Şunun için etiket arşivi: narsanat

17-agustos-1999“Asrın felaketi” olarak nitelendirilen 17 Ağustos Depremi beyaz perdeye aktarılıyor. Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden yapılan yazılı açıklamada, merkez üssü Gölcük olan depremin, “Kayıp Sabah” adlı filmle anlatılacağı belirtildi.

Marmara Depreminin ele alınacağı sinema filminin Kocaeli’nde çekileceği vurgulanan açıklamada, senaristliğini Ali Bayraktar’ın yaptığı filmin yapımcılığını Ferhat Tosun’un üstlendiği, yönetmenliğini ise Gölcüklü yönetmen İlker Özkap’ın yapacağı belirtildi. Ayrıca “Suskunlar” ve “Yirmi Dakika” dizilerinin görüntü yönetmeni Yon Thomas ve görüntü yönetmeni Ekrem Ak’ın da film ekibinde yer alacağı bildirilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Projeyi hayata geçirmeye hazırlanan ekip, Değirmendere, Gölcük ve Kocaeli’nin bazı bölgelerinde film çekimi için incelemelerde bulundu. Türkiye’de bu konuyu anlatacak olan ilk film olma özelliğini taşıyan film projesinde, Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Atölyesi’nden Halil Doğan ve Emre Duman’ın yanı sıra birçok iletişim fakültesi öğrencisi de yer alacak. Çekimlerin bu yaz ortalarında başlayacağı sinema filmi için 130 kişilik teknik ekip görev alacak. Filmde yer alacak deprem anı, Rus Visual Effect ekibi tarafından gerçekleştirilecek.”

Kaynak: Medya

Aforizmaların ruhu burada atıyor bugün sıra Honoré de Balzac’da. Elbette Aforizmaların ardından Honoré de Balzac’ın hayat hikayesine ulaşabilirsiniz.

Balzac

*    Altından zincirler en ağır olan zincirlerdir.
*    Ancak en son katedralin en son tuğlası en son papazın kafasına düşüp ezdiği zaman insanlık gerçekten özgür olabilecektir.
*    Ayakkabılarım olmadığı için üzülürdüm. Ta ki sokakta ayakları olmayan adamı görene kadar.
*    Bilginin efendisi olmak için çalışmanın kölesi olmak gerekir.
*    Bir kadın sevdiği adamın yüzünü ,bir denizcinin açık denizi bildiği kadar iyi bilir.
*    Bir kelimenin insanın hayatını değiştirdiği çok görülmüştür.
*    Beklemesini bilenin her şey ayağına gelir.
*    Dünyada bir kadın için, herhangi bir erkeği etkisi altına aldığını bilmesi kadar zevkli bir şey yoktur.
*    Dünya zevkleri acıdan başka bir şey doğurmaz.
*    Dürüstlük pahalı bir mülktür, ucuz insanlarda bulunmaz.
*    Evliliğin, her şeyi kemiren bir canavarla bıkıp usanmadan boğuşması gerekir: Alışkanlık.
*    Felaketin iyiliği varsa, hakiki dostlarımızı tanıtmasıdır.
*    Gençlik adaletsizliğe doğru yöneldiği zaman, bilincin aynasına bakmayı göze alamaz. Oysa olgunluk çağı kendini bu aynada görür. Yaşamın bu iki evresindeki tüm ayrım buradadır.
*    Gözle görülür bir nedeni bulunmayan servetlerin gizi, temiz yapıldığı için unutulmuş birer cinayettir.
*    Her servetin arkasında bir suç vardır.
*    Istırapların en gizlileri dayanılması en güç olanlardır.
*    İnsan ya acılarını unutmasını, ya da kendi mezarını kazmasını bilmeli.
*    İnsanın en zor katlandığı duygu acımadır, hele hak edince.
*    İnsanlara, onları size nankörlük yapmaya mecbur bırakacak kadar büyük iyiliklerde bulunma!
*    İyi dostluklar temiz hesaplarla kurulur.
*    İyiliğinize inanılmasını istiyorsanız, ondan hiç bahsetmeyiniz.
*    Kadınlara hangi erkekleri aradıklarını sorun, “Hırslıları” derler. Öteki erkeklere göre, hırslıların belleri daha güçlü, yürekleri daha sıcaktır, kanlarında daha çok demir vardır. Kadın da güçlü olduğu sıralarda kendini öyle mutlu, öyle güzel bulur ki, parçalanmak tehlikesi altında da olsa, üstün bir gücü olanı, bütün erkeklere yeğ tutar.
*    Kendisi artık mutlu olamayacaklar için sevdiğinin mutluluğu sevinç olur…
*    Mektup bir ruhtur. Konuşan sesin çok sadık bir yankısıdır. Bu nedenle ince düşünceli kişiler onu aşkın en zengin gömüleri arasında sayarlar.
*    Sanatın vazifesi, tabiatı kopya etmek değil, tabiatı ifade etmektir.
*    Sevilen kadın bütün kadınların en güzeli değil midir?
*    Sıkıntınızın sırrı sizin elinizde değil, başkalarının elindedir.
*    Şöhret, uzaktan güneş gibi parlak ve ısıtıcı; yaklaştınız zaman, bir dağ tepesi gibi soğuktur
*    Şöhret, ancak küçücük dozlarla alındığında faydalı bir zehirdir.
*    Toprağa ekilen tohumlar içinde en çabuk mahsul veren fedailerin döktükleri kandır.
*    Zeka dünyayı yerinden oynatmaya yarayan maniveladır.
*    Umutsuz sevmek de bir mutluluktur…
*    Uykunun yenemediği hiçbir acı yoktur.
*    Vicdanımız yanılmaz bir yargıçtır, biz onu öldürmedikçe.

Honoré de Balzac’da 

Honoré de Balzac

Honoré de Balzac (asıl ismi Honore Balssa; 20 Mayıs 1799, Tours – 18 Ağustos 1850),Fransız yazar.

Hayatı

Asıl adı Honore Balssa’dır. Ancak ismini Balzac olarak değiştirmiş ve De ön takısını eklemiştir. Köy kökenli bir ailenin çocuğudur. Babası tüccardır. 6 yıl Vendome’da College des Oratoriens’te öğrenim gördü. Napolyon’un devrilmesinden sonra ailesi Paris’e taşındı. Burada 2 yıl daha okula gitti. 3 yıl bir avukatın yanında çalıştı. Ama küçük yaşlardan beri edebiyata gösterdiği eğilim ağır bastı. Trajedi türünü denediği 1819’da yazılmış “Cromwell” başarı kazanamayınca romana yöneldi. Para kazanmak için tarihsel, mizahi ve gotik romanlar yazdı. Bunları değişik adlarla yazdı. Basımcılık, yayıncılık, hatta dökümcülük yaptı. Başarılı olamayınca tekrar edebiyata döndü. Edebiyat hayatında çok başarılı eserler sundu. Birçok ülkede satılan romanları ve kitapları çok büyük ilgi gördü ve tepkileri üstüne topladı. Edebiyatta başarılı olan Balzac hayatının sonuna kadar edebiyatla uğraştı.

Edebiyat kariyeri

1829’da yazdığı “Les Chouans” isimli tarihi roman tanınmasını sağladı. Bu eser Türkçeye (Köylü İsyanı 1974 ve Şuanlar 1977 olarak) çevrildi. 1824-1834 arasında yayıncılarından aldığı parayla bohem bir yaşam sürdü. 1829-1831 arasında yergici gazetelere yazılar yazdı. 1830’lardan sonra bir toplum tarihi yazmak amacıyla, eski ve yeni romanlarını üç bölüm altında toplamaya karar verdi. Örf ve âdet incelemeleri, felsefi incelemeler ve çözümleyici incelemeler. Bu tasarı 1834-1837 arasında 12 cilt olarak gerçekleşti. 1840’ta bu yapıtların hepsine Dante’yi anımsatan bir başlık koydu: “İnsanlık Komedisi”. 1842-1848 arasında 17 ciltlik bir baskı yapıldı. 1869-1876 arasında da 24 cilt olarak yayınlandı. Eserlerinde aynı kahramanlara tekrar tekrar yer verme düşüncesini geliştirdi. Bunu gerçekçiliğin baş romanı kabul edilen ve 1834’te yayınlanan “Goriot Baba”da uyguladı. 1836 ve 1837’de İtalya gezisine çıktı. 1828’de Versailles yakınlarında pahalı bir ev yaptırdı. Borç sorunu nedeniyle Passy’de bir eve yerleşti (Bugün Balzac müzesi). Para kazanmak için tiyatroda başarısız denemeler yaptı. Edebiyatçılar Derneği başkanı olarak yazar haklarıyla ilgili girişimlerde bulundu.

1847’de Polonya’da sevgilisi Eveline Hanska’nın şatosunda kaldı. 1850’de Eveline ile evlendi Paris’e döndüler. Birkaç ay sonra yaşamını yitirdi. Geride 85’i tamamlanmış, 50’si taslak halinde eser bıraktı. Romanda gerçekçilik ve doğalcılık akımlarının yaratıcısı olarak kabul edilir. Mantıksal bir sıra izleyen olayların her şeyi gören bir gözlemcinin ağzından anlatıldığı, kahramanların tutarlı bir biçimde sunulduğu, kuralları belli “klasik roman tekniğini” Balzac’ın kurduğu benimsenir. Olağanüstü bir gözlem yeteneği ve güçlü bir hafızası vardı. Kendisini başka insanların yerine koyup onların duygularını paylaşmayı biliyordu. Eserlerinde nedenselliği ve arka plan ile karakterler arasındaki ilişkiyi açıklamakta ustadır. Bütün bu özellikleriyle “romanın Shakespeare’i sayılır.

1789’la başlayan ve uzun bir süreç alan Fransız Devrimi sırasında gelişen toplumsal değişimi anlatan; çatışmaları, iyiyi kötüyü ortaya koyan, Cumhuriyetçiler ve Kraliyetçiler’in 1830’da ülkeyi bırakıp gitmek zorunda kalan X. Charles’e dek yaptıkları kanlı kansız tüm çekişmeyi özellikle göz önüne seren, bireylerin bu çatışmadaki ulu düşüncelerin altında aslında kendi çıkarlarını nice korumaya çalıştıklarını betimleyen; sevgi, güç gibi evrensel konuları tüm çıplaklığı ve eleştirel bir yaklaşımla inceleyen; günümüz okuruna sıkıcı gelebilecek ama öncelikle Fransa ve demokrasiyi algılayabilmekte yardımcı olması bakımından tüm dünya için önemli bir Roman yazardır. Fransız Devrimi’nin geçmişsel belgesidir kitapları.

İnsanlık Güldürüsü, yazarın 1830’da kendi yapıtlarını toplamaya başladığı bir üst yapıttır. Şu anda emin değiliz ama belki de 1830’da Kraliyetçiler’in yenilgisini perçinleyen sürgünden sonra devrimdeki ulu düşüncelerin bir yalan olduğunu düşünerek böyle bir yola gitti.

Eserleri

-Başlıca eserleri-

  • Les Chouans (1828; Köylü İsyanı, 1974)
  • La Peau de chagrin (1830; Tılsımlı Deri, 1940, 1968)
  • Le Chef-d’œuvre inconnu (1831; Mahvolan Şaheser, 1944/Bilinmeyen Şaheser, 1945)
  • Le Colonel Chabert (1832; Kolonel Şabert, 1938/ Albay Chabert, 1944, 1974)
  • Le Médecin de campagne (1832; Köy Hekimi, 1942, 1979)
  • Eugénie Grandet (1833; Eugénie Grandet, 1938, 1991)
  • Histoire des Treize, comprenant :
    • Ferragus, 1833
    • La Duchesse de Langeais, 1833, 1839
    • La Fille aux yeux d’or, 1835
  • La Recherche de l’absolu (1834; Mutlak Peşinde, 1945, 1965)
  • Le Père Goriot, (1835; Goriot Baba; 1943, 1991)
  • Le Lys dans la vallée (1835; Vadideki Zambak, 1941, 1990)
  • La Vieille Fille (1836; )
  • César Birotteau (1837; César Birotteau, 1945, 1990)
  • La Maison Nucingen (1838; Nucingen Bankası, 1950)
  • Les Secrets de la princesse de Cadignan (1839)
  • Béatrix (1839)
  • Illusions perdues (I, 1837; II, 1839; III, 1843; Sönmüş Hayaller, 1949)
  • La Rabouilleuse (1842)
  • Modeste Mignon (1844; Modeste Mignon, 1947)
  • La Cousine Bette (1846; Bette Abla, 1977)
  • Le Cousin Pons (1847)
  • Splendeurs et misères des courtisanes (1838-1847; Kibar Fahişelerin İhtişamı ve Sefaleti, 1946/Kibar Fahişeler, 1972, 1990)
  • Ursule Mirouët (1841; Ursule Mirouët, 1849)

Türkçeye çevrilmiş diğer eserler

  • Tours Papazı (1949)
  • Otuz Yaşındaki Kadın (1963)
  • Vandetta (1943)
  • Tefeci Gobseck (1947-1961)
  • Kırmızı Han (1946)
  • Terör Devrinde (1979)
  • Lois Lambert (1946)
  • Bir Havva Kızı (1970)
  • Onüçlerin Romanı (1945)
  • Altın Gözlü Kız (1943)
  • Kötü Kadınların Parlayış, Düşüşü (1981)
  • Köy Papazı (1952)
  • Karanlık Bir İş (1947)
  • Esrarlı Bir Vaka (1949-1964)
  • İki Gelinin Hatıraları (Mémoires de deux jeunes Mariées) (Letters of Two Brides) (1940 – 1983)
  • Köylüler (1845, 1976-1985)
  • Gizli Başyapıt (Le Chef-d’oeuvre İnconnu) (2007 Samih Rıfat)
  • Evde Kalmış Kız (La Vieille Fille) (2008 Yaşar Avunç)

 

Kaynaklar :  Wikipedia / narteks

 

mese-sarkilariAğaçların şarkılarını dinleme fırsatınız oldu mu hiç? Kökleriyle toprağa sarılan, tabiatın koca çocuklarının söyleyecekleri var! Mucizevi varoluşlarıyla ağaçların melodilerini getirdik size.

Almanya’nın Münih şehrinde doğmuş Bartholomäus Traubeck oldukça başarılı bir sanatçı. Yaptığı çalışma ile meşe, akçaağaç, ceviz ve kayın dahil olmak üzere yedi farklı Avusturya ağacının halkalarının üzerindeki kodlanmış verileri müziğe dönüştürmüş. Aşağıda dinleyeceğiniz şey ise meşe ağacının yaş halkalarına kodlanmış verinin sesleri. Her ağaç, halkaların karakteristiği, sağlamlığı, kalınlığı ve büyüme oranı gibi değişkenler yüzünden oldukça özel seslere sahipler.

tarihte-bugun-ne-oldu25 Mart, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 84. (artık yıllarda 85.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 281 gün vardır.

Olaylar

  • 1655 – Satürn’ün en büyük uydusu Titan, Christiaan Huygens tarafından keşfedildi.
  • 1752 – İngiltere’de yılın ilk günü. İngilizlerde 1 Ocak ile başlayan ilk yıl 1752’dir.
  • 1807 – Birleşik Krallık Parlamentosu köle ticaretini yasakladı.
  • 1811 – Percy Bysshe Shelley “Tanrıtanımazlığın Gerekliliği” adlı makalesinden dolayı Oxford Üniversitesi’nden atıldı.
  • 1821 – Yunanistan Osmanlı İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını ilan etti.
  • 1912 – Ahmet Ferit Tek, Türk Ocağı’nı kurdu.
  • 1918 – Belarus Halk Cumhuriyeti kuruldu.
  • 1918 – Oltu’nun kurtuluşu
  • 1929 – İtalya’da faşist yönetim genel seçimlerde oyların yüzde 99’unu kendilerinin aldıklarını açıkladı.
  • 1935 – Prof. Afet İnan, Türk Tarih Kurumu As Başkanlığı’na seçildi.
  • 1936 – Saatlerin doğru olarak ayarlanabilmesi için İstanbul Rasathanesi’nce hazırlanan iki bildiriyi Bakanlar Kurulu onayladı.
  • 1941 – Yugoslavya, Mihver Devletleri’ne katılma kararı aldı.
  • 1944 – Heykeltraş Zühtü Müritoğlu ve Hadi Bara’nın yaptıkları Barbaros Hayrettin Paşa Anıtı törenle açıldı.
  • 1947 – Illinois’ deki bir kömür madeninde meydana gelen patlamada 111 kişi öldü.
  • 1949 – Sovyet hükümetinin kararıyla Litvanya, Estonya ve Letonya’dan 92.000 kişi sürgün edildi.
  • 1950 – Türk Hava Yolları’na ait bir yolcu uçağı Ankara’da düştü, 15 kişi öldü.
  • 1951 – Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri, solcu öğretmenlerin tasfiyesinin sürdüğünü açıkladı.
  • 1951 – İstanbul’da Neve Şalom Sinagogu açıldı.
  • 1957 – Roma’da bir araya gelen Fransa, Almanya, İtalya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg, Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Avrupa Atom Enerjisi Komisyonu’nun kurulmasına ilişkin Roma Antlaşması’nı imzaladı.
  • 1959 – Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu dergisinde yayımlanan “Menderes’in Kalesi” başlıklı yazısında Fuad Köprülü’ye yayın yoluyla hakaret ettiği iddiasıyla açılan davada bir yıl hapse mahkûm oldu. Büyük Doğu dergisi de bir ay süreyle kapatıldı.
  • 1960 – Güney Afrika Johannesburg’da tüm siyah politik örgütler feshedildi.
  • 1960 – İtalya’da Fernando Tambroni başbakan oldu.
  • 1961 – Adalet Bakanlığı idam cezalarının cezaevi bahçelerinde infaz olunması hakkında karar aldı.
  • 1962 – EOKA’ cılar Kıbrıs’ta iki camiye bomba attı.
  • 1968 – Şair Metin Demirtaş Türk Solu dergisinde yayımlanan “Guevara” adlı şiirinde komünizm propagandası yaptğı gerekçesiyle tutuklandı.
  • 1972 – Cumhuriyet Halk Partisi, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan hakkında verilen ve Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından onaylanan idam kararlarının iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. İnfaz savcılığı dosyayı Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’na gönderdi. Üç gün sonra Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi idamların infazına karar verdi.
  • 1975 – Suudi Arabistan Kralı Faysal, akli dengesi bozuk yeğeni prens Faysal bin Musad tarafından Riyad’ da öldürüldü.
  • 1982 – Ankara Sıkıyönetim Savcılığı halkevleri hakkında kapatılma istemiyle dava açtı.
  • 1982 – Tutuklu İsmail Beşikçi, cezaevinden yazdığı bir mektup nedeniyle 10 yıl ceza aldı.
  • 1984 – Yerel seçimler yapıldı. Anavatan Partisi (ANAP) yüzde 41,5 oy oranı ile 54 ilde belediye başkanlığı aldı. Sosyal Demokrat Parti (SODEP) yüzde 23,4 oy oranı ile ikinci,Doğru Yol Partisi (DYP) yüzde 13,2 oy oranı ile seçimlerden üçüncü parti olarak çıktı. İlk kez seçime katılan Refah Partisi (RP) yüzde 4,4 oy oranıyla sonuncu parti oldu.
  • 1986 – 14. Strasbourg Film Festivali’nde Muammer Özer’in “Bir Avuç Cennet” ve Ali Özgentürk’ün “Bekçi” isimli filmleri ikinciliği paylaştı.
  • 1986 – İşkence yaptığını itiraf eden polis memuru Sedat Caner ile bu itirafları yayımlayan ‘Nokta’ dergisine dava açıldı.
  • 1988 – İstanbul’daki Metris Askeri Cezaevi’nden 29 tutuklu ve hükümlü kaçtı.
  • 1990 – New York’un Bronx semtindeki bir kulüpte çıkan yangında 87 kişi öldü.
  • 1992 – Kozmonot Sergei Krikalev, Mir Uzay İstasyonu’nda 10 ay kaldıktan sonra dünyaya döndü.
  • 1994 – Aydın Ortaklar Öğretmen Lisesi’nde evci çıkan dört kız öğrenciden birinin, emniyet yetkilileri tarafından yakalanarak bekaret kontrolüne gönderilmesi kadınlar tarafından protesto edildi.
  • 1996 – Türkiye’de Emek Partisi kuruldu.
  • 1998 – Manisalı Gençler Davasında, Yargıtay’ın bozma kararından sonra beş tutuklu genç tahliye edildi. Davada tutuklu sanık kalmadı.
  • 1999 – Sırbistan, NATO’ya savaş ilan edip BM’ye bildirince, NATO üyesi Türkiye de bu ülkeyle resmen savaşa girmiş oldu.
  • 2009 – Büyük Birlik Partisi’nin kiralamış olduğu içerisinde BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu dahil 6 kişinin bulunduğu helikopter, Kahramanmaraş’ta düştü. 3 gün sonra ulaşılan helikopterde, helikopterde bulunan 6 kişinin de hayatını kaybettiği belirtildi.

Doğumlar

  • 1259 – II. Andronikos Palaiologos, Bizans İmparatoru (ö. 1332)
  • 1296 – III. Andronikos Palaiologos, Bizans İmparatoru (ö. 1341)
  • 1479 – III. Vasili, Moskova büyük knezi (ö. 1533)
  • 1611 – Evliya Çelebi, Osmanlı gezgin ve yazar. (ö. 1682)
  • 1614 – Juan Carreño de Miranda, İspanyol ressam (ö. 1684)
  • 1699 – Johann Adolph Hasse, Alman besteci (ö. 1783)
  • 1767 – Joachim Murat, Fransız asker ve Napoli kralı (ö. 1815)
  • 1835 – Adolph Wagner, Alman ekonomist ve politikacı (ö. 1917)
  • 1864 – Alexej von Jawlensky, Rus ressam (ö. 1941)
  • 1867 – Arturo Toscanini, İtalyan orkestra şefi (ö. 1957)
  • 1867 – Gutzon Borglum, ABD’li heykeltıraş (ö. 1941)
  • 1873 – Rudolf Rocker, anarkosendikalist (ö. 1958)
  • 1881 – Béla Bartók, Macar besteci (ö. 1945)
  • 1887 – Chūichi Nagumo, Japon asker (ö. 1944)
  • 1899 – Burt Munro, Yeni Zelandalı motosiklet yarışçısı (ö. 1978)
  • 1905 – Albrecht Mertz von Quirnheim, Alman asker (ö. 1944)
  • 1906 – A.J.P. Taylor, İngiliz tarihçi (ö. 1990)
  • 1908 – David Lean, İngiliz yönetmen (ö. 1991)
  • 1914 – Norman Ernest Borlaug, ABD’li tarımbilimci (ö. 2009)
  • 1921 – Simone Signoret, Fransız sinema oyuncusu (ö. 1985)
  • 1928 – Jim Lovell, ABD’li astronot
  • 1934 – Gloria Steinem, feminist, siyasal eylemci ve yayıncılarından.
  • 1942 – Aretha Franklin, ABD’li şarkıcı
  • 1946 – Daniel Bensaïd, Fransız filozof, Troçkist (ö. 2010)
  • 1947 – Elton John, İngiliz pop/rock şarkıcısı, beste yazarı ve piyanisttir.
  • 1949 – Ilich Ramirez Sanchez, Müslüman devrimci.
  • 1952 – Dursun Karataş, Türk devrimci önder (ö. 2008)
  • 1962 – Marcia Cross, ABD’li sinema oyuncusu
  • 1965 – Sarah Jessica Parker, ABD’li sinema oyuncusu
  • 1965 – Avery Johnson, ABD’li basketbol oyuncusu ve koçu
  • 1965 – Stefka Kostadinova, Bulgar atlet
  • 1966 – Jeff Healey, Kanadalı müzisyen (ö. 2008)
  • 1972 – Phil O’Donnell, İngiliz futbolcu (ö. 2007)
  • 1973 – Dolunay Soysert, Türk oyuncu
  • 1976 – Vladimir Klitschko, Ukraynalı boksör
  • 1980 – Muratcan Güler, Türk basketbolcu
  • 1980 – Bartók Eszter, Macar şarkıcı.
  • 1982 – Danica Patrick, ABD’li otomobil yarışçısı
  • 1985 – Lev Yalçın, Türk futbolcu
  • 1987 – Nobunari Oda, Japon buz patenci
  • 1987 – Kim Cloutier, Kanadalı top model
  • 1990 – Mehmet Ekici, Türk futbolcu

Ölümler

  • 1801 – Novalis, Alman yazar ve filozof (d. 1772)
  • 1880 – Ludmilla Assing, Alman yazar (d. 1821)
  • 1914 – Frederic Mistral, Fransız şair (d. 1830)
  • 1915 – Süleyman Efendi, Osmanlı jandarma komutanı (d. ?)
  • 1918 – Claude Debussy, Fransız besteci (d. 1862)
  • 1973 – Edward Steichen, ABD’li fotoğrafçı (d. 1879)
  • 1975 – Faysal bin Abdül Aziz, Suudi Arabistan kralı (d. 1903)
  • 1976 – Josef Albers, ABD’li ressam (d. 1888)
  • 1976 – Şevket Süreyya Aydemir, Türk iktisatçı ve tarihçi (d. 1897)
  • 1980 – Roland Barthes, Fransız felsefeci ve göstergebilimci (d. 1915)
  • 1992 – Nancy Walker, ABD’li aktris (d. 1922)
  • 1995 – James Samuel Coleman, ABD’li sosyolog (d. 1926)
  • 2001 – Tekin Siper, Türk tiyatro sanatçısı (d. 1941)
  • 2002 – Esmeray, Türk oyuncu ve vokalist (d. 1949)
  • 2006 – Richard Fleischer, ABD’li film yönetmeni (d. 1916)
  • 2007 – Andranik Markaryan, Ermenistan başbakanı (d. 1951)
  • 2009 – Muhsin Yazıcıoğlu, Türk siyasetçi (d. 1954)

Tatiller ve Özel Günler

  • Manisa mesir macunu festivali

tarihte-bugun-ne-oldu24 Mart, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 83. (artık yıllarda 84.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 282 gün vardır.

Olaylar

  • 1394 – Timurlenk Şam’ı işgal etti.[kaynak belirtilmeli]
  • 1721 – Johann Sebastian Bach Brandenburg Markizi Christian Ludwig için yazdığı ve daha sonraları Brandenburg Konçertoları olarak adlandırılan 6konçertolarını sundu.
  • 1882 – Robert Koch, verem hastalığına neden olan bakteriyi (mycobacterium tuberculosis) keşfettiğini duyurdu. Bu buluşuyla 1905 yılında Tıp alanında Nobel ödülünü alacaktır.
  • 1923 – Mustafa Kemal Paşa, Time dergisine kapak oldu.
  • 1923 – Yunanistan’da cumhuriyet ilan edildi.
  • 1926 – Türkiye’de petrol arama ve işletilmesinin devletçe yönetilmesini öngören kanun TBMM’de kabul edildi.
  • 1938 – Cumhurbaşkanlığı yatı olarak satın alınan Savarona’ya, İngiltere’nin Southampton Limanı’nda törenle Türk bayrağı çekildi. 1 Haziran’da İstanbul’a getirilen Savarona,Dolmabahçe önüne demir attı. Atatürk, yatı gezerek incelemede bulundu.
  • 1976 – Arjantin Devlet Başkanı Isabel Peron, kansız darbeyle devrildi. Jorge Rafael Videla, Emilio Eduardo Massera ve Orlando Ramon Agosti’den oluşan cunta iktidara el koydu, yedi yıllık diktatörlük döneminde 30 bine yakın kişi kaybedildi.
  • 1978 – Savcı Doğan Öz öldürüldü.
  • 1998 – Hindistan’da çıkan fırtınada 250 kişi öldü 3000 kişi yaralandı.
  • 1999 – NATO, Kosova’daki çatışmalar üzerine, Yugoslavya’ya karşı hava harekâtı başlattı. II. Dünya Savaşı’ndan beri Avrupa’daki en yoğun bombardıman olan Müttefik Gücü Harekatı, Kosova’nın Sırbistan’dan ayrılmasına neden oldu.
  • 2000 – Varan Turizm’e ait otobüs, yolcularıyla kaçırıldı. Olaydan sonra yakalanan üç kişi, 36’şar yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı.
  • 2000 – Genelkurmay Başkanlığı, Talat Aydemir’in idamıyla sonuçlanan 1963’teki darbe girişimine katılan 1459 Harp Okulu öğrencisinin haklarını 37 yıl sonra iade etti.
  • 2001 – Apple şirketi Mac OS X 10.0 (Cheetah)’ı piyasaya sürdü.
  • 2006 – İspanya’daki ETA örgütü süresiz ve kalıcı ateşkes ilan etti.
  • 2007 – Türkiye Euro 2008 elemelerinde Yunanistanı futbol maçında 4-1 mağlup etti.
  • 2009 – Ergenekon davasında 21’i tutuklu 56 sanık hakkında hazırlanan 1909 sayfalık ikinci iddianame, davaya bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. İddianamede emekli Orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon, davanın bir ve iki numaralı sanıkları olarak geçiyor. Eruygur ve Tolon’un, 3’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması isteniyor.

Doğumlar

  • 1494 – Georgius Agricola, Alman bilimadamı, “Mineralojinin babası” (ö. 1555)
  • 1607 – Michiel de Ruyter, Hollandalı amiral (ö. 1676)
  • 1834 – William Morris, İngiliz şair, ressam (ö. 1896)
  • 1874 – Harry Houdini, ABD’li illüzyonist (ö. 1926)
  • 1879 – Neyzen Tevfik, Türk neyzen ve şair (ö. 1953)
  • 1884 – Peter Debye, Hollandalı fizikçi (ö. 1966)
  • 1886 – Edward Weston, ABD’li fotoğrafçı (ö. 1958)
  • 1887 – Roscoe Arbuckle, ABD’li komedyen (ö. 1933)
  • 1897 – Wilhelm Reich, Avusturyalı-Alman-ABD’li psikiyatrist ve psikanalist (ö. 1957)
  • 1903 – Adolf Butenandt, Alman biyokimyacı (ö. 1995)
  • 1909 – Clyde Barrow, ABD’li gang (ö. 1934)
  • 1911 – Joseph Barbera, ABD’li çizgi film yapımcısı, animatör, senarist (ö. 2006)
  • 1917 – John Kendrew, İngiliz biyokimyacı (ö. 1997)
  • 1921 – Vasili Smislov, Rus satranç oyuncusu
  • 1926 – Dario Fo, İtalyan yazar Nobel Edebiyat Ödülü sahibi
  • 1930 – Steve McQueen, ABD’li sinema oyuncusu (ö. 1980)
  • 1944 – Vojislav Koštunica, Sırbistan başbakanı
  • 1944 – Han Myeong-sook, Güney Kore başbakanı
  • 1947 – Meiko Kaji, Japon şarkıcı ve aktris
  • 1956 – Steve Ballmer, ABD’li işadamı
  • 1960 – Nena, Alman müzisyen
  • 1965 – The Undertaker, ABD’li güreşçi
  • 1970 – Lara Flynn Boyle, ABD’li aktris
  • 1972 – Christophe Dugarry, Fransız futbolcu
  • 1973 – Jim Parsons, Amerikalı televizyon dizisi ve sinema oyuncusu
  • 1974 – Alyson Hannigan, ABD’li oyuncu
  • 1976 – İnci Türkay, Türk dizi oyuncusu
  • 1977 – Jessica Chastain, ABD’li oyuncu
  • 1978 – Tomáš Ujfaluši, Çek futbolcu
  • 1984 – Chris Bosh, ABD’li basketbolcu
  • 1990 – Keisha Castle-Hughes, Yeni Zelandalı aktris

Ölümler

  • 809 – Harun Reşid, 5. Abbasi halifesi (d. 763)
  • 1455 – V. Nicholaus, papa (d. 1397)
  • 1603 – I. Elizabeth, İngiltere kraliçesi (d. 1533)
  • 1794 – Jacques-René Hébert, Fransız gazeteci ve siyasetçi (d. 1757)
  • 1869 – Antoine-Henri Jomini, Fransız asker (d. 1779)
  • 1882 – Henry Wadsworth Longfellow, ABD’li şair (d. 1807)
  • 1901 – İsmail Safa, Türk yazar (d. 1867)
  • 1905 – Jules Verne, Fransız yazar (d. 1828)
  • 1909 – John Millington Synge, İrlandalı oyun yazarı (d. 1871)
  • 1916 – Enrique Granados, İspanyol piyanist ve besteci (d. 1867)
  • 1946 – Alexander Alekhine, Rus satranç oyuncusu (d. 1892)
  • 1950 – Harold Joseph Laski, İngiliz siyaset bilimcisi ve siyasetçi (d. 1893)
  • 1953 – Mary Teck, Birleşik Krallık kraliçesi (d. 1867)
  • 1962 – Auguste Piccard, İsviçreli fizikçi (d. 1884)
  • 1968 – Alice Guy-Blaché, Fransız film yönetmeni ve yapımcısı (d. 1873)
  • 1969 – Joseph Kasavubu, Kongo Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı (d. 1910, 1913, 1915, 1917)
  • 1971 – Müfide Ferit Tek, Türk romancı (d. 1892)
  • 1971 – Arne Jacobsen, Danimarkalı mimar ve tasarımcı (d. 1902)
  • 1976 – Bernard Montgomery, İngiliz asker (d. 1887)
  • 1978 – Doğan Öz, Türkiye Cumhuriyet savcısı (d. 1934)
  • 1980 – Óscar Romero, El Salvadorlu katolik papaz (d. 1917)
  • 1984 – Sam Jaffe, ABD’li aktör (d. 1891)
  • 1986 – Ertuğrul Yeşiltepe, Türk gazeteci (d. 1933)
  • 1987 – Ekrem Zeki Ün, Türk besteci (d. 1910)
  • 1988 – Turhan Feyzioğlu, Türk hukukçu ve politikacı (d. 1922)
  • 2002 – César Milstein, Arjantinli biyokimyacı (d. 1927)
  • 2008 – Richard Widmark, ABD’li aktör (d. 1914)

Tatiller ve Özel Günler

  • Dünya Tüberküloz’la Mücadele Günü

Geçtiğimiz yıl bakanlıktan alınan hibeyle çekilen Türkiye’nin ilk animasyon (3D) filmi Uzay Kuvvetleri 2911’i ilk hafta sonu sadece 1 kişi izledi.

uzay kuvvetleri

Kültür Bakanlığı’nın sinema, televizyon, dizi, yayıncılık ihracatında 1 milyar dolar seviyesine ulaşabilmek için dağıttığı hibeler sayesinde çekilen filmlerin sayısı katlanarak büyüyor. Sinema sektörüne yeni yüzler, yeni yönetmen ve yapımcılar kazandırmak amacıyla dağıtılan hibeler diğer yandan da hayal kırıklığına neden olan projeleri beyaz perdeye çıkarıyor.

Türkiye Gazetesi’nden Güven Adalı’nın haberine ve Kültür Bakanlığı Sinema Denetleme Kurumu verilerine göre, 2013 yılında gösterime giren 85 yerli uzun metraj filmin 26’sına yani yüzde 30’una devlet destek verdi. 2014’te ise 168 Türk filmi sinemada izleyicilerle buluştu. Kaç adet filmin devlet desteği aldığı henüz açıklanmasa da bu rakamın 50’yi geçmesi bekleniyor.

FİLMİ 12 KİŞİ İZLEDİ

Geçtiğimiz yıl gişede rekor hasılat ve izleyici rakamlarına ulaşan filmler çıkartan Türk sineması, sadece birkaç salonda gösterime giren, 1.000 kişinin bile izlemediği onlarca filme de tanıklık etti. Hayal kırıklığına neden olan filmler arasında yalnızca 12 seyirciyi sinemaya çekerek 72 TL gişe hasılatı elde edebilen ‘Rüzgârla Bir’ en dikkat çeken yapıt oldu.

Mayıs 2014’te izleyiciyle buluşan Türkiye’nin ilk animasyon filmi Uzay Kuvvetleri 2911’i ise sadece 522 kişi izledi. 2 hafta gösterimde kalan ve 90 salonda izleyici ile buluşan film 3 bin 805 TL hasılat elde edebildi. (Box Office Türkiye)   

EN AZ 700 BİN TL GEREKİYOR

Bir film için azami 700 bin liraya ihtiyaç duyulduğunu belirten uzmanlar, gişede hayal kırıklığına uğrayan filmlerin düşük bütçeli yapımlar olduğuna dikkat çekiyorlar. Bu filmlerin büyük bölümü ise ya devlet desteği ya da banka kredisi ile çekiliyor. ‘Sonsuz’ filminde ve nisan ayında vizyona girecek ‘Sonsuz Bir Aşk’ta başrol oynayan, yaz aylarında çekilecek yeni bir filmde de yönetmen koltuğuna oturmaya hazırlanan aktör Ferhat Gündoğdu, devlet desteğinin sinema sektörü için çok önemli olduğunu fakat doğru projelerin desteklenmediğini ifade etti. Gişede başarısız olan filmleri izlemediğini fakat desteklerin yanlış projelere kaymış olması ile başarısız filmlerin çekilebildiğini söyleyen Gündoğdu, “Maalesef kaliteli filmlerimiz sinemada seyirci toplayamıyor. Küfür ile güldüren filmlerin gişede daha başarılı olduklarını görüyoruz. Eminim ki gişede başarısız olmuş fakat senaryo ve oyuncularıyla başarılı filmler de vardır. Fakat devlet desteğini alarak başarısız projeler sinema perdesine çıkabiliyor” dedi.

sınıfta kalanlar

HANGİ KRİTERLER ARANIYOR?

Bir senaryonun Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan destek alabilmesi için desteklenmeye uygun bulunması gerekiyor. Senaryonun destek almaya uygun olup olmadığını belirleyen kurul ise senarist, yönetmen ve sinema sektörüne gönül verenlerden oluşuyor. Bu kurulda seçiciler her 2 yılda bir değişiyor. Eğer senaryo kurulun beğenisini kazanamazsa destek alamıyor. İlk defa film çekenler için ise özel bir kategori bulunuyor. Hem film sayısını artırmak hem de film çekmek isteyen yeni yetenekleri sektöre kazandırmak isteyen bakanlık, filmin çekilebilir olacağından emin olmak için bu defa en azından yapımcının deneyimli olmasını istiyor. Kuruldan geçer not alan senaryonun % 50 bütçesi bakanlık tarafından karşılanıyor.

Kaynak : onedio.com

Van Gölü sahilindeki 5 bin yıllık antik kentin, koruma altına alınmadığı takdirde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacağı belirtildi.

5-bin-yillik-antik-kent-

Bitlis Eren Üniversitesi (BEÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Demirtaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 5 bin yıl önce yerleşim alanı olarak kullanılan ve bir dönem Doğu Anadolu Bölgesi’nde hüküm süren Urartu Krallığı’na da ev sahipliği yapan Van Gölü sahilindeki antik kentin, 1986 yılında Kültür Bakanlığı tarafından tescillendiğini anlattı.

Günümüzde bir bölümü toprak altında, geri kalanı ise gölün içinde bulunan antik kentin, bir şehir ve yerleşim biriminin bütün izlerini bünyesinde barındırdığını vurgulayan Demirtaş, Tatvan’ın tarihini yansıtan alanın, kaçak kazı yapanlardan ve ticari emelleri için kullanmak isteyenlerden korunması gerektiğini söyledi.

vangölüantik kenti

 

Demirtaş, bu anlamda, gerek Van Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun gerekse Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın alanın turizme kazandırılması için harekete geçmesi gerektiğini bildirerek, şöyle konuştu:

“Tatvan’da, ilçenin tarihi olmadığına dair bir yanılgı var. Halbuki bilinenin aksine Tatvan, 5 bin yıllık tarihe sahip bir ilçemiz. Bitlis’in yanı başında olması da bunu ispat ediyor. Geçmişi Bitlis kadar görkemli olmasa da yapılan araştırmalarda M.Ö. 3 bin yıllarına dayananan çok sayıda buluntu elde eldildi. Ayrıca ilçede iki  antik kent var. Bunlardan biri Şahmiran köyünde diğeri ise şu an plaj olarak kullanılan Van Gölü sahilindedir. Resmi kaynaklarda ve yazışmalarda da buraları ‘Tatvan Antik Kenti’ olarak geçiyor. Kayaların üzerine oyulmuş nişler, geometrik şekil, işaret ve resimler var. Bu bulgular antik kent denildiğinde ilk akla gelen özelliklerdir ve bütün bunlar 1986 yılında tescillenmiş.”

van-gölü-taihi-kalıntı

 

Geçmiş yıllardaki araştırmalarda, Van Gölü sahilindeki alanda, kayaların oyulmasıyla yapılan odalar ile çok sayıda arkeolojik kalıntı bulunduğuna değinen Demirtaş, tandır ve silo gibi mahsen görevi gören onlarca yapının ise aradan geçen süre zarfında toprak altında kaldığını ifade etti.

Demirtaş, yapılacak kazı çalışmasıyla antik kentin tamamen ortaya çıkacağını bildirerek, “Buradaki şehir resmi kazılarla ortaya çıkarıldığında sadece Tatvan veBitlis’in değil Türkiye’nin çehresi değişecek. Burası dünyanın ilgi odağı haline gelecek” dedi.

antik kent van gölü

 

Tahribatın önlenmesi gerekiyor

Antik kentin bulunduğu alanın koruma altında olmaması nedeniyle büyük oranda tahrip edildiğine dikkati çeken Demirtaş, şöyle devam etti:

“Alanı imara açmak, burada tatil köyü yapmak, sondajla su çıkarmak isteyenler var. Ayrıca define avcıları da yaptıkları kazılarla alana büyük zarar veriyor. Antik kentin bulunduğu alandaki tahribatın durdurulması için ortak proje hazırlanarak koruma altına alınması gerekiyor. Tarihimiz ve geleceğimiz yok ediliyor. Bunlara sahip çıkamazsak, geleceğimize de sahip çıkamayız. Buranın imara açılması belki 3-5 kişiye fayda sağlar. Ancak bu antik kentin korunması Tatvan’a, bölgeye ve ülkeye fayda sağlar. Bu nedenle burada kapsamlı bir çalışma yapılması ve tahribatın önlenmesi gerekiyor.”

antik

 

Demirtaş, Van Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından 2010 yılında alanda inceleme yapıldığını ve söz konusu bölgenin “birinci derecede arkeolojik sit alanı” olarak kayıt altına alındığına işaret ederek, aynı kurulun 2011 yılında gerçekleştirdiği çalışmada ise “arkeolojk sit alanı değil, doğal sit alanı” olduğu yönünde karar verdiğini kaydetti.

2011 yılında hazırlanan raporun gerçeklik payı bulunmadığını savunan Demirtaş, kendisinin bir süre önce yaptığı incelemelerde bulduğu arkeolojik kalıntıları kamera kaydıyla belgelediğini ve istenildiği takdirde bunu kurulla paylaşabileceğini sözlerine ekledi.

van gölü

van antik

Samsun’daki İlkadım İlçesi’nde altyapı çalışmaları sırasında bulunan taş duvar kalıntılarının yer aldığı bölgede Arkeoloji ve Etnografya Müzesi tarafından yapılan kazı devam ediyor. Çalışmalar sonuçlandığında Evliya Çelebi’nin ‘5 bin adım’ olarak anlattığı Amisos kalesinin ortaya çıkması bekleniyor.

Amisos Kalesi

Karadeniz Turizm Profesyonelleri Derneği yönetim kurulu üyesi ve geçmiş dönem başkanı Mustafa Yavuz, “Çalışmalar sonuçlandığında kuvvetle muhtemeldir ki; Amisos antik kenti kale duvarlarıyla karşılaşacağız” dedi. Evliya Çelebi’nin 1640’ta kente gelişinde gördüğü kaleyi Seyahatnamesinde 5 bin adım olarak anlattığı belirtildi.

İlkadım İlçesi,Pazar Mahallesi’nde bulunan Şifa Hamamı’nın Buğday Pazarı Caddesi’ne bakan bölümünde 2 ay önce yapılan altyapı çalışmaları yapılırken tarihi duvar kalıntılarının bulunması üzerine 2 hafta önce bölgede Arkeoloji ve Etnografya Müzesi tarafından kazı başlatıldı. Kazıda 2 metre eninde taş duvarlar ortaya çıkarıldı. Bölgede yapılan sondaj kazılarında da duvarın devam ettiği belirlendi. Yapılan ilk çalışmalarda kalıntıların 1192 yılında Danişmentliler döneminde yapılan tarihi kale kalıntıları olabileceği belirtildi. Tarihi duvar kalıntılarının bulunduğu bölgede kazı çalışmaları devam ederken alan da demir bariyerle kapatılarak koruma altına alındı.

Karadeniz Turizm Profesyonelleri Derneği yönetim kurulu üyesi ve geçmiş dönem başkanı Mustafa Yavuz, Samsun’da kazılan her yerden tarih fışkırdığını belirterek şöyle dedi:

“Özellikle antik Amisos kenti bölgesinde yapılan inşaat, kanalizasyon ve yol yapım çalışmalarında, antik dönemlere ait çeşitli eserlerle karşılaşılıyor. Hatırlanılacağı üzere Samsun Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen Amisos hazineleri de bir yol çalışması esnasında, mozaikler ise bir inşaat kazısında ortaya çıkmıştı. İlkadım İlçesi’nde birçok antik mezar buluntularına da rastlanmıştı. Son günlerde Saathane Meydanı’nda yapılan çalışmalarda, toprak yüzeyinin yaklaşık 1 metre altında bulunan 2 metre genişliğindeki duvarlar da bu anlamda tüm yetkililerin ve turizmcilerin yoğun ilgisini çekti. Şu an Samsun Büyükşehir Belediyesi ve Samsun Müze Müdürlüğü denetiminde yapılan çalışmalar sonuçlandığında kuvvetle muhtemeldir ki; Amisos antik kenti kale duvarlarıyla karşılaşacağız. 3 Ağustos 1869 tarihinde meydana gelen Büyük Samsun yangınında, dış kale surları içerisindeki Taşhan, Bedesten ve yüzlerce ahşap ev çok büyük zarara uğramıştı.”

Mustafa Yavuz, devam eden Saathane Meydanı Projesi kapsamında, bu eserlerin restore edilerek kullanıma açılmasının planlandığını söyledi. Yavuz, şöyle konuştu:

“Kale surlarının halen bulunan ve çalışmaların devamında bulunacak yeni bölümlerinin bu proje kapsamına alınması kaçınılmazdır ve Samsun turizmine önemli katkılar sağlayacaktır. 1640 yılında Samsun’a gelen ünlü gezgin Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde kaleyi ‘Çevresi 5 bin adım, 70 kulesi, 2 bin mazgalı ve kapısı ile leb-i deryada şadadi bina bir sengin abad idi’ sözleri ile anlatmış cami, hamam ve muhtasar bir çarşıya sahip kalenin sağlam ancak harap bir halde olduğunu yazmıştı. 5 bin adımlık bu kaleden bulunacak her kalıntı bizim için çok değerli.”

Kaynak: onedio.com / Yaprak Koçer, DHA

23 Mart, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 82. (Artık yıllarda 83.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 283 gün vardır.

tarihte-bugun-ne-oldu

Olaylar

  • 625 – Arabistan’da Müslümanlarla Kureyşler arasında Uhud Savaşı başladı.
  • 1791 – Hollandalı kadın hakları savunucusu Etta Palm, Gerçeğin Dostları Konfederasyonu olarak bilinen kadın kulüplerini kurdu.
  • 1801 – I. Aleksandr Rusya İmparatorluğu’nun çarı oldu.
  • 1839 – OK sözcüğü (“oll korrect”) Boston Morning Post gazetesinde ilk kez kayıtlara geçti.
  • 1848 – Macaristan, Avusturya’dan bağımsızlığını ilan etti.
  • 1855 – Dolmabahçe Camii ibadete açıldı.
  • 1903 – Wright Kardeşler ilk sabit kanatlı uçakları için patent başvurusunda bulundular.
  • 1919 – Benito Mussolini, İtalya’da Faşist Mücadele Birliklerinin İttifakı (Fasci Italiani di Combattimento) partisini kurdu. 9 Kasım 1921’de ise Ulusal Faşist Parti kuruldu.
  • 1921 – II. İnönü Muharebesi başladı. Yunan birlikleri, Uşak ve Bursa üzerinden, Afyon ve Eskişehir’e doğru iki koldan taarruz başlattı.
  • 1925 – Sessiz sinema döneminin en pahalı filmi, (3.9 milyon dolar) “Ben Hur” gösterime girdi.
  • 1931 – Türk çocuklarının ilk öğrenimlerini Türk okullarında yapmalarını zorunlu kılan kanun kabul edildi.
  • 1933 – Alman Milli Meclisi Reichstag, Adolf Hitler’e kararnamelerle ülkeyi yönetme yetkisi verdi.
  • 1946 – Zekeriya Sertel ve Sabiha Sertel, Cami Baykut ve Halil Lütfi Dördüncü, çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı. Daha sonra dava Yargıtayca bozuldu ve gazeteciler serbest bırakıldılar.
  • 1949 – Büyük Doğu dergisi sahibi Necip Fazıl Kısakürek, kumar oynarken polis tarafından yakalandı.
  • 1956 – Pakistan, ilk İslam cumhuriyeti oldu.
  • 1959 – Ankara’da yayınlanan Öncü gazetesi süresiz olarak kapatıldı.
  • 1971 – Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu liderlerinden Deniz Gezmiş’in arkadaşları Hüseyin İnan ve Mehmet Nakipoğlu yakalandı.
  • 1972 – Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan hakkında verilen idam cezalarını onayladı.
  • 1974 – Hükümet, İmralı Adası’nda gömülü olan Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın mezarlarının başka bir yere taşınabilmesine izin verdi.
  • 1977 – Liselerde okutulan “Felsefeye Başlangıç” adlı kitabın yazarı Prof. Nebahat Küyel, Aleviler’i küçük düşürme iddiasıyla yargılandı.
  • 1979 – MSP eski milletvekili Halit Kahraman eroin kaçırırken Yunanistan’da yakalandı.
  • 1989 – Utah Üniversitesi’nden Stanley Pons ve Martin Fleischmann, soğuk füzyon konusundaki buluşlarını açıkladılar.
  • 1990 – Cizre’de binlerce kişi yürüyüş yaptı.
  • 1992 – Şırnak’ın Cizre ilçesinde çıkan olaylarda, güvenlik güçleri ile göstericiler arasındaki çatışmaları izleyen Sabah Gazetesimuhabiri İzzet Kezer başından vurularak öldü.
  • 1994 – Meksika başkan adayı Luis Donaldo Colosio, seçim hazırlıkları sırasında düzenlenen bir suikast sonucu öldürüldü.
  • 1994 – Aeroflot tipi bir yolcu uçağı Sibirya’da düştü: 75 kişi öldü.
  • 1996 – Ankara’da öğrenciler harçları protesto eylemi yaptılar. Çıkan olaylar sonrasında Dil Tarih Coğrafya Fakültesi binasına giren polis 127 öğrenciyi gözaltına aldı. Olaylarda 51 polis ve 100 öğrenci yaralandı.
  • 1996 – Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Oğuzhan Asiltürk, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni din düşmanlığı yapmakla suçladı.
  • 1998 – Bakanlar Kurulunda irticayla mücadelede alınması gereken önlemleri içeren yasa tasarılarının büyük bölümü imzalandı.
  • 1999 – Paraguay Başkan yardımcısı Luis María Argaña suikast sonucu öldürüldü.
  • 2000 – Galatasaray futbol takımı, Avrupa Futbol Birliği, UEFA Kupası çeyrek finalinde deplasmandaki ilk maçta 4-1 yendiği Mallorca’yıAli Sami Yen Stadı’nda da yenip, yarı finalist oldu.
  • 2001 – NATO, Kosova savaşında seyreltilmiş uranyum mermisi kullandığını itiraf etti.
  • 2001 – Sovyet uzay istasyonu Mir’in görevi sonlandırıldı.
  • 2004 – Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nce yürütülen Şehitler Coğrafyası projesi kapsamında yapılan araştırmalar sonucu, Gelibolu Yarımadası’nda iki bin askerin gömüldüğü gerçek şehitlik bulundu.
  • 2008 – Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan İlhan Selçuk, savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldı ve yurt dışına çıkışı yasaklandı.

Doğumlar

  • 1749 – Pierre-Simon Laplace, Fransız matematikçi ve gökbilimci (ö. 1827)
  • 1876 – Ziya Gökalp, Türk şair (ö. 1924)
  • 1881 – Roger Martin du Gard, Fransız yazar (ö. 1958)
  • 1881 – Hermann Staudinger, Alman kimyager, Nobel Kimya Ödülü sahibi (ö. 1965)
  • 1882 – Amalie Emmy Noether, Alman matematikçi (ö. 1935)
  • 1887 – Juan Gris, İspanyol ressam ve heykeltraş (ö. 1927)
  • 1887 – Josef Čapek, Çek ressam ve yazar (ö. 1945)
  • 1900 – Erich Fromm, ABD’li psikoanalizci ve toplum felsefecisi (ö. 1980)
  • 1905 – Joan Crawford, ABD’li aktris (ö. 1977)
  • 1905 – Lale Andersen, Lili Marleen ile tanınan Alman şarkıcı (ö. 1972)
  • 1910 – Akira Kurosawa, Japon film yönetmeni (ö. 1998)
  • 1907 – Daniel Bovet, İsviçreli farmakolog (ö. 1992)
  • 1912 – Wernher von Braun, Alman bilimadamı (ö. 1977)
  • 1913 – Abidin Dino, Türk ressam, karikatürist, yazar, film yönetmeni. (ö. 1993)
  • 1915 – Vasiliy Zaytsev, SSCB’li keskin nişancı (ö. 1991)
  • 1924 – Tomiichi Murayama, Japon siyasetçi
  • 1933 – Hayes Alan Jenkins, SSCB’li buz patenci
  • 1933 – Philip Zimbardo, Stanford hapishane deneyi ile tanınan ABD’li psikolog
  • 1939 – Pervin Par, Türk sinema oyuncusu
  • 1942 – Michael Haneke, Avusturyalı film yönetmeni
  • 1944 – Michael Nyman, İngiliz minimal müzik bestecisi
  • 1945 – Leyla Demiriş, Türk Devlet Operası baş sopranosu
  • 1953 – Chaka Khan, ABD’li şarkıcı
  • 1956 – Jose Manuel Durao Barroso, Portekizli politikacı
  • 1963 – Míchel, İspanyol futbolcu, teknik direktör
  • 1964 – Okan Bayülgen, Türk televizyon programcısı,oyuncu
  • 1965 – Aneta Kręglicka, Polonyalı 1989 Dünya Güzeli
  • 1966 – Caner Beklim, Türk radyo yapımcısı ve müzik direktörü
  • 1968 – Fernando Hierro, İspanyol futbolcu
  • 1971 – Yasmeen Ghauri, Kanadalı manken
  • 1973 – Jason Kidd, ABD’li basketbolcu
  • 1973 – Jerzy Dudek, Polonyalı futbolcu
  • 1975 – Burak Gürpınar, Türk müzisyen
  • 1976 – Michelle Monaghan, ABD’li aktris
  • 1977 – Maxim Marinin, Rus buz patenci
  • 1978 – Walter Samuel, Arjantinli futbolcu
  • 1981 – Mesut Süre, Türk radyo programcısı ve stand up sanatçısı.
  • 1981 – Aysun Kayacı, Türk model ve oyuncu
  • 1983 – Hakan Kadir Balta, Türk futbolcu.
  • 1995 – Ozan Tufan, Türk futbolcu.

Ölümler

  • 1801 – I. Pavel, (d. 1754)
  • 1842 – Stendhal, Fransız yazar (d. 1783)
  • 1953 – Raoul Dufy, Fransız ressam (d. 1877)
  • 1960 – Said Nursi, Türk din adamı (d. 1878)
  • 1964 – Peter Lorre, Avusturya-Macaristan asıllı ABD’li aktör (d. 1904)
  • 1973 – Şevkiye May, Türk tiyatro, operet ve sinema oyuncusu (d. 1915)
  • 1987 – Nevzat Süer, Türk satranç oyuncusu (d. 1925)
  • 1990 – John Dexter, İngiliz tiyatro, film ve opera yönetmeni (d. 1925)
  • 1992 – Friedrich August von Hayek, Avusturyalı ekonomist ve Nobel Ekonomi Ödülü sahibi (d. 1899)
  • 1993 – Robert Crichton, ABD’li roman yazarı (d. 1925)
  • 1994 – Giulietta Masina, İtalyan aktris (d. 1921)
  • 1995 – Cevad Mahmut Altar, Türk sanat tarihçisi
  • 2006 – Pío Leyva, Kübalı müzisyen (d. 1917)
  • 2011 – Elizabeth Taylor, İngiliz aktör (d. 1932)
  • 2011 – Ali Teoman, Türk yazar. (d. 1962)
  • 2012 – Abdullahi Yusuf Ahmed, 6. Somali Devlet Başkanı (d. 1934)

Tatiller ve Özel Günler

  • Dünya Meteoroloji Günü
  • Kozkavuran Fırtınası

Düzenledikleri gezi ile Latmos Dağı’na giden Assos Doğa Gezginleri Grubu’nda yer alan bazı kimseler, 8 bin yıllık kaya resimlerinin bulunduğu bölgedeki kayaların üzerine sprey boyayla adlarını yazdılar.

kaya_resimlerie_sprey.-assospeg

Muğla ve Aydın il sınırları içerisinde yer alan Beşparmak (Latmos) Dağı’ndaki 8 bin yıllık kaya resimlerinin bulunduğu bölgeye, bazı kayaların üzerine sprey boyayla bir gezgin grubunun adının yazılıp, fotoğraf ve görüntülerinin sosyal paylaşım sitelerinde paylaşılması, tepkilere neden oldu. Bodrum Kent Konseyi Kültür ve Sanat Meclisi Başkanı Ayşe Temiz, yapılanı çirkinlik olarak nitelendirirken; Merkezi İzmir’ de bulunan Assos Doğa Gezginleri Grubu, tepkiler üzerine fotoğraf ve görüntüleri sayfadan kaldırıp, özür diledi.

Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi eski müdürü ve arkeolog Ayşe Temiz, başkanı olduğu Bodrum Kent Konseyi Kültür ve Sanat Meclisi binasındaki basın açıklamasıyla Latmos’taki tarih kaya resimlerine sprey boyalı tahribat nedeniyle gezginleri eleştirdi.

Temiz, “Biz, Bafa Gölü ve etrafını  taş ocakları ve cehalete karşı korurken, gezginlerin (Assos Doğa Gezginleri) korunması gerekli kayalara kırmızı sprey boya ile verdikleri zarar ve çirkinlik olacak iş değil. Filmin 2.53. dakikasına bakınız. Bir bölümü Aydın bir bölümü Muğla il sınırları içinde bulunan, antik dönemde ‘Latmos’ adını taşıyan Beşparmak Dağı, insanoğlunun göçebelikten yerleşik düzene geçmesine koşut olarak gelişmiş, değişen yaşam biçiminin ifadesi olarak yorumlanan ve şimdiye dek tüm kaya resmi sanatı içinde, konu ve resim dili açısından tek olma özelliğine sahip tarih öncesi kaya resimlerini bünyesinde bulundurmaktadır. En erken dönemlerden itibaren Latmos kutsal dağlar arasında yerini almıştır. Bizler buranın milli park olması için tüm hazırlıklarımızı sürdürürken bir grup gezgin, gezeceğiz diye bölgeye gitmiş ve on bin yıllık antik resimlerin bulunduğu kayalıklara marifetmiş gibi sprey boya ile grubun adını yazmışlar; yetmemiş fotoğraf ve video çekip facebookta paylaşmışlar. Yetmemiş bir de ‘İşte biz her yerde böyle adımızı yazarız iz bırakırız’ diyorlar. Lanet olsun sizin bıraktığınız ize. Bu ayıptır, cehalet diyemeyeceğim çünkü grubun çoğu kültürlü insanlardan oluşuyor. Bizler Bafa Gölü ve etrafındaki on binlerce yıllık tarih ve kültürü, taş ocakları ve cehalete karşı korumaya çalışırken, ‘Gezeceğiz’ diye bölgeye gidenlerin ve kayaları boyayanların taş devri kafasından farkı var mı?” dedi.

Assos Doğa Gezginleri Grubu Kurucusu ve Sözcüsü Gökhan Çapkın ise tepkiler üzerine yaptığı açıklamada, “Durumu Bafa gezisinden sonra fark ettik. Gruptan bazıları kayalara boya ile yazı yazmışlar. Bunu affetmek mümkün değil. Gösterilen tepkilere biz de tamamen katılıyoruz ve bugün Bafa Gölü’ndeki dostlarımıza telefon ederek boyanan kayanın hemen temizlenmesi konusunda istekte bulundum. Kaya, bugün temizlenecek. Böyle bir hatayı kabul etmemiz ve tasvip etmemiz söz konusu değil. Tepki gösteren değerli arkeologumuz ve tarih severlerden çok çok özür diliyoruz. Doğa ve tarihe zarar veren bir grup olarak bilinmek istemiyoruz. Çünkü gerçekten böyle değiliz. Sadece bölgedeki değerlerimizi tanımak, korumak ve tanıtmak için sık sık geziler düzenliyoruz. Böyle bir hata için ne kadar özür dilense azdır. Grup liderleri olarak bu tür tarihe zarar verenlere müdahale etmek öncelikle bizim görevimizdir. Bu bilinci taşıyoruz ancak alan çok büyük olduğu için bunu fark edemedik” dedi.

Editör: Kısaca “doğa gezginleri” nin tabiatı çok sevmelerinden dolayı kültür ve eğitim seviyelerinin çok yüksek olduğuna inanmamız lazım. O kadar yüksek ki bunu sloganlarla ölümsüzleştirmişler…Ne var yani!

Kaynak : haber.sol.org.tr

Bu soru tarihsel olarak filozofların yanıt aradığı en önemli sorulardan birisidir.

matrix

İnsanların çoğu aslında toplumsal yaşam içerisinde gerçeği aramazlar, daha doğrusu gerçek diye bir sorunları yoktur. Çünkü çoğu zaman gerçeğe ulaşma çabası riskli ve tehlikelidir. Bu yüzden sistem tarafından kendilerine sunulan sanal gerçekliği yaşamayı tercih ederler. Çoğu insanın sorunu, içinde bulunduğu konumu korumak ve geliştirmektir. Bunun için, gerçek olmadıklarını bilseler de inanırlar ya da inanmış görünürler. Ȍyleyse toplumun bütünü için gerçek ya da gerçeklik diye bir kavram söz konusu değildir.

Gerçeği ve hakikati arayanların başına ise tarihsel olarak hep kötü şeyler gelmiştir. Gerçek, sistemin düşmanıdır, onu en ince yerinden kırar dağıtır.

Gerçek kavramının tarihsel olarak birçok alanda kullanıldığını, ama anlamlarının değiştiğini görebiliriz. Felsefe, din, sanat, bilim gerçek kavramını kullanır. Bu kavramlar halk dilinde ise içiçe geçmiştir ve yanlış kullanılmaktadır.

matrix1

“Günlük dilde de çoğu kez “gerçek” sözcüğü ‘hakikat’ ve ‘doğru’ sözcükleriyle eşanlamlı kullanılır. Ancak, felsefi kavramlar söz konusu olduğunda, ‘gerçek’ deyimiyle ‘hakikat’ ve ‘doğru’ deyimlerini birbirinden ayırmak gerekir.

Gerçek: İnsan bilincinden bağımsız, somut ve nesnel olarak varolan herşey,

Hakikat: Nesnel gerçekliğin, bilinçteki, kendine uygun kavramsal yansısı,

Doğru: Bu kavramın, hem gerçeğe hem de düşünme yasalarına uygun oluşudur.” (http://www.historicalsense.com)

Materyalist felsefeye göre herşey maddeden gelmekte ve madde olarak devam etmektedir. İdealizm ve materyalizm gerçeğin doğasını araştırır ve farklı sonuçlara varırlar. Bu konuda temel soru sudur: “Gerçeklik nedir ve neden oluşur?”

Dinler ise, gerçek kavramını kutsal kitaplarda dile getirilen düşüncelerle eşitlerler. Ve ona itaat edilmesini, sorgulanmamasını isterler. İdealist bir düşünce biçimidir bu. Çünkü din olgusu yalnızca düşüncede vardır; bilincin dışında bir madde olarak evrende yer almaz. Çünkü gerçek daima somuttur; soyut değildir.

“Bu anlamda gerçek deyimi, ‘özdek’ ve ‘nesne’ deyimleriyle de ilişkilidir. ‘Ȍzdek, bize duyumlarla verilen nesnel gerçekliktir.’ Tüm nesneler de gerçektirler. Gerçek deyince bilincimizin dışında nesnel olarak ortaya çıkmış bulunan nesne, nitelik, koşul, durum vb. gibi olgu ve olayları anlarız. Bir kuram (teori)’ın doğru olup olmadığını pratikle, eş deyişle gerçekle deneyerek anlarız. Yapmamız gereken, gerçekleri tasarımlarımıza uydurmaya çalışmak değil, tersine, tasarımlarımızı gerçeklere uygun kılmak böylelikle hakikati elde etmektir.” (Yıldırım, Ders Notları)

Gerçek, her zaman somut ve nesneldir. Diyalektik materyalist anlayışta “gerçeklik-yanılsama” üzerinde de çalışılır.

Postmodernizmde ise, evrensellik, bütünsellik, nesnellik, gerçek tezlerinden uzaklaşılmıştır. Postmodernist düşünürler, nesnel gerçekliğin, bizim algıladığımızdan daha karmaşık bir yapıya sahip olduğunu iddia ederler. Postmodernist anlayışta, gerçeklik, materyalist anlayışta olduğu gibi bilincimizin dışında var olan birşey değildir ve gerçekliği biz biçimlendiririz.

Gerçek ve “sanal gerçek”

Matrix-

Matrix filminin ünlü bir sahnesinde, filmin bir kahramanı kaşığı bakışıyla büken diğerine şöyle der: “Aslında kaşık yoktur.”

Gerçekte böyle midir?

Aslında kaşık vardır, ama kaşığın bükülmesi eylemi yoktur. Bu bir illüzyondur yalnızca beyinde öyleymiş gibi algılanmaktadır. Ama öyleymiş gibi algılandığı için, onu algılayanın gözünde “gerçek” olarak nitelenebilir. İşte manipülasyon da böyle birşeydir, tıpkı kaşık gibi gerçeğin bükülmüş ve başka birşeye dönüşmüş şekliyle gösterilmesidir.

Bundan aşağı yukarı bin yıl önce yaşamış İsmailiye tarikatı lideri Hasan Sabbah şöyle demiştir: “Hiçbir şey gerçek değilse, her şeye izin verilmiştir.”

Gerçekten hiçbir şey gerçek değil midir? Her şey bir yanılsamadan mı ibarettir? Yoksa gerçek, algıladığımız kadar mı vardır? Eğer her şeye izin verildiyse, zaten orada gerçeği bulmak çok güçtür. Sabbah’ın bu mesajı Matrix filmindeki “Aslında kaşık yoktur.”mesajıyla örtüşüyor. Çünkü Sabbah’in bence sözünü ettiği de bu illüzyon ve sanal gerçeklik dünyasıdır. Gerçeğin üzerinin örtüldüğü, manipüle edildiği bir yerde de, hiçbir insan kendisi olamaz.

Çok sonraları Dostoyevski, idealist bir bakış açısıyla bunu şöyle ifade etmiştir: “Eğer tanrı yoksa, her şeye izin verilmiştir.”

Dostoyevski’nin sözlerini biraz değiştirerek şöyle de diyebiliriz: “Eğer gerçek yoksa, her şeye izin verilmiştir.” Çünkü eğer bir insan gerçekliği yaşamıyorsa, özünde kendisini de yaşamıyor demektir; o bir başkasının hayatını yaşamakta ve bunu da ona biçilen rol kadar bunu yapabilmektedir. O zaman artık o kendisi değildir, tıpkı gerçeğin tersine çevrilmesi gibi. Gerçeğin olmadığı bir yerde, özünde insan da gerçek değildir. O kendine yabancılaşmış bir madde yığınıdır sadece.

Her şey bir simulasyondan mı ibaret?

Simulasyon kuramını geliştirmiş olan Jean Baudrillard’a göre ise simulakrum, orijinali, gerçeği, ilk örneği olmayan; kendisi zaten kopya olan birşeyin kopyasını anlatan bir terimdir. Baudrillard, gerçeğin çöktüğünü ve onun yerini “hipergerçeklik”in aldığını ve bir simulasyon çağına girildiğini savunur. Bu hipergerçeklik, hem sistem hem de gönderen olarak ortadan kaldırıp model düzeyine yükselttiği gerçeği yok etmektedir. (Baudrillard, 2003: 58)

“Baudrillard’ın bu konuda ortaya attığı en önemli kavramlardan birisi “gerçeklik ilkesi””kavramıdır. Gerçeklik ilkesi tamamen zihinde oluşan, düşünsel bir süreçtir. Bu algıya göreamaç, umut, geleceğe yönelik düşler şekillendirilir. Gerçeğin ne olduğu konusunda yanıltılan ya da gerçeklik algısı saptırılan bireyler, artık tercihlerini gerçek olmayan fakat gerçekmiş gibi onun yerini alan şey’ler üzerinden yapmaktadırlar. Bu bağlamda en büyük saf simülakrlar da Din ve Politikadır. (”M. Yiğit Ersoydan, ”Jean Baudrillard ve Simulasyon Kavramı”)

Baudrillard, Disneyland’i bütün simulakr düzenlerinin içiçe geçmiş olduğu kusursuz bir model olarak niteler; ona göre burası bir fantazm oyunu ve bir illüzyondur.

“Sanal gerçeklik, en basit şekliyle, bilgisayarda canlandırılan üç boyutlu görüntülerin, bazı aygıtların yardımıyla insanlara “gerçek bir dünya” gibi gösterilmesidir. Bugün birçok alanda farklı amaçlarla kullanılan bu teknolojiye, bu nedenle “yapay gerçeklik”, “sanal dünyalar”, “sanal ortamlar” gibi isimler de verilmektedir. Sanal gerçekliğin en önemli özelliği, özel aletler kullanan bir kişinin gördüğü görüntüyü gerçek zannederek, aldanmasıdır. Bu nedenle son yıllarda sanal gerçeklik ifadesinin İngilizce karşılığının başında “immersive” kelimesi de kullanılmaktadır ve bu kelimenin anlamı “dalmak, kaptırmak”tır. (Immersive Virtual Reality: Kaptıran Sanal Gerçeklik)

Bugün birçok insan “sanal gerçekliği” gerçekmiş gibi algılamakta ve sanal dünyada yaşamaktadır. Ȍzellikle internetin yaygınlaşması ve teknolojinin ilerlemesi, “sanal ortamlar”, “yapay gerçeklik” gibi kavramların daha sık duyulmasını da beraberinde getirmiştir. Bilgisayar oyunları, chat ortamları da ve daha pekçok şey, kişiyi kendisine yabancılaştırmakta ve onun “sanal gerçekliği” gerçekmiş gibi algılamasına neden olmaktadır.

“Gerçekler, ne yaparsanız yapın, gizlenemezdi. Araştırıp kovuşturarak ortaya çıkarılabilir, işkence yaparak sizden sökülüp alınabilirdi. Ama amacınız hayatta kalmak değil de insan kalmaksa, sonuç ne fark ederdi ki?” (Orwell, 2003: 197)

Resmi ideolojinin egemen olduğu rejimlerde ise, yine sistem kendi ideolojik aygıtları eliyle “sanal bir gerçeklik” yaratır ve toplum algılayışında bunun gerçeğin yerini almasına çalışır. Gerçeği savunarak “sanal gerçekliğe ve yalanlara” karşı çıkan kişiler ise cezalandırılırlar. Çünkü sisteme göre “gerçeklik” yoktur, yalnızca kendi “sanal gerçekliği” gerçektir.

Gerçek ve manipulasyon

Medya, iktidarın elindeki en önemli manipülasyon araçlarından birisidir. Althusser’in belirttiği gibi, devletin ideolojik aygitlarından birisidir. Küreselleşme ile birlikte dünyanın her yerinde anaakım medyada yer alan haberler de tek tipleşmiştir. Ȍrneğin sistemin çıkarına denk düşen silahlı gruplar “özgürlük savaşçısı”, sisteme aykırı olanlar ise “terörist” ilan edilir. Herşey, tek merkezden ilan edilir ve dünyanın dört bir yanındaki medyada aynı haber ve yorumlar yer alır. Burada ölçü gerçek veya doğru değil, sistemin çıkarlarıdır; bunun için gerçek ve hakikat manipüle edilir.

Baudrillard, bu manipülasyonu ve yanılsamayı çok güzel açıklayarak şöyle der: “Gündelik haberler, tarihin yok olmasına hizmet eden en önemli tezgâhtır.” (Baudrillard, 2005: 120)

Resmi ideolojinin egemen olduğu ülkelerde, gerçek tamamen tersine çevrilmiştir. Resmi tarih kitapları, egemen ideolojinin sanal kahramanlık ve zafer öyküleriyle doludur. Gerçek artık “gerçek olmayan”dır. İnsanlar küçük yaştan itibaren okulda ve heryerde, toplum içinde buna inandırılır.

Orwell’in ünlü “1984” adlı kitabında, gerçek kavramı sık sık sorgulanır. Yazar, sistem tarafından yaratılan “sanal gerçeklik” kavramının nasıl gerçeğin yerine geçirilmeye çalışıldığnı son derece çarpıcı olarak anlatır bu yapıtında. Neyin gerçek, neyin sanal olduğu birbirine karışmıştır. “Gerçek”, Büyük Birader’in sözleri ve ideolojisidir; bunlar da konjonktüre göre değişebilir.

Kitapta şöyle bir diyalog var:

“Winston: Büyük birader diye biri gerçekten var mı?

O’brien: Bu var olmakla neyi kastettiğine bağlı.

Winston: Demek istediğim, o benim gibi var mı?”

O’brien: Sen yoksun.” (Orwell, 2003: 303)

Burada gerçek kavramı, toplumun hafızasında sanal gerçeklik ile yer değiştirmiştir. Daha doğrusu sisteme göre toplumun hafızası yoktur, tek tek bireylerin de… O hafızayı, sistemin kendisi oluşturur. Buna göre, gerçek olan tek sey sistemin kendisidir, bireyler bir vida işlevi bile görmezler bu anlayışa göre.

Sahi kendi gerçekliğimizi mi yaşıyoruz, yoksa simulakr bir dünyada mıyız?

* İsmailiye tarikatı lideri Hasan Sabbah’ın sőzü.

Referanslar

Orwell, GEORGE, (2003), “1984”, Editora Companhia da Letras, Saõ Paulo, Brazil.

Baudrillard, JEAN (2005), “Şeytana Satılan Ruh ve Kötülüğün Egemenliği”, Doğu Batı Yayınları, İstanbul.

Baudrillard, JEAN (2003), “Sessiz Yığınların Gölgesinde ya da Toplumsalın Sonu”, Doğu Batı Yayınları, İstanbul.

Ersoydan, M. Yiğit, ”Jean Baudrillard ve Simulasyon Kavramı”http://www.academia.edu

Yıldırım, ȌMER: “Felsefeye Giriş” ve “Çağdaş Felsefe Tarihi” ders notlarından, Atatürk Űniversitesi.

historicalsense.com
felsefetasi.com

 

 

 

 

Kaynak : dunyalilar.org , Erol ANAR

 

Sanat Makaleleri, Sanat Haberleri, Aforizmalar, Bugün tarihte ne oldular, derken şiiri unutmamalıyız değil mi?

şiir yazmak

Bugün Pazar

Bugün pazar.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldanmadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben…
Bahtiyarım…

Nazım Hikmet Ran

****

Şikayet

Ne garip adamım ben.

İçinde hazzım bulunan ızdıraptan

şikayet edip duruyorum.

Halil Cibran

****

RUBAİ

Niceleri geldi, neler istediler;
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler;
Sen hiç gitmeyecek gibisin, değil mi?
O gidenler de hep senin gibiydiler.

Ömer Hayyam

 ****

Bensiz seni senden
Başkası anlamaz
Sensiz beni benden
Başkası anlamaz
Senden benden bize
Olanca varmadan
Bizsiz bizi bizden
Başkası anlamaz

Özdemir Asaf

*** 

Konuşsam sessizlik Sussam ayrılık

Resmin rehindir gurbetimde
Gurbetimde sesleri aşındırmış kimliksiz bir kasaba
Ve senin kederini ıslatan o yağmurlar rehin

Alnı özlemle dağınık bir akşam getirdim sana
Sar, büyüt ellerinle, konuk et sıcaklığına
Konuk et kanatları kanatılmış kuşlar getirdim sana…

Ve akşam, bir kez daha
Saçlarını topla ve dağıt sesini rüzgârlara
?Bir of çeksen karşıki dağlar yıkılır?

Çekmiyorsun!

Akarsuları imrendiren yüzün de
Sabahçı kahveler de biliyor
Görüşmeyeli yorgunum
Yıkık kentler kanadı sevinçlerimle
Görüşmeyeli ya sen nasılsın
Adım, adresim durur mu defterinde?
Şimdi siirt’te koyun kokulu bir gecedeyim
Beynimde iklimsiz papatyalar
Ve kuşatılmış bir akşam duruyor penceremde

Sokakların gün batınca neden boşaldığını
Ve yüreğimin neden kabardığını bilmiyorum
Konuşsam: sessizlik/gitsem: ayrılık

Sonra kıpırtısız yasladım göğsümü boğulmuş güne
Al bu çağrıları sulara göm, o uzak sulara
Gurbetini rehnetme özlemimde?

Yılmaz Odabaşı

***

Anayasası İnsanın

Paul Eluard için yazılmıştır

Kan yasası bu insanın:
Üzümden şarap yapacaksın
Çakmak taşından ateş
Ve öpücüklerden insan!

Can yasası bu insanın:
Savaşlara yoksulluklara
Ve binbir belaya karşın
İlle de yaşayacaksın!

Us yasası bu insanın:
Suyu şavka döndürüp
Düşü gerçeğe çevirip
Düşmanı dost kılacaksın!

Anayasası bu insanın
Emekleyen çocuktan
Uzayda koşana dek
Yürürlükte her zaman

Can Yücel

***

Aramızda

Sevgilim sevgilim
Kuzey sanrısı gibidir
Geceyi beşe filan böler
Sonra ayılar hüzünden ölmez
Sevgilim sevgilim
Açlıktan ölür onlar

İşte bundan ötürü
Hüznü artık bir ayıya bıraktım
Sevgilim sevgilim
Bir ayıya
İster ormanda kullansın
İster buzdağında

Hayatın kutlu olsun sevgilim
Ki sana değişe değişe aktım
Kimi zaman bir japon gibi uykusuz kaldım
-Uykusuz kalır mı onlar bilmem aslında-
Sevgilim sevgilim
Bir orman gibi çoğal aramızda
Şehirden bir çocuk olarak şurda burda
Bir sabuntozu markasında köpürerek
Çınarın tutsaklığını
Ve menekşenin tutsaklığını
Ve menekşenin sevincini yaşa
Sevgilim sevgilim
Hüzüne yer var hayatımızda

Turgut Uyar

***

Seni günlere böldüm

Seni günlere böldüm, seni aylara
Daha yıllara, yüzyıllara böleceğim
Ve her zaman söyleyeceğim ki beni anla
Böyle eskitilmiş de olsa bu kalbi
Minesi çatlamış bir diş gibi
Durduracağım karşında.
Şiirler söylenir, şiirler biter
Biz bu sevdayı neresine sakladıktı sen ona bak da
Kahverengi avuçlarına mı gözlerinin
Tam oradan mı kahverengi yağan bir aydınlığa.
Bütün günler yenileşir her bekleyişte
Ve bütün dünler, bütün geçmişler
Kapısını açarsın ki bir de, hiç kimseler yok
Çaresiz, benim sana gelişim de hep böyle.
Dün akşama doğru turuncu bir bulut geçti
Sonra bütün bulutlar hep birden geçti
Anılar, anılar, belki hepsi bir kelime.
Edip Cansever

***

dokunmasam parmağına
beni unutacak
sanırsın

oysa artık hiç düşünmüyorum
kaç kişinin pulun tadını
ki
kaç kişinin cizlavetin adını bildiğini

düşünmeden sadece
yumuşak bir bantla bağlayın gözlerimi

biliyorsun
hâlâ intiharın  yaşlanmış haliyim
bana aldırmayın
şakaydı hepsi

hiç görmedim rusların
aystafenosa girdiğini
ama iyi bilirim
bir ülkenin üç kuruşa satıldığını
bir çocuğun yalnızlığını
bir babanın yoksunluğunu
dini kurgulayıp
annesini cennete almamayı
ah ulan ah
kör sessizlikler
kaç cümle ile yazıyorum
bir bilseniz
yağmurun tavanda dağılmasını
kaç cümle
ile ağacın
ormana küsmesini
ben seni değil
sessizliğini
özlüyorum
desem
çığlık

çığlık çığlık
sevişmek istersin
bir yalnız bırak hele
bir yalnız bırak beni
yapmam gereken işler var daha
daha şiir yazmalı
seni sevmeli
küfretmeli
çay içmeli
rakının dibini görmeli
anneme gitmeli
dünyayı kurtarmalı
ve
savaşları bitirmeliyim
yok yapamıyorsam
muhakkak
intihar etmeliyim

bir yalnız bırak
bana  beni
hele bak
bi’bak neler olacak

Naci Özcan – A.Cann

***

ve daha niceleri… devam edelim istiyorsanız [email protected] a mail atın her hafta seçki yapalım veya kendi şiirinizi gönderin yayınlayalım.