Kültür ve Turizm Bakanlığı, 71. Devlet Resim ve Heykel Yarışması düzenleniyor.
RESİM – HEYKEL – SERAMİK – ÖZGÜNBASKI
YARIŞMASI
ŞARTNAMESİ 2012
AMAÇ
Kültür ve Turizm Bakanlığı, 71. Devlet Resim ve Heykel Yarışması düzenleniyor.
RESİM – HEYKEL – SERAMİK – ÖZGÜNBASKI
YARIŞMASI
ŞARTNAMESİ 2012
AMAÇ
Cirque du Soleil, en beğenilen şovlarından Alegria ile İstanbul’a yeniden geliyor.
Şov, Finansbank ana sponsorluğu ve Pozitif Live organizasyonuyla; 22, 23, 28, 29 ve 30 Eylül 2012’de Ülker Arena’da, 5, 6, 7, 12, 13 ve 14 Ekim 2012’de Ora Arena’da gerçekleştirilecek.
CIRQUE DU SOLEIL – ALEGRIA (Gösteri örnek video yazıların altında mevcuttur)
Alegria; Pozitif Yönetim Kurulu Başkanı Cem Yegül, Finansbank Genel Müdürü Temel Güzeloğlu ve Alegria Sanat Direktörü Bruno Darmagnac’ın katılımıyla Nakkaştepe’deki Power Media Center’da yapılan basın toplantısıyla tanıtıldı. Alegria Sanat Yönetmeni Bruno Darmagnac, toplantı sırasında Cirque du Soleil’den ve Alegria’nın sanatsal niteliğinden bahsetti. Etkinlik mini bir performansla devam etti.
İspanyolcada neşe, gurur ve coşku anlamına gelen Alegria’nın ekibi, 15 ülkeden gelen 55 sanatçı ve müzisyenden oluşuyor. Barok ve opera tarzı, gösterişli kostümleri, canlı müziği ve her ayrıntısı düşünülerek hazırlanmış sahnesiyle, atletik ve artistiğin göz kamaştıran uyumunu
gözler önüne seriyor. Sonuçta ise yetenek, dayanıklılık ve hızın zarif, neredeyse dünya dışı bir birleşimi sunuluyor.
Alegria, tüm duyulara hitap eden senkronize trapezciler, yerden 12 metre yükseklikte kurulan barların üzerinde gerçekleştirilen performanslar, Moğol akrobasi sanatını hayata geçiren sanatçılar, kıvrak alevli bıçak dansı, inanılmaz yüksekliklerde ve hızda sergilenen insanüstü, büyülü cimnastik ve cambazlık gösterileri gibi nefes kesici akrobatik şovlar sunuyor. Alegria bir şovdan çok daha fazlasını, her yaştan izleyiciyi cezbeden heyecan verici ve benzersiz bir deneyimi yaşatıyor.
GÖSTERİ BİLGİLERİ
Ülker Sports Arena Ora Arena
22 Eylül Cumartesi 20:00
05 Ekim Cuma 20:00
23 Eylül Pazar 17:00
06 Ekim Cumartesi 20:00
28 Eylül Cuma 20:00
07 Ekim Pazar 17:00
29 Eylül Cumartesi 20:00
12 Ekim Cuma 20:00
30 Eylül Pazar 17:00
13 Ekim Cumartesi 20:00
14 Ekim Pazar 17:00
BİLETLER
ORA Arena
Kategori 1 – 327 TL
Kategori 2 – 220 TL
Kategori 3 – 166,5 TL
Kategori 4 – 112 TL
Kategori 5 – 56 TL
Ülker Arena
Kategori 1 – 220 TL
Kategori 2 – 166,5 TL
Kategori 3 – 112 TL
Kategori 4 – 56 TL
1984 yılında 20 sokak performansçısı tarafından kurulan Kanada-Québec merkezli Cirque du Soleil, üstün nitelikli bir artistik eğlence organizasyonu. 5.000’den fazla çalışanı bulunan toplulukta, 50’yi aşkın ülkeden 1.300’den fazla sanatçı görev alıyor. Cirque du Soleil’in şovları, şimdiye kadar 6 kıtada, 40’ı aşkın ülkede, 300’den fazla şehirde, 100 milyonu aşkın kişi tarafından seyredildi.
GÖSTERİ YERİ VE SİRK RESMİ SİTESİ İÇİN TIKLAYINIZ
Kaynak : [-]
Bu sene dördüncü kez düzenlenecek Sinop Bienali, bugün Sinop Tarihi Cezaevi’nde açılacak sergiyle başlıyor.
İstanbul’dan sonraki en büyük bienal olan Sinopale başlıyor. Tema: ‘Gölgenin Bilgeliği: Bozulmuş Bilgi Çağında Sanat’

Türkiye ’nin İstanbul ’dan sonra ikinci bienali olma özelliği taşıyan etkinliğin bu yılki teması, kavramsal çerçevesi küratör Işın Önol tarafından hazırlanan ‘Gölgenin Bilgeliği: Bozulmuş Bilgi Çağında Sanat’ olacak. Yerel halkın sanat üretimine aktif olarak katılmasıyla ön plana çıkan Sinopale’de bu yıl, bir çağdaş sanat sergisinin yanı sıra performanslar, gösteriler, atölye çalışmaları, çalıştaylar, seminerler, açık oturumlar, gençlik ve çocuk etkinlikleri yer alıyor.
Sinopale çağdaş sanat sergisinin bu yılki küratörleri Aslı Çetinkaya, Elke Falat, Işın Önol, Dimitrina Sevova, Janet Kaplan, Beral Madra, Sean Kelly, Associazione E (Francesco Ragazzi & Francesco Urbano), Jacqueline Heerema ve Ana Riaboshenko olacak. Etkileşimli sanat yapıtlarıyla tanınan California’lı sanatçı Ashley Hunt da Sinop’ta çalışarak özel bir yapıt gerçekleştirecek.
12 Eylül ’e kadar devam edecek
12 Eylül ’e kadar sürecek bienalde yapıtlarını görebileceğimiz diğer sanatçılar arasında ise Alpin Arda Bağcık, Berglind Hlynsdottir, Bernd Oppl, Brigitta Bodenauer, Cat Tuong Nguyen, Eléonore de Montesquiou, Francesco Bertele, Hande Varsat, İnsel İnal, Karen Geyer, Köken Ergun, Liddy Scheffknecht, Monika Drozynska, Özlem Sulak, Quynh Dong, Riikka Tauriainen, Shilpa Ghupta, Stefanie Wuschitz ve Sümer Sayın gibi isimler var.
12 Eylül ’e kadar sürecek bienal kapsamında başta Sinop Tarihi Cezaevi olmak üzere Lonca Kapısı, Pervane Medresesi, Sinop Müzesi, Sinop Üniversitesi, Dr. Rıza Nur Kütüphanesi, Buzhane Binası gibi binalarda ve açık alanlarda gerçekleşecek görsel sanat sergilerinin yanı sıra Sinopale Akademi, Sinopale Forum, Sinopale Residency kuram ve uygulama atölyeleri, uluslararası toplantı ve açıkoturumlar düzenlenecek.

Mardin Bienali eylülde
Küratörlüğünü Paolo Colombo ve Lora Sarıaslan’ın yaptığı 2. Mardin
Bienali, bu yıl 21 Eylül-21 Ekim tarihlerinde gerçekleşecek. Başlığı ‘İkinci Bakış/Double Take’ olarak belirlenen bienal, kavramsal çerçevesiyle bugünün görsel kültürünü Mardin’in dokusuyla birleştirerek, bölgenin ruhuna güncel sanatı aşılamayı amaçlıyor. 21 Eylül Cuma günü Tokmakçılar Konağı’nda açılışı yapılacak 2. Mardin Bienali, aralarında Fikret Atay, Sami Baydar, Edy Ferguson, Mona Hatoum, Hrair Sarkissian, Murat Şahinler, Shahzia Sikander ve Pae White’ın da olduğu 30 sanatçıyı ağırlayacak.
Detay için : http://sinopale.org/
Kaynak : [-]
İstanbul için sanat rehberi
Birbirinden ünlü sanatçılardan konserler ve keyifle gezilebilecek sergiler…
İstanbul’da bu hafta yerli pop müzik sanatçılarının konserleri ve önemli sergilerden oluşan çeşitli kültür-sanat etkinlikleri sanatseverleri bekliyor.
Trump Towers Mall, 19 Ağustos Pazar günü başlayacak Ramazan Bayramı nedeniyle özel bir programla ziyaretçilerini ağırlayacak.
Bayram süresince hizmet vermeye devam edecek alışveriş merkezinde, arife günü itibariyle bando gösterileri, çeşitli animasyonlar, müzik grupları ve birçok aktivite ziyaretçilere keyifli dakikalar yaşatacak.
Bayram boyunca her gün AVM girişinde performans sergileyecek olan Kübalı grup ziyaretçilere müzik dolu anlar yaşatırken, Uygur Çocuk Tiyatrosu da bayramın ikinci ve üçüncü günü MiniMall’da minik ziyaretçiler için çeşitli oyunlar oynayacak.
Cüce Show, Bayram Bandosu, sihirbazlar ve animasyonlar da bayram süresince Trump Towers Mall’da ziyaretçileri karşılayacak.
-Konser-
Atlantis Yapım ve Kirli Kedi Organizasyon’un düzenleyeceği ”Açıkhava Konserleri 2012”, 22 Ağustos-1 Eylül tarihleri arasında ünlü sanatçıları müzikseverlerle bir araya getirecek.
Konserler dizisi kapsamında, 22 Ağustos Çarşamba günü Kenan Doğulu, 23 Ağustos Perşembe günü Candan Erçetin, Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda hayranlarıyla buluşacak.
Turkcell Kuruçeşme Arena yaz etkinlikleri kapsamında da 24 Ağustos Cuma günü Gülben Ergen konser verecek.
Ramazanda haftanın 7 günü birbirinden farklı 7 oyunu seyirciyle buluşturan Metin Zakoğlu Tiyatrosu, 18 Ağustos Cumartesi günü ”Herkes mi aldatır” adlı oyunu Metin Zakoğlu Cafe Theatre’da izleyiciyle buluşturacak.
Aldatma ve aldatılma üzerine bir hikaye olan ve 2 yıl önce sinema filmi de yapılan oyunda, yazan ve yöneten Metin Zakoğlu ile Arzu Oruç rol alıyor.
Metin Zakoğlu Tiyatrosu 19 Ağustos Pazar günü ise ”Bir Delinin Hatıra Defteri” adlı oyunu sahneleyecek.
Gogol’un ünlü oyununda bir delinin, koğuşunda tuttuğu günlükten hayallerini yorumlaması konu ediliyor.
-Sergi-
Rönesans’ın büyük dehaları Michelangelo Buonarroti, Leonardo Da Vinci ve Raphael Sanzio de Urbino’yu konu alan ”The Great Masters” sergisi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tophane-i Amire Kültür Sanat Merkezi’nde sürüyor.
16. yüzyıl İtalyasının en ünlü üç ustasının bilim ve sanatta nasıl izler bıraktıklarını anlatan sergi, dokunmatik ekranlar ve interaktifler ile Türkiye’de gerçek anlamda hayata geçirilecek ilk interaktif sanat sergisi olma özelliğini taşıyor.
Sanatseverlere Michelangelo’nun Sistin Şapeli’ndeki eserlerini, Davud heykelini, Leonardo’nun ”Son Yemek” freskini, anatomi çalışmalarını, ”Vitrivius İnsanı”nı, Raphael’in ise ”Atina Okulu” freskini detaylıca inceleme fırsatı sunan sergide, Michelangelo ve Leonardo’nun Osmanlı ile bağlantısının açığa çıktığı ilginç parçalar da yer alıyor.
Sergi, 27 Ağustos’a kadar gezilebilecek.
Çağdaş Türk sanatının önde gelen isimlerinden Burhan Doğançay’ın 50 yıllık çalışmalarından oluşan sergi, ”Kent Duvarlarının Yarım Yüzyılı: Burhan Doğançay Retrospektifi” adıyla İstanbul Modern’de sürüyor.
Sanatçının 14 ayrı dönemini ve dünyanın önde gelen müzelerinin koleksiyonlarında bulunan 120 çalışmasını izleyiciyle buluşturan ve Yıldız Holding sponsorluğunda düzenlenen sergi, 23 Eylül’e kadar İstanbul Modern Süreli Sergiler Salonu’nda açık kalacak.
-”Harem-i Hümayun” sergisi-
Bilintur/BKG ile Topkapı Sarayı Müzesi Müdürlüğü tarafından hazırlanan ve TAV Havalimanları’nın ana sponsorluğunu üstlendiği ”Harem-i Hümayun” Sergisi, müzenin Has Ahırlar Sergi Salonu’nda ziyaretçileriyle buluşmaya devam ediyor.
Haremin hiç bilinmeyen yönlerinin gerçeğe uygun olarak anlatılması amacıyla düzenlenen sergide, haremin inşa dönemi minyatürler, gravürler ve planlar eşliğinde anlatılırken, ikinci bölümde yine mimarideki hiyerarşik düzene uygun olarak haremin koruyucuları ve hizmetlileri olan haremağaları ve cariyeler teşkilatı, üçüncü bölümde has odalıktan hasekiliğe ve nihayetinde valide sultanlığa yükselen padişah kadınları, kız ve erkek çocukları ile kız kardeşlerinden oluşan hanedan üyelerinin haremdeki yaşamları, eğitimleri anlatılıyor.
Haremde günlük yaşamın, eğlencelerin ve geleneklerin yine başyapıtlarla ve görsellerle anlatıldığı sergi, 15 Ekim 2012’ye kadar görülebilir.
”Halki’den Yansımalar… Kartpostallarda Ada Sergisi”, Heybeliada’yı ziyaret eden İstanbullular’ı bekliyor.
Türkiye ve yurt dışındaki müzayedelerden yaklaşık 15 yılda toplanan ve aralarında nadir Ada kartlarının da bulunduğu kişisel koleksiyondan parçaların yer aldığı sergi, 19. yüzyılın sonlarından 20. yüzyılın ortalarına uzanan bir dönemi yansıtıyor.
Ufak bir ada olmasına rağmen Hüseyin Rahmi Gürpınar’dan Nazım Hikmet’e, Necip Fazıl Kısakürek’ten Yahya Kemal Beyatlı’ya pek çok ünlü ismin hayatının bir döneminde yolunun düştüğü Heybeliada’nın geçmişteki haline nostaljik bir yolculuk niteliğindeki sergi, 31 Ekim 2012’ye kadar izlenime açık kalacak.
Bu yıl ikinci mezunlarını veren FMV Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin sanatçı ve tasarımcı adayı olan öğrencileri tarafından hazırlanan ”Mezunlar 2012” sergisi Galeri Işık Teşvikiye’de sürüyor.
Dört yıllık sanat ve tasarım eğitimini tamamlayan ve sanatsal yaratıcılığın temel ilkelerini benimseyen mezunların, lisans eğitimleri boyunca edindikleri birikimlerin sonucunda ortaya koydukları yapıtları, tasarımları ve projelerinin yer aldığı sergi, 31 Ağustos’a kadar gezilebilecek.
Kaynak :[-]
21. yüzyılın başlarında giderek gelişen iletişim teknolojileri, özellikle sanat gibi medyalar üzerinde kaçınılmaz ve geriye dönüşü olmayan bir etkide bulunmaktadır. Bazı çevreler hala daha heykelin yerleştirmeye dönüşmesini yadırgarken, bugünün sanatı video-artlar, ses enstalasyonları, ışık enstalasyonları ile şekillenmektedir. Sanatçıların teknolojiye başvurması yeni değil. 19. yüzyılda fotoğraf makinesi ortaya çıktığında sanat camiasında yarattığı etki ve tartışmalar uzun bir zaman sürmüştür.Teknolojinin olumlanması ve içselleştirilmesi, sanatçının düşünsel temeline dayanan bir dayanıklılık unsuruyla desteklendiğinde ortaya konulan işler, üretim biçimi ve süreci ne olursa olsun, daha güçlü anlam ve mecaz unsurları içermektedir. Bir yandan üretenin ele geçirdiği olanakların giderek klasik sınırları zorlaması, öte yandan iletişim teknolojilerinin tüketim olgusunu koşullandıran ve sanatı seçkinci bir yapıda tutmaya çalışan müze, galeri, koleksiyon gibi mekan kavramlarını yeniden sorgulamaya bırakması –üretenin yeniden mekan yapılandırmasını öngörmesi ve düzenlemesi dışında- ve sanatçının bunlara ilişkin bilinç altına sinmiş değer yargılarını giderek yitirmesi sanatın kavramsal değişimler yaşamasına sebep olmaktadır. Günümüzün yeni medyası internet, bilginin yönetiminin ele geçirilerek yönetilip yönlendirilmesi tehlikesi bir yanda tutulduğunda, belki de paylaşım ve sanatsal tüketim olgusunun en yoğun var olduğu bir alan olarak belirmektedir. Nasıl ki ortaya çıkışıyla birlikte yeni sanat akımlarını doğuran fotoğraf, sanayi çağının göz bebeği ve popüler kitle sanatlarından en önemlisi olduysa, belki de “fotoğraf sonrası” (post-photographic) çağın göz bebeği de bilgisayar ve internet olacaktır.Bilgisayar teknolojisinin bu denli önem kazanması, bazı sanatçıların tekniklerine yardımcı olması için bilgisayar programlarını tercih etmelerine, bazılarının ise sanatsal üsluplarını teknoloji üzerine inşa etmelerine neden olmuştur. Bu noktada karşımıza “Dijital Sanat” kavramı çıkmaktadır.Dijital sanat veya sayısal sanat, genel anlamda üretilişinde bilgisayarın rol aldığı, fiziksel olmayan nesnelerin üretilmesiyle gerçekleşen sanat biçimine denmektedir. Bu süreçte bilgisayar geleneksel anlamda bir yardımcı araçtan, vazgeçilmez bir ortak yaratıcı konumuna kadar uzanan tayfın herhangi bir yerinde bulunabilmektedir. Sürecinde bilgisayarın sadece alışılageldik kullanımının rol aldığı işler genelde bu sınıflandırmaya alınmamaktadırlar. 1990’lardaki dijital devrim sonrasında artış gördüğümüz dijital sanat üretimi, sanat çevreleri ve müzeleri tarafından kabul görmüş, internet sanatı ve yazılım sanatı gibi dallar sanat müzelere girmiştir. Dijital sanat, ‘yeni medya sanatı’ olarak adlandırılmaktadır.
Dijital tekniklerin sağladığı imkânların çeşitliliği, sanatçılara bunları araç, ortam veya konu olarak kullanabilme seçimi yaratmıştır. Dijital sanat eseri, dijital olarak kaydedilmiş bir resim verisi, bir hiper-metin (hypertext), bir veritabanı veya bir program olabilir. Geleneksel sanat eserinin aksine, insan tarafından algılanan biçimiyle sanat objesi aynı şey değildir. Temel biçim, teknik bir ortam yoluyla insan tarafından görülür/duyulur/hissedilir hale getirilir. Bu “yeniden sunum”un biçimi sanat eseriyle değil, onu insana ileten teknik ortamla bağlantılıdır.
Günümüzün dijital sanatüretimindeki en önemli isimlerden biri Amerikalı Shawn Brixey’dir. 1961 doğumlu Brixey, 1998 yılında Japonya’daki Nagano kentinde gerçekleşen Kış Olimpiyatları için “Alchymeia” adlı işini yapmıştır. Video bioart enstalasyonunda, kanda meydana gelen steroidler ve Olimpik atletlerin idrarlarına etki eden dopingi kar tanelerine empoze ederek, doğada bulunamayacak nitelikte kar taneleri meydana getirmiştir. Bu sayede, yarattığı kar tanelerini milyonlarca kez kopyalayarak farklı büyüklüklerde ve renklerde buz kristalleri elde etmiştir. Biyolojik materyallerle kristallerin atomik yapılandırmalarının nasıl şekillendirilebileceğini ve onların gözle görülemeyecek hareketlerini videosunda göstermiştir.Brixey’in bir diğer çarpıcı eseri ise “Chimera Obscura”. Chimera Obscura, Berkeley Museum’un küratörü Richard Rinehart ile beraber yürütülen bir çalışma sonucu yaratılmış ve 2002 yılında “Genesis – Contemporary Art Explores Human Genomics” sergisinde yer almıştır. Chimera Obscura, organizmaların multi-user data sürücüsü ile genomik araştırmaların yapımını inceleyen bir eserdir. Eser, bir tele-robot sayesinde izleyicinin parmak izini almaktadır. Shawn Brixey, eserlerinin çoğunu yüksek enerji, ultrases, sonokimyasal ve plazma fizik gibi unsurları kullanarak, şiirsel bir metaryal yaratma arayışına girmektedir.H.G. Hovagimyan ve Peter Sinclair’in “Shoot” adlı interaktif, üç boyutlu ses entalasyonu ise dijital sanat için diğer bir ilginç örnek… “Shoot” adlı enstalasyonla, sanatçılar izleyiciyi video oyunlarındaki kazanma – kaybetme hırsı duygularını yeniden deneyimletmek için tasarlamış. Özellikle yeni neslin video oyunlarına olan düşkünlüğü ve bu oyunların çoğunluğunun savaş, öldürme – yaralama gibi şiddetten beslenmesi, sanatçıların altını çizmek istedikleri asıl noktayı oluşturuyor çünkü Shoot savaş karşıtı bir iş. Hata yapmamaya dayalı video oyunlarının insanın üstünde yarattığı fiziksel ve duygusal baskıyı, bu eserin içine girdiğinizde de hissedebiliyorsunuz. Kırmızı ışığın sizi sürekli takip etmesi ve üstünüze gelmesi, size engel teşkil ediyormuş hissi, surround ses sistemi bu gerilimi daha da arttıran bir unsur. Sosyal davranışlarla şekillenen yapı sistemlerine ilgi duyan Angela Bulloch’un enstalasyonları, ışık ve ses gibi yan unsurlarla şekilleniyor. Bulloch’un işlerini okumak için sanattan, edebiyattan, sinemadan ve müzikten faydalanmak gerekir. Onun multidisipliner enstalasyonlarındaki, şiddet, duygusallık ve mizah izleyiciyi enstalasyonun içine çeker. Tam da bu noktada sanatçı, biyogeribildirim sistemlerine başvurur. Onun içi önemli olan eser ile izleyicinin interaktif bir bağ kurması ve birbirlerini şekillendirmesidir. 1997 yılında Turner Ödülü’ne aday gösterilen Bulloch, işlerini meydana getirirken yapı taşı olarak, günlük hayatımızda sürekli karşımıza çıkan, dijital imajın en küçük görsel elementi olan pikselleri kullanmaktadır. Sanatçının son yapıtlarından biri olan “Progression of 8 Perverted Pixels” Eylül ortasında Akbank Sanat’ta açılacak olan sergide yer alacak. “Progression of 8 Perverted Pixels” adlı işinde pikselin form değiştirirken yani başka bir görüntü yaratmak için geçiş yapan hali yansıtılıyor.*Enstalasyon nedir?Yerleştirme ya da enstalasyon, geleneksel sanat eserlerinden farklı olarak, çevreden bağımsız bir sanat nesnesi içermeyip belirli bir mekân için yaratılan, mekânın niteliklerini kullanıp irdeleyen ve izleyici katılımının temel bir gereklilik olduğu sanat türü. Kapalı veya açık mekânlarda yapılabilir. Kökleri kavramsal sanat ve hatta 20. yüzyıl başındaki Marcel Duchamp’ın hazır-yapımları ve Kurt Schwitters’e kadar giden enstalasyon, diğer adıyla yerleştirme sanatı, çağdaş sanatta mimarlık ve performans dışında birçok başka görsel sanat disiplininden de destek alan melez (hibrid) bir tarzdır. Uygulanmasında sanat eserinin sergileme veya gösterim aşamalarını vurgulayan yerleştirme, 1970’lerde şekillenmiştir. 1960’ların ABD ve Avrupa’sında asamblaj (‘assemblage’) ve çevre terimleri sanatçıların belli bir mekânda bir araya getirdikleri malzemeler için kullanılsa da yerleştirme tabiri sadece eserlerin sergilenme şekli, örneğin resimlerin duvara ne şekilde ve nasıl bir düzende asıldığını ifade etmek için kullanılıyordu. Zamanla galeri mekânının farkındalığı ile ve sanat eserinin mekândan bağımsız gözlenemeyeceği/tecrübe edilemeyeceği fikriyle yerleştirme şekli ve mekân ön plana çıkarılmaya başlanmıştır. 1960’larda ‘bir çevre olarak sanat eseri’ fikri, izleyicinin sadece bakmakla kalmayıp dünyada yaşadığı gibi sanat eserinin içinde ‘yaşaması’, hatta zaman zaman onun bir parçası olması beklentisini getirdi. Bu konudaki önemli kişilerden biri Robert Smithson’dır. Yer (daha büyük bir mekân içinde belirli bir yer) ve yer-olmayan (bu yerin galeride fotoğraf, harita, çeşitli malzeme ve dokümanlarla tekrardan sunumu) arasında bir ayırım yapmıştır. Bu ayrım önemliydi çünkü Smithson ve Michael Heizer, Nancy Holt, James Turrel ve Walter de Maria gibi diğer arazi sanatçıları galeri dışında çalışmalarına rağmen işleri galeri sistemi tarafından sağlanan çerçeveye bağımlı kalmıştır. Smithson, yer ve yer-olmayan arasındaki on farkı aşağıdaki şekilde belirlemiştir. Tokyo’da yaşayan Japon sanatçı Xhxix’in eserleri, teknoloji ve sanatın doğru noktada buluşmasının harika birer örneği.Xhxix’in Photoshop’tan yararlanarak oluşturduğu dijital çizimlerinde kullandığı figürler, genellikle genç erkeklerden oluşuyor.Sanatçı, etkileyici detaylara sahip bu figürleri yaralar, geometrik desenler ve çiçeklerle donatıyor.Yapıtları üzerinde fazla konuşmayan Xhxix, onları yoruma açık bırakmayı tercih ediyor.
Kaynak(…)
|
Bilgi Üniversitesi ‘BİLGİ Moda’yla Fark Yarat’ sloganıyla kendine güvenen ve fark yaratmak isteyen herkesi 6-7 Ağustos’ta eski kıyafetlerinden yeni tasarımlar yaratmaya çağırıyor. Amaç, ‘Farklı Bir Şeyler Yap’ düşüncesiyle farkını ortaya koymak. Siz de bu projeye katılmak isterseniz eskilerinize bir göz atın.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen ‘İstanbul Tasarım Bienali Akademi Programı’ 13 Ekim-12 Aralık tarihleri arasında gerçekleşecek. İstanbul Tasarım Bienali, kentsel tasarımdan (çevresel, kentsel ve bölgesel planlama) mimariye, endüstriyel tasarımdan fotoğrafa, grafik, moda, tekstil ve interaktif tasarıma kadar geniş bir yelpazeye sahip olacak. Bienal’in teması, ‘Kusurluluk’ (Imperfection) olarak belirlendi. Bilgi Üniversitesi’nde 6-7 Ağustos tarihlerinde düzenlenen ‘Do Something Different’ da Bianel’in ön çalışmalarından biri aslında.
Bilgi Üniversitesi Moda Tasarımı bölümü, Tasarım Bienali Akademi Programı kapsamında moda tasarımı atölye çalışması düzenliyor. Gerçekleşecek workshop’ta katılımcılar eski kıyafetlerini, aksesuarlarını kullanarak yepyeni bir tasarım oluşturma fırsatı yakalayacaklar. Workshop çalışmasını, moda Tasarımcısı Aslı Jackson ve Bilgi Üniversitesi Moda Tasarımı bölümü hocaları Prof. Ben C. Fletcher ve Prof. Karen Jane Pine yürütecekler.
FARKLI BİR ŞEYLER YAP
Prof. Fletcher ve Prof. Karen Jane Pine’ın geliştirdiği ‘Do Something Different’ programının insanlara vermek istediği fikir şöyle; ‘Ancak gelecek geçmişin devamı niteliğinde olmaktan çıkıp, daha fazlasını ifade ettiği zaman gelişme kaydedilir. Bu da farklı bir şeyler yapmayı gerektirir.’ İşte katılımcılardan istedikleri tam da bu aslında.
Workshop 6-7 Ağustos’la da sınırlı kalmıyor. Sonrasında katılan öğrencilere SMS ve e-mail ile yaratıcılıklarını teşvik edici mesajlar iletilecek ve sistematik bir şekilde farklı tasarımlar oluşturmaları istenecek. Katılımcıların ortaya çıkardığı tasarımlar jüri tarafından değerlendirilecek ve yeterli görülen tasarımlar ekim-aralık ayları arasında ‘Tasarım Bienali Akademi Programı’ çerçevesinde sergilenecek.
BEN BİR ÇÖPÇÜYÜM
Programın koordinatörlerinden biri olan tasarımcı Aslı Jackson’dan program öncesinde bazı tüyolar aldık.
Jackson, İngiltere’de benzer projelerde yer almış. Avrupa’da tasarımcıların geri dönüşümü arttırmak amacıyla bu tarz koleksiyonlar ürettiğini hatta bunların fiyatlarının normal kıyafetlerden çok daha yüksek fiyatlarda satılabildiğini söylüyor. Çünkü eski ama değerli parçaların bir arada kullanılması ya da tamamen organik kumaşlarla oluşturulan bu tasarımların değeri yüksek. Kendisi de bu tarz tasarımlar yapmaktan keyif alan Jackson; “Ben aslında tam bir çöpçüyüm” diyor.
Program için de çok büyük heyecan duyduğunu belirten Jackson, 2 günlük workshop boyunca katılımcılarla birlikte olacak. Onlara kendi çalışmalarını anlatacak ve hatta bu programa özel hazırladığı çekimi de onlarla paylaşacak. Katılımcıların yaratıcılıklarına kesinlikle müdahale edilmeyecek ve sonrasında SMS ve e-mail yoluyla eğlenceli bilgilendirilmelerle İstanbul Tasarım Bienali içinde yer alacak sergiye kadar destek olacak.
Eğer siz de bu projede yer almak ya da daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız; 0212 311 51 18 numaralı telefonu arayabilir ya da [email protected] adresine e-mail gönderebilirsiniz. Detaylar için tıklayınız.
Kaynak : [-]
Sanat uzun, hayat ise kısa!
Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü öğrencileri, resim, heykel, drama ve enstalasyon gibi farklı dallarda ürettikleri eserlerde postmodern çağdaki insan ve eşya ilişkisini sorguluyor.
DENEYİMİN ÖTESİ, GENÇ SANATÇININ KALFALIK SÜRECİ
YAZ aylarını genç sanatçılara ve sanat eğitim kurumlarına ayıran ‘Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’ bu kez İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerinin eserlerine evsahipliği yapıyor.
Deneyimi sürekli kılmak…
Sergiye adını veren ‘Deneyimin Ötesi, sanatsal üretimde süreci önemseyen, bu süreçteki düşünsel dönüşümlere önem veren bir bakış açısını temsil ediyor. Sanat eğitimini sorunsallaştıran bu şeffaf yaklaşım; gençlerde öne çıkan üretim potansiyelini, eserlere odaklanarak deneyim kazanma ve bunu sürekli kılma durumuyla ilişkili olarak değerlendirmek gerektiğine inanıyor. ‘Deneyimin Ötesi’ fani olan, risk içeren ve yanılma olasılığı yüksek işlerle üretim ve tasarımlara işaret etse de kişisel algı ve tepkilerin ayrımlarını örnekleyen esaslı bir kapsam olarak karşımızda duruyor.
Sergi hakkında bilgi veren ve serginin internet üzerinden 3 boyutlu olarak ziyaret edilebileceğini söyleyen Resim Bölüm Başkanı Prof. Mümtaz Sağlam, “18-25 yaş kuşağı eskilere göre daha şiddet içerikli mesajlara yöneliyor. Biz bu istekle gelen gençleri geri çevirmiyoruz. Böylelikle gençliğin hayata bakış açısını da ölçmüş bulunuyoruz. Biz bu sergide öğrencilerin kendilerini ifade etmelerini sağlamak açısından farklı yaklaşımları bir araya getirdik” dedi.
Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Halil Yoleri ise “Bu proje, İzmir atmosferiyle oluşturduğumuz çalışmalarımızı İstanbul’da paylaşmamız olarak tanımlanabilir” diye konuştu.
30 Eylül’e kadar açık
‘Deneyimin Ötesi’ adlı sergide; resim, heykel, drama ve enstalasyon gibi farklı dalda üretilmiş 150’yi aşkın eser bulunuyor. Önceki gün açılan sergi 30 Eylül’e kadar Pera Müzesi’nde ziyaret edilebilecek.
Kaynak :[-] Buket Kahraman
Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’nün düzenlediği Uluslararası Bodrum Bale Festivali, 8-24 Ağustos’ta yapılacak
Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’nün ”Turizmi kültür ve sanat besler” anlayışıyla 10 yıl önce başlattığı festival, 8-24 Ağustos’ta Bodrum Kalesi’nde sanatseverleri ağırlayacak.
Türk devlet bale topluluklarının yanı sıra yabancı sanatçı ve toplulukların performanslarını sergileyeceği festivalin açılış temsili Devlet Opera ve Balesi başkoreografı Mehmet Balkan’ın sahneye koyduğu ”Bodrum Aşkı” ile yapılacak.
İstanbul Devlet Opera ve Balesi sanatçılarının rol aldığı ”Genç Werther”in Acıları”, 11 Ağustos’ta seyirciyi selamlayacak. İzmir Dvelet Opera ve Balesi, 14 ve 15 Ağustos’ta ”Zorba”yı sahneleyecek.
18 Ağustos’ta Osmanlı Sarayı’ndan ”Harem” rüzgarı esecek. Koreografisini Merih Çimenciler’in, dekor ve kostüm tasarımını Rus tasarımcı Alexander Vasillie’in yaptığı Harem’de, Osmanlı usul müziğinin örnekleri etnik sazlarla icra edilecek.
Antonio Gades Flamenko Topluluğu, 21 Ağustos’ta sanatseverlerle buluşacak. Topluluk, adını aldığı İspanyol dansçı Antonio Gades’in baleye uyarladığı ”Kanlı Düğün” ile ”Flamenca Suit”i yorumlayacak.
Festivalin kapanış temsili, Ankara Devlet Opera ve Balesi Modern Dans Topluluğu’nun sahneleyeceği ”Bir Yaz Gecesi Rüyası” ile yapılacak.
Kaynak:[-]
Haftanın Sanet Çizelgesi 6-12 Ağustos
‘Turkcell Kuruçeşme Arena’da cuma günü saat 21.30’da “Göksel”, cumartesi günü saat 21.30’da “İncesaz” konseri izlenebilir.
İSTANBUL
■ Poyraz Topal’ın resim – heykel sergisi 8 Ağustos’a kadar Galeri Artist Çukurcuma’da.
■ Javad Alamdari’nin“Rüzgâr Gibi” isimli sergisi 10 Ağustos’a kadar İ.S.O Sanat Galerisi’nde.
■ Kerem Ozan Bayraktar’ın “Kurallar” isimli sergisi 11 Ağustos’a kadar Nesrin Esirtgen Collection’da. (0212 243 78 53)
■ Karma Yaz Sergisi 11 Ağustos’a kadar Derinlikler Sanat Merkezi’nde.
■ Kadına Dair isimli karma sergi 15 Ağustos’a kadar Mine Sanat Galerisi’nde. (0 216 576 76 18)
■ Orhan Cebrailoğlu’nun 17 Ağustos’a kadar Galeri Espas’ta.
■ Teras Sergileri 18 Ağustos’a kadar Proje4L/ Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi’nde. (212 290 25 25)
■ Cemre Yeşil’in “Biz öyle bir şey yaşamadık” isimli sergisi 22 Ağustos’a kadar Galata’daki Genç Fotoğraf İnisiyatifi’nde.
■ CROSSINGS KORE ÇAĞDAŞ SANATI SERGİSİ 23 Ağustos’a kadar Tophane-i Amire’de.
■ Öteki Ayaklanmalar isimli karma sergi 25 Ağustos’a kadar Galeri Nev’de. (0212 252 15 25)
■ Beyoğlu Belediyesi 155. Yıl Efemera Sergisi 25 Ağustos’a kadar Beyoğlu Belediyesi Sanat Galerisi’nde.
■ Sophia Pompery’nin “Şeylerin Sessiz Şekli” isimli sergisi 26 Ağustos’a kadar ARTER’de. (0212 243 37 67)
■ Berlinde De Bruyckere’nin “Yara” isimli sergisi 26 Ağustos’a kadar ARTER’de. (0212 243 37 67)
■ Jak Baruh, Roeki Symons ve Maura Sullivan’ın fotoğrafları ile Kemal Tufan’ın heykelleri 30 Ağustos’a kadar Pg Art Gallery’de.
■ Fransız-Belçikalı ve Türk Çizgi Romanlarına Çapraz Bakış isimli sergi 31 Ağustos’a kadar İstanbul Fransız Kültür Merkezi’nde. (0212 393 81 11)
■ Ali’nin Koço’su isimli karma sergi 31 Ağustos’a kadar Milli Reasürans Sanat Galerisi’nde. (0212 230 19 76)
■ Yalçın Emiroğlu’ndan Günümüze ‘Doğan Kardeş’le Büyümek Sergisi31 Ağustos’a kadar Caddebostan Kültür Merkezi Sanat Galerisi’nde
■ Kes&Yapıştır isimli karma sergi 31 Ağustos’a kadar Galeri Ilayda’da. (0 212 227 92 92)
■ Tema(s)siz 2 isimli sergi 31 Ağustos’a kadar Gallery Ilayda – Karaköy’de.
■ Mezunlar 2012 isimli sergi 31 Ağustos’a kadar Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde.
■ Elif Çelebi’nin “Ekoloji Temalı Video Sergisi” 31 Ağustos’a kadar Şekerbank’ın İstanbul Feneryolu Şubesi’nde.
■ Hep Birlikte V isimli sergi 1 Eylül’e kadar Artgalerim Nişantaşı’nda.
■ Segment #2 ve Gerwald Rockenschaub’un 4to2floors sergileri 2 Eylül’e kadar Borusan Contemporary’de. (0212 393 52 00)
■ Çevre Karikatürleri 3 Eylül’e kadar Galeri 5’te.
■ John Cage isimli sergi 5 Eylül’e kadar KUAD Galeri’de.
■ Dieter Sauter’in “Türkiye’den İnsan Manzaraları” isimli fotoğraf sergisi 5 Eylül’e kadar İstanbul Üniversitesi Dil Merkezi Sanat Galerisi’nde.
■ Bedri Rahmi Eyüboğlu, Cihat Burak, Mehmet Pesen, Salih Acar, Alp Bartu, Saim Dursun, Reha Yalnızcık, Işıl Özışık, Niyazi Toptoprak, Metin Gönül, Artin Demirci ve Kâmil Masaracı’nın eserlerinden oluşan sergi 13 Eylül’e kadar Ürün Sanat Galerisi’nde. (0216 363 12 80)
■ Mustafa Köseoğlu ve Metin Benek’in sergileri 15 Eylül’e kadar Alta Sanat Galerisi’nde. (0212 282 69 65)
■ Daha fazla / more isimli karma sergi 15 Eylül’e kadar Art Suites Gallery’de.
■ Kobra – Özgür Sanatın 1000 Günü sergisi 16 Eylül’e kadar SÜ Sakıp Sabancı Müzesi’nde.
■ Noktanın Ustaları isimli sergi 16 Eylül’e kadar Kumbaracı4’te.
■ İsmail Acar’ın “5 Duyu 5 Olgu” isimli sergisi 18 Eylül’e kadar Türk ve İslam Eserleri Müzesi Geçici Sergi Salonu’nda.
■ Burhan Doğançay’ın “Kent Duvarlarının Yarım Yüzyılı: Burhan Doğançay Retrospektifi” sergisi 23 Eylül’e kadar İstanbul Modern’de.
■ EVİN SANAT GALERİSİ YAZ KARMA SERGİSİ 28 Eylül’e kadar devam ediyor. (0212 265 81 58)
■ Padişahın Evi: Harem-i Hümayun sergisi 15 Ekim’e kadar Topkapı Sarayı Müzesi, Has Ahırlar Sergi Salonu’nda.
■ Josephine Powell’ın “Josephine’in Gördüğü: 20. Yüzyılda Anadolu’nun Kırsal Yörelerine Fotoğrafik Bakışlar” sergisi 21 Ekim’e kadar Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi’nde.
■ ÇAĞDAŞ USTALARDAN SERGİ 31 Ekim’e kadar TEM SANAT GALERİSİ’nde.
■ Biz bu memleketi seninle sevdik Lefter sergisi 24 Haziran 2013’e kadar Adalar Müzesi’nde.
ANKARA
■ Ali Cevat Uğraş – fotoğraf – 10 Ağustos’a dek – Ziraat Bankası Mithatpaşa Sanat Galerisi’nde. (0312 417 84 58)
■ Koleksiyondan – karma resim – 31 Ağustos’a dek – Galeri Polart’ta. (0312 439 14 80)
■ Ahmet Güneştekin – resim – yaz sonuna dek – Güler Sanat’ta. (0312 236 21 22)
■ Yaz Karması – resim – 28 Eylül’e dek – Atlas Sanat Galerisi’nde. (0312 468 59 04)
■ Yaz Karması – resim, heykel, 30 Eylül’e dek – Krişna Sanat Merkezi’nde. (0312 418 02 53)
İZMİR
■ Ayça Ersoy’un ebru tekniğiyle hazırladığı eserlerinden oluşan “Sudaki Ayça” adlı resim sergisi, 10-18 Ağustos tarihleri arasında Bodrum Bitez’deki atölyesinde izlenimde.
■ Roksan Kohen’in “Sil Baştan” adlı resim sergisi, 10-23 Ağustos tarihler arasında Milta Bodrum Marina Osmanlı Tersane Kulesi’nde izlenimde.
■ Nurhilal Harsa’nın resim sergisi Alaçatı Kırmızı Ardıç Kuşu Sanat Galerisi’nde 15 Ağustos’a dek görülebilir.
MERSİN
■ İçel Sanat Kulübü’nün, “Karma Resim – Heykel – Fotoğraf” sergisi M.İlhan – A.Uğural Sanat Galerisi’nde sürüyor. Sergi yaz boyunca sanatseverlerin izlenimine açık tutulacak. (0324 238 10 88)
İSTANBUL
■ ‘Turkcell Kuruçeşme Arena’da yarın saat 21.15’te “Kara Şövalye Yükseliyor” adlı film gösterimi gerçekleştirilecek. (0212 263 39 83)
İSTANBUL
■ ‘Sakıp Sabancı Müzesi’nde bugün saat 21.15’te “Aydın Esen & Okay Temiz” konseri izlenebilir. (0 212 277 22 00)
■ ‘İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde perşembe günü saat 21.15’te “İlhan Erşahin’s İstanbul Sessions” konseri izlenebilir.
(0 212 520 77 41)
■ ‘Turkcell Kuruçeşme Arena’da cuma günü saat 21.30’da “Göksel”, cumartesi günü saat 21.30’da “İncesaz” konseri izlenebilir.
(0 212 263 39 83)
ANKARA
■ Jolly Joker Ankara’da, Yeni Türkü’nün vereceği konser 14 Eylül’de saat 22.00’de, Levent Yüksel’in vereceği konser 15 Eylül’de saat 22.00’de, Fettah Can’ın vereceği konser 21 Eylül’de saat 22.00’de, Yaşar’ın vereceği konser 22 Eylül’de saat 22.00’de, Cem Adrian’ın vereceği konser 28 Eylül’de saat 22.00’de, Volkan Konak’ın vereceği konser 29 Eylül’de saat 22.00’de, MFÖ’nün vereceği konser 6 Ekim’de saat 22.00’de, Emre Aydın’ın vereceği konser 12 Ekim’de saat 22.00’de, Kıraç’ın vereceği konser 13 Ekim’de saat 22.00’de, Athena’nın vereceği konser 19 Ekim’de saat 22.00’de, Rafet El Roman’ın vereceği konser 20 Ekim’de saat 22.00’de, Feridun Düzağaç’ın vereceği konser 26 Ekim’de saat 22.00’de, Gökhan Türkmen’in vereceği konser 27 Ekim’de saat 22.00’de.
(0312 424 11 11)
İSTANBUL
■ Kariye Müzesi: Çarşamba hariç 09.00-18.00 arası ziyarete açık. (0212 631 92 41)
■ Topkapı Sarayı Müzesi: Salı hariç 09.00-19.00 arası ziyarete açık. (0212 512 04 80)
■ İstanbul Arkeoloji Müzesi: Pazartesi hariç 09.00-17.00 arası ziyarete açık. (0212 520 77 40-41)
■ Adalar Müzesi: Pazartesi hariç 09.00-19.00 arası ziyarete açık. (0216 382 52 80)
■ Büyük Saray Mozaikleri Müzesi: Çarşamba hariç 09.30-17.00 arası ziyarete açık. (0212 528 45 00)
■ Askeri Müze: Pazartesi, salı hariç 09.00-17.00 arası ziyarete açık. (0212 233 27 20)
■ Basın Müzesi: Cumartesi, pazar hariç 10.00-17.00 arası ziyarete açık. (0212 513 84 58 – 511 08 75)
■ Avrupa Kültür Başkenti Mübadele Müzesi: Pazartesi hariç 10.00-17.30 arası ziyarete açık. (0212 789 66 99)
■ Ayasofya Müzesi: Pazartesi hariç 09.00-19.00 arası ziyarete açık. (0212 522 17 50 – 0212 522 09 89)
■ İstanbul Fotoğraf Müzesi: Pazartesi hariç 10.00-18.00 arası ziyarete açık. (0212 458 88 42 – 43)
■ Oyuncak Müzesi: Hafta içi 09.30-19.00, hafta sonu 09.30 – 19.00 arası ziyarete açık. (0216 359 45 50 – 51)
■ Rahmi M. Koç Müzesi: Salı/cuma 10.00-17.00, cumartesi/ pazar 10.00-19.00 arası ziyarete açık. (0212 369 66 00)
■ Sakıp Sabancı Müzesi: Pazar hariç salı/perşembe/cuma 10.00-18.00, çarşamba/perşembe 10.00-22.00 arası ziyarete açık. (0212 277 22 00)
■ İstanbul Deniz Müzesi: Pazartesi/salı hariç 09.00-17.00 arası ziyarete açık. (0212 327 43 45 – 327 43 46)
■ Osmanlı Bankası Müzesi:Pazartesi/Salı/Cumartesi 12.00-20.00, Pazar 10.30-18.00 arası açık. (0212 334 22 00)
■ Hilmi Nakipoğlu Fotoğraf Makinası Müzesi:09.00-17.00 arası ziyarete açık.(0212 543 09 20)
■ Tophane-i Amire:Cumartesi, Pazar günleri hariç 08.30-17.30 arası ziyarete açık. (0212 252 16 00)
■ İstanbul Modern Sanat Müzesi: Pazartesi günü hariç salı / pazar 10.00 – 18.00, perşembe 10.00 – 20.00 arası ziyarete açık. (0212 334 73 00)
■ Proje 4L Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi: Pazar, pazartesi günleri hariç çarşamba / perşembe / cuma günleri saat 10.00-17.00, cumartesi günleri saat 10.00-16.00 arası, salı günleri randevular doğrultusunda ziyarete açık.(0212 290 25 25)
ANKARA
■ Anadolu Medeniyetleri Müzesi: 08.30 – 17.30 arası ziyarete açık. (0312 311 28 39)
■ Cer Modern Sanatlar Merkezi: Pazartesi hariç salı/pazar 10.00 – 18.00 arası ziyarete açık. (0312 310 00 00)
■ MTA Tabiat Tarih Müzesi: Hafta içi 09.00-17.00, cumartesi/pazar 10.00-15.00 arası ziyarete açık. (0312 287 34 30)
■ Etnografya Müzesi: Pazartesi hariç 8.30-12.30 ve 13.30-17.30 arası ziyarete açık. (0312 311 95 56)
■ Atatürk Evi Müzesi: Pazartesi, cuma hariç 09.00-17.00 arası ziyarete açık. (0312 212 65 06)
■ Vehbi Koç Müzesi ve Ankara Araştırmaları Merkezi: Salı hariç 09.00-17.30 arası ziyarete açık. (312 355 20 27)
■ Demiryolu Müzesi: Pazar, pazartesi hariç 13.30-17.00 arası ziyarete açık. (0312 310 35 00)
■ Cumhuriyet Müzesi: Pazartesi hariç 09.00-12.00 ve 13.30-17.00 arası ziyarete açık. (0312 310 71 40)
■ Anıtkabir Müzesi: Pazartesi hariç 09.00-12.30 ve 13.30-17.00 arası ziyarete açıktır. (0312 310 53 61)
İZMİR
■ İzmir Arkeoloji Müzesi: Pazartesi hariç 08.30-17.30 arası ziyarete açık. (0232 489 07 96)
■ Atatürk Müzesi: Pazartesi hariç 08.30-12.30 ve 13.30-17.30 arası ziyarete açık. (0232 464 80 85)
■ Etnografya Müzesi: Pazartesi hariç 08.30-17.30 arası ziyarete açık. (0232 489 07 96)
■ Efes Müzesi: Pazartesi hariç 08.30-12.00 ve 13.00-17.30 arası ziyarete açık.(0232 892 60 10)
■ İsmet İnönü Evi Müzesi: Salı, perşembe, cuma günleri 10.00 – 17.00 arası ziyarete açık.
(0232 445 55 99)
Gösteri Söyleşi
İSTANBUL
■ ‘Turkcell Kuruçeşme Arena’da yarın saat 21.15’te “Kara Şövalye Yükseliyor” adlı film gösterimi gerçekleştirilecek. (0212 263 39 83)
Müzik
İSTANBUL
■ ‘Sakıp Sabancı Müzesi’nde bugün saat 21.15’te “Aydın Esen & Okay Temiz” konseri izlenebilir. (0 212 277 22 00)
■ ‘İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde perşembe günü saat 21.15’te “İlhan Erşahin’s İstanbul Sessions” konseri izlenebilir.
(0 212 520 77 41)
■ ‘Turkcell Kuruçeşme Arena’da cuma günü saat 21.30’da “Göksel”, cumartesi günü saat 21.30’da “İncesaz” konseri izlenebilir.
(0 212 263 39 83)
ANKARA
■ Jolly Joker Ankara’da, Yeni Türkü’nün vereceği konser 14 Eylül’de saat 22.00’de, Levent Yüksel’in vereceği konser 15 Eylül’de saat 22.00’de, Fettah Can’ın vereceği konser 21 Eylül’de saat 22.00’de, Yaşar’ın vereceği konser 22 Eylül’de saat 22.00’de, Cem Adrian’ın vereceği konser 28 Eylül’de saat 22.00’de, Volkan Konak’ın vereceği konser 29 Eylül’de saat 22.00’de, MFÖ’nün vereceği konser 6 Ekim’de saat 22.00’de, Emre Aydın’ın vereceği konser 12 Ekim’de saat 22.00’de, Kıraç’ın vereceği konser 13 Ekim’de saat 22.00’de, Athena’nın vereceği konser 19 Ekim’de saat 22.00’de, Rafet El Roman’ın vereceği konser 20 Ekim’de saat 22.00’de, Feridun Düzağaç’ın vereceği konser 26 Ekim’de saat 22.00’de, Gökhan Türkmen’in vereceği konser 27 Ekim’de saat 22.00’de.
(0312 424 11 11)
Müzeler
İSTANBUL
■ Kariye Müzesi: Çarşamba hariç 09.00-18.00 arası ziyarete açık. (0212 631 92 41)
■ Topkapı Sarayı Müzesi: Salı hariç 09.00-19.00 arası ziyarete açık. (0212 512 04 80)
■ İstanbul Arkeoloji Müzesi: Pazartesi hariç 09.00-17.00 arası ziyarete açık. (0212 520 77 40-41)
■ Adalar Müzesi: Pazartesi hariç 09.00-19.00 arası ziyarete açık. (0216 382 52 80)
■ Büyük Saray Mozaikleri Müzesi: Çarşamba hariç 09.30-17.00 arası ziyarete açık. (0212 528 45 00)
■ Askeri Müze: Pazartesi, salı hariç 09.00-17.00 arası ziyarete açık. (0212 233 27 20)
■ Basın Müzesi: Cumartesi, pazar hariç 10.00-17.00 arası ziyarete açık. (0212 513 84 58 – 511 08 75)
■ Avrupa Kültür Başkenti Mübadele Müzesi: Pazartesi hariç 10.00-17.30 arası ziyarete açık. (0212 789 66 99)
■ Ayasofya Müzesi: Pazartesi hariç 09.00-19.00 arası ziyarete açık. (0212 522 17 50 – 0212 522 09 89)
■ İstanbul Fotoğraf Müzesi: Pazartesi hariç 10.00-18.00 arası ziyarete açık. (0212 458 88 42 – 43)
■ Oyuncak Müzesi: Hafta içi 09.30-19.00, hafta sonu 09.30 – 19.00 arası ziyarete açık. (0216 359 45 50 – 51)
■ Rahmi M. Koç Müzesi: Salı/cuma 10.00-17.00, cumartesi/ pazar 10.00-19.00 arası ziyarete açık. (0212 369 66 00)
■ Sakıp Sabancı Müzesi: Pazar hariç salı/perşembe/cuma 10.00-18.00, çarşamba/perşembe 10.00-22.00 arası ziyarete açık. (0212 277 22 00)
■ İstanbul Deniz Müzesi: Pazartesi/salı hariç 09.00-17.00 arası ziyarete açık. (0212 327 43 45 – 327 43 46)
■ Osmanlı Bankası Müzesi:Pazartesi/Salı/Cumartesi 12.00-20.00, Pazar 10.30-18.00 arası açık. (0212 334 22 00)
■ Hilmi Nakipoğlu Fotoğraf Makinası Müzesi:09.00-17.00 arası ziyarete açık.(0212 543 09 20)
■ Tophane-i Amire:Cumartesi, Pazar günleri hariç 08.30-17.30 arası ziyarete açık. (0212 252 16 00)
■ İstanbul Modern Sanat Müzesi: Pazartesi günü hariç salı / pazar 10.00 – 18.00, perşembe 10.00 – 20.00 arası ziyarete açık. (0212 334 73 00)
■ Proje 4L Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi: Pazar, pazartesi günleri hariç çarşamba / perşembe / cuma günleri saat 10.00-17.00, cumartesi günleri saat 10.00-16.00 arası, salı günleri randevular doğrultusunda ziyarete açık.(0212 290 25 25)
ANKARA
■ Anadolu Medeniyetleri Müzesi: 08.30 – 17.30 arası ziyarete açık. (0312 311 28 39)
■ Cer Modern Sanatlar Merkezi: Pazartesi hariç salı/pazar 10.00 – 18.00 arası ziyarete açık. (0312 310 00 00)
■ MTA Tabiat Tarih Müzesi: Hafta içi 09.00-17.00, cumartesi/pazar 10.00-15.00 arası ziyarete açık. (0312 287 34 30)
■ Etnografya Müzesi: Pazartesi hariç 8.30-12.30 ve 13.30-17.30 arası ziyarete açık. (0312 311 95 56)
■ Atatürk Evi Müzesi: Pazartesi, cuma hariç 09.00-17.00 arası ziyarete açık. (0312 212 65 06)
■ Vehbi Koç Müzesi ve Ankara Araştırmaları Merkezi: Salı hariç 09.00-17.30 arası ziyarete açık. (312 355 20 27)
■ Demiryolu Müzesi: Pazar, pazartesi hariç 13.30-17.00 arası ziyarete açık. (0312 310 35 00)
■ Cumhuriyet Müzesi: Pazartesi hariç 09.00-12.00 ve 13.30-17.00 arası ziyarete açık. (0312 310 71 40)
■ Anıtkabir Müzesi: Pazartesi hariç 09.00-12.30 ve 13.30-17.00 arası ziyarete açıktır. (0312 310 53 61)
İZMİR
■ İzmir Arkeoloji Müzesi: Pazartesi hariç 08.30-17.30 arası ziyarete açık. (0232 489 07 96)
■ Atatürk Müzesi: Pazartesi hariç 08.30-12.30 ve 13.30-17.30 arası ziyarete açık. (0232 464 80 85)
■ Etnografya Müzesi: Pazartesi hariç 08.30-17.30 arası ziyarete açık. (0232 489 07 96)
■ Efes Müzesi: Pazartesi hariç 08.30-12.00 ve 13.00-17.30 arası ziyarete açık.(0232 892 60 10)
■ İsmet İnönü Evi Müzesi: Salı, perşembe, cuma günleri 10.00 – 17.00 arası ziyarete açık.
(0232 445 55 99)
Kaynak : [-]
Caz tutkunlarının her yıl merakla beklediği Akbank Caz Festivali, Anthony Braxton’dan Eleni Karaindrou’ya, İbrahim Maalouf’tan Gregory Porter’a önemli isimleri ağırlayacak.
Türkiye’nin en uzun soluklu festivallerinden biri olan Akbank Caz Festivali, 22. yılında dopdolu bir
programla 3-21 Ekim tarihleri arasında sanatseverlerle buluşacak. 22. Akbank Caz Festivali, bu yıl dünyaca ünlü caz sanatçılarını Türkiye’de ağırlarken, yetenekli genç müzisyenlere de performanslarını sergileme imkanı sunacak.
Klasik cazdan avangart tınılara, dünya müziklerinden elektronikanın sınırlarına dek uzanan işitsel tecrübelerle takipçilerine oldukça geniş bir çeşitlilik sunan festivalin, bu yıl öne çıkan isimleri arasında Anthony Braxton & Diamond Curtain, Wall Quartet, Eleni Karaindrou, İbrahim Maalouf, Gregory Porterve The ACT Jubilee Night bulunuyor. İlerleyen günlerde birçok önemli sanatçının katılımıyla hız kazanacak festival, “Kampüste Caz”, “Jamzz Genç Yetenekler Yarışması” ve sürpriz etkinliklerle devam edecek.
Avrupa cazının ustaları festivalde çok özel bir konser için bir araya gelecek. İsveç’in caz dünyasına önemli katkılarından trombon virtüözü ve vokalist Nils Landgren, postmodern cazın yenilikçi isimlerinden ECHO Jazz Ödülü sahibi Alman piyanist Michael Wollny, İskandinav gitarist Johan Norberg, enstrümanı kontrbasın sınırlarını yeniden çizen
İsveçli Lars Danielsson, Alman baterist Wolfgang Haffner, Danimarka’nın caz divası
Cæcilie Norby, bariton saksafonun Fransa’dan çıkan önemli isimlerinden Celine Bonacina ve lirizm yüklü sololarıyla dinleyenleri kendine hayran bırakan Finlandiyalı trompetçi Verneri Pohjola’dan oluşan “The ACT Jubilee Night”, festival kapsamında 6 Ekim Cumartesi günü Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda unutulmaz bir caz ziyafeti yaşatacak.
Festivalin bir diğer konuğu, günümüzün en önemli film ve tiyatro müziği bestecilerinden biri olan Yunan piyanist & besteci Eleni Karaindrou olacak. Her biri ayrı bir başyapıt olarak değerlendirilen “Sonsuzluk ve Bir Gün”, “Ağlayan Çayır” gibi Theo Angelopoulos filmleri için bestelediği müziklerle dünya çapında bir hayran kitlesine sahip olan Eleni Karaindrou, bugüne kadar kaydettiği 20 civarında albüm ile önemli satış başarılarına da imza attı. Akdeniz ve Balkanlar’ın yerel enstrümanları ile klasik batı müziği enstrümanlarını birlikte kullanarak kendine has müzikal renkler yaratmayı başaran Eleni Karaindrou, Türkiye’de en çok sevilen yabancı sanatçı arasında yer alıyor.
Ender Sakpınar yönetiminde 31 kişilik orkestra eşliğinde 7 Ekim Pazar günü Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleştirilecek Eleni Karaindrou konseri, 24 Ocak’ta vefat eden yönetmen Theo Angelopoulos’un anısına düzenlenecek. “Ulis’in Bakışı”, “Ağlayan Çayır”, “Leyleğin Geciken Adımı”, “Sonsuzluk ve Bir Gün”, “Puslu Manzaralar”, “Kitera’ya Yolculuk” gibi filmlerin müziklerinden oluşan bir performans sunacak olan Eleni Karaindrou, festival tarihindeki unutulmaz konserlerden birine imza atacak.
İbrahim Maalouf, 9 Ekim’de sahne alacak
Caz trompete yepyeni bir boyut kazandıran günümüzün en yenilikçi müzisyenlerinden Lübnanlı İbrahim Maalouf, 9 Ekim’de Garajistanbul’da sahne alacak. Kuzey ülkelerine has lirizm duygusunu doğuya özgü renklerle bir araya getiren sanatçının müziği cazdan rock müziğine, Arap ezgilerinden usta işi doğaçlamalara kadar onlarca farklı rengi barındırıyor.
Müzik otoritelerinin “bir sonraki en büyük erkek caz vokali” olarak nitelendirdiği Gregory Porter, caz, funk, R&B, blues ve gospel tınıları üzerine kurduğu büyüleyici vokaliyle 22. Akbank Caz Festivali’nin kaçırılmayacak performanslarından birini vaat ediyor. 2010 yılında yayınladığı çıkış albümü, “Water” ile 53. Grammy Ödülleri’nde “En İyi Caz Vokali” dalında aday olan Gregory Porter, 2011 yılında ise Fransızların saygın caz kurumu L’Academie du Jazz tarafından düzenlenen Django Reinhardt ödüllerinde “En İyi Caz Vokali” ödülünü aldı. Sanatçı 2012 yılında müzikseverlerle buluşan “Be Good” albümünün tanıtım turnesi kapsamında 11 Ekim Perşembe günü Babylon’da sahne alacak.
Amerikan caz sahnesinin efsane isimlerinden müzisyen, besteci, filozof ve eğitmen Anthony Braxton, 17 yıl aradan sonra yeniden Akbank Caz Festivali’nde sahne alacak. 1970’lerde 400’ün üzerinde besteye ve 70’i kendi gruplarıyla olmak üzere 120’nin üstünde albüme imza atan cazınkilometre taşlarından biri olan Anthony Braxton, bu kez Diamond Curtain Wall
Quartet ile festival kapsamında sahne alacak. Alto saksafon ve diğer üflemeli çalgılarda Anthony Braxton, sopranino, soprano ve alto saksafonda James Fei, kornet ve diğer nefesli çalgılarda Taylor Ho Bynum, kemanda Erica Dicker’den oluşan Anthony Braxton & Diamond Curtain Wall Quartet projesi, 17 Ekim’de The Seed’de olacak.
Etkinlikler
22. Akbank Caz Festivali kapsamında bu yıl ikincisi düzenlenecek “JAmZZ Akbank Caz Festivali Genç Yetenekler Yarışması”, sunduğu yurt dışı eğitim fırsatı ve saygın jürisi ile genç yetenekleri bekliyor. 30 yaşını aşmamış amatör genç yeteneklere, festivalin bir parçası olma ve profesyonel sanatçılarla birlikte sahnede “Jam Session” yapma imkanı sunan yarışmaya katılmak isteyenlerin hazırladıkları demo CD’yi ile gerekli belgeleri 22 Eylül’e kadar Akbank Sanat’a ulaştırmaları gerekiyor.
Akbank Caz Festivali’nde festival içinde festival rüzgarını estiren “Kampüste Caz” konserleri bu yılda cazın mavi notalarını ve onlarca farklı rengini üniversite öğrencileriyle buluşturacak. Kampüste Caz, sürpriz isimlerin performanslarıyla İstanbul’un yanı sıra 9 farklı şehirde üniversiteli gençlerle bir araya gelecek.
Kaynak :[-]
Bugün “Fotoğraf Eğitmenimiz” “ Damla YEDİSAN ” ile fotoğraf ve Fotoğrafçılık Kurslarımıza ait özel bir site ( http://www.fotografcilikkurslarim.com )yapımı ve şekli hakkında telefon görüşmesi yaptık ve ardından siteyi biraz inceledim sonra diğer sanat sitelerine göz atmaya başladım ki fotoğraf sergisi olarak aşağıdaki haberi gördüm… Haberi okuduktan sonra google’da biraz araştırma yapınca sizlerle de paylaşmak istedim. “Bilgi paylaştıkça büyür.” değil mi?
İtalya’daki yoksulluktan Hollywood’da başrole… Entelektüellerin gözdesi ‘çılgın’ partilerden Komünist Parti üyeliğine… Vatansızlıktan savaş meydanlarına… Herkesi etkileyen güzellikten ‘hafifmeşreplikle’ damgalanmaya… Tarihin önemli fotoğrafçılarından Tina Modotti’nin fotoğrafları, efsanesine yakıştıramadığımız bir sessizlikle Cihangir Sanat Galerisi’nde bekliyor.
İtalya’da yoksul bir ailede başlayan yaşamı, dünyanın dört bir yanında fena halde fırtınalı biçimde seyrederken, yolu Hollywood’da başrollere de düşmüş Avrupa’da ajanlığa da… Etkisinden kolay kaçınılmayan bir güzelliğe sahipmiş. Yaşamının bir kısmında entelektüel camianın katılmak için can attığı çılgın partilere ev sahipliği yaparken, bir kısmını militan bir komünist olarak geçirmiş, bir kısmında ‘hafifmeşrep’ ve ‘tehlikeli’ bir kadın sıfatıyla damgalanmış…
Dünyanın farklı yerlerinde bulunmasına, vatansız yaşamasına karşın en yaygın iki sıfatıyla belirtirsek; ‘Meksikalı’, ‘devrimci fotoğrafçı’ Tina Modotti’den (1896-1942) söz ediyoruz. Fotoğraf sanatında kalıcı bir iz bırakmış; eserleri önemli müzelerin koleksiyonuna girmiş Modotti’den…
Ölümünden uzunca süre sonra dünyada tekrar hatırlanması 1991’e denk geliyor. O yıl, Modotti’nin 1925’te çektiği ‘Güller’ adlı fotoğrafı açık artırmaya çıktığında, o zamana kadar bir fotoğraf için ödenen rekor fiyata; 165 bin dolara satılmıştı.
SESSİZ SEDASIZ BİR SERGİ
Modotti’yi bugün hatırlamamızın vesilesiyse İstanbul’da açılan ‘Yeni Bir Bakış’ adlı sergi. ‘Renkli’ hayat hikâyesine sahip önemli bir sanatçının yolu Türkiye’ye düştüğünde çektiği büyük ilgiye; sanatseverliğimizin göstergesi olarak, mesela hikâyesinin sosyal medyada dilden dile dolaşmasına artık alışkınız. Konumuz bu durumu tartışmak değil ama ‘sanatseverlik’ ilgisini fazlasıyla hak eden Modotti’yi İstanbul’a getiren serginin, 19 Temmuz’da Cihangir Sanat Galerisi’nde sessiz sedasız açılması dikkat çekici…
Bu notun ardından iki öneri; sergiye giderken konuya az da olsa çalışmış olmak önemli. Yoksa bir zamanların Meksikasının yoksul yaşamından görüntüler aktaran, küçük siyah beyaz kareler size pek fazla şey ifade etmeyebilir.
Dilerseniz, ‘konuya çalışma’ meselesiyle bağını kurabileceğiniz ikinci önerimizse bir kitap. Margaret Hooks’un Agora Kitaplığı’ndan çıkan, ‘Devrimci Fotoğrafçı Modotti’ adlı kitabı, akıcı bir dille yazılmış, ‘renkli’ bir portreyi aktarıyor. Biz de bu yaşam öyküsünde hızlı bir tur atalım.
İtalya’da altı çocuklu yoksul bir ailenin, küçük yaşta okulu bırakıp fabrikada çalışmak zorunda kalacak ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi Modotti. Babası iş için ABD’ye gittiğinde, 12 yaşındayken bir ipek fabrikasında çalışmaya başlamıştı. 1913’te New York’taki babasının yanına gitmesiyle yeni bir dünya tanıdı; kaldığı ‘Küçük İtalya’ bölgesi aynı zamanda sanatçıların merkeziydi. Modotti böyle bir ortamda vaktinin önemli kısmını tiyatro ve opera izlemeye ayırıyordu. Tanıştığı ABD’li ressam Roubaix de I’Abrie Richey (Robo) sayesinde bir adım daha atıp ‘camiaya’ karışacaktı. 18 yaşına bastığında bazı yerel tiyatrolarda rol alarak yeteneğini gösterme fırsatı bulmuş, küçük çaplı bir üne kavuşmuştu bile.
HOLLYWOOD VE MEKSİKA
Hedefi Robo’yla birlikte Hollywood’a gitmekti. 22 yaşındayken bu hayalini gerçekleştirdi ve bir yıl sonra ‘Kaplanın Postu’ adlı filmde başrolü kaptı. Robo’yla Los Angeles’a gittiğinde evlenmişti. Modotti’nin, entelektüel çevredeki ününün yaygınlaşmasında oyunculuğunun yanı sıra önemli bir neden daha vardı; herkesin hemfikir olduğu güzelliği. Eşiyle birlikte düzenlediği entelektüel tartışma toplantılarında da, eğlenceli partilerde de herkesin odağındaki kişi aynıydı; Modotti.
Âşıklarının sayısı hiç de az değildi. O sıralarda Los Angeles’ın yolunu tutan diğer bir kişi, adı fotoğrafın efsaneleri arasında anılacak Edward Weston’dı.
Modotti, Robo’yla ilişkisindeki duygusal bağ gevşediği sırada Weston’la yakınlaştı. Robo Meksika’ya gitmişti. Modotti de peşinden gitmeyi aklından geçirmeye başlarken, 1922’de onun
bir hastalık sonucu hayatını kaybettiğini öğrendi. Ertesi yıl, Hollywood’un kendisine göre olmadığını düşünen Modotti’yle Meksika’ya gitmek Weston’a nasip oldu.
O yıllarda Meksika entelektüeller için cazip bir yerdi. Siyasi devrim yaşanmıştı ve canlanan kültürel ortam dünyanın pek çok yerindeki sanatçıları çekiyordu. Modotti ve Weston, bir tür Rönesans’ın yaşandığı Juarez bölgesine taşındılar. Modotti, Weston’ın önerisiyle fotoğraf çekmeye başlamıştı. Bu alanda da yetenekliydi ve iyi bir fotoğrafçı olarak kabul görmesi için bir yıl yetecekti. Evdeki ‘çılgın partiler’ dönemi tekrar başlamıştı.
Daha çok ‘Frida’ filmiyle birlikte tanıdığımız, büyük ressam Diego Rivera da partilerin konukları arasındaydı. Rivera’yı, büyük aşk yaşadığı diğer ressam Frida Kahlo’yla partilerin ev sahibi Modotti tanıştıracaktı. Filmi izleyenler, bir sahnede Frida’yla etkileyici biçimde tango yapan kadını hatırlayacaktır; işte o ‘bizim’ Modotti’ydi.
Modotti’ye aşina olduğumuz başka bir şeyden söz etmek de mümkün; bizzat Weston’ın çektiği, epey yaygınlaşmış nü fotoğrafları… Öyle ki, “O nü fotoğrafları olmasaydı bugün Modotti’yle ilgilenir miydik?” sorusunu soran sanat tarihçileri vardır. Yanıtı, önceki satırlarda kitabından bahsettiğimiz Hooks veriyor; “Kesinlikle evet. Yoksa 1991’de Sotheby’s’deki açık artırmada, ‘Güller’ fotoğrafı 165 bin dolara satılabilir miydi?”
Tekrar Modotti’nin partilerine ve Weston’a dönelim. Daha doğrusu Modotti’nin bu ikisiyle arasındaki bağın kopmasına, yaşamının bir kez daha radikal biçimde değişmesine… Modotti’nin, evinde partiler düzenlemeyi bırakması, Weston’la arasındaki bağın kopması, politikaya gittikçe daha fazla ilgi duymasıyla aynı günlere denk geliyor. Ve fotoğraf makinesini yoksul Meksikalılara çevirmesiyle…
AJANLIĞA GİDEN YOL
Modotti 1927’de, 31 yaşındayken katıldığı Meksika Komünist Parti’sinde, partinin gazetesi için foto muhabirliği yapmak gibi aktif görevler üstlenmişti. Fakat kötü günler yaklaşıyordu. 1929’da, birlikte yaşadığı sevgilisi, parti üyesi Antonio Mella’nın öldürülmesinden sorumlu tutulduğunda yalnızca tutuklanmadı; komünistleri aşağılayan bir kampanyanın hedefine yerleştirildi ve ‘hafifmeşrep’, ‘tehlikeli’ bir kadın olarak damgalandı. 1930’da, bu kez Meksika başkanına yönelik bir suikasttan sorumlu tutulduğunda ülkeden sürüldü.
Berlin’e gitti. Canlı bir sanat ortamı ve fazlasıyla fotoğrafçı vardı. Avangart sanat ortamında kendisini geliştirecek maddi imkânlara sahip değildi. Bunalıma girdi, fotoğraf çekmeyi bıraktı, komünistler arasında nam sahibi bir arkadaşıyla Moskova’ya geçti. Komünist Parti içinde aktif roller üstlendi ve Sovyetler Birliği’nin, Avrupa’da çalışan gizli görevlileri arasında yer aldı.
Katıldığı İspanya İç Savaşı’nda komünistler yenildiğinde New York’a gitmek istiyordu ama ABD bu isteği kabul etmedi. Kendisini, kimliksiz geldiği, takma isimle yaşayacağı Meksika’da buldu. Sovyetler Birliği ile Nazi Almanyası saldırmazlık anlaşması imzalamıştı ve Modotti, Komünist Parti’ye olan güvenini kaybetmişti. Depresyon dönemi tekrar başlamıştı. 5 Ocak 1942’de, arkadaşlarıyla gittiği akşam yemeğinden dönerken kalp krizi geçirdi. Hemen her efsane kişilik gibi Modotti’nin ardından, ölümünün nedenleri hakkında söylentiler üretildi. Pablo Neruda da şiir yazdı.
SERGİ CİHANGİR OTOPARKINA GİZLENMİŞ GİBİ
Meksika Başkonsolosluğu’nun desteğiyle, Modotti’nin 26 fotoğrafının sergilendiği yer, Beyoğlu Belediyesi’ne ait Cihangir Sanat Galerisi. 15 Ağustos’a kadar ziyaret edebilirsiniz. Galeri, üstü çocuk parkı olarak düzenlenmiş, bir kısmı yeraltında kalan Cihangir’deki katlı otoparkın içindeki salonlardan birinde kurulmuş. Fakat eğer daha önce galeriye gitmediyseniz bulmanız kolay olmayabilir. Zira Modotti sergisiyle ilgili afişler, işaretler bir yana; galeriyi gösteren herhangi bir işaret de yok. Otoparkın giriş kapısından içeri girip galeriye ulaşmaya çalışırsanız işiniz zor; epey bir dolanıp bulamama ihtimaliniz var. Kısa yol, otoparkın üstündeki, ilk bakışta fark edilmeyen merdivenden aşağı inip galeriye girmek.
Aşağıda galeride sanatçıya ait fotoğraflardan seçme fotoğrafları bulabilirsiniz.
Kaynak : [-] Eyüp Tatlıpınar
Türkiye’nin önemli Karagöz ustalarından Suat Veral’ın yetiştirdiği 23 yaşındaki Merve İlken, Türkiye’nin ilk kadın Karagöz ustası olmaya hazırlanıyor. Yaklaşık 5 yıldır, Suat Veral’ın gösterilerinde ”yardak” olarak çalışan İlken, bu alanda bir ilk olmanın heyecanını yaşıyor.
30 yıllık Karagöz ustası Suat Veral, AA muhabirine yaptığı açıklamada, aynı zamanda yeğeni olan Merve İlken’i, Türkiye’nin ilk kadın Karagöz ustası olması için yetiştirdiğini söyledi. Gittikleri bütün fuar, festival ve oyunlarda, İlken’in ”yardak”(yardımcı) olarak görev yaptığını anlatan Veral, ”Ben 30 yıldır bu sanatın içindeyim. Hiçbir zaman ‘tamam’ demedim. Onun için Merve de Ahilik geleneğinden geldiği şekilde yetişmeye devam ediyor” dedi.
Seslendirmeden dolayı Karagöz sanatçılarının bugüne kadar hep erkek olduğunu anımsatan Veral, ”Evin reisi annedir. Dolayısıyla bugün genç kızlarımız, belki bir sanat ve meslek öğrenmek ya da kendilerini eğlendirmek için Karagöz sanatına eğilebilir. Kadınların bu sanat dalında da önlerini açmak gerekiyor. Belki kadınlar, Karagöz’ü çocuklarla daha iyi bütünleştirecek, bizlerden daha iyi diyalog kurabilecek. Karagöz oyununu yaygınlaştırdıkları gibi aile içinde birlik ve beraberliği de oluşturacaklar. Belki bu komşuya da yansıyacak, komşular da bu kültürden istifade edecek. Dolayısıyla, Karagöz ve Hacivat kadınlar da olabilir düşüncesinde Merve bir ilktir. Umarım Merve gibiler çoğalır” dedi.
Hayalinin, Karagöz sanatıyla ilgilenen, tasvirini yapan, oyununu oynatan, kurgulayan, perdesini kuran, seslendirmeyi yapan kişi olduğunu belirten Veral, Merve İlken’in çok küçük eksikleri dışında, hayalinin bütün hünerlerini sergileyebildiğini anlattı.
Merve İlken’in, ileride perdeye yansıtacağı gösterilerinde Karagöz ve Hacivat temasıyla ortaya çıkarak, diğer karakterleri de bir kadın sesiyle perdede oynatabileceğini söyleyen Veral, ”Merve’nin eğitimi için, profesyonel sahnede oyununa ‘Zenne’ karakteriyle giriş yapıyoruz. Merve böylece, yaptığı seslendirmeyle perde hakimiyetine alışmaya başlıyor. Karagöz, takip, yoğrulma ve pişmeyle gelen bir sanat. Usta ne zaman ‘tamam’ derse, o zaman o iş olur. Merve benim yardağım olarak çalışıyor. Yardak, hayalinin yardımcısıdır, defe vurandır. Çıraklık da öyle başlar. Hayalinin yaptığı oyunun ezberi kendisinde de olur ” dedi.
”İlk olmak güzel bir şey”
Merve İlken de, bir aile sanatı olan Karagöz ile 5 senedir ilgilendiğini, eğitim döneminde yalnızca ustası Suat Veral’ı izlediğini, bu dönem bittikten sonra ”Hayali” olmaya karar verdiğini söyledi.
Ustası Suat Veral’ın, desteğiyle çalışmalarına ağırlık verdiğini dile getiren İlken, ”Her işin elbette bir zorluğu var. Karagöz’ün zorlu olduğu kadar, eğlenceli bir tarafı da var. Beş yıl içinde zorlukları aştım. Seslendirme konusundaki çalışmalarım devam ediyor. Ustama göre belki yeterli olabilir ama ben 5-10 yıl daha kendimi eğitebilirim. Temelimin sağlam olmasını istiyorum. Bir, iki ay içinde bu işi öğrenip, ‘ben Karagözcü oldum’ demektense, öğrenmeye devam ediyorum” dedi.
Açıköğretim Fakültesi’nde eğitimine devam ettiğini ifade eden İlken, ”Bu alanda ilk olmak güzel bir şey. Bu sanata başlarken yaptığım araştırmalarda, bu mesleği tamamen erkeklerin üstlendiğini gördüm. Artık kadınların yapmadığı meslek kalmadı. Ben de bu alanda bir ilk olarak Karagöz sanatını uzun yıllar devam ettirmek istiyorum” diye konuştu.
Yeni Karagöz karakterlerini tasarladığını ancak henüz hayata geçirmediğini anlatan İlken, yakın bir zamanda bu karakterleri de perdeye yansıtmak istediğini belirtti.
Tiyatro bölümünde eğitim alan öğrencilerin, az da olsa Karagöz sanatını derslerinde gördüklerini ifade eden İlken, gençlerin geleneksel sanatlara daha sıkı bağlanması gerektiğini sözlerine ekledi.
Kaynak :[-]