Şunun için etiket arşivi: Tiyatro

erimekten-korkan-buz-pitirNar Sanat Tiyatrosu tarafından hazırlanan Çocuk Oyunu Erimekten Korkan Buz Pıtır Raif Dinçkök Kültür Merkezinde (Yalova) Sahne alıyor.

Tarih: 28 Kasım 2014, Cuma

Oyun Hakkında

Yazan:

Ebru Erdemoğlu

Yöneten:

İrem Mercan

Oyuncularımız:

Gökalp Açine Özcan, Buket Bulut, Güneş Gürpınar.

Müzik:

Can Başarır

Türü:

4 – 12 Yaş Çocuk Oyunu

Süre:

45 Dk.

Oyun Hakkında:

Eren ve Can samimi iki arkadaştırlar. Küresel Isınma ile ilgili bir ödev hazırlarken Pıtır ile karşılaşırlar. Pıtır Küresel Isınmadan etkilenmiş bir Buz parçasıdır. Eğer Denize ulaşamazsa eriyecek ve yok olacaktır. Kahramanlarımızın Pıtırı denize ulaştırmak için çeşitli zorluklarla karşılaşıp umutsuzluğa düştükleri sırada akıllarına gelen parlak bir fikirle Pıtır’ı kurtarmayı başarırlar.

Oyunun amacı:

Temel olarak küresel Isınmanın yol açabileceği Çevre ve Doğa zararları vurgulanmakta olup yanı sıra dayanışmanın ve yardımlaşmanın İnsanlara faydalı olabilmenin düşündürülmesiyle insani duyguları ön plana çıkarmaktır.

Diğer Oyunlarımız için İnternet sitemizi ziyaret ediniz.. http://www.narsanattiyatrosu.com

neşe-aksoySinema sanatçısı Neşe Aksoy, Türk sinemasının tarihini tablolara yansıttı. 33. uluslararası İstanbul Kitap Fuarı ile eşzamanlı açılan sergide, 11 tablo yer alıyor.

TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde açılan sergide, Aksoy’un 11 tablosu sanatseverlerle buluşuyor. Sanatçının resimleri, bu yılki teması “Sinemamızın 100 Yılı” olarak belirlenen fuarın “Türk Sineması” için ayrılan bölümünde sergileniyor. Türk sinemasının yüzüncü yıl kutlamaları çerçevesinde, Türk sinemasındaki önemli olayları ve filmleri tuvale aktaran sanatçının eserleri arasında, Sultan II. Abdülhamid için Yıldız Sarayı’ndaki ilk film gösterimi, ilk sinema salonu Pathe’nin açılışı, ilk renkli Türk filmi “Halıcı Kız” ve uluslararası ödül alan ilk film olan “Susuz Yaz”ın işlendiği tablolar yer alıyor.

Aksoy, sergiyi Türk sinemasının yüzüncü yılı etkinlikleri için hazırladığını belirterek, “Oyunculuğumun yanı sıra tablolarımla da sinemaya bir katkım olsun istedim. Sinema ve resim sanatını bir arada sunacağım sergi için 3 yıl önce çalışmalara başladım. Çok yorucu ve uzun bir süreçti. Çok araştırma yaptım ve tablolarıma aktaracağım konuları titizlikle seçtim” ifadelerini kullandı.

Araştırmaları sırasında Türk sinema tarihinin ilkleri ile ilginç olaylarla da karşılaştığını kaydeden Aksoy, Türk sinema tarihinin başlangıcının 1914’te çekilen “Ayastefanos’taki Rus Abidesi’nin Yıkılışı” olarak kabul edildiğini hatırlatarak, şunları kaydetti:

Manaki kardeşlerin çektiği filmlerden ‘Büyükanne Despina’nın tablosunu yaptım. Bu filmi bazı sinemacı ve tarihçilerimiz Türk sinemasının başlangıcı olarak görüyorlar. Diğer bir tablo ise Yıldız Sarayı’nda II. Abdülhamid için yapılan film gösterimi. Bunu tabloma aktarmak için Yıldız Sarayı Tiyatro Salonu’na girip salonun ayrıntıları fotoğrafladım. Yaptığım araştırmalarda Sedat Simavi’nin 20 yaşında, ‘Pençe ve Casus’ filmlerinin senaryolarını yapıp, filmleri yönettiğini öğrendim. Çekimine Weinberg’in başladığı fakat 1. Dünya Savaşı nedeniyle yarım kalan ve sonrasında Fuat Uzkınay tarafından tamamlanan ‘Himmet Ağa’nın İzdivacı’ filmini resmettim. ‘Mürebbiye’ ile ilk sansürü, ‘Halıcı Kız’ ile ilk renkli filmi ve ‘Susuz Yaz’ ile ilk uluslararası ödülü tablolarıma taşıdım. 11 tablo böyle oluştu. Benim için önemli olan tablolarım ile ailem olan Türk sinemasına bir selam göndermektir.’

Sergideki tabloların satışından elde edilecek gelir, Filmsan Vakfı tarafından Türk sinemasına emeği geçen sanatçılar için kullanılacak. Sergi, 16 Kasım’a kadar fuar alanında ziyaret edilebilecek.

Kaynak: Al Jazeera

akun-ve-sinasi-sahneleri-devam-etmeliMülkiyeti Emek İnşaat A.Ş’de bulunan, Ankara’nın en önemli iki tiyatro sahnesi, Akün ve Şinasi sahnelerinin 10 gün önce, gizli şekilde, Karadenizli bir şirkete satıldığı öğrenildi. Her iki sahnenin satışının 23 milyon TL’ye gerçekleştiği belirtilirken, satış talimatının bizzat Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik tarafından verildiği dile getirildi. Devlet Tiyatroları’nın (DT) bünyesinde faaliyet gösteren her iki tiyatro sahnesi için daha önce 5 kez ihaleye çıkılmış ancak satış “muammen bedelin altında kaldığı” gerekçesiyle gerçekleşmemişti.

“Sansür” ve sanat kurumlarını yok etmeyi amaçlayan Türkiye Sanat Kurulu (TÜSAK) Yasa Tasarısı taslağı gölgesindeki tartışmalara maruz kalan DT’ye bir şok da Emek İnşaat’tan geldi. Mülkiyeti Emek İnşaat’a bağlı olan ve Ankara’nın merkezi yerinde bulunan, en fazla tiyatro oyunlarının sahnelendiği iki sahne, Akün ve Şinasi sahnelerinin gizli bir şekilde satıldığı öğrenildi. Emek İnşaat yetkilileri sahnelerin yeni sahibini sır gibi saklarken, sahneleri alan şirketin sahibinin Karadenizli olduğu ve İstanbul Ticaret Odası’na kayıtlı bulunduğu bilgisi edinildi.

Daha önce de 5 kez satışı gündeme gelen ve “muammen bedelenin altında kaldığı”, sivil toplum kuruluşlarının tepkisi nedeniyle ihalesi geri çekilen iki sahnenin 23 milyon TL’ye bu kez Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in talimatıyla satıldığı kaydedildi.

İhale şartnamesi duyurulmadı

Akün ve Şinasi sahnelerinin satışının 10 gün önce yapıldığı ve sivil toplum kuruluşları ve sanatçıların tepkileri nedeniyle ihalenin Kamu İhale Yasası kapsamı dışında tutularak, gizli ihale ile gerçekleştirildiği de dile getirildi. Satışı gerçekleştirilen her iki sahne için DT’ye 2014-15 sanat sezonu sonuna kadar kullanma hakkı tanındığı da belirtiliyor. Ancak her iki sahnenin sezon sonundan sonra ne şekilde kullanılacağı bilinmiyor. Emek İnşaat yetkileri ise satışa ilişkin Cumhuriyet’e bilgi vermekten kaçındı.

Sinemadan tiyatro olmuştu

Ankara’nın en işlek yerlerinden Atatürk Bulvarı üzerinde bulunan Akün Sahnesi, 1975 yılından 2002 yılına dek Akün Sineması olarak hizmet vermişti. Daha sonra bu salon 2002 yılında DT Genel Müdürlüğü’nce, dönemin genel müdürü Lemi Bilgin tarafından tiyatro sahnesine çevrilmişti ve o tarihten bu yana da tiyatro sahnesi olarak kullanılıyordu.

Akün Sahnesi’nin hemen arkasında yer alan ve Tunus Caddesi’ne bakan Şinasi Sahnesi de Ankara’nın en eski tiyatro sahnelerinden biri olma özelliğine sahip. Sahne, 13 Mart 1988’de Yüksel Pazarkaya’nın “Meliha” adlı oyunuyla açılmıştı.

Her iki sahne de bugün “kentin en önemli sanat merkezlerinden” biri kabul ediliyor.

Kaynak: Onedio

Bildiğiniz gibi Bakırköy’de pek çok ilkleri gerçekleştiren kursumuz M.E.B. Bağlı ilk resmi Çocuk Drama Eğitimini
Nar Sanat vermeye başlamıştır. Bu bağlamda eğitimlerimiz değişik yaş grupları için devam etmektedir.

Cumartesi ve Pazar günleri  4-9 yaş arası çocuklarımıza farklı saatlerde “Çocuk Drama Eğitimi” vermekteyiz. Eğitimler başlamasından buyana pek çok velimize drama eğitimi hakkında bilgi vermenin yanı sıra en bariz karşılaştığımız sorun Tiyatro ile dramanın karıştırılması ve dramanın etkisinin kısa sürede görüleceği inancı ile eğitimde dramayı kullanmanın faydaları konusudur. Bugünkü yazımızda bu konuları irdelemeye çalışacağız

drama çocuk bakırköy

Biliyoruz ki çocuklarımız hepimiz için çok önemli. Çocuklarımızın daha sosyal olması ve hayata hazırlanması için hepimiz bir çaba içersindeyiz.  Çocuğumuzun disipline ve ince bir ruh ile beden algısına farkındalığa sahip olmaları için pek çok  fedakarlıklar yapmaktayız. Çocuklarımızı herhangi bir sanat dalı ile ilgilenmesi yukarıda yazdığımız ve yazmadığımız pek çok sebepten dolayı elbette çok önemli. Sanatla ilgilenen her çocuğun elbette ilerleyen zaman içersinde sanatçı olması beklenemez. Süreç içerisinde çocuğun doğru yönlendirilmesi, iç disipline sahip olması ve eğitilmesi, çalışma ile gayretleri,yetenekleri, gözlemlenerek elbette meslek olarak da seçmesine yol açabilir.

Çocuk gelişiminin sacayaklarından biri olan sanat uğraşının yanı sıra göz ardı edilmemesi gereken konuların belkilide başında drama eğitimi gelmektedir.

Zaman zaman kurumumuza gelen telefonlar ve ziyaret eden velilerle konuştukça genel algının Tiyatro ve dramanın kavram olarak karıştırıldığını gözlemlemekteyiz. Pek çok yazımızda drama ve tiyatronun farklılığını vurguladık. Elbette drama ve tiyatro bir birinden faydalanmaktadır fakat asla aynı şey değildir.

Diğer bir algı hatası sadece belirli sorunları olan çocukların sosyal gelişimini sağlamak değildir. Elbette dramanın bu yaklaşımı göz ardı edilemez fakat çocuk gelişimi açısından drama her tip ve yapıdaki çocuk için aslında olmaz olmaz bir eğitim olup gelişimin ve iletişimin daha dengeli olmasını sağlar.

Günümüzde pek çok devlet okulunda darama eğitimi anlamında daha çok tiyatro eğitimi verilmektedir. Ne yazık ki pek çok veli bu eğitimi örneklem olarak göz öne almakta ve dramanın adeta sahneye çocuk oyunu koyma aracı olduğu kanısına varmaktadır. Yukarıda da yazdığımız üzere elbette her iki dal bir birinden faydalanmaktadır fakat kesinlikle aynı şey değildir. Bu yanılgıdan dolayı gerçek drama algısında deformasyonlar meydana gelmektedir. Ne yazık ki bu algıyı kırmakta zor olmaktadır. Okumak araştırmak yerine “drama” ile ilk tanıştıkları okullarda gördükleri hobi  eğitimi olarak verilen “sözde drama” adı altındaki eğitimin “tiyatro” olduğunu önce eğitmenlere anlatmakta fayda var.

Gerçek drama eğitiminde sonuçların bugünden yarına alınması beklenmemelidir. İnsanın sosyalleşmeyi ve iletişimi deneyimleyerek uygulamaya sokacağı ve denedikçe kalıcı olacağını bilmeliyiz. Nasıl ki uzun süreçler sonunda bir takım kişiliklerin kalıcı olması  beklenirse drama çalışmalarının çocuktaki yansımalarının sonuçlarını da birkaç ayı aşan sürelerin sonucunda öğrenilip kullanılır hale geleceğini bilmeliyiz.

Bir insanın , bireyin; çocuk sosyal davranışlarının kalıcılığı drama eğitimin süresinin uzunluğuyla orantılıdır denilebilir.Yani matematik biliminde  karşılaşılan problem bir formüle bağlı olarak çözülebilirken dramada farklı kişilikler, farklı algılar ve farklı aileler ile sosyal çevreler söz konusudur. Bugünden yarına çocukta değişinin hemen olması mümkün değildir.

Tüm bunları anlayabilmek için drama nedir sorusuna cevap aramak gerekir.

Drama Nedir?

En kabul gören tanıma göre drama; bir sözcüğü, bir kavramı, bir davranışı, bir tümceyi, bir fikri ya da yaşantıyı veya bir olayı, tiyatro tekniklerinden yararlanarak oyun ya da oyunlar geliştirerek canlandırmaktır. Yunancada anlamı hareket anlamına gelen “dran” eyleminden çekimlenmiştir. Çocuk Psikolojisi’nde ise drama, yaşamı, hayatı tanıtmak anlamına gelir.

Eğitim içinde drama

Öğrenme, eğitim etkinlikleri içindeki en önemli kavramdır. Bütün eğitimciler en etkili ve kalıcı öğrenme sürecinin ‘yaparak-yaşayarak öğrenme’ olduğu konusunda tartışmasız birleşmektedirler. Drama, ‘yaparak-yaşayarak öğrenme’ bakımından en etkili yöntemlerden biridir. Genel olarak konuyla ilgili olan eğitimci/sanatçı/uygulayıcıların birleştiği ve en basit anlatımla drama; bir düşünceyi beden diliyle, hareket ederek, devinimle anlatımdır. İçsel bir durumun, bir tasarımın, bir düşüncenin eyleme dönüşmesidir. Dramayla birey düşünür, plan yapar, organize eder ve düşüncesini eyleme dönüştürerek uygular. Bu süreçte de yaşantılar yoluyla yeni davranış ve duyguları öğrenir, deneyim sahibi olur. Böylece birey duygularını kontrol edebilme, değiştirebilme, düşüncelerini ifade edebilme, konuşarak iletişim kurabilme gibi yeteneklerini geliştirir.

 

DRAMA VE EĞİTİM

Eğitimde, ülkemizde en çok başvurulan yöntem öğretmenin anlatıp öğrenenlerin dinlediği bilinen klasik yöntemdir. Bu yöntem birçok konuda işe yaradığı gibi, birçok konuda ise yetersiz kalmaktadır. Özellikle dramanın konu edindiği iletişim, sosyal ilişkiler, duygu ve düşüncelerin ifadede edilmesi, empati kurabilme, düş gücünü geliştirme gibi konularda öğrenenlerde istendik yönde davranış değişikliği meydana getirmek hemen hemen mümkün değildir. Sosyal yaşam ve sosyal çevreyle ilgili bilgilerin çoğu da yaşantılar yoluyla edinilir. Günümüzde teknolojik gelişmeler nedeniyle bireyin sosyalleşme sürecinde aile, komşular, akrabalar vb. yakınların etkisi azalmıştır. Bu nedenle akrabalık ve komşuluk ilişkileri sırasında yaşantılar yoluyla edinilen bilgilerin bireye kazandırılması, yaşantılar yoluyla bireyde olumlu değişmeler sağlama yöntemi olan drama tekniğinin eğitimde uygulanması zorunluluk haline gelmiştir.

J.Jack Rousseau ile başlayıp, John Dewey, Johann Heinrich Pestalozzi ve Friedrich Froebel ile devam eden, Maria Montessori ile önce Avrupa’dan, Amerika’ya yayılan, daha sonra da dünyadaki başka ülkelerde etkisini sürdüren, çocuğun içsel potansiyelinin önemini ve bu potansiyelini özgür ve sevgi dolu çevresel koşullarda aktif yaşantıları sayesinde gelişebileceğini vurgulayan görüş, eğitimde drama tekniğinin temelindeki anlayışlardan biri olarak kabul edilebilir.

Bu görüşü vurgulayan Hohmann ve Weikart gibi çağdaş eğitimciler de çocuğun doğrudan doğruya kendi yaşadığı yaşantılar ile ilgili olarak çalışmasının ve düşünmesinin anlamlı olduğunu, başkalarının yaşadığı yada anlattıklarının değil, kendi yaşantılarının anlamlı bilgi sağlayabileceğini belirtmişlerdir. Anlamlı olan bilgi ise, davranışa yansır ve daha kalıcıdır.

Çocuklarla drama kuramcılarından Peter Slade ise drama uygulamalarının bir başka yönü olan, kendi hareketleri yolu ile yaşantı geçirmenin yanı sıra, konuşarak iletişimde bulunmanın önemini vurgulamıştır. Kendi hareketleri yoluyla algıladıkları konusunda konuşarak iletişimde bulunan çocuk, öğrenme ortamında bir “seyirci” değil, “aktif bir katılımcıdır” ve öğrenme bakımından avantajlı bir konumdadır.

Drama bir bakıma oyundur. Çocuk ve oyunun birbirine ne kadar çok yakışan iki olgu olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Çocuk, çevresiyle iletişim kurmaya başladığı andan itibaren oyun oynar ve bu oyunlar içinde hoşça vakit geçirip eğlenirken bir taraftan da hayatı tanır. Ancak drama da amaç çocuğu oyalamak, ona hoşça vakit geçirtmek, eğlendirmek değildir. Amaç söz konusu oyun sürecinde çocuğun kendini geliştirmesi bakımından yaşantılar yoluyla yeni öğrenimler kazanmasıdır. Bu bakımdan drama, özellikle örgün eğitim vermeyen SHÇEK bünyesindeki çocuk yuvaları ve yetiştirme yurtları gibi kuruluşlarda uygulanabilirliği olan, çağdaş bir eğitim tekniğidir.

 

DRAMANIN YARARLARI

– Drama yönteminde bütün duyu organları etkin bir şekilde kullanıldığı için çocuğun dikkat, algılama, dinleme, konuşma, bedenini de kullanarak anlatma ve yorumlama gibi iletişim becerileri gelişir. Böylece çocuk kendini ve sorunlarını ifade edebilmeyi ve yorumlamayı öğrenir. Drama, çocuğun utangaçlık, çekingenlik vb. olumsuz duygulardan arınmasını sağlar.

– Drama oyun oynayarak yapıldığından soyut ve teorik olay ve kavramların anlaşılıp somutlaştırılmasına yardımcı olur. Böylece olaylar karmaşık bile olsa çocuk kolayca anlar ve yorumlar, çatışmalarla olumlu biçimde baş etmesini öğrenir.

– Çocuğun düş gücünü geliştirir ve zenginleştirir. Bilim ve teknolojideki buluşların, onları bulan kişilerin öncelikle düş güçlerinin bir ürünü olduğunu düşünürsek dramanın çocukların düş gücünü geliştirmesinin ne kadar önemli olduğu kolayca anlaşılacaktır. Ayrıca sanatın ve sanat eserlerinin oluşturulmasında da düş gücü olmazsa olmaz bir koşuldur. Drama, çocukların sanatçı ruh taşıyan bireyler olarak yetişmesinde de önemli rol oynar.

– Çocuklarda estetik duygusunun ve bilincinin gelişmesine katkıda bulunur. Böylece çocuk iyi, güzel, doğru gibi kavramları daha sağlıklı algılar ve yorumlar.

– Çocuğun eleştirel düşünme yeteneğinin gelişmesine katkıda bulunur. Çocuk, olaylara ve hayata eleştirel bir gözle bakmayı, yorumlamayı öğrenir. Böylece çocukta olay, olgu ve kavramları bir mantık süzgecinden geçirme yeteneği oluşur ve kendisine sunulan her şeyi olduğu gibi kabullenmeden araştırıcı olmaya yönelir.

– Drama çok önemli bir öğrenme yoludur. Drama arcılığıyla çocuk, olaylar ve durumları, bunların arasındaki bağlantıları kolayca öğrenebilir. Böylece çocuğun problem çözme yeteneği gelişir ve kendi ayakları üzerinde durabilme becerisi kazanır.

– Drama grupla yapılan bir etkinlik olduğundan çocuğun işbirliği yapma, sosyal ilişkiler, iletişim kurma gibi sosyal yönlerinin gelişmesine katkıda bulunur, çoğun sosyal gelişimini hızlandırır.

– Yapılan etkinlikler sırasında duygular da yansıtıldığından çocuğun duygusal gelişimini olumlu yönde etkiler ve gelişmesine katkıda bulunur. Çocuğun günlük sıkıntılardan kurtulup deşarj olmasını sağlar.

– Çocuk drama etkinlikleri içinde kendini ve çevresini, çevresindeki insanları daha iyi tanır. Böylece çocuğun empati kurma becerisi gelişir ve çevresindeki diğer bireyleri ve olayları anlaması kolaylaşır.

– Yapılan etkinlerde ele alınan konuların içeriği bakımından çocukta ahlaki, milli ve manevi değerlerin gelişmesi sağlanabilir.

– Dramanın öncelikli amacı çocukları eğlendirmek olmasa da, drama etkinliği sırasında çocuk eğlenir ve mutlu olur. Drama çocukları neşelendirir, umut ve iyimserlik duyguları yaratır.

– Drama çocukta iyi bir edebiyat deneyimi oluşturur. Ayrıca çocukta sanat eğilimlerini başlatır ve sanatı özellikle de tiyatroyu sevmesine katkıda bulunur.

– Drama yukarıda sayılan yararların hiçbirini sağlamasa en azından çocukları eğlendirir, hoşça vakit geçirmelerini sağlar

 

(1) Not: Cumartesi grupları dolu olup sadece  Pazar günleri bazı gruplar öğrenci kabul etmektedir.

 

Kaynakça : . Hasan ERDEM * Çocuk ve gençlere yönelik sosyal hizmet kuruluşlarında (yurt/yuva) alternatif bir grup çalışması: drama ve tiyatro

Yazan : Diren C.

Güneş Batarken Bile Büyük oyunuyla ile ilgili başlayan sansür tartışmaları nedeniyle görevinden istifa eden Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt’un ardından İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürlüğünü yürüten Şakir Gürzumar da görevinden istifa etti.

sakir-gurzumar

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın “Güneş Batarken Bile Büyük” oyununda geçen sözleri sansürlemek istemesinin ardından Mustafa Kurt’un Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’nden istifa etmesi sonrasında söz konusu göreve Nejat Birecik’in atanmasıyla kurum içinde başlayan huzursuzluk DT’den gelen istifalarla giderek artıyor.

Bir istifa haberi de bugün geldi. 2009’dan bu yana İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürlüğünü yürüten Şakir Gürzumar bu sabah Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğüne istifasını sundu. Son istifayla birlikte istifa sayısı 7’ye yükselmiş oldu.

Şakir Gürzumar, konservatuardan mezun olduğu 1979 yılından beri Devlet Tiyatrosu’nda çeşitli görevlerde çalışmış, DT bünyesinde Sanat Yönetmenliği ve müdürlükler yapmıştı. 8 Temmuz 2009’dan bu yana İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü ve Sanat Yönetmenliği görevini sürdüyordu.

Yönettiği oyunlarla iki defa Kültür Bakanlığının verdiği ‘En İyi Reji’ ödülünü alan sanatçı ayrıca 1997 Avni Dilligil ‘En İyi Yapım Ödülü’nü ve 2005 Afife Tiyatro ‘Yılın En Başarılı Yönetmeni’ ödülünü kazanmıştı.

‘Oyun sahnelemeyeceğim’

Mustafa Kurt’un istifasından sonra DT Genel Müdür vekili olarak dizi oyuncusu Nejat Birecik atandı. Devlete bağlı sanat kurumlarının özelleştirilmesini öngören TÜSAK’a yakınlığı ile bilinen Birecik’in atanması tepki çekmiş, Ankara DT Müdürü Şekip Taşpınar ve Müdür Yardımcısı Serdar Kayaokay ile Başrejisör Ali Hürol da istifa ettiklerini açıklamışlardı. Yönetmen Yücel Erten’de kişisel sosyal medya hesaplarından yayınladığı bir açıklama ile, Biricik’in atanmasına tepki gösterek, bu dönemde DT’nda oyun sahnelemeyeceğini açıkladı.

Kaynak :[-]

Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Selman Ada, sanatçıların TÜSAK ile ilgili kaygısını anlıyor ve ‘Dünyanın hiçbir ülkesinin hiçbir yöneticisi sanatı yok etmeye çalışmaz, en azından bu ülkede böyle bir şey yok’ diyor.

Kaynak :Al Jazeere

Selman_Ada

Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Selman Ada, 20 yaşındayken dünyanın en genç opera orkestrası şefi olarak literatüre geçti. [Fotoğraf: Mehmet Zeki Öztürk – Al Jazeera]

Röportaj: Bedia Ceylan Güzelce

Röportaj           Bedia Ceylan Güzelce

Geçtiğimiz yaz, devletin sanat kurumlarının içerisinde köklü değişikliklerin başladığı bir yıl oldu. Önce sanat kurumlarının kapatılmasını öngören TÜSAK (Türkiye Sanat Kurumu) yasa tasarısı gündeme geldi ardından da üst kademede bir görev değişikliği gerçekleştirildi. İzmir, İstanbul, Mersin, Ankara, Antalya ve Samsun’da bulunan devlete bağlı altı opera ve bale kurumunun sorumluluğu el değiştirdi. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’ne Rengim Gökmen’in görevden alınmasıyla getirilen besteci ve piyanist Selman Ada, yeni sezon repertuvarının hangi duyarlılıklara göre şekilleneceğinden, TÜSAK yasa tasarısının yarattığı endişeye ilk kez soruları yanıtladı. Görevde kalacağı süre içerisinde kalıcı bir otağ sahnesi kurmayı hayal eden Ada, 2015 yaklaşırken Türkiye-Ermenistan dostluğuna vurgu yapan eserlerin sahnelenip sahnelenmeyeceğine, gelecek yıllarda 17 farklı Türkçe’de eserler üretilip üretilmeyeceğine dair Al Jazeera’nin sorularını yanıtladı.

Devlet Opera ve Balesi yeni ve tartışmalı bir döneme başladı, sizinle birlikte ne değişti ya da ne değişecek kurumda?

Selman_Ada_02

[Fotoğraf: Mehmet Zeki Öztürk – Al Jazeera

Bu yıl için hiçbir değişiklik olmayacak. Çünkü devlet opera ve baleleri dünyada eşi benzeri olmayan büyüklükte kurumlar bu açıdan ben veya bir başkasının bu kurumlara gelmesi ile öyle büyük değişiklikler olmaz. Ancak benim ve ekibimin izlerini 2015-2016 sezonunda biraz daha fazla göreceksiniz. 2014-2015 yüzde 90 ölçüsünde eski yönetimin yine çok saygıdeğer çalışmalarından oluşuyor. Çok ufak çapta bazı değişiklikler yapıyoruz. Ama onlar teknik sebeplerle yapılan değişiklikler.Devlet Opera ve Balesi’nin repertuvarı Temmuz ayında son halini alır. Siz de bu tarihte göreve geldiniz. Bu yılın repertuvarında herhangi bir tasarrufunuz oldu mu?

Müdahale gibi değil ancak bu yıl repertuvara benim soktuğum Vincenzo Bellini’nin ‘I Puritani’ operası bulunuyor. Bellini’nin daha önce hiç oynanmamış, önemli bir eserdir. Ocak bütçesi itibariyle, ortaya çıkan olanaklar dahilinde Samsun’da Maskeli Balo’yu yapabiliyoruz.

17 farklı Türkçe’de eserler sahnelenecek’

Selman Ada'nın bestelemiş olduğu Ali Baba ve Kırk Haramiler operası Ankara'da sahnelenmişti. [Devlet Opera ve Balesi arşivi]

Selman Ada’nın bestelemiş olduğu Ali Baba ve Kırk Haramiler operası Ankara’da sahnelenmişti.
[Devlet Opera ve Balesi arşivi]

Devlet Opera ve Balesi’nin yeni genel müdürü olarak, bugüne dek ihmal edilmiş ya da eksikliğini gördüğünüz ve yenilenmesi gerktiğini düşündüğünüz herhangi bir uygulama var mı?Eksikler demek doğru olmaz ancak bazı içeriksel eklemelerimiz olabilir. Genel olarak bizim rengimiz Türkçe eserlerin seslendirilmesi, sahnelenmesiyle ortaya çıkacak aslında. Türkçe eserler deyince 17 farklı Türkçe’yi düşünmeliyiz burada. Bu farklı Türkçeler arasında anlaşmak kolay olmayabilir ancak bunları anlaşılır şekilde rötuşlayarak Kırgız, Türkmen, Özbek, Azeri eserlerinin repertuvarlarda daha fazla yer bulacağını göreceksiniz. Ancak buna mukabil bizim de Türk bestecilerimizin eserlerinin o ülkelerde ilk defa belki de sahneleneceğini göreceğiz. Çünkü onlar tarafından bizim eserlerimiz hiç oynanmamış. Yani mütekabiliyet esasına dayalı olarak karşılıklı, dil ve kültür birliği üzerinden bir ortak proje yapmayı düşünüyorum.

2015 Türkiye’deki ve dünyanın dört bir yanındaki Ermeniler için önemli bir yıl. Bu bağlamda ‘dostluk’ ve ‘kültürlerin birliği’ başlığı altında başka projeleriniz olacak mı?

Selman Ada, AKM'nin yarattığı boşluğun büyük bir sanat külliyesi ile kapanacağını belirtiyor. [Fotoğraf: Mehmet Zeki Öztürk - Al Jazeera]

Selman Ada, AKM’nin yarattığı boşluğun büyük bir sanat külliyesi ile kapanacağını belirtiyor.
[Fotoğraf: Mehmet Zeki Öztürk – Al Jazeera]

Bakanlığımızın yürüttüğü bazı projeler var. Türk-Ermeni dostluğunu vurgulayan ve bu anlamda birtakım özellikleri olan projelerin çalışmasını da Sefer Yılmaz ile birlikte yürütüyoruz. Tabii ki şimdilik detay vermek için çok erken bu konular daha somut bir hal aldığında açıklayacağız. Ama bir Türkiye Ermenisi’nin yazdığı eserin, operanın Ermenice olarak ya da Türkçe olarak hem Türkiye’de hem de Ermenistan’da seslendirilmesini çok istiyoruz.‘Popülist olmayan popüler eserler sahneleyeceğiz’

İzlemesi ve takip etmesi zor bir sanat olarak bilinir opera ve bale. Operayı geniş kitlelerle nasıl buluşturacaksınız?

Ağır operalar diye bir kavram var. Bunlar izlenmesi ve anlaşılması en zor eserlerdir. Onlar bizim prestijimiz için mutlaka olacak ancak buna mukabil halkımıza daha sıcak gelebilecek, geniş kitlelere hitap edebilecek, sanat değerinden ödün vermeyen, popülist olmayan ancak popüler olan eserler sahneye koyacağız. Halkımız çok değerli ve operayla, baleyle bir sevgi bağı kurulsun istiyoruz. Repertuvarlarımızı yaparken kendi kültürümüzü mutlaka ön plana çıkarmayı düşünüyoruz. Bu ancak ve ancak turnelerle mümkün olabilir. Turneleri de daha evvelki anlayıştan farklı olarak, her ilimizle birlikte komşu illerini de temel almak kaydıyla sürdüreceğiz. Bu bize lojistik açıdan büyük bir tasarruf imkanı sağlıyor. Daha fazla temsil yapma olanağı getiriyor beraberinde. Aynı parayla on temsil yapacağınıza otuz temsil yapabilirsiniz bu suretle. Her il, çevresindeki illere de hizmet götürdüğü zaman Devlet Opera ve Balesi’nin ulaşacağı il sayısı 30’a çıkacak.

‘Otağ sahnesi kuracağız’

Devlet Opera ve Balesi kurulurken üç ilde daha müdürlükler açılması planlanıyordu, bununla ilgili bir çalışma var mı?

Fotoğraf: Mehmet Zeki Öztürk - Al Jazeera Selman Ada ile Ankara'daki Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü binasında bir araya geldik.

Fotoğraf: Mehmet Zeki Öztürk – Al Jazeera
Selman Ada ile Ankara’daki Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü binasında bir araya geldik.

İdealimiz daha evvelden öngörülen Van, Sivas ve Gaziantep operalarının açılmasıdır ancak bu henüz bir ideal halindedir. Eğer bunlar da imkan dahilinde açılabilirse biz 30 yerine 75 ile ulaşabilmiş olacağız. Geri kalanlara da turne yapmak suretiyle 81 ili her yıl opera ve bale ile halkımızı buluşturabileceğiz. Ayrıca benim tamamen kendi ürettiğim bir proje var ki bu da ekibim tarafından beğenildi, henüz görüşmelerini sürdürmekteyiz. Büyük bir otağ kurmayı düşünüyoruz. Tek bir tıra yüklenip, taşınabilen, içerisinde sahnesinin yanı sıra kaloriferi, havalandırması, tuvaleti, banyosu, fuayesi de olan büyük çadırlar bunlar. Türkiye’de gidilmesi çok zor olan yerler var. Bu tip yerlere bu tırı yani otağı göndererek yine halkımızı sanatla, operayla buluşturmayı planlıyorum. Ondan sonra halkımızın operayı sevip sevmediğini tartışalım. Ya da halkla operanın ilişkisini bu süreçten sonra sorgulayalım. Biz bu ilişkiyi sorgularken, üç beş yere gidip soru sorup, varsayımlar üzerinden fikir yürütme hakkına sahip değiliz.

‘Pek az sanatçı sanattan anlar’

Sizin sanat anlayışınıza göre, bir opera kurumunun repertuvarı neye göre hazırlanmalıdır, halkın duyarlılıkları önce mi gelir?

Sanat insanların beynine ve kalbine hitap eden bir hizmet alanıdır. Düşündürücüdür, incelticidir. Bizim halkımızın da çok sıcak olduğunu, en umulmadık yerde inanılmaz alkışları cömertçe sanatçılarına sunduğunu da söyleyebilirim. Yeter ki ortada ‘iyi’ bir iş olsun, insanlar bunu müthiş bir şekilde hissedebiliyor. Sanat hiçbir zaman en anlayanına göre yapılmaz, sanat her zaman hislenene göre yapılır. Ben bundan anlamıyorum demek doğru değil. O zaman da ben ‘Hangi sanatçı sanattan anlıyor?’ sorusunu sorarım. Dünyada pek az sanatçı sanattan anlar. Halk dediğiniz geniş kitleler sanattan anlamak zorunda değildir, siz onların hislerine hitap etmeye özen göstermek zorundasınız. Bunun da tek yolu, yaptığımız işin kalitesini düşürmemektir.

Sizin kendi besteleriniz ve eserleriniz de var, bunları sahneleyecek misiniz?

Görevim süresince pek sahnelemeyi düşünmüyorum, yanlış anlaşılmalara mahal vermemek için. Belki bir yılbaşı konseri verebilirim ancak ona da henüz karar vermiş değilim.

TÜSAK tartışmaları

Devlete bağlı sanat kurumlarının kapatılmasını, sayısının azalmasını öngören TÜSAK adlı bir yasa tasarısı sık sık gündeme geliyor, devletin sanat kurumlarında küçülmeye gitmesi söz konusu mu?

Ben bu konuda pek konuşmayı tercih etmiyorum ancak birkaç öznel cümle söyleyebilirim. Dünyanın hiçbir ülkesinin hiçbir yöneticisi, sanatı yok etmeye çalışmaz, en azından bu ülkede böyle bir şey yok. Ben yakinen takipteyim. Algı yönetimi ya da algı sıkıntıları yaşanıyor olabilir. Bazı çevreler her şeyin yok olacağı üzerinden düşünüyor. Bir şeylerin yerine daha iyisi konabiliyorsa o zaman etraflıca düşünebiliriz. Her şeyin daha iyisini hak eden bu ülkede hangi dönem, hangi yönetim olursa olsun bu tip değişikliklere zaten gidecektir. Muhakkak en iyisini yapmak fikriyle bu işlere girişilir. Bizler de sanat kurumları için nasıl daha iyiyi, en iyiyi bulmak. Bu noktada herkes müsterih olsun. Beklemek, güven duymak gerekir. Beyhude sıkıntılara girmemeli kimse.

Sanatın sadece muhafazakâr, sadece liberal, sadece anarşist ya da sadece herhangi başka bir duyarlılığa hitap etmesi söz konusu mudur?

Sanat söz konusu olduğunda bu tip zeminleri tartışmaya gerek yoktur. Bunlar zamanla oluşur. Bakın, sanat bir toplumun aynasıdır, eğer Türkiye’de halkımızın büyük bir kısmı muhafazakârsa onun anlayışına uygun sanat da zaten ortaya çıkar, gelişir ve genişler. Başka şekilde de gelişir tabii ki, mesela avangardistler de vardır, bu da yasak değildir. Naif sanat da vardır. İsteyen istediği şekilde sanat eserini üretebilir. Bununla ilgili kimsenin bir dahli yoktur.

‘AKM kapanınca halk mutsuz oldu’

Atatürk Kültür Merkezi (AKM) yapıldığında İstanbul nüfusu 2,5 milyon civarındaydı, şu anda 20 milyona yaklaşıyor. AKM tek başına yetecek midir?

AKM büyük bir kitleye hitap ediyordu ve her akşam doluyordu. O birdenbire gidince, İstanbul Operası çok dar alanlara sıkıştı. Bu da hem sanatçılarda hem de halkta bir mutsuzluk oluşmasına sebep oldu. Yani halk bir alışkanlığı terk etmek zorunda kaldı. İstanbul’da muhakkak bir külliye mantığında, atölyeleri, sahneleri ve tüm etkinlik alanlarıyla bir opera-bale binası inşa edilmeli. Bu bir ihtiyaçtır. İzleyicinin opera ve bale ile bağını yeniden kurabilmek için bir bina yetmeyecek elbette. AKM’de iki salon vardır bir de cep tiyatrosu vardı. Biz tüm mekanları kullanıyorduk ve o dönemde yeterli oluyordu. Operanın ihtiyacını AKM karşılayabilir ama bale temsillerini belki başka bir yerde yapmak, hatta bunu Anadolu yakasına taşıyarak izleyiciyi de hareket ettirmek daha işlevsel olabilir. Maksat opera ve baleyi ayırmak değil tabii ki. Her iki kıtayı da değerlendirmek çok zenginleştirici olabilir.

 

Bildiğiniz gibi Nar Sanat Tiyatro kurslarında sezon açıldı. Biz de birçok kez  gençlerimiz veya velilerimizden duyduğumuz soruyu Tiyatro Hocamız ve oyuncu sayın Esin KARAKAYA’ya sorduk ” ”Neden Tiyatro eğitimi?”  veya  “Çocuğumuz / gencimiz Tiyatro oyuncusu mu olacak? Ne gerek var ki şimdi ?” 

Nar Sanat Bakırköy

Bakalım tiyatro hocamız ne demiş. İyi okumalar!

İnsanın daha anne karnında oynamaya başladığınızı biliyor muydunuz?

Bilim adamları özellikle ikiz bebeklerde yansılanım(ultrason)  izlemelerinde bunu net bir şekilde görebileceğimiz belirtiliyor.

Oyun daha anne karnındayken bize bahşedilmiş bir armağandır. Doğumdan ölüme kadar da bu armağanı yaşamımızda zevkle kullanırız.  Bir çocuğu uzaktan izleyin. Tek başına bile elindeki bir objeyle ( hayalinde onu ne olarak canlandırıyorsa) saatlerce oynar değişik kahramanları canlandırır sesini değiştirerek karakterleri cezalandırır bazen bir hayvan olur bazen bir kral bazen bir asker bazen de kötüyü oynamayı dener. Sahnede oynanan “tek başına gösterinin” doğal halidir.

 

Yaşamı eğlenceli kılan ve zaman zamanda katlanmamızı kolaylaştıran bir eylemdir. İşte tiyatroda kaynağını bu oyunlarda bulur. İnsanı insana,insanla ve insanca anlatma sanatı diyoruz ya tiyatroya.

Tiyatro; eğitme görevinin yanı sıra öğrenme sanatıdır.

Nasıl Öğreniriz?

Öğrenmenin temeli  bakmak görmek anlamak ve biriktirmektir.  Tüm bunlara kafamızda dağınık bir şekilde avare avera dolanırken içlerimizde işimize yarayacak olanı çekip çıkartmak için zaman ve çaba harcarız işte tiyatro beyinde biriktirdiklerimizi en etkin bir biçimde ve hızlı biçimde kullanma becerimizi oluşturur ve geliştirir.

Tiyatroyu yaşamına sokmuş olan kişi, kendini ve etrafındaki bireyleri tanıma ve çözme eylemlerine daha kolay adapte olan ve becerebilme yeteneğine erişebilen kişidir.

Ebetteki Tiyatro evet bir meslektir ama bu mesleği seçmeyecek kişilerin de hayatta gerçekten çok işine yarayacağı ve kullanacağı ve faydalanacağı bir sanatsal eylemdir. Nedir mi bunlar?

Gençler ve yetişkinler için:

α) Dαуαnışmαуı öğretir ;
b) Düşünceуi eуleme ѕokmα уeteneğini geliştirir;
c) Düşünerek , уorumlαуαrαk okumαуı öğretir;
d) Topluluk içinde konuşmαуı öğretir;
e) Doğru νe güzel konuşmαуı ѕαğlαr;
f) Eѕtetik αlgılαmα уeteneğini geliştirir;
g) Çeşitli ѕαnαt dαllαrıуlα ilgiуi ѕαğlαr;
h) Sorumluluk duуguѕunu ѕαğlαr;
i) Toplumun , kişiliği ezmeѕini önler;
j) Çocuğun elini,kolunu kullαnmαѕını denetim αltınα αlır.

 

Tiyatronun Çocuklara Yararları İse;

1) Öğrenmede zorlanan çocuklαr için fαуdαlıdır.
2) Çocuğun αlgılαmα уeteneğinin geliştirilmeѕinde, ayrıca dikkatini toplamasında yardımcı olur.
3) Tiуαtro, hiperαktif çocuklαrın dengelenmelerine yardımcı olur.
4) Tiуαtro, çeνreѕiуle iletişim zorluğu çeken çocuklαrın gelişmesine ve başkalarıyla anlaşmasına yardımcı olur.
5) Tiуαtro, çocuğun çeνreѕine αdαpte olαbilmeѕine уαrdımcı olur.
6) Tiуαtro, çocuğun gerginlikten kurtulmαѕını ѕαğlαr.
7) Tiуαtroyla birlikte çocuk korumα duуguѕunu уαşαr.
8)Tiуαtro, çocuğα aidiyet duygusunu νe önemѕendiğini hiѕѕettirir.
9)Tiуαtro, korku içinde olαn çocukların kişiliğini oturtmasında oldukça faydalıdır.
10)Tiуαtro, çocuğun  αlgılama kabiliyetini geliştirir.
11)Tiуαtro çocuklαrdα, eğitimli, güçlü ve düzenli bir kişilik geliştirmesine fayda sağlar.

 

Dikkat ettiniz mi? Çocuklar ve gençler özellikle gelişim çağlarında kendilerinden asla memnun olmazlar hep bir başkasına benzeme, popüler insanların yerinde olma istekleri ağır basar. Bu istekler kontrol altına alınmadığı taktirde “ben” olmaktan çıkıp bir başkası gibi hareket etmeye başlarlar.

Bu aslında bir kaçıştır. İşte bu kaçışı sahnede bir başkasını canlandırırken yaşayan, oyuncu sonunda kendine kavuşmaktan müthiş haz duyacak ve kendi ile bir anlamda barışacaktır. Sahne sanatları ile uğraşmak bireye estetikte bir görüş açısı kazandıracaktır. Kendini geliştirmek ve topluma katkı sağlamak ihtiyacını hisseden her birey tiyatro ile tanışmalı diyoruz.

Zaten ciddiyet ile oynadığımız hayat oyununu daha kaliteli oynayabilmek adına sizi de aramızda görmek istiyoruz.

 Esin KARAKAYA  Oyuncu

ve

 Nar Sanat Tiyatro Eğitmeni

 Buyurun ziyaretimize gelin tanışalım. Kendi hayat okulunuzda daha iyi oyuncu olmanın anlamını bizimle keşfedin. Sanat dolu bir ortamda tiyatroya yıllarını vermiş tecrübeli eğitmenimiz eşliğinde sahnenin tozunu yutun ve hayata daha iyi hazırlanın. Nar Sanat sizi çağırıyor!

Not: Eğitmenimiz Sayın Esin KARAKAYA ‘nın sanat hayatını mı öğrenmek istediniz BUYURUN.

2013 yılında kurulan NAR SANAT TİYATROSU  2014-2015  Tiyatro sezonunun  ilk oyununu oynamaya hazır. Bu sezon pek çok gençlik ve çocuk oyunun hazırlığını yapan Nar Sanat Tiyatrosu her geçen gün kadrosunu dahada güçlendiriyor.

Oyuncu Halis BAYRAKTAROĞLU yönetiminde ki NAR SANAT TİYATROSU “Çocuk oyunları da dahil olmak üzere pek çok oyunla sezona hazır ilk etapta “SIR” adlı oyunla sahne alacak olan Nar Sanat Tiyatrosu sizleri bekliyor.

Sır Afiş

 

Nar Sanat Tiyatrosu Yöneticisi Halis BAYRAKTAROĞLU “SIR” oyunu ile ilgili olarak şu bilgileri verdi ;

Nar Sanat Tiyatrosu Yöneticisi Halis BAYRAKTAROĞLU

Nar Sanat Tiyatrosu Yöneticisi Halis BAYRAKTAROĞLU

Yaşamları, hayata bakışları ve sahip oldukları imkanlarıyla birbirinin zıttı olan Soner ve Mahirin kimseye söyleyemedikleri bir sırı vardır. Ancak bu sırlarını bir kişi daha bilmektedir.

İlk aşkın duyarlılığı, Arkadaşlık-dostluğun vurgulandığı biraz esprili, biraz gizemli, biraz dramatik biraz da gerilim li bir oyun SIR.. Başka dünyalara duyulan özlem, masum yıllar..

Okulunda başarılı, idealleri olan Sonerin bir gece penceresi tıklatılır, gelen bildiği ama tanımadığı Mahirdir.. Mahir Onu kendisinin gizli yerine götürür ve bir sırrını paylaşır. İstemeyerekte olsa bu Sırrı öğrenen Soner, Mahirle işbirliği yaparak serüvenlerine yol alır.

Dostluğun, arkadaşlığın, Doğayla ilgili duyarlılığın, İlk aşkın, eğitimin öneminin, Ailenin öneminin ve yaşama dair bir çok özelliğin işlendiği Oyunumuzda serüven bir dantela şeklinde işlenmiş seyirci neredeyse her sahnede farklı düşünce ve sürpriz gelişmelere hazırlanmaktadır. Hikayenin dramının arkasından komediye dönülmekte ve seyircinin sıkılması engellenmektedir.

Lise dönemi gençleri için düşünülen oyun aslında genç-yetişkin herkese önemli sorular soran, izlemesi gereken bir oyundur.

Mahir ve Sonerin ortak SIR’ları, acaba onları nerelere savuracak? onları bekleyen sürprizler neler? Melis, Can ve Deli Mehmet bu Sır hakkında ne biliyorlar?

Halis BAYRAKTAROĞLU’nun Yönetmenliğini yaptığı SIR’ın Oyuncu Kadrosu ; Taylan GÜNER, Bülent KESER, İrem MERCAN, Batuhan SONCUL, Cumhur SARI

Hep beraber izleyelim sorulara kendimizden pay çıkartarak cevaplar arayalım mı ?

Daha fazla detay ve tüm oyunlaar  için sitemizi ziyaret edebilirsiniz : http://www.narsanattiyatrosu.com

İyi seyirler.

Bedia Ceylan GüzelceHaber:  Bedia Ceylan Güzelce

Kayak:[-]

Halk ozanı, Anadolu’nun yetiştirdiği en büyük isimlerden biri olan Aşık Veysel’in yaşamı müzikal oldu. Genç tiyatrocuların girişimiyle hayata geçen proje bu yıl sahnelenecek.

‘Kara Toprak,’ ‘Uzun İnce Bir Yoldayım’ gibi dünyanın tanıdığı bestelere imza atan halk ozanı Aşık Veysel’in yaşamı ilk kez müzikal olarak sahneye uyarlandı. Ailesi, onun mirasına ve ismine sımsıkı tutunuyor. Aralarında müzisyenler de, serbest meslek icra edenler de olan kalabalık bir aile. Her yıl Aşık Veysel’e dair birçok proje ile karşılaşıyorlar. Bunların içinden aile meclisinin onayladıkları hayata geçiriliyor, onaylanmayanlar ise nazikçe reddediliyor. Karabük Üniversitesi’nden Numan Çakır, Aşık Veysel’e gönül vermiş bir tiyatrocu. Geçtiğimiz yıl hayata geçirdiği Aşık Veysel müzikaliyle Türkiye’yi dolaşmak istiyor. Aşık Veysel’in müzikalini yapma sürecini hem Numan Çakır’la hem de Aşık Veysel’in torunu Burcu İşler’le konuştuk.

aşık veyselin hayatı sahnede

Müzikal fikri nasıl oluştu?

2013 yılı Temmuz ayında yapmayı hayal ettim. Önce müzikal olarak yazmamıştım. Yazarların Aşık Veysel’in hayatıyla ilgili yazdığı kitapları okumaya başladım, şiirinin yapısını incelemeye başladım. Okudukça kendimi, insan olduğumu anlamaya başladım. Beni en çok etkileyen şiiri, ‘Beni hor görme kardeşim sen altınsın ben tunç muyum, aynı vardan var olmuşuz, sen gümüşsün ben saç mıyım?’ oldu. Bu şiirleri okuduktan sonra bu ülkede yaşayan bir genç olarak kendimi ona borçlu hissettim. Şiiri içerisinde zaten doğal bir müzik var, onu kavramaya başlayınca da bunun bir müzikal olması gerektiğine karar verdim.

Bu güne dek nasıl tepkiler aldı?

Bedia Ceylan Güzelce - Al Jazeera Karabük Üniversitesi öğrencisi Numan Çakır, Aşık Veysel müzikalinin yönetmenliğini yapıyor.

Bedia Ceylan Güzelce –
Karabük Üniversitesi öğrencisi Numan Çakır, Aşık Veysel müzikalinin yönetmenliğini yapıyor.

2014 yılında dört defa sahnelendi, sahnelenmeye de devam edecek. Her temsilden önce salonu doldurup dolduramayacağımızın endişesini yaşıyorduk ancak her seferinde o salon kadar insan dışarıda kaldı. Bu ilgi elbette Aşık Veysel’e olan ilgidir. Ona duyulan özlemdir bana göre.

Müzikali oluşturmadan önce Aşık Veysel’in ailesiyle nasıl iletişime geçtiniz?

Ben önce Aşık Veysel’in diğer torunu Nazender Süzer’e ulaştım. Ondan bilgiler ve fotoğraflar aldım. Sonra Burcu Hanım’a ulaştım. Sorular sordum, bütün sorularıma büyük bir sabırla yaklaştı o da. Ailenin kapılarını bize sonuna kadar açtılar. Aşık Veysel’in samimiyeti bütün ailesinde mevcut bence. Sahnede yer verdiğimiz her hikaye için ailenin onayını aldık.

Aşık Veysel’in hayatını müzikale nasıl uyarladınız?

Kronolojik olarak hayatını anlatan, bir belgesel müzikal. Doğumundan ölümüne kadarki süreyi anlatıyoruz. Annesi Gülizar Hanım’ın koyundan gelirken çektiği doğum çilesinden, ölmeden önce duvarına uzanıp sazını son defa eline almasına kadar her anı koymaya çalıştık. Lirik dans, şarkılar ve anlatımın birlikte olduğu bir form.

aşık veysel müzikali

Bu müzikalle amaçladığınız nedir?

Hedefimiz bir Türkiye turnesi yapıp, üniversite öğrencilerine ve halka Aşık Veysel’i hatırlatmak, tanıtmak ve anlatmak.

Burcu İşler: Türkülerini dinleyip efkarlanıyorum

Burcu İşlerBurcu İşler, Aşık Veysel’in küçük torunu. Özel bir hastanenin hasta kabul bölümünde çalışıyor. Dedesine büyük bir tutkuyla bağlı. Ona dair düşüncelerini Al Jazeera Turk ile paylaştı, ‘Büyük dedem Aşık Veysel’in ismi birçok yerde kullanılıyor. Seçim mitinglerinden, sahne gösterilerine kadar. Bu konuda tek bir cevabım hiçbir zaman olmadı. Öncelikle şunu söyleyeyim, popüler kültürün içinde olması beni çok fazla rahatsız etmiyor. Ancak genel olarak bu konulara dair iki farklı görüşüm var. Aşık Veysel, sanatının hiçbir zaman siyasete alet edilmesini istememiş bir insandır. Ama şimdiki zamana da baktığımızda, kullanılması bir yandan mantıklı geliyor çünkü daha fazla insan onu tanıyor, görüyor. Sırf benim, sizin bilmenizle sınırlandırılamayacak biri Aşık Veysel. Siyasete alet edilmemek üzerine kendi cümleleri de var olduğunu unutmamak lazım. Ailece bir araya geldiğimizde hep ondan bahsederiz, onu yeniden yeniden yad eder, anlamaya çalışırız. Tabii her seferinde de onunla ilgili farklı farklı konular çıkar. Mesela 21 Mart’ta (Aşık Veysel’in ölüm yıldönümü) dayımın anlattığı bir hikaye vardı. Bayramda köye, dedenin (Aşık Veysel) elini öpmeye giderlermiş. Dayım biraz şakacı biridir, çocukken de öyleymiş, bayram sebebiyle dedemin elini öpmek için sıraya giriyor. Önce büyük dayım gitmiş Aşık Veysel’in elini öpmüş, sonra dayım bir başkasını koymuş sıraya kendinden önce. Tabii dede beş lira beş lira veriyor çocuklara. Dayım da şunu hesaplıyor, küçük paralar bitsin, bana büyük para kalsın diye en sona kalmayı bekliyor. Bütün çocuklar gittiğinde, dayım dedenin yanına gidiyor, elini öpüyor, harçlığını beklerken, dede yine bir beş lira buluyor cüzdandan ve onu veriyor. Bazen dedemin türkülerini dinleyio efkarlanıyorum, keşke yaşasaydı diyorum.’

Antakya Medeniyetler Korosu, TEV Soma Umut Fonu için şarkı söyleyecek. Koro, 6 Eylül’de Alaçatı Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak.

soma için söyle

Soma faciasının yaraları sarılsın diye birçok yardım etkinliği düzenleniyor. Bunlardan biri de 6 Eylül’de verilecek bir konser. 2012 yılında Nobel Barış ödülü için ismi geçen Antakya Medeniyetler Korosu’nun solistliğindeki konser, Soma’da yakınlarını kaybeden çocukların eğitim bursuna katkıda bulunmak üzere düzenlenecek.

Türk Eğitim Vakfı’nın (TEV) Soma için oluşturduğu TEV Soma Umut Fonu hesabında toplanacak olan bilet gelirleri, Somalı çocukların eğitimi için harcanacak. Antakya Medeniyetler Korosu, Antakya’da bir arada yaşayan farklı din ve inanış mensuplarından oluşuyor. Bu güne dek Türkiye’de ve dünyanın farklı noktalarında konserler veren Antakya Medeniyetler Korosu, konserlerinde müziğin birleştiriciliği ve insanları ortak duygular etrafında buluşturmasının altını çiziyor.

Kaynak: Al Jazeera

Bu yıl 21’incisi düzenlenen Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali 30 Ağustos’ta başlıyor. Festival programında ‘Attila’dan ‘Aida’ya sekiz farklı temsil sahnelenecek.

Festivalde 'Attila' operası Ankara Devlet Opera ve Balesi sanatçıları tarafından sahnelenecek.

Festivalde ‘Attila’ operası Ankara Devlet Opera ve Balesi sanatçıları tarafından sahnelenecek.

Antalya’nın iki bin yıllık antik tiyatrosu Aspendos, dünyada doğal akustiği en iyi yerlerden biri olarak biliniyor. Aspendos antik tiyatrosu yirmi yıldan fazladır müzikli etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Bunlar içerisinde en eski olanı bu yıl 21’incisi gerçekleşecek olan Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’nün birlikte hazırladığı festival 30 Ağustos’ta başlıyor.

Festival kapsamında İzmir, Mersin, Antalya, Ankara, Antalya Devlet Opera ve Balesi müdürlüklerinin yanı sıra Budapeşte Operet ve Müzikal Tiyatrosu ile İtalya – Sicilya, Taormina Festival Operası gibi yabancı konuk topluluklar da yer alacak. 30 Ağustos akşamı Guiseppe Verdi’nin ‘Aida’ operası ile başlayacak olan festivalde, 3 Eylül’de ‘Notre Dame’ın Kamburu’ balesi, 6 Eylül’de ‘Operetler Galası’ konseri, 10 Eylül’de ‘La Traviata’, 13 Eylül’de ‘Harem’ operası, 17 Eylül’de ‘Attila’ operası, 20 Eylül’de ‘Tosca’ operası ve 24 Eylül’de ise ‘Herkül’ operası sahnelenecek.

30 Ağustos – 24 Eylül tarihleri arasında gerçekleşecek olan festival biletleri 50 TL olarak satışa sunuluyor.

Kaynak: Al Jazeera

İyi bir kursta en uygun gün ve saate çocuklarınızın veya sizin bir sanat eğitimine mi ihtiyacı var? O zaman elinizi çabuk tutun ve en uygun gün ve saat imkânını kaçırmayın. Eğer geç kalırsanız uygun saatler dolabilir ve elbette zaman sizleri zorlayıp sanat eğitiminden  uzak kalmanıza yol açabilir. Lütfen unutmayın! Haftanın 7 günü sabah 09:00- akşam 21:00 arasında açığız ve derslerimiz devam ediyor.

sanat-egitimi

Kaliteli bir ortamda, eğitimli ve işinin uzmanı eğitmenlerle pozitif bir yapı içerisinde siz veya çocuklarınız sanat ile tanışacak.

Huzurlu, bakımlı, samimi bir ortamda ister çocuğunuz dersteyken sizde bir başka derse girebilir, isterseniz çayınızı yudumlayarak müzik sesleri arasında diğer veliler ile sohbet edebilirsiniz.

Buyurun gelin tanışalım! Daha içeri adım atar atmaz huzur ve sanatı hissedeceğiniz kurumumuza misafir olun. Kayıt olma zorunluluğunuz elbette yok, gelip bilgi alabilir sohbet edebilirsiniz. Bir başka kurumda eğitim alacak olsanız dahi kurumumuza gelin merak ettiğiniz şeyleri sorun öğrenin. Nar Sanat bir sanat derneği kuruluşu ve sizlerin nerede olursa olsun sanat eğitimi almasını destekleyen bir kurum.

Tek beklentimiz özellikle çocuklarımızın doğru eğitmenler eşliğinde iyi bir eğitim alması. Çocuk drama eğitiminden, hobi veya akademiye hazırlık resim, piyano, gitar, bateri, bağlama, keman, tiyatro, bale, dans, diksiyon, fotoğraf ve daha nice sanat dalı konusunda her türlü bilgi desteğini vermeye hazırız, yeter ki çocuklarımız sanatın içerisinde olsun.

Lütfen unutmayın hangi kuruma giderseniz gidin kurum imkanlarına ve eğitmenlerin eğitim düzeyine bakınız ve özellikle M.E.B.’e bağlı olmasına dikkat ediniz!

Davetlimizsiniz bekleriz…

Hep Sanat, Nar Sanat

 0212 570 80 68