Şunun için etiket arşivi: Sergi

49. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali için bu yıl 177 afiş başvurusu yapıldığı bildirildi.

49 antalya uluslar arsı film festivali

Antalya Büyükşehir Belediyesi ve AKSAV Basın Danışmanı Akgün Keskin Sakarya, yaptığı yazılı açıklamada, Antalya Büyükşehir Belediyesi ile Antalya Kültür Sanat Vakfı işbirliğiyle düzenlenen 49. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivalinin tanıtım materyallerinde kullanılacak afişi belirlemek, tasarım alanında çalışan kişileri desteklemek ve grafik sanatına katkıda bulunmak amacıyla afiş yarışması düzenlendiğini belirtti.

Yarışmaya başvuran kişi ve eser sayısındaki rekorun en son 2004 yılında kırıldığını, 41. Festival afişi için düzenlenen yarışmaya 103 grafik sanatçısının 150 eserle başvurduklarını ifade eden Sakarya, tek eserle katılma koşulu getirildiği halde bu yıl sanatçı sayısında olduğu gibi eser sayısında da 177 katılım ile rekor kırıldığı kaydedildi.

Yarışma jürisinin belirleyeceği ödüllerin 16 Mayıs Çarşamba günü saat 10.30’da Antalya Kültür Merkezi’nde düzenlenecek basın toplantısıyla kamuoyuna duyurulacağını bildiren Sakarya, şunları kaydetti:

”Yarışmada birincilik ödülüne değer görülen sanatçı 5 bin, ikincilik ödülü sahibi sanatçı 2 bin, üçüncülük ödülü sahibi sanatçı da bin lira para ödülüyle

49 antalya uluslar arası film festivali afişlerinden

ödüllendirilecek. Birincilik ödülüne değer görülen afiş festivalin tanıtım materyallerinde kullanılacak. Jürinin sergilenmeye değer gördüğü afişler, ödüllü afişlerle birlikte festival programı kapsamında açılacak sergide sinemaseverlerle buluşturulacak.’ ‘

Kaynak : [-]

 

Michelangelo ve Raphael ilk kez Türkiye’ye geliyor!

The Great Masters İnteraktif sergisi

16. yüzyıl İtalya’sının en ünlü üç ustasının bilim ve sanatta nasıl izler bıraktıklarını anlatan The Great Masters Sergisi dünyada ilk kez Türkiye’de sergilenecek.

İnteraktif sergi, 1 Haziran – 31 Temmuz’da Arter Tasarım ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi işbirliği ile Tophane-i Amire Büyük Salon’da gerçekleşecek. İsveçli sergi tasarım şirketi Excellent Exhibitions AB tarafından tasarlanan “The Great Masters” sergisi dünyaca ünlüİtalyan küratörler Alessandro Vezzosi ve Francesco Buranelli tarafından hayata geçirildi. “The Great Masters”, 2010 yılında Göteborg, İsveç’te açılan ve 130 bin kişi tarafından ziyaret edilen “:And There Was Light” sergisinin geliştirilmiş bir versiyonu.

Sergide ziyaretçiler dokunmatik ekranlar vasıtasıyla Raphael’in yapmış olduğu resimler ve eskiRoma kalıntılarını ölçme ve düzenleme çalışmalarını görebilir, Leonardo’nun icatlarının mekanik özelliklerini deneyimleyebilir, Sistine Şapeli’nin tavanını boyamanın zorluğunu anlayabilirler. Sergi, 3 ünlü usta üzerinden yola çıkarak, keşifler çağı olarak bilinen 16. YY. İtalya’sını ve Rönesans’ı anlatıyor.

Serginin Giriş bölümünde yer alan medya odasında sunulacak 3 dakikalık bir film gösterimi, Rönesans döneminin yaratıcı 3 ustası hakkında genel bir bilgilendirme yapacak ve ziyaretçileri sergiye hazırlayacak. Bir başka bölüm olan Adli İnceleme’de “Mona Lisa” başta olmak üzere ünlü eserler detaylı olarak incelenecek. Ardından dünyanın en ünlü resimlerinden olan “Son Yemek” gerçek ölçüsünde ziyaretçi ile buluşacak. Ziyaretçilerin Leonardo da Vinci’nin kullandığı tekniklerle tanışacağı bu bölümde perspektif, renk, postür ve oranın uyumu konu edilecek. Sergi mimariye de yer veriyor ve Raphael ile Michalengelo tarafından yapılan St. Peters Bazilikası’nın yanı sıra dönemin yapıları için kaç kişinin çalıştığı, ne kadar zamanda inşa edildiği anlatılacak. Dokunmatik ekranlar sayesinde Sistine Şapeli’ni ziyaretçiler detaylı bir şekilde inceleyebilecek.
Serginin biletleri sergi mekanında bulunan My Bilet gişesinden ve My Bilet web sitesinden temin edilebilecek. Sergi hakkında detaylı bilgi serginin web sitesinde ve My Bilet’te.

 

Kaynak : [-]


Akbank Sanat, Türkiye-Hollanda diplomatik ilişkilerinin 400. yılı etkinlikleri kapsamında Eye Film Institute işbirliği ile mayıs ayı boyuncaOscar ödüllü veya Oscar adaylığına layık görülmüş Hollanda sinemasından örnekleri izleyici ile buluşturacak.

Etkinlik kapsamında Marleen Gorris’in gözüyle güçlü bir feminist bakışın ürünü olan ve 1995 yılında Yabancı Dilde En İyi Film ödülü alan “Antonia’nın Yazgısı”, 1998 En İyi Yabancı Film ödüllü, bir baba ile oğulun acımasız ve karmaşık ilişkisini konu edinen “Karakter” filmi sergilenecek.

Ayrıca Oscar’a aday gösterilen, mizahi öğeleriyle dikkat çeken Paula van Der Oest imzalı 2001 yapımı “Zus and Zo”, Naziler tarafından işgal edilmiş Hollanda’da “çocuk” cesaretiyle direnen Michiel’in öyküsünü anlatan Martin Koolhoven imzalı 2008 yapımı “Oorglogswinter” (Winter in Wartime) ve Maria Peters’in yönettiği 2011 yapımı “Sonny Boy” filmleri etniklikte yer alacak.

SONNY BOY

SONNY BOY

Tarih: 5 Mayıs 2012 Cumartesi – Saat: 14.00

Gerçek bir hikayeden yola çıkan Sonny Boy Surinamlı bir adam ile Hollandalı bir kadının yasak aşk ilişkisini konu ediyor. 20. yüzyılın ilk yarısına dair bir Hollanda portresinin görülebileceği film Annejet van der Zijl’in best-seller romanından bir uyarlama.

KARAKTER

Tarih: 12 Mayıs 2012 Cumartesi – Saat: 14.00

Oscar ödüllü Karakter, yirmili yılların sonunda Rotterdam’da genç bir avukat adayı olan Jacob Katadreuffe’in yargıç babası Dreverhaven’a karşı verdiği zorlu mücadeleyi konu ediniyor. Joba ve Dreverhaven gayrimeşru çocuğu olan Jacop Dreverhaven’in ölü bulunması sonucunda şüpheli olarak tutuklanır. Jacop çocukluğuna doğru yaptığı bir yolculuk ve iç hesaplaşmanın sonucunda babasıyla olan karmaşık ilişkisinde zorlukla da olsa bir çıkış yolu bulur.

ZUS AND ZO

Tarih: 26 Mayıs 2012 Cumartesi – Saat: 12.00

Yabancı Dilde En İyi Film Akademi Ödülü’ne aday gösterilen film, eğlenceli hikayesiyle dikkat çekiyor. Birbirinden oldukça farklı üç kızkardeş,

ZUS AND ZO

eşcinsel erkek kardeşleri Nino’ya karşı tek vücut olurlar. Bunun tek nedeni Nino’nun ailenin Portekiz sahilindeki şahane Hotel Paraiso’yu ele geçirebilmek için bir kadınla evlenmeye karar vermesidir. Kızkardeşlerin oteli ellerinde tutmak için verdikleri mücadele filme mizahi bir tat katıyor.

ANTONİA’NIN YAZGISI

Tarih: 26 Mayıs 2012 Cumartesi – Saat:14.30

Antonia’nın bir sabah uyanıp o gün öleceğini hisseder ve tüm sevdikleri etrafında toplanır. Yabancı dilde en iyi Oscar ödülü alan film feminist bir yönetmenin güçlü bakışıyla, üç nesli; Antonia, kızı ve torununu, bir çiftlik evinde bir araya getiriyor. Antonia, 2. Dünya Savaşı’nın ardından doğduğu ülke olan Hollanda’ya dönüş yapar. Etrafında aynen kendisi gibi cesur ve kararlı kadınları toplamıştır. Kırk yıllık bir sürede aşk, nefret, cesaret, intikam, din, felsefe, şiir ve ölüm bir arada harmanlanır.

SAVAŞ ZAMANINDA KIŞ

Tarih: 26 Mayıs 2012 Cumartesi – Saat: 17.00

Oscar adayı olan bu film İkinci Dünya Savaşı sırasında, 1945 yılında Nazilerce işgal edilmiş karlarla kaplı bir Hollanda’da ülkesini nazizmden kurtarmak için direnişe geçmiş 13 yaşındaki Michiel’in hikayesini anlatıyor. Savaşın maceracı doğasının bu küçük çocukta yarattığı cesaret kısa sürede onu tehlikeye götürecek ve umutsuzluğa sürükleyecektir.

Etkinlikler ücretsiz!..

 

 

Kaynak: [-]

Pera Müzesi, dünyaca ünlü usta Goya’nın 230 eserinden oluşan “Goya Zamanın Tanığı” sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergi 29 Temmuz’a kadar ziyaret edilebilir.

Francisco de Goya (1746-1828)

Pera Müzesi, bu kez de büyük usta Goya’nın eserlerini Türkiye’ye getirdi. Suna ve İnan Kıraç Vakfı’nın kurduğu Pera Müzesi’ndeki Goya Zamanın Tanığı sergisi 29 Temmuz’a kadar ziyarete açık.

Çağdaş sanatın en büyük ismi olarak anılan Goya’nın eserleri ilk defa Türkiye’ye geldi. Sergi, Prado Müzesi dahil, İspanya’nın çeşitli müzeleri ile İtalya’dan gelen kraliyet portreleri, gravür ve yağlıboyalardan oluşan 218’i gravür 230 parçadan oluşuyor.

Serginin 19 Nisan’daki açılışında konuşan küratör Maria Oropesa, İspanyol ressam Francisco Goya için, “zamanının en kilit ismi” nitelemesinde bulunurken, “Goya anlatılması gereken birisi. Herkesi şaşırtan biri ve bunun yanında iyi bir psikolog. İnsan ruhunu onun kadar anlayan çok az isim var” dedi.

Oropesa, Goya Zamanın Tanığı sergisini de şöyle anlattı: “Bu sergide Goya nasıl oluyor, nasıl doğuyor Victor Hugo’yu dahi kendine nasıl hayran bırakıyor bunlara tanık olacaksınız.”

Serginin küratörlüğünü Marisa Oropesa ve Maria Toral yapıyor. Sergideki eserlerin değeri 8 milyon Euro’dan fazla.

Francisco de Goya y Lucientes, 1746-1828 arasında yaşadı. Zaragozalı bir yaldız ustasının oğlu olan Goya, zamanının en büyük İspanyol ressamlarından biri oldu. Henüz ilk işleriyle bile çok yetenekli bir portre ressamı olduğunu gösterdi. Çizimleri, seçtiği renkler ve çizgileriyle kısa sürede kraliyet mensuplarını ve sanat camiasının önde gelenleri arasında tanındı. Birçok dük, kont ve Kral Carlos IV onunla çalıştı.

Francisco de Goya (1746-1828)

Goya, 1792’de tamamen sağır oldu. Bu onun ruh sağlığını çok olumsuz etkiledi, içine kapandı ve kendini tümüyle resimlerine verdi. Bu tarihten sonraki eserlerinin daha sert ve saldırgan bir niteliktedir. 1808’de başlayan İspanyol İç Savaşı Goya’yı çok etkiledi; Goya bu dönemde diğer ressamlardan sıyrılarak savaşın karanlık ve korkunç yüzünü çizdi; savaşı gurur duyulacak bir durummuş gibi göstermedi. Bu farklılık sanata yeni bir soluk getirdi.

1819’da ruh sağlığı iyice kötüledi ve Goya bu tarihten sonra evinin duvarlarını çok karanlık ve korkutucu resimler ve figürlerle donattı.

Seksen iki yaşında, hasta ve yarı kör bir durumda son tablosu olan Sütçü Kadın’ı çizdi. Bu tablo sanat camiasında önemli bir yere sahiptir.

Goya’nın gravürlerinin yanı sıra sipariş üzerine yaptığı saray resimleri de olduğu düşünüldüğünde Goya’nın eserlerinin yaşadığı döneme ait bilgi verdiği ve belge niteliği taşıdığuı söylenebilir.

Goya, kendisinden sonra gelen Manet, Picasso ve Francis Bacon gibi önemli isimleri etkiledi. Ressamın eserlerinin büyük bir bölümü Madrid’de Museo del Prado’da sergileniyor. (IC)

 

Kaynak: [-]

21-28 Nisan tarihleri arasında yapılacak Uluslararası İzmir Film Festivali kapsamında bütün gösterimler ve etkinlikler ücretsiz  gerçekleşecek. Film gösterimleri için dağıtılacak yer kuponlarınızı sinema fuayelerinde açılacak festival gişelerinden alabilirsiniz. Yer kuponları günlük dağıtılacaktır. Seyirciler her seans için en fazla iki yer kuponu alabilecektir.

izmir film festivali

FESTİVAL’DE BUGÜN (21 NİSAN CUMARTESİ)

Havai Fişek Gösterisi

21:00-22:00

GÜZELYALI, KONAK İSKELE YANI, GÜNDOĞDU, KADİFE KALE, BAYRAKLI REKREASYON ALANI, ARENA İZMİR, KARŞIYAKA ÖZGÜRLÜK MEYDANI

Karaca Sineması Salon 1

12:00 Theo’nun Bakışı / Theo’s Gaze 59′

14:00 İşte Böyle / Damn The Dams (Yönetmen Osman Şişman ve Özlem Sarıyıldız’ın katılımıyla / with the attendance of the directors Osman Şişman and Özlem Sarıyıldız)

14: 00 Türkçe Pekiyi / Turkish: A (Yönetmen Murat Bayramoğlu’nun katılımıyla / with the attendance of the director Murat Bayramoğlu)

17:30 KURMACA KISA FiLMLER GÖSTERİMİ ve EKİP ÖDÜLLLERİ TÖRENİ / FICTION SHORT FILMS SCREENING AND TEAM AWARDS

12. İzmir Uluslar arası film Festivali Gösterim Programı

21:00 Yalnızlar Rıhtımı / The Lonely Ones Quay  113′

İzmir Sineması Salon 4

12:15 Mutlu Et Yoktur / LoveMEATender 63′

14:15 Charlotte Rampling: Cazibe / Charlotte Rampling: The Look 90′

16:45 Punk Usulü Baba / The Other F Word 99′

18:45 Agarta’nın Çağrısını Duyan Çocuklar / The Children Who Chase Lost Voices from Deep Below 116′

21:15 George Harrison: Fani Dünyaya Karşı / George Harrison: Living in the Material World 208′

İzmir Sineması Salon 3

13:00 Kibarlık Zor Zanaat / It is Hard to Be Nice 102′

15:30 Başım Belada / First On The List 85′ (Yönetmen Roan Johnson’ın katılımıyla / with the attendance of the director Roan Johnson)

18:00 Eva / Eva 94′

20:30 Benim Adım Li / Shun Li and the Poet 100′

Bornova Batı Sineması

13:00 Düzelti / Erratum 95′

15:30 Gönül Laf Dinlemez / Reasons of the Heart 119′

18:00 Hayatta En Önemlisi Ölü Olmamak / The Most Important Thing in Life Is Not To Die 80′ (Yönetmen Pablo Martin Torrado’nun katılımıyla / with the attendance of the director Pablo Martin Torrado)

20:30 Kumpanya / The Travelling Players 230′

Festival Katalogu :  http://www.izmirfilmfest.com/pageFlip2/index.html

Film festivali Duyuruları için :  http://www.izmirfilmfest.com/duyuru.php

 Festivalin Tarihçesi : 

İzmir’de Film Festivali Yolculuğu…

Oğuz Makal*

Sanıldığının aksine, bugün Antalya’da ünlenen Sanat ve Kültür Festivali (Altın Portakal) ve yine bu kapsamda düzenlenen film yarışmasının öncü kenti İzmir’dir.

1961 yılında İzmir, öncekilerin tümü tartışmalı geçen sinema festivali ya da yarışmalara bir katkıda bulunmak istedi. Fuar sırasında düzenlenen “Birinci Sanat Festivali”nde içlerinde rahmetli gazeteci-yazar Özdemir Hazar’ın da olduğu girişimciler, “Fuar Filmleri Yarışması”nın yapılmasına karar verdiler. İstanbul’daki film şirketlerine, sinemayla ilgili kuruluşlara çağrılar yapıldı. Bu olayı aktaran Sn. Erman Şener’e göre, ortada bir sorun vardı, birkaç ay önce İstanbul’da “Türk Filmleri Yarışması” adıyla bir etkinlik düzenlenmişti ve özellikle olumsuz yankıları sürüp gitmekteydi. İzmir ise sinema endüstriden uzak, medya açısından zayıf bir kentti, getireceği mali külfetler nedeniyle de filmcilere çekici gelmemekte. Çok az basılan film kopyasının en azından 4-5 gün gösterimden uzak tutulması onları düşündürtmekteydi. Şener’e (**) göre, “Tabii bunlar birer La Palice gerçeğiydi ve festivali düzenleyenler de bütün bunları mükemmelen biliyorlardı. Bu yüzdendir ki, festivali her türlü koşulun dışında tuttular. Yapılan çağrıda, en küçük bir koşul bile söz konusu değildi. Yani festivali düzenleyenler ne başka bir festivale katılmama şartını ileri sürüyorlardı, ne de katılacak filmin o yıl çevrilme şartını. “Peki, İzmir’deki bu festivale hangi filmler katılmıştı? Sekiz film başvurmuştu: İki Damla Gözyaşı (Nejat Saydam-1961), Gecelerin Ötesi (Metin Erksan-1960), Ayşecik ‘Şeytan Çekici’ (Atıf Yılmaz-1960), Dolandırıcılar Şahı (Atıf Yılmaz-1960), Kader Yolcusu (Selahattin Burçkin-1961, Cumbadan Rumbaya (Turgut Demirağ-1960), Denize İnen Sokak (Atilla Tokatlı-1960), Unutamadığım Kadın(Ülkü Erakalın-1961).

Yedi kişilik jüri filmleri izledi. İlk günler her şey düzgün ve sakindi, filmlerin sonuna gelindiğinde ise jüride genel bir hoşnutsuzluk başladı. Bu konuda Erman Şener şöyle yazar: “Jüri -Ne demekse- ‘Seyredilen filmlerin içinde Türk Film ortamını bulan bir film…’ bulamamıştı. Bu yüzden, birincilik ödülünün hiçbir filme verilmeyeceği sanılıyordu. Oysa sonuçlar açıklandığında hayretle görüldü ki, 8 film içinde Türk Film ortamını bulan bir tek film bile bulamayan jüri 6 oyla (evet, mevcudun bir eksiği ile) ‘Denize İnen Sokak’ adlı filmi birinci seçmişti. Anlaşılan jüri, lahana turşusu yemenin perhizi bozmayacağı kanaatindeydi.”

İstanbul’da yapılan bir önceki yarışma kadar ses getirmeyen yarışma, gelip geçecek ve şu ödüller şöyle sıralanacaktır;
En başarılı film: Denize İnen Sokak
En başarılı rejisör: Yok
En başarılı senarist: Selçuk Bakkalbaşı
En başarılı kameraman: Enver Burçin
En başarılı erkek oyuncu: Ulvi Uraz
En başarılı kadın oyuncu: Nurhan Nur

Bu ilk yarışmanın jürisi gerçekten ilginçtir. Birinci film için oy kullanmayan tek jüri üyesinin kanısı, Şener’in deyimiyle “gerçekten dünya sinema literatürüne girecek değerde birinci”dir ve üstelik bu üye Ankara Devlet Tiyatrosu’ndan aktör-Yönetmen Ziya Demirel’dir. Ziya Demirel’in Fuar Filmleri yarışmasında ‘Denize İnen Sokak’ adlı filme oy vermemesinin gerekçesi, filmin teatral olmamasıdır. Tiyatrodan daha farklı bir sanat diline sahip olmak için o güne değin elli-altmış yılını vermiş olan sinema sanatından beklentisi teatral olmasıydı. Ona göre, film teatral özellikler taşımadığı için birinci seçilmemeliydi.

Öte yandan, en başarılı filmi seçen jüri, en başarılı yönetmeni bulamamıştı. Belki de nedeni Denize İnen Sokak’ı iyi yöneterek en iyi filmi yapan ancak sinema yönetmeni olmayan Atilla Tokatlı’yı yüceltmemek (!) olabilir…

İzmir, ikinci kez film festivali yarışması için girişimde bulunmayacak, bu sessizlik de Antalya’nın işine yarayacaktır.

İzmir ve Sinema Kulüpleri

İzmir iki kez sinema kulübüyle tanışacaktır. İlki 1960’lı yılların sonunda İstanbul Sinematek derneğinin kurulmasından sonra bir avuç sinema sevdalısının girişimiyle -Esat Balım, Ziya Metin, Necati Doluorman – gerçekleşecek, mekân olarak son yıllara kadar aktif durumda olan Hatay Sineması seçilecektir.

İkincisi İzmir Sinema ve Kültür Derneği (İSKD-1974) girişimidir. 1974’de kurulan bu derneğin başkanı Ali Özgüven, başkan yardımcısı ve sinema etkinlikleri yönetmeni Oğuz Makal’dır. İSKD, ilk film gösterisini Karaca Sineması’nda Bulgar sinemasından “Sevgi” adlı filmle yapar. Açılışı, dönemin Belediye Başkanı Sn. İhsan Alyanak ve o yıllarda doçent olan ve iki yıl sonra İzmir’de bir fakülte içinde ilk Sinema-TV bölümünü kuracak Alim Şerif Onaran birlikte yaparlar. Daha ikinci haftada yaptığı gösterimler derneğin, emniyetin “sıkı gözetim trenine” binmesi için yeterli olacaktır… İSKD’nin “genç” tavrı ve 1960’ların sonlarındaki bağımsız bir sinema hareketi olan “Genç Sinema” hareketi gibi ‘Yeşilçam’ olarak adlandırılan sinemadan uzak kalışı nedeniyle, ilk adı ‘İzmir Bağımsız Film Festivali’ olan etkinliği yaratır. (Türk Sineması’ndan gösterdiği filmler Karanlıkta Uyananlar (Ertem Göreç-1964), Bitmeyen Yol (Duygu Sağıroğlu-1965) gibi toplumsal tanıklık filmleridir).

Fuar alanındaki eski Belediye Meclis salonuna kurulan 35 mm’lik gösterim aracıyla Yılmaz Güney’in “Umut”(1970) ve “Endişe”(1974) filmleri sunulur. İstanbul Sinematek Yönetmeni Onat Kutlar “Politik Sinema” konulu bir konferans verir. Yurt dışında, İsveç’te filmler yapan Muammer Özer’in kısa-belgesel filmleri ilk kez İzmir’de gösterilir. Dernek kurulduğunda tam bir sanat çölü olan İzmir’de bu birkaç günlük olayın beklenen sesi verdiğini söylemek zordur.

Uluslararası İzmir Film Festivali’ne doğru…

Sinemanın kenti İstanbul’dur ve İstanbul bir festivale ancak 1983’te “Uluslararası Sinema Günleri” adıyla kavuşacaktır. 1985’ten başlayarak “sinema ve sanatlar” temasını işleyen yabancı ve yerli filmler yarışması açılacak, ‘Altın Lale’ ödülleri verilecektir. İzmir’de ise 1976 yılından itibaren Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV Bölümü öğrenci almaya başlar. Kentin değişen kültür yaşamının etkileri ve biraz da İstanbul’a duyulan gıptayla – bu arada Oğuz Adanır ve ben, her yıl festival için İstanbul’a koşuşturmaktaydık-,Ankara’da da bir festivalin başlatılmasının gizli tahrikiyle bir adım atıldı: “Uluslararası İzmir Sinema Günleri”. Bu ilk etkinlik tümüyle gösterime yönelikti, yarışma yapma cesareti yoktu, “Altın Artemis” adıyla bir onur ödülü vermeyi planladık, ve ilk ‘Altın Artemis’i yılların ustası Atıf Yılmaz’a sunduk. Köşk Sineması’nda Atıf yılmaz Filmleri toplu gösterimi yapılırken, TAD (Türk-Amerikan Derneği) , Fransız Kültür Merkezi Salonu ve İzmir Sineması’nda Zoltan Fabri’den Ağıt, Andrey Tarkovski’den Stalker, Ayna, Solaris, Andrey Rublev, François Truffaut’dan Neşeli Pazar, Franco Zeffirelli’den Otello, Oshima’dan Furyo, İngmar Bergman’dan Yüzyüze, Jean Luc Godard’dan Adı Carmen, Percy Adlon’dan Bağdat Cafe gibi filmler gösterildi. Ayrıca Bernardo Bertolucci’ye ayrılmış bir toplu gösteri ve “İzmir’de Sinema Kültürü ve Sorunları” başlıklı bir panel gerçekleşti.

Bu ilk etkinlikte, o güne kadar sinema sanatı adına kayda değer hiç bir filmin izlenemediği İzmir’de bir sinema rüzgârı, zengin örnekleriyle estirilmişti. Bugün geriye dönerek bakarsak, sinema sanatı için önemi kaçınılmaz olan Andrey Tarkovski, Bertolucci ve Godard’ı İzmirliler bu ilk festivalde keşfedecekti. Bir yıl sonra Alain Resnais’den Hiroşima Sevgilim, Gece ve Sis, Godard’dan Erkek-Dişi, Robert Bresson’dan (Çok sonra İstanbul’da gösterildi) Rastgele Balthasar, Costas Ferris’ten Rembetiko, Fernando Solanas’dan Güney (bu politik film Yılmaz Güney’e ithaf edilmiştir), Francesco Rosi’den Kırmızı Pazartesi, Krzysztof Kieslowski’den Öldürme Üzerine Küçük Bir Film ve Aşk Üzerine Küçük Bir Film’in yanısıra Mauro Bolognini’nin üç filmi, Stephen Frears’ın Benim Güzel Çamaşırhanem, Zhang Yimou’dan Kızıl Mısır Tarlaları gösterilecektir. O yıl “Altın Artemis Onur Ödülü “Türkan Şoray ve Halit Refiğ’e verilecek, bu nedenle Refiğ’e ayrılmış bir toplu gösterim yapılacaktır. Bir sergi, 6 söyleşi, üç panel (biri Kültür ve Turizm açısından sinema şenlikleri olan) festivali tamamlayacaktır. Üçüncü yılı da başarılı bir çizgide atlatan “Sinema Günleri”, dördüncü yılında “Uluslararası İzmir Film Festivali” olarak, olumlu yankılar alan şu bölümleri açarak ve davet ettiği konuklarıyla canlı tutarak günümüze ulaşacaktır: Kameranın Ardındaki Kadın, Genç Artemis Yarışması, Ülke Sineması gibi.

Geçen on yıllık süreçte dünya sinemasının en önemli ustaları Akira Kurosawa, Andrzej Wajda, Abbas Kiarostami, Lars Von Trier, Istvan Szabo, Doris Dörrie, Salvoteres, Francesco Rosi, Ettora Scola, Wim Wenders, C. Sautet, Claude Chabrol, İdiko Szabo, Leo Carax, C. Miller, Luc Besson, Carlos Saura, Peter Greenaway, B. Biller, David Cronenberg, Federico Fellini, Theodoros Angelopoulos, Mike Figgis, Luis Bunuel, Marco Ferreri, Pier Paolo Pasolini, Agnes Varda, Yılmaz Güney ayrıca Mustafa Altıoklar’dan Kutluğ Ataman’a, Zeki Demirkubuz’a birkaç yıl sonra ünlenecek bizden yönetmenlerin ilk filmlerini keşfetme olanağı bulunmuştur. Sinemamızın değerli kadın yönetmeni Bilge Olgaç yaşarken, sinemanın 100. yılına rastlayan yedinci festivalde o dönemde hayatta olan en önemli sinemacımız Lütfü Ö. Akad, Fikret Hakan, sevgili hocamız Alim Şerif Onaran onurlandırılmıştır. Sinema araştırmacısı ve yazarı Nijat Özön, Agah Özgüç ve Giovanni Scognamillo; Ömer Kavur, Şener Şen, Atilla Dorsay ve kentimizden Hüseyin Baradan değişik zamanlarda “Altın Artemis” alan sinemacılardır. Bunların dışında 9. ve 10. yılında Akdeniz Ülkeleri Film Yarışması’nın başlatılması ayrı bir önem taşır.

Festivalin 11. yılını o yıl yayımlanan “Tarih İçinde İzmir Sinemaları” kitabı ve aynı adlı belgesel filmiyle geride bırakan, yine Oğuz Makal’ın gayretiyle – festivale doğru giden yolda Zuhal Çetin Özkan ve Ragıp Taranç’ın da desteklerini unutmamak gerekir- İEF Sinema Burada Festivali’ni ve Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali’ni yaşatan İzmir, sinema sanatı ve kültür tarihinin de bir parçasıdır.

…şimdi İzmir’de yine ve yeni bir sinema festivalini başlatmanın zamanıdır.

* (Prof. Dr. Beykent Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı)

(**) Erman Şener, Festivaller, Anlam Yayını, 1972, İstanbul

Alman sanatçı Franz Ackermann Türkiye’deki ilk sergisini Dirimart’ta açtı. Sanatçı, serginin devamını ise Esenler Otogarı’nda sergilemek istiyor. Dirimart’taki yerleştirme aynı zamanda 2009’daki Altermodernism başlıklı Tate Trienali’ndeki işlerin de devamı niteliğinde

Ackermann Franz Maler

Yerleştirmelerinizi kurarken nelerden etkileniyorsunuz? 
Yerleştirmelerimde tek ve basit bir etken var aslında. Şehir ve etrafında oluşan yaşam şekilleri. Dünyanın her yerinde oraya özgü bir günlük yaşam dinamiği var. Gözlemlediğim günlük yaşam alışkanlıklarını bir mecra üzerine aktarıyorum. Tate Modern’deki yerleştirmemde kullandığım bayraklar, içi boş ve simgesel ürünlerle göstermeye çalıştığım şey metaların belli duygular eksenindeki yönlendirimleriydi. O zamanlar ekonomik kriz sinyallerini vermeye başlamıştı. İzleyiciden sorgulamaya devam etmem gerektiği hakkında bir onay aldığımı hissettim. Bugün üç sene sonrasındayız, birçok ülke şu anda ekonomik krizin etkilerini yaşıyor.

İstanbul’da sergi yapma fikri nasıl gelişti? 
İstanbul’a önceki ziyaretlerimde burada bir sergi yapmanın zamanı geldiği duygusuna kapılmaya başlamıştım. Artık etrafta gezinen bir fleneur ya da turist olarak değil, bir şeyler söyleme ihtiyacında biri olarak bulunduğumu fark ettim. Hepimizin bildiği bir gerçeklik var ki İstanbul son on beş yılda çok hızlı şekilde değişim gösterdi. Değişimin izlerini takip ettim. Nihai olarak vardığım noktada birkaç farklı formda bu etkileşimleri sergilemek istedim. Yerleştirme açısından şehrin farklı dokularının birleşimini ortaya koymaya çalıştım. Bu sadece birinci versiyon. Tarihi ve mimari dokunun beraberinde şehrin farklı noktalarında gözlemlediğim dönüşüm öğelerinin etkisini yoğun şekilde hissedebilirsiniz. Diğer işlerde ise şehirdeki kaosun ve buraya uyum sağlama halinden çok içine girdiğim kafa karışıklığının izleri var.

Munih Metrosu

Önceki işlerinizden de yola çıkarak mekânlardan, şehirlerden etkilenen işler yaptığınızı biliyoruz. Estetik anlamda İstanbul’un sizinle konuşma şeklini nasıl ifade ediyorsunuz? 
White Cube’da ya da Tate Modern’de yaptığım sergilemelerden çok da farklı değil aslında. İstanbul ekonomik ve sosyolojik anlamda kuralsız sorgulamaları olan bir şehir. Şehrin zenginlikleri meşru sistemlerle ölçülebilecek bir olgu değil. Biz sanatçılar için şehir ya da diğer alanlar oldukça ilham verici gözlem mecralarıdır. İstanbul’un Atina ya da Dublin gibi şehirlere kıyasla daha şanslı olduğunu düşünüyorum açıkçası, Gelecekte her şey daha esnek olacak, Avrupa şehirleri bugün Batılılaşmanın kendilerine dayattıklarının sonuçlarını yaşıyor.İstanbul geleceğe bakabilmek adına çok önemli bir yer!

Üretim şekilleri gittikçe globalleşirken ve sanattaki üretim de gittikçe bu eksene doğru kaymaya başlamışken, kendi üretim dinamiklerinizi korumayı nasıl başarıyorsunuz? 
Bir tarafta global ortak bir sisteme sahibiz, sokakta kahve alıcaksak büyük ihtimalle üç büyük zincir markadan birini seçeriz. Artık hemen her ürün için bir temel zincir yapısı kurulu. Bununla yaşıyoruz ve buna açız. Öbür tarafta ise sanatçılar bireysel üretime yönelik talebi sanat üzerinden ortaya koymaya çalışıyor. Omzumuzda ağır bir yük taşıyoruz. Sanatçılar olarak global normlar içerisinde yaşamaya çalışan tekil üretim öğeleriyiz. Yaratıcı, dâhi ve deli olmamız lazım. Sanatçıyla globalleşen dünya arasında büyük bir boşluk var. Bu benim de kendime hep sorduğum bir sorudur. Odanın ortasına bir tane de olsa özgün bir iş koyabilmek isterim. Bu çok modası geçmiş bir sanatçılık hali olarak da görülebilir. Sanat dünyasında da endüstriyel üretime kayışı gözlemliyoruz. Sanat da üretim süreçlerini yönetmekten ibaret bir hale gelmiş durumda. Bu anlamda biraz eski kafalı olduğumu söylemeliyim. Geleneksel mecraların gücüne çok inanıyorum. Çizim, yağlıboya gibi. O eser global üretim döngüsünü kırıp, tek başına bir yerde durabilme gücüne sahiptir. Bu çok ilginç bir şeydir. O işi alın, tek başına sokağa, mağazaların karşısına koyun, onlarla rekabet haline girdiğini göreceksiniz.

Resimlerinizde kullandığınız canlı renklerin zaman içerisinde geliştirdiği size özgü bir anlatım dili var. Aynı zamanda günlük yaşamınızın etkilerini de büyük oranda okumak mümkün… 
Altı yaşımdan yirmi bir yaşıma kadar her gün futbol oynadım. Sanat da benim için bu anlamda spordan farksız. Renklerle olan kurguda ise iki farklı açılım var. Renk ve etrafındakiler. Çok canlı bir renk kullandığınızda etrafındaki renkler gereken gücü vermezse o parlaklığı yakalayamazsınız. Tıpkı araba kullanmak gibi, frene basmadığınız sürece gaza yüklenmeye devam edebilirsiniz. Renklerin kontrastlarla bileşiminde farklı düzeylerdeki duyguları, sesleri okuyabilirsiniz. Bazen bir iş bitmemiş gibi gözükür ama aslında beş dakika önce bitmiştir. Böylesi girift kurgularda her bir ayrı ekleme tüm yapıyı değiştirecektir. Abstract işler yaptığınızda tabii ki işin başlığı da oldukça önemli hale geliyor. Bir nehir var, büyük bir nehir, o bir boğaz, etrafında mağazalar ve hayat var, rengi kırmızı olmasın evet sarı olsun, burada da oto yollar var. Böylesine bir soyutluktan yola çıktığınızda pek de kolay olmuyor. Bazen hafızamı bir yana koymaya çalışıyorum. Birden yeni bir şey çıkıyor karşıma evet diyorum, işte bu Haliç..
Franz Ackermann sergisi 13 Mayıs’a kadar Dirimart’ta. 

SONRAKİ SERGİ ESENLER OTOGARI’NDA OLABİLİR 

Serginin ismi ‘Transit: Again, Always, Forever’ (Geçiş: Tekrar, Her Zaman, Sonsuza Kadar). Geçişlilik hali ve İstanbul bağdaşımı nasıl bir bileşim oluşturdu? 
İstanbul bir köprü. Ayrıca şehrin içerisinde de bir köprü var ki günlük yaşam rutininde insanlar iki yaka arasında gidip geliyorlar. Görecelilik ve yaşamın transformatif hali oldukça ilgimi çeken bir konu. Her gün bir yerden bir yere gidebildiğimiz gibi bazı insanlar otuz beş sene boyunca aynı yerde de çalışabiliyor. Her şey değişken ve görecelidir. Sadece göçmenler değil zengin insanlar da bir yerden bir yere gitmek zorunda kalır. Hayatın temeli bu geçişsel hareketlilik. Serginin başlığı tabii ki büyük bir zihinsel harita gibi, geçişsel ve devamlılığı olan bir yapıyı anlatıyor. Yerleştirmeye birinci versiyon dememin sebebi de bu aslında yaşayarak değişmeye açık bir halde olması. İleride bunu farklı yerlerde de sergilemek isterim. Belki bir kamyonun içinde, Esenler Otogarı’nda. Dün akşamüstü oradaydım, sergileme mekânı bakmak için. Çünkü iş mekânın sürekliliğini dönüştürüyor. İşlerim bir galeriye bağımlı değil.

Kaynak [-]

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından Koç Holding Enerji Grubu Şirketleri Aygaz, Opet ve Tüpraş’ın sponsorluğunda düzenlenen 18. İstanbul Tiyatro Festivali’nin biletleri bugün satışta

18. İstanbul Tiyatro Festivali

18. İstanbul Tiyatro Festivali 10 Mayıs-5 Haziran tarihleri arasında yurt dışından 5, Türkiye’den 40’a yakın tiyatro ve dans topluluğunun 100’ü aşkın gösterisiyle İstanbullu seyircilerle buluşacak. Festival, şehrin 22 farklı mekânına yayılacak gösterilerin yanı sıra, uluslararası üne sahip tiyatro toplulukları ve dans gruplarının katılacağı söyleşi ve atölye çalışmaları, konferanslar ve sergilere yer verecek.

18. İstanbul Tiyatro Festivali’ndeki gösterilerin biletleri yarın saat 10.00’dan itibaren:  Biletix ve İKSV’den (10.00–19.00 saatleri arasında; 8 Nisan Pazar günü haric, alınabilecek.

Tüm bilet alımlarında kredi kartı geçerli. Her gösteride tam biletlerin yanı sıra öğrenciler için indirimli bilet de satılacak. Lale Kart programının üyeleri, biletlerinde %25’e varan özel indirimden yararlanabilecekler. Lale Kart sahipleri için indirimli ön satışlar 2-6 Nisan arasında gerçekleştiriliyor.

Açılış Töreni ve Gösterisine Sınırlı Sayıda Bilet

18. İstanbul Tiyatro Festivali’nin 9 Mayıs Çarşamba akşamı Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleştirilecek Açılış Töreni ve Gösterisi’yle başlıyor. Yıllarını tiyatroya adamış ve festival kapsamında  “Elin Elimde“ adlı yapımla aynı projede yan yana gelecek Başar Sabuncu ve Cüneyt Türel’e Festivalin Onur Ödülleri’nin takdim edileceği Açılış Töreni’nin ardından Genco Erkal’ın “Nazım ile Brecht- Biraz da Aziz Nesin” başlıklı gösterisi sahnelenecek. Genco Erkal, açılış konuklarına Brecht, Nâzım Hikmet ve Aziz Nesin’in yapıtlarını sahneleyecek. Sınırlı sayıda bilet satışının yapılacağı 18.İstanbul Tiyatro Festivali Açılış Töreni’nin biletleri de 7 Nisan Cumartesi gününden itibaren Biletix satış sistemi üzerinden ve İKSVmerkezinden satın alabilir

İKSV, 2007 yılında başlattığı “BitamBiöğrenci” projesinin kapsamını 2012 yılından itibaren genişleterek, işbirliği içinde bulunduğu çeşitli sivil toplum kuruluşlarının işbirliği ve sanata duyarlı izleyicilerin desteğiyle, kültürel etkinliklere katılma şansı bulamayan öğrencileri sanatla buluşturmaya devam ediyor.

 

İzmirli öğrenciler Cannes’da yarışacak

Bir grup üniversitelinin kurduğu Azizm Sanat Örgütü’nün “Soluş” adlı kısa filmi, festivalin ‘Short Film Corner’ bölümünde gösterilecek

Soluş- Azizm Sanat Örgütü

Bir grup üniversite öğrencisinin ‘Sanat aydınlanma içindir’ sloganıyla kurduğu Azizm Sanat Örgütü’nün İzmir’deki proje ekibi tarafından ortaya çıkarılan ‘Soluş’ isimli kısa film, bu yıl 65’incisi düzenlenecek olan Cannes Film Festivali’nde gösterilecek. Film, Avrupa’nın en önemli film festivali olan ve uluslararası platformda birçok ünlüyü ağırlayan Cannes Film Festivali’nin ‘Short Film Corner’ bölümünde dünya prömiyerini yapacak. Yönetmenliğini ve öyküsünü Onur Keşaplı’nın, senaryo yazarlığını ve sanat yönetmenliğini Selin Süar’ın, görüntü yönetmenliğini Berk Tuğcu’nun gerçekleştirdiği Azizm Sanat yapımı filmin başrollerini Serhat Parıl, Okan Can ve Ceren Bekdemir paylaşıyor.

ÖZVERİ ÖRNEĞİ

Bugüne dek gerçekleştirdikleri kısa film, belgesel, televizyon programı, videoart, reklam, sergi, festival ve eğitim çalışmaları ile sanat alanında birçok başarıya imza atmış olan Azizm Sanat ekibi, en büyük sinema festivalleri arasında yer alan Cannes’da başta İzmir olmak üzere Türkiye’yi temsil edecek olmanın gururunu yaşadıklarını belirtti. Yönetmen Onur Keşaplı, “Herhangi bir yapım şirketi ya da okul desteği olmadığı için küçük ekibimizin her bir çalışanı çok fazla özveride bulundu. Sinemanın hala sağlıklı bir sektör haline gelemediği ülkemizde kısa film, uzun metrajın yavrusu algısından öteye geçemiyor” dedi. Filmin senaryo yazarı ve sanat yönetmenliğini üstlenen Selin Süar ise sinema gibi önemli bir sanat dalı ve propaganda aracı için ülkemizin başlı başına bir fon oluşturması gerektiğini vurguladı.

Filmin konusu
Hayatında dilediği her şeye sahip olan Ulaş, kitap yazma hayali ve yaklaşmakta olan doğum günü sebebiyle doğayla iç içe olacağı bir köye gider. Ancak karakterin, yazma konusundaki başarısızlığı ve arkadaşlarının doğum gününe gelmemelerinin yarattığı sıkıntı üzerine ormanda karşılaştığı gizemli kadın, Ulaş’ın gerçeklikten kopmasına ve soluşuna neden olur. “Nedir kırmızı?” sorusunun peşinden giden film, etkileyici görüntüleri ve şiirsel dokusuyla varoluşçuluk ve gerçeküstücülük arasında seyrediyor.

Kaynak:  http://www.yeniasir.com.tr

Bu yıl 30. kez düzenlenecek İzmir Tiyatro Günleri, ilk kez uluslararası boyuta taşınıyor. İspanya, İtalya ve KKTC’den tiyatro gruplarının da katılacağı Tiyatro Günleri kapsamında 11 etkinlik düzenlenecek.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Ege Üniversitesi ve İzmir Devlet Tiyatrosu işbirliğinde düzenlenen İzmir Tiyatro Günleri, 30. yılında ilk kez uluslararası düzeyde bir etkinliğe dönüştürüldü. 27 Mart-11 Nisan tarihleri arasında gerçekleşecek Uluslararası İzmir Tiyatro Günleri öncesi düzenlenen toplantıda etkinlik programı sanatseverlerle paylaşıldı. Toplantıya Ege Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Atilla Silkü, Dokuz Eylül Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İsmail Hakkı Bahar, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Serpil Baran, Tiyatro Günleri Düzenleme Kurulu Sanat Danışmanı Prof. Dr. Özdemir Nutku ve Güzel Sanatlar Fakültesi Oyunculuk Anasanat Dalı Başkanı Prof. Dr. Hülya Nutku katıldı.

İzmir Tiyatro Günleri’ne ve sanatın tüm dallarına verdikleri destekler nedeniyle Büyükşehir Belediyesi adına mutluluk duyduğunu dile getiren Serpil Baran, bu yılki etkinliğin çok daha özel bir anlam taşıdığını söyledi. İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Baran, İzmir Tiyatro Günleri’nin uluslararası boyuta taşınması yönünde ilk adımları attıklarını, İspanya, İtalya ve KKTC’den gelen grupların düzenlenecek etkinliklere renk katacağını belirtti. Baran, başlattıkları uluslararası atılımı önümüzdeki yıllarda daha da artırarak sürdüreceklerini sözlerine ekledi.

Düzenleme Kurulu Sanat Danışmanı Özdemir Nutku da bu yıl uluslararası festivale geçişin ilk denemesini yaptıklarını belirterek, “İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu tiyatro günlerini devam ettirmesi çok önemli. Bu bakımdan öncelikle Büyükşehir Belediyesi ile Dokuz Eylül ve Ege üniversitelerini kutlamak gerekiyor. Önümüzdeki yıl sanıyorum tam uluslararası festival boyutuna geçiyoruz. İzmir Tiyatro Günleri İzmir’in çevresine gidecek, varoşları da kaplayacak bir şenlik olacak” diye konuştu.

Gelecek kuşaklar için tiyatro

Ege Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Atilla Silkü ise “1955 yılında kurulan bir üniversite olarak 50. yılımızda, sosyal sorumluluğunu yerine getirme anlayışı çerçevesinde bu organizasyonda yer almaktan mutluluk duyuyoruz” dedi. Dokuz Eylül Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İsmail Hakkı Bahar da konuşmasında, kurum olarak sanata büyük önem verdiklerini dile getirerek şunları kaydetti: “Her şeyden önce adalet ve hukuka saygı, herkesin eşit haklardan yaralanabilmesi, tüm görüş ve ideallerin serbest dolaşımı ve özgürce ifade edilebilmesi, tüm insanların yaşayış biçimlerinin öğrenilmesi, uluslar, dinler arasındaki kin ayrımcılık ve düşmanlığın dolayısıyla savaşların ortadan kaldırılması gibi görüşlerin dünyaya yayılması ve dile getirilmesi açısından bu gün çok önemli. Bu günün bir haftaya çıkarılarak uluslararası platforma taşınması da çok önemli. Doğmamış nesillerimize daha yaşanası bir dünya bırakabilmemiz için tiyatroyu ve tüm sanat dallarını yaşatmalıyız”

İş dünyasına destek çağrısı

Prof. Dr. Hülya Nutku ise ilk kez uluslararası boyuta taşınan Tiyatro Günleri’nin dolu dolu bir içeriğe sahip olduğunu belirterek, “Bu yıl 8’i turne topluluğu, ikisi yurtdışından, biri de fakültenin büyük prodüksiyonu olmak üzere toplam 11 etkinlik gerçekleştirilecek” dedi. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin verdiği destek ve katkı nedeniyle teşekkürlerini dile getiren Nutku, “Ama bir yandan da iş adamlarımıza seslenmek istiyorum: Hayat sadece ticaretle yürümüyor. Biraz da sanata destek verin” diye konuştu.

Emek ödülü Hale Eren’e

30. Uluslararası İzmir Tiyatro Günleri kapsamında 1999 yılından beri uygulanan bir gelenek de sürdürülecek. Yaşamı boyunca ülkemizde tiyatro sanatının gelişimi yolunda üstün hizmet vermiş sanatçı ve bilim adamlarına verilen Muhsin Ertuğrul Tiyatro Emek Ödülü’nün 14.’sü, sahne tasarımı dalında Hale Eren’e verilecek.

Yine etkinlikler kapsamında 27 Mart-10 Nisan tarihleri arasında Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde 30. Dekor-Eskiz-Maket Sergisi düzenlenecek. 31 Mart-1 Nisan 2012 tarihlerinde ise Tarihi Havagazı Fabrikası’nda “Hayat Sanattan Öğrenir” adlı proje kapsamında bir workshop gerçekleştirilecek. Geleneksel Flamenko gösterisini modern bir yaklaşımla yorumlayan İspanyol Tatiana Garrido Flamenko Topluluğu, 27 Mart akşamı AASSM’de İzmirli sanatseverlerle buluşacak.

Uluslararası İzmir Tiyatro Günleri Programı:

AHMED ADNAN SAYGUN SANAT MERKEZİ

Ateş ve Kum 27 Mart 2012 Saat 20.00

GSF ÖZDEMİR NUTKU SAHNESİ

4 Kısa Oyun 28 Mart 2012 Saat 20.00

İSMET İNÖNÜ SANAT MERKEZİ

Ölümüne 29-30 Mart 2012 Saat 20.00
Sandalım Kıyıya Bağlı 31 Mart – 1 Nisan 2012 Saat 20.00
Şems!.. Unutma!.. 2 Nisan 2012 Saat 15.00/20.00
Savaş İkinci Perdede Çıkacak 5 Nisan 2012 Saat 20.00
Kazaen 6-7 Nisan 2012 Saat 20.00
Zübük 10-11 Nisan 2012 Saat 20.00

İZMİR SANAT

Ben Bertolt Brecht Kabare 3-4 Nisan 2012 Saat 20.00
Tiyatro Öldü 8-9 Nisan 2012 Saat 20.00

ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ

Düğün 31 Mart – 1 Nisan Saat 20.00

SABANCI KÜLTÜR MERKEZİ

Kuşlar 8 Nisan 2012 Saat 15.00 / 20.00

 

Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Antalya Kültür Sanat Vakfı (AKSAV) tarafından düzenlenen 16.Altın Portakal Şiir Ödülü etkinlikleri, 15 Mart Perşembe günü başlıyor.

Antalya Büyükşehir Belediyesi ile Antalya Kültür ve Sanat Vakfı (AKSAV) tarafından düzenlenen AltınPortakal Şiir Ödülü etkinlikleri, Akdeniz Üniversitesi’nde düzenlenecek panellerle başlayacak.

16. Altın Portakal Şiir Ödülü etkinlikleri kapsamında bugün Akdeniz Üniversitesi’nde gerçekleşecek panellerin ardından Saat 17.30’da Antalya Kültür Merkezi fuayesinde şiir sergisi açılışı yapılacak.

Etkinlikler kapsamında 17 Mart’ta gerçekleşecek 15. Şiir Sempozyumu’nda 2011 yılının Altın Portakal Ödüllü şairi Ahmet Telli’nin şiiri ele alınacak. Şiir ödülüne değer görülen şair Ahmet Telli’ye ödülü sempozyum programı içinde sunulacak.

-ANTDOB-

Antalya Devlet Opera ve Balesi (ANTDOB) sanatçıları bugün, Halid Ziya Uşaklıgil’in aynı adlı eserinden uyarlanan ”Aşk-ı Memnu” adlı operayla sanatseverlerin karşısında olacak.

Eserde ”Bihter” karakterini Sema Çavuşoğlu ve Nurdan Küçükekmekçi Aydın, ”Behlül” karakterini Göksay Yaran ve Oğuz Çimen, ”Adnan” karakterini Şafak Güç ve Engin Suna, ”Firdevs” karakterini Aslı Ayan, Aytül Büyüksaraç ve Hülya Kazan, ”Nihal” karakterini Gizem Ceylan, ”Mlle de Courton” karakterini Serap Çiftçi, Ebru Kaptan ve Medine Tuganova, ”Beşir” karakterini ise Okan Başel, Oben Bostancı ve Devrim Demirel dönüşümlü canlandırıyor.

Eserin kostüm tasarımı Nursun Ünlü’ye, dekor tasarımı Kemal Çağda Çitkaya’ya ait. Koroyu Caner Ruhselman yönetiyor.

ANTDOB sanatçıları 17 Mart’ta Çanakkale Zaferi’nin 97’nci yılında şehitleri, ”Şehitler Oratoryosu”’ ile anılacak. Hasan Niyazi Tura’nın bestelediği eserin librettosu eski Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman’a ait.

ANTDOB sanatçıları 19 Mart’ta ”Kuklacı” adlı çocuk müzikalini, 20 Mart’ta ise ”Mevlana’nın Çağrısı” balesini sahneleyecek.

”Mevlana’nın Çağrısı” Can Atilla tarafından bestelenen müzikleri, Mehmet Balkan tarafından hazırlanan koreografisiyle izleyicileri etkili bir atmosferin içine çekecek.

Lale Balkan’ın sahneye koyduğu tek perdelik balede, Mevlana’nın yaşamından kesitler, felsefesini ve evrenselleşmesini yansıtacak biçimde ”Oluşum”, ”Çağrı” ve ”Dönüşüm” başlıklarıyla üç ana fikir üzerinde oluşturuldu. Eserin dekoru Tayfun Çebi, kostümü Funda Çebi, ışık tasarım Mustafa Eski, video tasarımı ise Şafak Türkel’e ait.

Eserler, Haşim İşcan Kültür Merkezi’nde sahnelenecek.

-ADT-

Antalya Devlet Tiyatrosu (ADT) oyuncuları bugün, yarın ve 17 Mart’ta ”Eşeğin Gölgesi” adlı oyunu sahneleyecek.

Oktay Gözpınar, Bahar Işık, Uğur Sertel, Gökhan Tüzün ve Murat Bölük’ün rol aldığı oyunda, şehirdeki panayıra çalışmak için gitmek isteyen Berber Şaban bir eşek kiralar. Yolculuk sırasında aşırı sıcaktan bunalan Şaban, biraz dinlenmek için durur ve eşeğin gölgesine oturur. Eşek sahibi Mestan, ”Ben sana eşeği kiraladım, gölgesini değil” diyerek gölge kirası ister. Bunun üzerine iki taraf arasında çıkan tartışma, ülkenin eşekçiler ve gölgeciler olarak ikiye bölünmesiyle sonuçlanan politik bir davaya dönüşür.

ADT oyuncuları 18 ve 20 Mart’ta ”Pinokyo” adlı çocuk oyununu, 21 Mart’ta ise Aziz Nesin’in ”Toros Canavarı” adlı eserini sahneleyecek.

”Toros Canavarı”nda Nuri Sayaner isimli mülayim bir memur emeklisi, ailesiyle monoton bir hayat sürmektedir. Aile bir taraftan geçim sıkıntısıyla diğer taraftan onları apartmandan atmak isteyen ev sahibiyle uğraşmaktadır. Tahliye davasını kazanan Sayaner ailesinin sevinci çok uzun sürmez. Ev sahibi, alt ve üst katlara yerleştirdiği adamlarla ve çevirdiği türlü oyunlarla apartmanı zindana çevirir. Nuri Bey, ailesinin ısrarları sonucu karakola gidip şikayetçi olmak zorunda kalır. Yıllardır aranmakta olan ”Toros Canavarı” adıyla nam yapmış seri katil yerine emekli memur Nuri Bey Polisler tarafından yakalanır. Nuri Sayaner’in karakola adımını attığı o geceden sonra herkesin kaderi değişecektir.

-ABT-

Antalya Büyükşehir Belediye Tiyatrosu (ABT) bugün ”İnadına Yaşamak” oyunuyla izleyiciyle buluşacak.

Prof. Dr. Metin Balay’ın yazdığı ve yönettiği oyunda, Müfit Kayacan, Mehmet Özgür ve Murat Ercanlı rol alıyor. Oyunda, günlük hayatın koşuşturması içinde farkına varılmadan yaşanıp gidilen, ancak sahnede karşımıza çıkınca akıllarımızda yer eden hikayelerde seyirci bazen gülüp bazen duygusallaşacak.

ABT oyuncuları yarın Turgut Özakman’ın yazdığı ”Fehim Paşa Konağı” adlı oyunu sahneleyecek.

Abdülhamit döneminde yaşanan istibdat döneminin güçlü paşalarından Fehim Paşa’nın yanına aldığı Yusuf adlı genç, Fehim Paşa’nın kızına aşık olur. Bütün mahallelinin de ortak olduğu olayda Mahallesakinleri kızı paşadan ister. Ancak Fehim Paşa kızı vermediği gibi adam tutarak Yusuf’u öldürtmeye kalkışır.

Topluluk, 17 Mart’ta ”Üç Kafadar Hırsız Kuklacı Olursa” ve ”Tersine Dünya” adlı eserleri sahneleyecek.

”Üç Kafadar Hırsız Kuklacı Olursa” adlı oyunda, üç kişinin hırsızlık yapmak için girdikleri evde buldukları kuklalar, kostümler ve eşyalarla eğlenirken hayatlarında yaşadıkları değişiklikler konu ediliyor.

”Tersine Dünya”da ise kadın ve erkek rollerinin yer değiştirdiği hayali bir dünya seyirciye sunuluyor. Erkeklerin evlerde oturup çocuk baktığı, çamaşır ve bulaşıkla uğraştığı, kadınların ise bitirim olup serserilik yaptığı Tersine Dünya’da toplumsal yapıdaki çarpıklıklar mizahi dille gözler önüne seriliyor.

-KBT-

Kepez Belediye Tiyatrosu (KBT) oyuncuları yarın ve 17 Mart’ta Erdem Bayazıt Kültür Merkezi’nde Cevat Fehmi Başkut’un yazdığı, Abdullah Sürekli’nin yönettiği ”Hacı Yatmaz” adlı eseri sahneleyecek.

KBT oyuncuları 17 Mart’ta Tülin Tümtürk Yılmaz’ın yazdığı ve yönettiği tek perdelik çocuk oyunu ”Ağaç Ev”i de sahneleyecek.

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından “Ucube” olarak tanımlanan ve geçen yıl yıkılan “İnsanlık Anıtı”nın heykeltıraşı Mehmet Aksoy’un yeni sergisi bugün açılıyor. Aksoy sergi davetiyesinde “Kimse heykelden korkmasın” diyor

Mehmet Aksoy’un “Zamanın ve Mekânın Suretleri” adlı sergisi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi – Tophane- i Amire’de bu akşam açılıyor. Sergide sanatçının 1979’da yaptığı “Türkiye” adlı gebe kadın heykelinin dikkat çekmesi bekleniyor. Tophane-i Amire Kültür Merkezi ve Mimar Sinan ÜniversitesiOsman Hamdi salonlarında yer alan sergi, bu akşam saat 19.00’daki bir kokteylle sanatseverlerle buluşacak. 50 yıllık sanat yaşamında yaptığı 200’den fazla heykelden yalnızca 75’inin sergide yer alacağını belirten Aksoy “Heykel heybesi gibi bir adam olmuşum. Sergiyi gezenler 50 yıllık sanat geçmişim ve bu süreçte neler olmuş onu fark edecekler. Sanatsal bir hatırlatma olacak. Sergi aynı zamanda ülkede neler olduğunun sosyal politik geçmişimizin bir yansıması olacak” dedi. Aksoy’un sergisindeki “Türkiye” adlı heykel, başörtülü, çıplak ve hamile bir kadını tasvir ediyor. Aksoy, 1979 yılında yaptığı bu eseriyle ilgili olarak şöyle konuştu: “Türkiye adlı bu heykelimde umutlu bir ana var. Çocuğunu doğurmak istiyor. Bu kadın iyi güzel günlere gebe bir kadın. 12 Eylül’de düşük yaptırdılar ama yeniden gebe kaldı.”
‘HEYKELDEN UMUTLUYUM’ 
Sergide Kars’ta yıkılan “İnsanlık Anıtı”nın fotoğrafları da yer alacak. Sergiyi gezenlerin heykelin ucube olup olmadığına bir de fotoğraflardan bakarak karar vereceğini ifade eden Aksoy “O anıt artık tarih oldu. Ama umutsuz değilim. Heykelden çok umutluyum. İnsan olma yolunda bizim de, sanatın da, bir katkısı olduğuna inanıyorum. Yıkımla özgürlük alanına dokunulamaz. Beni hapse de koysan çakıl taşından, kâğıttan yine heykel yaparım” diye konuştu. Mehmet Aksoy, sergi için kaleme aldığı yazısında düşüncelerini “Kimse heykelden korkmasın, heykeli sevsinler istiyorum. Onun form dilinden bir şarkı gibi anlaşılmasını istiyorum. 50 yıldır yaptığım heykellerle belki bunu biraz başarabilmişimdir” diye ifade etti.

Kynk : http://haberturk.com  (Tülay ŞUBATLI)

Büyükşehir Belediyesi, renkli etkinliklere ev sahipliği yapacak.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Mart ayı sonuna kadar ev sahipliğini yaptığı birbirinden renkli etkinliklerle İzmirli sanatseverlere “keyifli” bir ay yaşatacak. Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi (AASSM), İzmir Sanat ve İsmet İnönü Sanat Merkezi’nde düzenlenecek kültür-sanat etkinlikleri, farklı yaş grubundaki herkese hitap edecek.

Büyükşehir’in Mart ayı sanat programı şöyle:

7 Mart Çarşamba günü İzmir Sanat’ta “İncesaz” konseri düzenlenecek. Konserin başlama saati 20.00

Uwe Kropinski & Joe Sachse

Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi (AASSM), aynı gün (7 Mart) İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı (İKSEV) tarafından düzenlenen İzmir Avrupa Caz Festivali kapsamında “Uwe Kropinski & Joe Sachse” konserine ev sahipliği yapacak. Konserin başlama saati 20.30.

Büyükşehir Belediyesi’nin desteklediği”Kukla Tiyatrosu” etkinlikleri kapsamında ücretsiz olarakBulgaristan’ın “Prenses küçük su damlası” isimli gösterisi, yine 7 Mart Çarşamba günü, Çiğli Kültür Merkezi’nde izlenebilir. Gösteri 10.30 ve 14.00 saatlerinde İzmirlilerle buluşacak.

8 Mart günü Bulgaristan’ın Varna Devlet Kukla Tiyatrosu “Sinderella” isimli Oyunu ücretsiz olarak İzmirSanat’ta sergileyecek. Oyunun başlama saati 11.00.

9 – 23 Mart tarihlerinde İzmir Sanat, karma resim sergisine ev sahipliği yapacak. Sergide, Buket Başaran Akaya, Uğur Şakre ve Cavidan Keçik eserlerini sergileyecekler.

9 Mart günü Kadınlar Günü kutlamaları çerçevesinde Fuar 4 Nolu Hol’de Türk Halka Müziği konseri gerçekleşecek. Saat 14.30’da ücretsiz olarak başlayacak olan konseri Şef Yolcu Bilgiç yönetecek.

“Yeniden Sinematek” etkinlikleri kapsamında 9 Mart Cuma akşamı İzmir Sanat’ta “Cabiria’nın geceleri” filmi ücretsiz olarak gösterilecek. Federico Fellini tarafından yönetilen filmin başlama saati 20.00.

İzmir Devlet Senfoni Orkestrası’nın (İZDSO) Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde düzenlediği “Dünya Kadınlar Günü Özel Konseri”nde solist ünlü piyanist Gülsin Onay. Şef Tulip Gagliardo Varas yönetimindeki konser 9 Mart Cuma akşamı.

Yine aynı gün (9 Mart) AASSM’de, Avrupa Caz Festivali kapsamında “Açık Caz Orkestrası” konseri gerçekleşecek. Girişlerin davetiyeli olduğu konserin başlama saati 20.30.

10 – 17 ve 24 Mart tarihlerinde İzmir Sanat’ta “Yaşasın Okul” isimli tiyatro görülebilir. Erçin Sıcakkan tarafından yazılıp yönetilen Oyun 10 Mart’ta 11.00 ve 15.30 saatlerinde, diğer tarihlerde ise 15.30’da izlenebilir.

10 Mart tarihinde Fuar 4 Nolu Hol’de “Kadınlar Günü Özel Konseri” düzenlenecek. Ücretsiz gerçekleşecek konserde Şef Hüseyin Çebi yönetimindeki Kent Orkestrası sahne alacak. Konserin başlama saati 14.00.
Yine 10 Mart günü AASSM, İzmir Avrupa Caz Festivali kapsamında “Laurent Trio”ya ev sahipliği yapacak. Konserin başlama saati 20.30.

İzmir Avrupa Caz Festivali kapanış konseri olan “Paganini Trio”, aynı gün (10 Mart) yine AASSM’de. Konserin başlama saati 20.30.

12 Mart tarihinde İzmir Sanat’ta “Piyano ve viyolonsel konseri” gerçekleşecek. İbrahim Yazıcı (Piyano) ve Eren Güllü’nün (Viyolonsel) sahne alacağı konserin başlama saati 20.00.

12 Mart günü AASSM’de, İzmir Avrupa Caz Festivali kapsamında “ICP Orkestrası” sahne alacak. Konserin başlama saati 20.30.

Kazakistan’dan gelen kukla tiyatrosu, 13 Mart Salı günü İsmet İnönü Sanat Merkezi’nde ücretsiz sahne alacak. Gösterinin başlama saatleri 10.30 ve 14.00.

15 Mart günü AASSM, İzmir Avrupa Caz Festivali kapsamında “Omasz Stanko Dörtlüsü”ne ev sahipliği yapacak. Konserin başlama saati 20.30.
“Yeniden Sinematek” etkinlikleri kapsamında 16 Mart Cuma akşamı İzmir Sanat’ta “Başarının tatlı kokusu” filmi ücretsiz olarak gösterilecek. Filmin başlama saati 20.00.

16 Mart günü Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi, İzmir Devlet Senfoni Orkestrası’nı ağırlayacak. Şefİbrahim Yazıcı yönetimindeki konserde Murat Özülgen (Obua), Erman İmeyhan (Viyolonsel) ve Ömür Kazıl (Fagot) solist olarak sahne alacak. Konserin başlama saati 20.30.

16 Mart’ta İsmet İnönü Sanat Merkezi’nde Japonya’dan gelen kukla tiyatrosunun “Parça parça” isimli gösterisi ücretsiz izlenebilecek. Gösterinin başlama saati 20.30.

19 Mart Pazartesi günü İzmir Sanat’ta “Sirtolar ve longalar” konseri gerçekleşecek. Saat 20.00’de başlayacak konserde Genco Atay (Gitar), Bülent Dağdeviren (Ud), Seda Minareci (Flüt), Çağrıhan Erkan (Piyano), Ozan Pars (Perküsyon) sahne alacak.

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen “‘Doğal Yaşam’dan kareler” konulu fotoğraf yarışması için son başvuru tarihi 20 Mart 2012. Yarışmaya en fazla 5 eserle katılma hakkına sahip olan fotoğrafseverler, ayrıntılı bilgi ve yarışma şartnamesi için
http://www.izmirdogalyasamparki.org.tr internet sitesine ya da 327 39 00 numaralı telefona başvurabilirler.

21 Mart Çarşamba günü İzmir Sanat’ta Alman kukla grubunun “İplerde Kabare” isimli kukla tiyatrosu izlenebilecek. İzmir Sanat’taki gösterinin başlama saati 20.30.

22 Mart Perşembe günü ise Bulgaristan Tiyatro Trio grubu “Aşk uğruna” isimli gösteriyi ücretsiz olarakİzmir Sanat’ta sahneleyecek. Etkinlik saati 10.30 ve 14.00.

“Yeniden Sinematek” etkinlikleri kapsamında 23 Mart Cuma akşamı İzmir Sanat’ta “Gurbet Kuşları” filmi ücretsiz olarak gösterilecek. Halit Refiğ’in yönettiği filmin başlama saati 20.00.

23 Mart Cuma akşamı AASSM’de “Stefan Milenkovich” konseri gerçekleşecek. Milenkovich’e İzmir Devlet Senfoni Orkestrası eşlik edecek. Başlama saati 20.30.

27 Mart Salı günü AASSM, “Nefesli Beşlisi”ni ağırlayacak. Saat 20.00’de başlayacak konserde Cem Önertürk (Flüt), Selçuk Akyol (Obua), Selen Akçora (Klarnet), Sertan Sancar (Korno) ve Esra Taviş (Fagot) sahne alacak.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kültür-sanat faaliyetleri kapsamında ücretli olan etkinliklerin biletleri AASSM ve İzmir Sanat gişeleri ile www.aassm.org.tr ve www.izmir.bel.tr/kultursanat sitelerinden temin edilebilecek.

Avrupa Caz Festivali’nin biletleri “Biletix”, Alsancak ve Karşıyaka D&R’lar, Karşıyaka Pan Kitapevi, Bornova Palme Kitapevi, Manisaspor Store’lardan satın alınabilecek. İZDSO tarafından düzenlenen konserlerin etkinlikleri ise AASSM ve İZDSO gişeleri ile Alsancak ve Karşıyaka D&R’lardan temin edilebilir.