten neden ise cemiyetin yetim çocukları için gelir kaydetme anlayışıdır. Böylece çocuk bayramı ortaya çıkmıştır. Çocuk bayramı adı daha resmiyet kazanmamış olsa da, bundan sonra 23 Nisan “Millî Hâkimiyet Bayramı”nın yanı sıra “Çocuk Bayramı” olarak da kutlanacaktı.

1927’de ilk kez kez kutlanan çocuk bayramı, başta kaynak oluşturma olmak üzere, çocuklara neşeli bir gün geçirtmeyi hedeflerinde bulunduruyordu. 23 Nisan 1927’deki ilk bayram Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu ve dönemin cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa himayesinde gerçekleştirilmiş, etkinlikler için Atatürk arabalarından birini çocuklara tahsis etmiş ve Cumhurbaşkanlığı Bandosu’nun konser vermesini sağlamıştır. O yıl cemiyetin Ankara’daki binalarından birine Çocuk Sarayı adı verilmiş ve burada düzenlenen çocuk balosuna İsmet (İnönü) Bey’in çocukları da katılmıştır.

1929’da çocuklara ilgi daha da artmış ve o yıl ve daha sonraki yıllarda 23-30 Nisan haftası “çocuk haftası” olarak kutlanmıştır. Daha sonraları, 70’li yıllara kadar ulusal boyutta ünlenerek ve katılımı artırarak ilerleyen 23 Nisan Çocuk Bayramı kutlamalarına 1975’te Türkiye Radyo Televizyon Kurumu da katılmış ve bir hafta çocuk programları yayımlamıştır. 1978’de Meclis Başkanlığı’nın izniyle meclisteki törenlere çocukların da katılması sağlandı. 1979’da bu uygulama Ankara ilkokullarından gelen çocuklarla düzenli olarak başlatıldı, 1980’de de bütün illerden gelen çocuklarla “Çocuk Parlamentosu” oluşturuldu. 1979 yılının UNESCO tarafından Dünya Çocuk Yılı olarak duyurulması üzerine, TRT tarafından dünyanın bütün çocuklarını kucaklamayı amaçlayan bir proje hazırlandı ve 1979 yılından itibaren TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği adıyla uygulamaya kondu.

Bayramın en son şeklini alışı ise 1981’de gerçekleşmiştir. Darbe döneminde Milli Güvenlik Konseyi bayramlar ve tatillerle ilgili kanunda yaptığı değişiklikle o güne kadar kanunen adı konmamış bir şekilde kutlanan bayrama “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” adını vermiştir.

Kutlanışı

23 Nisan, Türkiye Cumhuriyeti’nde 23 Nisan 1921’de resmî bayram olarak kabul edilmesinden bu yana, değişik adlarla da olsa resmî törenlerle kutlanmıştır. En yalın haliyle bu törenlerde İstiklâl Marşı okunur ve saygı duruşunda bulunulur.

Yeni uygulamaya konulan yönetmeliğe göre, önceki yıllarda uygulanan koltuk devri uygulamasına son verildi. Ulusal ve Resmi Bayramlarda Yapılacak Törenler Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda çocuklara koltuk devretme uygulaması kaldırıldı.

23 Nisan’ın Çocuk Bayramı olarak kutlanışı 23 Nisan 1927’de Atatürk’ün himayesinde başlamış, Cumhurbaşkanlığı Bandosu çocuklar için konser vermiş ve Ankara’da çocuk balosu düzenlenmiştir. 1928’de Dr. Fuat (Umay) Bey’in teklifiyle daha geniş içerikli bir program hazırlanmış, ilanlar verilmiş, halk davet edilmiş, çocuk alayları oluşturulmuş, yarışmalar ve geziler düzenlenmiştir. 1929’daki 23 Nisan’dan önce HEC 23-30 Nisan haftasını çocuk haftası olarak duyurmuş, etkinlikler çoğaltılarak bir haftaya yayılmıştır. Asıl bayram yine 23 Nisan’da kutlanmış, çocuk balosu yine Atatürk tarafından himaye edilmiştir. Yine de HEC ve Türk Ocağı’nın bütün çabalarına rağmen ülke çapına yayılmada sorunlar yaşanmıştır. Birkaç yıl böyle gitmesi üzerine, Kırklareli milletvekili Dr. Fuat Umay’ın teklifiyle 20-30 Nisan arasında tüm telgraf ve mektuplara Himaye-i Etfal Şefkat Pulu yapıştırılması mecliste onaylandı. Yasa, 14 Nisan 1932’de yürürlüğe girdi.

1933 23 Nisan’ında Atatürk yeni bir gelenek başlattı. O sabah çocukları makamında kabul etti ve onlarla sohbet etti. Aynı yıl stadyumlarda beden hareketi gösterileri yapılmaya başlandı. O bayram, Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey’in kaleme aldığı Andımız çocuklar tarafından ilk kez okundu. 1933’te artık Çocuk Bayramı devlete de mal olmuştu. Yine de 1935’teki yasa değişikliğinde çocuk bayramında hiç söz edilmedi. Yalnız resmî ismi konmamış olsa da, Milli Hâkimiyet Bayramı’nın yanında “23 Nisan Çocuk Bayramı”, devlet ve toplum örgütlerinin ortaklaşa hazırladığı programlarla kutlanmaya devam edildi.

1970’lerde artık 23 Nisan Çocuk Bayramı tüm ulustan katılım alan bir bayram halini almıştı. 1975’ten itibaren TRT de programlarıyla destek vermiş, 1979’da resmî Millî Hakimiyet Bayramı törenlerine çocukların da katılmasına karar verilmiş, 1980’de de “Çocuk Parlamentosu” oluşturulmuştur.Böylece 23 Nisan Çocuk Bayramı, Millî Hakimiyet Bayramı’yla tamamen aynı etkinliklerde kutlanmış oluyordu. Nitekim 1981’de birleştirilecekti.

Günümüzde 23 Nisan günlerinde bayram Türkiye Cumhuriyeti devleti erkanının başta Anıtkabir olmak üzere çeşitli Atatürk anıtlarında yaptıkları resmî törenlerle başlamakta, stadyumlarda ilköğretim öğrencilerinin hazırladığı gösterilerin sergilenmesi ve resmî geçit töreniyle devam etmektedir. Akşamları da büyük şehirlerde fener alayı düzenlenir. Resmî törenlerden sonra bayram yeri olarak nitelendirilen çayırlarda güreşler, koşular ve başka çeşit yarışmalar düzenlenir. Çeşitli sivil toplum örgütleri veya kuruluşlar tarafından düzenlenen etkinlikler yer alır. Önceden belirlenmiş öğrenciler kısa bir süreliğine kurumlardaki devlet memurlarının makamlarına oturur, onlarla orada sohbet edilir. Ayrıca 23 Nisan günü Türkiye’de resmî tatil günüdür. İlköğretim öğrencilerine 24 Nisan günü de tatildir.

 

ataturkuanma

Atatürk Haftası, 10 Kasım 1938 günü saat 09:05’te yaşamını yitiren Mustafa Kemal Atatürk’ün anısına düzenlenen; onun yurtseverliği, inkılap ve ilkelerinin anlatıldığı, radyo ve televizyonda Atatürk’ün konuşmalarının kendi sesinden dinletildiği, Atatürk’le ilgili filmlerin gösterildiği haftadır. 10-16 Kasım tarihleri arasına karşılık gelir.

10 Kasım günü Anıtkabir ziyaret edilmekte, başkent Ankara’da resmi tören yapılmaktadır. Türkiye’nin genelinde de yas tutulmaktadır. Her yıl 10 Kasım günü, saat 09:05’te trafikteki arabalar durur ve 4 dakika korna çalarak anma etkinliklerine destek verirler. Ayrıca, tüm bayraklar 10 Kasım günü yarıya indirilir.

Kazakistanlı sinemaseverler, Türk Filmleri Haftası’nın açılış filmi “Ertuğrul 1890”a yoğun ilgi gösterdi.

ertugrul-1890

Kazakistan’da düzenlenen Türk Filmleri Haftası, “Ertuğrul 1890” filminin açılış gösterimiyle başladı.

Etkinliğin koordinatörü Öner Kılıç, açılış gecesi yaptığı konuşmada, Türkiye ve Kazakistan’ın binlerce yıllık ortak kültürel değere sahip iki ülke olduğunu vurgulayarak, Türk Filmleri Haftası’nın sadece gösterimlerle sınırlı olmadığını söyledi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) ve Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı‘nın (TÜRKSOY) desteğiyle düzenlenen Türk Filmleri Haftası’nın önemine dikkati çeken Kılıç, şöyle konuştu:

“Pek çok ortak kültürel çalışma yaptığımız Kazakistan’da özellikle bu etkinlikte sinemacılarla bir araya gelmek bizim için değerli. En büyük ortak değerlerimiz olan Hoca Ahmet Yesevi ve Farabi’yi beyazperdeye taşıyarak, Türk ve Kazak sinemacıları bir araya getirmek ve ortak sinema filmleri çekmek en büyük amacımız.”

UNESCO’nun 2016 yılını Ahmet Yesevi yılı ilan ettiği ettiğini hatırlatan Kılıç, Farabi’nin felsefesiyle Ahmet Yesevi’nin inancını birleştiren bir anlayışla Yesevi filmi için Kazak sinemacılarla bir araya gelecekleri bilgisini verdi.

TİKA Başkan Yardımcısı Mehmet Süreyya Er ise bağımsızlıklarını kazandıkları günden beri Türk cumhuriyetlerinin yanında yer aldıklarını belirterek, bu tarz kültürel etkinliklerin desteklenmesiyle kardeş ülkeler arasında her alanda birlikteliğin sağlanmasını arzu ettiklerini dile getirdi.

“Türk filmleri pazarının büyütülmesi gerekiyor”

Ertuğrul 1890” filminin gösteriminin ardından konuşan başrol oyuncusu Kenan Ece, sinemaseverlerin gösterdiği ilgiden büyük mutluluk duyduğunu ifade ederek, “Türk Filmleri Haftası’nın, Türk- Japon ortak yapımı olan Ertuğrul 1890 filmiyle açılması oldukça anlamlı. Filmimiz iki millet arasındaki dostluğu ve barışı anlatıyor. Tüm dünyaya mesajı olan bir yapım. Gerçekten zor günler geçiriyor dünyamız. Savaşlar, problemler bir türlü bitmiyor. Film de en zor zamanlarda farklı milletlerin birbirine destek olması ve yardım etmesiyle ilgili bir konuyu ele alıyor.” dedi.

“Burada olmak benim için çok güzel bir tecrübe oldu”

Türk dizilerinin dünyanın her tarafında izlendiğini aktaran Ece, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dizilerimiz Güney Amerika’dan Türk dünyasına kadar her yerde izlenip ilgi görürken, filmlerimizin aynı oranda seyirci bulmaması için hiçbir sebep yok. Örneğin Kazakistan’a geldim, televizyonu açtığımda Türk dizisi oynuyordu. Bizim yapımların burada hatırı sayılır bir seyirci kitlesi var. O yüzden bana göre Türk sinemasının buralara ulaşması mümkün. Burada olmak benim için çok güzel bir tecrübe oldu.”

Türkiye’deki sinema salonlarında bu hafta 5’i yerli 10 film vizyona girecek.

vizyondaki-filmler

“Para Tuzağı”
Jodie Foster’ın yönettiği ve başrollerini George Clooney, Julia Roberts, Jack O’Connell, Dominic West, Caitriona Balfe ile Giancarlo Esposito’nun paylaştığı “Para Tuzağı”, izleyici ile buluşacak.
Senaryosu Jamie Linden, Alan DiFiore ve Jim Kouf tarafından kaleme alınan filmin yapımcılığını Daniel Dubiecki, Lara Alameddine ve George Clooney üstlendi.
Risklerin büyük olduğu, gerçek zamanlı gerilim filminde, oyuncular George Clooney ve Julia Roberts finans televizyonu sunucusu Lee Gates ve yapımcısı Patty Fenn’i canlandırıyor. Gerilim türündeki filmde, televizyonda canlı yayın sırasında Clooney ve Roberts’ın, her şeyini kaybetmiş kızgın bir yatırımcının stüdyoyu zorla ele geçirmesiyle yaşadıklarını konu alıyor.
“Rüzgarın Oğlu” 
Stephan James, Jason Sudeikis, Jeremy Irons ile William Hurt’un oynadığı “Rüzgarın Oğlu”, filminin yönetmen koltuğunda Stephen Hopkins oturuyor.
“Rüzgarın Oğlu”, tarihin en iyi atleti olmak için çıktığı yolda efsanevi bir yıldız olan Jesse Owens’ın gerçek hikayesini anlatıyor.
Dram türündeki film, asıl adı James Cleveland olan Jesse Owens’ın olimpiyat efsanesi olma mücadelesini aktarırken, tipik bir spor filmi sınırlarının ötesine geçerek, o dönemin sosyal ve siyasi ortamını gözler önüne sermeyi amaçlıyor.
“Kronik” 
Michel Franco’nun yönettiği “Kronik” adlı filmde, Tim Roth, Robin Bartlett, Michael Cristofer, Bitsie Tulloch ve Sarah Sutherland rol aldı.
Meksika ve Fransa ortak yapımı film, bir bakımevinde ölüm döşeğindeki hastalarla ilgilenen bir erkek hemşirenin portresini çiziyor.
Alis Harikalar Diyarında: Aynanın İçinden” 
James Bobin’in yönetmenliğini yaptığı animasyon türündeki “Alis Harikalar Diyarında: Aynanın İçinden” filminin seslendirmelerini Johnny Depp, Anne Hathaway, Mia Wasikowska ve Helena Bonham Carter yapıyor.
Disney’in yeni yapımında, Lewis Carroll’un sevilen hikayeleriyle unutulmaz karakterlerinin yepyeni ve benzersiz maceraları anlatılıyor. Yeni seride, yeraltının tuhaf dünyasına dönen “Alis”, “Çılgın Şapkacı”yı kurtarmak için zamanda geçmişe yolculuk edecek.
“Kahraman Koala” 
Deane Taylor’un yönettiği “Kahraman Koala” filminin Türkçe seslendirmelerini Yekta Kopan, Elif Acehan ile Ziya Kürküt yaptı.
Klasik Avustralya kitap serisinden “Arı Maya”nın uyarlaması film, Green Patch adında küçük bir kasabada yaşayan bir koalanın, uzun süre önce evden ayrılıp geri dönmeyen babasının hayatta olduğuna ısrarla inanmayı sürdürüp, bulduğu bir ipucunun ardından Avustralya’nın uçsuz bucaksız çöllerinde zorlu bir arayışa girme macerasını konu alıyor.
“Memleket”
Şerif Sezer, Mesut Akusta, Mehmet Karagöz, Osman Sonant ile Melike Zeynep Atış’ın oynadığı “Memleket” filminin yönetmenliğini Murat Saraçoğlu üstlendi.
Anadolu toprağının hikayesini anlatmayı amaçlayan film, ölüm duygusunun ruhlarını giderek daha çok kavradığı iki yaşlı insanın insanlardan uzak küçük evlerinden dünyaya bakışını beyaz perdeye yansıtıyor.
“Abbas’ın Melekleri”
Yusuf Atıcı’nın yönettiği “Abbas’ın Melekleri” filminde Doğan Akkaya, Sinan Bengier, Kayra Şenocak, Dost Elver, Sevil Uyar, Berrak Deniz, Seda Mutlu, Şenol İpek, Bircan İpek, Ferdi Atuner, Aziz Özuysal ile Müjde Beyoğlu gibi isimler rol aldı.
Komedi türündeki film, köşeye sıkışmış pısırık bir mafya babasının başından geçen komik olayları konu alıyor. Aysel Göksu’nun yapımcılığında çekilen ve senaryosu Ahmet Başımoğlu tarafından kaleme alınan filmin sanat yönetmenliğini Zeynep Tekin yaptı.
“Nasıl Yani”
Aykut Elmas, Halil İbrahim Göker, Uğur Can Akgül ile Ferdi Sancar’ın oynadığı “Nasıl Yani” filminin yönetmen koltuğuna Ayhan Özen oturdu. Film, dedelerine Da Vinci’den miras kalan Mona Lisa tablosunu satıp, zengin olma hayalleri kuran üç kardeşin komik hikayesini anlatıyor.
Filmin senaryosu, sosyal medya fenomenleri ve kısa filmleri sayesinde tanınan Aykut Elmas, Uğur Can Akgül ve Halil İbrahim Göker’e ait.
“1 Kezban 1 Mahmut: Adana Yollarında”
Cenk Çelik’in yönetmenliğini yaptığı “1 Kezban 1 Mahmut: Adana Yollarında” adlı filmde Sinan Bengier, Esin Yıldız, Ercan Zincir, Cenk Hakan Köksal ve Necla Özay rol aldı.
Komedi türündeki film, İstanbul’da öğrencilik hayatı yaşayan iki yakın arkadaşın Mersin’den Adana’ya uzanan kız kaçırma hikayesini konu alıyor.
“Cinni: Uyanış”
Yönetmenliğini Müzisyen Emre Aydın’ın yaptığı korku ve gerilim türündeki “Cinni: Uyanış” filmde Eda Köksal, Gökçen Gökçebağ ve Merve Deniz kamera karşısına geçti.
Emre Aydın’ın ilk sinema yönetmenliği denemesi olan ve müzikleri de sanatçının kendisine ait olan film seri olarak devam edecek.

“16. Yüzyıl Dahisi Matrakçı Nasuh” sergisi, Avusturya’nın başkenti Viyana’da sanatseverlerle buluştu.

matrakci-nasuh

 

Cumhurbaşkanlığının himayesinde gerçekleşen ve Anadolu Ajansı’nın  global iletişim ortağı olduğu “16. Yüzyıl Dahisi Matrakçı Nasuh” sergisi, Avusturya’nın başkenti Viyana’da sanatseverlerle buluştu.
İstanbul Kültürlerarası Sanat Diyalogları Derneği (İKASD) tarafından projelendirilen sergi, Türkiye’nin Viyana Büyükelçiliği ve Viyana Yunus Emre Enstitüsü’nün ev sahipliğinde, Viyana Sanat Tarihi Müzesi’nde düzenlenen törenle açıldı.
Açılış töreninde mimar Sinan Genim, “Matrakçı Nasuh ve Haritaları” konulu kısa bir konferans verdi. Matrakçı Nasuh’un asıl isminin “Nasuh bin Karagöz bin Abdullah el-Bosnavi” olduğunu belirten Genim, Nasuh’un Enderun’da yetiştiğini ve Boşnak asıllı minyatürcü, hattat, tarihçi ve matematikçi olduğunu anlattı. Nasuh’un genç yaşta yazdığı matematik kitabı ile dikkat çektiğini vurgulayan Genim, Kanuni Sultan Süleyman’ın seferlerine katılarak gittiği yerlerde kale ve sarayların minyatürünü yaptığını ve 70 yaşında vefat ettiğini aktardı.
Viyana Yunus Emre Enstitüsü Müdürü Mevlüt Bulut ise 16. yüzyıl dahisi Matrakçı Nasuh’un eserlerinin Avrupa’nın kültür başkenti Viyana’da sergilemekten onur duyduğunu söyledi.
Küratör Beste Gürsu ise Türkiye’nin kültür ve sanatını uluslararası platformlara taşıyacak kapsamlı bir proje gerçekleştirdiklerini ve bu projeyi 12 kadın sanatçının Nasuh’un eserlerinden esinlenerek hazırladıklarını ifade etti. Projenin ilk sergisini Nasuh’un doğduğu Bosna’da başlattıklarını kaydeden Gürsu, 2016 sonunda “Matrakçı Nasuh” belgeselinin vizyona gireceğini aktardı.
Türkiye’nin Viyana Büyükelçisi Hasan Göğüş de Matrakçı Nasuh’un hem sanatçı hem de bilim adamı olduğunu belirterek, “Matrakçı Nasuh, Osmanlı döneminde yetişmiş ve çağdaş sanatçılara ilham kaynağı olmuş ve dünya kültür mirasına önemli katkılar sağlamıştır” dedi.

Bir dönemin ABD Başkanı Richard Nixon ve rock’n’roll’un kralı Elvis Presley’in 1970 yılında Beyaz Saray’daki buluşmasını konu alan bir film gösterime giriyor.

21 Aralık 1970’te dönemin ABD Başkanı Richard Nixon ile rock’n’roll’un kralı Elvis Presley’in Beyaz Saray’da biraraya gelişini konu alan bir film gösterime giriyor.000-apw2001070200551,nfPtAaw0GkeYIr19XrkDPA

Kevin Spacey ve Michael Shannon’ın başrolünde oynadığı  “Elvis ve Nixon” filminin galası New York’taki Tribeca Film Festivali’nde yapıldı.

Filmde Elvis Presley’i Michael Shannon, Başkan Nixon’ı ise Kevin Spacey canlandırıyor.

Presley,  Başkan’la buluşmasında narkotik ajanı olmak ve uyuşturucuya karşı savaşta yer almak istediğini söylemişti.

Bu özel buluşmaya ait fotoğrafsa, “Amerikan Ulusal Arşivi”nde bugüne kadar en çok aranan fotoğraf oldu.

zeki müren konseriTürkiye’nin “Sanat Güneşi” Zeki Müren, ölümünün 20. yılında çok özel bir konserle anılıyor…

Emel Sayın’dan Nükhet Duru’ya, Kenan Doğulu’dan Yonca Lodi’ye, Zara’dan Gökhan Tepe’ye Türkiye’nin en sevilen yorumcuları Zeki Müren şarkıları yorumluyor…

Mirasını bağışladığı Türk Eğitim Vakfı ve TSK Mehmetçik Vakfı tarafından düzenlenen, Osmantan Erkır’ın barkovizyonda Zeki Müren’le sunduğu bu çok özel gece 26 Şubat Cuma 21.15’te NTV’de..

Zaman zaman sizlerle internet veya basılı yayınlarda bulduğumuz yazı ve makaleleri sizlerle paylaşıyoruz. Yine sanat okumalarımızın birinde bulduğumuz yayını sizlerle paylaşmak istiyoruz. İyi okumalar.

 

Photo by David Morand.

Photo by David Morand.

Araştırmalara göre, küçük yaşta piyano çalmaya başlamak zihinsel gelişimi olumlu yönde etkiliyor.

Bir piyano görüp de tuşlarına basarak farklı sesler çıkarmaktan hoşlanmayan çocuk neredeyse yok gibidir… Piyano çalmaya başlayan bir çocuk için piyanosu, basit bir müzik aletinden çok daha fazla şey ifade eder. Çünkü o her çocuğun kendini anlatabileceği eşsiz bir araç…

Uzmanlar piyano çalmanın saymakla bitmeyen artıları olduğunu vurguluyor. Kendine olan güveni artan çocuk, aynı zamanda en çok ihtiyacı olan şeye kavuşuyor, yani farkediliyor. Bunun dışında son zamanlarda Amerika’da yapılan bir araştırmanın ortaya çıkardığı sonuçlar da piyano ve zeka arasındaki ilişkiyi açıkça ortaya koydu. Fizikçi Gordon L. Shaw ve psikolog Frances H. Rauscher’in 78 çocuk üzerinde yaptığı araştırmaya göre, okul öncesi çocuklara piyano dersi vermek, çocukların zihinsel yapısını geliştiriyor ve bu çocuklar öncelikle matematik ve fen dallarında olmak üzere pek çok alanda diğerlerine göre daha başarılı oluyor. Deney küçük çocuklar üzerinde yapılmış olsa da, 12 yaşına kadar alınan piyano derslerinin zekanın gelişiminde aynı etkiyi yaratacağı belirtiliyor.

Çoğu piyano öğretmeni, piyanoya küçük yaşta başlanması konusunda hemfikir. Çocuğun küçük yaşta öğrendikleri hem daha iyi yerleşiyor hem de zihinsel gelişimine katkıda bulunuyor. Ayrıca yaş büyüyüp, gençlik yılları başladıkça okul ve kulüp aktiviteleri, sevgililer, bilgisayar oyunları, diskolar, seyahatler gibi pek çok etken çocuğun ilgi alanının dağılmasına ve yeteri kadar olaya konsantre olamamasına neden oluyor. Ama piyano ve müzik sevgisi çocuğun ruhuna küçük yaşta işlendiğinde, sonradan gelen tüm aktiviteler ikinci derecede önem taşıyor. İster ünlü bir piyanist olsun, isterse piyanoyu bir hobi olarak devam ettirsin, piyano çalacak olan çocuğun yaşının çok ilerlemeden piyano başına oturması öneriliyor.

Piyano Eğitiminde öğretmenin önemi

piyano ve öğretmen

Herşeyde olduğu gibi piyano eğitimine verilen tepki de çocuktan çocuğa büyük farklılıklar gösteriyor. Kimileri sabırlı ve çalışkan olurken, kimi çocuk da çok kabiliyetli olduğu halde çabuk sıkılabiliyor. Bu konuda ailelere düşen görev özellikle küçük yaşlardaki çocukları gereksiz yere hırpalamamaları. Yani olayın kilit noktası çocuklara aşırı yüklenmemekte. Her çocuk mükemmel piyano çalacak diye birşey yok. Zaten müzik eğitimi alması için çocuğun ille de çok yetenekli olması gerekmiyor. Ama bir virtüöz olmasalar bile piyano çalan çocukların ileriki yaşamlarında pek çok alanda daha başarılı olacakları, algılama ve öğrenme kapasitelerinin artacağı, koordinasyon kurma yeteneklerinin ve yaratıcılıklarının gelişeceği de gözden çıkarılmaması gereken gerçekler arasında…

Bu yeni girişimdeki en önemli unsurlardan biri hiç kuşkusuz çocuk ve piyano öğretmeni arasında kurulan ilişki. Piyanoya yeni başlayan bir çocuk için en önemli ders, piyano ve öğretmeniyle tanıştığı ilk ders… Öğretmen kendini çocuğa nasıl tanıtırsa, sonraki dersler de o yolda devam ediyor. Piyano öğretmenleri bir sanat öğretmeni olarak, çocuğun müziksel potansiyelinin açığa çıkmasına yardımcı oluyor. İşte bu nedenle de çocuğun kendini öğretmenin yanında rahat hissetmesi, onun kendisini anladığına inanması gerekiyor.

Öğretmenler biraz da öğrencilerin yaşına göre davranmak zorunda. Küçük çocuklara ders veren bir öğretmenin çocuğun limitlerini iyi algılayarak gereksiz yere zorlamaması gerekiyor. Çocuğa piyano çalmanın nasıl eğlenceli olabileceğinin öğretilmesi şart. Öğrenciler, yaşları büyüdükçe öğretmenden ona saygı duymasını ve doğru ile yanlışı kendisine göstermesini bekliyorlar. Öğretmen gerçekten çok önemli, çünkü öğrenme isteği, öğretmenin öğretme isteği ile çok yakından ilgili.

Neden Klasik Piyano

piyANO VE COCUK

Günümüzde piyano eğitimi denince akla hemen klasik piyano eğitimi geliyor. Oysa radyoyu ya da televizyonu açtığımızda klasik müziğe çok nadiren rastlanıyor. Genelde hep pop, rock ya da alternatif müzikler duyan çocuklar neden Bach, Chopin ya daBeethoven çalmaya zorlanıyor? Klasik müzik eğtimi veren öğretmenler bunun çok önemli nedenleri olduğunu söylüyor. Bir kere klasik müzik son derece matematiksel bir yapı içeriyor. Uzmanların zihinsel gelişimi sağladığını söyledikleri tüm matematiksel yapı bu müziğin içinde var. Günümüzün stillerinin çoğunun çıkış noktası da klasik müzik. Bu nedenle müzik aleti çalmada ve bestelemede klasik metodların kullanımı son derece etkili oluyor. Popüler bir şarkıyı çalan birinin klasik müzik geçmişi olması büyük bir avantaj sağlıyor. Çünkü, klasik müzik çalmış biri çalarken daha gelişmiş teknikleri kullanabiliyor ve daha iyi sesler çıkarabiliyor.

Çocukların piyano öğrenmelerindeki en önemli unsurlardan biri de evdeki piyanonun akordu… Çocuğun aldığı dersten ve çaldıklarından zevk alıp, motive olabilmesi için piyanosundan doğru seslerin çıkması gerekiyor.

Müzik eğitiminin en önemli kısımlarından birisi de kulak eğitimi… Bu nedenle piyanonun akort edilmesi önemli bir etken. Bir piyanonun hangi sıklıkta akort edilmesi gerektiğni bulunduğu ortamın nemliliği belirliyor. Ortamın ne çok kuru ne de çok nemli olması gerekiyor. İklim etkilerini en aza indirmenin bir yolu da piyanoyu sık sık açılıp kapanan kapılardan ve pencerelerden uzak bir yere koymak. Doğrudan güneş ışığı alan yerler, şömine ve havalandırma yanları da piyanonun durması için uygun olmayan yerlerin başında geliyor.

NE DÜŞÜNÜYORLAR

Her çocuğa farklı yaklaşım

M.S.Ü Devlet Konservatuvarı Öğretim Üyesi Prof. Filiz Ali:

‘‘Piyano çalmak bir koordinasyon meselesi. Çocuk ergenlik çağına geldiğinde, küçükken otomatik olarak öğrenilen şeylerin öğretilmesi de zorlaşıyor. Piyanoya başlanması için en ideal yaş bence 5-7 arası. Tabii ki 3-4 yaşlarındayken evlerinde piyano olup da bu müzik aletiyle erken tanışan çocuklar da olabilir. Bunlarda o yaşlarda üstün bir yetenek görülürse, birşeyler öğretilmeye başlayabilir. Çocuklara piyano öğretmenin çeşitli metodları var. Yıllarca ders vermiş biri olarak şunu söyleyebilirim ki, her çocuğa aynı metodu uygulamak imkansız. Her çocuğa farklı yaklaşmalı.’’

6-8 yaş daha başarılı

Müzik araştırmacısı, piyano öğretmeni Leyla Pamir:

‘‘35 yıldır piyano dersi veriyorum ve pek çok öğrencim oldu. Heidenberg Üniversitesi’nde okuduğum sırada piyano pedagojisi dersleri de aldım. Çok iyi Almanca bildiğim için sonradan orada da hocalık yaptım. Ama şimdiki ortam zor. Farklı müzikler, seyahatler, diskolor, eğlence hayatı falan filan derken çocukların köklü bir müzik eğitimi alabilmeleri giderek zorlaşıyor. Herkes harika çocuk olmadığından dört yaştaki her çocuktan mucize beklememek gerekiyor. Onlara öncelikle melodiyi doğru algılamaları öğretilmeli. Çocuğun kulağı olmadığı durumlarda bile istekli bir çocuksa kulağı geliştirilebilir. Normalde 6-8 yaşlarındaki çocuklardan daha iyi performans alıyorum. 4-5 yaş için başlanmaz demiyorum, ama kabiliyet ve isteğin olması lazım, aksi takdirde çocuk çalışmayabiliyor ve problem çıkıyor. İstisnalar da çıkmıyor değil elbette.’’

Üç yaşında başlayabilir

Çocuk Psikoloğu Murat Güvençer: ‘‘

Sadece piyano değil, başka müzik aletlerinin öğrenilmesi de çocuklar için büyük faydalar sağlıyor. Sinir sisteminde sinaps denilen bağlantı noktaları var. Herşey orada birleşiyor. Bu bağlantılar ne kadar çok artarsa, çocuk zihinsel olarak da o kadar gelişmiş oluyor. Ancak piyano eğitiminin özellikle küçük çocuklarda baskıyla yapılmaması gerekiyor. M İnce motor denilen parmak becerisi üç yaş civarında kazanılıyor. Buradan yola çıkarsak bir çocuğun üç yaşından itibaren piyano çalabileceğini söyleyebiliriz.’’

Okul öncesi

okul öncesi piyano

çocukların piyano dersi alması, çocukların zihinsel yapılarını geliştiriyor ve bu çocuklar öncelikle metametik ve fen dallarında olmak üzere pek çok alanda diğerlerine göre daha başarılı oluyor.

Kimileri yuva ve kimileriyse ilkokul çağında olan bu minikler, sınavla girdikleri İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Piyano Bölümü’ne yarı zamanlı olarak devam ediyorlar.

 

Kaynak: Hürriyet Gazetesi

BBC Proms’dan Salzburg’a dünyanın en prestijli festivallerinde sahneye çıkan Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın hayli iddialı yeni sezon programının biletleri satışa çıktı. Sarah Chang, Katia & Marielle Labèque, Evelyn Glennie, Freddy Kempf, Kit Armstrong gibi yıldız solistleri ağırlayacak BİFO, günümüzün en büyük bestecilerinden Krzysztof Penderecki yönetiminde bestecinin yapıtlarını seslendireceği bir konsere de imza atacak. Aralıkta ise ‘Batı Yakasının Hikayesi’ başlıklı Amerikan müzikleri festivali var. İşte BİFO’nun iddialı yeni sezonu…

borusan flarmoni

Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO) yeni sezona hazır… BBC Proms’dan Salzburg’a dünyanın en prestijli klasik müzik festivallerinde sahneye çıkan BİFO, sezona 22 Ekim’de New York Times’ın “Yetenekleri o seviyede ki insan doğanın gizemlerine hayret ediyor” dediği günümüzün en büyük kemancılarından Sarah Chang’in solist olarak katılacağı konserle başlayacak. Bu sezon Katia & Marielle Labèque (Philip Glass’ın, ortak siparişçisi olduğu iki piyano için konçertosunda), Evelyn Glennie, Freddy Kempf, Kit Armstrong gibi yıldız solistleri ağırlayacak BİFO, günümüzün en büyük bestecilerinden Krzysztof Penderecki yönetiminde bestecinin yapıtlarını seslendireceği bir konser verecek. 12-23 Aralık tarihlerinde ‘Batı Yakasının Hikayesi’ başlıklı bir Amerikan festivaline ev sahipliği yapacak BİFO, şubat ayında ise Viyana’dan Almanya’ya uzanan bir Avrupa turneye çıkacak. BİFO’nun yeni sezon biletleri, bugün saat 10.00’dan itibaren Biletix üzerinden satışa sunuluyor. Biletler önce Biletix Çağrı Merkezi ve Biletix satış noktalarından edinilebilecek. Online satışlar ise daha sonra başlayacak. İşte BİFO’nun 2014-2015 sezonu programı…

AÇILIŞ KONSERİ: BİFO & SARAH CHANG
22 Ekim Perşembe, Lütfi Kırdar, 20.00
Sascha Goetzel (şef), Sarah Chang (keman)
BİFO’nun yeni sezonu, müzikaltesi kadar imajıyla da sıradışı bir çizgi izleyen, dâhi çocuktan muhteşem bir solistle dönüşen Sarah Chang ile başlıyor. Keman repertuvarının hemen hemen tüm yapıtlarında olağanüstü virtüözitesini performansları ve kayıtlarında tüm dünyaya gösteren Chang, Sibelius’un zorlu olduğu kadar derinlikli Keman Konçertosu’yla sezona unutulmaz bir başlangıç vaat ediyor. New York Times’ın “Yetenekleri o seviyede ki insan doğanın gizemlerine hayret ediyor” dediği Sarah Chang, günümüzün en büyük kemancılarından biri kabul edilmekte… Chang, henüz 8 yaşındayken New York Filarmoni eşliğindeki ilk konserini vermişti.

BİFO ve LABÈQUE’LERLE BİR PRÖMİYER/ PHILIP GLASS
19 Kasım Perşembe, Lütfi Kırdar, 20.00
Gürer Aykal (şef), Katia & Marielle Labèque (iki piyano)
Türkiye prömiyeri. Los Angeles Filarmoni Orkestrası, Orchestre de Paris, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, Göteborg Senfoni Orkestrası, İspanya Ulusal Orkestrası ortak siparişi.
Labèque kardeşler için İstanbullu klasikseverlere diyecek çok bir şey yok! Onları sahnedeki uyumları, enerjileri ve renkli kişilikleri ile defalarca dinledik ve alkışladık. Şimdi bu ikili yaşayan en özgün ve ilham verici bestecilerden Philip Glass’ın iki piyano için yazdığı ve BİFO’nun da siparişçileri arasında olduğu yeni konçertosunu seslendirmek üzere İstanbul’da.

MINIMALIST DREAM HOUSE
20 Kasım Cuma, Borusan Müzik Evi, 20.00
Katia & Marielle Labèque (iki piyano ve topluluk), David Chalmin (elektrogitar ve vokal), Alexandre Maillard (elektrobas), Raphael Seguinier (davul)
Labèque’ler, Philip Glass prömiyerinden sonra yeni bir sürprizle geliyor. 60’lı yıllarda başlayıp bugün hayatımızın her yanına sinen ‘minimalizm’in klasik müziğe yansımalarını “Minimalist Dream House” projesiyle Borusan Müzik Evi’nin bu iş için biçilmiş kaftan olan atmosferinde sunmaya hazırlanıyorlar. Konserde Laurie Anderson, John Cage, David Chalmin, Brian Eno, Henry Flynt, Philip Glass, Moondog, Arvo Pärt, Terry Riley, Radiohead, Erik Satie, Raphael Seguinier, Howard Skempton ve James Tenney’nin yapıtları seslendirilecek.

BATI YAKASININ HİKÂYESİ
LEONARD BERNSTEIN: ANNIVERSARIES
12 Aralık Cumartesi, Borusan Müzik Evi, 20.00
Jamie Bernstein (anlatıcı), Sebastian Knauer (piyano)
‘Batı Yakasının Hikâyesi’ bitmeyen bir Amerikan efsanesi oldu. İşte bu efsanenin yaratıcısı ve 20. yüzyılın en büyük şeflerinden Leonard Bernstein’ın kızı ve aynı zamanda gözde bir anlatıcı ve saygın bir yayımcı olan Jamie Bernstein, kayıtlarıyla parlak yorumunu piyano tarihine bırakan Alman piyanist Sebastian Knauer ile bu ‘efsane’ üzerine samimi bir dinletide buluşuyor.

BATI YAKASININ HİKÂYESİ
BİFO & KIT ARMSTRONG
14 Aralık Pazartesi, Lütfi Kırdar, 20.00
Sascha Goetzel (şef), Kit Armstrong (piyano)
Daha ilkokulu bitirme yaşına gelmeden bestelerinin sayısı yaşını aşan, büyük piyanist Alfred Brendel’in tereddütsüz öğrenci olarak kabul ettiği bir deha olan Kit Armstrong’un Gershwin’in piyano konçertosuna yeniden hayat vereceği bu konser, Bernstein’ın Candide uvertürü ve büyük senfonilerin bestecisi Dvorak’ın muhteşem 9. Senfoni’si ile Batı Yakasının Hikâyesi festivalinin unutulmazlarından olacak.

BATI YAKASININ HİKÂYESİ
PEKİNELLER İLE BATI YAKASININ HİKÂYESİ
15 Aralık Salı, Lütfi Kırdar, 20.00
Güher & Süher Pekinel (iki piyano), Raphael Haeger (vurmalı çalgılar), Simon Rössler (vurmalı çalgılar)
Pekineller bir piyano ikilisi olarak parıltılı kariyerlerini 20. yüzyıldan 21. yüzyıla taşıdılar ve performanslarıyla klasik müziğin tarihine geçtiler kuşkusuz. BİFO’nun yer almayacağı bu konserde Berlin Filarmoni’nin perküsyoncularının enerjisini de yanlarına alan ikili, bu özel akşamda en az kendileri kadar muhteşem bir programla bize o bildiğimiz sahne enerjilerini ve mükemmel uyumlarını bir kez daha gösterecek. Konser programındaki eserlerin bazıları şöyle: ‘Ciaconna’ (Pekineller için Penderecki tarafından uyarlandı)/ ‘Batı Yakasının Hikâyesi’nden Senfonik Danslar, iki piyano ve iki perküsyon için (L. Bernstein tarafından Pekineller için yazıldı)/ Lutoslawski’nin ‘Paganini Çeşitlemeleri’ iki piyano ve iki perküsyon için (Türkiye prömiyeri).

BATI YAKASININ HİKÂYESİ
KERESTENİN SESİ
16 Aralık Çarşamba, Borusan Müzik Evi, 20.00
sa.ne.na
Perküsyon topluluğu sa.ne.na, İstanbul’un çağdaş müzik atmosferinin vazgeçilmezlerinden biri. Onların enerjisi, kategorilere meydan okuyan ve punk, caz ve klasiğin nüvelerini müziğinde dâhice harmanlayan Michael Gordon’un Timber’ına ses verince, bu Türkiye prömiyeri meraklıları için kaçınılmaz ve kaçırılmaz bir müzik deneyimine dönüşüyor.

BATI YAKASININ HİKÂYESİ
BİFO & EVELYN GLENNIE
17 Aralık Perşembe, Lütfi Kırdar, 20.00
Sascha Goetzel (şef), Evelyn Glennie (vurmalı çalgılar)
BİFO izleyicisi perküsyonun büyüsünü Martin Grubinger ile bir kez tatmıştı. Şimdi sıra perküsyon sihirbazı Evelyn Glennie’de. Londra Olimpiyatları’nın açılış töreninden Björk’ün Telegram albümüne enstrümanlarıyla yaşamını adeta birleştiren ve büyük ölçüde duyma engelli olan sanatçı, hayatta hiçbir engelin insanın tutkularının önüne geçemeyeceğinin mükemmel bir örneği.

BATI YAKASININ HİKÂYESİ
SPIRITUALS
18 Aralık Çarşamba, Borusan Müzik Evi, 20.00
Indra Thomas (soprano)
Amerika deyince caz, caz deyince spritüallere dokunmamak olmaz. Bu konserin sesi Indra Thomas 2009’da BİFO’nun Yeni Yıl Konseri’nde izleyenlerin belleğine kazınmıştı. Aida’dan Il trovatore’ye, Turandot’dan Porgy and Bess’e ayakta alkışlanan opera performansları sergileyen soprano şimdi spiritüallere “ruh” katacak.

BATI YAKASININ HİKÂYESİ
BİFO & NICOLAS ALTSTAEDT
19 Aralık Cumartesi, Lütfi Kırdar, 20.00
Sascha Goetzel (şef), Nicolas Altstaedt (viyolonsel)
Çellist Nicolas Altstaedt dönem müziğinden klasik repertuvara uzanmakla kalmayıp çağdaş müzik yapıtlarına olan tutkusunu sipariş ettiği parçaları seslendirerek gösteren muhteşem bir sanatçı. Ödülleri, birlikte çaldığı büyük şefler ve orkestralar ve özellikle Haydn konçertolarının kayıtlarıyla günümüzün en parlak solistlerinden biri oldu. Bloch’un insanı başka diyarlara götüren Schelomo’sunu ondan dinlemek başka olacak.

BATI YAKASININ HİKÂYESİ
BANG ON A CAN ALL-STARS
21 Aralık Pazartesi, Borusan Müzik Evi, 20.00
Bang On A Can All-Stars
‘Bang On A Can All-Stars’, yirmi beşinci yıla doğru giden doludizgin müzik yaşamlarında, performans teknikleri, sunuşları ve izleyiciyle iletişimlerinde hep yeninin peşinde oldu. O yüzden onları İstanbul’da daha önce izleyenler yeniden, izlemeyenler mutlaka ilk kez dinlemeli. Çünkü bu yalnızca bir konser değil, aynı zamanda filmlerle renklenen, belleklere kazınacak bir kutlaması olacak topluluğun.

BATI YAKASININ HİKÂYESİ
AMERİKAN POSTMİNİMALİSTLERİ
23 Aralık Çarşamba, Borusan Müzik Evi, 20.00
Hezarfen Ensemble
Hezarfen Ensemble’ın merkezi İstanbul, müzisyenleri Türkiye ve Avrupa’dan. Tutkuları çağdaş müzik, programları rengârenk. Batı Yakasının Hikâyesi festivali için çok farklı enstrüman kombinasyonları için yazılmış yapıtları bir araya getirdikleri programları günümüzün önde gelen bestecilerine “Amerikan Postminimalistleri” başlığıyla bir bakış atıyor.

YENİ YIL KONSERİ
7 Ocak Perşembe, Lütfi Kırdar, 20.00,  Sascha Goetzel (şef), Luca Pisaroni (bas), Chenn Reiss (soprano)

Sascha Goetzel

İşte BİFO’nun her yıl ilgiyle beklenen yeni yılı karşılama konseri. Müzikaller, operetler, aryalar, valsler ve polkalarla yeni bir sayfa açmanın heyecanı ve umut dolu beklentisi her yıl müzikseverleri dudaklarında bir tebessümle gönderiyor evlerine. Solistler “zorlukların operacısı” bas Luca Pisaroni ve operalar kadar şarkı repertuvarında başarısı ile de ünlenen soprano Chen Reiss olunca, söylecek çok söz kalmıyor…

BİFO İLE MAHLER 2
14 Ocak Perşembe, Lütfi Kırdar, 20.00
Sascha Goetzel (şef), Wiener Singakademie, Viyana Konzerthaus Korosu, Heinz Ferlesch (sanat yöntmeni ve koro şefi), Çiğdem Soyarslan (soprano), Elena Zhidkova (mezzosoprano)
Sascha Goetzel yönetimindeki BİFO’nun her yıl repertuvarına kattığı başyapıtlar bu yıl Mahler’in en beğenilen senfonilerinden ‘Diriliş’le devam ediyor. Müzikal yapısı ve düşünsel derinliğiyle de büyük bir öneme sahip olan yapıtın solistleri ülkemizi dünya sahnelerinde başarıyla temsil eden soprano Çiğdem Soyarslan ve zorlu rollerin altından başarıyla kalkan Rus mezzosoprano Elena Zhidkova. Viyana’nın ünlü Konzerthaus Korosu da kadroya eklenince bu Mahler yorumu muhteşem olacağa benziyor.

BİFO & FREDDY KEMPF
17 Mart Perşembe, Lütfi Kırdar, 20.00
Gürer Aykal (şef), Freddy Kempf (piyano)

gurer-aykal

Müzik kariyeri henüz sekiz yaşındayken Kraliyet Filarmoni Orkestrası ile başlayan ve olgunluk döneminde piyano repertuvarının büyük yapıtlarını diskografisine katan İngiliz virtüöz Freddy Kempf, teknik yetkinliğinin yanı sıra sahnedeki cana yakınlığıyla da gönülleri fetheden bir sanatçı. Gershwin’in caz dokularını klasik müziğe işlediği iki parçayı seslendirecek olan Kempf’in parmaklarında bu müzikler daha da güzel olacak.

BİFO VE UFUK & BAHAR DÖRDÜNCÜ
31 Mart Perşembe, Lütfi Kırdar, 20.00
Sascha Goetzel (şef), Ufuk & Bahar Dördüncü (iki piyano)
Ufuk ve Bahar Dördüncü’nün geçen sezon heyecanla beklenen ve hava muhalefeti yüzünden bu yıla ertelenen konseri nihayet huzurlarınızda. Britten’ın İskoç Baladı, 20. yüzyılın öncü bestecilerinden Toru Takemistsu’nun Quotation of Dream’i ve Korsakov’un Şehrazad’ı ile bu konser piyano ikilisinin kusursuz tekniği ve BİFO’nun hünerini ortaya koyacak.

BUCHBINDER İLE TÜM BEETHOVEN KONÇERTOLARI – I ve II
6 Nisan Çarşamba, Lütfi Kırdar, 20.00 ve 7 Nisan Perşembe, Lütfi Kırdar, 20.00
Rudolf Buchbinder (şef ve piyano)
Rudolf Buchbinder, Beethoven’ın tüm piyano sonatlarını Süreyya Operası’nda seslendirerek gönülleri fethetmişti. Ama büyük Beethoven yorumcusuna bu yetmemiş olacak ki, Viyana Filarmoni ile şef ve piyanist olarak kaydettiği Beethoven konçertolarını piyanoda ve orkestra başında İstanbullulara dinletmek üzere yine geliyor.

PENDERECKI YAPITLARINI YÖNETİYOR
21 Nisan Perşembe, Lütfi Kırdar, 20.00
Krzysztof Penderecki (şef), László Fenyoe (viyolonsel)
BİFO’nun dinamik, vizyoner ve sevilen şevi Sascha Goetzel bu konserde batonu çağımızın en büyük bestecilerinden Krzysztof Penderecki’ye bırakıyor. Yarım yüzyılı aşan kariyerinin zirvesindeki sanatçının başarıları saymakla bitecek gibi değil. Yaşayan bir efsane kendi yapıtlarını yönettiğinde, bu tarihi fırsatı kaçırmamak gerekir deriz.

Leyla Gencer Anısına: NORMA
12 Mayıs Perşembe, Lütfi Kırdar, 20.00
Sascha Goetzel (şef), Macaristan Ulusal Filarmoni Korosu, Mátyás Antal (koro şefi)
Norma: Maria Pia Piscitelli (soprano), Adalgisa: Ekaterina Gubanova (mezzosoprano), Pollione: Massimo Giordano (tenor), Oroveso Dan: Paul Dumitrescu (bas), Clotilde: Ana Puche (soprano), Flavio: Paul O’Neill (tenor)
BİFO’nun her yıl Leyla Gencer anısına düzenlediği konserlerin bu yılki ayağı “La diva Turca”ya gerçek bir saygı duruşu. Bellini’nin bel canto’nun zirvesi olarak kabul edilebilecek olan Norma operasını 20. yüzyıl klasik müzik tarihinin sayfalarına kazıyanlardan biri de Leyla Gencer’di. Yıldız solistlerini ve kırk yıl sonra İstanbul’da ilk kez seslendirilecek olduğunu da düşünürsek, bu gece Türkiye’nin klasik müzik tarihinin önemli anlarından biri olacak.
Ayrıntılı bilgi için: http://www.borusansanat.com/tr/

 

21 Temmuz, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 202. (artık yıllarda 203.) tarihte-bugun-ne-oldu

günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 163 gün vardır.

Olaylar

  • MÖ 356 – Herostratus adındaki bir genç, Dünyanın Yedi Harikası’ndan biri olan, Efes’teki Artemis Tapınağı’nı yaktı.
  • 365 – 8.0 Richter ölçeğindeki bir depremin tetiklediği tsunami Mısır’ın İskenderiye kentini yerle bir etti. Kentte 5.000, çevresinde de 45,000 kişi hayatını kaybetti.
  • 1446 – Lidköping, İsveç’te bir kent konumuna alındı.
  • 1718 – Osmanlı Devleti ile Avusturya ve Venedik Cumhuriyeti arasında Pasarofça Antlaşması imzalandı.
  • 1774 – Osmanlı Devleti ile Rusya arasında Küçük Kaynarca Antlaşması imzalandı
  • 1798 – Napolyon’un Fransızlara Kahire yolunu açan “Piramitler Savaşı”.
  • 1831 – İlk Belçika Kralı I. Léopold tahta çıktı.
  • 1861 – Yıllarca süren Amerikan İç Savaşı sırasındaki İlk Bull Run Savaşı.
  • 1904 – Transsibirya demiryolu tamamlandı.
  • 1904 – Belçika’da yapılan bir araba yarışında 100 mil (161 km/saat) sınırı bir Fransız tarafından aşıldı.
  • 1905 – II. Abdülhamid’e Yıldız Camii önünde Ermeniler tarafından suikast girişiminde bulunuldu. II. Abdülhamid, Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ile ayaküstü konuşması sebebiyle arabadan uzakta olduğundan suikastten yara almadan kurtuldu.
  • 1913 – Türk Birlikleri, Edirne’yi Bulgar işgalinden kurtardı.
  • 1922 – İttihat ve Terakki önderlerinden Cemal Paşa, Tiflis’te Ermeniler tarafından öldürüldü.
  • 1925 – Tennessee’nin Dayton kentindeki bir lise biyoloji öğretmeni (John T. Scopes), evrim konusunu işlemekten suçlu bulundu ve 100 dolar para cezasına çarptırıldı.
  • 1940 – Baltık ülkeleri, Sovyetler Birliğine ilhak edildi.
  • 1944 – II. Dünya Savaşı : 20 Temmuz’da Adolf Hitler’e başarısız bir süikast girişiminde bulunan Claus von Stauffenberg ve işbirlikçileri Berlin’de idam edildiler.
  • 1946 – Türkiye’de ilk çok partili seçimler yapıldı. CHP 396, DP 65 milletvekili kazandı.
  • 1960 – Sri Lanka’da başbakan seçilen Sirimavo Bandaranaike, dünyanın ilk kadın başbakanı olma ünvanını da almış oldu.
  • 1967 – TBMM’de TİP İstanbul Milletvekili Çetin Altan’ın dokunulmazlığı kaldırıldı.
  • 1969 – Apollo 11 mürettebatından Neil Armstrong ve Buzz Aldrin Ay’daki ilk insan adımlarını gerçekleştirdiler.
  • 1970 – Mısır’daki Asvan Barajı 11 yıl süren inşaatın ardından tamamlandı.
  • 1972 – Kanlı Cuma (1972): IRA militanlarının Kuzey İrlanda’nın Belfast kenti yakınlarındaki eylemlerinde 22 bomba patladı: 9 kişi öldü, 130 kişi ağır yaralandı.
  • 1977 – Dört gün süren Libya-Mısır savaşının başlangıcı.
  • 1977 – Süleyman Demirel, II. Milliyetçi Cephe Hükümeti’ni kurdu.
  • 1981 – Sıkıyönetim Komutanlığı Gırgır dergisinin yayınını dört hafta durdurdu.
  • 1983 – Dünyanın en düşük sıcaklığı ölçüldü: Vostok İstasyonu, Antarktika: -89.2 °C.
  • 1996 – Yazar Adalet Ağaoğlu, İstanbul Sarıyer’de bir otomobilin çarpması sonucu ağır yaralandı.
  • 1998 – TBMM’de yedi milletvekilinin dokunulmazlıkları kaldırıldı.
  • 2001 – İtalya’nın Cenova kentinde düzenlenen G-8 zirvesini protesto eden küreselleşme karşıtı bir kişi öldürüldü.

Doğumlar

  • 1816 – Paul Julius Reuter, Reuters ajansı’nın kurcusu.
  • 1858 – Lovis Corinth, Alman ressam ve grafiker. (ö. 1925)
  • 1890 – Eduard Dietl, Nazi Almanyası’nda asker (ö. 1944)
  • 1891 – Oskar Kummetz, Nazi Almanyası’nda asker (ö. 1980)
  • 1899 – Ernest Hemingway, ABD’li yazar (ö. 1961)
  • 1911 – Marshall McLuhan, iletişimci, akademisyen. (ö. 1980)
  • 1920 – Isaac Stern, Rus asıllı ABD’li kemancı (ö. 2001)
  • 1923 – Rudolph A. Marcus, Kanada doğumlu ABD’li kimyager
  • 1936 – Ruşen Hakkı, Türk gazeteci, şair, yazar (ö. 2011)
  • 1939 – John Negroponte, Rum asıllı Londra doğumlu ABD’li diplomat
  • 1944 – Tony Scott, İngiliz film yönetmeni
  • 1946 – Aslıhan Yener, Türk arkeolog
  • 1948 – Yusuf İslam, ABD’li müzisyen ve şarkı sözü yazarı
  • 1950 – Ubaldo Fillol, Arjantin’li futbolcu (kaleci)
  • 1951 – Robin Williams, ABD’li sinema oyuncusu
  • 1957 – Jon Lovitz, ABD’li aktör, komedyen ve şarkıcı
  • 1959 – Reha Muhtar, Türk televizyoncu ve sunucu
  • 1972 – Catherine Ndereba, Kenyalı atlet
  • 1972 – Nikolay Kozlov, Rus su topu sporcusu
  • 1977 – Danny Ecker, Alman sırıkla yüksek atlama sporcusu
  • 1978 – Josh Hartnett, Amerikalı sinema aktör ve yapımcısı
  • 1978 – Damian Marley, Jamaikalı reggae şarkıcısı
  • 1980 – Sami Yusuf, İngiliz Müslüman Müzisyen
  • 1980 – Özgür Can Öney, maNga isimli müzik grubunun davulcusu
  • 1981 – Paloma Faith, İngiliz Şarkıcı , şarkısözü yazarı
  • 1982 – Kristian Nushi, Kosovalı Arnavut futbolcu
  • 1982 – Önder Çengel, Türk asıllı İsviçre’li futbolcu
  • 1983 – Ismaël Bouzid, Cezayirli futbolcu
  • 1989 – Fulya Zenginer, Türk dizi oyuncusu
  • 1992 – Rachael Flatt, ABD’li buz patenci

Ölümler

  • 1425 – II. Manuel Palaiologos, Bizans İmparatoru (d. 1350)
  • 1793 – Bruni d’Entrecasteaux, Fransız denzci, kâşif (d. 1739)
  • 1796 – Robert Burns, İskoç şair (d. 1759)
  • 1856 – Emil Aarestrup, Danimarkalı şair (d. 1800
  • 1922 – Ahmed Cemal Paşa, Osmanlı asker ve siyaset adamı (d. 1872)
  • 1944 – Claus von Stauffenberg, Hitler’e suikast teşebbüsünde bulunan Alman subayı (idam) (d. 1907)
  • 1944 – Albrecht Mertz von Quirnheim, Nazi Almanyası’nda asker (d. 1905)
  • 1944 – Ludwig Beck, Nazi Almanyası’nda asker (d. 1880)
  • 1956 – Osman Şevki Çiçekdağ, Türk siyasetçi (d. 1899)
  • 1967 – Albert Lutuli, Güney Afrikalı politikacı Nobel Barış Ödülü sahibi (d. 1898)
  • 1967 – Basil Rathbone, İngiliz aktör (d. 1892)
  • 1988 – Edip Kürklü, Topkapı Hastanesi Başhekimi ve kalp cerrahı (d. ?)
  • 1992 – Yavuzer Çetinkaya, Türk oyuncu (d. 1948)
  • 1998 – Alan Shepard, ABD’li astronot, ilk uzaya çıkan Amerikalı (d. 1923)
  • 2004 – Jerry Goldsmith, ABD’li film müziği bestecisi (d. 1929)
  • 2004 – Ismail Fatah Al Turk, Iraklı heykeltıraş. (d. 1934)
  • 2006 – Ta Mok, Kamboçyalı siyasetçi (d. 1926)
Ertuğrul 1890 filmi kamera arkası görüntüleri.

Türkiye ile Japonya arasındaki dostluk ilişkilerinin temeli olarak bilinen Ertuğrul Fırkateyni faciasının 125. yıl dönümünde, ünlü yönetmen Mitsutoshi Tanaka’nın çekimleri Japonya’nın ardından Türkiye’de devam eden “Ertuğrul 1890” filminin kamera arkası görüntüleri yayınlandı.

Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği’ne bağlı Özel Nar Sanat Eğitim Kursu eğitmenlerinden Cem CÜCENOĞLU’nunda oyuncuları arasında yer aldığı ERTUĞRUL 1890 filmi çekimleri şu sıralarda Antalya’da devam ediyor.

2015 Mayıs sonunda çekimleri biteceği düşünülen filmin Kasım 2015’te Türkiye’de, Aralık 2015’te de Japonya ve ardından tüm dünyada vizyona girmesi bekleniyor.

 

İLGİLİ FOTOĞRAFLAR

İşte birbirinden ilginç psikolojik gerçekler…

 

1. İnsanın kendi kendini gıdıklayabilmesi mümkün değil. Sadece bazı şizofren hastaları, kendi kendilerini gıdıklayabiliyor!

şizofren

2. Dünyada psikologlar tarafından tanımlanan 400’ün üzerinde fobi türü var!
klinofobi

3. Beyin, sıkıcı insanlardan dinlediğiniz sıkıcı konuşmaları olduğu gibi KAYDETMİYOR! Onları daha ilginç hale getirerek yeniden yazıyor.
sıkıcı konuşmalar
4. Yapılan bir araştırmaya göre, profil sayfalarına çok sayıda“selfie” yükleyen erkek kullanıcıların, psikopat ve narsistik kişilik bozukluğuna sahip olma olasılığı çok yüksek.

psikopat ve narsistik
5. Dinlediğiniz müzik türü, dünyayı algılayış biçiminizi de etkiliyor.
müzik ve algı

 

6. “Aşık olmak” ile “Obsesif-kompulsif kişilik bozukluğuna sahip olmak” vücutta aynı biyokimyasal etkiyi yaratıyor.

obsesif
7. Araştırmalara göre, parayı fiziksel olarak birşeylere“sahip olmak” için değil de, “deneyim kazanmak” için harcamak, insanı daha çok mutlu ediyor.

para ve deneyim
8. Son bulgulara göre, Fobiler aslında DNA aracılığıylanesilden nesile aktarılan hatıralardan ibaret…
kalıtsal fobiler

 

9. Daha önce “Yürüyen Ceset Sendromu” diye bir hastalık duymuş muydunuz? Bu ruhsal bozukluğa sahip olan hastalar; ölü olduklarını, etlerinin çürüdüğünü, organ ve kanlarının olmadığını düşünüyor!
Yürüyen-Ceset-Sendromu-Nedir

10. Psikologların yaptığı incelemeye göre “internet trolleri” narsistik, psikopat ve sadistik kişilik özellikleri gösteriyor.

(Trol, internette insanları sinirlendirmek ya da münakaşa başlatmak için tohum ekmeye çalışan kişilere deniyor. Bu kişiler, internetteki sosyal ortamlara kasten provoke edici veya konu ile ilgisi olmayan mesajlar göndererek, duygusal tepkiler verdirtme veya başlığın konusunu dağıtma amacı güdüyor)
ineternet ve trol

 

11. Televizyonların ve popüler kültürün hayatımıza girmesiyle ortaya çıkan bir diğer ruhsal bozukluk da“Truman sendromu”… Bu hastalığa yakalananlar, hayatlarının her aşamasının tıpkı filmdeki gibi gizlice kameraya kaydedilip televizyonda gösterildiğini zannediyor.
truman sendromu

12. Bir şarkının “en sevdiğiniz şarkı” olmasının sebebi, onu hayatınızdaki “duygusal bir an” ile eşleştirmenizden ileri geliyor.
enigma

13. Yapılan araştırmalar, cahil insanların kendilerinimükemmel görmeye; zeki insanların ise yeteneklerini hafife almaya eğilimli olduğunu gösteriyor.
zeka ve cehalet

14. Paris sendromu, özellikle Japonların yakalandığı garip bir psikolojik rahatsızlık… Paris’e gelmeden önce şehirle ilgili büyük beklentileri olan kişiler, şehrin gerçek yüzüyle karşılaşınca depresyona giriyor.
paris sendromu
15. Kudüs sendromu da yine literatüre geçen bir başka ilginç rahatsızlık. Kudüs’ü ziyaret eden hacı ve turistlerden bazıları, buradaki kutsal atmosfere kendilerini kaptırıp, büyük bir dini lider olduklarına inanmaya başlıyor. Daha da ileri gidip kendini Mesih, Hz İsa ya da Hz Musa zannedenip, Kızıldeniz’i yarmaya çalışanlar da var!
asalı mucize
16. Doğuştan görme engelli olan kişiler, şizofreni hastalığına yakalanmıyor!
görme engelliler

17. Cep telefonunu kaybetmenin, artık bir fobi olarak literatürde yer aldığını biliyor muydunuz? Nomofobi, cep telefonu ve bağlantısını kaybetme korkusu demek.
telefonu kaybetmek
18. Birisine 20 saniyeden uzun süre sarıldığınızda, beyinde“sosyal bağlanma”dan sorumlu oksitosin hormonu salgılanıyor ve böylece bu kişinin size daha çok güvenmesini sağlıyorsunuz.
sarılmak
19. İnsanlar fiziksel açıdan yorgun olduğunda, dürüst olmaya daha eğilimliler. Bu nedenle gece geç saatte yapılan konuşmalarda, itiraflar daha sık oluyor.
dürüstlük

 

20. Farklı coğrafyalarda yaşayıp farklı dilleri konuşsa da, yeryüzünde yaşayan tüm insanlar şu 6 duygu için aynı yüz ifadesi ve mimikleri kullanıyor: mutluluk, öfke, üzüntü, korku, şaşırma ve iğrenme.
mutluluk, öfke, üzüntü, korku, şaşırma ve iğrenme
21. Reddedilmek, beyin tarafından fiziksel bir acı olarak algılanıyor.
fiziksel acı

22. Hedeflerinizi her zaman kendinize saklayın! Çünkü yapılan bir araştırmaya göre, hedeflerinizi başkalarına ilan ettiğinizde, onları gerçekleştirme ihtimaliniz düşüyor.

hedef
23. Sevdiğiniz birini gördüğünüz zaman, gözbebekleriniz büyüyor. Anı şey, nefret ettiğiniz birini gördüğünüzde de geçerli…
göz bebeği

24. Bugün liseye giden sıradan bir öğrenci, 1950’lerde psikiyatrik tedavi gören ortalama bir hasta ile aynı kaygı seviyesine sahip!

liseli kaygısı
25. Günümüzde araştırmacılar arasında internet bağımlılığının da artık bir akıl hastalığı olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hakkında devam eden bir tartışma var …

internet-bagimliligi

 

Kaynak : fwmail