Şunun için etiket arşivi: Tiyatro

Venedik’te 1895 yılından bu yana düzenlenen bienal kapsamında bu yıl ilk kez kalıcı bir Türkiye pavyonu yer alıyor. Küratörlüğünü mimar Murat Tabanlıoğlu’nun üstlendiği bienalin sergi konukları arasında tanınmış sanatçı Sarkis de yer alıyor. Defne Ayas’ın sunum küratörlüğünde gösterilecek olan eser, Arsenale’de 2014-2034 yılları arasında Türkiye’ye yirmi yıl süreyle tahsis edilen mekanda sergilenecek.

venedik-bienali

9 Mayıs – 22 Kasım 2015 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan Venedik Bienali 56. Uluslararası Sanat Sergisi’nde yer alacak olan Sarkis, Mimar Sinan Üniversitesi İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde öğrenim gördü. İlk sergisini 1960 yılında İstanbul Sanat Galerisi’nde açtı. Resimle başladığı sanat hayatına heykelin yanı sıra disiplinler arası (işitsel, görsel) enstalasyonlar gibi farklı sanat formları ekleyen sanatçının eserleri, aralarında Centre Georges Pompidou  (Paris), Guggenheim Museum (New York), Musée d’Art Moderne de la Ville de Paris (Paris), Kunst-und-Austellungshalle (Bonn), Louvre Müzesi (Paris), Bode Museum (Berlin), Kunsthalle Düsseldorf’un bulunduğu birçok sanat merkezi, müze ve galeride sergilendi. When Attitudes Become Form sergisi (Kunsthalle Bern, 1969), DOCUMENTA VI, DOCUMENTA VII (Kassel, 1977, 1982) ile Sidney, Şangay, Sao Paulo, Moskova ve İstanbul Bienalleri Sarkis’in katıldığı önemli sergiler arasında.

Sarkis’in son dönem kişisel sergileri arasında Galeri Manâ (İstanbul, 2013),  Arter (İstanbul, 2013), Museum Boijmans van Beuningen (Rotterdam, 2012), Galerie Nathalie Obadia (Paris, 2011 ve 2014), MAMCO-Cenevre Çağdaş Sanat Müzesi (Cenevre, 2011), Centre Pompidou Çağdaş Sanat Merkezi (Paris, 2010), ve İstanbul Modern (2009) sayılabilir. Sanatçı çalışmalarını 1964’ten bu yana Paris’te sürdürüyor.

Venedik Bienali hakkında tarihçe

1895 yılında yapılan ilk bienalde dekoratif sanatlar önemli rol oynamıştır. Yirminci yüzyılın ilk on yılında etkinlik daha da uluslararası niteliğe erişmiştir. 1907’den sonra birçok ülke kendi ulusal pavyonlarını kurmaya başlamıştır. I. Dünya Savaşı’ndan sonra Biennale modern sanattakiyenilikçi akımlara ilgi göstermye başlamıştır. İki dünya savaşı arasındaki yıllarda birçok önemli modern sanatçı bu etkinlikte işlerini sergilemiştir.

1930’da, Biennale’in kontrolü Venedik şehir meclisinden ulusal Faşist hükümete geçmiştir. 1930’larda birçok yeni etkinlik bölümü eklenmiştir: 1930’da Müzik Festivali, 1932’de Uluslararası Film Festivali, 1934’te Tiyatro Festivali. 1938’den itibaren Sanat Sergisi bölümünde “Büyük Ödül”ler verilmeye başlanmıştır.

II. Dünya Savaşı sırasında altı yıl ara verildikten sonra, 1948’de yeniden yapılmaya başlanan Biennale, ilgisini önce Avrupa’daki avangard sanat, daha sonra tüm dünyadaki güncel akımlar üzerinde yoğunlaştırmıştır. Soyut Dışavurumculuk 1950’lerde, Pop Sanatı 1960’larda etkinlikte yer almıştır. İtalyan mimar Carlo Scarpa 1948’den 1972’ye kadar Biennale’nin sergi mekanlarına önemli katkılarda bulunmuştur.

1968 protestoları Biennale’de krize neden olmuş, Büyük Ödüller iptal edilmiş, monografik olanlar yerine daha çok tematik sergiler yeğlenmiştir. 1974’te yapılan etkinlik Agusto Pinochet’nin diktatörlüğünü kültür yoluyla protesto etmek amacıyla tümüyle Şili’ye adanmıştır. Yeni ödüller -Venedik Film Festivali’nin Altın Aslanları- verilmeye başlanmıştır.Postmodern sanat, gittikçe artan çeşitlilik ve popülerlikte sergiyle sahneye girmiştir.

1980’de Achille Bonito Oliva ve Harald Szeemann ortaya çıkan yeni sanatı araştırmayı amaçlayan “Aperto” isimli bölümü açmışlardır. İtalyan sanat tarihçisi Giovanni Carandente1988 ve 1990 yıllarının yöneticiliğini yapmıştır. Ardından üç yıl ara verilerek, 1995 yılında yapılacak etkinliğin Biennale’nin 100. yıldönümüne denk gelmesi sağlanmıştır. 1993 yılının etkinliği Achille Bonito Oliva, 1995 Jean Clair, 1997 de Germano Celant tarafından yönetilmiştir.

1999 ve 2001 yıllarında peşpeşe iki yıl Harald Szeemann’ın yönetimindeki Biennale’ye Asya ve Doğu Avrupa’dan, her zamankindan daha genç sanatçılar çağrılırken Arsenale’de yeni restorasyonu biten bölümlere sergi mekanları eklenmiştir.

50. Biennale Francesco Bonami tarafından yönetilirken, yedi yardımcı küratörle (Hans Ulrich Obrist, Catherine David, Igor Zabel, Hou Hanru ve Massimiliano Gioni) ile çalışması bir rekor olarak görülmüştür.

51. Biennale Haziran 2005’te açılmıştır. Maria de Corral ve Rosa Martinez’in küratörlükleriyle etkinlik ilk defa iki kadının yönetiminde yapılmıştır. De Corral “The Experience of Art” (Sanatın Deneyimi) isimli bölümü organize ederek eski ustalardan gençlere kadar 41 sanatçının işini sergilemiştir. Rosa Martinez ise Arsenale’yi alarak “Always a Little Further” (Hep Biraz Daha İleri) başlığı altında “romantik yolcu mitini” işleyen 49 sanatçının işlerine yer vermiştir.

51. Biennale’de ABD’li sanatçı Barbara Kruger ömür boyu başarısı için “Altın Aslan” ile ödüllendirilmiştir.

2007’de ABDli Robert Storr baş yöneticiliğini üstlendiği 52. Biennale’nin başlığı Think with the Senses – Feel with the Mind. Art in the Present Tense (Duyularla düşün – Akılla Hisset. Şimdiki Zamanda Sanat) olmuştur. Bu yıl Meksika ilk resmi katılımını sanatçı Rafael Lozano-Hemmer ile Van Axel Sarayı’nda yapmıştır.

İsveç’li küratör Daniel Birnbaum 2009 yılının sanat yöneticiliği için saçilmiştir.

Venedik Bienali Formatı

Resmi Biennale Giardini’de 30 kalıcı ulusal pavyonun bulunduğu parkta yer alır. Kalıcı pavyonlar, daha çok 1930’ların ve Soğuk Savaş’ın uluslararası politik yapısının bir dayatmasıdır. Her ülkenin kendi pavyonunu nasıl kullanacağı konusunda tek bir format yoktur. Büyük Britanya pavyonu her zaman British Council (İngiliz Kültür Konseyi) tarafından yönetilirken ABD bu sorumluluğu İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenen bir galeriye vermektedir. Giardini’de Biennale’nin yöneticisinin küratörlüğünü yaptığı büyük bir sergi salonu da bulunmaktadır.

Aperto genç sanatçılar ve ulusal olarak temsil edilmeyen ülkelerin sanatçıları için daha marjinal bir yan etkinlik olarak başlamıştır. Genellikle Arsenale’de sergilenmektedir ve resmi bienal programının parçası olmuştur. 1995’te Aperto olmayınca katılan ülkeler yeni sanatçılarının işlerini sergileyebilmek için yerler kiralamışlardır.

Müzik ,resim, beden eğitimi , tiyatro gibi branşlara ilgi duyan her yaş gurubu, eğer bu branşlarla profesyonel olarak ilgilenmek isterlerse …

coskun-nehir-ses-terapisi-1

Nar Sanat Eğitim Kursu Şan eğitmeni ve “Hocaların Hocası” olarak bilinen Devlet Opera ve Balesi sanatçısı ve aynı zamanda Marmara Üniversitesi’nde Şan Hocası olan Coşkun NEHİR bildiğiniz gibi bir yıldır Nar Sanat Eğitim Kursu’nda Şan ve Ses Terapisi konusunda eğitmenlik yapmaktadır.  Hocamızın yetenek sınavları hakkındaki yazısını sizlerle paylaşmak istedik.

Müzik ,resim, beden eğitimi , tiyatro gibi branşlara ilgi duyan her yaş gurubu, eğer bu branşlarla profesyonel olarak ilgilenmek isterlerse karşılarına yetenek sınavları denen bir engel çıkar.

Nedir bu yetenek sınavları?

İnsanlar dünyaya geldikleri zaman diğer insanlardan farklı olarak bazı öğeleri farklı olarak doğarlar. Bu öğeler kişilerde Diğerlerinden mutlaka ön plandadır. Bazıları güzel konuşmalarıyla , bazıları matematik zekalarının farklılıklarıyla ,bir diğeri düzgün fiziği ile ,güzel sesiyle, spora olan yatkınlığı ile ,farklı duyuşlarıyla diğer insanlardan ayrıcalıklı olarak dünyaya gelirler.

Bazı insanlarda da aynı anda bu ayrıcalıklar bir arada bulunur. İşletmecilik ,ticari zekayı da bu ayrıcalıklara ilave edebiliriz.
Ben bunlardan güzel sanatlar dalı olan müzik ,bale,beden eğitimi tiyatro dalları üzerinde durmak istiyorum. Her ne kadar yanlış olsa da bir insan bu dallardan biriyle ilgilenmek istese karşısına ‘Yeteneğin var mı ? ‘ sorusu ve arkasından bir dizi sınav karmaşası çıkıyor. Amatör olarak bu dallarda biriyle ilgilenmeye kalkanlar bile engellerle karşılaşıyorlar.

Halbuki ünlü Fransız müzik düşünürü ALBERT LAVİGNAC müziği herkesin yapabileceği müziği yapamayanların ya tembel ya da geri zekalı olduklarını ifade etmiştir. Evet benim yıllarca edindiğim tecrübelerde de güzel sanatların herhangi bir dalı ile uğraşanların matematiksel olarak uğraştıkların da mutlaka belirli bir seviyeye geldikleri gözlemledim. Piyano, akordeon, bağlama,gitar çalanlara ,sesi çirkin olduğu halde nota hatası yapmadan şarkı söylemelerine şahit oldum.

Fakat bu durum belirli bir yerden sonra yerini yukarıda belirttiğim ayrıcalıklara terk ediyor. Aynı eseri çalan ,hareketi (dansı)yapan,aynı tiyatro eserini canlandıran beş (5) veya daha fazla kişiye aynı eseri icra ettirdiğimizde şu kişi diğerlerinden çok farklı dediğimizde o zaman yetenek ortaya çıkıyor.

yetenek-sinavlari

Dünyanın bir çok ülkesinde ve yurdumuzda sanatçı yetiştiren veya müzik öğretmeni yetiştiren kurumlar yetenek sınavları yaparlar , Klasikleşmiş bir takım sorular sorarlar müracaat sayısı fazla olup alınacak öğrenci sayısı az olursa sorular zorlaşır ; böylece sınava iyi hazırlanamamış bir sürü yetenekli kişi kazanamayınca küsmüş olarak geri dönerler bu ise büyük hayal kırıklığı yaratır.

Y.G.S. sınavı yapıldı ve arkasından da L.Y.S. sınavları yapılıyor. Sonuçlar açıklandıktan sonra Eğitim Fakülteleri müzik ,resim, ve spor akademileri yetenek sınavları bunun ardından KONSERVATUARLARIN tiyatro ,opera bölümleri yetenek sınavlarıyla öğrenci alacak. Gene Güzel Sanatlar Liseleri,Spor Liseleri de aynı yolu izleyecekler. Buraların sınav sistemlerine alışmak için mutlaka bir hazırlık devresinden geçmek gerekli .Bu da aynı üniversite ye sınavlarına hazırlanırken gittiğiniz dershaneler gibi bu sınavlara hazırlayan kurumlar la iletişim kurmanızla gerçekleşir ve uzun bir hazırlık dönemi gerektirir.

Güzel sanatların herhangi bir dalıyla veya sporu yaşamının bir parçası yapmak isteyen gençler sizin için hala geç değil . Bu konuda eğitim veren kurumları lütfen iyice inceleyiniz. Hemen iletişime geçiniz.

SİZLERE BAŞARILAR DİLİYORUM.

SEVGİLERİMLE….
Coşkun Nehir
(OPERA SANATÇISI)
www.coskunnehir.com.tr

Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği’ne bağlı Nar Sanat Tiyatrosu, ARAF NE TARAF adlı 2 perde komedi tiyatro oyunu ile Ramazan Etkinlikleri kapsamında ücretsiz olarak sahnede.

Beylikdüzü Belediyesi ve Nar Sanat Tiyatrosu işbirliği ile 4 Temmuz 2014, Cuma saat : 22:00 de sahnede olacak.

Oyun Hakkında:

Pardon Zebani Bey…
…bazı sınavlar yakıcı olabilir

Birbirinden farklı iki samimi arkadaş Cennet ve Cehennem arasında ilginç bir sınava tabi tutuluyor. Ancak sorular bu kez sıcak taraftan geliyor. Soruları doğru yanıtlamak mı yoksa yanıtlayamamak mı? Bu tuhaf sınavdan kaçış Araf’ta mı? Peki, Araf Ne Taraf?

Mahmut (Cumhur SARI) ve Bilal’in (Halis BAYRAKTAROĞLU) Zebani (Uhde SEÇİL) ile olan amansız ve komik mücadelesine güzel hostes Şule (N. İrem MERCAN) de katılınca olaylar daha da şenleniyor. Zebaninin yardımcısı Zu boş duruyor mu peki? Tabi ki hayır.

CCYS (Cennet Cehennem Yerleştirme Sınavı) için geçen yılın sorularının peşine düşmüş, yeni merhum şaşkın üç komik karakter ve hiç bitmeyen bir tempo…

Toplumun genel ahlak kuralları çerçevesindeki iyinin sıradanlığı ile kötünün uç noktalarının irdelendiği oyunda onlar Araf’ı araya dursun, sizler gülme krizinden çıkma yolları arayacaksınız.

Ebru ERDEMOĞLU’nun kaleme aldığı Genel Sanat Yönetmenliğini Halis BAYRAKTAROĞLU’nun üstlendiği ARAF NE TARAF, bir NAR SANAT TİYATROSU prodüksiyonudur.

Tarih: 04 Temmuz 2014, Cuma

Saat: 22:00

Adres: Gürpınar mah. Millet Cad. Okutan İş Merkezi/ Beylikdüzü

araf-ne-taraf-beylikduzu

1950’li yıllarda yapılan bir röportajı Radyo 1’de yayınlandı.

reşat nuri güntekin

Türk edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Reşat Nuri Güntekin’in daha önce hiç yayınlanmamış ses kaydı TRT’de yayınlandı. Radyo 1’de gerçekleştirilen “Mazideki Ses” programında, ünlü şair Behçet Kemal Çağlar’ın 1950’li yıllarda Reşat Nuri’yle yaptığı 12 dakikalık ses kaydına yer verildi.

Reşat Nuri Güntekin’in Levent’deki evinde gerçekleştirilen röportajda, yazarın edebiyat anlayışı, tiyatro ve roman yazarlığı konuları ele alıyor.

Radyo 1’de gerçekleştirilen ve Osman Nuri Boyacı tarafından hazırlanan programa Prof. Dr. Birol Emil ve Yard. Doç. Dr. Fatih Kanter konuk oldu.

Yayını dinlemek için lütfen TIKLAYINIZ

Kaynak :[-]

Alman besteci Mendelssohn tarafından bestelenen bir şarkı 140 yıl önce ortadan kaybolmasının ardından ilk kez seslendirildi.

Özel olarak sipariş edildiği belirtilen ve hiç yayınlanmamış olan şarkı 1842’de bestelendi. Şarkının orijinal notaları Amerika Birleşik Devletleri’nde bir özel koleksiyonda ortaya çıktı. Önümüzdeki günlerde Christie’s Müzayede Salonu’nda satışa çıkacak olan notaların 15 bin ila 25 bin dolar arasında alıcı bulması bekleniyor. Kraliyet Müzik Akademisi’nden Christopher Glynn ve Amy Williamson bu şarkıyı BBC için özel olarak seslendirdi.

mendelssohbn

Mendelssohn’un, özel istek üzerine 1842’de bestelediği “The Heart of Man is Like a Mine” (İnsanın Yüreği Madene Benzer) adlı eserinin elyazması, ABD’de özel bir koleksiyonda ortaya çıkarıldı.

Elyazması, gelecek günlerde Christie’s Müzayede Evi’nde yapılacak açık artırmada satılacak.

Mendelssohn’un imzasını taşıyan eserin 25 ila 45 bin dolara alıcı bulması bekleniyor.

Eserin Friedrich Ruckert’in “Das Unveraenderliche” adlı şiirinin ikinci kıtasından alınan sözleri, insan yüreğini bir madene benzetiyor ve kalbin sadece içindekini verebileceğini belirtiyor.

Christie’s Müzayede Evi Elyazmaları Bölümü uzmanlarından Thomas Venning, ünlü bestecinin, sadece bir kez özel bir toplantıda çalınan eserin yayılmasını kasten engellediğini söyledi.

Önce 1862’de, daha sonra da 1872’de açık artırmada satılan ve o zamandan bu yana kayıp olan elyazmasının ABD’ye nasıl gittiği ise gizemini koruyor.

Mendelssohn, tiyatro müdürü Johann Valentin Teichmann için bestelediği eserin elyazmasına iliştirdiği notta, bunu yaymaması ricasında bulunuyor.

1809’da Hamburg’da dünyaya gelen Mendelssohn, Alman romantizm döneminin en ünlü bestecisi olarak kabul ediliyor. Bach’ı yeniden hayata döndüren Mendelssohn, Goethe ve Shakespeare’in eserlerinden esinlenmişti. 

Ünlü bestecinin 1841’de Leipzig’de kurduğu konservatuvar Avrupa’nın en önemli müzik okullarından biri olmuştu.


Mendelssohnun 140 yllk kayp bestesi paylaşan: NarSanat

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 19. İstanbul Tiyatro Festivali, 9 Mayıs Cuma akşamı Grzegorz Jarzyna’nın yönettiği ‘Ne Yaptıysak Nafile’ başlıklı oyun ile başlayacak. 5 Haziran tarihine kadar devam edecek festival programında yurtdışından 7, Türkiye’den 31’i seyirciyle ilk kez buluşacak 33 tiyatro, dans ve performans yer alacak.

19 istanbul-tiyatro-festivali-2014 etkinlikara.com

Festival kapsamında 1 ay boyunca 13 farklı mekânda sahnelenecek 100’e yakın gösterinin yanı sıra ünlü konukların ve uzmanların katılacağı söyleşi, gösteri, film ve belgesel gösterimleri ile atölye çalışmaları da yapılacak.

İstanbul Tiyatro Festivali, 2014 yılının Polonya-Türkiye arası diplomatik ilişkilerin tesisinin 600. yıldönümü ile ilgili kutlamaların kültür programı çerçevesinde, Polonya tiyatrosunun genç yönetmenlerinden Grzegorz Jarzyna’nın iki oyunuyla başlayacak. ‘Ne Yaptıysak Nafile…’ oyununda yazar Grzegorz Jarzyna, popüler kültür ve ulusal stereotiplerden, reklamların, dergi ve günlük gazetelerin yalan dolu dilinden yola çıkarak oluşturduğu metin dünyanın korkunç gerçeğine dönüştürüyor.TR Warszawa topluluğu tarafından sahnelenen oyunda, yönetmen Grzegorz Jarzyna, ustaca bir hokkabazlıkla gerçekdışı olgularla istediği gibi oynuyor. Sosyalizmin adının bile anılmadığı fakat kapitalizmin tüm gerçekliklerinin gözler önüne seriyor.

Bugüne kadar sahnelediği oyunlarla birçok ödüle layık görülen Grzegorz Jarzyna’ya, 19. İstanbul Tiyatro Festivali’nin Onur Ödülü, 9 Mayıs Cuma akşamı ‘Ne Yaptıysak Nafile…’ oyununun gösteriminden sonra takdim edilecek. 1998 yılından itibaren TR Warszawa’nın sanat yönetmenliğini üstlenen Grzegorz Jarzyna, aynı zamanda 2006’da başladığı kurumun genel müdürlüğü görevini de sürdürüyor. Klasik tiyatro yapıtlarının oldukça cesur denilebilecek yeni uyarlamalarıyla ünlenen Grzegorz Jarzyna, Avrupa’nın tanınmış romanlarını Varşova’da sahneye uyarlaması ve güncel “kışkırtıcı” metinleri sahnelemesiyle tanınıyor.

Bu yıl on sekizincisi düzenlenen, Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri, düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen törene, sanat ve iş dünyasından çok sayıda davetli katıldı. Gecede, Münir Özkul ‘un layık görüldüğü Muhsin Ertuğrul Özel Ödülü’nü kızı Güner Özkul aldı. Cevat Fehmi Başkut Özel Ödülü Ahmet Sami Özbudak ‘a, Yapı Kredi Özel Ödülü ise Prof. Dr. Zehra İpşiroğlu ‘na verildi.

tiyatro465364ae

Doğan Haber Ajansı’nda yer alan habere göre, törende “Yitirdiklerimiz” bölümünde yaşamını yitirenlerin adları okundu. Daha sonra sunucu Korhan Obay , Gezi’de yaşamını yitirenlere dikkat çekerek, “Eğer büyümelerine izin verilseydi belki de aktör olacaklardı” dedi. Obay’ın bu sözü salonda alkışlandı.

afife-tiyatro-odullerinde

Törende diğer ödül alan isimler şöyle:

Yılın En Başarılı Işık Tasarımı: Cem Yılmazer – Savaş – Tiyatro Pürtelaş

Yılın En Başarılı Sahne Müziği : Oktay Köseoğlu – Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı

Yılın En Başarılı Giysi Tasarımı: Tomris Kuzu – Huysuz – Asya Prodüksiyon Tiyatrosu

Yılın En Başarılı Sahne Tasarımı: Barış Dinçel – Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı

Yılın En Başarılı Genç Kuşak Sanatçısı: Ecem Uzun – Savaş – Tiyatro Pürtelaş Yardımcı Rolde

Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu: Defne Halman – Katil Joe – Tiyatro İn Yardımcı Rolde

Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu: Taner Ölmez – Katil Joe – Tiyatro İn

Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu: Zerrin Tekindor – Kim Korkar Hain Kurttan – Oyun Atölyesi

Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu: Tardu Flordun – Kim Korkar Hain Kurttan – Oyun Atölyesi

Yılın En Başarılı Yönetmeni: Ümit Aydoğdu – Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı

Yılın En Başarılı Prodüksiyonu: Tiyatro Adam – Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı

Datça’da ilk kez bir uluslararası kısa film festivali düzenlenecek

Datça-Uluslararası-Kısa-Film-Festivali1

Datça‘nın uluslararası ilk kısa film festivali bugün başlıyor. Bütün dünyadan yönetmenlerin posta yolu ile gönderdikleri ya da “www.isffdatca.org” sayfasına yükledikleri kısa filmler Palamutbükü, Eski Datça, Bülent Ecevit Kültür Merkezi ve Anfi Tiyatro’da 24 – 27 Nisan 2014 tarihlerinde gösterilecek.

Festival boyunca filmlerin yanı sıra çeşitli kültürel ve sanatsal etkinlikler de düzenlenecek. Bu etkinlikler arasında ‘video mapping’ gösterileri, yerleştirme sanatı, fotoğraf ve resim sergileri, konserler, dans gösterileri ve partiler yer alıyor. 26 Nisan 2014 Cumartesi akşamı da Datça merkezinde yapılacak karnaval yürüyüşüne tüm Datça halkı kendi kostüm ve müzik aletleriyle katılacak.

Datça uluslararası kısa film festivali aynı zamanda bir gençlik buluşması. 15 Nisan’da başlayan buluşmada ”Kafandakini Çek” başlıklı bir sinema atölyesi oluşturuldu. Başta Almanya ve Türkiye olmak üzere farklı ülkelerden sinema sevdalısı gençler, atölye çalışmalarına katılarak kısa film çekmeyi öğrendiler. Gençler, birbirleriyle fikir alışverişinde bulunarak proje oluşturdular ve bunları hayata geçirdiler. Avrupa Birliği Fonları tarafından finanse edilen gençlik buluşması asıl olarak katılımcı gençlerin sinemayı öğrenirken birbirlerini, kültürlerini tanıyıp kaynaşmasını hedefliyor. Ayrıca gençler Datça’ya gelen olan ödüllü filmlerin usta tanışma ve söyleşme imkânı bulacaklardır. Bu atölyede üretilen filmler Datça’dan sonra ilk olarak temmuz ayında Almanya’da ISFF Detmold Festivali’nde izleyici karşısına çıkacak.

Festivale katılacaklar arasında yer alan Berlin Brandenburg Film Destek Fonundan Veronika Grob da kendilerine başvurulacak film projelerine mali destek verme konusunda katılımcıları bilgilendiriyor.Barcelona’dan Bernat Mestres ve Berlin’den Sebastian Naumann’ın yönettiği atölye çalışmasına Reis Çelik, Atalay Taşdiken, Mehmet Eryılmaz reji, Mesut Ulutaş kurgu konusunda yardımcı oldular. Yanımızda olacak. Görüntü yönetmeni Serdar Özdemir kamera, Seçkin Özalp VFX SuperVisor olarak destek verdi. Detmold’tan Matthias Wilhelm, Barcelona’dan Maria Coma ve İstanbul’dan Cafer Ozan Türkyılmaz da müzik konusunda katkıda bulundu. Oyunculuk konusunda ise Ronja Klatt ve Alina Marise Soboth genç yönetmenlerin yanında yer aldı. Beykent Üniversitesi Sinema TV Bölüm Başkanı Burak Buyan, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sinema TV Bölüm Başkan Yrd. Doç. Yüksel Aktaş da festivali destekleyen akademisyenler arasında.

Datça da yaşayan sanatçılar da gençlere el veriyor. Ünlü şair Can Yücel’in eşi Güler Yücel gençlerin yanından ayrılmıyor. İbrahim Çiftçioglu ise proje kapsamında sekiz ayrı Datçalı sanatçı ile bir film projesi gerçekleştirdi. Enstalasyon sanatçıları Monika Möller ve Birgit Christiane Sander yine Datça’lı sanatçıların kendilerine katılmalarıyla sahilden topladıkları doğal malzeme ile heykeller yaptılar. Jale Somer ise sahilden topladığı çöpler ile festivale renk katıyor.

Ressamlar Birgitta von Homeyer ve Tuğba Şimşek ise Berlin ve Cardiff’ten beraberlerinde getirdikleri eserlerini sergileyecekler. Paristen FIPRESCI üyesi Barbara Lorey de Lacharriere, İstanbul’dan Cüneyt Cebenoyan, Berlin’den Annette Koschmieder’in filmleri de festivalde gösterilecek. Datça gençlik buluşmasının ve film festivalinin her yıl tekrarlanması planlanıyor.

Fatih Sultan Mehmet ile Bizanslı Anna’nın imkansız aşkını konu edinen, 2008 yılında yaşamını yitiren ünlü soprano Leyla Gencer’in yakın dostu olan Pier Luigi Pizzi tarafından sahnelenen opera, büyük beğeni topladı. İtalyan operasında Romantik dönemin öncülerinden Rossini’nin, prömiyerinin yapıldığı Napoli San Carlo Tiyatrosu için hazırladığı ‘II. Mehmet Operası’, Roma’daki tarihi Opera Tiyatrosu Costanzi sahnesinde yeniden hayat buldu. Rossini’nin 28 yaşındayken bestelediği ve dram eserlerinden ‘en karmaşık’ ve ‘yenilikçi olanı’ diye tanımlanan II. Mehmet, Türklerle ilgili operalar içinde en önemlilerinden biri kabul ediliyor. Libretto (sözet) yazarlığını Cesare della Valle’nin yapmış olduğu ve 28 Mart’ta Romalı sanatseverlerle buluşan söz konusu esere başarılı isimlerin eli değerken, orkestra şefliğini Roberto Abbado, rejisörlüğünü ise Pier Luigi Pizzi üstlendi.

FATİH SULTAN MEHMET’İ CANLANDIRMAK ZOR

İtalya-da Bir-Türk-Il-Turco-In-Italia

Sanat tarihine 40’a yakın opera eseri kazandırmış olan Rossini, hem orkestra, hem de solistler için hazırladığı zor besteleriyle tanınıyor. Bu eseri yöneten şef ve Fatih Sultan Mehmet’i canlandıranların sayısının az olması da biraz buna bağlanıyor.

Rejisör Pizzi’nin sahnesinde 2’nci Mehmet rolünü, bas Mirco Palazzi ile bas Roberto Tagliavini dönüşümlü olarak üstlendi. Basın mensuplarına açılan gösterimde sahnede yer alan ve 2009 yılında yine Rossini’nin ‘İtalya’da Bir Türk’ (Il Turco In Italia) adlı eserindeki Türk genci Selim’i canlandıran 38 yaşındaki Tagliavini, beğeni topladı.

Tagliavini’nin, halkının gururuna layık güçlü bir komutan, sultan figürünü, aynı zamanda gerçek aşk hissini tatmaya çalışan insan olarak harmanlamayı başarması, beğenilerin nedeni oldu.

ESERİN DEĞERİ 194 YIL SONRA ANLAŞILDI

Gerçekte böyle bir aşk hikayesinin var olup olmadığı bilinmese de, bir sultanı kendisine meftun eden Anna’yı, sopranolar Marina Rebeka ve Carmela Remigio, onun babası rolündeki Venedikli komutan Paolo Erisso’yu ise Arjantinli tenör Juan Francisco Gatell ile Giulio Pelligra dönüşümlü olarak oynadı. 3 Aralık 1820 tarihinde Napoli San Carlo Tiyatrosu’nda ilk kez ve daha sonra revize edilerek Venedik’te 1922’de yeniden sahnelenmiş olan eser, fiyaskoyla sonuçlandı. Bundan ötürü Rossini bu eseri, 1926 yılında yeniden elden geçirerek, ‘Korinthos Kuşatması’ adı altında yapılandırdı.

20’nci Yüzyıl’ın sonlarına doğru; 1985 yılında Pesaro kentinde yeniden sahnelenene kadar adeta unutulan II. Mehmet operasının o dönemde beğenilmeyen ilk versiyonu, artık sanat çevrelerinde Rossini’nin şaheserlerinden biri olarak anılıyor.

ROMA’DA İLK KEZ SERGİLENMESİ TEPKİ ÇEKTİ

II. Mehmet operası, Osmanlı İmparatorluğu’nun 7’nci padişahı; Fatih Sultan Mehmet ile Venedik hakimiyetindeki Eğriboz (Negroponte) Kuşatması sırasında (1470) aşık olduğu Bizanslı Anna’nın hikayesini anlatıyor. Gerçek kimliğini bilmeden II. Mehmet’e aşkının karşılığını veren Venedikli Anna, daha sonra aşk ile yurt sevgisi arasında gidip gelen bir kadının içinde debelenip durduğu çelişkiler yumağını ele alıyor.

Rejisör Pizzi, Rossini’nin iki ayrı son hazırladığı eseri sahnelerken, yasak aşkı vurgulamak için trajik olanı, yani Anna’nın intihar etmesini tercih etmiş. Sultan Mehmet Anna’yı öldürmek istese de, Anna bu zevki ona, yani düşmanına yaşatmıyor.

LEYLA GENCER MÜZESİNİ O HAYATA GEÇİRDİ

Bu eseri sahneye koyduktan sonra övgü dolu sözlerle karşılaşan 83 yaşındaki ünlü opera rejisörü, sahne ve kostüm tasarımcısı Pier Luigi Pizzi, 2008 yılında vefatına kadar Milano’daki La Scala Tiyatrosu’nda opera sanatçıları için kurulan akademide sanat yönetmenliği yapan ünlü soprano Leyla Gencer ile de yıllarca çalışma fırsatı bulmuştu.

Milano’daki evinin bütün eşyaları İstanbul’da sergilenmeye başlanan Gencer, müzenin yerleştirmesini de ölümünden önce “Beni ve evimi kimse senin kadar iyi tanımıyor” sözleriyle yakın dostu Pier Luigi Pizzi’ye vasiyet etmişti.

“II. Mehmet operası, gerçekten mükemmel bir yapıya sahip. Rossini’nin aceleci, ama parlak şöhretinin bir ürünü” diyen Pizzi, aynı eseri 2005’te de Venedik’teki Teatro La Fenice’de, aynı kostümlerle sahnelemişti. Pizzi, Roma’dakinde trajik bir sonu seçmesine karşın, Venedik’te mutlu sonla bitirmeyi uygun bulmuştu.

Pizzi, eseri değerlendirirken “Bu, her şeyden önce büyük bir aşk hikayesi. Anna, allak bullak olmuş bir kadın; ilk aşkı, babası ve vatanına karşı olan sorumlulukları arasında hesaplar yapıyor” dedi. Pizzi, Fatih Sultan Mehmet’i ise, “Aşık, genç bir lider, bir fatih olmasından ziyade büyük insani bir karakter” diye nitelendirdi.

Pizzi, kültüre olan katkılarından dolayı geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Giorgio Napolitano tarafından ‘Şövalye’ unvanı ile ödüllendirildi.

Dramı destekleyen sade ve gri bir sahne tasarımıyla göze çarpan, 2 perdeden oluşan opera, 8 Nisan’da son kez Romalı sanatseverlerle buluşacak.

SULTAN ABDÜLMECİT’TEN ROSSİNİ’YE NİŞAN

Opera sanatının ana yurdu olan İtalya’da, II. Mehmet’in sanat dünyasına kazandırılmasının üzerinden yaklaşık 200 yıl geçmesine karşın ilk kez Roma’da sahnelenmiş olması ise bazı opera uzmanı yazarların tepkisini çekti. 1830’dan sonra opera bestelemeyi bırakmasına rağmen Rossini’nin, Sultan Abdülmecit’e 1853 yılında iki marş bestelediği ve bu nedenle Mecidiye Nişanı’yla ödüllendirildiği de geçen yıllarda ortaya çıkmıştı.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nca (İKSV) düzenlenen 33. İstanbul Film Festivali, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’ndaki açılış töreniyle başladı.

istanbul-film-festivali-2014

Sunuculuğunu Meltem Cumbul’un üstlendiği açılış töreninde, festival için özel olarak hazırlanan tanıtım filminin gösterimi yapıldı. Törende ayrıca, başta 10 yıldır festivalin sponsorluğunu üstlenen Akbank olmak üzere festivalin gerçekleştirilmesine katkıda bulunan kurum ve kuruluşlara teşekkür edildi.

Festival bölümlerinin tanıtıldığı açılış töreninde ilk olarak, Türkiye’de sinemanın 100. yılına özel olarak hazırlanan “Bu İkiliye Dikkat” bölümü sunuldu. Ardından festivalin Altın Lale Uluslararası ve Ulusal Yarışma filmleriyle FACE Sinemada İnsan Hakları Ödülü için yarışacak filmler takdim edildi.

Törende, Alain Resnais ve Tuncel Kurtiz gibi geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren sinema dünyasının unutulmaz isimleri anıldıktan sonra festivalin “Sinema Onur Ödülleri”, Türk sinemasına yıllar boyu emek vermiş 6 değerli isme sunuldu.

33-istanbul-film-festivali-2014_cinema_film_fest_turkey

Festivalin ilk Onur Ödülü, tiyatro ve edebiyat alanında verdiği eserlerin yanı sıra Düttürü Dünya, Çöpçüler Kralı, Hababam Sınıfı, Postacı, Kapıcılar Kralı gibi birçok filmin senaryosuna imza atan, Türkiye sinemasına yıllar boyu emek vermiş senarist Umur Bugay’a verildi. Ödülü, Bugay’ın yıllar boyu senaristliğini üstlendiği Yazlıkçılar ve Bizimkiler dizilerinin oyuncularından Meral Çetinkaya takdim etti.

Yılmaz Güney’in menajeri olarak başladığı sinema kariyerinde kısa sürede Türkiye sinemasının en başarılı yapımcılarından biri olarak önemli işlere imza atan, Yılmaz Güney ile birlikte kurucusu olduğu Güney Film’in ardından Umut Film’i kuran, Yılanı Öldürseler, Muhsin Bey, Umut gibi birçok filmin efsane yapımcısı Abdurrahman Keskiner’e ödülünü, başarılı oyuncu Menderes Samancılar verdi.

Festivalin üçüncü Onur Ödülü ise Cazibe Hanımın Gündüz Düşleri, Fazilet, Rumuz: Goncagül ve Mum Kokulu Kadınlar gibi filmleriyle hafızalarda yer etmiş yönetmen, senarist ve yapımcı İrfan Tözüm’e verildi. Ödülü, Tözüm’ün İkili Oyunlar filminde birlikte çalıştığı tiyatro ve sinema oyuncusu Zeliha Berksoy takdim etti. İrfan Tözüm adına ödülünü, eşi Melike Tözüm aldı.

Başta Sezen Aksu, Nil Burak, Onno Tunç, Ajda Pekkan ve Melike Demirağ olmak üzere, çok sayıda müzisyenle çalışmış, Fahriye Abla, Muhsin Bey, Anayurt Oteli, Arabesk, Ağır Roman ve Teyzem gibi filmlere besteleriyle hayat veren Attila Özdemiroğlu’na Sinema Onur Ödülü’nü, uzun yıllar birlikte çalıştığı Melike Demirağ takdim etti.

16 yaşında başladığı sinema serüvenine, Türk sinemasının “altın çağı” olarak kabul edilen 60’larda, yılda 24 film gibi rekor bir sayıyla devam eden; Yılmaz Güney’den Halit Refiğ’e, Atıf Yılmaz’dan Metin Erksan’a, Ömer Kavur’dan Feyzi Tuna’ya, Türk sinemasının usta yönetmenlerin neredeyse hepsiyle çalışmış ünlü oyuncu Sevda Ferdağ’ın ödülünü, yazar Selim İleri verdi.

Festivalin son Onur Ödülü, Türk sinemasının vazgeçilmez karakter oyuncularından, 200’e yakın filmde rol almış, Namus Uğruna’nın yakışıklı delikanlısından, Hanım’ın duygusal kaptanına, Güle Güle’nin Celal’ine birbirinden farklı rollerde aynı ustalığı sergileyen oyuncu Eşref Kolçak’a takdim edildi. Kolçak’a ödülünü, Güle Güle filmindeki rol arkadaşı, usta oyuncu Yıldız Kenter takdim etti.

Açılış töreninin ardından 33. İstanbul Film Festivali, ünlü İngiliz yönetmen Stephen Frears’ın, başrollerini Steve Coogan ve Judi Dench’in paylaştığı, birçok dalda Oscar adayı olan son filmi Philomena / Umudun Peşinde’nin gösterimiyle başladı.

İstanbul’da 16 gün sinema var

Bugün gerçekleştirilecek ilk gösterimlerle başlayacak 33. İstanbul Film Festivali, 20 Nisan’a kadar Beyoğlu Atlas, Beyoğlu Beyoğlu, Pera Müzesi, İstanbul Modern, Citylife City’s, Ortaköy Feriye ve Kadıköy Rexx olmak üzere 8 salonda izleyicilerle buluşacak.

Festival, sinemaseverlere 20’nin üzerinde bölümde 200’ü aşkın filmin yanı sıra usta sinemacıların katılacağı söyleşiler, atölye çalışmaları ve sinema dersleriyle dolu dolu iki hafta yaşatacak.

Hayatın farklı yollarından yürüyen, farklı yerlerden gelen, farklı yeteneklere sahip dört adamın bir tesadüfle birleşip kurdukları The Piano Guys grubu, 11 Nisan’da Zorlu Center PSM’de İstanbul seyircisine unutulmayacak bir konser deneyimi yaşatmaya geliyor!

The-Piano-Guys

 İsmini, Utah’daki bir piyano mağazasından alan The Piano Guys grubu, bir piyano mağazası sahibi, bir video-grafiker, bir piyanist ve bir çellistten oluşuyor. Eski şarkılara yeni bir ekleme, yeni şarkılara klasik bir dokunuş yapmayı seven grup, klasik müzik, film notaları, rock ve pop müziğin eklektik bir karışımı olan ve kıyas kabul etmeyen, kendilerine özgü bir stil yaratıyor.

İnternetin son fenomenleri

The Piano Guys grubu, hobi amacıyla yaptıkları videolarını internete yükledi ve kısa zamanda bir fenomen haline geldi. Grubun videoları, 1 milyon 800 binden fazla abonesi olan Youtube kanalından, bugüne kadar 90 milyondan fazla görüntülendi.

Sahnede sürprize hazır olun…

Facebook’ta da 600 bini aşkın takipçiye ulaşan The Piano Guys, kitleleri etkisi altına alan özgün stilini 11 Nisan akşamı Zorlu Center PSM’de İstanbullularla paylaşmaya geliyor. Grup ayrıca, Türkiye’deki dinleyicilerine bir sürpriz yapmaya hazırlanıyor.

Mekan: Zorlu Center Performans Sanatları Merkezi, Ana Tiyatro

Bilet Fiyatları: 50 TL, 69 TL, 90 TL, 105 TL, 125 TL

araf-ne-tarafNar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği ve Özel Nar Sanat Eğitim Kursu bünyesinde, faaliyet gösteren “Nar Sanat Tiyatrosu” Araf Ne Taraf oyunu ile sahnede.

Nar Sanat Tiyatrosu yönetmen ve oyuncu Halis BAYRAKTAROĞLU yönetiminde

13 Nisan 2014 18:30
Ortaköy Afife Jale Sahnesi, İstanbul

Bilet İçin Tıklayınız: Biletix

25 Nisan 2014 20:30
KKM Gönül Ülkü ve Gazanfer Özcan Sahnesi, İstanbul

Bilet İçin Tıklayınız: Biletix

Oyun hakkında bilgi 

Pardon Zebani Bey…

 …bazı sınavlar yakıcı olabilir

Birbirinden farklı iki samimi arkadaş Cennet ve Cehennem arasında ilginç bir sınava tabi tutuluyor. Ancak sorular bu kez sıcak taraftan geliyor. Soruları doğru yanıtlamak mı yoksa yanıtlayamamak mı? Bu tuhaf sınavdan kaçış Araf’ta mı? Peki, Araf Ne Taraf?

Bu sezon Nar Sanat Tiyatrosu, Araf Ne Taraf? adlı iki perdelik bir komedi oyunu sergiliyor.

Mahmut ve Bilal’in Zebani ile olan amansız ve komik mücadelesine güzel hostes Şule’de katılınca olaylar daha da şenleniyor. Zebaninin yardımcısı Zu boş duruyor mu peki? Tabi ki hayır.

CCYS (Cennet Cehennem Yerleştirme Sınavı) için geçen yılın sorularının peşine düşmüş, yeni merhum şaşkın üç komik karakter ve hiç bitmeyen bir tempo…

Toplumun genel ahlak kuralları çerçevesindeki iyinin sıradanlığı ile kötünün uç noktalarının irdelendiği oyunda onlar Araf’ı araya dursun, sizler gülme krizinden çıkma yolları arayacaksınız.

Ebru ERDEMOĞLU’nun kaleme aldığı Genel Sanat YönetmenliğiniHalis BAYRAKTAROĞLU’nun üstlendiği ARAF NE TARAF, bir  NAR SANAT TİYATROSU prodüksiyonudur. Oyuncuları ile de hayli iddialı oyunda,  Cumhur SARIHalis BAYRAKTAROĞLUUhde SEÇİLEbru SARITAŞOğuz ÖZTAŞ’ın araladığı kapıdan bakalım sizler de Araf’a girebilecek misiniz…