Şunun için etiket arşivi: narsanat

İnternet korsanlığının en büyük adresi olan The Pirate Bay’e darbe İngiltere’den geldi ve sunucuları kapatıldı.

Warner Music Group, Sony Music Entertainment ve Universal Music Group gibi dünyanın önde gelen şirketlerini temsil eden British Phonograpgic Industry (BPI) yasaklı olan Pirate Bay isimli korsan içerikli siteye dolaylı olarak erişim olanağı veren proxy sunucularının kapatılması için Korsan Parti’ye baskı yapmaya başladı.

Son olarak partinin önemli isimlerine gönderilen postalarda adım atılmadığı taktirde olayın mahkemeye taşınacağı hatırlatıldı.

Bunun üzerine korsanların haklarını korumaya çalışan ve İsveç’ten Sonra İngiltere’de de 3 yıl önce faaliyetlerine başlayan Korsan Parti, korsan sitenin sunucularını tamamen kapattı. Böylece korsan içerikleri barındıran portal, Britanya’da ağır bir darbe yemiş oldu.

Korsan Koyu anlamına gelen ve dünyanın en büyük korsan platformu olan The Pirate Bay 2003 yılında ortaya çıktı ve korsan içerik arayan milyonlarca kullanıcının akınına uğradı. Son yıllarda özellikle film ve müzik endüstrisine verdiği zararlar nedeniyle zor günler geçiren site 35 farklı dilde hizmet veriyor.

 Kaynak :[-]

 

İzmir Devlet Opera ve Balesi, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisini eleştirmesinin ardından, Kanuni Sultan Süleyman’ın yaşamını ‘Muhteşem Süleyman’ adıyla sahneleme kararı aldı. Eser, 15 Ocak 2013’te dünya prömiyeri yapacak.

İZMİR Devlet Opera ve Balesi’nin 15 Ocak 2013’te dünya prömiyeri yapacak ‘Muhteşem Süleyman’ eseri, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisini eleştirmesinin ardından, Kanuni Sultan Süleyman’ın yaşamını anlatacak.

BİZDE ÇIPLAK YOK

Bestesi Tevfik Akbaşlı’ya ait iki perdelik ‘sahne kantantı’ formundaki eseri, Mehmet Balkan sahneye koyuyor. Librettosu Işık Noyan’a ait eserin orkestra şefliğini ise Tulio Gagliardo Varas üstleniyor. Eser, Kanuni Sultan Süleyman’ın Zigetvar seferinde, otağındaki ölüm döşeğinde başlayacak ve geri dönüşlerle anlatılacak. Şehzade Selim ve Hafza Hatun’un oğulları Süleyman’ın, başarılı saltanat dönemi ve kazandığı başarılar işlenecek.

Muhteşem Süleyman’ın koreografı Balkan, projeye dair şunları söyledi: “Tevfik Akbaşlı altı yıl önce yazmaya başlamış. O zaman dizi yoktu. Diziyle hiçbir bağlantısı yok. Zamanlaması sadece tesadüf. Dizi gündeme gelmeseydi de seyirci mutlaka izlerdi bizi. Çünkü dünyada ilk. Eserde harem sahnesi sadece 3-4 dakika. Harem diye de çıplak kadınların dolaştığı bir yer değil. Tarih kitaplarını okuyarak reel bir eser sahneye koydum.”

Kaynak :[-]

Tarihi belgeler, kıyamet senaryolarının neredeyse insanlık tarihi kadar eski olduğunu, insanoğlunun Dünya’nın yok olmasından her zaman büyük bir dehşet duyduğunu gösteriyor.
Bilinen ilk kıyamet senaryosu, M.Ö. 2800 yılına ait bir Asur tabletinde yer alıyor. Kil tablet, gerçekleşmemiş kıyamet senaryosunu şöyle anlatıyor:“Dünyamız, son günlerde yozlaştı. Dünyanın hızla sonuna yaklaştığını gösteren işaretler var. Rüşvet ve yolsuzluk, aldı yürüdü. Çocuklar, artık ana babalarına itaat etmiyor. Tüm bunlar, Dünya’nın sonunun geldiğini gösteriyor.”

Ancak tablette yazanların aksine sonu gelen Dünya değil, Asur İmparatorluğu oldu. Yakın Doğu’da büyük bir imparatorluk kuran Asurlular, M.S. 612’de Babil ordusu tarafından tarihin karanlık sayfalarına gömüldü.
M.S. 1000

Dünya tarihinin en büyük çaplı kıyamet histerilerinden biri M.S. 1000 yılında yaşandı. Papa II. Sylvester, İsa Peygamber’in doğumunun 1000. yıl dönümünde dünyanın yok olacağını söyledi. Cennete gitmek isteyen Hristiyanlar, mallarını yoksullara dağıttı, günahlarının bağışlanması için kiliselere koştu. 1 Ocak 1000’de beklenen kıyamet kopmayınca Hristiyanlar, bu kez de İsa’nın öldüğü günün yıl dönümünü beklemeye başladı. Ama beklenen olmadı, kıyamet 1033’te de kopmadı.

Kıyameti kendi çıkarları için kullananlar da oldu. Papa III. Innocent, 1213’te Kudüs ve kutsal topraklara 5. Haçlı seferlerini düzenleyebilmek için kıyamet korkusundan yararlandı. Kıyametin İslam’ın yükselişinden 666 yıl sonrasına denk düşen 1284 yılında kopacağı kehanetinde bulunan Papa’ya inanan Hristiyanlar, kutsal toprakları alıp dünyayı kurtarmaya çalışken kendi canlarından oldu. 1284’te kıyamet kopmadı, ama 7 yıl sonra son Haçlı krallığı düştü ve Memluk Sultanı Halil Akka kentini aldı. Dünya ise dönmeye devam etti.
Kıyamet fikri sanatçıları da etkiledi. Sanatın altın çağı olarak bilinen Rönesans, kıyamet kehanetlerinin yeniden tırmanışa geçmesine de sahne oldu. Bu kehanetler, Bizans İmparatorluğu’nun kalbi İstanbul’un Osmanlılar tarafından fethedilmesi gibi bazı “felaketlerin” takvimleri değiştirdiği fikrine dayanıyordu.

Dominikli keşiş Girolamo Savonarola’nın “Tanrı’nın kılıcının, kısa bir süre sonra savaş, veba ve açlık olarak Dünya’nın üstüne geleceği” kehanetinden etkilenen Rönesans’ın önde gelen ustalarından Sandro Botticelli, “Mistik Doğum” adlı tablosunda kayaların altına saklanıp bekleyen küçük iblisler resmetmiş ve resmin altına da kıyametin yakın olduğuna dair not düşmüştü.

Almanya’da inşa edilen tekneler

Bilim adamları da kıyamet fikrinden etkilendi. Alman matematikçi ve astronom Johannes Stöffler, 1499 yılında gezegenlerin hizalanmasını temel alarak yaptığı kehanette 20 Şubat 1524’te meydana gelecek tufanın dünyayı yok edeceğini söylüyordu. Stöffler’in kıyamet kehaneti, basılan 100 kitapçıkla tüm Avrupa’ya yayıldı. Yüzlerce tekne inşa edildi, Alman asilzadesi Kont von Iggleheim, Rhein Nehri’nde üç katlı bir gemi yaptırdı. Gel gör ki kıyamet, 20 Şubat’ta da kopmadı. Aksine 1524 yılı, oldukça kurak geçti. Iggleheim’ın gemisinde yer kapmaya çalışanlar arasında arbede çıktı, yüzlerce kişi öldü. Kalanlar, kıyametin kopmadığını görünce kontu taşlayarak öldürdü.
Stöffler, son bir çaba olarak 1528’i yeni kıyamet tarihi olarak belirledi. O gün de bir şey olmayınca, kendini evine kapattı.

Giza Piramidi’nde saklı kıyamet tarihi

Hem 1641’te İngiliz kahin “Shipton Ana”nın kehanetlerinden, hem de Mısır’daki Giza Piramidi’nin gizemlerinden etkilenen astronom Charles Piazzi Smyth, farklı bir kıyamet tarihi ortaya attı. Piramidin sadece Mısırlılar tarafından değil, aynı zamanda Nuh Peygamber tarafından inşa edildiğini ileri süren ve piramidin dört bir yanında dünyanın sonunu gösteren izler bulduğunu belirten Smyth’e binlerce insan inandı. 5 Ocak 1881’de New York Times, hem Smyth hem de ona inananlarla dalga geçen bir makale yayımladı: “Piramidin ortasındaki galeride tam 1881 çentik var. Bu da son senemize girdiğimizi gösteriyor.”

Halley, dünyaya çarpacak

Tufanlar ve piramitler dünyanın sonunu getirmeyince insanoğlu, umudunu uzaya bağladı.
1910’da Dünya’nın yakınından geçen Halley kuyrukluyıldızı, kıyameti bekleyenlerin ekmeğine yağ sürdü. İngiliz yazarlar, Halley’in Almanya’nın işgalinin habercisi olduğunu ileri sürerken Fransızlar, kuyrukluyıldızın dehşetli bir sele neden olacağını yazdı. ABD’nin Chicago’da kentinde bulunan Yerkez Rasathanesi’nin Şubat 1910’da Halley’in kuyruğunda siyanür olarak bilinen zehirli bir gaz bulunduğunu açıklaması, tuz biber oldu. Sonunda Mayıs ayında Halley, Dünya’nın yakından geçip gitti ve New York Times, “Hala buradayız” diye başlık attı.

Jüpiter Etkisi

1974’te John Gribbin ile Stephen Plagemann, “Jüpiter Etkisi” adlı çok satan kitaplarında gezegenlerin Mart 1982’de Güneş’in aynı tarafında hizalanacağını, bu gök olayının kozmik olaylara neden olacağını ileri sürdü. Böylece yeni bir kıyamet tarihi belirlendi. Gezegenlerin toplam çekim gücünün, Yeryüzü’nün dönüşünü değiştireceği ve yıkıcı depremler olacağı ileri sürülen kitabın, Cambridge mezunu astrofizikçiler tarafından yazılmış olması, güvenirliğini artırıyordu.

Korkulan tarih yaklaşırken, binlerce insan dehşete kapılarak olası çıkış yollarının peşine düştü.

Kıyamet, 1982’de de kopmadı. Gribbin ve Plagemann, 1983’te“Jüpiter’in Yeniden Gözden Geçirilmiş Etkisi” adlı kitaplarını yayımladılar ve yeniden çok satanlar listesine girdiler.
1999, ünlü kahin Nostradamus’un kitabında dünyanın sonu olarak betimleniyordu. Nostradamus, 1999’un yedinci ayında gökten Dehşet Kralının geleceğini ve dünyanın sonuna neden olacağını yazmıştı.

1 Ocak 2000: Elektronik Kıyamet

1 Ocak 2000’de yeni milenyumun başlangıcı da kıyamet iddialarının kurbanı oldu. Bilgisayarların “00” ile biten yılı anlayamayacağını ileri süren felaket tellalları, Dünya’da yaşamın duracağı, hatta nükleer savaşın başlayacağı kehanetinde bulundu. Independent gazetesi, Uluslararası Para Fonu’nun gelişmekte olan ülkelerde ekonomik kaos yaşanacağını öngördüğünü yazdı. İnsanlar, 1 Ocak yaklaşırken alışveriş merkezlerine akın ederek yiyecek, su ve diğer malzemeleri depoladı. 1 Ocak 2000’de Dünya, tüm kehanetlerin tersine yeni bir yüzyıla girdi.

Büyük Hadron Çarpıştırıcısı

İsviçre’nin Cenevre kentinde bulunan Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi’ndeki (CERN) Büyük Hadron Çarpıştırıcısı da kıyamet senaryolarından nasibini aldı.

İsviçre-Fransa sınırında yerin 100 metre altında kurulan Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nın protonları ışık hızına çok yakın bir hıza ulaştırarak çarpıştıracağını öğrenen bazı kesimler, bu tür çarpışmaların mikro kara delikler oluşturarak dünyanın sonunu getireceğini ileri sürdü. Kuantum fizikçilerinin “asla asla deme” eğilimleri, kıyamet söylentilerinin daha da hız kazanmasına neden oldu. Her şeye karşın Büyük Hadron Çarpıştırıcısı, 10 Eylül’de 2008’de çalıştırıldı. Kıyamet kopmadı, ancak çarpıştırıcı 9 gün sonra teknik bir arıza nedeniyle kapatıldı. İnsanlar, 20 Kasım 2009 ve 30 Mart 2010’daki deneylerden sonra çarpıştırıcının dünyanın sonunu getirmeyeceğine ikna oldu.

Maya takviminin sonu

2012’inin sonuna yaklaşırken yeni bir kıyamet senaryosu ortaya atıldı. Mayaların M.Ö. 3114’te başlayan ve “Baktun” olarak adlandırılan 394 yıllık dönemlere ayrılan takvimine göre 13. baktun, 21 Aralık’ta sona eriyor. 13. baktunun sona erişi, bazı kesimler tarafından Dünya’nın da sonu olarak yorumlanıyor.

Gelecek kıyametler

Eğer Dünya, 21 Aralık’ta da yok olmazsa yedekte tutulan tarihler de bulunuyor.
Örneğin Amerikalı astrolog Jeane Dixon, İsa’nın 2020’de geri gelerek kötülüğe karşı savaş açacağını ve bu savaşın 2037’de sona ereceğini, daha sonra da dünyanın yok olacağını ileri sürdü. Dixon, daha önce kıyametin 4 Şubat 1962’de kopacağını iddia etmişti.

31 Ocak 1990’da Mısır’da doğan, 1974’te KuranıKerim’de 19 Mucizesi olarak bilinen ve İslam dünyasında tartışmalara yola açan “matematiksel sistemi”ni ortaya koyan Mısırlı biyokimyacı Reşad Halife, Dünya’nın sonunun 2280 yılında geleceğini hesapladı.
Yahudilerin kutsal kabul ettiği Talmud kitabına göre ise Mesih, Adem’in yaradılışından 6 bin yıl sonra gelecek ve sonraki bin yıl içinde dünya yok olacak. Talmud’a göre Dünya’nın mahvı, 2240’ta başlayacak ve 3240’ta bitecek.

Bazı bilim adamları göre ise Büyük Patlama’dan 5 milyar yıl sonra Güneş kırmızı bir deve dönüşerek Dünya’yı yok edecek.

2003 yılında “Büyük Son” teorisini ileri süren bilim adamları ise sürekli genişleyen evrenin yaklaşık 22 milyar yıl sonra tamamen yok olacağını ileri sürüyor.

İstanbul yeni bir sanat fuarına kavuşuyor. 18 – 21 Nisan tarihleri arasında ilk kez düzenlenecek All Arts İstanbul, Türk ve Osmanlı gelenekli sanatlarından, antikaya, modern ve çağdaş sanata kadar geniş bir yelpaze sunacak.

Danışma Kurulu’nda Prof. Dr. Nurhan Atasoy, Doç. Dr. Emin Mahir Balcıoğlu, Ahmet Benli, Tayfun Demirören, Uğur Derman, Sinan Genim, Haldun Dostoğlu, Hüsamettin Koçan ve Nazan Ölçer’in de aralarında bulunduğu All Arts İstanbul’un Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli, Genel Koordinatörü ise Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman.
İstanbul Kongre Merkezi’nde izlenebilecek olan All Arts İstanbul’a galeriler, kurumlar ve müzayede evlerinin yanı sıra sahaflar, ustalar, zanaatkarlar, antikacılar da katılacak.
Özel koleksiyonların da görülebileceği fuar üç bölümden oluşacak. Birinci bölümde ebru, hat, tezhip, minyatür gibi klasik Türk sanatlarına dair örnekler yer alacak. İkinci bölümde antika resim, çini, efemera, kuyum, halı, nümizmatik örnekleri görülebilecek. Üçüncü bölüm ise modern ve çağdaş sanata ayrılmış durumda.

Kaynak :[-]

Yönetmen Ferzan Özpetek’e İspanya’nın Barselona kentinde onur ödülü verildi.

Barselona’da birincisi düzenlenen İtalyan Filmleri Festivali için bu kente gelen Özpetek, “Şahane Misafir” adlı son filmiyle festivalin açılışını yaptı.

Verdi sinemasında yapılan festival açılışında Luce Cinecitta Enstitüsü, 2000 yılından bu yana İtalyan filmi olarak İspanya’da en çok sayıda sinemada filmi gösterilen yönetmen olması sebebiyle Özpetek’e İtalyan Sineması Araştırma Merkezi (CSCI) onur ödülü verdi.

Genç bir Katalan heykeltraş olan Jaime Ruiz Tabares tarafından yapılan, ortasında sinema biletinin olduğu halka şeklindeki ödülü alan Özpetek, sinemayı dolduran izleyiciler tarafından uzun süre alkışlandı.

1997 yılında ilk filmi Hamam’ı çektiğinde Roma’da “sinemaya gidip, kaç kişi geliyor, ne diyorlar diye merak ederdim” diyen yönetmen Özpetek, “Artık, burada olduğu gibi, sinema önünde filmimi seyretmek için kuyruklar oluştuğunu görmek beni çok mutlu ediyor” diye ekledi.

53 yaşındaki yönetmen, ödülü aldığı sırada yanında bulunan Şahane Misafir filminin başrol oyuncusu Elio Germano’ya da, başarılı oyunculuk yeteneğinden dolayı övgüler yağdırdı.

Barselona’da 14-18 Aralık tarihlerinde yapılan İtalyan Filmleri Festivali’nde 12 uzun metrajlı ve 8 kısa metrajlı film gösterilecek.

Kaynak : [-]

Masalcı Hans Christian Andersen resmi çıkışından 7 yıl önce yazdığı ‘Tallow Candle’ adlı bir masal bulundu.

Danimarkalı masalcı Hans Christian Andersen’in ”ilk çalışması” olduğu sanılan bilinmeyen bir eseri bulundu.

Danimarkalı tarihçi Esben Brage, 6 sayfa ve 700 kelimeden oluşan metni, Funen Ulusal Arşivler’de, Andersen’in ülkenin orta kesimindeki memleketi Odense’nin varlıklı ailelerine ait kutuları araştırırken Ekim ayı başında bulduğunu söyledi.

El yazısıyla kaleme alınan ve kutulardan birinin en altında görünüşe göre hiç dokunulmadan saklı kalan ”The Tallow Candle” adlı masalın, Andersen’den dul bir kadın olan Mme Bunkeflod’a atfedildiği belirtildi.

Andersen uzmanı Ejnar Stig Askgaard, metnin kuvvetle muhtemel, Andersen’in, resmi çıkışından 7 yıl önce yazılan, ilk çalışmalarından biri olduğunu kaydetti.

Askgaard, keşfi ”sansasyonel” sözleriyle tanımlayarak, ”Bunu yazanın Christian Andersen olduğuna hiç şüphem yok” dedi.

BBC’nin haberine göre de ”The Tallow Candle” masalında, iç güzelliği fark edilene ve tutuşturulana kadar ihmal edilen ve kirlenen saygıdeğer bir mumun hikayesi anlatılıyor.

Mme Bunkeflod’ın, Andersen’in bir çocuk olarak ziyaret ettiği ve kitaplar ödünç aldığı dul bir kadın olduğu sanılıyor.

Uzmanlar, Danimarka gazetesi Politiken’e, metnin, büyük olasılıkla orijinal el yazmasının kopyası olduğunu açıklarken, eserin muhtemelen 1820’lerde yazıldığını söylediler.

Kaynak : [-]

 

Genç küratörlere destek vermek, güncel sanat alanında yeni projeleri teşvik etmek ve küratöryal çalışmalara olan ilgiyi arttırmak için gerçekleştirilen Akbank Sanat Uluslararası Küratör Yarışması 2012’yi Meksika’lı Alejandra Labastida kazandı.
Bu yıl ilk kez düzenlenen yarışmaya; Belçika, Bulgaristan, Finlandiya, Fransa, Almanya, Macaristan, İtalya, Polonya, Portekiz, Romanya, İskoçya, Sırbistan, İspanya, İsveç, İsviçre, Hollanda, Birleşik Krallık, Türkiye, Mısır, Fas, Senegal, İran, Rusya, Ukrayna, Avustralya, Yeni Zellanda, Brezilya, Guatemala Cumhuriyeti, Meksika, ABD, Kanada, Singapur, Tayvan ve Japonya gibi ülkelerden 100’ü aşkın küratör başvurdu.Kudüs Al-Ma’mal Güncel Sanat Vakfı Direktörü ve Darat Al Funun, Khalid Shoman Vakfı Sanat Direktörü Jack Persekian, CCA Glasgow Direktörü ve Glasgow School of Art Öğretim Görevlisi Francis McKee ve küratör Başak Şenova’dan oluşan yarışma jürisi tarafından yapılan değerlendirme sonucu, Alejandra Labastida birinciliğe layık görüldü.Alejandra Labastida’nın sunduğu sergi önerisinin kavramsal çerçevesinde yer alan fikirleri son derece zengin bulan jüri, projeyi öne çıkaran kavramların; kendine mal etme, olaylara atıfta bulunma, tarihsel parçalar ve olayları yorumlama olduğunu belirttu.Alejandra Labastida’nın yarışmada birincilik kazanan sergisi; 19 Şubat – 27 Nisan 2013 tarihleri arasında Akbank Sanat’da gerçekleştirilecek. Sergi kapsamında performanslar, konferanslar ve gösterimler düzenlenecek.

Alejandra Labastida 


Alejandra Labastida (Meksika, 1979) Iberoamericana Üniversitesi Tarih Bölümü mezunudur. Estetik, sanat kuramı ve felsefe konularındaki eğitimine devam ederken küratöryel araştırma ve çalışmaları, sanat ve siyasetin kesişme noktaları üzerine odaklanmaktadır. 54. Venedik Bienali’nde (2011) Meksika Pavyonu’nun asistan küratörlüğünü yapmıştır. 7. Berlin Bienali’nde (2012) “İhtiyaç Zamanlarında Küratörlük” başlıklı Küratöryel Çalıştay’a katılmıştır. Halen, 2008 yılından bu yana Küratörlük Bölümü’nde çalışmakta olduğu Meksika MUAC’ta (Üniversite Güncel Sanat Müzesi) Yardımcı Küratör olarak görev almaktadır. Yakın zamandaki küratöryel projeleri Petit mal, Ergo materia, Arte Povera, For the love of dissent ve A partir de mañana, Todo’yu içermektedir.

Piyano virtüözü Tuluyhan Uğurlu, ”Kara Trenden Hızlı Trene Tarihi Garlarda Buluşma” etkinliği kapsamında, 15-16 Aralık’ta Sirkeci Garı’nda konser verecek.

Piyano virtüözü Tuluyhan Uğurlu, Sirkeci Garı bekleme salonunda, 15-16 Aralık’taki konserinde, 19. yüzyıldan başlayarak insanın raylar üzerinde geçen serüveninin hikayesini,fotoğraflar ve şiirsel metinlerle ortaya koyacak.

Türkiye’nin dört bir yanındaki tarihi garlarda verilecek konserlerde, maden ocaklarında döşenen ilk raylar, buharlı trenle mesafeleri kısaltan tren yolculukları,Amerika kıtasını Doğu’dan Batı’ya bağlayan, Kızılderili ırkını yok eden demiryolunun hikayesinin yanı sıra tarihi Orient Express’ten de bahsedilecek.

Uğurlu, Haydarpaşa, Sirkeci Garları ve Hicaz Demiryolu’nun ”hüzünlü”hikayesiyle Cumhuriyet trenlerinin anlatılacağı konserde, seyircileri tarihte yolculuğa çıkaracak.

Kaynak :[-]

9-16 Mayıs 2013 tarihleri arasında yapılacak 16.Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali için başvurular başladı. Uçan Süpürge, amatör ve profesyonel sinemacıların yeni filmlerini bekliyor.

 Başkent bir yılı daha geride bırakmaya hazırlanırken, Uçan Süpürge, 2013’ün mayıs ayında düzenleyeceği Uluslararası Kadın Filmleri Festivali için hazırlıkları hızlandırdı. Ankara’nın en eski ve en sevilen kültür-sanat etkinliklerinden olan Festival, 9-16 Mayıs 2013 tarihleri arasında 16. kez gerçekleştirilecek.
Amatör ve profesyonel ayrımı yapmaksızın sinema alanında üretimi olan kadınlara kapılarını açan Festivale başvurular başladı. Festivale son bir yılda yapılmış uzun metraj, belgesel, kısa ve canlandırma filmlerbaşvurabiliyor.

Başvurular için son tarih 1 Mart
Uçan Süpürge yalnızca kadın yönetmenlerin eserlerine yer veriyor, ancak, yönetmenlerinden biri kadın olan filmler de festivalde gösterim şansı bulabiliyor.  Başvuru için Uçan Süpürge’nin sitesindeki formu doldurup beraberinde filmin bir DVD kopyasını göndermek yeterli. Festivale başvurular için son tarih 1 Mart 2013.

Festival Ankara’yı bırakmıyor

Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, 1998 yılından beri kadınların sinemadaki üretimlerini paylaşmalarına, sanat yoluyla güçlenip dayanışmalarına zemin oluşturuyor. Ankara’nın kültür göçüyle iyice kuraklaşan kültür-sanat ortamında kalmayı tercih eden ve bütün ısrarlara rağmen festivalini sanatın merkezileştiği kentlere taşımayanUçan Süpürge, 16. festivalini de Ankara’da yapacak. Seyircilerinin desteği ve kadınların güçlenmesini isteyen kurumların katkılarıyla bu yaşa gelen festival mayıs ayında seyircilerini zengin bir programla karşılayacak.

Kadınlar hayata filmlerle bakıyor

Festivalde yepyeni filmlerin yanı sıra, güncelliğini yitirmemiş başyapıtlar da seyirciyle buluşuyor. Çocuk gelinlerden eşcinsel evliliklerine, savaşlardan barış düşlerine, aktif siyasetten çevre sorunlara, yemekten aşka kadar pek çok konuyu kadın yönetmenlerin gözüyle sinemaya taşıyan Festival, dünyanın dört bir köşesinden en iyi kadın filmlerini başkentli sinemaseverler için getiriyor.

Başvuru formu için;  festival.ucansupurge.org 

 

Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO) Ocak ayında piyano dünyasında enerjik ve uyumlu birliktelikleriyle bilinen, kariyerlerinin zirvesindeki piyano ikilisi Katia ve Marielle Labèque kardeşleri ağırlıyor.

BİFO’nun konuğu olarak ilk kez İstanbul’a gelen Labèque’ler, BİFO Onursal Şefi Gürer Aykal yönetimindeki “Kentin Karmaşasında İki Piyano” konserinde, Poulenc’in “İki Piyano için Konçerto”sunu seslendirecekler. Gecede BİFO ayrıca Borusan Kültür Sanat tarafından ZeynepGedizlioğlu’na sipariş edilen yeni eserin de dünya prömiyerini gerçekleştirecek.

İstanbullu müzikseverlerin de yakından tanıdığı, birbirlerini ying ve yang gibi tamamlayan karakterleri ve müzikaliteleri ile tüm dünyada ayakta alkışlanan Katie ve Marielle Labeque kardeşler, BİFO’nun konuğu olarak 17 Ocak Perşembe akşamı ilk kez İstanbul’da konser verecek. Labeque’ler, BİFO Onursal Şefi Gürer Aykal yönetiminde, 20. yüzyılın dinamizmi ve heyecanını taşıyan, Poulenc’in İki Piyano için Konçertosu ile dinleyenleri büyüleyecek. Ardından özgün yapıtlarıyla dünyada adını başarıyla duyuran çağdaş bestecilerimizden Zeynep Gedizlioğlu’nun, Borusan Kültür Sanat’ın siparişi üzerine bestelediği yeni yapıtının dünya prömiyeri, Gürer Aykal yönetimindeki BİFO tarafından gerçekleştirecek. Konserin ikinci yarısında BİFO, Çaykovski’nin “Polonyalı” olarak bilinen 3. Senfoni’sini seslendirecek.

Katia & Marielle Labèque hakkında:

 Küçük yaştan bu yana tutkunu oldukları müziğin peşinden giden piyano ikilisi Katia & Marielle Labèque kardeşler, Semyon Bychkov, Sir Colin Davis, Charles Dutoit, Sir John Eliot Gardiner, Kristjan Järvi, Paavo Järvi, Zubin Mehta, Sir Simon Rattle ve Esa-Pekka Salonen gibi dünya çapında şeflerin yönetiminde, düzenli olarak Berlin Filarmoni, Bavyera Radyo Senfoni, BostonSenfoni, Chicago Senfoni, Cleveland Orkestrası, Londra Senfoni, Los Angeles Filarmoni gibi saygın orkestralarla çalıyorlar.  Yakın zamanda Gershwin’in Rhapsody in Blue’su ve Bernstein’ın Batı Yakası’nın Hikâyesi  kayıtlarını yayımlayan Labèque’ler, kurdukları KML Vakfı aracılığıyla iki piyano repertuarının geliştirilmesi üzerine çalışmalar yürütüyorlar. 2012 yılında Pedro Almodovar’ın yapımcılığını üstlendiği, Felix Cabez imzalı The Labèque Way müzikal-belgeseli büyük ilgi gören piyano ikilisi, solo kariyerleriyle de dikkat çekiyor. Katia Labèque, 2009 yılında yayınlandığı solo albümü Shape Of My Heart için Sting, Herbie Hancock, Chick Korea ve Gonzalo Rubalcaba gibi efsanevi müzisyenlerle çalışmıştı.

KENTİN KARMAŞASINDA İKİ PİYANO

Gürer Aykal şef

Katia & Marielle Labèque iki piyano

Program:

Gedizlioğlu: Yeni sipariş edilen yapıtın dünya prömiyeri

Poulenc: İki Piyano için Konçerto, Re minör

Çaykovski: 3. Senfoni, Re Majör, Op. 29, “Polonyalı”

Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO) konserlerinin biletleri tüm Biletix satış kanallarından temin edilebilir.

 Kaynak :[-]

Ünlü halk ozanı Aşık Veysel’in, Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde yenilenen müze evi, törenle açıldı.

Sivas Müze Müdürlüğü’nün, İsveç’in Stockholm kentindekiSynskadades Müzesi ile ortak yürüttüğü ”Müzeler Arası Kültür İttifakı Projesi” kapsamında teşhir ve tanzimi yenilenenmüze evinin açılışına, Şarkışla KaymakamıDavut Gül, Belediye Başkanı Kasım Gültekin,Sivas Müze Müdürü Ayşegül Canan Ortakçı, Aşık Veysel’in oğullarıAhmet ve Bahri Şatıroğlu, köy muhtarı Mustafa Özdamar ve bazıyetkililer ile yurttaşlar katıldı.

Kaymakam Gül, yaptığı konuşmada, Sivas Müze Müdürlüğü’ne yaptığı çalışmalardan dolayı teşekkür etti. Müze evin etrafındaki binaların önümüzdeki günlerde kamulaştırılacağını belirten Gül, ”İstimlak çalışmasıyla müzeyi daha görünür hale getireceğiz” dedi. Açılışın ardından Sivas Müze Müdürü Ortakçı, konuklara müzeyi gezdirdi. Müze ev hakkında bilgi veren Ortakçı, ek binanın bir süre sonra tamamlanarakyenilenen binayla birleştirileceğini söyledi.

Müzede engellilere yardımcı olacak düzenlemeler yapıldı
Müzede engellilere yardımcı olacak düzenlemeler yaptıklarını anlatan Ortakçı, görme engelliler için Braille alfabesiyle, müze ve Aşık Veysel’le ilgili bilgilerin yer aldığı 10 pano hazırlandığını belirtti. Duvarlara asılan bu panolardaki kabartma yazılara engellilerin dokunarak bilgi edineceğini ifade eden Ortakçı, işitme engelliler için de işaret diliyle”Aşık Veysel Belgeseli” hazırlandığını, yabancı konukların da İngilizce alt yazılı bu belgesel sayesinde Aşık Veysel hakkında bilgi sahibi olabileceğini söyledi. Bu belgeselin müzedeki televizyonlardaziyaretçilere gösterildiğini anlatan Ortakçı, ”Kimsenin engeli kalmasın, herkes her şeyden sonuna kadar faydalanabilsin” dedi.

Aşık Veysel’e armağan edilen saz müzede sergilenecek

Aşık Veysel’in küçük oğlu Bahri Şatıroğlu, 1968 yılında babasına Cemal Saygılı tarafından hediye edilen ve babasının da kendisine armağan ettiği sazı, müzede sergilenmek üzere Ayşegül Canan Ortakçı’ya teslim etti. Ahmet Şatıroğlu da müzenin yenilenmesindeemeği geçenlere teşekkür ederek, ”Şimdi tüm Türkiye, tüm dünya burayı izleyip, görecek, biz de sevineceğiz” dedi. Açılışa katılanlar, ozanın vefat ettiği odada bulunan, oturarak saz çalan ve elinde saz tutan, bal mumundan yapılmış iki Aşık Veysel heykeliyle hatıra fotoğrafı çektirdi.

Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde 1894’te dünyaya gelen ve küçük yaşta geçirdiği çiçek hastalığı nedeniyle kör olan Aşık Veysel’in yaşadığı ev, ozanın vefatının ardından Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca 1979 yılında kamulaştırılarak onarılmış, 1982 yılında da müze ev olarak hizmete açılmıştı.

Kaynak :[-]

Türk Eğitim Vakfı (TEV) ve TSK Mehmetçik Vakfı tarafından Türk Sanat Müziği’nin iki önemli ismi anısına düzenlenen ve yeni sanat müziği yıldızlarının seçileceği 4. Safiye Ayla-Zeki Müren Ses Yarışması’nda ödüller 8 Aralık Cumartesi Günü saat 20.00’de Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda konuk sanatçı olarak Melihat Gülses’in de katılacağı özel bir geceyle sahiplerini bulacak.

Tüm Türk sanat müziği severlerin ücretsiz izleyebilecekleri TEV ve Mehmetçik Vakfı’nın Safiye Ayla ve Zeki Müren adına üç yılda bir düzenlenen 4. ses yarışması TRT Müzik kanalından canlı olarak yayınlanacak.

258 başvuru

Bu yıl 258 genç sanatçının başvurduğu Safiye Ayla-Zeki Müren Ses Yarışması’nda, deneyimli jüri kadrosu tarafından değerlendirilen sesler arasından 17 sanatçı Safiye Ayla dalında, 19 sanatçı da Zeki Müren dalında yarı finale kaldı. Sanat Müziği’nin efsanelerinin adlarını yaşatacak 12 genç sanatçı 26 Kasım’da yapılan elemeler sonucunda finale kaldı.

Ünlü ses sanatçısı ve Şef Tülûn Korman’ın başkanlık ettiği, Türkiye’de Türk Müziği konusunda söz sahibi 11 kişiden oluşan jüride; Koro Şefi Süheyla Atmışdört, ses sanatçısı Nesrin Sipahi, ses sanatçısı ve Koro şefi Kutlu Payaslı, Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu Şefi Fatih Salgar, TRT Müzik Dairesi Başkan Yardımcısı Özgen Gürbüz, ses sanatçısı ve Koro Şefi Serap Mutlu Akbulut, ses sanatçısı Münip Utandı, Gazeteci-Yazar Mehmet Barlas, Gazeteci-Yazar Doğan Hızlan, Türk Musikisi Vakfı Başkan Vekili Dr. Osman Simav yer alıyor.

TRT’den canlı yayınlanacak

12 finalist, sanat ve yayın dünyasının ünlü isimlerinden oluşan jüri tarafından sahnede dinlenecek. TRT’nin de canlı yayınlayacağı gecenin sonunda ünlü yorumcu Melihat Gülses de iki ünlü ismin besteleri ve şarkıları ile geceye renk katacak.

Safiye Ayla ve Zeki Müren’in anısına gerçekleştirilecek olan ve yeni sesleri topluma tanıtma amacı ile düzenlenen ses yarışmasına katılacak adaylar, Safiye Ayla ve Zeki Müren adına ayrı dalda yarışacaklar. Yarışma sonucunda birincilere 10.000 TL, ikincilere 7.000 TL, üçüncülere 5.000 TL ve dördüncü, beşinci, altıncılara ise 2,000TL ve plaket ödül olarak verilecek.