Şunun için etiket arşivi: vizyon

Bireyin karşısındaki herhangi bir bireye ya da topluluğa karşı taleplerini, duygu ve düşüncelerini aktarabilmesi, kabaca kendisini ifade edebilmesi ‘iletmek’ kavramıyla tanımlanabilir. İnsan ilişkilerini tam anlamıyla açıklayabilmemiz için iletmek kavramından yola çıkarak iletişimi de ele almalıyız. İletişimin sözcük yapısı incelendiğinde karşılıklı yapılan bir eylem olduğunu görmekteyiz. İletmeyi kabaca insanın kendisini ifade edebilmesi ve bunu karşısındakine aktarabilme yetisi olarak tanımlayabiliriz demiştik. Öyleyse karşıdaki bireyin ya da insan topluluğunun, şu anda özne konumunda olan bireyin aktarmaya çalıştıklarını algılayıp, anlayıp, özümsemesi ve yanıtlaması ise ‘iletişim’ olur.

eniyi sanat okulu

‘İnsanlar kafanızdan geçenleri okuyamayacaklarına göre, ne istediğinizi onlara siz söylemek sorundasınız.’İletişim kavramını Patrica Jakubowski’nin bu sözüyle de pekiştirebiliriz.

çocuk yalnızlığı

Watzlawick, Bavelas ve Jackson iletişimde bulunmamanın imkânsız olduğunu söylemişlerdir. Bunun sebebi gayet açıktır. İnsanın konuşamadan, bir şeyleri karşısındakiyle paylaşmadan ve başkalarıyla etkileşime giremeden yaşamını sürdürmesi onu bir bitkiden farksız kılar. Hatırlarsanız Robinson Crouse romanında, adada yalnız kalan kahraman çevresinde hiç kimse olmadığından bir süre sonra hayvanlarla konuşmaya, adeta bir insanla konuşuyormuşçasına onlarla iletişim kurmaya çalışmıştır. Bu da iletişimin, insan hayatının devamı için ne kadar kritik bir yere sahip olduğunu gösterir delillerden biridir. Bir iletişime etkinlik kazandıran bazı ögeler vardır.

1.Mesajı gönderen kişi: Mesaj, en az iki veya daha fazla kişi arasındaki bir aktarımdır. İletişimi başlatan kişinin bu sorumluluğu alması, açık, net, dürüst ve empati ile iletişime başlaması gerekir.

2.Mesajın yapılandırılması: İletişimde göz ardı edilen ancak iletişim sorunlarının oluşmasında oldukça etken olmasından dolayı önemli görülen öğelerden biri de mesajın yapılandırılmasıdır. Mesajda kullanılacak kelimeler, ses tonu, beden dili gibi unsurlar bazen üzerinde fazla düşünülmeden seçilir ve mesaj yapılandırılıp yollanır. Ancak mesaj bazen söylenilmek istenen tüm ayrıntıları içermez, o zaman karşı tarafın yanlış anlamasına neden olabilir ve “ben böyle söylemek istemedim” demek zorunda kalınabilir. Bazen de susmak hiçbir şey söylememek yine bir tür mesaj yollamaktır. Dolayısıyla, mesaj karşıdaki kişinin ne gördüğü, ne hissettiği ve ne duyduğudur.

3.Mesajı alan kişi: Mesajı alan kişinin kişilik yapısı, alışkanlıkları, mesajı yollayan kişiyle arasındaki ilişkinin kalitesi gibi etkenler gelen mesajın alıcı tarafından yorumlanmasında rol oynar.

4.İletişimin yer aldığı ortam: Yer, zaman ve durum da iletişim sürecindeki önemli öğelerden biridir. İletişimin yer aldığı ortam, ne dendiğini, nasıl dendiğini, ne anlaşıldığını ve nasıl bir tepki verileceğini etkiler. Örneğin, televizyondan haberleri dinleyen kocasına eşinin seslenerek yardım istemesi; ancak tüm dikkatinin dinlediği haberlerde olmasından dolayı kocasının bunu duymaması ve tepkisiz kalması, bu durumun da eşi tarafından önemsememek şeklinde yorumlanması gibi.

İletişim, insan yaşamının her alanında, sosyal yaşantının ve bunun sonucu olarak bireyin entegrasyon aşamalarında bir vazgeçilmez olmasıyla beraber yaşantının büyük bir bölümünü kapsayan eğitim hayatının başarılı ve amacına uygun bir şekilde götürülmesinde de önemli, bir yer tutar. Okullardaki başarısız öğrencilerin var oluşunu ya da okullarda öğrencilerin kendilerinden beklenemeyecek düzeyde etik dışı davranışlarda bulunmasını iletişim yetersizliğine bağlamak, iletişimin eğitim ve öğretim olguları üzerinde ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu vurgulamak için yeterlidir. Yani bütün bu davranışları tamamıyla öğrencilerin tembelliğine, öğretmenlerin yetersizliğine ya da sistemin yanlışlığına bağlamak bizleri hataya düşürebilir. Elbette ki bunların da etkisi büyüktür fakat en temel sebep öğretmenlerle öğrenciler arasındaki iletişim bağının zayıflaması hatta kopmaya yüz tutmuş hale gelmesidir.

eğitimci

 

Verimli bir öğrenme süreci verimli bir iletişim ile ayrılmaz bir bütündür.

Bütün bu etkenleri göz önünde bulundurduğumuzda verimli bir öğrenme sürecinin aslında verimli bir iletişim ile ayrılmaz bir bütün olduğunu görürüz. Eğitim öğretim yuvalarını ele aldığımızda; öğretmeni mesajı gönderen, anlatılanların yani derslerin belirli bir sistem ve yönteme dayalı olmasını ve derslerin anlatılış tarzını mesajın yapılandırılması, öğrenmek üzere orada bulunanları yani öğrencileri mesajı alan kişi, dersin anlatıldığı ortamı yani sınıfı ve bunun yanı sıra diğer fiziksel koşulları ise iletişimin yer aldığı ortam olarak adlandırabiliriz. İletişimin istenen yönde gerçekleşebilmesi için öncelikle iletişime geçecek olan bireylerin birbirlerini hangi anlamda ya da hangi bakış açısıyla gördüğünün bilinmesi gerekir. Yani öğretmen ve diğer eğitmen kadronun öğrencilere, buna karşılık öğrenci ya da öğrenci gruplarının eğitmen kadroya hangi gözle baktığı önemlidir. Bazı öğrencilerle öğretmenleri hakkında biraz söyleşi yapıldığında, onların kaleminden çizilmiş bir öğretmen şablonuyla karşılaşılır. Öğretmen, adeta onlardan farklı bir gezegende yaşayan, farklı ihtiyaçları olan, kendilerinden daha farklı şeyler tüketen, selam verseler dahi onlara kızıp neden selam veriyorsun diye notlarını kıracak olan, daima sert, insani ve vicdani duygular taşımayan bir birey olarak konulur önünüze ve eğer siz de bir öğretmenseniz kendinizi baştan aşağıya bir daha süzersiniz. Aynı şekilde bazı öğretmenlerle de söyleşi yapıldığında öğrencilere bakış açılarının olması gerekenden çok farklı olduğunu görülür. Yaptığı işin ciddiyetinin farkında değildir.

öğretim

Geçmişten beri yığıla gelen bilimsel bilgilerin yanı sıra toplumsal normları ve insani olan bütün kuralları gelecek nesillere en iyi biçimde anlatabilmek için kendini yetiştirme çabası göstermeden, karşısındakini küçük gören ve onları çok güçlü bir silah olduğunu düşündükleri notla tehdit ederler. Öğrencileri bu ülkenin geleceği olarak değil de; derslerine girdiği için para kazanabildiği bir ekmek teknesi olarak görür.

Elbette ki bu görüşler asla genellenemez, bütün öğretmen ve öğrencilere atfedilemez. Burada belirtilen öğrenci ve öğretmen şablonları, iletişim yetersizliği yaşayan bir grubu ve bu grubun belirttiğim gibi birbirlerini yanlış birer bakış açısından görmeleri sonucu böyle bir iletişim kopukluğunun meydana geldiğini anlatmak için verilmiştir. Bunun yanında birbirlerine karşı oluşturdukları şablonlardan haberleri yoktur, tamamen bağımsız görüşlerdir. İşte iletişimin koptuğu nokta da burasıdır.

Öğretmeni için zihninde böyle bir şema çizmiş öğrencinin dersteki davranışlarını ele alalım. Anlatılan konuyla ilgili kendince çok mantıklı olarak gördüğü bir soru geliyor aklına. Tam parmak kaldırıp sorusunu soracakken, zihnindeki öğretmen şeması parmağını aşağıya indiriyor. Öğrenmek istediğini rahatça dile getiremiyor. Dersin tam ortasında tuvalet ihtiyacı öğrenciyi rahatsız etmeye başlıyor. Parmak tam kalkacakken yine vazgeçiyor ve dersin sonunda kendisini tuvalete zor atıyor. Tabi ki de bu süreçte anlatılanlar havada kalıyor ve uçup gidiyor. Bir kayıp daha ve daha niceleri… Çizdiğimiz öğretmen şablonun dersi anlatış tarzını ve anlatırken zihninden geçenleri inceleyelim şimdi de. Az önceki bahsettiğimiz öğretmenin olması gereken bakış açısıyla hiçbir şekilde örtüşmeyen, ve dersin bitiş zilini dört gözle bekleyen edayla ders süresi geçirilmeye çalışılıyor.

eğitim ve öğretim

Karşısında oturanlar bu ülkenin geleceği değilmişçesine gösterilen umursamaz davranışların belki de onların, yaşadığı bu coğrafyaya birer felaket olarak geri dönmesine sebep olacaktır. Görüldüğü üzere iletişimin verimli olarak sağlanabilmesi için mesajı yollayan ile mesajı alacak olanın birbirlerine hangi gözle baktığı önemli bir yer tutar. Burada öğretmenin bu şekilde davranması ve sonucunda öğrencilerin başarısız bir grafik çizmeleri zayıflamış ve kopmaya yüz tutmuş bir iletişim sürecinin sonucudur. Bu iletişim sürecinin bu yönde gerilemesinin sebebi ise bahsettiğimiz gibi bireylerin birbirlerine nasıl baktıklarıdır. Diğer bir yandan öğretmen bahsedilen gibi değil tam tersi bir bakış açısı geliştirseydi, buna bağlı olarak da öğrencinin öğretmenine karşı geliştirdiği şemalar farklılık gösterseydi, öğretmeni için kendisinin önündeki engelleri kaldıran ve karanlıkları aydınlığa kavuşturan bir yol gösterici şeması oluştursaydı emin olun aralarındaki iletişim asla kopmaz bir hâl alırdı. Bu sayede öğrenciler ders dışında da öğretmenleriyle zaman geçirir, onlarla çok daha fazla şeyi paylaşabilirlerdi. Aralarındaki iletişim bağının güçlenmesiyle eğitim öğretim olguları da en verimli halini alabilirdi. Dersin yapıldığı ortam ve bununla birlikte diğer fiziksel koşulların iyi bir şekilde sağlanması, diğer bir yandan da mesajın yapılandırılması diye adlandırdığımız müfredat ve diğer akademik olgular, verilen mesajın anlaşılması ve bunun sonucunda verimli bir iletişim ağının kurulmasına katkıda bulunur. Öğrencilerin okul ile iletişiminin pürüzsüz bir hale getirilmesi, bunun yanında kendisi ve yaşadığı çevresiyle de verimli bir iletişim ağı kurabilmesine yardımcı olabilmek için okullara psikolojik danışmanlar atanmaktadır.

Unutulmamalıdır ki iyi bir iletişim daima sözcüklerle sağlanamaz. Sözcüklerin yanı sıra, fırçanın tuvale, kalemin kağıda anlatmak istedikleriyle ve bazen sessizlikle bazen de zarif bir gülümsemeyle her şey bir çırpıda halledilebilir.

Kaynaklar ;

Kavuncu, Velidedeoğlu, Nur, Kadın Erkek İlişkilerinde Sorunlar ve Çözümleri, Morpa Yay., İst, 2006

dunyalilar.org

“Üvey evlât gibiyiz”

İki genç balet, sitemkâr. Türkiye’de yeterince ilgi görmediklerinden yakınıyorlar. ABD’de düzenlenen Grand Prix Klasik Bale Yarışması’nda Deniz Akarslan klasik balede birinci, Berkay Günay da modern dansta ikinci oldu. Önlerinde New York finali var. Ama ceplerinde beş kuruş para yok.

Deniz ile Berkay, başarının sırrı 'disiplin' diyor. İkili, her gün 7 saat çalışıyor. [Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk]

Deniz ile Berkay, başarının sırrı ‘disiplin’ diyor. İkili, her gün 7 saat çalışıyor. [Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk]

Deniz Akarslan ve Berkay Günay, iki genç balet. Biri 16, diğeri 17 yaşında. Her ikisi de İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Bale bölümü öğrencisi.

Başak Çubukçu Prodüktör

Yazıyı Hazırlayan: Al Jazeera Türk Kanalı’nda Kıdemli Haber Prodüktörü .
Başak Çubukçu

 

Deniz ve Berkay, geçen günlerde Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen Grand Prix Klasik Bale Yarışması’nda birincilik ve ikincilik elde etti. Deniz, klasik dalda birinci oldu. Berkay da modern dansta ikinci. Bu derece, onların yaşıtları arasında Türkiye adına elde edilmiş en önemli derece.

Deniz, Berkay ve hocalarıyla prova arasında görüştük.

Grand Prix Klasik Bale Yarışması’nda elde ettikleri dereceler önemli çünkü Deniz ve Berkay, uluslararası arenada ilk kez boy gösterdi. İlk tecrübelerinde kendilerinin dahi beklemediği bir gururu yaşadılar. Aslında elde ettikleri başarı, yarı final. Asıl önlerinde daha zorlu bir etap var: final elemesi… Her ikisi de çok sıkı çalışıyorlar.

Deniz Akarslan ve Berkay Günay, iki genç balet. Biri 16, diğeri 17 yaşında. Her ikisi de İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Bale bölümü öğrencisi.

Deniz ve Berkay, geçen günlerde Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen Grand Prix Klasik Bale Yarışması’nda birincilik ve ikincilik elde etti. Deniz, klasik dalda birinci oldu. Berkay da modern dansta ikinci. Bu derece, onların yaşıtları arasında Türkiye adına elde edilmiş en önemli derece.

Deniz, Berkay ve hocalarıyla prova arasında görüştük.

Grand Prix Klasik Bale Yarışması’nda elde ettikleri dereceler önemli çünkü Deniz ve Berkay, uluslararası arenada ilk kez boy gösterdi. İlk tecrübelerinde kendilerinin dahi beklemediği bir gururu yaşadılar. Aslında elde ettikleri başarı, yarı final. Asıl önlerinde daha zorlu bir etap var: final elemesi… Her ikisi de çok sıkı çalışıyorlar.

Birbirlerini rakip olarak görmüyorlar aksine onlar tek vücutlar.

“İsmim açıklandığında sağa sola bakıyordum. Deniz dürttü. Anlamadım, beklemiyordum çünkü. Deniz’i de yanındaki Kanadalı çocuk dürttü. Bizim için sürprizdi. New York için Allah büyük.”

Amaçları, dünyaca ünlü bale okullarından burs kazanmak. Deniz’in gönlünde yatan aslan, The Royal Ballet… Berkay’ınki de Het National Ballet School.

“Bizim için çok önemli, geleceğimizi aydınlatacak. Yarışmaya, istediğimiz okulların kapıları açılsın, önümüz açılsın diye girdik. Birincilik ya da ikincilik değildi amacımız. İsim duyurmak değil. Bu yarışma sayesinde bize burs alabiliriz.”  

Konservatuardan hocaları Sergo Tereshenko’nun yüzü, öğrencilerinin 600 yarışmacı arasından dereceye girmesinden dolayı gülüyor. Tereshenko, öğrencilerini savaşçı olarak görüyor.

Deniz ile Berkay'ı finale hazırlayan Sergo Tereshenko, "Bursu kazanırlarsa büyük olay. Bir Türk kazanmış olacak" diyor. Fotoğraf: Hüseyin Narin

Deniz ile Berkay’ı finale hazırlayan Sergo Tereshenko, “Bursu kazanırlarsa büyük olay. Bir Türk kazanmış olacak” diyor. Fotoğraf: Hüseyin Narin

“İkisi de savaşçı karaktere sahip. Savaşçıysan başarılı olursun. Bunlar ilk kez yurtdışında sahneye çıkan çocuklar. Deniz, başta sahnede ufak bir fare gibiydi. Korkudan tir tir titriyordu. Ama kendisini sonradan yavaş yavaş toparladı. Demek ki asker karakteri var. Çalışkan. Sadece Allah vergisiyle olmaz, çalışmak lazım. Bunu her ikisi de yaptı.”

“Türkiye’de kıymet yok”

Çocukluk yaşlarından bu yana baleyle iç içeler. Bale, hayatlarının merkezinde değil. Bale, hayatlarının ta kendisi. Disiplini elden bırakmıyorlar. Günde yedi saat çalışıyorlar. Onlara göre bu, stadyumu altı kere turlamakla eş değer… Geri kalan saatlerde yemek yiyor, arkadaşlarıyla vakit geçiriyorlar.

Birinciliği elde eden Deniz Akarslan’a göre kabiliyet önemli ama asıl önemli olan disiplin.

“Baleye olan ilgim dokuz yaşında başladı. Teyzemin çocukları balet ve balerin. Biliyor musunuz, çocukken bale gösterisi izlerken gider televizyona sarılırmışım. Annem ve babam ne kadar aydın insan olsalar da bu duruma önceleri önyargıyla yaklaşmışlar. Sıcak bakmamışlar. Teyzem, kabul ettirdi baleyi. Bale, benim hayatım. Okuldaki çalışmamız, saat 19.30’da bitecek. Buradan çıkıp Kabataş vapuruna bineceğim. Bir saat sonra evde olacağım, yemek yiyemeden yatacağım. Sabah 08.00’de yine burada olacağım. Başarının sırrı bu. Hayatınızda sadece bale olmalı ve sadece disiplin. Olmadan çok zor, kabiliyet kurtarmıyor.”

Gençler, azimli. Elde ettikleri başarının bilincindeler ve hayallerinin avuçlarının arasından kaçmasına izin vermeyecek kadar da kararlı. Final, onların mesleklerini sürdürebilmeleri için tek şansları. En azından onlar böyle yorumluyor ve görüyor. İkincilikle dönen Berkay Günay açıklık getiriyor:

Berkay Günay'ın ailesi bale eğitimi için Mersin'den İstanbul'a taşındı. [Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk]

Berkay Günay’ın ailesi bale eğitimi için Mersin’den İstanbul’a taşındı.
[Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk]

“Baleye Türkiye’de devam etmek gibi bir hayalim yok. Tamamen yurtdışı odaklı. Bale, yurtdışında daha değer görüyor ve maddi olarak da daha doyurucu. Çünkü değer verilen bir sanat dalı. Bizim en büyük şanssızlığımız, bu meslek için Türkiye’de doğmak. Futbolcu olmak isterdim, o zaman daha çok değer buluyorsun, bu ülkede. Kıymet yok, tek kırıldığımız nokta bu. Yurtdışında sokakta ‘Ben baletim’ diyebiliyorsun göğsünü gere gere. Ama burada biraz belli etsen gelecek tepkiler hep aynı. Direkt bel altı çalışıyorlar bize.”Finalde de başarılarını devam ettirebilirlerse burs kazanma şansları olacak. Hocaları aynı zamanda devlet sanatçısı olan Sergo Tereshenko bunun elde edilmesi zor bir fırsat olduğunu söylüyor.

“New York çok zor etap. Orada kazanırlarsa burs kazanacaklar. Burs kazanınca okul seçecekler. Düşünün Royal Bale’den gelmiş burs. Kendi imkanlarıyla girmeye kalksa yıllık en az 30 bin pound ödemesi lazım. Bursu kazanırsa, hiç para ödemeyecek. Daha da ötesi bir Türk kazanmış olacak. Okul çok etkili, bunun için çalışıyorlar. İnşallah kazanırlar.”

Paraları yok

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nın iki genci ve hocalarını yurtdışına götürecek ne yazık ki bütçesi yok. Aileler devreye girip ekibi Amerika Birleşik Devletleri’ne yollayabilmek için kredi başvurusunda bulundular.

Ancak her koyun kendi bacağından asılır misali, iş başa düşmüş. Bir yandan elemelere hazırlanıp diğer taraftan kapı kapı kaynak aramaya başladılar. İlk etap için zor olsa da kaynak buldular. Deniz ve Berkay, o sürecin çok sancılı olduğunu anlatıyor.

Deniz Akarslan, balenin Türkiye'de sanatın parçası olarak görülmediğini söylüyor. [Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk]

Deniz Akarslan, balenin Türkiye’de sanatın parçası olarak görülmediğini söylüyor.
[Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk]

“Okulun tuvaletini yenilemek için bile bütçe çıkmıyor. Amerika’ya gibi bir yere dört kişiyi yollamaları çok zor. Okul yönetimi, bize yardımcı olamayacaklarını açıkladı. Verseler de borç olarak verebileceklerini söylediler. Her yere başvurduk. Lions’a başvurduk. Onlar olmasa gidemezdik. Sadece uçak için değil, oteli de hallettiler.”Gençler kaynak bulmak pahasına şirketlerin markalarını üstlerinde taşımaya bile razı olmuşlar.

“Biz şirketlere şunu da dedik: ‘Biz öylesine gidelim-gelelim demiyoruz. Sizi de temsil edeceğiz. Bize tişört, çanta verin. Onları taşıyalım. Hem sizin adınızı da taşımız oluruz.’ Ama kimse yanaşmadı.”

Berkay Günay, kendilerine ters gelse de bunu yapmaya mecbur olduklarını dile getiriyor.

“Keşke böyle olmasa… Ama başka türlü olmuyor. Kabul etmiyorlar. Yurtdışına baktığımızda aslında bize gelmeleri gerekiyor, Türkiye’de kapı kapı dolaştık. Hocamız kaç yaşında, onun bize sadece bale öğretmesi gerekirken insanların kapısında bekledi. Oraya gidebilmek bizim için çok zordu.”

New York için de ceplerinde paraları yok. Yine sancılı bir süreç onları bekliyor. Final, nisan ayında.

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı, Osmanlı'dan günümüze gelen iki sanat kurumundan biri. [Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı, Osmanlı’dan günümüze gelen iki sanat kurumundan biri.
[Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk

Okul binası yetersizİstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı binası, Kadıköy’de. 1986’dan bu yana bina arayışları devam ediyor. Bale Ana Sanat Dalı Başkanı Oral Yazıcı, mevcut binanın bale için uygun olmadığını ifade ediyor.Yazıcı, Deniz ve Berkay’ın tüm bu olumsuzluklar içinden nasıl sıyrıldıklarına şaşırdığını söylüyor:

Oral Yazıcı: Balenin içinde bulunduğu durum, 10 yıl önce çok daha iyiydi. Her geçen yıl daha da kötüye gidiyor. Fotoğraf: Hüseyin Narin

Oral Yazıcı: Balenin içinde bulunduğu durum, 10 yıl önce çok daha iyiydi. Her geçen yıl daha da kötüye gidiyor. Fotoğraf: Hüseyin Narin

“Bu okul, bale yapmaya müsait değil. Konservatuara müsait değil. 55 yaşındayım, ben 30 yıldır buradayım. Şu okulda biz geldiğimiz günden beri bina arıyoruz. Salonlarımız uygun değil. Aynı salonda orkestra çalışıyor, müzik çalışıyor. Bu çocuklar nasıl çıktılar, bazen düşünüyorum. Şaşırıyorum.”

Bunlara rağmen konservatuarda yaptıklarını mucize olarak değerlendiriyor. Aslına bakarsanız haksız da değil. Verdiği örnek de bunu gösteriyor:

“Fiziki olarak bu bina konservatuara uygun değil. Sadece bale değil, gidin bakın çocuklar tuvaletlerde çalışıyor. Klarnetini ya da keman gitarını alıyor tuvalette çalışıyor. “

Kaynak :  aljazeera.com.tr

Disney`in yıllık hissedarlar toplantısında konuşan yapımcı Bob Iger, uzun süredir Yıldız Savaşları (Star Wars) meraklıları tarafından beklenen tarihi açıkladı. Buna göre, sekizinci film 26 Mayıs 2017 tarihinde izleyiciyle buluşacak.

yıldız savaşları

Filmin senaryosunu yazıp yönetecek olan kişinin de Rian Johnson olduğu doğrulandı.

Kısa bir süre önce uçak kazası geçirip tedavi altına alınan ve serinin önceki filmlerinde Han Solo karakterini canlandıran Harrison Ford`un da başrollerde olması bekleniyor.

Filmin senaryosunu yazıp yönetecek olan kişinin de Rian Johnson olduğu doğrulandı.

Kısa bir süre önce uçak kazası geçirip tedavi altına alınan ve serinin önceki filmlerinde Han Solo karakterini canlandıran Harrison Ford`un da başrollerde olması bekleniyor.

“Yıldız Savaşları 7 – Güç Uyanıyor” ise bu yıl aralık ayında vizyona girecek.

Yurdumuzda son senelerde dizi film oyunculuğu ,amatör insanların tiyatro grupları kurarak oyun sergilemeleri, bunun yanında hayatını sesini kullanarak kazananlar (Şarkıcılar,politikacılar,öğretmenler,televizyon …

şan dersi

Yurdumuzda son senelerde dizi film oyunculuğu ,amatör insanların tiyatro grupları kurarak oyun sergilemeleri, bunun yanında hayatını sesini kullanarak kazananlar (Şarkıcılar,politikacılar,öğretmenler,televizyon sunucuları,din görevliler v.s.) seslerini iyi kullanmadıkları zaman seslerinin birkaç sene sonra hastalandığını , kullanılamaz hale geldiğini gördüler . Bir an evvel daha uzun sürede sağlıklı ,temiz , anlaşılabilir ,gür seslere kavuşmak için arayışlara girdiler. Önce doğru nefes alma ;arkasından da ses eğitimi . Böylece yeni bir sektör doğdu. Bu konuda usta eğitimci sayısı çok az olduğundan ortalık hiçbir eğitim almamış SES KOÇLARIYLA(!) dolmuştur.

Eğitim Fakülteleri Müzik bölümlerinde iki sene ses eğitimi görenler ( çoğu Eğitim Fakültelerinde öğretmen yokluğundan şan dersi toplu ders olarak görülür veya başka branş öğretmenleri girer), müzik kurslarından sertifika alanlar ve Konservatuarlarda şan (ses) eğitimini tamamlamamış öğrencilerin çok ucuz ücretlerle dershanelerde ses eğitimi hatta ses terapisi dersleri vermeye başlamaları; bunun yanında dershane sahiplerinin işi ucuza mâl etmek için insan sağlığını hiçe sayıp bu işe maalesef çanak tutmaları ; aylığı 200- 300 T.L. verilen bu derslerin ; bilinçsiz insanlarımıza cazip gelmesi ; bir müddet sonra yapılan bu yanlış eğitimlerin onarılması çok zor ses hastalıklarıyla karşılaşılmasına neden olmuştur.

coskun-nehir-2

COŞKUN NEHİR -İst. Dev. Operası Sanatçısı – Marmara Üniv. Atatürk Eğitim Fak. Müzik Böl. Öğ.Üyesi -Nar Sanat Eğitim Kursu, Ses Terapisti ve Şan Eğitmeni

Doğu illerinde hiç ses eğitimi almamış K.B.B. profesörünün ses eğitimi egzersizleri yaptırması, piyano çalan bir eğitmenin ‘’ Hocam ben çalıyorum öğrenci bağrıyor.Ben de paramı alıyorum . Bana ne sesinden ‘’ demesi. Kenarda köşede kalmış bir okuldan mezun olmuş bir müzik öğretmeninin veya bu öğretmenlerden 3-4 ay ders görmüş bir kursiyerin verdiği dersin ne kadar sağlıklı olabileceğini düşünebiliyor musunuz?

Sonra ne mi oluyor? Ortalık sesi hasta kişilerle doluyor .O zamanda internetten veya kitaplardan okudukları üç beş satırla sesinizi iyileştiririm diyen şarlatanlar devreye giriyor. Konserlere,operaya,sempozyumlara v.s. hiç gitmemiş kişiler bunlar.

Bir gün çok ünlü bir kanalda spikerlik yapmak isteyen ince sesli bir hanım bana telefon etti. ’’Hocam telefonunuzu ……… aldım . Sizle ses eğitimi çalışması yapmak istiyorum .Bir kaç ay sonra …. Kanalında haber spikerliğine başlayacağım. Sesimi çok ince buluyorlar , sesimin kalınlaşması gerekli bana yardım eder misiniz?’’dedi. Öğrenciyle yer ve zaman konusunda anlaşamadığımız için benimle çalışamadı ama son anda bana sorduğu soru beni bir hayli şaşırttı. ‘’ Hocam bana bir de ameliyatla sesimi kalınlaştıracaklarını söylediler. Siz ne dersiniz?’’ Bu soru karşısında şaşırdım kaldım.

İlk defa böyle bir şey duyuyordum. Elimden geldiğince telefonun karşısındaki kişiye yapacağı işin çok yanlış olduğunu anlatmaya çalıştım. Sonra bir daha hiç görüşmedik.

Eğitim Fakültesinde 3 (üç) senedir benim öğrencim gözüken ve hiçbir derse devam etmeyen bir öğrencimin İstanbul Küçükçekmece civarında bir kursta piyano, solfej ve şan dersi verdiğini söylersem bana ne derdiniz?
Sevgili okuyucularım ses eğitimi çok emek ister eğitim süresi ergenlik çağı (ses değişimi) bittikten sonra başlar ve en az 5(beş)- 6(altı) yıl sürer. Olgunlaşmaksa seneler alır. Kişinin öğretmenlik yapması için deneyim kazanması gereklidir. Bol bol başka sesleri dinlemesi , doğruyu yanlışı ayrıt etmesi , insan sesini çok iyi tanıması , ders verdiği kişinin psikolojik yapısını iyi bilmesi , standart bir şekilde değil ; kişiye göre ders yapması, mutlaka bireysel olarak öğrenciyle çalışması (toplu sınıf dersi yapılamaz.) gerekmektedir.

İnsan vücudu esas alındığında ; kişinin sizin anlattıklarınızı anlayıp ,onu vücuduna aktarabilmesi çok zordur. Onun için öğreticinin örneklemelerini çoğaltıp öğrencinin bunlardan birini algılamasını ve vücuduna tatbik etmesi ,gözlemlemesi gereklidir.Bunun yanında yorum konusuna eğiticinin çok dikkatli olması ve gene eğiticinin müzik kulağının çok iyi olması gereklidir.

Artık insan hayatında çok önemli bir yer alan ve insanın kişiliğini ortaya koyan ses eğitimi ; eğitimsiz kendini yenilemeyen sadece para kazanma tutkusu içinde bulunan , kendilerinin ses eğitimi olmayan ,pedagojik formasyondan uzak olan kişilerin eline bırakılmamalıdır.Öğrenilmesi ve öğretilmesi zaman ve sabır isteyen bir o kadar da zor olan bu işi öğretenler de bir parmağın sayıları kadar azdır.

Siz okuyucularıma tavsiyem sesinize sahip çıkıp eğitimine karar verdiğinizde mutlaka o bir parmağın sayıları kadar az olan eğitimcilerden birini bulmanızdır.

Saygılarımla…

COŞKUN  NEHİR

İST. DEV. OPERASI SAN. VE MARMARA ÜNİV. ATATÜRK EĞ. FAK. MÜZİK BÖL. ÖĞ. ÜYESİ.

Nar Sanat Kursu Ses Terapisti ve Şan Eğitmeni (Özgeçmiş İçin Tıklayınız)

Eğitmen ve Sanatçının sitesi için lütfen www.coskunnehir.com.tr tıklayınız.

 

Kaynak : bakirkoygazete.com

sihirli-mikrofonZorlu Center PSM’de düzenlenen ve 2 milyon 300 bin kişinin oylamasıyla finale kalan yılın en iyi radyo, radyocu ve radyo programlarının ödüllendirildiği geceye, ulusal ve yerel platformda yayın yapan 101 radyo, 59 radyocu ve 7 radyo portalı katıldı. Etkinlikte 17 farklı kategori ile “özel” ve “vefa” ödülleriyle başarılı radyocular ödüllendirildi.

Gecede TRT Genel Müdür Şenol Göka Türkiye’deki radyo yayıncılığının yıldönümü olan 6 Mayıs’ta yurtdışından da radyocuların katılacağı uluslararası radyo ödüllerinin verileceği bir gece düzenleyeceklerini söyledi.

Ceyhun Yılmaz’ın sunumuyla gerçekleşen etkinlikte, Mustafa Ceceli’nin orkestrasıyla sahne alan Bengü, Gökhan Türkmen, Funda Arar ve Emre Aydın birer şarkı söyledi.

MÜZEYYEN SENAR’A VEFA

Gecenin sonunda Mustafa Ceceli ve orkestrasıyla Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, geceye katılan sanatçılar ve radyocular, birlikte sahneye çıkarak “Dalgalandım da Duruldum” şarkısı eşliğinde toprağa verilen Türk sanat müziğinin unutulmaz seslerinden Müzeyyen Senar’ı sahnede andı. Gecede izleyicilere İstanbul’u anlatan bir sinevizyon gösterisi de sunuldu.

Ödül törenine, Işın Karaca, Burcu Güneş, Can Bonomo, Gökhan Tepe, Gripin grubu, Betül Demir, Mustafa Topaloğlu, Ahmet Selçuk İlkan, Sibel Tüzün, Ayşe Tolga, Ahmet Çakar, Ertem Şener, Ersin Düzen gibi sanat, medya ve spor dünyasından davetliler de katıldı.

Gecede ödül kazanan radyo, radyocu ve radyo programları şöyle:

Yılın En İyi Pop Radyosu: Power Türk

Yılın En İyi Talk (Konuşan) Radyosu: Kral FM

Yılın En İyi Yabancı Müzik Radyosu: Power FM

Yılın En İyi Slow Müzik Radyosu: Slow Türk

Yılın En İyi Haber Radyosu: NTV Radyo

Yılın En İyi Spor Radyosu: Radyo Spor

Yılın En İyi Tematik Radyosu: Radyo Trafik

Yılın En İyi Halk Müziği Radyosu: Medya FM

Yılın En İyi Arabesk Radyosu: Star Artı

Yılın En İyi Yerel Radyosu: Baba Radyo

Yılın En İyi Üniversite Radyosu: Radyo Dumlupınar (Kütahya Dumlupınar Üniversitesi)

Yılın En İyi Radyo Konuk Programı: Duygu Özkan

Yılın En İyi Şiir Edebiyat Programı: Bora Öge – Radyo 7

Yılın En İyi Radyo Show Programcısı: Cem Arslan – Best FM

Yılın En İyi Radyo Programcısı: Duygu Özkan

Yılın En İyi Yerel Radyo Programcısı: Tuğba Saraçlar – Radyo Alaturka

Yılın En iyi Radyo Portalı: karnaval.com

ONUR ÖDÜLLERİ

Gezegen Mehmet (Mehmet Akbay), Hopdedik Ayhan (Ayhan Güngör), Cem Ceminay (Remzi Cem Gökmen), İtalyan radyocu Bay J (Jerfi Benveniste), Kadir Çöpdemir

VEFA ÖDÜLLERİ: Orhan Ayhan, Sezen Cumhur Önal, İzzet Öz

Avustralya’nın Oscar’ı olarak nitelendirilen AACTA ödülü için yarışan Yılmaz Erdoğan, ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’ dalında ödüle layık görüldü.

yilmaz-erdogan-somn-umut

Oscar ödüllü aktör Russell Crowe’un yönettiği ‘Son Umut (The Water Diviner)’ filminde rol alan Yılmaz Erdoğan; Avustralya’da, Avusturya Sinema ve Televizyon Sanatları Akademisi tarafından verilen AACTA Ödülü’nü kazandı.

‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’ dalında kazandığı ödül için yarışan diğer adaylar arasında Robert Pattinson, Patrick Brammall ve TJ Power bulunuyordu. Çanakkale Savaşı’nda üç oğlunu da kaybeden ve onların peşinden Çanakkale’ye gelen bir babanın hikâyesinin anlatıldığı filmde, Yılmaz Erdoğan bir subayı canlandırıyor.

Adaylığı sırasında Sydney Morning Herald Gazetesi’ne röportaj veren Yılmaz Erdoğan, ‘Daha önce ne bu büyüklükte bir projede, ne İngilizce, ne de Oscar’lı sinemacılarla çalışmıştım. Harika bir deneyimdi’ sözlerini kullanmıştı. Erdoğan’ı ödülünü kazanmasının ardından Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik tebrik etti.

Son Umut

the-water-diviner-son-umut-filmi-russell

Yönetmenliğini Russell Crowe’un üstlendiği filmde başrolleri Russell Crowe, Olga Kurylenko, Cem Yılmaz ve Yılmaz Erdoğan paylaşıyor. Türkiye’de 26 Aralık 2014’te gösterime giren film, Avustralyalı çiftçi Connor’un savaşa giden üç oğlunun peşinden İstanbul’a ve oradan da Çanakkale’ye gelmesini konu ediniyor.

4 yıl önce başlatılan “KısaKes Kısa Film Festivali” bu yıl ilk kez uluslararası arenaya taşınıyor. 26-2728 Ocak’ta gerçekleşecek olan festivale dünyadan ilgi büyük.

altıoklar

Arya Su Altıoklar ve Derya Tezcanlı, idealist ve heyecanlı 2 genç sosyoloji öğrencisi. Arya, Mustafa Altıoklar’ın kızı. Dolayısıyla sinemanın içine doğmuş. Ortaokulda çektiği filmleri paylaşacak bir platform bulamayınca işe kendisi girişmiş. “Sinemaya meraklı gençlerin kendilerini ifade edecekleri bir ortam sağlamak istedim ve ‘Neden böyle bir şey yapmıyoruz’ diye düşünerek yola çıktım” diye anlatıyor. Arya’yla üniversitede tanışan Derya da bu fikri hemen sahiplenmiş ve ortaya “KısaKes” çıkmış. Arya ve Derya, 20 yaşında olmalarına rağmen müthiş bir özgüven ve hâkimiyetle anlatıyorlar KısaKes’i. 2010’dan bu yana gerçekleşen organizasyona bu yıl ilk kez tüm dünyadan üniversite öğrencileri katılacak. Jüri koltuğunda da yurtdışından 2 önemli sinemacı var: Guerilla Film’in kurucusu David Wilkinson ve Venedik Film Festivali ana seçicilerinden Paolo Bertolin. Arya Su ve Derya, 26-27-28 Ocak tarihlerinde gerçekleşecek olan festivali anlattı.

Neden KısaKes gibi sert bir isim? Ödüller de Altın Makas, Gümüş Makas diye gidiyor…

kısa_kes_kısa_film

Arya: Bir gün dişlerimi fırçalarken aklıma geldi. Sonra festivalin adı ne olsa diye düşünürken önerdim, herkes “İyi fikir” deyince öyle kaldı.

İlk 2 haftada tüm dünyadan 280 başvuru olmuş. Muazzam bir sayı bu, bekliyor muydunuz?

Derya: Sadece New York’ta belli başlı birkaç okula afiş göndermiştik. Onun dışında bir mailing yaptık. Bir de Cannes Film Festivali’ndeki Türkiye çadırına katılmıştık. Oraya da haber saldık, katkısı olmuştur mutlaka. Yine de bu denli bir ilgi beklemiyorduk.

Arya: Aslında Cannes’a kısa filmle ilgili gözlem yapmaya gittik. Oradaki sistemi görmek çok işimize yaradı. Nasıl bir kurgu var, uluslararası bir festival nasıl yapılıyor epey fikir sahibi olduk. Üstüne bir de Altın Portakal’a gittik.

İstanbul, Ankara ve İzmir’in yanı sıra Berlin’de de gösterimler olacak. Neden Berlin?

Arya: Ana sponsorumuz Bahçeşehir Üniversitesi’nin Washington, Berlin dahil birçok yerde kampusu var. Berlin’de gösterim yapılması Enver Yücel hocamızın fikriydi. “Madem uluslararası bir şey yapıyorsunuz, diğer kampusları neden kullanmıyorsunuz” dedi. Enver Hoca’nın vizyonuna hepimiz hayranız zaten, muazzam bir insan. Berlin’le başladık, zamanla daha da açılacağız.

■ Jüri üyeleriniz de iddialı isimler.

Evet. Paolo Bertolin var. Hem sinema eleştirmeni hem de Venedik Film Festivali’nin ana seçicilerinden. Yapımcı ve Guerilla Film’in kurucusu David Wilkinson, Zeynep Özbatur Atakan ve Rezan Yeşilbaş ve Özge Özpirinççi de diğer jüri üyelerimiz.

Eskiden ödül olarak burs ve ekipman sağlıyormuşsunuz, bu sene festival uluslararası, nasıl ödüllendireceksiniz kazananları?

Ödül olarak dünyadan 13 öğrenciyi İstanbul’a getiriyoruz ve onları 1 hafta boyunca burada ağırlıyoruz. Zaten Bangladeş’ten tutun Meksika’ya kadar birçok yerden öğrenci gelecek.

‘Kısa film şiire yakın’

■ Neden “kısa” sizce?

Arya: Teknolojinin gelişmesiyle birlikte tahammül eşiğimiz çok düştü. Her şey anında olsun bitsin istiyoruz. Sinema salonuna girdiğimizde bile telefonla oynamadan, kafamız dağılmadan duramaz hale geldik maalesef. Bu nedenle kısa filmin, içinde bulunduğumuz dönemde daha fazla öne çıkacağına inanıyoruz. Öte yandan kısa filminizi istediğiniz şeyle çekebiliyorsunuz. İster cep telefonu kamerasıyla çekin ister profesyonel kamera kullanın, bunun bizim için bir önemi yok. Fikrin ne olduğu önemli bizim için.

Kısa filmlerin ticari kaygısı olmadığı için sanatsal yönleri ön plana çıkıyor sanki. Roman ve öykü farkı gibi, öykü daha can alıcıdır ya bazen.

Arya: Daha çok şiire yakın gibi geliyor bana. Derya: Bir fikri ne kadar kısa sürede anlatırsan o kadar değerli diye düşünüyorum. Arya: Anlatmak istediğinizi 90’a atıp anlatmak zorundasınız çünkü.

‘Herkes dünyayı kurtarma derdinde’

■ Festivale 87 ülkeden toplam 1389 başvuru yapıldı.

■ En çok ilgi gösteren ülkeler sırasıyla ABD, İngiltere ve İran. Türkiye 6. sırada.

■ Arya ve Derya’yı en çok şaşırtan aşk üzerine hiç film gönderilmemiş olması. Daha çok toplumsal olayları konu alan, biraz da karamsar filmler öne çıkıyor. “Bireye odaklanan film neredeyse yok, herkes dünyayı kurtarma derdinde” diyor Arya ve Derya.

Diğer etkinlikler

KısaKes kapsamında Yekta Kopan, Meltem Cumbul, David Wilkinson ve daha birçok önemli ismin katıldığı atölyeler ve söyleşiler düzenlenecek. Ayrıntılı bilgi için kisakes.org’u ziyaret edebilirsiniz.

Program

KısaKes, 26-27-28 Ocak’ta Saint Benoit Lisesi’nde başlıyor, 2. gün Bahçeşehir Üniversitesi’nde ve Ortaköy Kültür Merkezi’nde film seçkisi var. 3. gün ise Feriye Sineması’nda kapanış kokteyli ve ödül töreni gerçekleşecek.

 

Kaynak : Gizem Sevinç SELVİ, Haberturk.com

İletişimci Nizam Eren’in ‘Türkiye sinemasının 100. yılında 100 film’ düşü gerçek oldu. Yarın gösterime girecek dört yerli yapımla birlikte 2014 yılında vizyon gören yerli film sayısı 100’ü buldu. Yıl sonuna kadar bu sayının 107’ye ulaşması bekleniyor.

kırımlı-filmi

‘Sinemanın 100 yılında 100 film’ düşü gerçek oldu. Bu hafta gösterime çıkacak dört filmle 100’üncü film de vizyona girmiş olacak. Gelecek haftalarda vizyona girecek ‘Kırımlı’, ‘Yağmur: Kıyamet Çiçeği’ ve ‘Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku’ gibi filmlerle birlikte 2014 yılı içinde gösterime giren yerli film sayısının 107’yi geçmesi bekleniyor.
2013 yılında 87 yerli film için 28 milyon bilet satılırken 2014 yılı için kesinleşmese de 107 filme 32 milyona yakın bilet kesileceği öngörülüyor. Şu ana dek kesilen bilet sayısı 29.5 milyon.

Gösterime giren yerli film sayısı:
2000 yılında: 8
2005 yılında: 28
2010 yılında: 66
2014: Tahmini 107 film vizyon bulmuş olacak.

Digital teknolojinin gelişmesi ve filmlerin hammadeye gereksinim duymaması, laboratuvarlarda filmlerin rehin kalmaması, salon sayısının artması, genç nüfus, sosyal medyanın yaygınlaşması, ‘bir bilete bir bilet bedava’ kampanyaları, akıllı telefonlarla her şeye kolayca ulaşılması gibi birçok neden film sayısının artmasına, dolayısıyla salonlara talebi doğuruyor. Bu talep yeni salonlar açmaya zorlanırken bir çok kasaba ve şehirde yeni salonlarla filmler ‘son tüketiciye’ kolayca ulaşabiliyor.

Ancak anımsatmakta yarar var. DVD’den, Blue Ray’den film gösteren salonların da olduğunu ve bunların da ‘eser işletme belgesi’ aldığı taktirde ‘ sinema eseri’ sayıldığını unutmayalım. Rakam işte böyle büyüyor. Zira 5 ve altında sinemada gösterilen tam 9 film var.

’100. yılda 100 film’ klişesini 2013 yazında bir yazımda kullandım ve ilk olduğumu sanıyorum. Ancak ’100. Yılda 100 film’ aslında eski Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’a aittir ama maalesef bunu dillendirecek zaman ve fırsat bulamadan bakanlıktan ayrıldı. İlk kullandığı yer ise Teşvikiye Camii’nin bahçesiydi. (Yılmaz Atadeniz’in kulakları çınlasın.)

Yazı: NİZAM EREN  Kaynak :[-]

Yıldız Savaşları serisinin yedinci filminin fragmanı yayınlandı. Vizyona giriş tarihi Aralık 2015 olarak açıklanan filmin kadrosunda Harrison Ford da yer 

Geogre Lucas tarafından yaratılan Star Wars serisi yedinci filmi “Yıldız Savaşları: Güç Uyanıyor” seyirci karşısına çıkacak. Filmin Aralık 2015’te vizyona gireceği duyuruldu.

J. J. Abrams’ın yönettiği filmin senaryosunu George Lucas yazdı. 200 milyon dolar bütçeye sahip yapımın çekimleri İngiltere, Abu Dabi ve İzlanda’da yapıldı.

Filmin en büyük sürprizlerinden biri ise serinin üç filminde rol alan Harrison Ford’un da bu yapımda yer alıyor olması.

İlki 1977 yılında çekilen Yıldız Savaşları serisi, yarattığı kurgusal evren ve sonrasında gelen 5 devam filmi ile kendine has bir kültür oluşturdu. Serinin ilk üçlemesinden 15 yıl sonra ikinci üçleme yayınlanmıştı. Bu filmin son Yıldız Savaşları filminden 10 yıl sonra vizyona girmesi planlanıyor.

2008 verilerine göre bu serinin toplam gişe hasılatı 4,41 milyar dolar. Ancak Yıldız Savaşları filmleri ile ilgili yapılan dizi, çizgi film, çizgi roman, video oyunu ve oyuncaklar da bugün dünya üzerinde büyük bir ekonomi oluşturmaya devam ediyor.

T.C. M.E.B. Özel Nar Sanat Eğitim Kursu öğrencileri 16 Ekim 2014 tarihinde London College Of Music (LCM) sınavlarına katılmıştı. Bakırköy ve çevre ilçelerde ilk ve tek resmi LCM  eğitim ve sınav merkezi olma özelliğini taşıyan kursumuzda yapılan sınav sonucunda, kursumuzda sınava giren öğrenciler  % 100 başarı göstermiştir.

London-College-of-Music-Sertifikasyon-Bakirkoy

Öğrencilerimiz ve kursumuzda sınava giren diğer kurum öğrencilerinin % 100’ü  tüm dünyada geçerli University  Of West London akreditasyonuna sahip belge almaya hak kazanmıştır. Bilindiği üzere sınav  İngiltere’de bulunan  University  Of West London ‘dan gelen gözlemciler eşliğinde yapılmaktadır. Kurumumuzda sınav olup başarı gösteren tüm öğrencilerimiz ve öğrencimiz olmayıp kurumumuzda sınava giren diğer kursların öğrencilerini kutluyoruz.

London College of Music eğitimi veren kurum olarak hedeflerimiz;

Enstrüman eğitimi alan öğrencinin,
•Teknik ve müzikal gelişimini sağlayarak, akademik seviyesine bilimsel katkı yapmak,
•Sanatsal vizyonunu geliştirmek,
•Müzik eğitimini Uluslararası sertifikalarla belgelendirerek nitelikli bir portfolyoya sahip olmasını sağlamaktır.

T.C. MEB Özel Nar Sanat Eğitim Kursu’nun LCM’e yönelik çalışma programları:

Piyano-Keman- Gitar-Flüt, Davul (Bateri), şan  programlarıdır. Solfej-Duyuş-Teori dersi de ayrıca ve grup olarak uygulanmaktadır.

Sınava giren öğrencilerimizin in adları şu şekildedir.

ADI SOYADI BÖLÜM
Ahmed Doğukan Balık PİANO
Aybike Su Duran PİANO
Begüm Ayaz PİANO
Berzah Aydemir PİANO
Doğa Aynacı PİANO
Ege Yılmaz KEMAN
Faruk Baray Uludağ PİANO
Ievsenıı Gostyshchev PİANO
Jewahir Başak Sait PİANO
Mehmet Efe Dülger PİANO
Mert Taşdemir PİANO
Yağmur Kozan PİANO
Zehra Sümerkan PİANO
Zeynep Beceren PİANO

LCM hakkında daha detaylı bilgi için lütfen TIKLAYINIZ.

Pazar günü evdesiniz ve Televizyondan sıkıldınız ve farklı bir şeyler izlemek ya da kafanızı dağıtmak istiyorsunuz. Sizi bilemeyiz fakat biz bunu zaman zaman istiyoruz. Bundan yola çıkarak hoşça biraz vakit geçirmeniz ama bunu yaparken çokta uzamasın düşüncesiyle kısa filmlerin ideal olduğunu düşünüyoruz. Buyurun buradan izleyin :) İyi seyirler…

kısa film

10. The Flying Man (Türkçe Altyazılı)

Bir suçlu mu, yoksa bir süper kahraman mı? Aniden ortaya çıkıp şehri birbirine katan bu adamın sırrı ne?

 

Yapım : ABD / 2013

Yönetmen : Marcus Alqueres

Senaryo : Marcus Alqueres (story), Henry Grazinoli

Oyuncular : Nick Smyth, Rick Cordeiro, Justin T. Lee

9. Loop

Bir adam uyandığında gördüklerine anlam vermeye çalışır. Anladığında artık çok geç olacaktır.

8. Inside (Türkçe Altyazılı)

Bir psikopatın zihninin içinde neler olduğunu asla bilemezsiniz.

Yapım : ABD / 2002
Süre : 5 dk
Yönetmen : Trevor Sands
Senaryo : Eric ‘Giz’ Gewirtz, Trevor Sands
Oyuncular : Jeremy Sisto, Reedy Gibbs, Michael Bailey Smith

7. Leave Me (Türkçe Altyazılı)

Eşini yeni kaybetmiş, genç bir adamın içine girdiği dünyaya inanamayacaksınız.

Yapım : ABD / 2009
Yönetmen : Dustin Ballard
Senaryo : Dustin Ballard, Ryan Dunlap
Oyuncular : Ryan Dunlap, Mark Gullickson, Sarah Van Eman

6. KARŞILAŞMA (CONFRONTATION)

İki insanın karşılaştıkları an ve birbirlerinin hayatlarına olan etkilerini tersten anlatmayı seçmiş olan film Sinepark ve Pam Kısa Film Festivali’nden “En İyi Kısa Film”, Yıldız Kısa Film Festivali’nden ise “New York’s Digital Film Academy Yaratıcılık Ödülü” kazanarak başarısını kanıtlamıştır.

Yönetmen : Selcen Ergun
Oyuncular : Saadet Işıl Aksoy, Cem Göknil

5. Quais de Seine (Türkçe Altyazılı)

François ve iki arkadaşı Seine nehri kıyısında oturmuş gelip geçen kızlara laf atarlarken ayağı taşa takılan güzel bir Müslüman kız sendeleyip, düşer. François, arkadaşlarının alay etmesine rağmen kızın hayatından çıkıp gitmesine izin veremeyeceğini fark eder.

Yönetmen : Paul Mayeda Berges
Oyuncular : Cyril Descours, Leïla Bekhti

4. Long Branch (Türkçe Altyazılı)

Yeni tanıştığınız biriyle yatmak için toplu taşıma ile sayısız aktarma yapıp 3 saat yol gider miydiniz? Süper bir romantik komediye hazır olun.

Yapım : Kanada / 2011
Yönetmen : Dane Clark, Linsey Stewart
Senaryo : Dane Clark, Linsey Stewart
Oyuncular : Alex House, Jenny Raven

3. The Last 3 Minutes

Ölüm döşeğindeyken William Turner’in hayatı gözlerinin önünden değil, bir kristalin içinden geçiyor.

Yapım : ABD / 2010
Yazan ve Yöneten : Po Chan
Oyuncular : Harwood Gordon, Eli Jane, Alex Weber

2. Kismet Diner

2013 yılında Cornetto için viral reklam amacıyla çekilen bu kısa film kısa bir süre içinde tüm dünyada büyük etki uyandırdı. Sıcacık bir aşk hikayesine hazır olun.

Yapım : UK / 2013
Yönetmen : Mark Nunneley
Senaryo : Mark Nunneley, Kitty Percy
Oyuncular : Ilinca Rae, Matt Kyle, Jean Paul Dal Monte

1. Picnic (Türkçe Altyazılı)

Bosna savaşının ardından ülkesine dönen Sasa, ailesi ile birlikte çocukken piknik yaptığı yerde piknik yapmak ister. Ancak savaştan sonra hiçbir şey kendi çocukluğundaki gibi değildir.

Yapım : İspanya / 2010
Dil : Boşnakça
Director : Gerardo Herrero Pereda
Writer : Gerardo Herrero Pereda
Stars : Sveta Zhukovska, Nacho Medina, Alejandro Rodríguez

 

Kaynak :[-]

Sanat dünyası 27 Mart 2014 Dünya Tiyatrolar Günü’ne, TÜSAK tasarısının karamsar havası altında girse de, sanatçılar izleyicileri için morallerini yüksek tutmaya çalışıyor. Bugün yurt genelinde, tiyatro perdeleri 27 Mart onuruna ücretsiz gösteriler için açılacak.

tiyatro

27 MART ETKİNLİKLERİ

100. yılını kutlayan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nü kutluyor. “Dünya Tiyatro Günü” vesilesiyle, 27 Mart’ta, Şehir Tiyatroları’nın 100. yılı nedeniyle hazırladığı bildirinin yanı sıra Brett Bailey’in hazırladığı Dünya Tiyatro Günü Uluslararası Bildirisi ve ITI-UNESCO Türkiye Merkezi İcra Komitesi tarafından hazırlanan Dünya Tiyatro Günü Ulusal Bildirisi, Şehir Tiyatroları’nın bütün sahnelerinde saat 20.00’de oyun öncesi okunacak.

Şehir Tiyatrolarının hazırladığı Dünya Tiyatro Günü Bildirisi:

Bugün Dünya Tiyatro Günü… Tiyatroya her alanda emek veren tüm sahne insanlarının ve tiyatro severlerin Dünya Tiyatro Günü kutlu olsun!

1914 yılında kurulan ve o günden bugüne tiyatro severlerin ve İstanbullular’ın vazgeçilmezi Şehir Tiyatroları 100 yaşında. ‘Güzellikler Evi’ anlamına gelen Darülbedayi adıyla kurulan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, hem kent içinde hem de turneleriyle İstanbul dışında tiyatronun insanlıkla yaşıt kültürel birikimini 100 yıldır paylaşmakta… Fatih’ten Ümraniye’ye, Kadıköy’den Kağıthane’ye, Üsküdar’dan Gaziosmanpaşa’ya, Harbiye’ye 8 tiyatro, 10 sahnede dünyanın insan manzaralarını salonlara taşıyor. Türkiye’nin ve dünyanın farklı yerlerine düzenlediğimiz turnelerde, ses bayrağımızı umutla, sevgiyle, mesleğimize duyduğumuz inançla yüceltiyor.

Tiyatro sevgi isteyen, umut yitimine yer vermeyen, tarih boyunca en zorlu koşullarda ve dönemlerde yeniden ve yeniden kendine çıkış yolu bulan, ayağa kalkmasını bilen, kişiliğini ve kimliğini sanatçı insanın özverisinden ve seyredenin olumlu algısından oluşturan bir sanat. Şehir Tiyatroları da, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçirdiği tarihsel süreçlerin tümünde, sahne insanları ve İstanbullu tiyatro severlerle kentin kılcal damarları semtlerde, mahallelerde kendine yer açmış, büyük ve kadim bir sanatın anıtsal kurumu. Sahneden salona sanatsal varoluşun ve vazgeçilmezliğin karşılığı…

Ülkemizde tiyatronun her alanda kendine yer açması; çağdaş dünya sanat değerlerinin hem kurumsal hem de sahne uygulamalarında temel ve ana koşul olarak görülmesi; toplumsal, siyasal ve yaşamsal yaklaşımların tiyatroyu kurumsallaştırarak yüceltmesi, sanatımızı, doğal olarak Şehir Tiyatroları’nı güçlü ve etkin kılacaktır.

Biliyoruz ki, 100 yıldır İstanbul’un ve İstanbullu’nun kalbindeyiz. Tiyatro ateşini bizler kadar yüreğinde hisseden sizlere, tiyatromuzun dostlarına, tiyatronun yaşamın her alanındaki elçilerine ne kadar teşekkür etsek azdır. Sağolun, varolun…

Şehir Tiyatroları’nda eş zamanlı olarak okunmaya başlanacak olan bildirileri, oyunlardaki sanatçılar, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde Berrin Koper, Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde Aslı Aybars, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde Bensu Orhunöz, Üsküdar Musahipzade Celâl Sahnesi’nde Uğur Arda Aydın, Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde Caner Çandarlı, Ümraniye Sahnesi’nde Eraslan Sağlam, Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde Emrah Özertem, Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde Tarık Şerbetçioğlu okuyacaklardır.

ŞEHRİN TİYATROSUNDA OYUNLAR ÜCRETSİZ

27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde oynanacak oyunlar her yıl olduğu gibi bu yıl da ücretsiz. Dünya Tiyatro Günü’nde Sahnelenecek Oyunların arasında; Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde, Peter Horsler’in yazdığı Bora Seçkin’in yönettiği Kes ve Kaç, Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde, Necip Fazıl Kısakürek’in yazdığı Engin Gürmen’in yönettiği Para, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde, A. Kadir Bozkurt’un yazdığı Zuhal Ergen’in yönettiği Sirke Tadında Böğürtlen Reçeli, Üsküdar Musahipzade Celâl Sahnesi’nde, Ziya Osman Saba’nın öykülerinden Hilmi Zafer Şahin’in uyarladığı, Can Doğan’ın yönettiği Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi, Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde, Özgür Kaymak Tanık’ın yazıp yönettiği İsimsiz yer alıyor.

#ALTBİLET İLE SEYREDEBİLİR!

Alternatif Sahneler 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nü “AltBilet” ile Kutluyor!
Alternatif Sahneler, Mart ayına özel AltBilet’le 27 Mart’ı kutluyor!

10 SAHNEDE, 23 OYUN

Asmalı Sahne, D22, Emek Sahnesi, ikincikat, KaraKutu, Kumbaracı50, Mekan Artı, Sahne Hâl, sekizincikat ve Şermola Performans’tan oluşan Alternatif Sahneler Birliği, Mart ayı boyunca geçerli olacak ortak bir uygulama gerçekleştiriyor.

Seyirciler; bu 10 sahnede oynayan bütün oyunlara aldıkları normal biletle birlikte, bir AltBilet’e sahip olacaklar. AltBilet’i aldıkları sahne dışındaki 9 sahnenin belirlediği oyun ve gösterimleri yalnızca 15 TL ödeyerek seyredebilecekler.

“Küskün Müzikal”, “Üç Kadın Bin Turna”, “Öldün, Duydun mu?”, “444”, “Katilcilik”, “Karabahtlı Kardeşlerin Bitmeyen Şen Gösterisi”, “Talihsiz Çocuk Parkı Yaralanmaları”, “Kurabiye Ev”, “Sürpriz”, “Küçük”, “Sezonun Kabusu”, “Yirmi Beş”, “Bent”, “Yaka-Paça”, “Aile Mezarlığı”, “Sezonun Kabusu”, “Şahmeran’ın Bacakları”, “Sesler”, “Frida”, “Disko 5 no’lu”, “Gürültünün İçinde” ve “Kırık Merdiven”, “Doğal Seçilim Yoluyla Türlerin Kökeni” AltBilet’le seyredilebilecek oyunlar.

MKM, Med-Der ve Arzela Kültür Sanat Merkezinin 27 mart Dünya Tiyatrolar Günü vesilesiyle düzenleyeceği basın saat 11:30 da Galatasaray Lisesinin önünde yapılacak. Tiyatrocular meydanda kostümleriyle yerlerini alacak. Yine aynı gün akşam saatlerin de Bağcılar demir kapıda çocuklar için küçük gösteriler olacak.

Bilkent Üniversitesi öğrencilerimiz tiyatro oyunlarını yarın C-Blok Amfi’de 16:40’ta ve MSSF’de 18:00’de sahneleyecek.

Maltepe Üniversitesi, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nü gün boyu süren etkinliklerle kutlayacak.

Bizim Tiyatro, Che Ve Ulrıke Ne Konuşuyorsunuz Öyle? oyununu Dünya Tiyatro Günü nedeniyle Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi’nde saat 20.30’da ücretsiz sergileyecek…
Maya Sahnesinde ise Merve Engin tek kişilik gösterimiyle ‘Kıyıya oturmanın böylesi’ 100. kez sahnelenecek.

Hayal Perdesi El – Bohem Fikret Mualla oyununu 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde sahneliyor.

Çevre tiyatrosu yeni oyunu Veriler’i Dünya Tiyatro Günü nedeniyle ücretsiz sahneliyor.

Dünya Tiyatro Gününün tarihçesi

unesco

Dünya Tiyatro Günü 1961’de Uluslararası Tiyatrolar Birliği (International Theatre Institute) tarafından yaratıldı. Her yıl 27 Mart günü ITI merkezleri ve dünya çapında tiyatro grupları tarafından kutlanmaktadır. Pek çok ulusal ve uluslararası etkinlik kutlamalarda yer almaktadır. En önemli etkinliklerden biri, dünya çapında başarı kazanmış bir tiyatro oyuncusu, yönetmeni veya yazarın yazdığı evrensel bildirgedir. İlk bildirge 1962’de Jean Cocteau (Fransa) tarafından yazılmıştır.

Kabulü

Dönemin ITI başkanı olan Arvi Kivimaa tarafından önce Helsinki, sonra da Viyana’da yapılan 9. yüzyıla dayanır

atılan ‘tiyatrolar günü’ fikri, İskandinav ülkelerinden gelen desteğin de etkisiyle hayata geçirildi. Kabul edilişinden sonra her yıl, Paris’te 1962 tarihli Uluslar Tiyatrosu’nun (Theatre of Nations) da açılış günü olan 27 Mart günü, ITI’nin şu an sayısı 100’ü bulan dünya çapındaki merkezlerinde çeşitli etkinliklerle kutlanmaya başlandı.

Hedefi

UNESCO tarafından kurulan ITI’nin “sahne sanatları bağlamında, dünya çapında bilgi ve uygulama alışverişini arttırmak, gelişim sürecinde sanatsal yaratıcılığın ve üretimin gerekliliği konusunda toplumsal bilinci uyandırmak, insanlar arasındaki barış ve dostluğun sağlanması ve artmasını gerçekleştirmek adına karşılıklı anlayışı geliştirmek, UNESCO’nun hedeflerine ulaşmasına katkıda bulunmak” gibi hedefleri, Dünya Tiyatro Günü’nde bir kez daha hatırlatılmaktadır. Her yıl tiyatro ve tiyatroyla ortak çalışan diğer sanat disiplinlerinden gelen üstün başarılı bir sanatçı bu gün için bir konuşma yapmaya davet edilmektedir. Uluslararası Bildirge olarak görülen bu konuşmanın metni 20’den fazla dile çevrilmekte, pek çok gazetede yayınlanmakta ve dünya üzerindeki pek çok tiyatro grubunun oyunundan önce okunmaktadır. Pek çok televizyon ve radyo kanalı bu bildirgeyi beş kıtanın her köşesindeki dinleyicilere ulaştırmaktadır.

Dünya Tiyatro Günü tiyatro dünyasındaki insanlar için sahne sanatlarının insanları bir araya getirici gücünü kutlamak, seyirciyle daha iyi bir iletişim kurmak ve insanlar arasındaki anlayış ve barışı arttırmak için bir fırsat olarak görülmektedir. Dünya Tiyatro Günü’nde yapılan etkinlikler, uluslararası işlevlerinin yanı sıra ulusal ve bölgesel tiyatro gruplarının bir araya gelmesinde de rol oynamaktadır.

Dünya Tiyatro Günü Uluslararası Bildirgesi

Jean Cocteau ilk bildirgenin yazarıdır. 1993’te Venezüella ITI Merkezi 1962’den 1993’e kadar yayınlanan tüm bildirgeleri biri özgün dillerinde, diğeri İspanyolca olmak üzere iki antoloji halinde yayımlamıştır.Uluslararası Bildirge’nin yanı sıra, ITI dünyanın hemen her yerinde büyük gösteriler ve festivaller düzenlemektedir. Bu etkinliklerin tamamı ITI Resmi Sitesi’nde görülebilir.

 Dünya Tiyatro Günü etkinlikleri

TÜRKİYE’DE İLK TİYATRO

Türkiye’de ilk tiyatro etkinlikleri, İngiliz Elçiliği’nin bir salonunda başlamıştır. Tiyatro etkinlikleri, 19. yüzyılda gelişme göstermiş ve Gedikpaşa, Naum ve Verdi gibi tiyatro yapıları yapılmıştır. Türkiye’de ilk tiyatro binası, 1840 yılında Bosco adında bir italyan tarafından yapıldı. Bu tiyatro salonunda metinleri Türkçeye çevrilen oyunlar ve operalar oynandı. Burada metinleri Türkçeye çevrilerek oynanan operaların ilki, Gaetano Donizetti’nin “Belisario” operasıydı.
Bosco’nun tiyatrosu, 1844’te Tütüncüoğlu Michael Naum Efendi’ye devredildi. Suriyeli Katolik bir ailenin oğlu olan Naum Efendi, 26 yıl İstanbullulara hizmet verdi. Bu tiyatroda ilk kez yabancı tiyatro kumpanyalarının temsilleri oynatıldı. Naum Tiyatrosu’nda oynanan ilk opera ise 29 Aralık 1844 tarihinde temsil edilen Gaetano Donizetti’nin “Lucrezia Borgia” adlı eseri oldu.
Türkiye’de ilk Türkçe oyun ise Güllü Agop’un tiyatrosunda oynanmıştır. “Sezar Borjiya” adındaki bu oyun, 1868 yılında sahnelendi. Namık Kemal ve Ali Bey’in de desteklediği Gedikpaşa Tiyatrosu, bir süre sonra yalnız yerli oyunları sergilemeye başladı.


27 MART TÜRKİYE ETKİNLİKLERİ

100. yılını kutlayan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nü kutluyor. “Dünya Tiyatro Günü” vesilesiyle, 27 Mart’ta, Şehir Tiyatroları’nın 100. yılı nedeniyle hazırladığı bildirinin yanı sıra Brett Bailey’in hazırladığı Dünya Tiyatro Günü Uluslararası Bildirisi ve ITI-UNESCO Türkiye Merkezi İcra Komitesi tarafından hazırlanan Dünya Tiyatro Günü Ulusal Bildirisi, Şehir Tiyatroları’nın bütün sahnelerinde saat 20.00’de oyunöncesi okunacak.
Şehir Tiyatrolarının hazırladığı Dünya Tiyatro Günü Bildirisi:
Bugün Dünya Tiyatro Günü… Tiyatroya her alanda emek veren tüm sahneinsanlarının ve tiyatro severlerin Dünya Tiyatro Günü kutlu olsun!
1914 yılında kurulan ve o günden bugüne tiyatro severlerin ve İstanbullular’ın vazgeçilmezi Şehir Tiyatroları 100 yaşında. ‘Güzellikler Evi’ anlamına gelen Darülbedayi adıyla kurulan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, hem kent içinde hem de turneleriyle İstanbul dışında tiyatronun insanlıkla yaşıt kültürel birikimini 100 yıldır paylaşmakta… Fatih’ten Ümraniye’ye, Kadıköy’den Kağıthane’ye, Üsküdar’dan Gaziosmanpaşa’ya, Harbiye’ye 8 tiyatro, 10 sahnede dünyanın insan manzaralarını salonlara taşıyor. Türkiye’nin ve dünyanın farklı yerlerine düzenlediğimiz turnelerde, ses bayrağımızı umutla, sevgiyle, mesleğimize duyduğumuz inançla yüceltiyor.
Tiyatro sevgi isteyen, umut yitimine yer vermeyen, tarih boyunca en zorlu koşullarda ve dönemlerde yeniden ve yeniden kendine çıkış yolu bulan, ayağa kalkmasını bilen, kişiliğini ve kimliğini sanatçı insanın özverisinden ve seyredenin olumlu algısından oluşturan bir sanat. Şehir Tiyatroları da, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçirdiği tarihsel süreçlerin tümünde, sahneinsanları ve İstanbullu tiyatro severlerle kentin kılcal damarları semtlerde, mahallelerde kendine yer açmış, büyük ve kadim bir sanatın anıtsal kurumu. Sahneden salona sanatsal varoluşun ve vazgeçilmezliğin karşılığı…
Ülkemizde tiyatronun her alanda kendine yer açması; çağdaş dünya sanat değerlerinin hem kurumsal hem de sahne uygulamalarında temel ve ana koşul olarak görülmesi; toplumsal, siyasal ve yaşamsal yaklaşımların tiyatroyu kurumsallaştırarak yüceltmesi, sanatımızı, doğal olarak Şehir Tiyatroları’nı güçlü ve etkin kılacaktır.
Biliyoruz ki, 100 yıldır İstanbul’un ve İstanbullu’nun kalbindeyiz. Tiyatro ateşini bizler kadar yüreğinde hisseden sizlere, tiyatromuzun dostlarına, tiyatronun yaşamın her alanındaki elçilerine ne kadar teşekkür etsek azdır. Sağolun, varolun…
Şehir Tiyatroları’nda eş zamanlı olarak okunmaya başlanacak olan bildirileri, oyunlardakisanatçılar, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde Berrin Koper, Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde Aslı Aybars, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde Bensu Orhunöz, Üsküdar Musahipzade Celâl Sahnesi’nde Uğur Arda Aydın, Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde Caner Çandarlı, Ümraniye Sahnesi’nde Eraslan Sağlam, Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde Emrah Özertem, Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde Tarık Şerbetçioğlu okuyacaklardır.
ŞEHRİN TİYATROSUNDA OYUNLAR ÜCRETSİZ
27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde oynanacak oyunlar her yıl olduğu gibi bu yıl da ücretsiz. Dünya Tiyatro Günü’nde Sahnelenecek Oyunların arasında; Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde, Peter Horsler’in yazdığı Bora Seçkin’in yönettiği Kes ve Kaç, Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde, Necip Fazıl Kısakürek’in yazdığı Engin Gürmen’in yönettiği Para, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde, A. Kadir Bozkurt’un yazdığı Zuhal Ergen’in yönettiği Sirke TadındaBöğürtlen Reçeli, Üsküdar Musahipzade Celâl Sahnesi’nde, Ziya Osman Saba’nın öykülerinden Hilmi Zafer Şahin’in uyarladığı, Can Doğan’ın yönettiği Mesut İnsanlarFotoğrafhanesi, Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde, Özgür Kaymak Tanık’ın yazıp yönettiği İsimsiz yer alıyor.