Şunun için etiket arşivi: İstanbul

Anadolu’nun şirin bir köşesinde bu mimari ile karşılaşmak insanın içinde farklı duygular yaratıyor. Sizler daha önce  fark ettiniz mi bilmem ama bimeyeniniz varsa; Bayburt’un Bayraktar köyünde Prof. Dr. Hüsamettin Koçan tarafından “ Baksı Kültür ve Sanat Vakfı” ile birlikte 2010 yılında yaptırılan Baksı Müzesi batı illerimizde dahi göremeyeceğimiz güzellikte. Bu görüntüleri paylaşmak istedik. 

baksi müzesi ana bina

Müze Farklı mimari yapısı ile dikkat çekiyor.Baksı Müzesinde 30 bin metre karelik alan içersinde çağdaş sanat ve geleneksel el sanatları birlikte sergileniyor.

Prf. Dr.Hüsamettin Koçan

Müzenin internet sitesinde “ Nasıl Bir müze” sorusuna şu cevap verilmiş : “Baksı Müzesi Doğu Karadeniz’de, Bayburt’un 45 km dışında, Çoruh Vadisi’ne bakan bir tepenin üzerinde kurulu… Eski adıyla Baksı, bugünkü adıyla Bayraktar köyünde yükselen bu sıradışı müze çağdaş sanat ve geleneksel el sanatlarına aynı çatı altında yan yana, içiçe yer veriyor.

Sergi salonları, atölyeler, konferans salonu, kütüphane ve konuk evleri ile 30 dönümlük bir araziye yayılan Baksı Müzesi Bayburt doğumlu sanatçı ve eğitimci Hüsamettin Koçan’ın bireysel düşü olarak 2000 yılında filizlendi. Bu fikri hayata geçirmek amacıyla 2005 yılında bir vakıf kuruldu. Başta sanatçılar olmak üzere çok sayıda gönüllünün katkısıyla yıllar içinde gerçek bir toplumsal bir projeye dönüşen müze, 10 yıllık zorlu bir serüvenin sonunda, bu süreç içerisinde devletten hiçbir maddi yardım almadan 2010 yılında tamamlandı. 2010 yılı Haziran ayında İstanbul Modern Tanıtımı, Temmuz ayında ise müzenin açılışı yapıldı. Baksı Müzesi’nde, önde gelen sanatçıların eserlerinden oluşan nitelikli bir çağdaş sanat koleksiyonu ile geniş bir halk resimleri koleksiyonu ve yerel el sanatlarını yansıtan özgün örnekler bir arada yer alıyor. Müze, sanatçılar ve araştırmacılar için geleneksel sanatlarla çağdaş sanatı buluşturan özgün bir kültürel etkileşim merkezi yaratmayı, yoğun göç nedeniyle parçalanmış bir kültürel ortama yeniden hayat verebilmeyi ve kültürel belleğin sürdürülebilirliğine katkıda bulunmayı amaçlıyor.

Baksı Müzesi’nin hedeflerinden biri de, Türkiye’nin en yoğun göç veren bölgelerinden biri olan Bayburt’a yaşam soluğunu sanatla yeniden kazandırmak, bölgenin ekonomik yaşamını canlandırmak.”

Hani diyoruz Bayburt’a yolunuz düşse, Bayraktar Köyüne gitmek için yanıp tutuşsanız, merak etseniz, hani diyoruz düşmese de düşürseniz, uğrasanız, bizim olduğunu fark etseniz! Birilerinin sanat için çalıştığının farkında mısınız?

NASIL MI GİDİLİR?

Bayburt Karadeniz bölgesini Doğu Anadolu’ya bağlayan tarihi İpek Yolu üzerinde bulunuyor. Gümüşhane ile Erzurum arasında konumlanan Bayburt’a ulaşım esas olarak karayolu ile sağlanıyor. Erzurum ve Trabzon havalimanları ise Türkiye’nin dört bir yanından Bayburt’a ulaşımı kolaylaştırıyor. Bayburt Erzurum havalimanına 1,5 saat, Trabzon Havalimanı’na 2,5 saat mesafede bulunuyor

 Detaylı bilgi : http://www.baksi.org/

Baksı Müzesi  Fotoğraf Galerisi :

Bitlis Sanat Tiyatrosu Bir İlki Gerçekleştirdi

Bitlis Sanat Tiyatrosu

Bitlis Sanat Tiyatrosu, 28.Uluslararası Amatör Tiyatro Toplulukları Festivali’ne davet edildi.

Bitlis Sanat Tiyatrosu, 28. Uluslararası Amatör Tiyatro Toplulukları Festivali’ne davet edildi.

Bitlis Sanat Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Gökmen Okdayan, gazetecilere yaptığı açıklamada, Bitlistarihinde bir ilki gerçekleştirerek, uluslararası ölçekte düzenlenen, tiyatro festivaline katılan ilk ekip olduklarını söyledi.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde, bu festivale davet edilen tek tiyatro ekibi olduklarını kaydeden Okdayan, şöyle konuştu:

“Denizli Belediyesi, her yıl Uluslararası Amatör Tiyatro Toplulukları Festivali düzenliyor. Bunun uluslararası olması çok önemli. Bitlis tarihinde, uluslararası anlamda düzenlenen tiyatro festivaline davet edilen tek ekip biz olduk. Festivale HollandaKazakistanMakedonyaMacaristan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti,Kosova‘dan tiyatro ekipleri katılacak. Bununla beraber İstanbul, Ankara, Antalya, Denizli, Hatay, Muğla ve Aydın’dan gelen ekipler de festivalde yer alacak. Bu büyük organizasyona Doğu ve Güneydoğu AnadoluBölgelerinden davet edilen tek tiyatro ekibiyiz. Bu büyük bir başarı. Bu ekibimizin ve Oyuncularımızın başarısıdır. Bu anlamda Oyuncularımızı hepsini tek tek tebrik ediyor, hepsine teşekkür ediyorum.”

-“Kısıtlı imkanlarla başarıyı yakaladık”

Bitlis‘te tiyatro faaliyetlerini sürdürmenin çok kolay olmadığını kaydeden Okdayan, çok kısıtlı imkanlara rağmen büyük başarılar yakaladıklarını ifade etti.

Okdayan, şunları dile getirdi:

“Ekibimiz, çok kısıtlı imkanlarla, 20 metre kare bir alanda çalışmalarını sürdürüyor. Sadece OyundanOyuna sahneyi görebilen bir ekibiz. Böyle kısıtlı imkanlarla bu başarıyı elde etmişsek, destek verildiği takdirde, daha büyük başarılara imza atacağımıza inanıyorum. Bu konuda Bitlisli iş adamlarından ve bürokratlardan destek bekliyoruz. Çünkü daha iyi yerlere gelmek için daha çok desteğe ihtiyacımız var. Tüm bu koşullarda bizden hiçbir zaman desteklerini esirgemeyen, Bitlis Eğitim ve Tanıtım Vakfı (BETAV) başta olmak üzere, Bitlis Belediye Başkanı Fehmi Alaydın ve Kızıltaş Gayri Menkul Yatırım Ortaklığı’na sonsuz teşekkür ediyoruz.”

 

Kaynak : [-]   

Şehir Tiyatroları’nın başına belediye bürokratlarının atanmasının ardından sanatçıların gösterdiği tepkiler sürüyor. “Şehir Tiyatroları Yok Edilemez” diyen sanatçılar, yarın Galatasaray Lisesi önünde buluşacak.

tiyatro

Şehir Tiyatroları’nın başına belediye bürokratlarının atanmasına karşı sanatçıların tepkisi sürüyor. Sanatçılar yarın bir kez daha “Şehir Tiyatroları Yok Edilemez” demek ve son dönemde gündeme getirilen “muhafazakar sanat” anlayışını protesto etmek üzere Galatasaray Lisesi önünde buluşacak. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Sanatçıları Derneği (İŞTİSAN) buluşmaya çağrı amacıyla bir de video yayımladı. (Video İçin Tıklayınız)

13 Nisan’da yeni tiyatrolar yönetmeliği ile ilgili bir basın açıklaması yapan İŞTİSAN, yandaş medyada bir süredir Şehir Tiyatroları’na yönelik saldırıların sebebinin bu yönetmelikle anlaşıldığını, amacın 98 yıldır sanatçıları tarafından yönetilen tiyatronun belediye bürokratlarına teslim edilmesi olduğunu vurgulamıştı. Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu önünde dernek adına yapılan açıklamayı okuyan Şehir Tiyatrosu sanatçılarından Aslı Öngören, yeni yönetmelikle Şehir Tiyatrosu’nun resmen bir sanat kurumu olmaktan çıkarılarak basit bir şube müdürlüğüne dönüştürüleceğini ifade etmişti. Öngören, “Tüm bunlar 98 yıllık bir sanat kurumunun, bir büyük mirasın sonu demektir. Yalnız onun da değil, ülkemizin tüm kültür ve sanat ortamını muhafazakarlaştırma harekatıdır bu”diye konuşmuştu.

Yer             : Galatasaray Lisesi önünde buluşacak

Tarih        : 24.04.2012 

Saat            :11:00

Pera Müzesi, dünyaca ünlü usta Goya’nın 230 eserinden oluşan “Goya Zamanın Tanığı” sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergi 29 Temmuz’a kadar ziyaret edilebilir.

Francisco de Goya (1746-1828)

Pera Müzesi, bu kez de büyük usta Goya’nın eserlerini Türkiye’ye getirdi. Suna ve İnan Kıraç Vakfı’nın kurduğu Pera Müzesi’ndeki Goya Zamanın Tanığı sergisi 29 Temmuz’a kadar ziyarete açık.

Çağdaş sanatın en büyük ismi olarak anılan Goya’nın eserleri ilk defa Türkiye’ye geldi. Sergi, Prado Müzesi dahil, İspanya’nın çeşitli müzeleri ile İtalya’dan gelen kraliyet portreleri, gravür ve yağlıboyalardan oluşan 218’i gravür 230 parçadan oluşuyor.

Serginin 19 Nisan’daki açılışında konuşan küratör Maria Oropesa, İspanyol ressam Francisco Goya için, “zamanının en kilit ismi” nitelemesinde bulunurken, “Goya anlatılması gereken birisi. Herkesi şaşırtan biri ve bunun yanında iyi bir psikolog. İnsan ruhunu onun kadar anlayan çok az isim var” dedi.

Oropesa, Goya Zamanın Tanığı sergisini de şöyle anlattı: “Bu sergide Goya nasıl oluyor, nasıl doğuyor Victor Hugo’yu dahi kendine nasıl hayran bırakıyor bunlara tanık olacaksınız.”

Serginin küratörlüğünü Marisa Oropesa ve Maria Toral yapıyor. Sergideki eserlerin değeri 8 milyon Euro’dan fazla.

Francisco de Goya y Lucientes, 1746-1828 arasında yaşadı. Zaragozalı bir yaldız ustasının oğlu olan Goya, zamanının en büyük İspanyol ressamlarından biri oldu. Henüz ilk işleriyle bile çok yetenekli bir portre ressamı olduğunu gösterdi. Çizimleri, seçtiği renkler ve çizgileriyle kısa sürede kraliyet mensuplarını ve sanat camiasının önde gelenleri arasında tanındı. Birçok dük, kont ve Kral Carlos IV onunla çalıştı.

Francisco de Goya (1746-1828)

Goya, 1792’de tamamen sağır oldu. Bu onun ruh sağlığını çok olumsuz etkiledi, içine kapandı ve kendini tümüyle resimlerine verdi. Bu tarihten sonraki eserlerinin daha sert ve saldırgan bir niteliktedir. 1808’de başlayan İspanyol İç Savaşı Goya’yı çok etkiledi; Goya bu dönemde diğer ressamlardan sıyrılarak savaşın karanlık ve korkunç yüzünü çizdi; savaşı gurur duyulacak bir durummuş gibi göstermedi. Bu farklılık sanata yeni bir soluk getirdi.

1819’da ruh sağlığı iyice kötüledi ve Goya bu tarihten sonra evinin duvarlarını çok karanlık ve korkutucu resimler ve figürlerle donattı.

Seksen iki yaşında, hasta ve yarı kör bir durumda son tablosu olan Sütçü Kadın’ı çizdi. Bu tablo sanat camiasında önemli bir yere sahiptir.

Goya’nın gravürlerinin yanı sıra sipariş üzerine yaptığı saray resimleri de olduğu düşünüldüğünde Goya’nın eserlerinin yaşadığı döneme ait bilgi verdiği ve belge niteliği taşıdığuı söylenebilir.

Goya, kendisinden sonra gelen Manet, Picasso ve Francis Bacon gibi önemli isimleri etkiledi. Ressamın eserlerinin büyük bir bölümü Madrid’de Museo del Prado’da sergileniyor. (IC)

 

Kaynak: [-]

Zeki Demirkubuz, Dostoyevski’nin ‘Yeraltından Notları’ndan serbest uyarladığı filmini anlattı.

Zeki Demirkubuz

Demirkubuz’un İstanbul Film Festivali’nden 5 ödülle dönen filmi şimdi sinemalarda. Demirkubuz, “Benim filmimde kötü, iyi, doğru, yanlış yok” diyor. “Gerçek dururken karşıtlardan beslenen bir dil bana çok aşağılık geliyor.”

Lermontov’un “Çağımızın Kahramanı” kitabını anlatırken söylediği sözleri hatırlatıyor Zeki Demirkubuz: “Tatlı yediğiniz yeter. Mideniz bozuldu. Biraz da acı yiyin.” Başrollerinde Engin Günaydın’ın yer aldığı ve İstanbul Film Festivali’nden beş ödülle dönen yeni filmi “Yeraltı”nda yönetmen, yine hiçbirimizin inkâr edemediği karanlık noktalarımıza iniyor.

Dostoyevski’nin “Yeraltından Notlar” kitabından esinlenen Demirkubuz filmin baş karakteri Muharrem’le benzeştiğini söylüyor. Film, insanın kötüden de pekâlâ beslendiğini, dibe vurmanın dayanılmaz bir zevke dönüştüğüne odaklanıyor: “İnsan zararına olan bir şeyi yapmaz diyorsak, onu mahveden bir şeyden de aldığı zevk ya da çıkar olabileceğini neden düşünmüyoruz?”

– Murathan Mungan’ın en iyi filmi size vermek için çok çabaladığı konuşuldu. Bu jüriden ödül bekliyor muydunuz?

Yıllar yılı sinemacılardan sıtkı sıyrılmış biri olarak İstanbul Film Festivali’ne, jüride Murathan Mungan’ı görünce katıldım. Özel bir ahbaplığımız yok. Tek kriterim bana garezi olmayan birilerinin olması jüride. İnsanlarda filmlerimden çok kişiliğimle bir etki uyandırıyorum. Özellikle sinema çevresinde (gülüyor). Türk toplumunda adalet duygusu yaratılmış değil. Türk insanı ihtirastan, gizlenmiş “ben” duygusundan hareketle kendini var ediyor. Bunun da en somut karşılığı biraz sanatçılarda, biraz da ‘Yeraltı’ndaki gibi mürekkep yalamışlarda.

– Filmde geçen “Mürekkep yalamışların arasındaki husumet kan davasından daha beterdir” sözü filmin ana cümlelerinden biri mi sizin için de?

Bütün Cumhuriyet tarihi aydınlarının özetidir o cümle. Bir cümle daha var, bulduğumda ve yazdığımda yağlarımı eriten: “Aklın i..leştirdiği insan tipi.” Cinsiyetçilik olarak algılanmasın bu tabii. Bu bir dil. Ahlaktan, gururdan, şereften yoksun bir akıl insanı i..leştirir. Adam çok zekidir. Atom bombasını yapar, gider insanların kafasına atar.

– Muharrem için ne kötü, ne iyi diyebiliyoruz. Herkes gibi karmaşık, biraz da acılarından da beslenen bir tip.

Benim hiçbir filmimde kötü, iyi, doğru, yanlış yok. Gerçek dururken karşıtlardan beslenen bir dil bana çok aşağılık geliyor. Bu ülkedeki dünyayı anlama çabasının, muhakeme etme

Yeraltı - Zeki Demirkubuz Film Afişi

gücünün, aydın duygusunun en aşağılık yanı bu. Her şeyi karşıtlarla anlatmak. Yoksa Muharrem’e biri sapık der, biri kıskanç der. Zaten sistem bizim böyle düşünmemizi istiyor.

– Filmi izlerken ne zaman Muharrem gibi olacağım acaba diye düşünenler çok oldu. Siz ne düşünüyorsunuz?

Bir mesaj aldım geçen gün. “Senin Allah’ın yok mu? Ben bundan sonra nasıl yaşayacağım. Kendimi kandırıyordum, hayat ne güzel gidiyordu” demiş (gülüyor).

– Diğer filmlerdeki karakterlerinizle çok karşılaştırılıyor Muharrem. Bu sizi rahatsız etmiyor mu?

Aksine çok hoşuma gidiyor. 18 senedir aynı şeyi sayıklayıp duran bir adamım. İnsanın muğlaklığı ve belirsizliği. İnsan akılcı bir varlıktır, yararına olmayan bir şeyi yapmaz diyorsak zararına gibi gözüken, onu mahveden bir şeyden de aldığı zevk ya da çıkar olabileceğini neden düşünmüyoruz? Dostoyevski’nin “Ye-raltından Notlar”ı yazmasına neden olan şey de bu. Ben insanları kendileriyle barıştırıyorum. Yoksa ben de insanların gözlerini doldurarak hikâye anlatmasını bilirim. Sen de sıkılmadın mı bu kadar mıymıntılıktan?

Yeraltı’nın Muharrem’i Engin Günaydın, İstanbul FilmFestivali’nde ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülüne değer görüldü.

Kaynak: Cumhuriyet – AYŞEGÜL ÖZBEK

Alman sanatçı Franz Ackermann Türkiye’deki ilk sergisini Dirimart’ta açtı. Sanatçı, serginin devamını ise Esenler Otogarı’nda sergilemek istiyor. Dirimart’taki yerleştirme aynı zamanda 2009’daki Altermodernism başlıklı Tate Trienali’ndeki işlerin de devamı niteliğinde

Ackermann Franz Maler

Yerleştirmelerinizi kurarken nelerden etkileniyorsunuz? 
Yerleştirmelerimde tek ve basit bir etken var aslında. Şehir ve etrafında oluşan yaşam şekilleri. Dünyanın her yerinde oraya özgü bir günlük yaşam dinamiği var. Gözlemlediğim günlük yaşam alışkanlıklarını bir mecra üzerine aktarıyorum. Tate Modern’deki yerleştirmemde kullandığım bayraklar, içi boş ve simgesel ürünlerle göstermeye çalıştığım şey metaların belli duygular eksenindeki yönlendirimleriydi. O zamanlar ekonomik kriz sinyallerini vermeye başlamıştı. İzleyiciden sorgulamaya devam etmem gerektiği hakkında bir onay aldığımı hissettim. Bugün üç sene sonrasındayız, birçok ülke şu anda ekonomik krizin etkilerini yaşıyor.

İstanbul’da sergi yapma fikri nasıl gelişti? 
İstanbul’a önceki ziyaretlerimde burada bir sergi yapmanın zamanı geldiği duygusuna kapılmaya başlamıştım. Artık etrafta gezinen bir fleneur ya da turist olarak değil, bir şeyler söyleme ihtiyacında biri olarak bulunduğumu fark ettim. Hepimizin bildiği bir gerçeklik var ki İstanbul son on beş yılda çok hızlı şekilde değişim gösterdi. Değişimin izlerini takip ettim. Nihai olarak vardığım noktada birkaç farklı formda bu etkileşimleri sergilemek istedim. Yerleştirme açısından şehrin farklı dokularının birleşimini ortaya koymaya çalıştım. Bu sadece birinci versiyon. Tarihi ve mimari dokunun beraberinde şehrin farklı noktalarında gözlemlediğim dönüşüm öğelerinin etkisini yoğun şekilde hissedebilirsiniz. Diğer işlerde ise şehirdeki kaosun ve buraya uyum sağlama halinden çok içine girdiğim kafa karışıklığının izleri var.

Munih Metrosu

Önceki işlerinizden de yola çıkarak mekânlardan, şehirlerden etkilenen işler yaptığınızı biliyoruz. Estetik anlamda İstanbul’un sizinle konuşma şeklini nasıl ifade ediyorsunuz? 
White Cube’da ya da Tate Modern’de yaptığım sergilemelerden çok da farklı değil aslında. İstanbul ekonomik ve sosyolojik anlamda kuralsız sorgulamaları olan bir şehir. Şehrin zenginlikleri meşru sistemlerle ölçülebilecek bir olgu değil. Biz sanatçılar için şehir ya da diğer alanlar oldukça ilham verici gözlem mecralarıdır. İstanbul’un Atina ya da Dublin gibi şehirlere kıyasla daha şanslı olduğunu düşünüyorum açıkçası, Gelecekte her şey daha esnek olacak, Avrupa şehirleri bugün Batılılaşmanın kendilerine dayattıklarının sonuçlarını yaşıyor.İstanbul geleceğe bakabilmek adına çok önemli bir yer!

Üretim şekilleri gittikçe globalleşirken ve sanattaki üretim de gittikçe bu eksene doğru kaymaya başlamışken, kendi üretim dinamiklerinizi korumayı nasıl başarıyorsunuz? 
Bir tarafta global ortak bir sisteme sahibiz, sokakta kahve alıcaksak büyük ihtimalle üç büyük zincir markadan birini seçeriz. Artık hemen her ürün için bir temel zincir yapısı kurulu. Bununla yaşıyoruz ve buna açız. Öbür tarafta ise sanatçılar bireysel üretime yönelik talebi sanat üzerinden ortaya koymaya çalışıyor. Omzumuzda ağır bir yük taşıyoruz. Sanatçılar olarak global normlar içerisinde yaşamaya çalışan tekil üretim öğeleriyiz. Yaratıcı, dâhi ve deli olmamız lazım. Sanatçıyla globalleşen dünya arasında büyük bir boşluk var. Bu benim de kendime hep sorduğum bir sorudur. Odanın ortasına bir tane de olsa özgün bir iş koyabilmek isterim. Bu çok modası geçmiş bir sanatçılık hali olarak da görülebilir. Sanat dünyasında da endüstriyel üretime kayışı gözlemliyoruz. Sanat da üretim süreçlerini yönetmekten ibaret bir hale gelmiş durumda. Bu anlamda biraz eski kafalı olduğumu söylemeliyim. Geleneksel mecraların gücüne çok inanıyorum. Çizim, yağlıboya gibi. O eser global üretim döngüsünü kırıp, tek başına bir yerde durabilme gücüne sahiptir. Bu çok ilginç bir şeydir. O işi alın, tek başına sokağa, mağazaların karşısına koyun, onlarla rekabet haline girdiğini göreceksiniz.

Resimlerinizde kullandığınız canlı renklerin zaman içerisinde geliştirdiği size özgü bir anlatım dili var. Aynı zamanda günlük yaşamınızın etkilerini de büyük oranda okumak mümkün… 
Altı yaşımdan yirmi bir yaşıma kadar her gün futbol oynadım. Sanat da benim için bu anlamda spordan farksız. Renklerle olan kurguda ise iki farklı açılım var. Renk ve etrafındakiler. Çok canlı bir renk kullandığınızda etrafındaki renkler gereken gücü vermezse o parlaklığı yakalayamazsınız. Tıpkı araba kullanmak gibi, frene basmadığınız sürece gaza yüklenmeye devam edebilirsiniz. Renklerin kontrastlarla bileşiminde farklı düzeylerdeki duyguları, sesleri okuyabilirsiniz. Bazen bir iş bitmemiş gibi gözükür ama aslında beş dakika önce bitmiştir. Böylesi girift kurgularda her bir ayrı ekleme tüm yapıyı değiştirecektir. Abstract işler yaptığınızda tabii ki işin başlığı da oldukça önemli hale geliyor. Bir nehir var, büyük bir nehir, o bir boğaz, etrafında mağazalar ve hayat var, rengi kırmızı olmasın evet sarı olsun, burada da oto yollar var. Böylesine bir soyutluktan yola çıktığınızda pek de kolay olmuyor. Bazen hafızamı bir yana koymaya çalışıyorum. Birden yeni bir şey çıkıyor karşıma evet diyorum, işte bu Haliç..
Franz Ackermann sergisi 13 Mayıs’a kadar Dirimart’ta. 

SONRAKİ SERGİ ESENLER OTOGARI’NDA OLABİLİR 

Serginin ismi ‘Transit: Again, Always, Forever’ (Geçiş: Tekrar, Her Zaman, Sonsuza Kadar). Geçişlilik hali ve İstanbul bağdaşımı nasıl bir bileşim oluşturdu? 
İstanbul bir köprü. Ayrıca şehrin içerisinde de bir köprü var ki günlük yaşam rutininde insanlar iki yaka arasında gidip geliyorlar. Görecelilik ve yaşamın transformatif hali oldukça ilgimi çeken bir konu. Her gün bir yerden bir yere gidebildiğimiz gibi bazı insanlar otuz beş sene boyunca aynı yerde de çalışabiliyor. Her şey değişken ve görecelidir. Sadece göçmenler değil zengin insanlar da bir yerden bir yere gitmek zorunda kalır. Hayatın temeli bu geçişsel hareketlilik. Serginin başlığı tabii ki büyük bir zihinsel harita gibi, geçişsel ve devamlılığı olan bir yapıyı anlatıyor. Yerleştirmeye birinci versiyon dememin sebebi de bu aslında yaşayarak değişmeye açık bir halde olması. İleride bunu farklı yerlerde de sergilemek isterim. Belki bir kamyonun içinde, Esenler Otogarı’nda. Dün akşamüstü oradaydım, sergileme mekânı bakmak için. Çünkü iş mekânın sürekliliğini dönüştürüyor. İşlerim bir galeriye bağımlı değil.

Kaynak [-]

Türk ilaç sektörünün lideri Abdi İbrahim, 100’üncü kuruluş yıldönümünü, dünyanın en büyük ressamlarından biri olarak kabul edilen Van Gogh’un eserlerini bugüne kadar hiç deneyimlenmemiş yepyeni bir formatta sunan Van Gogh Alive Dijital Sanat Sergisi ile kutluyor.

van gogh alive

100. yılında yenilikçi bir projeye imza atan Abdi İbrahim’in önderliğinde Singapur’daki dünya prömiyerinin ardından ilk kez Türk sanatseverlerle buluşan, geleneksel sanat ve modern teknolojinin sentezlendiği Van GoghAlive, dahi ressamın en ünlü eserlerini 3,000’in üzerinde dijital imaj ile çerçevenin içinden çıkararak izleyicilerine klasik müze gezisinin çok ötesinde bir deneyim yaşatıyor.

Abdi İbrahim’in 100 yıllık bakış açısını yenilikçi çizgisiyle yansıtan Van GoghAlive, dev ekranlar, duvarlar, kolonlar, zemin ve hatta tavanı kaplayan 3000’den fazla dev boyuttaki Van Gogh görseliyle, ziyaretçilerine geleneksel müze ziyaretlerinde bildiklerini unutturarak sanatla olan bağlarını değiştiriyor. Van Gogh Alive, ışık, renk ve seslerin etkileyici uyumunu kullanarak duyuları uyarırken, bir serginin nasıl olabileceğine dair oluşan tüm düşüncelere meydan okuyor.

Grande Exhibitions Avustralya tarafından tasarlanan ve çerçevesi olmayan sergi Van GoghAlive’da, ünlü sanatçının 1880-1890 yılları arasındaki çalışmaları ve hayat deneyimlerinden oluşan coşkulu ve canlı detaylara sahip yapıtları; SENSORY4 teknolojisiyle donatılmış yüksek çözünürlüklü 40 projektör aracılığıyla dev ekranlara, duvarlara, kolonlara, zemine, tavana yansıtılıyor.

Geleceğini, insan kaynağı, teknolojik alt yapısı, yatırımları ve köklü geçmişinden aldığı güçle şekillendiren Abdi İbrahim, “Van Gogh Alive” Digital Sanat Sergisi’ni, 10 Şubat – 15 Mayıs 2012’de İstanbul Karaköy, Antrepo 3 ve 15 Ekim – 30 Aralık tarihleri arasında ise Ankara Cer Modern’de ziyaretçileriyle buluşturuyor.

Sergi Pazartesi günleri hariç saat 11.00 – 19.00 saatleri arasında ziyaretçilere açıktır. Bilet satışları Biletix ve Antrepo 3 gişelerinden yapılmaktadır.

e-mail ve facebook üzerinden soran dostlarımız, yarışma ile ilgili  22 Mart 2012 tarihinde ilan edilen bilgiler aşağıdadır. 

İstan’BUL’a ait tüm kareler buraya! İGDAŞ fotoğraf severleri yarışmasına katılmaya davet ediyor…

IGDAS FOTOğraf yarışması 2012

İGDAŞ, bu yıl ikincisini düzenlediği En Havalı Kareler Fotoğraf Yarışması’nı İstan’BUL’ teması ile gerçekleştiriyor. Tüm profesyonel ve amatör fotoğrafseverin ücretsiz olarak katılabileceği yarışmada İstanbul yeniden keşfedilecek. Siz de çektiğiniz bir fotoğrafla farklı bir hikâyesini yakaladığınız İstanbul’la 22 Mayıs’a kadar yarışmaya katılabilirsiniz.

İGDAŞ tarafından Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu (TFSF) danışmanlığında düzenlenen En “Havalı” Kareler 2012 fotoğraf yarışmasının bu yılki başvuruları 20 Mart-22 Mayıs 2012 tarihleri arasında gerçekleşiyor.  İstanbul’da yaptığı doğalgaz yatırımları ve altyapı çalışmalarıyla İstanbul’un havasını temizleyen İGDAŞ, geçtiğimiz yıl başlattığı En “Havalı” Kareler fotoğraf yarışmasını bu yıl tüm Türkiye çapında İstan’Bul’ temasıyla düzenliyor.

Bu yılın teması olarak belirlenen İstan’Bul’ ile İGDAŞ, sadece İstanbul’dan değil Türkiye’nin her köşesinden amatör veya profesyonel fotoğrafçıları İstanbul’a dair ortaya çıkmamış karelerini objektiflerine yansıtmaları için davet ediyor. Başvuruların www.igdas.com.trveya www.tfsf.org.tr adresinden alınacak katılımcı formunu doldurarak elden ya da posta ile İGDAŞ Genel Müdürlük Merkez adresine Kurumsal İletişim ve Medya İlişkileri Müşavirliği’ne yapılması gerekiyor.

İstanbul’un bilinmeyen güzelliklerini ortaya koymak amacı taşıyan En “Havalı” Kareler fotoğraf yarışması hakkında İGDAŞ Genel Müdürü Bilal Aslan, “Her köşesinde ayrı bir hikâye saklı, gelenekselle modernin birleştiği bir şehir olan İstanbul birçok fotoğraf severin muhakkak objektifine takılmıştır. İstanbul’a değer katan ve İstanbul’un havasını temizleyerek bu şehrin nefes almasını sağlayan bir kurum olarak fotoğraf sanatı ile İstanbul’u yeninden bulmak istedik. İGDAŞ olarak dünyanın en büyük metropollerinden biri olan İstanbul’da keşfedilecek ya da gün yüzüne çıkmamış sayısız güzelliği fotoğrafçıların vizöründen yeniden göreceğiz” dedi.

Aslan,”Her gün yürüdüğümüz sokakların, bilmediğimiz bin bir halini gözler önüne sermek için bu şehre yeniden kuşbakışı bakmak ve bu şehri yeniden tanımak, İstanbul’u yeniden fotoğraf severlerin gözünden tanımak istiyoruz. Yarışmamıza İstanbul ile ilgili fotoğraflar çeken amatör veya profesyonel tüm fotoğrafseverler katılabilir” dedi.

İstan’BUL’ temasıyla düzenlenen yarışmanın seçici kurulu; , Öğretim Üyeleri; Prof. Dr. Güler Ertan, Prof. Sabit Kalfagil, fotoğraf sanatçıları; Merih Akoğul, Arman Camgözoğlu, Gültekin Çizgen, İzzet Keribar ve İGDAŞ Kurumsal İletişim ve Medya İlişkileri Müşaviri Gülaçar Hız’dan oluşuyor.

Sonuçlar 29 Mayıs’ta açıklanacak!

En “Havalı” Kareler 2012 fotoğraf yarışmasının sonuçları, jüri değerlendirmesinin ardından 29 Mayıs 2012 tarihinde İGDAŞ’ın resmi internet sitesi ww.igdas.com.tr adresinden duyurulacak. Birincisine 5 bin TL, ikincisine 3 bin TL, üçüncüne 2 bin TL ödül verilecek olan yarışmada, İGDAŞ özel ödülü kazanan bin TL, mansiyon kazanan 3 kişiye de her bir eseri için 500’er TL ödenecek.  Sergileme alan yarışmacılara ise 200’er TL telif verilecek. En “Havalı” Kareler 2012 fotoğraf yarışmasının sergilenmeye değer bulunan eserleri 4-10 Haziran 2012 tarihleri arasında açılacak sergiyle fotoğraf severler ile buluşacak.

Geçtiğimiz yıl ilki gerçekleştirilen En “Havalı” Kareler fotoğraf yarışması yoğun ilgi görmüş, sadece İGDAŞ abonesi olan tüm profesyonel ve amatör fotoğrafseverlerin ücretsiz katılma hakkı olan yarışmada İstanbullular 1849 eser ile yarışmıştı.

Not: Fotoğraf severler yarışmaya ilişkin ayrıntılı bilgilere ve katılım formuna İGDAŞ’ın www.igdas.com.tr ve Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu’nun www.tfsf.org.tr adreslerinden ulaşabilirler.

Yarışma Şartnamesi ve Katılım Formu için tıklayınız…

Daha önce “Son Osmanlı”, “Yandım Ali”, “Dürüye’nin Gügümleri ” gibi daha pek çok dizi ve filmlerde rol alan Derneğimizin kurucu üyelerinden ve Yetişkin Tiyatro ile Pİyano eğitmenimiz Cem Cücenoğlu’nun rol aldığı “Ustura Kemal” adlı dizinin çekimleri başladı.

Show TV’nin iddialı yeni dönem dizisi Ustura Kemal’in çekimleri başladı. İstanbul Üsküdar’da uzun yıllar önce yaşamış ve namı uzak diyarlara ulaşmış bir yiğidin, vatanseverliği ve aşklarıyla dillere destan bir kabadayının hikayesini konu alan Ustura Kemal’in çekimleri Heybeliada, Eyüp, İstanbul Erkek Lisesi ve dizinin tarihi dokusuna uygun farklı semtlerde gerçekleştiriliyor.

Cem Cücenoğlu

Genel Sanat Yönetmenliğini

Şakir Demir Pehlivan ‘ın

yaptığı, usta isimlerin bir

araya geldiği, oyuncu

kadrosunun yanı sıra

dev bütçesi, kostümleri ve

dekorlarıyla da adından

çok söz ettirecek dizi için

600 kostüm dikildi. Üç aydır

hazırlıkları süren proje için

1900 model üç binek aracı, iki kamyon ve Akhisar ‘da dört adet fayton sıfırdan üretildi.

Türk televizyon tarihinin en önemli  başyapıtlarından biri olmaya aday Haldun Sevel ‘in eserinden uyarlanan dizinin yapımcılığını,

rating rekorları kıran yapımlara imza atan Süreç Film/Ali Gündoğdu, proje tasarımını ve yönetmenliğini usta bir isim Mustafa Şevki Doğan üstleniyor.

Senaryosunu H.Baykut Badem, Filiz Ekinci, Hülya Şahin ve Savaş Saylan ‘ın kaleme aldığı, mütarekenin, yokluk yıllarının, yorgun ama gururlu İstanbul ‘un, bir milletin kurtuluş

ustura-kemal

mücadelesinin ekranlara yansıtılacağı dizide sanat dünyasının ünlü isimleri bir araya geliyor: Oktay Kaynarca, Emre Kınay, Naz Elmas, İpek Karapınar ve Esra Ruşan ‘ın yanı sıra Cem Cücenoğlu, Gökhan Bekletenler, Ali İpin, İskender Bağcılar, Emin Gürsoy, Ferda Yalçın, Ezgi Sözüer, Fatih Dönmez, Bertan Dirikoğlu, Erdal Kuyumcu, Uğur Demirpehlivan, Cavit Çetin Güler, Murat Makar, Uğur Kural, Onur Orhan, Süleyman Atanısev, Buse Işık, Elif Burgaz, Nazlı Çiga, Özge Özdemir, Tugçe Kurt, Çigdem Aygün, Gözde Gizligöz, Cansın Bezircilioğlu, Fatih Doğan, Ural Buldu…

Türkiye, 16-18 Nisan tarihlerinde Çin’den devralacağı ”konuk ülke statüsü” ile Londra Kitap Fuarı’na katılacak.

londra kitap fuarı 2012

Türkiye, yayıncılık sektörünün önemli buluşma noktalarından birisi ve telif hakları alışverişi açısından büyük önem taşıyan Londra Kitap Fuarı’na katılıyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği’nden yapılan yazılı açıklamaya göre, Londra Earls Court’ta 16-18 Nisan tarihlerinde düzenlenecek fuarın son gününde, Ulusal Komite üyelerinin katılımlarıyla Türkiye, ”konuk ülke statüsünü”Çin’den devralacak.

Türkiye fuarda toplam 230 metrekarelik stantla yer alacak. 2012 Londra Kitap Fuarı Türkiye açısından 2013 Konuk Ülke programının şekilleneceği edebi ve profesyonel buluşmalara ev sahipliği yapacak.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın koordinatörlüğünde çalışmalarını yapan Uluslararası Kitap Fuarları Türkiye Organizasyon Komitesi ve İstanbul Ticaret Odası işbirliğinde Türkiye Yayıncılar Birliği ve Basın Yayın Birliği üyesi 20 yayınevi, 7 telif hakları ajansı, sektörel meslek kuruluşları yöneticileri Londra Kitap Fuarı’na katılarak kendilerine ayrılan alanda Türkiye kitap pazarının genişlemesi için görüşmelerde ve tanıtımda bulunacak.
Yayınevleri kendilerine ayrılan bu bölümde eserlerini sergileyecekleri gibi uluslararası paydaşlarıyla görüşmelerini de yapabilecekler.

Londra Kitap Fuarı’na Türkiye heyetini temsilen Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü Onur Bilge Kula,Ulusal Koordinatör Ümit Yaşar Gözüm, Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı ve Ulusal Komite Üyesi Metin Celal, Basın Yayın Birliği Başkanı ve Ulusal Komite Üyesi Münir Üstün, İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Develioğlu katılacak. Heyet fuar süresince uluslararası yayıncılık dünyasının temsilcilerini ağırlayacak ve yeni konuk ülke programlarının temelini atacak.
Ayrıca, Türk edebiyatı yazarlarının telif haklarının satışında ve TEDA’nın tanıtımında önemli bir rol üstlenen Türk Telif Ajansları’nın fuara katılımlarına Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğünce destek sağlandı.

Türkiye ulusal standında başta Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın prestij yayınları olmak üzere özel yayınevlerinin son dönem yayınlarından oluşan 2 bin kitaplık geniş açılımlı bir seçki sergilenecek. İTO’nun kurumsal standında İTO yayınlarından bir seçki sergilenecek.
Ayrıca fuar süresince fuar alanında ve Londra Yunus Emre Kültür Merkezi’nde profesyonel etkinlikler düzenlenecek. Ulusal Komite’nin davetlisi olarak fuara katılacak yazar Hakan Günday16 Nisan saat 10.00’da PEN Edebiyat Salonu’nda konuşacak.Ayrıca, yazar 18 Nisan günü saat 19.00’da Yunus Emre Kültür Merkezi’nde okuyucularla buluşacak.

Türk ve İngiliz yayıncıların katılımıyla Türkiye Kitap Pazarı üzerine bir sunumun yanı sıra, İngiltere British Council işbirliğinde Çeviri Edebiyat: Türkiye ve Ötesi başlıklı bir panel ve İngiltere Çevirmenler Merkezi işbirliğinde Çocuk Edebiyatı Çevirilerinin Desteklenmesi başlıklı etkinlik düzenlenecek.

 

Şehir Tiyatrolarında istifa depremi

İstanbul Şehir Tiyatroları protesto

İstanbul Şehir Tiyatroları’na İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin müdahalesine karşı istifalar geldi. Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu ve yönetimdeki 6 kişi istifa ettiğini açıkladı. Belediye Meclisi’nden jet hızıyla geçen yeni yönetmeliğe göre; şehir tiyatrolarıyla ilgili oyun seçiminden sahnelemeye kadar her şeye belediye bürokratları karar verecek.

Tiyatroda sansüre istifalarla yanıt geldi. 
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda belediye bürokratlarını yetkili kılan yeni yönetmeliği kabul etmeyen Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu ve yönetimdeki 6 kişi istifa ettiğini açıkladı. İstanbul Büyükşehir Belediye Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın sanat danışmanlığı yapan Kenan Işık’ın da istifa etmesi bekleniyor.
Belediye Meclisi’nden jet hızıyla geçen yönetmeliğin uygulamaya geçmesi için Topbaş’ın imzası gerekiyor.

Ayşe nil Şamlıoğlu

Yeni yönetmenliğe göre; Genel Sanat Yönetmeni’nin yetkileri belediyenin genel sekreterine devrediliyor. Böylece; tiyatronun yönetim kuruluna Belediye Genel Sekreteri başkanlık edecek. Bu kararla Şehir Tiyatroları’nda oyun seçiminden, repertuvara alınan oyunların hangi yönetmen ve oyuncu kadrosuyla sahneye konulacağına kadar bir dizi sanatsal işleme, bürokratlar karar verecek.

Şehir Tiyatroları oyuncuları ve tiyatro meslek birlikleri; 13 Nisan günü yeni yönetmeliği protesto etmişti. Muhsin Ertuğrul Sahnesi önünde yapılan açıklamada, karar “kültür ve sanat ortamının muhafazakarlaştırılması” olarak değerlendirildi.

Bir süre önce aralarında İskender Pala’nın olduğu köşe yazarları, “müstehcen oyunlar” sahnelemekle suçladığı Şehir Tiyatroları’nı hedef gösteriyordu. Hatta hedef gösterilen 3 oyundan biri olan Rosenbergler Ölmemeli” adlı oyun programdan kaldırılmıştı.

 

 

Kaynak: ulusalkanal.com.tr

TEB BAŞKANI ÜSTÜN AKMEN: BU ORTAMDA SANAT GÜNÜ KUTLANAMAZ

  Bu yıl dünyada ilk kez kutlanacak 15 Nisan Dünya Sanat Günü nedeniyle bir açıklama yapan Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Başkanı Üstün Akmen: “Bu ortamda sanat günü kutlanamaz, hele İstanbul’da hiç kutlanamaz” dedi…

Bu yıl dünyada ilk kez kutlanacak 15 Nisan Dünya Sanat Günü nedeniyle bir açıklama yapan Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Başkanı Üstün Akmen: “Bu ortamda sanat günü kutlanamaz, hele İstanbul’da hiç kutlanamaz” dedi.

98 yıllık İstanbul Şehir Tiyatroları’nın ani ve despotik bir tavırla yönetmelik değişikliğinin yapıldığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları (İBBŞT)’nın Şube Müdürlüğü statüsüne indirgenmesini yeniden gündeme getiren Akmen, tiyatro yönetiminin sanatçıların elinden alınıp siyasilerin iradesine verildiğini “Dünya Sanat Günü”nde de bir kez daha protesto ettiklerini açıkladı. “Bu ortamda Türkiye’de, hele hele İstanbul’da ‘Dünya Sanat Günü’nü kutlamak abesle iştigaldir” diyen Üstün Akmen, İstanbulluların vurdumduymazlığından yakındı.

Üstün Akmen, açıklamasında “İstanbulluların tiyatrosu elinden alınıyor, başına buyruk birileri kentin tiyatrosunun idam fermanını imzalıyor, İstanbullu uyuyor, hem de sürekli uyuyor” ifadesini kullandı. “Bu kent halkı, Atatürk Kültür Merkezi yıkılmaktan kurtuldu, Sabancı’nın inayetiyle restore edilecek diye zil takıp göbek attı. Kültür Bakanlığı ile Sabancı arasındaki sözleşme metnini merak dahi etmedi ve hâlâ etmiyor.

Oysa işin esası, AKM çok amaçlı bir salon olacak. Terzihaneleri, boyahanesi, marangozhanesi, demirhanesi; plastik, bezleme, çiçek, şapka atölyeleri; kostüm/dekor depoları şimdi olduğu gibi dışarıda bırakılan AKM AKM olmaz, olsa olsa AKM-SA olur. Tanık olduk ki, İstanbullu AKM’sine de sahip çıkmadı ve çıkmıyor. Playback’den opera dinliyor/izliyor, akustiği olmayan salonlarda konsere gidiyor ses etmiyor.

 Bu ne tevekkül yahu? Dansçılarımız, bale yaşamlarını erken bitirecek sahnelerde dans etmek zorunda bırakılıyor İstanbullu umursamıyor. Bu yıl Ulusal Plastik Sanatlar Derneği (UPSD) Başkanı Bedri Baykam sayesinde ilk kez kutladığımız “Dünya Sanat Günü” ile ilgili mesajım doğrudan İstanbullulara… Tiyatrosuna, Atatürk Kültür merkezine sahip çıkmayan İstanbullu sözüm sanadır! Bütün bunların günahı senin boynuna… Sanat senin neyine! Devam et uyuklamana!”

Kaynak: http://www.tiyatronline.com