Şunun için etiket arşivi: kaynak

Bursa Fotofest 2012; 15-21 Eylül 2012 tarihleri arasında bu yıl ikincisi düzenlenecek.

15-21 Eylül 2012 tarihleri arasında bu yıl ikincisi gerçekleştirilecek olan uluslararası fotoğraffestivali Bursa Fotofest 2012; 65 sergi, 48seminer, 3 yarışma, 15 panel, onlarca ücretsiz portfolyo değerlendirmesi, 6 “Ustalara Saygı” gecesi, 20 film gösterimi, 15 imza günü ile yüzlerce yerli ve yabancı konuğa ev sahipliği yapacak!Türkiye’deki önemli fotoğraf kurumlarının katılımıyla gerçekleşecek festival, Ortadoğu’nun ve Doğu Avrupa’nın en büyük fotoğraf festivali olma özelliği taşıyor.

Bursa Büyükşehir Belediyesi, Bursa Kent Konseyi ve Bursa Fotoğraf Sanatı Derneği (BUFSAD) işbirliğiyle, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın (BTSO) ana sponsorluğunda düzenlenen ve gelenekselleşme hedefiyle hayata geçirilen uluslararası fotoğraf festivali Bursa Fotofest; Türk ve dünya fotoğrafçılarını, sergiler, gösteriler, atölye çalışmaları, seminerler, paneller gibi etkinliklerle dolu zengin bir programla Bursa’da buluşturuyor.

Bu yıl ikincisi, “İnsanlığın İzleri” konu başlığı ile düzenlenen Bursa Fotofest 2012; dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan insanların, savaşlara, ekonomik problemlere ve doğal kaynakların tükenme tehlikesine rağmen, yaşamın her alanında verdiği o soylu mücadeleyi anlatan fotoğraflara ve böylesine büyük bir buluşmaya ev sahipliği yapmaktan büyük bir mutluluk ve onur duyuyor.

Ara Güler’den Mary Ellen Mark’a, Coşkun Aral’dan Bruce Gilden’a yerli ve yabancı fotoğrafçıların toplam 65 sergisinin yer alacağı, “İnsanlığın İzleri” temalı festival kapsamında; Türkiye’nin en yüksek para ödüllü amatör fotoğraf yarışması da düzenleniyor. Festivale katılan fotoğraf sanatçılarının toplam 48 seminer vereceği Bursa Fotofest 2012’de; Türkiye’den ve dünyadan önemli eğitimciler de,  fotoğraf eğitimi üzerine 15 panel gerçekleştirecek. Ara Güler, Robert Stevens, Mary Ellen Mark, Bruce Gilden, Maggie Steber gibi dünyaca ünlü fotoğraf sanatçıları ve fotoğraf editörlerinin yapacağı ücretsiz portfolyo değerlendirmeleri, “Maket Kitap/Book Dummy” yarışması, fotoğrafçılar tarafından çekilmiş 20 belgesel ve film gösterimi, 15 imza günü ise Bursa Fotofest 2012’nin diğer etkinliklerinden…

Bursa Fotofest 2012, 50’ye yakın yabancı konuğunun yanı sıra; festival boyunca her akşam düzenlenecek 6 “Ustalara Saygı” gecesinde, usta sanatçılarının meslek hayatlarını ve deneyimlerini aktaracakları sohbetlere katılmak için dünyanın farklı köşelerinden yüzlerce ziyaretçiyi de 15-21 Eylül 2012 tarihleri arasında Bursa’da ağırlamaya hazırlanıyor.

 Kaynak :[-]

Bugün “Fotoğraf Eğitmenimiz”  “ Damla YEDİSAN ” ile fotoğraf ve Fotoğrafçılık Kurslarımıza ait özel bir site ( http://www.fotografcilikkurslarim.com )yapımı ve şekli hakkında telefon görüşmesi yaptık ve ardından siteyi biraz inceledim sonra diğer sanat sitelerine göz atmaya başladım ki fotoğraf sergisi olarak aşağıdaki haberi gördüm… Haberi okuduktan sonra google’da biraz araştırma yapınca sizlerle de paylaşmak istedim.  “Bilgi paylaştıkça büyür.” değil mi?

 

Tina Modotti

İtalya’daki yoksulluktan Hollywood’da başrole… Entelektüellerin gözdesi ‘çılgın’ partilerden Komünist Parti üyeliğine… Vatansızlıktan savaş meydanlarına… Herkesi etkileyen güzellikten ‘hafifmeşreplikle’ damgalanmaya… Tarihin önemli fotoğrafçılarından Tina Modotti’nin fotoğrafları, efsanesine yakıştıramadığımız bir sessizlikle Cihangir Sanat Galerisi’nde bekliyor.

İtalya’da yoksul bir ailede başlayan yaşamı, dünyanın dört bir yanında fena halde fırtınalı biçimde seyrederken, yolu Hollywood’da başrollere de düşmüş Avrupa’da ajanlığa da… Etkisinden kolay kaçınılmayan bir güzelliğe sahipmiş. Yaşamının bir kısmında entelektüel camianın katılmak için can attığı çılgın partilere ev sahipliği yaparken, bir kısmını militan bir komünist olarak geçirmiş, bir kısmında ‘hafifmeşrep’ ve ‘tehlikeli’ bir kadın sıfatıyla damgalanmış…

Dünyanın farklı yerlerinde bulunmasına, vatansız yaşamasına karşın en yaygın iki sıfatıyla belirtirsek; ‘Meksikalı’, ‘devrimci fotoğrafçı’ Tina Modotti’den (1896-1942) söz ediyoruz. Fotoğraf sanatında kalıcı bir iz bırakmış; eserleri önemli müzelerin koleksiyonuna girmiş Modotti’den…

Ölümünden uzunca süre sonra dünyada tekrar hatırlanması 1991’e denk geliyor. O yıl, Modotti’nin 1925’te çektiği ‘Güller’ adlı fotoğrafı açık artırmaya çıktığında, o zamana kadar bir fotoğraf için ödenen rekor fiyata; 165 bin dolara satılmıştı.

SESSİZ SEDASIZ BİR SERGİ  
Modotti’yi bugün hatırlamamızın vesilesiyse İstanbul’da açılan ‘Yeni Bir Bakış’ adlı sergi. ‘Renkli’ hayat hikâyesine sahip önemli bir sanatçının yolu Türkiye’ye düştüğünde çektiği büyük ilgiye; sanatseverliğimizin göstergesi olarak, mesela hikâyesinin sosyal medyada dilden dile dolaşmasına artık alışkınız. Konumuz bu durumu tartışmak değil ama ‘sanatseverlik’ ilgisini fazlasıyla hak eden Modotti’yi İstanbul’a getiren serginin, 19 Temmuz’da Cihangir Sanat Galerisi’nde sessiz sedasız açılması dikkat çekici…

Bu notun ardından iki öneri; sergiye giderken konuya az da olsa çalışmış olmak önemli. Yoksa bir zamanların Meksikasının yoksul yaşamından görüntüler aktaran, küçük siyah beyaz kareler size pek fazla şey ifade etmeyebilir.

Dilerseniz, ‘konuya çalışma’ meselesiyle bağını kurabileceğiniz ikinci önerimizse bir kitap. Margaret Hooks’un Agora Kitaplığı’ndan çıkan, ‘Devrimci Fotoğrafçı Modotti’ adlı kitabı, akıcı bir dille yazılmış, ‘renkli’ bir portreyi aktarıyor. Biz de bu yaşam öyküsünde hızlı bir tur atalım.

İtalya’da altı çocuklu yoksul bir ailenin, küçük yaşta okulu bırakıp fabrikada çalışmak zorunda kalacak ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi Modotti. Babası iş için ABD’ye gittiğinde, 12 yaşındayken bir ipek fabrikasında çalışmaya başlamıştı. 1913’te New York’taki babasının yanına gitmesiyle yeni bir dünya tanıdı; kaldığı ‘Küçük İtalya’ bölgesi aynı zamanda sanatçıların merkeziydi. Modotti böyle bir ortamda vaktinin önemli kısmını tiyatro ve opera izlemeye ayırıyordu. Tanıştığı ABD’li ressam Roubaix de I’Abrie Richey (Robo) sayesinde bir adım daha atıp ‘camiaya’ karışacaktı. 18 yaşına bastığında bazı yerel tiyatrolarda rol alarak yeteneğini gösterme fırsatı bulmuş, küçük çaplı bir üne kavuşmuştu bile.

HOLLYWOOD VE MEKSİKA
Hedefi Robo’yla birlikte Hollywood’a gitmekti. 22 yaşındayken bu hayalini gerçekleştirdi ve bir yıl sonra ‘Kaplanın Postu’ adlı filmde başrolü kaptı. Robo’yla Los Angeles’a gittiğinde evlenmişti. Modotti’nin, entelektüel çevredeki ününün yaygınlaşmasında oyunculuğunun yanı sıra önemli bir neden daha vardı; herkesin hemfikir olduğu güzelliği. Eşiyle birlikte düzenlediği entelektüel tartışma toplantılarında da, eğlenceli partilerde de herkesin odağındaki kişi aynıydı; Modotti.

Âşıklarının sayısı hiç de az değildi. O sıralarda Los Angeles’ın yolunu tutan diğer bir kişi, adı fotoğrafın efsaneleri arasında anılacak Edward Weston’dı.

Modotti, Robo’yla ilişkisindeki duygusal bağ gevşediği sırada Weston’la yakınlaştı. Robo Meksika’ya gitmişti. Modotti de peşinden gitmeyi aklından geçirmeye başlarken, 1922’de onun bir hastalık sonucu hayatını kaybettiğini öğrendi. Ertesi yıl, Hollywood’un kendisine göre olmadığını düşünen Modotti’yle Meksika’ya gitmek Weston’a nasip oldu.

O yıllarda Meksika entelektüeller için cazip bir yerdi. Siyasi devrim yaşanmıştı ve canlanan kültürel ortam dünyanın pek çok yerindeki sanatçıları çekiyordu. Modotti ve Weston, bir tür Rönesans’ın yaşandığı Juarez bölgesine taşındılar. Modotti, Weston’ın önerisiyle fotoğraf çekmeye başlamıştı. Bu alanda da yetenekliydi ve iyi bir fotoğrafçı olarak kabul görmesi için bir yıl yetecekti. Evdeki ‘çılgın partiler’ dönemi tekrar başlamıştı.

Daha çok ‘Frida’ filmiyle birlikte tanıdığımız, büyük ressam Diego Rivera da partilerin konukları arasındaydı. Rivera’yı, büyük aşk yaşadığı diğer ressam Frida Kahlo’yla partilerin ev sahibi Modotti tanıştıracaktı. Filmi izleyenler, bir sahnede Frida’yla etkileyici biçimde tango yapan kadını hatırlayacaktır; işte o ‘bizim’ Modotti’ydi.

Modotti’ye aşina olduğumuz başka bir şeyden söz etmek de mümkün; bizzat Weston’ın çektiği, epey yaygınlaşmış nü fotoğrafları… Öyle ki, “O nü fotoğrafları olmasaydı bugün Modotti’yle ilgilenir miydik?” sorusunu soran sanat tarihçileri vardır. Yanıtı, önceki satırlarda kitabından bahsettiğimiz Hooks veriyor; “Kesinlikle evet. Yoksa 1991’de Sotheby’s’deki açık artırmada, ‘Güller’ fotoğrafı 165 bin dolara satılabilir miydi?”

Tekrar Modotti’nin partilerine ve Weston’a dönelim. Daha doğrusu Modotti’nin bu ikisiyle arasındaki bağın kopmasına, yaşamının bir kez daha radikal biçimde değişmesine… Modotti’nin, evinde partiler düzenlemeyi bırakması, Weston’la arasındaki bağın kopması, politikaya gittikçe daha fazla ilgi duymasıyla aynı günlere denk geliyor. Ve fotoğraf makinesini yoksul Meksikalılara çevirmesiyle…

AJANLIĞA GİDEN YOL
Modotti 1927’de, 31 yaşındayken katıldığı Meksika Komünist Parti’sinde, partinin gazetesi için foto muhabirliği yapmak gibi aktif görevler üstlenmişti. Fakat kötü günler yaklaşıyordu. 1929’da, birlikte yaşadığı sevgilisi, parti üyesi Antonio Mella’nın öldürülmesinden sorumlu tutulduğunda yalnızca tutuklanmadı; komünistleri aşağılayan bir kampanyanın hedefine yerleştirildi ve ‘hafifmeşrep’, ‘tehlikeli’ bir kadın olarak damgalandı. 1930’da, bu kez Meksika başkanına yönelik bir suikasttan sorumlu tutulduğunda ülkeden sürüldü.

Berlin’e gitti. Canlı bir sanat ortamı ve fazlasıyla fotoğrafçı vardı. Avangart sanat ortamında kendisini geliştirecek maddi imkânlara sahip değildi. Bunalıma girdi, fotoğraf çekmeyi bıraktı, komünistler arasında nam sahibi bir arkadaşıyla Moskova’ya geçti. Komünist Parti içinde aktif roller üstlendi ve Sovyetler Birliği’nin, Avrupa’da çalışan gizli görevlileri arasında yer aldı.

Katıldığı İspanya İç Savaşı’nda komünistler yenildiğinde New York’a gitmek istiyordu ama ABD bu isteği kabul etmedi. Kendisini, kimliksiz geldiği, takma isimle yaşayacağı Meksika’da buldu. Sovyetler Birliği ile Nazi Almanyası saldırmazlık anlaşması imzalamıştı ve Modotti, Komünist Parti’ye olan güvenini kaybetmişti. Depresyon dönemi tekrar başlamıştı. 5 Ocak 1942’de, arkadaşlarıyla gittiği akşam yemeğinden dönerken kalp krizi geçirdi. Hemen her efsane kişilik gibi Modotti’nin ardından, ölümünün nedenleri hakkında söylentiler üretildi. Pablo Neruda da şiir yazdı.

SERGİ CİHANGİR OTOPARKINA GİZLENMİŞ GİBİ
Meksika Başkonsolosluğu’nun desteğiyle, Modotti’nin 26 fotoğrafının sergilendiği yer, Beyoğlu Belediyesi’ne ait Cihangir Sanat Galerisi. 15 Ağustos’a kadar ziyaret edebilirsiniz. Galeri, üstü çocuk parkı olarak düzenlenmiş, bir kısmı yeraltında kalan Cihangir’deki katlı otoparkın içindeki salonlardan birinde kurulmuş. Fakat eğer daha önce galeriye gitmediyseniz bulmanız kolay olmayabilir. Zira Modotti sergisiyle ilgili afişler, işaretler bir yana; galeriyi gösteren herhangi bir işaret de yok. Otoparkın giriş kapısından içeri girip galeriye ulaşmaya çalışırsanız işiniz zor; epey bir dolanıp bulamama ihtimaliniz var. Kısa yol, otoparkın üstündeki, ilk bakışta fark edilmeyen merdivenden aşağı inip galeriye girmek.

 Aşağıda galeride sanatçıya ait fotoğraflardan seçme fotoğrafları bulabilirsiniz.

Kaynak : [-]  Eyüp Tatlıpınar


Arkeologlar, Yozgat’ın Sorgun ilçesindeki Karakız köyünde yer alan, her biri beş ton ağırlığındaki aslan heykellerinin sırrını çözmeye çalışıyor. Yağmacıların geçmişte hasar verdiği aslanların ne amaçlı yapıldığı kesin olarak bilinmiyor.

Hititlerin Anadolu’da egemenlik kurduğu M.Ö 1400-1200 yılları arasında yapıldığı tahmin edilen granit aslan heykellerinin, kutsal bir su kaynağına adanmış anıtlar olabileceği düşünülüyor.

Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nden araştırmacı Erol Özen ve Geoffrey Summers’ın Hitit döneminden kalma heykelleri konu alan çalışmaları, LiveScience sitesinde geniş yer buldu.

Summers, American Journal of Archaeology dergisinde yayımlanan makalede, heykelleri, “Aslanlar ileriye doğru hamle yapmış, başları biraz eğik; başlarının üst kısmı, enselerinden çok az daha yüksekte” ifadeleriyle tanımladı.

Birbirlerinden farklı bir heykeltıraş stili içeren ve farklı sanatçıların elinden çıkan iki aslan heykeli, aynı zamanda kıvrımlı kaslara ve oyuldukları kayanın arkasına dolanan kıvrık bir kuyruğa sahip.

LiveScience’a konuşan Summers, “Bu oymaları yapan heykeltıraşlar, kesinlikle aslanların neye benzediğini biliyordu” dedi. Summers, hem arkeolojik hem de yazılı kaynakların, Asya motiflerine sahip olan aslanın Hititler döneminde Anadolu’da yaşadığına ve çukurlarda tutulduklarına işaret ettiğini belirtti.

Summers ayrıca, aslan heykellerinin minerallerin oksidasyonu nedeniyle sarı renge büründüğünü, ancak orijinal renklerinin farklı olduğuna inandığını söyledi.

YILLAR ÖNCE KEŞFEDİLDİLER
Antik aslan heykelleri, 2001 yılında, Karakız’da yaşayan bir köylü ve Kültür Bakanlığı’ndan bir yetkilinin o dönem Yozgat Müzesi müdürü olan Özen’i uyarmasıyla ortaya çıktı. Özen, kendisine bahsedilen antik bir taş ocağının bulunduğu alandan haberdar oldu. Bölgede yapılan geniş çaplı aramalar sonunda tarihi eserlere rastlandı ama yetkililerden önce yağmacılar bölgeye varmıştı.

“Karakız aslanı” yağmacılar tarafından, içinde hazine olabileceği düşüncesiyle dinamitle parçalanmış. Bu konuda yorum yapan Summers, “Maalesef Türkiye’de böyle eserlerin saklı hazine barındırdığına dair bir inanış var” dedi.

Karakız köyünün kuzeydoğusunda bulunan ikinci bir aslan da, tıpkı ilki gibi ikiye ayrılmış. 2002’de hız kazanan arkeolojik çalışmalar, yağmacıların geride bıraktıkları izleri de ortaya çıkardı. 2008 yılında, antik taş ocağında hırsızlık yapıldığı anlaşılmış ve geride bırakılan yarım kalmış taş eserler bulunmuştu.

ASLANLAR NE İÇİN YAPILDI?
Dev aslan heykelleri ve taş ocağında bulunan, en büyüğü iki metre çapındaki kayalar, arkeologları bu oymaların ne için yapılmış olduğu konusunda meraka sürükledi. Karakız civarında yapılan araştırmalar, heykellerin yapıldığı düşünülen tarihte, bölgede bir Hitit yerleşimi olmadığını gösterdi. Öte yandan, heykellerin büyüklükleri, yapıldıktan sonra uzak mesafelere taşınmak gibi bir niyetin son derece az olduğuna işaret ediyor.

Summers, aslanların bir saray veya büyük bir şehir için yapılmış olmalarından çok, bir anıt görevi gördüklerine inanıyor. Anıt olarak kutsadıkları şey ise su olabilir. Summers, “Aslan heykellerinin, bölgedeki bereket işaretçisi bir kaynağı gösterme ihtimalleri çok yüksek… Hititlerin heykeltıraş gelenekleriyle su kaynaklarına olan ilgileri arasında bu heykellerin önemi birbirine paralel” dedi.

Journal of Near Eastern Studies dergisinin en son sayısında antik Anadolu’daki su dinleri hakkında makaleleri yayımlanan Yiğit Erbil ve Alice Mouton, Summers’ın dedikleriyle bağlantılı olarak, “altındaki ruh tarafından beslenen kutsal Eflatun Pınarı”ndan bahsetti.

Makalede, “Hititlerin çiviyazısı metinlerinde, su, önemli bir saflık katan element olarak kabul ediliyordu… yıkama ve hatta su ile dolu banyoların yer aldığı ritüellerde, suyun temizleme gücü ortaya çıkıyordu” ifadesini kullandılar.

Hititler için doğal dünya, ruhların yer aldığı, dev aslan anıtlarıyla kutsanan dini önemi çok büyük bir yerdi. Summers, “Su kaynakları, tıpkı aslanları gibi Hititler için kutsaldı” dedi.

Kaynak : [-]

 Türkiye’nin önemli Karagöz ustalarından Suat Veral’ın yetiştirdiği 23 yaşındaki Merve İlken, Türkiye’nin ilk kadın Karagöz ustası olmaya hazırlanıyor. Yaklaşık 5 yıldır, Suat Veral’ın gösterilerinde ”yardak” olarak çalışan İlken, bu alanda bir ilk olmanın heyecanını yaşıyor.

Merve İlken

30 yıllık Karagöz ustası Suat Veral, AA muhabirine yaptığı açıklamada, aynı zamanda yeğeni olan Merve İlken’i, Türkiye’nin ilk kadın Karagöz ustası olması için yetiştirdiğini söyledi. Gittikleri bütün fuar, festival ve oyunlarda, İlken’in ”yardak”(yardımcı) olarak görev yaptığını anlatan Veral, ”Ben 30 yıldır bu sanatın içindeyim. Hiçbir zaman ‘tamam’ demedim. Onun için Merve de Ahilik geleneğinden geldiği şekilde yetişmeye devam ediyor” dedi.

Seslendirmeden dolayı Karagöz sanatçılarının bugüne kadar hep erkek olduğunu anımsatan Veral, ”Evin reisi annedir. Dolayısıyla bugün genç kızlarımız, belki bir sanat ve meslek öğrenmek ya da kendilerini eğlendirmek için Karagöz sanatına eğilebilir. Kadınların bu sanat dalında da önlerini açmak gerekiyor. Belki kadınlar, Karagöz’ü çocuklarla daha iyi bütünleştirecek, bizlerden daha iyi diyalog kurabilecek. Karagöz oyununu yaygınlaştırdıkları gibi aile içinde birlik ve beraberliği de oluşturacaklar. Belki bu komşuya da yansıyacak, komşular da bu kültürden istifade edecek. Dolayısıyla, Karagöz ve Hacivat kadınlar da olabilir düşüncesinde Merve bir ilktir. Umarım Merve gibiler çoğalır” dedi.

Hayalinin, Karagöz sanatıyla ilgilenen, tasvirini yapan, oyununu oynatan, kurgulayan, perdesini kuran, seslendirmeyi yapan kişi olduğunu belirten Veral, Merve İlken’in çok küçük eksikleri dışında, hayalinin bütün hünerlerini sergileyebildiğini anlattı.

SUAT VERAL

Merve İlken’in, ileride perdeye yansıtacağı gösterilerinde Karagöz ve Hacivat temasıyla ortaya çıkarak, diğer karakterleri de bir kadın sesiyle perdede oynatabileceğini söyleyen Veral, ”Merve’nin eğitimi için, profesyonel sahnede oyununa ‘Zenne’ karakteriyle giriş yapıyoruz. Merve böylece, yaptığı seslendirmeyle perde hakimiyetine alışmaya başlıyor. Karagöz, takip, yoğrulma ve pişmeyle gelen bir sanat. Usta ne zaman ‘tamam’ derse, o zaman o iş olur. Merve benim yardağım olarak çalışıyor. Yardak, hayalinin yardımcısıdır, defe vurandır. Çıraklık da öyle başlar. Hayalinin yaptığı oyunun ezberi kendisinde de olur ” dedi.

”İlk olmak güzel bir şey”
Merve İlken de, bir aile sanatı olan Karagöz ile 5 senedir ilgilendiğini, eğitim döneminde yalnızca ustası Suat Veral’ı izlediğini, bu dönem bittikten sonra ”Hayali” olmaya karar verdiğini söyledi.

Ustası Suat Veral’ın, desteğiyle çalışmalarına ağırlık verdiğini dile getiren İlken, ”Her işin elbette bir zorluğu var. Karagöz’ün zorlu olduğu kadar, eğlenceli bir tarafı da var. Beş yıl içinde zorlukları aştım. Seslendirme konusundaki çalışmalarım devam ediyor. Ustama göre belki yeterli olabilir ama ben 5-10 yıl daha kendimi eğitebilirim. Temelimin sağlam olmasını istiyorum. Bir, iki ay içinde bu işi öğrenip, ‘ben Karagözcü oldum’ demektense, öğrenmeye devam ediyorum” dedi.

Açıköğretim Fakültesi’nde eğitimine devam ettiğini ifade eden İlken, ”Bu alanda ilk olmak güzel bir şey. Bu sanata başlarken yaptığım araştırmalarda, bu mesleği tamamen erkeklerin üstlendiğini gördüm. Artık kadınların yapmadığı meslek kalmadı. Ben de bu alanda bir ilk olarak Karagöz sanatını uzun yıllar devam ettirmek istiyorum” diye konuştu.

Merve İlken

Yeni Karagöz karakterlerini tasarladığını ancak henüz hayata geçirmediğini anlatan İlken, yakın bir zamanda bu karakterleri de perdeye yansıtmak istediğini belirtti.

Tiyatro bölümünde eğitim alan öğrencilerin, az da olsa Karagöz sanatını derslerinde gördüklerini ifade eden İlken, gençlerin geleneksel sanatlara daha sıkı bağlanması gerektiğini sözlerine ekledi.

Kaynak :[-]

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca hazırlanan ‘Telif Hakkı’ kanun taslağı tamamlandı. İncelenmek üzere Avrupa Birliği’ne gönderilen yasa taslağı, internetten indirilecek müzik, film ve dosya için para cezası öngörüyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca hazırlanan ‘Telif Hakkı’ kanun taslağı tamamlandı. İncelenmek üzere Avrupa Birliği’ne gönderilen yasa taslağı, internetten indirilecek müzik, film ve dosya için para cezası öngörüyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca tarafından hazırlanan 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun taslağı tamamlandı.

Telif yasası olarak adlandırılan yasanın 51 maddesi değişiyor.

Bugün gazetesinde yer alan habere göre, Avrupa Birliği telif hukukuna uyumluluğunun incelenmesi için Avrupa’ya gönderilen tasarı yeni yasama yılında Meclis’e sunulacak.

Fransa’da tartışma konusu olan HADOPI yasasını örnek olarak hazırlanan yasa taslağı cezalardan yeni haklara kadar çok önemli değişiklikler içeriyor.

Özellikle internetteki telif hakları için önemli değişiklikler getiren yasa, hak sahipleri meslek birlikleri üzerinden ihlal yapan bireyle dolaylı yollarla muhatap olabilecek.

Yasa taslağındaki 73/B maddesi bireysel kullanıcıları kapsıyor. Burada ilgili eserin nereden indirildiği değil hangi İP tarafından indirildiği dikkate alınıyor.

Buna göre önce hak sahibinden izin almaksızın bir eseri indiren bireysel kullanıcıların İP adresleri telif birliklerince Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) tarafından akredite edilmiş bir yazılım tarafından tespit edilecek.

TİB tarafından tespit edilen kimlik bilgileri ve iletişim bilgileri de ihtarda bulunmak üzere Bakanlığa bildirilecek.

Bakanlık ihtarın gönderilmesinden itibaren 6 ay içerisinden ihlal yapan kişilere e-posta yoluyla, sonra da iadeli taahhütle mektupla ikinci bir ihtar gönderilecek.

İkinci ihtardan sonra geçecek 6 ay içerisinde ihlal yapan bireysel kullanıcılar hakkında Cumhuriyet Savcısı tarafından idari para cezası uygulanacak.

Söz konusu para cezasının ne kadar olacağı kısmı ise taslakta boş bırakıldı. Miktarı Bakanlar Kurulu belirleyecek.

MEVCUT YASA SUÇ SAYMIYOR
Mevcut yasaya göre Türkiye’De internetten herhangi bir veri indirmek suç değil. Yeni yasada tüm bunların bir sisteme oturtulması amaçlanıyor.

Kaynak : [-] 

Malatya Valiliği ve Malatya Kayısı Araştırma-Geliştirme ve Tanıtma Vakfı tarafından bu yıl 9-15 Kasım 2012 tarihleri arasında üçüncü kez düzenlenecek olan Malatya Uluslararası Film Festivali’nde kısa film heyecanı başlıyor!

Malatya Uluslararası Film Festivali, kısa film çekimini teşvik etmek; bu türde film çeken genç yetenekleri keşfetmek, nitelikli yapımları ödüllendirmek ve isimlerini ulusal alanda duyurma fırsatı sunmak için Ulusal Kısa Film Yarışması’nı düzenlemeye devam ediyor.

Tüm amatör ve profesyonel kısa filmcilerin katılabileceği Ulusal Kısa Film Yarışması’nın son başvuru tarihi 16 Eylül 2012.

Yarışmaya katılmak isteyen ve festivalin www.malatyafilmfest.org.tr adresli web sitesinden duyurulan Festival Yönetmeliği’nde belirtilen özelliklere uygun olan film sahiplerinin, 16 Eylül 2012 tarihine kadar Festival Merkezi’ne başvurmaları gerekmekte.

Kısa Metraj Film Yarışması’na başvuru için herhangi bir yaş, deneyim, tür ya da tema kısıtlaması bulunmuyor. Toplamda 15 filmin değerlendirileceği yarışmaya, 01 Ocak 2012 tarihinden sonra çekilmiş, süresi 30 dakikayı aşmayan filmler kabul edilecek. Yarışmacılar birden fazla filmle yarışmaya katılabilirler. Daha önce ulusal ya da uluslararası bir yarışmada ödül almış olmak katılmaya engel değildir.

Yarışmanın ön jürisi Festival yönetimi içinden ya da dışından seçilecek sanatçı, akademisyen ya da profesyonellerden oluşacak. 3 kişilik ön jürinin değerlendirmesi sonucunda yarışmaya kabul edilen filmler, Ekim 2012 döneminde festivalin web sitesinden ve medya aracılığıyla duyurulacak.

Ön elemeden geçerek, yarışmalı bölüme kabul edilen 15 film, isimleri ilerleyen günlerden ilan edilecek olan 5 kişilik ana jüri tarafından festival süresince değerlendirilecek. Ödüle değer görülen film sahipleri ödüllerini 15 Kasım 2012 Perşembe gecesi yapılacak Festival Ödül Töreni’nde alacak.

Kristal Kayısı Ödülü için yarışacak filmler arasından birinci gelen filmin sahibi 5.000 TL para ödülünün de sahibi olacak.

Katılımcılar Yarışma Katılım Formlarına, Festival Merkezi’nden ya da Festival’in yukarıda belirtilen web adresinden ulaşabilirler. Ayrıca Festival Merkezi’ni telefonla arayarak Kısa Film Yarışma Koordinatöründen ayrıntılı bilgi alabilirler.

 

Kaynak : [-]

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Atatürk Kültür Merkezi’ndeki (AKM) restorasyon çalışmaları için ruhsatın alındığını ve çalışmaların başladığını söyledi…

Günay, restorasyon çalışmalarına ilişkin AKM önünde düzenlenen basın toplantısında yaptığı konuşmada,AKM’nin 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında yenilenmesi için geliştirdikleri projenin, yer teslimi safhasında ”girişte müzik ya da kitap satış ünitesi istemiyoruz”, ”altındaki terzihane ve boyahanenin yandaki belediye arsasına götürülmesini istemiyoruz”, ”çatısına İstanbul’un zenginlerinin yararlanacağı bir İstanbul lokantası yapılmasını istemiyoruz” gerekçeleriyle açılan dava sonucunda iptal edildiğini anlattı.

Mütevazi bir iyileştirme projesini 2010 sonuna yetiştirmek istediklerinde de kaynak bulmakta zorlandıklarını aktaran Günay, ”AKM’den daha güzel bir kültür merkezi olamaz mı İstanbul’da? Elbette olması gerekiyor. Türkiye, 30 milyondan fazla yabancı turist ağırlıyorsa, İzmir’in, Antalya’nın, Ankara’nın, İstanbul’un sadece doğasıyla ve tarihiyle değil, sanat etkinlikleri ve merkezleriyle de gündeme gelmesi gerekir ama burada bir kültür merkezi var. 50 yıldan beri bir tartışmanın konusu. Bu merkezi de bir an önce toparlayalım, belli akşamlar ya da her akşam ışığı Taksim’e yansısın. Bunu amaçladık” diye konuştu.

Kaynak için sponsor arayışına girdiklerini belirten Günay, şöyle devam etti: ”İstanbul’da bunu paylaştım bazı arkadaşlarımızla. Akıl veren çok ama para veren yok, ne yazık ki. İstanbul’da veya büyükşehirlerde bu konuları paylaştığınız zaman birçok insan ‘Çevrede rant alanı üretin, o rant alanından size gelir, gelir’ gibi parlak fikirler verebiliyorlar. Başka yerlerle ilgili bu tartışmalara şahit oldum, onun için söylüyorum.”

Bakan Günay, sonuçta Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı’nın bu projeyle ilgili kendilerini 2012 ve 2013 yıllarında 30 milyon lira destekleyeceğini bildirdiğini aktararak, bunun da, ihtiyaçlarının yaklaşık yüzde 40’ını karşıladığını ifade etti.

Şubat ayında gerçekleştirilen anlaşmanın ardından ihalenin başlatıldığını söyleyen Günay, ”Yeni Yapı ve Taca firması ihaleyi 69 milyon lira bir değerle üstlendi” dedi.

Günay, Sabancı Topluluğu’nun verdiği destek karşılığında yalnızca büyük salona ”Sabancı Konser Salonu” ismi verileceğini, bina dışında herhangi bir ibare bulunmayacağını dile getirdi.

Restorasyonun tamamlanma süresinin 540 gün olarak planlandığını ancak 2013 yılı 29 Ekim’inin, Cumhuriyet’in kuruluşunun 90. yılı olduğunu anımsatan Ertuğrul Günay, ”90. yılda perdelerimizi açarsak İstanbul’a ve bu binaya karşı bu gecikmeden doğan sorumluluklarımızı belki o güzel günün hatırına bir miktar bağışlatabiliriz umudundayım” dedi. Günay, bu nedenle ihaleyi kazanan firmalardan proje süresinin kısaltılması, en azından salonun perdelerinin o tarihte açılmasının sağlanması ricasında bulundu

İstanbul’a iki, Ankara’ya bir yeni sanat mekanı

Bakan Günay, başka iki projeye de değindiği konuşmasında, İstanbul’da uzun süredir unutulmuş olan Maslak’taki kültür merkezi için de yeni bir proje üzerinde çalıştıklarını söyledi. Günay, 5 bin kişilik, her türlü sanat etkinliğinin yapılacağı bir büyük salon, bin 200 kişilik bir konser salonu ve 3 bin metrekare müzeden oluşan merkezin en geç 2014’te açılabileceğini kaydetti.

Ankara’da temeli 1990’lı yıllarda atılmış olan konser salonu için de çalışmaların sürdüğünü aktaran Günay, yüklenicilerin kendi hızlarına yetişmesi durumunda 2013 sonunda Ankara’yı da Avrupa çapında bir konser salonuna kavuşturabileceklerini belirtti.

”Teknik aksamı yenilerken estetik de katacağız”

Toplantının ardından soruları yanıtlayan Bakan Günay, ”Ruhsat alındı ve restorasyon çalışmaları bugün başlıyor. İçinde bin 200 kişilik bir konser salonu, 500 ve 200 kişilik iki ayrı salon var. Hepsi çağdaş teknolojiye uygun şekilde yenilecek” dedi.

Günay, binanın teknik aksamının yenileneceğini, dünyadaki diğer kültür merkezleriyle kıyaslandığında zarafetten yoksun olduğu yakınmalarına karşı binaya biraz daha estetik katmaya da çalışacaklarını anlattı.

Sabancı Topluluğu adına konuşan Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkan Yardımcısı Hüsnü Paçacıoğlu ise restorasyondan sonra AKM’nin yalnızca Türkiye’nin değil Avrupa’nın sayılı kültür merkezlerinden biri haline geleceğine inancını dile getirdi.

Sekiz yıldır kısa film severler için üretimin, bilginin paylaşıldığı platform olma amacıyla düzenlenen ve bu yıl 19-29 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilen  Akbank 8. Kısa Film Festivali filmleri, kaçıranlar için Temmuz ayında yeniden gösteriliyor.

“Festival Kısaları” adı ile 11 Temmuz ve 18 Temmuztarihlerinde Akbank Sanat’ta ücretsiz olarak gerçekleştirilecek etkinlikte, aralarında Altın Palmiye ödüllü Rezan Yeşilbaş’ın “Sessiz” filminin de yer aldığı 30 kısa film izleyici ile buluşacak.

ETKİNLİK: Akbank 8. Film Festivali’nden Seçkiler- “Festival Kısaları”

YER: Akbank Sanat 

PROGRAM:

  • 11 Temmuz 2012, Çarşamba

Saat: 15.00

Gerayîş – 16’

Korkuluk – 10’

Gerçek Bir Hikayeden Uyarlanmıştır – 19’

Susmaz Sokak – 24’

Ekmeğin Hakkı – 10’

Saat: 18.00

Asker – 13’

Saman Makinesı – 10’

Tam Ekran – 11’

Yalnızlığın İki Yüzü – 24’

Kadîm – 30’

18 Temmuz 2012, Çarşamba

Saat: 15.00

Mi Hatice – 19’

Başlangıç– 15’

La Quatorziéme – 11’

Bağ – 12’

Pantolon Balığı – 28’

Saat: 18.00

Onaksibir – 20’

Baydara “Edra’nın Kaderi” – 14’

Ali Ata Bak – 12’

Alala – 10’

Sahnenin Haykırışı – 30’

Kaynak : [-]  

Yıldızlar altında tiyatro keyfi başlıyor Kadıköy Belediyesi Tiyatro Festivali bu yıl 10. yılını kutluyor. 2003 yılından beri yaz aylarında Kadıköylüler yıldızlar altında tiyatro izlemenin keyfini doyasıya yaşıyorlar.

Kadıköy Belediyesi Tiyatro Festivali

Bu yıl da birbirinden profesyonel tiyatrocuların oynayacağı oyunlar, 1500 kişilik amfitiyatroda izleyici ile buluşacak. Her yıl Kadıköylülerin yaz akşamlarında sanatı doya doya yaşayabilmeleri için düzenlenen Tiyatro Festivali, bu yıl 30 Haziran-18 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Ali Poyazoğlu Tiyatrosu’nun Beni Unutma isimli oyunu ile başlayacak olan festival Volkan Severcan Tiyatrosu’nun Canlı Yayın isimli oyunu ile son bulacak.  Festivalde ayrıca Nazım Oyuncuları gündeme dair göndermeleri olan Barış… Barış… Barış adlı oyunu sergileyecekler. Festivalin vazgeçilmezi Genco Erkal ise Dostlar Tiyatrosu’nun Aziz Nesin’den uyarlanan Nereye Gidiyoruz oyununu sahneye koyacak.
Kadıköylülerin yoğun ilgi gösterdiği festival, 19 gün boyunca her akşam 21.00’da farklı bir tiyatro oyunu ile ücretsiz olarak izleyici ile buluşacak.

Program
30 Haziran Cumartesi,  Ali Poyazoğlu Tiyatrosu- Beni Unutma
01 Temmuz Pazar, Tuncay Özinel Tiyatrosu- Ben Büyüyünce İnsan Olucam
02 Temmuz Pazartesi, Enis Fosforoğlu Tiyatrosu- Şıpsevdi
03 Temmuz Salı, İstanbul Kumpanyası- Karman Çorman
04 Temmuz Çarşamba, Ak’la Kara- Tom, Dick ve Harry
05 Temmuz Perşembe, Metin Zakoğlu Tiyatrosu- Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz
06 Temmuz Cuma, Ali Erdoğan/ Kabare Dev Aynası- Şakayla Söyler Haldun Taner
07 Temmuz Cumartesi, Tiyatro Kedi- Kamelyalı Kadın
08 Temmuz Pazar, İstanbul Meydan Sahnesi, Benimle Delirir misin?
09 Temmuz Pazartesi, Duru Tiyatro- Tatlı Çarşamba
10 Temmuz Salı, İstanbul Komedi Oyuncuları- Aşka Olan Meyilim Senin Yüzünden
11 Temmuz Çarşamba, Tiyatrokare- Onca Yoksulluk Varken
12 Temmuz Perşembe, Nazım Oyuncuları- Barış… Barış… Barış,
13 Temmuz Cuma, Tiyatro Şenay- Kim Kime Dum Duma
14 Temmuz Cumartesi, Süheyl Behzat Uygur Tiyatrosu- Benimle Oynar mısın?
15 Temmuz Pazar, İstanbul Halk Tiyatrosu- Paçi Bir Karadeniz Komedisi
16Temmuz Pazartesi, Dostlar Tiyatrosu- Nereye Gidiyoruz?
17 Temmuz Salı, Sadri Alışık Tiyatrosu- Sonbaharı Beklerken
18 Temmuz Çarşamba, Volkan Severcan Tiyatrosu- Canlı Yayın

 Kaynak : [-] 

40. İstanbul Müzik Festivali, “Umut ve Kahramanlar” teması çerçevesinde, 16 Haziran Cumartesi akşamı 20.00’de Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda, Mercedes-Benz Türk AŞ’nin sponsorluğunda, Deutsches Symphonie Orchester Berlin’i ağırlıyor.

Orkestra, şef Sir Roger Norrington yönetiminde, festivalin bu yılki Onur Ödülü ‘nün sahibi, uluslararası platformda adından sıkça söz ettiren ünlü piyanist Hüseyin Sermet ‘e eşlik edecek.

Festivalin temasından yola çıkarak belirlenen konser programında, Ravel ‘in, I. Dünya Savaşı ‘nda sağ kolunu kaybeden, her ne koşulda olursa olsun “umudunu asla yitirmeyen” piyanist Wittgenstein için yazdığı “Sol El İçin Piyano Konçertosu” ve Beethoven ‘ın, kahramanlığı hem zaferi hem de trajedisiyle dile getiren 3. Senfoni ‘si “Eroica” yer alacak.

40. İstanbul Müzik Festivali ‘nin açılış töreninde festivalin “Onur Ödülü”nü alan Hüseyin Sermet, 1955 yılında İstanbul ‘da doğdu. Ankara Devlet Konservatuarı ‘nda başladığı eğitimini Paris Konservatuarı ile Alfred Cortot Paris Müzik Eğitim Fakültesi ‘nde Thierry de Brunhoff, Nadia Boulanger ve Maria Curcio ile sürdürdü. Olivier Messiaen ile de kompozisyon çalıştı. Aralarında Diapason d ‘Or ve MIDEM Classical Award ‘ın da bulunduğu pek çok ödüle değer görüldü. Yorumculuğunun yanı sıra besteci kimliğiyle de tanınan Hüseyin Sermet, Lorin Maazel, Mstislav Rostropoviç, Vladimir Jurowski, Semyon Bychkov, David Robertson, Lawrence Foster ve Maria João Pires gibi dünyanın en iyi müzisyenleri ile; Londra Filarmoni, Londra Kraliyet Filarmoni, Paris Orkestrası, Bavyera Radyo Senfoni, NHK, Şanghay, Tokyo ve Detroit Senfoni Orkestraları eşliğinde birçok konser verdi.

Camerata Salzburg, Stuttgart Radyo Senfoni ‘nin ardından Zürih Oda Orkestrası ‘nın birinci şefi olarak görev yapan Sir Roger Norrington, özellikle barok, klasik ve romantik dönem eserlerinin orijinaline tamamen sadık icralarıyla tanınıyor. Sir Roger Norrington, kemancı, tenor ve şef olarak birkaç yıl deneyim edindikten sonra Kraliyet Müzik Koleji ‘nde Adrian Boult ile çalışmalarına geri döndü. 1962 yılında Schütz Korosu ‘nu kurdu ve böylece otantik icrayı keşfetmekle geçen 30 yıllık macera başlamış oldu. Koroyla genellikle 17. ve 19. yüzyıl repertuarını kapsayan pek çok konser verdi ve kayıt yaptı. 1997 yılında “Sir” unvanı verilen Roger Norrington, Berlin, Viyana, Salzburg, Amsterdam, Paris, New York, San Francisco, Los Angeles, Chicago ve Londra ‘daki orkestraları sıklıkla yönetmektedir.

Deutsches Symphonie Orchester Berlin, 65 yıldır Almanya ‘nın en iyi orkestraları arasında sayılıyor. Almanya ‘nın demokratik ve kültürel değişiminin müjdecisi kabul edilen, gerçekleştirdiği çalışmalarla pek çok ilke imza atan topluluk, 1946 yılında Berlin ‘in Amerikan bölgesinde yayın yapan istasyon tarafından RIAS Senfoni Orkestrası adı altında kuruldu. Topluluk, 2011 yılında En İyi Opera Kaydı dalında Grammy ödülü kazandı.

Deutsches Symphonie Orchester Berlin Konseri biletleri 250, 200, 150, 100, 60 ve 30TL (öğrenci) üzerinden Biletix satış noktaları, Biletix Çağrı Merkezi (0216 556 98 00), www.biletix.com, İKSV (Nejat Eczacıbaşı Binası Sadi Konuralp Cad. No:5 Şişhane, Pazar hariç her gün 10.00–18.00 saatleri arasında) ve festival süresince Aya İrini Müzesi’nde bulunan gişeden alınabilir.

Kaynak :[-]

‘Yarım porsiyon’ kültür

İKSV’nin düzenlediği “Sanata Destek Mekanizmaları, Örnek Sunumlar ve Model Arayışı” başlıklı panelde uzmanlar kültür politikalarının başka ülkelerdeki durumuna ışık tuttu.

tiyatro

Devlet ve şehir tiyatrolarının özelleştirilmesi, kapatılması Türkiye gündemini meşgul etmeye devam ederken önceki gün İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), dünyanın dört bir yanından konuk ettiği uzmanlarla kültür politikalarının başka ülkelerdeki durumuna ışık tutan bir panel düzenledi. “Sanata Destek Mekanizmaları, Örnek Sunumlar ve Model Arayışı” başlıklı panel Bilgi Üniversitesi’nden Yrd. Dç. Dr. Gökçe Dervişoğlu’nun yönetiminde ABD Başkonsolosluğu Kültür İşleri Sorumlusu Sevil Sezen, İsveç Ulusal Turne Tiyatrosu’ndan yapımcı Figen Solmaz, İstanbul Goethe Enstitüsü Müdürü Claudia Hahn Raabe ve Fransız Kültür Merkezi Müdürü Berenice Gulmann’ın katılımıyla düzenlendi.

Katılımcılar, iktidardaki hükümetlerin kültür politikalarına müdahale etmediğini vurgular ve kültür yönetimi hakkında bilgiler verirken, panelin “Model Arayışı” bölümünde ise verim alınamadı. Panelin en dikkat çeken bölümü ülkelerin kültürel faaliyetlerine ayırdığı bütçeleriydi. Fransa’da devlet bütçesinin yüzde 1.5’ine denk gelen 4 milyar Avro’ya (9 milyar 320 milyon TL) karşılık, bu rakam Almanya’da ise 9.6 milyar Avro (20 milyar TL). Türkiye’de ise devlet bütçesinin yüzde 0.5’ine denk gelen 1 milyar 705 milyon TL’lik bir bütçe söz konusu.

FRANSA

– Kültürel faaliyetlere ayrılan bütçe 4 milyar Avro devlet bütçesinin yüzde 1.5’ine tekabül ediyor. Yerel yönetimlerde ciddi miktarda para aktarıyor, özel sektörden de katkı oluyor.

– Kültür politikalarının en önemli iki unsuru sanatçılar için sosyal koruma ve herkesin kültüre erişimi.

– Tek başına Paris Tiyatrosu yılda yaklaşık 430 temsil veriyor. Bütçesi ise 14 milyon Avro.

– Sanat seyircisi futbol maçına giden seyirci sayısıyla neredeyse eşit.

İSVEÇ

– 9.5 milyonluk ülkede 1.5 milyon göçmene kendi dillerinde ve kültüründe sanat hizmeti veriliyor.

– Sanat kurumlarının gelirlerinin yüzde 80’i devlet tarafından karşılanıyor.

– İsveç’in 1000’li yıllardan bu yana kültür politikası var. 7 maddeden oluşan bugünkü İsveç kültür politikasında; ifade özgürlüğünü yaymak, katılımcı, çok yönlü, dinamik ve kışkırtıcı bir güç olarak kültürün toplumda yer almasını sağlamak da bulunuyor.

– Devlet, profesyonel sanata altyapı oluşturmak için amatör sanata da destek veriyor.

ALMANYA

– Özgür sanatın garantisi Alman anayasının 5. maddesi. Anayasadaki maddeler devlete sanatın ve kültürün ne olduğu konusunda bir yargıda bulunma hakkı vermiyor.

– 2010’da sanata ayrılan bütçe 9.6 milyar Avro.

– Bağımsız tiyatro toplulukları da proje sözleşmeleri yaparak çalıştırılıyor.

– Her tiyatro bileti, devlet tarafından 95 Avro’yla destekleniyor.

– Kamu tiyatroları şehir meclislerinin seçtiği sanat yönetmeni tarafından yönetiliyor.

ABD

– Kültür Bakanlığı olmayan ABD’nin sanata destek kurumu Milli Sanat Vakfı. Vakfa devlet tarafından verilen hibe 74 milyon dolar (154 milyon TL).

– ABD’nin önemli ve büyük müzeleri özel kurumlar. Bu kurumların gelirleri özel fonlar ve kurumların kendi geliştirdikleri döner sermaye aracılığıyla elde ediliyor.

– Sanatta koleksiyonerlere ve sanat destekçilerine vergi muafiyeti ya da indirimi uygulanıyor.

 

Kaynak : [-]

Müzeler Haftası nedeniyle Kültür Bakanlığına bağlı müzelerle bazı özel müzeler bugün ücretsiz gezilebilecek (Haber tarihi :19 Mayıs 2012)

Müzeler Günü Nedir?

Müze

Dünya kültür mirasının korunması ve Müzeciliğin tanıtılması amacıyla UNESCO tarafından tüm dünyada 18 Mayıs “Müzeler Günü” olarak kutlanmaktadır.

Ülkemizde aynı amaçla 1982 yılından itibaren her yıl “Müzeler Haftası Kutlama Yönergesi” hükümleri kapsamında 18-24 Mayıs tarihleri arasında Bakanlığımız bünyesinde düzenlenen “Müzeler Haftası” etkinlikleri, “Müzeler Günü”nü tüm dünya ülkeleri ile birlikte eşzamanlı olarak kutlamak amacıyla değiştirilmiş ve UNESCO tarafından tüm dünyada “Müzeler Günü” olarak kutlanan 18 Mayıs günü, ülkemizde de “Müzeler Günü” olarak kutlanılmaya başlanmıştır.

Türkiye genelindeki pek çok müze, 18-24 Mayıs tarihleri arasında kutlanan Müzeler Haftası nedeniyle bugün gece yarısına kadar açık ve ücretsiz gezilebilecek. Aralarında İstanbul Ayasofya, Türk-İslam Eserleri, Ankara Anadolu Medeniyetleri, Ankara Etnografya, Gaziantep Zeugma, Antalya Müzesi’nin de olduğu Kültür Bakanlığı’na bağlı birçok müze, bugün mesai saatleri içinde normal ücretle, mesai saati bitiminden gece saat 23.00’e kadar ise ücretsiz olarak ziyarete açık olacak.

Avrupa’da da kutlanan Müzeler Gecesi uygulamasına İstanbul’daki büyük sanat müzeleri Sabancı, İstanbul Modern ve Pera Müzesi de çeşitli etkinliklerle dahil oluyor.

Radikal’in haberine göre şu sıralar ‘Yeni Yapıtlar, Yeni Ufuklar’ ve ‘Dünden Sonra’ sergilerine ev sahipliği yapan İstanbul Modern bugün saat 22.00’ye kadar ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek.

‘Rembrandt ve Çağdaşları: Hollanda Sanatının Altın Çağı’, ‘Bir Ülke Değişirken: Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türk Resmi’ ve yenilenen tasarımıyla ‘SSM Hat Koleksiyonu’ sergilerini ağırlayan Sabancı Müzesi, bugün mesai saatleri içinde ücretsiz gezilebilecek. Sabancı, 19 Mayıs Cumartesi günü ise saat 22.00’ye kadar açık kalacak ve 19 Mayıs Gençlik Bayramı nedeniyle tüm öğrencileri ücretsiz kabul edecek. Ayrıca müze bahçesinde 15.00-16.00 saatleri arasında Sabancı Üniversitesi caz topluluğu Sujazz, 16.00-17.00 arasında rock müziği grubu Shuffle konserleri izlenebilecek.

‘Goya: Zamanının Tanığı’, ‘Kesişen Dünyalar: Elçiler ve Ressamlar’ sergilerine ev sahipliği yapan Pera Müzesi de Müzeler Gecesi kapsamında 19 Mayıs Cumartesi günü 24.00’e kadar açık ve öğrencilere tüm gün, diğer ziyaretçilere ise 19.00’dan sonra ücretsiz olacak. Ayrıca müzeyi gezen ilk 200 öğrenciye Pera’da açılan öğrenci sergilerinin katalogları hediye edilecek ve saat 20.00’de Halimden Konan Anlar, 21.15’te ise Bora Çeliker Quartet konserleri gerçekleştirilecek.

 

Kaynak : [-]

Şunun için etiket arşivi: kaynak

Sonuç Bulunamadı

Üzgünüz, hiç bir gönderi kriterinizle eşleşmedi