Şunun için etiket arşivi: narsanat

23 Nisan 2013 yılı Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında 24 Nisan Tarihinde yapılan etkinliklerden görüntüleri aşağıda bulabilirsiniz.

Bulunan öğrencilerimiz. ve Eğitmenlerimiz.


Eğitmenlerimiz: Ersin Saracık, Aslı özger, Ekin Selçuk, Seren Koçoğlu, Hale Şakar Ürkmezgil

Öğrencilerimiz: Zeynep Demir, Öykü Boyoğlu, Melisa Kaya, Ece Demirçubuk, Deniz Karakullukcu İdil Boyoğlu, Bilge Kandur, Efe Berk Çolak, Ela Özyurt, Ege Yılmaz, Doruk Akbulut, Aslı Şen, Egemen Hızlıbaş, Dora Burcu Mutlu,Doğanaz Çelik

 

Kutlamayla ilgili haberimiz için TIKLAYINIZ.

Bu hafta 2’si yerli 8 film vizyona girecek.Yönetmenliğini ve senaristliğini Filiz Alpgezmen’in yaptığı “Yabancı”, izleyicilerle buluşacak.

karayel-poyraz-1“Karayel Poyraz”

Haftanın yerli yapımlarından “Karayel Poyraz” filminin yönetmenliğini Levent İnanır üstlendi.

Oyuncu kadrosundaYüksel Arıcı, Numan ÇakırHikmet Karagöz,Yıldırım Beyazıt, Soner Arıca’nın yer aldığı filmin senaryosunuLevent İnanır ve Yıldırım Bayazıt yazdı. Komedi-dram türündeki filmde, İstanbul’dan Karadeniz bölgesine gidenfarklı ideolojideki gençlerin yaşamı konu ediliyor.
texas-testere“Teksas Katliamı 3D”

“Teksas Katliamı 3D” filminin yönetmen koltuğunda John Luessenhop oturuyor. Alexandra Daddario, Tania RaymondeThom BarryBill Moseleyve Shaun Sipos‘un izleyici karşısına çıkacağı gerilim türündeki filmin senaryosunu Debra Sullivan, Stephen Susco ve Adam Marcus kaleme aldı.

ABD yapımı filmin konusu şöyle: “Uzun zaman önce Teksas’ta küçük bir kasabada beş gencin başına bir felaket geldi. Korku ve dehşetin o gün gördükleri kadarını tahmin bile edemezlerdi. İçlerinden sadece biri hikayeyi anlatmak için kaçabilecekti ve onun sağ  kalışı bu tarifsiz dehşete görünürde son verecek bir olaylar zincirini tetikleyecekti. Az sayıda insanın bildiği, kurtulan bir kişi daha olduğuydu. Bir bebek bu delilikten saklanmış, o gün olanlardan ve kökeninden habersiz büyümüştü. Yıllar sonra, bir yetişkin olan Heather Miller hiç bilmediği bir büyükanneden kalan mirasını almak için doğduğu yere çağrılır. Heather,arkadaşları Nikki, Ryan ve Kenny eşliğinde Teksas’a doğruhareket eder…”

“Kötü Ruh”

Yönetmenliğini Fede Alvarez’in yaptığı “Kötü Ruh” filminde, Shiloh Fernandez, Jessica LucasLou Taylor PucciJane Levy,Elizabeth Blackmore oynuyor.
Korku türündeki ABD yapımı filmde, 20’li yaşlarda 5 arkadaşın bir kulübede kapalı kalması sonucu yaşadıkları olaylar izlenebilecek.
“Geçit Yok”

Aksiyon-gerilim türündeki “Geçit Yok” filminde, Arnold Schwarzenegger, Forest Whitaker, Peter Stormare, Jaimie Alexander, Johnny Knoxville izleyici karşısına çıkacak.

Yönetmen koltuğunda Jee-Woon Kim‘in oturduğu filmin senaryosu Jeffrey Nachmanoff ve Andrew Knauer imzası taşıyor. Filmde, sınır bölgesinde  şeriflik  yapan Owens’ın karşısına uyuşturucu kaçakçılığı yapan ve polislerce aranan bir uyuşturucu çetesi liderinin çıkmasıyla yaşanan gelişmeler anlatılıyor.
“Suç Ortağı”

Simon West’in yönettiği “Suç Ortağı” filminde, Nicolas CageJosh LucasDanny Huston, Mark Valley, Sami Gayle rol alıyor.

Senaryosunu David Guggenheim‘ın kaleme aldığı film, banka soygunu sırasında ihanete uğrayarak 8 yıl hapis yatan soyguncunun hikayesiyle başlıyor. Aksiyon türündeki filmde, soyguncunun, hapisten çıktıktan sonra sabıkalı geçmişini geride bırakıp uzun suredir görmediği kızıyla ilişkisini düzeltmeye çalışması konu ediliyor.
“Kayıp Balık Nemo 3D”

Animasyon türündeki 3 boyutlu “Kayıp Balık Nemo 3D” filmi, çocukları salonlara çekmeyi hedefliyor. Yönetmenliğini Andrew Stanton ve Lee Unkrich‘in üstlendiği filmin seslendirmelerini Eric Bana, Geoffrey Rush, Willem Dafoe, Ayça Bingöl, Ellen DeGeneres yaptı.

Senaryosunu Andrew Stanton, Bob Peterson ve David Reynolds‘ın yazdığı filmin konusu şöyle: “Dünyaya gelir gelmez annesini kaybeden Nemo babası tarafından büyütülmektedir. Artık İlkokul çağına geldiğinde babasının ilgisinden sıkılmaya başlar. Bir süzgeci küçük olduğu için babası okyanusta yüzmeyi Nemo’ ya yasaklamıştır. Bir gün Nemo, okyanusta yüzebileceğini ve o sırada yüzeyde duran cisme dokunabileceğini zanneder ve kendini bir anda bir insanın ellerinde bulur. Oğlunun insanlar tarafından yakalanıp götürüldüğünü gören babası, çok kararlıdır ne olursa olsun Nemo’yu bulacak ve eve geri getirecektir. Ancak okyanus sandığından çok daha tehlikelidir.”


Cesur_balik-2“Cesur Balık 2”

Senaryosunu Chris Denk ve Johnny Hartmann‘ın yazdığı 3 boyutlu animasyon türündeki “Cesur Balık 2” filminin yönetmenliğini Mark A.Z. Dippe yaptı. Seslendirmelerini Rob Schneider, Drake Bell, Jamie Kennedy, Frankie Jonas, Busy Philipps üstlendiği filmde, köpekbalıkları tarafından kaçırılan arkadaşlarını kurtarmak için yola çıkan “Pi” ve “Junior”ın başından geçenler konu ediliyor.

”Uluslararası Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali”, bu yıl 9-16 Mayıs tarihleri arasında 16. kez beyaz perdede seyirciyle buluşacak.

16-uçan-süpürge

,Derneğin yönetim kurulu başkanı Halime Güner, ”Şakaya gelmeyecek kadar önemli konular” olarak belirttiği çocuk gelinleri ve festivali özellikle bugün gündeme taşımak istediklerini söyledi.

Güner, Türkiye’nin ilk kadın film festivali Uçan Süpürge’nin, aynı zamanda Uluslararası Sinema Eleştirmenleri Federasyonu’nun (FIPRESCI) ödül verdiği tek kadın filmleri festivali olduğunu vurguladı.

ONUR ÖDÜLÜ PERİHAN SAVAŞ İLE ZEYNEP AKSU’YA

Festival Koordinatörü Özlem Kınal da bu yılki temayı ”…rağmen…’ dayanışma devinim” belirlediklerini ve bunun hayatın her alanında zorluklara mücadele eden kadınların danışmalarına da çağrı niteliğini taşıdığını ifade etti.

Festivalin 15 bölüm ve 110 filmden oluştuğunu kaydeden Kınal, filmlerin Kızılırmak Sineması, Alman Kültür Merkezi ve Ankara’daki 9 üniversite kampüsünde gösterileceğini belirtti.

uçan-süpürge-afişKınal, festivalde ”Onur Ödülü”nün 120’yi aşkın filmde rol alan Perihan Savaş ile Zeynep Aksu’ya, ”Bilge Olgaç Başarı Ödülü”nün ise kuaför ve makyöz olarak girdiği sahne hayatına filmlerde oynadığı rollerle dikkati çeken Suzan Kardeş’e verileceğini açıkladı.

Kınal, bu yıldan itibaren ilk kez verilecek festival ”Tema Ödülü”nün ise ”Onunla ilgili ne söylense eksik kalır” diyerek Yıldız Kenter’e takdim edileceğini belirten Kınal, festivalin ”Genç Cadı ve FIPRESCI ödülleri’nin kapanış töreninde belli olacağını söyledi.

Festivalin Devlet Opera ve Bale’sinin gösterisiyle açılacağını ifade eden Kınal, festivalde film gösterimlerinin yanı sıra yönetmen ve oyuncularla söyleşi, panel ve sergilerin de olacağını kaydetti.

                                                                           Festival organizasyonunun sitesinden :

Festival bu yıl “… rağmen …” diyecek

Uçan Süpürge bu yıl 16.sını gerçekleştireceği Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin temasını da “…rağmen…” olarak belirledi. Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde Uluslararası Kadın Filmleri Festivali için geri sayımı başlatan Uçan Süpürge 9 Mayıs’ta sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanıyor.

9-16 Mayıs tarihlerinde Ankara’da yapılacak festival, “…rağmen…” temasıyla kadın mücadelesine selam göndererek dayanışmanın ve tüm eşitsizliklere direnmenin sinemadaki yansımalarına kadınların gözünden bakacak.

Festival, dünyayı değiştirmek üzere yola çıkan kadınların inatla ve her şeye RAĞMEN direndiğine, her şeye RAĞMEN susmadığına, her şeye RAĞMEN burada olduğuna dikkat çekecek.

9 Mayıs akşamı Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde gerçekleşecek açılış töreniyle başlayacak olan festival, bu yıl kadınların sokakta, evde, erk ve iktidarın nefesini kestiği her alanda “…Rağmen…” diyerek soluklandığı anlara odaklanacak. Festival filmler, paneller, atölye çalışmaları ve film okumalarıyla dolu bir program sunarken bu anların sinemanın olanaklarıyla birer sorgulama alanına dönüşmesine de aracılık etmiş olacak.

Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, 16. yılında, kadın mücadelesi deneyiminin başardıklarına ve direnişin doğasına referansla “…Rağmen…” teması üzerinden huzursuzluğa, umuda, gerçeğe, kabullenmeyişe, sese, harekete, başarmaya, koşmaya, dik durmaya, çılgınlığa, eyvallah etmemeye, inada, cürete, cesarete ve sınırsızlığa davet edecek:
Bu yılki temasını aynı zamanda bir birliktelik çağrısına dönüştüren festival, “…Rağmen….” diyerek aşağıdaki çağrıyı yapıyor.

Biz kadınlar;

bizi evlere hapseden düzeninize RAĞMEN sokağı bırakmıyoruz
her gün sayısızca ölmemize RAĞMEN yaşamı bırakmıyoruz
üstünlük üzerinden var ettiğiniz dilinize RAĞMEN sözümüzü bırakmıyoruz
sizin olan kutsalınıza RAĞMEN bizim olan bedenimizi bırakmıyoruz
ikiyüzlü ahlakınıza RAĞMEN günahımızı bırakmıyoruz
cenneti ayaklarımızın altına seren kirli vaatlerinize RAĞMEN cehennemimizi bırakmıyoruz
yok saydığınız emeğimize RAĞMEN hakkımız olanı bırakmıyoruz
duvarların ardına hapsettiğiniz fikirlerimize RAĞMEN inandıklarımızı bırakmıyoruz
türlü pazarlıklarla sağlamlaştırdığınız koltuklarınıza RAĞMEN başka bir dünyayı mümkün kılabilecek düşlerimizi bırakmıyoruz
yasakçı muhafazakarlığınıza RAĞMEN özgürlüğümüzü bırakmıyoruz
yarattığınız yapay sınırlara RAĞMEN sınırsızlığımızı bırakmıyoruz

biz yüz yıllardır;
her şeye RAĞMEN direniyoruz!
her şeye RAĞMEN susmuyoruz!
her şeye RAĞMEN buradayız!

Direniyoruz, Dayanışmayı Bırakmıyoruz!

 Siteden Festival hakkında daha fazla bilgi için lütfen TIKLAYINIZ.

Nar Sanat öğrencileri geleneksel hale getirmeye çalıştığı konserler dizisine devam ediyor…

Yaş gözetmeksizin Nar sanat’ın “Nar Çiçekleri” adını verdiği öğrencilerinin müzik aşkını, her hafta bir dinleti ile siz sanatseverlerin beğenisine sunuyor.

Tamamen ücretsiz olan mini resitallerimizin7. dinletisinde öğrencimi İrem ATAYIK, GüL Bengisu ÖZCAN tarafından keman ve piyao verilecektir.

Mini resital/Dinletimiz için davetiyeyi nereden mi bulacaksınız? Sanatseverlerin davetiyeye elbette ki ihtiyacı yok, fakat isterseniz resme tıklayarak çıktı alabilirsiniz. Biliyorsunuz etkinliğimiz ücretsizdir.

Tamamen ücretsiz olan mini piyano resitalimizi öğrencilerimiz İrem ATAYIK, GüL Bengisu ÖZCAN  tarafından gerçekleştirecektir.

Mini resital için davetiyeyi nereden mi bulacaksınız?  Sanatseverlerin davetiyeye elbette ki ihtiyacı yok,  fakat isterseniz resme tıklayarak çıktı alabilirsiniz. Biliyorsunuz etkinliğimiz ücretsizdir.

Tarih : 03 Mart 2013 Pazar

Saat : 15:00 – 16:00

Yer : İncirli cad. Kıbrıs Sok. Nar Sanat Binası No:6   

34145 Bakırköy, Türkiye

( Town Center’in Karşısı, Yaşar Hastanesi’nin yanındaki sokak )

Telefon          : +90 212 570 80 68

Belgegeçer  : +90 212 542 57 72

Cep Tel           : +90 530 880 71 80

Haritada görmek için Lütfen TIKLAYINIZ veya aşağıdaki harita resmine bakınız.

 

 

Şubat ayında farklı türdeki konserler sanatseverlerle buluşacak

– izmir büyükşehir belediyesi, şubat ayında birbirinden farklı türdeki konserlerle sanatseverleri müzikle buluşturacak – della miles’tan özlem tekin’e, havva karakaş’tan jazzband’a bir çok sevilen sanatçı ve grup izmirlilere müzik ziyafeti çekecek – salvador dali’nin 2 mart’a kadar açık kalacak sergisi, aassm’deki konserlere ayrı bir renk katacak

– İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmirli sanatseverlere Şubat ayında dolu dolu bir sanat programı sunacak. Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi, Kültürpark İzmir Sanat ve İsmet İnönü Sanat Merkezi’ndeki toplam 12 konser, adeta kulakların pasını silecek. Şubat ayının ilk konseri Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde (AASSM) gerçekleşecek.

-Aslı Tuncay’ın piyano resitali 4 Şubat 2013 Pazartesi günü saat 20.00’de Küçük Salon’da. Konserin bilet fiyatları öğrenci 3 TL, tam 5 TL olarak belirlendi.

-AASSM, 5 Şubat 2013 Salı günü ise, Jazzino’yu ağırlayacak. Duygu Tarhan ve Ceyda Köybaşıoğlu’nun solist olarak yer aldığı Jazzino, piyanoda Aşkın Arsunan, bas gitarda Aycan Tezel, bateride Volkan Öktem, saksafonda Batuhan Şallıel, trompette Tolga Bilgin ile perküsyonda Metin Kurtuluş’dan oluşuyor. Grup, kendi bestelerinin yanısıra dünyaca ünlü bestecilerin melodilerini de yorumlayacak. Büyük Salon’da saat 20.00’de gerçekleşecek olan konserin bilet fiyatları öğrenci 5 TL, tam 10 TL.

-6 Şubat 2013 Çarşamba günü Kültürpark İzmir Sanat’ta Bilkent Piyanolu Üçlü’ sahne alacak. Piyanoda Elif Önal, kemanda İrina Nikotina ve viyolonselde Yiğit Ülgen’den oluşan grubun konseri saat 20.00’de başlayacak. 12 Şubat 2013 Salı gününün konseri Kültürpark İsmet İnönü Sanat Merkezi’nde olacak.

-Saat 20.00’de, Balkan müziğinin usta yorumcusu Havva Karakaş, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Orkestrası’yla aynı sahneyi paylaşacak. Ücretsiz konserde orkestrayı Hüseyin Çebi yönetecek. Zafer Çebi’nin düzenlemelerini yaptığı konserde Aydın Uştuk, Sedat Yüce, Funda Öncü, Tülay Şen, Bahar Pamukçu, Şenay Gökdemir, İpek Kaletaş ve Esra Göndeş de solist olarak sahne alacak.

-13 Şubat 2013 Çarşamba günü, kaybettiğimiz sevilen seslerden Tanju Okan’ın şarkıları sanatseverlere ulaşacak. Solist Tevfik Rodos’a, piyanoda Ali Hoca, keman ve mandolinde Tamer Albayrak, klavyede Kaya Demircan, gitarda Ataç Aydın, bas gitarda Halil Serin ile bateride Akgün Çavuş eşlik edecek. İsmet İnönü Kültür Merkezi’ndeki konser saat 20.00’de başlayacak.

-4 Şubat 2013 Perşembe günü, Sevgililer Günü Konseri’nin konuğu ise sevilen sanatçı Özlem Tekin olacak. Tekin, AASSM Büyük Salon’da saat 20.00’de sevenleriyle buluşacak. Özlem Tekin’i dinlemek isteyenler için bilet fiyatları öğrenci 5 TL, tam 10 TL olarak belirlendi.

-19 Şubat 2013 Salı günü müzikseverler için iki farklı konser hazırlandı. İsmet İnönü Sanat Merkezi’nde saat 20.00’de. Zafer Çebi, Evrim Özkaynak, Emre Kartarı, Halil Çokyürekli, Erdoğan Turanlı, Gökçen Güngördü, Halil Çağlar Serin ve Tolga Bilgin’den oluşan Jazzband, cazseverler için çalacak.

-AASSM’de ise Ege Yaylı Çalgılar Beşlisi ve Perküsyon’ başlıklı bir konser var. Küçük Salon’da saat 20.00’de gerçekleşecek olan konserde kemanda Hakan Özaytekin ve Tolga Akın, viyolada Alp Gültekin, viyolonselde Arzu Gök, kontrasta Bülent Oral ile perküsyonda Ali Çetir sahneye çıkacak. Konserin bilet fiyatları öğrenci 3 TL, tam 5 TL.

-21 Şubat 2013 Perşembe günü, İzmir Sanat’ta Batı Ensemble’ dinleyiciyle buluşacak. Klarnette Yonca Alpay, kemanda Sema Korkut ve Ozan Akkol, viyolada Özlem Görgülü ve çelloda Arzu Gök’ten oluşan grubun konseri saat 20.00’de başlayacak.

-27 Şubat 2013 Çarşamba günü ise Samsun Quartet’, AASSM’de sanatseverlerin karşısına çıkacak. Küçük Salon’da saat 20.00’de başlayacak olan konserde, kemanda Canan Cihangir ve Ezel Çalışkan, viyolada Cihan Zabunoğlu, viyolonselde ise Taylan Sarı yer alacak. Konseri izlemek isteyenler için bilet fiyatları öğrenci 3 TL, tam 5 TL.

-28 Şubat 2013 Perşembe günü de sanatseverleri iki konser bekliyor. Biri, caz müziğin ünlü sesi Della Miles’in AASSM’deki konseri. Büyük Salon’da saat 20.00’deki konserin bilet fiyatları öğrenci 5 TL, tam 10 TL.

-Aynı günün diğer konseri ise ‘Küçükay Gitar Üçlüsü’nden. Saat 20.00’de İzmir Sanat’ta gerçekleşecek olan konserde Bekir Küçükay, Fatih Akbulut ve Erkin Çavuş üçlüsü gitarlarıyla müzikseverlerle buluşacak. Konserler için Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’ne gelen İzmirli sanatseverlerin, gerçeküstü akımının dünyadaki en ünlü ressamlarından olan Salvador Dali’nin “Zodyak” isimli sergisini de gezmesi öneriliyor. Sergi 2 Mart’a kadar açık kalacak.

-Konserleri izlemek isteyenler, AASSM’nin 293 38 31/ 17/ 19/ 20, Kültürpark İzmir Sanat’ın 0232 293 40 49 / 45 ve İsmet İnönü Sanat Merkezi’nin 0232 293 46 04 nolu telefonlarıyla irtibata geçebilir; ayrıca www.izmir.bel.tr/Kultursanat, www.aassm.org.tr ve [email protected]r adreslerinden yararlanabilir.

Kaynak:[-]

 


Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatılan Muradiye Külliyesi restorasyon çalışmalarında, türbelerin kubbesinde yer alan orijinal Osmanlı motiflerinin, 19. yüzyıl sonlarında yapılan bir tadilatla sıva ile kapatıldığı ve üzerine barok desenler işlendiği ortaya çıktı.

Büyükşehir Belediyesi’nden yapılan yazılı açıklamaya göre, restorasyon çalışmaları sırasında, Sultan 2. Murad tarafından 1425-1426 yılları arasında yaptırılan ve Fatih Sultan Mehmed’den itibaren 100 yılı aşkın bir dönem içinde peyderpey yaptırılan 12 adet türbeden oluşan Muradiye Külliyesi’ndeki türbelerin kubbesinde yer alan görüntünün orijinal olmadığı belirlendi.

Çalışmalara II. Bayezid’in eşi Gülruh Hatun Türbesi’nden başlayan restorasyon uzmanları, türbe kubbesinde Barok desenlerle süslü sıvanın hareketli olduğunu fark edince sondaj çalışması yaptı. Bisturi kullanılarak büyük bir titizle yapılan çalışmalarda mevcut sıvanın altında kalan kubbenin aslında Osmanlı motifleriyle süslü olduğu ortaya çıktı.

Bunun ardından II. Bayezid’in oğlu şehzade Mahmud Türbesi’nde yapılan çalışmalarda da aynı görüntüyle karşılaşıldı.

-‘Osmanlı erken dönem tezyinatı sıva ile kapatılmış’-

Tarihi sırrı ortaya çıkaran Restorasyon Uzmanı Sara Özçelik, iskeleyi kurup kubbeye kadar ulaşınca yaptıkları incelemede sıvanın hareketli olduğunu gördüklerini anlattı.

Bu bölgede yaptığımız sondajda sıvanın altında Osmanlı erken dönem tezyinatı (bezekler, süsler) olduğunu gördüklerini belirten Özçelik, özellikle 17. yüzyılda Avrupa’da yaygınlaşan Barok sanatının etkisi altında kalınarak, sadece Bursa’da değil, İstanbul’da da böyle çalışmalar yapıldığını kaydetti.

Bu türbelerde de 1850’li yıllarda barok sanatının etkisiyle Osmanlı erken dönem tezyinatının sıva ile kapatılıp, üzerine barok desenler işlendiğini düşündüklerini vurgulayan Özçelik, ‘Şimdi biz yasa gereği sonradan yapılan düzenlemenin 8’de birini koruma altına alıp sıvanın altındaki orijinal desenleri ortaya çıkarıyoruz. Sıvanın tutması için kubbedeki desenlere zarar verilmesine rağmen, renkler hala canlılığını koruyor. Biz orijinal renklere hiç dokunmayıp hasarlı yerlere müdahale edeceğiz. Bu çalışmanın ardından türbeler ilk günkü orijinal görüntüsüne kavuşacak’ diye konuştu.

-‘Bu çalışma ile gerçek tarih ortaya çıkıyor’-

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe de Genel Sekreter Yardımcısı Bayram Vardar ve Tarihi ve Kültürel Miras Projeler Koordinatörü Aziz Elbas ile restorasyon çalışmalarını yerinde inceledi.

Restorasyon Uzmanı Sara Özçelik’ten çalışmalar hakkında bilgi alan Altepe, Gülruh Hatun Türbesi’ndeki iskeleye çıkarak kubbede yapılan tahribatı yerinde inceledi.

Bursa’nın tarihi ve kültürel mirasını gün yüzüne çıkarmak amacıyla yaptıkları çalışmaların önemine vurgu yapan Altepe, bu çalışmalar sayesinde tarihi bir gerçeğin de ortaya çıkarıldığını dile getirdi.

Altepe, bugüne kadar sade bir sıva üzerine barok desenler bulunan türbe kubbelerinin aslında Osmanlı erken dönem tezyinatlarıyla bezenmiş olduğunun ortaya çıktığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:

‘Her alanda olduğu gibi restorasyon çalışmalarımızda da alanında uzman ekiplerle çalışıyoruz. Yaklaşık 600 yıllık yorgunluğu bulunan Muradiye Külliyesi’ndeki çalışmalarımızda da tarihi bir gerçek ortaya çıktı. Yaklaşık 550 yılını dolduran türbe kubbesi 19. yüzyılın sonlarında sıva ile kapatılmış ve üzerine batının etkisinde kalınarak barok desenler işlenmiş. Bu çalışma ile gerçek tarih ortaya çıkıyor ve türbeler orijinal kimliğine kavuşuyor.’

-Muradiye Külliyesi-

Sultan 2. Murad tarafından 1425-1426 yılları arasında yaptırılan Muradiye Külliyesi, Fatih Sultan Mehmed’den itibaren 100 yılı aşkın bir dönem içinde peyderpey yaptırılan 12 adet türbeden oluşuyor.

Külliyede Fatih Sultan Mehmed’in annesi Hüma Hatun (Hatuniye) Türbesi, II. Murad’ın oğlu şehzade Alaaddin Türbesi, şehzade Ahmet Türbesi, Fatih’in oğlu şehzade Mustafa (Cem Sultan) Türbesi, Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu şehzade Mustafa Türbesi, Sultan II. Bayezid’in eşi Şirin Hatun Türbesi, II. Bayezid’in diğer eşi Gülruh Hatun Türbesi, Fatih Sultan’ın ebesi Ebe Hatun (Gülbahar Hatun) Türbesi, II. Bayezid’in oğlu şehzade Mahmud Türbesi, II. Bayezid’in gelini Mükrime Hatun Türbesi, Fatih Sultan’ın eşlerinden Gülşah Hatun Türbesi ile Saraya mensup kimselerin (Cariyelerin) gömülü olduğu Cariyeler/Saraylılar Türbesi bulunuyor.

 

Kaynak :[-]

Kendisinden habersiz yapılan değişiklikleri kınamak için oyunu bölerek sahneye çıkan Mehmet Ergen’e BBT Genel Sanat Yönetmeni Kadriye Kenter’den yanıt geldi.

Yönetmen Mehmet Ergen’in, Bakırköy Belediye Tiyatroları için sahneye koyduğu Brecht’in“Carrar Ana’nın Silahları” adlı oyunda tiyatro yönetimi tarafından kendisinden habersiz yapılan değişikliklere tepkisini sahneye çıkarak göstermesine tiyatro yönetiminden yanıt geldi. Oyunun 26 Ocak’taki gösteriminde sahneye çıkarak bu durumu kınadığını söyleyen Ergen’e hakaret davası açtıklarını söyleyen BBT Genel Sanat Yönetmeni Kadriye Kenter “Ben Genel Sanat Yönetmeni olarak yetkimin dışına çıkmadım. Hiçbir kötü niyetim yoktu” dedi.

Oyunda ve dekorda kendisinden habersiz yapılan değişiklikleri kınamak için sahneye çıktığını söyleyen Ergen “Oyunda iç savaşta kocasını kaybeden Carrar Ana’nın oğullarını savaştan korumaya çalışması ve silahları cepheye göndermek istememesi anlatılıyor. Ben oyunda silahları sahnenin alt kısmında bir bölmeye koydurdum, böylece silahların nerede olduğunu seyirci son ana kadar fark etmeyecekti. Kadriye Kenter sahnenin tam ortasına bir sandık koydurmuş. Ben de tam silahların arandığı bölümde sahneye çıktım ve durumu seyirciye anlattım” dedi.

Oyunda rol alan Munis Düşenkalkar’ın rahatsızlığı nedeniyle oyunu başka bir oyuncuyla çalışmaya başladıklarını söyleyen Kenter ise“Mehmet Ergen’in eğer bir sorunu varsa, oyunu yarıda kesip sahneye çıkacağına bir telefon açabilirdi bana. Tiyatro olarak seyircilerle anket yapıyoruz. Ergen sahneye koltuk koydurmuş ve seyircilerin bir bölümü oyunu sahneden seyrediyor, anket sonuçlarında gördük ki seyirci oyunu sahneden seyretmek istemiyor. Biz de bunun üzerine sahnedeki koltukları kaldırdık. Oyunda rol alan oyuncularla da fikir alışverişinde bulunarak bazı değişiklikler yaptık. Mehmet Ergen, sahneye sandık koydurduğum için oyunu yarıda kesmiş, sahneye çıkıp bana hakaretler etmiş, sahnede kullandığımız sandığı yere atmış. Müşfik Kenter’den bahsetmiş, ben bana bırakılan mirasın bilincindeyim; tek derdim tiyatronun devam etmesi. Bu sahneye, oyuncuya ve tiyatroya saldırıdır. Oyunu yarıda kesmek ise bir oyuncuya yapılabilecek en büyük kötülüktür” diyerek Ergen’e hakaret davası açtığını belirtti.

 

23 Ocak-3 Şubat 2013 tarihleri arasında düzenlenen 42. Uluslararası Rotterdam Film Festivali’nde son düzlüğe yaklaştıkça ‘Altın Kaplanyarışması’nın tablosu da bir o kadar netleşiyor. Ben de hız kesmeden iki gün önce ele aldığım altı filmin devamında bu sefer görücüye çıkma sırasıyla ikinci altılığı masaya yatırdım. Böylece “Gözetleme Kulesi” ile birlikte sayısı 16’yı bulan yarışma rekabetçilerinin 13 tanesini değerlendirmiş oldum. Bu seferki film toplamının ise kapitalizm odağından toplumsal şiddetin yol açtığı yalnızlık portrelerine taşra ya da şehirden bakış atmasıyla sivrildiği söylenebilir. Salı ve Çarşamba izlediğim eserleri içeren bu zaman diliminin en iyisi “Halley” olurken, Altın Kaplanyarışmasıyla ilgili genel değerlendirmeyi Cumartesi yapacağımı da eklemeliyim.

Habertürk muhabiri Kerem Akça, Altın Kaplan yarışmasında yer alan altı filmi değerlendirdi

İki gün önce yarışmanın ilk düzlüğünü değerlendirdiğimde büyük oranda ‘el/omuz kamerası’ kullanımının hakimiyetine dikkat çekmiştim. Bunun üzerine ‘cinsel uyanış/arayış’ meselesinin de merkezi konuma yerleştiğini eklemiştim. Ancak sanki 42. Uluslararası Rotterdam Film Festivali’nin Altın Kaplan yarışmasında ‘cinsellik’ ve ‘şiddet’ odağından ‘cüretkar’ duran özgürlükçü filmler ayrı ayrı kümelenmiş gibi.

Bu iki günde rahatsız edici filmler öne çıktı

Zira bu yazıda ele alacağım altı filmden dördü, rahatsız edici yaklaşımları, huzursuzluk veren anlatıları ve sansüre karşı hareketlenme meraklısı dramatik yapılarıyla öne çıkmaya çalışıyorlar. Özellikle ‘ilk altılık’ın 1.85:1 formatında daha yakın ölçekli objektifleri tercih etme arzusu, ikinci ‘altılık’tan üç tane 2.35:1 kullanan eserle bir anlamda tersine dönmüş.

Bu konuda Hollanda etiketli ürünü belki ayırabiliriz. Ancak üzerine basmalıyız ki Avusturya ve Meksika temsilleri bunu ‘popüler’lik olsun diye yapmıyorlar. Daha ziyade hikayelerine, temalarına ve ideolojilerine uyduğu için canlandırma gereği duyuyorlar.

Halley”, zombi filminin alışık olduğumuz kurallarını yıkıyor

Bu iki günün en çok beğendiğim eseri, sektörde kurguculuk da yapan Sebastian Hoffman’ın sinematografisini ve yönetmenliğini üstlendiği hiççi zombi filmi “Halley” oldu. “Dummy Jim” ile beraber şimdiye kadar adaylar arasında bu en dikkat çekici eser, resim tablolarını andıran “Andrei Rublev” (“Andrey Rublyov”, 1966) görünümlü mizansenlerini David Cronenberg, Wojciech Has ve M. Night Shyamalan’ı andıran bir atmosferle dolduruyor. Daha iyi tanımlamak gerekirse gotik korku omurgası body-horror gelenekleriyle yoğrulup zombi filmine bir karışım hazırlanıyor derim.

Kapitalizm hastalığının sıkıştırdığı bir gece bekçisine odaklanan eserin, sinemaskop oranında yakın planların, garip açıların ve röntgencilik duygusunun üzerinden bir ‘sabit kamera’ sınavı verdiği söylenebilir. Bunu yaparken son bölümdeki ‘hipnotik’ ve ‘mitik’ havaya bürünmesi de not düşülmeli. Ancak esasen grinin tonlarını canlandırıp belli bölümleri flu bırakırken ‘sanrı’ izlenimi yaratan kadrajlarıyla ‘arşivlenesi’ bir seviyeye ulaştığı bir gerçek. Hofmann belli ki ilerleyen dönemde işlevleriyle adından söz edeceğimiz bir isim olacak.

Zira zombi filminde böylesi minimal ve atmosfer yüklü yaklaşıma rastlamak pek mümkün değilken, özellikle de alt türün kalıplarının uzun süredir görmediği bir şekle sokulması ‘ibret veren karakter’i anlamlı kılıyor. Adeta bir yaşayan ölünün gözünden dünyaya bakarken, kapitalizmin yol açtığı yalnızlık sıkıntısının ‘ölüm’le ilişkilendirilebilecek melankolik bir ruh halinin temsilcisine dönüştüğü görülüyor.

Avusturya ve Hollanda temsilcileri sinemaskopu iyi kullanamıyor

Bunun yanında Daniel Hoesl’ın “Soldier Jane”i (“Soldate Jeannette”) ve Guido Van Driel’i “The Resurrection of a Bastard”ı (“De Wederopstanding Van Een Klootzak”) de aslında sinematografik açıdan bakınca kendi dünyalarına uygun hareket ediyorlar. Ancak bunlardan birincisinin bir suçlu/kiralik katil hikayesinin çevresine Haneke’vari huzursuz edici sekanslar yerleştirirken fazla serbestlikten çektiği kesin. Zira yönetmenin kadrajlarının ruhsuzluğu, Avusturya sinemasının ‘minimalist’ geleneğindeki mat renkler ve alan derinliği odaklı ‘iletişimsizlik’ bazlı alışkanlığı yakalayamamasını sağlıyor.

“The Ressurrection of a Bastard” ise Van Driel’in ilk yönetmenlik denemesinde sadece birkaç sinematografik anla anılmasına alan açıyor. Yılmaz Erdoğan’ın “Organize İşler”deki (2005) ‘görgüsüz’ helikopter kamera kullanımını zaman zaman akla getiren eser, özünde kültürel bir kara komedi. Ancak bu alanın kalıplarını uygularken karakterlerinin çekiciliğine bel bağlamayı ya da dramatik açıdan TV geleneğinin dışına çıkmayı beceremiyor. Bu da çizgi roman zeminini iyi değerlendiremeyen filmi, ‘déjà vu’ hissiyatıyla tüketilen bir tür denemesine olmaktan kurtaramıyor.

Slovakya çıkışlı bir Alman filmi izlenimi yaratan “My Dog Killer” (“Môj Pes Killer”), ülkedeki Neo-Nazi grubuna takılan ana karakterinin nefretine ve ırkçı duruşuna odaklı ilerliyor. Yalnızlığı çerçevesine alırken kaydırmalı kamera hareketiyle onu kavrayan ‘gözetleyici’ denebilecek uzun planlar içeriyor. Gaspar Noé, Andrei Tarkovsky ve Michael Haneke arasından filizlenen bir huzursuzluk yaratıp ‘gerçekçi’ bağlanmasıyla da 1.85:1 oranında belli bir mesafe katetmeyi beceriyor. Özellikle de ülkesine bakınca, ‘köy hayatı’nda yaşananları kültürel bir şiddet dışavurumu hikayesine çevirmesiyle “Soldier Jane”in üzerinde seyrediyor orası kesin!

Bu zaman diliminin en zayıf halkası “Karaoke Girl”

Ele aldığım toplamda ‘şiddet’ içeriği bulundurmayan iki eser ise bunların arasında ‘köşeye itilebilecek’ yapıtlar sunuyorlar nihayetinde. Bunlar arasında ‘en zayıf halka’ gibi görünen Tayland filmi “Karaoke Girl”ün (“Sao Karaoke”) ‘cinsel uyanış’ odaklı ve ‘el kamerası’yla çekilmiş ilk bölümdeki eserlerin arasına dahil edilecek bir kültürel hayat kadınlığı kimliği portresi sunduğu söylenebilir. Ancak bunu pembe dizisel bir yaklaşımla harmanlayıp cinsellik dozajı ve sınırları zorlama adına “Longing for the Rain”den (“Chunmeng”) farklı bir seviyeye ulaşamadığı ortada.

Yarışmanın ikinci Meksika çıkışlı eseri “Penumbra” ise bir anlamda “Gözetleme Kulesi” ile birlikte en belirgin safkan minimalist sinema yapıtını sunması sebebiyle ‘ayrıksı’ bir görünüme kavuşuyor. Ancak Eduardo Villanueva’nın da Esmer gibi ‘çiçekler, böcekler, ağaçlar ve yürüyüşler’ odağından dışarı çıkamayınca ‘taşra/doğa güzellemesi’nden öteye gidemediği söylenebilir.

 

Öyle ya da böyle, olmuş ya da olmamış fark etmeksizin şimdiye kadar her türlü tabandan yaklaşımlar gördüğümüz 13 filmden söz edebiliriz. Bu noktada iki Hollanda, iki Meksika ve iki Tayland ürününün bu duruma neler kattığı da incelenmeli. Kesin olan bir şey varsa o da bu ilk ve ikinci filmlerin genel anlamda yeni bir şeyler geliştirme sevdasının gayet belirgin olması. Ancak bir diğer bilinçlendirici not, sanki Avrupa toplumunun insanları sevgisizliğe iterek şiddete ve rahatsız edici görüntülere yol açtığı konusu olmalı. Böylece ‘aşırı’lıklar odağından akan yarışma filmlerinin ikinci ana kalbi ortaya çıkıyor.

Kerem AKÇAYA’a göre Festivalin programındaki en iyi 10 film:

1-Blancanieves

2-The Fifth Season (La Cinquième Saison)

3-Dummy Jim

4-Halley

5-The Master

6-Gergedan Mevsimi (Fasle Kargadan)

7-Spring Breakers

8-Lore

9-Stoker

10-They’ll Come Back (Eles Voltam)

Kerem AKÇAYA’a göre Altın Kaplan yarışmasının en iyi 5 filmi:

1-Dummy Jim

2-Halley

3-They’ll Come Back (Eles Voltam)

4-It Felt Like Love

5-The King (Su Re)

 Kaynak : [-]  Kerem Akça

Hükümetlerin birçoğu kültür ve sanat hakkındaki fonları azaltıp, kültürün ekonomideki rolünü küçümserken, Brezilya tam ters yöne gidişin başlangıcında duruyor olabilir.

“Editör: Haberi okuyunca birden aklıma ülkemizde sanat ve kültüre sağlanan destekler ve elbette sanata harcanan tükürükler geldi!”

Ekonomik krizleriyle ünlü Brezilya hükümeti, içinde bulunduğu zor şartlara rağmen bütçesinden 3,5 milyar dolarlık bir kısmı “kültür-sanat harçlığı” uygulamasına ayırdı. Yeni başlatılan uygulamayla belirli maaş seviyesinin altındaki çalışanlara“kültür-sanat harçlığı”verilecek.

Hürriyet gazetesinin AFP’den aldığı habere göre; Brezilya Kültür Bakanı Marta Suplicy, bir televizyon kanalına verdiği röportajda, “Bütün gelişmiş ülkelerde kültür, ekonomide kilit rol oynar” diye konuştu.

2011′de yerini şu anki Brezilya Devlet Başkanı Dilma Rousseff’e bırakan 35. Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva’nın fakir ailelere şartlı nakit para transferini içeren “Bolsa Familia” (Aile Yardımı) projesini hatırlatarak, “İhtiyacı olanlara yemek temin ediyoruz. Neden sanattan uzak kalsınlar?” dedi. Uygulama, “aile yardımı” programının kapsamı genişletilerek gerçekleştirilecek.  Bakan Suplicy, “Şimdi de ruh için gıda sağlıyoruz” sözleriyle anlattığı uygulamanın bu yıl içinde başlayacağını söyledi.

Suplicy, “kültür-sanat harçlığı”nın elektronik bir kart aracılığıyla verileceğini, bu uygulamayla birlikte, “kültür sektörüne yaklaşık 3.5 milyar dolarlık bir destek” yapılmış olacağını da belirtti.

Uygulama ile ülke her ay, çalışanlara, müze, sergi ve kitap gibi kültürel harcamalar için 50 Real (25 Dolar, 44 TL) verecek. Brezilya’da geçerli olan asgari ücretin maksimum 5 katından az geliri olanlara (1700 Dolar) verilecek olan para ile çalışanların sinemaya gitme, kitap, DVD alma, sergi gezme, tiyatroya gitme, müzeye gitme ya da müzik eseri satın alma gibi seçenekleri olacak.

Uygulama sadece kültür tüketimi için yeni bir bütçe olması yanında, muhtemelen aynı zamanda kültür yaratıcılarının faydasına olacağı belirtiliyor. Kaynak, kültür sektörüne 3,5 milyar dolar enjekte edilmesi anlamına da geliyor. Bir vergi kredisi veya para iadesi hane halkı harcamaları nasıl artırıyorsa benzer biçimde ülkenin yeni politikasının kültürel işletmelere yeni enerji vereceğini umuyor.

Hyperallergic.com’un haberinde, uygulamayı değerlendiren yazar Hanri Kunzru, 3,5 milyar Doların İngiltere sanat konseyi bütçesinin yedi katı olduğuna dikkat çekti. Yazara göre her ne kadar tam bir hibe programı olmasa da Brezilyalıları sanat harcamalarında rahatlatacaktır. Öte yandan yazarın tahminine göre, sanatın tanımlanmamış olması uygulamanın kültür sanat galerilerinden çok sinema gişelerini güçlendireceği yönünde.

Kaynak : [-]

“Editör: Demek ki neymiş yağız hırsız ev sahbini bastırıyormuş. Bize ait olanı al/çal, sergile geri isteyince de neredeyse değil, aleni olarak “Şantajcı” muamelesi yap. “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar.”

İngiliz The Guardian gazetesi, Türkiye’nin yurt dışındaki müzelerde bulunan arkeolojik eserleri geri almak için yabancı ülkelerin müze ve arkeologlarına şantaj yaptığını öne sürdü.

Gazete ayrıca Kültür Bakanlığı’nı “kültürel şovenizm” uygulamakla suçladı.

The Guardian, yasa dışı yollarla yurt dışına çıkarılan yabancı ülkelerdeki kültürel varlıklarını Türkiye’ye getirmek için son birkaç yılda adeta seferberlik başlatan Eruğrul Günay liderliğindeki Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca talep edilen kültür varlıklarını iade etmek istemeyen Berlin, Paris ve New York’un müze ve arkeoloji adamlarını, Türkiye’de arkeolojik kazı yapma izinlerini yenilememekle tehdit etti. Bakanlık ayrıca bu kentlerdeki müzelere hiçbir sanat ve kültür eserini ödünç vermeme tehdidinde bulunduğini öne sürdü. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın girişimleri için ’Türkiye kültür savaşı açtı’ ifadesini kullanan gazete, 1829’dan bu yana Türkiye’nin en önemli arkeoloji alanlarında kazılar yapan Alman Arkeoloji Enstitüsü, Berlin Müzesi’nde bulunan 3 bin 300 yıllık dev Hitit sfenksin verilmemesi halinde Türkiye’nin kendilerini yeni kazı izni vermemek veya izinlerini uzatmamakla tehdit ettiğini öne sürdü. Enstitü, sfenksin Türkiye’ye iade edilmesinden sonra bazı kazı izinlerinin yenilendiğini iddia etti.

Berlin’de bulunan ve ünlü Bergama Tapınağı’nın sergilendiği Bergama Müzesi’nin bağlı olduğu Prusya Kültürel Miras Vakfı Başkanı Hermann Parzinger de, Ankara’yı ’Kirli siyasi oyunlarla bilimsel çalışmaların geleceğini tehlikeye atmakla’ suçladı. Parzinger, “Türkiye bize arkeologlarımızı ülkeden dışarı atma şantajı uyguluyor. Son olarak arkeolojik kazı alanlarına alt yapı hizmeti vermemekle tehdit ettiler” dedi.

The Guardian, Türkiye’nin arasının bazı arkeolojik eserleri geri vermeyi reddeden Paris’teki Louvre Müzesi ve Ankara’nın yasa dışı yollara yurtdışına çıkarıldığını söylediği 18 parçalık Norbert Shimmel koleksiyonunu iade etmeyen New York Metropolitan Muzesi ile de kötü olduğunu belirterek, “Ankara bir süre önce Paris’e Fransız arkeologların kazı izinlerini iptal ederek misilleme yaptı” diye yazdı.

Kaynak :[-]

Nar Sanat öğrencileri geleneksel hale getirmeye çalıştığı konserler dizisine devam ediyor…

aş gözetmeksizin Nar sanat’ın “Nar Çiçekleri” adını verdiği öğrencilerinin müzik aşkını, her hafta bir dinleti ile siz sanatseverlerin beğenisine sunuyor.

Tamamen ücretsiz olan mini resitallerimizin 5. dinletisi Aleyna GÜLOĞLU ve Eda KÖLÜKFAKI  tarafından verilecektir.

Mini resital/Dinletimiz için davetiyeyi nereden mi bulacaksınız? Sanatseverlerin davetiyeye elbette ki ihtiyacı yok, fakat isterseniz resme tıklayarak çıktı alabilirsiniz. Biliyorsunuz etkinliğimiz ücretsizdir.

Tamamen ücretsiz olan mini piyano resitalimizi öğrencilerimiz Aleyna GÜLOĞLU ve Eda KÖLÜKFAKI   tarafından gerçekleştirecektir.

Mini resital için davetiyeyi nereden mi bulacaksınız?  Sanatseverlerin davetiyeye elbette ki ihtiyacı yok,  fakat isterseniz resme tıklayarak çıktı alabilirsiniz. Biliyorsunuz etkinliğimiz ücretsizdir.

Tarih : 13 Ocak 2013 Pazar

Saat : 15:00 – 16:00

Yer : İncirli cad. Kıbrıs Sok. Nar Sanat Binası No:6   

34145 Bakırköy, Türkiye

( Town Center’in Karşısı, Yaşar Hastanesi’nin yanındaki sokak )

Telefon          : +90 212 570 80 68

Belgegeçer  : +90 212 542 57 72

Cep Tel           : +90 530 880 71 80

Haritada görmek için Lütfen TIKLAYINIZ veya aşağıdaki harita resmine bakınız.

 

Sinema Genel Müdürlüğü, yenilenen web sayfasından yayınladığı Türk sinema tarihi kronolojisinde değişikliğe gitti. Daha dar kapsamlı yeni bir kronoloji hazırlandı, bir döneme damgasını vuran seks filmleri hakkındaki bilgiler çıkarıldı, o dönem, “Çeşitli furyaların etkisiyle filmlerin kalitesi düşmüş” denilerek “özetlendi”.

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı, “Bakanlık seks filmlerini unutmadı” başlığıyla 7 Ocak’ta Hürriyet’te yayınlanan ve www.sinema.gov.tr sitesindeki Türk seks filmleri tarihçesi ile ilgili bilgilerin verildiği haberin ardından harekete geçti. Bakanlığın talimatıyla, Sinema Genel Müdürlüğü, “Türk Sinema Tarihine Genel Bir Bakış” başlığıyla yeni bir tarihçe hazırladı.

Daha önce web sitesinde yer alan, “Melih Gülgen’in ‘Parçala Behçet’le seks filmlerine yeni bir yol açtığı, Ali Poyrazoğlu ve Aydemir Akbaş’ın seks sinemasının vamp erkeklerini oluşturdukları, seks furyasının pornografiye dönüştüğü ve Zerrin Egeliler’in de bir yıllık süre içinde çevirdiği 37 filmle dünya rekoru kırdığı” bilgilerinin yerini, şunlar aldı:

“O DÖNEM KALİTE DÜŞTÜ”

“1970’lerdeki Türk Sineması’nın yapısal gelişiminde, dış faktörlerin rolü, iç faktörlerden daha büyüktür. Türkiye’de 1971-1980 yılları arasında geçen süre zarfında, başta siyasi ve ekonomik alanlarda olmak üzere birçok konuda köklü değişiklikler olmuştur. Büyük siyasi, iktisadi ve sosyolojik değişimler her sektörü olduğu gibi sinema sektörünü de derinden etkilemiştir. Televizyona artan ilgi, kitleleri sinemadan uzaklaştırmış, sinema salonları kapanmaya başlamış, çeşitli furyaların etkisiyle filmlerin kalitesi düşmüş, sinema sektörü daralma sürecine girmiştir. 1977 yılında, Türk Sineması’na yasal düzenlemeler hazırlamak maksadıyla Kültür Bakanlığı’na bağlı Sinema Dairesi Başkanlığı kurulmuştur.”

1960’LARDA AMERİKAN SİNEMASININ ÖNÜNDE

Genel Müdürlüğün hazırladığı yeni tarihçede, şunlara da yer verildi:

“1960’lı yılların bir diğer özelliği de Türk Sineması’nın Amerikan Sineması’nın önünde olmasıdır. 1966’da Türk sineması 241 filmle, dünya uzun metraj film üretimi sıralamasında 4’üncü sırayı almaktadır. 1960’lı yıllar, Türk Sineması için altın bir çağ olarak kabul edilmektedir. 1980-1990 yılları arasında devlet doğrudan müdahalelerle sinema sektörünü düzenlemeye çalışmış, 1986 yılında sinema, video ve müzik eserleri yasası çıkartılmıştır.

2 BİN 93 SİNEMA PERDESİ VAR

Türk sinema sektörü 90’lı yılları kriz içinde karşılamıştır. Bu süreçte neredeyse yılda 10 filmden az yapım üretilmiştir. Sinemalar birer birer kapanmış, özel televizyonlar peşi sıra açılmıştır. 1990’lı yıllarda genç bir yönetmen kuşağı belirmiş, önceleri kısa filmlerle ve senaryolarla hayatını geçindiren bu kuşak Türk Sineması’na yeni bir soluk getirmiştir. İzleyici profili değişmiştir. Türkiye´de 2012 yılı itibariyle 567 sinema binası, 2 bin 93 sinema perdesi ve 268 bin 72 sinema koltuğu bulunmaktadır.”

 Haber : Umut ERDEM

Kaynak : [-]