Şunun için etiket arşivi: insanlar

Kültür Mafyası, internet yayıncılığında kazandığı tecrübelerini, hayalleri ile birleştirerek, Ekim 2012 ayından itibaren basılı bir dergi çıkartma kararı aldı. Okuma sürecinde kağıt ile temasa ve kağıdın kokusunu hissetmeye önem veren Mafya ekibi, kendisi gibi düşünen okurların varlığına inandığı için bu hayalinin peşinden gidiyor… 

Dileriz uzun soluklu olur ve daha önceki “Sen ben, bizim oğlan tarzı sanat mafyalarına” dönmez ! (Editör)
“Sanatın kalbinin attığı tek bir yer olmadığına göre, yaşamını destekleyen tüm damarlar Kültür Mafyası tarafından takip edilmekte ve sanatın sağlığı için yine Kültür Mafyası tarafından beslenmektedir.”
Kültür Mafyası, 1 Mart 2010 tarihinde web sitesi olarak yayın hayatına başladı.

Yayıncılık ve kültür üretim alanlarındaki tekelleşmeye dikkat çekmek için Kültür Mafyası ismini tercih eden ekip; bağımsız ve özgün içerik üretimini samimi bir dille gerçekleştirdiği için 2 yıl içerisinde önemli bir takipçi sayısına ulaştı.

“Biraz deliyiz…”

“Evet, biraz deliyiz. Çünkü mevcut dergiler kapanıp internet yayıncılığına yönelirken, biz tam tersini yapıyor, internetyayıncılığından dergi yayıncılığına geçiyoruz. Bir nevi Son Matbucular’ız. Deliyiz, çünkü arkamızda hiçbir politik ve ekonomik güç odağı olmadan, sadece samimiyetimize ve kalemlerimizin gücüne güvenerek bu işe girişiyoruz. Deliyiz, çünkü aklın egemenliği ile derdimiz var bizim. Bu ülkede yayıncılığın, kültür ve sanat üretiminin samimi ve çıkar gözetmeksizin yapılabileceğine, yapılırsa da insanlar tarafından ilgi göreceğine dair umudumuz var. Kültür Mafyası Dergisi, bu umudun peşinden gidiyor. Zaten yayıncılık aslında deli işi, duygu işi biraz; akılla, mantıkla yayıncılık olmaz.” diyor Kültür Mafyası’nın kurucusu ve editörü Turgay Özçelik.

Levent Üzümcü, Jehan Barbur ve Zaytung her ay Kültür Mafyası’nda…

Kültür Mafyası, öğrencisinden öğretim görevlisine, gazetecisinden televizyoncusuna birçok farklı meslek grubundan yazarın oluşturduğu, bu yazarların tecrübe ve birikimlerini paylaştığı kollektif bir çabanın ürünü.

Bu kollektif çaba, dergi sürecinde ekibe katılan Levent Üzümcü, Jehan Barbur ve Zaytung ile daha değerli bir hal aldı.

Sorgu odası, yeraltı röportajları, gizli celse, sayfalar ve haneler gibi kendine has bölümlerinin yanı sıra, Kültür Mafyası dergisinde sinemadan tiyatroya, edebiyattan müziğe, kültür-sanatın tüm alanlarındaki gelişmeleri takip edebilir, bu alanlara dair röportaj, eleştiri ve makaleleri okuyabilirsiniz.

Zizek Sorgu Odası’nda

Kültür Mafyası dergisi ilk sayısında dünyaca ünlü Slavoj Zizek’i sorgu odasına alıyor. Bedia Ceylan Güzelce’nin gerçekleştirdiği röportaj zihin açıcı olduğu kadar, tartışma yaratıcı.

İlk sayıda yer alacak olan bu röportaj uzun süre kültür sanat gündemini işgal edecek gibi gözüküyor.

Herkes okuyabilsin diye 5 TL

Aylık olarak Türkiye çapında yayın yapacak olan Kültür Mafyası, herkesin okuyabilmesi için mimimum bir fiyatla, 5 TL’ye satılacak. 64 sayfalık dolu ve zengin içeriğiyle kültür-sanat yayıncılığında hem duruş, hem içerik, hem de fiyat olarak fark yaratacak olan Kültür Mafyası’nı 1 Ekim’den itibaren her ay gazete bayilerinden ve kitapevlerinden temin edebilirsiniz.

Mafya ekibi: Ayşenil Şenkul, Banu Özyürek, Bedia Ceylan Güzelce, Burak Bayülgen, Burcu Önder, Cansel Uygun, Ceylan Özçelik, Dicle Koylan, Dilek Mayatürk, Duygu Çavdar, Engin Karabacak, Esen Kunt, Gökçe Uygun, Esra Açıkgöz, Hüseyin Aksoylu, Jehan Barbur, Levent Üzümcü, Meltem Sanlav Küpeli, Numan Serteli, Onur Avcı, Sinan
Sülün, Sultan Arınır, Turgay Özçelik, Zaytung.

Gökçe Uygun:

“’Başka türlü bir şey’ ise istediğiniz, başka türlü şeyler okumak için Kültür Mafyası dergisine hoş geldiniz…”

Onur Avcı:

“Kültür Mafyası; kültür hareketini bir karşıkültürel tavır, yöntem ve sistem içinde uygulayabilmenin potansiyel yapılanışı olmaya aday oluşundan dolayı; tanımını yaparken onun bir parçası olma nedeniniz de olabilir.”

Burcu Önder:

“Özgür ifade alanı olan, yazarın kendini olduğu gibi yansıtmasını sağlayandır Kültür Mafyası.”

Numan Serteli:

“Kültür Mafyası kültürü haraca bağlayanlara hesap sormaya geliyor..”

Meltem Sanlav Küpeli:

“Kültür Mafyası’nın yazarak veya okuyarak içinde olmak, hayata tanıklık etmenin en hafifletici, en iyi gelen yollarından biri.”

Burak Bayülgen:

Duygu Çavdar:

“Farklı tatların tek vücut olmuş, bütünleşik, aynı zamanda çok yönlü hali…”    “Dijitale inat, ille de kağıt!

Dilek Mayatürk:

Basılı sayfaların sihrine inanarak, akıntıya karşı “kalemleriyle” kürek çeken bir mafya ve dergisi takdimimizdir..”

Esen Kunt:

“Her telden her demden farklı kalemlerin  Türkiye’nin fikir ve sanat iklimine dokundukları  önemli bir kültür sanat mecrası.”

Esra Açıkgöz:

“Sinema, sanat, siyaset, müzik, edebiyat, hayat, dün ve bugün.” (Esra Açıkgöz)

Hüseyin  Aksoylu:

‘’Öldüğünü düşündüğümüz her şey için Kültür Mafyası hayatta.’’

Ayşenil Şenkul:

”Kültür Mafyası, çikolata gibidir; ruha iyi gelir.”

Ceylan Özçelik:

“Kültür Mafyası sanat düşkünlerinin özgür mabedidir.”

Sinan Sülün:

“Hiçbir Mafya bu kadar kültürlü olmamıştı.”

Jehan Barbur:

“Kurşun kalem kokusunu özleyenlere, dergilere dokunma hasreti çekenlere ne güzeldir ki cesaretli bir davranış sonucu “kültür mafyası” geliyor. Benim de artık bir köşem var. Ne mutlu bana…”

Levent Üzümcü:

“Adada mafya kurduk… Kültür mafyası. Kültür mantarlarına karşı. Okumak istersen, katlanabilir, şarjın bitse de okunabilir.”

Zaytung:

“Kültür mafyası, parasını alamadığınız her türlü yazı-çeviri işlerinde sizin yerinize tahsilatı (bir şekilde) yaparak bu alanda önemli bir açığı kapatıyor. Aldıkları komisyonu sonuna kadar hak eden değerli bir kurum…”

Cansel Uygun:

“Hepimiz önce okulda öğreniyoruz. Sonra öğrendiklerimizi ters yüz etmeye, unutmaya, yeniden öğrenmeye çalışıyoruz. Bunun yapıldığı yer, benim için, Kültür Mafyası’dır.”

Sultan Arınır:

“Bu ‘mafya’nın tek suçu, içeriği ile herkesi kendine bağlamak olacak.”

Bursa Fotofest 2012; 15-21 Eylül 2012 tarihleri arasında bu yıl ikincisi düzenlenecek.

15-21 Eylül 2012 tarihleri arasında bu yıl ikincisi gerçekleştirilecek olan uluslararası fotoğraffestivali Bursa Fotofest 2012; 65 sergi, 48seminer, 3 yarışma, 15 panel, onlarca ücretsiz portfolyo değerlendirmesi, 6 “Ustalara Saygı” gecesi, 20 film gösterimi, 15 imza günü ile yüzlerce yerli ve yabancı konuğa ev sahipliği yapacak!Türkiye’deki önemli fotoğraf kurumlarının katılımıyla gerçekleşecek festival, Ortadoğu’nun ve Doğu Avrupa’nın en büyük fotoğraf festivali olma özelliği taşıyor.

Bursa Büyükşehir Belediyesi, Bursa Kent Konseyi ve Bursa Fotoğraf Sanatı Derneği (BUFSAD) işbirliğiyle, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın (BTSO) ana sponsorluğunda düzenlenen ve gelenekselleşme hedefiyle hayata geçirilen uluslararası fotoğraf festivali Bursa Fotofest; Türk ve dünya fotoğrafçılarını, sergiler, gösteriler, atölye çalışmaları, seminerler, paneller gibi etkinliklerle dolu zengin bir programla Bursa’da buluşturuyor.

Bu yıl ikincisi, “İnsanlığın İzleri” konu başlığı ile düzenlenen Bursa Fotofest 2012; dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan insanların, savaşlara, ekonomik problemlere ve doğal kaynakların tükenme tehlikesine rağmen, yaşamın her alanında verdiği o soylu mücadeleyi anlatan fotoğraflara ve böylesine büyük bir buluşmaya ev sahipliği yapmaktan büyük bir mutluluk ve onur duyuyor.

Ara Güler’den Mary Ellen Mark’a, Coşkun Aral’dan Bruce Gilden’a yerli ve yabancı fotoğrafçıların toplam 65 sergisinin yer alacağı, “İnsanlığın İzleri” temalı festival kapsamında; Türkiye’nin en yüksek para ödüllü amatör fotoğraf yarışması da düzenleniyor. Festivale katılan fotoğraf sanatçılarının toplam 48 seminer vereceği Bursa Fotofest 2012’de; Türkiye’den ve dünyadan önemli eğitimciler de,  fotoğraf eğitimi üzerine 15 panel gerçekleştirecek. Ara Güler, Robert Stevens, Mary Ellen Mark, Bruce Gilden, Maggie Steber gibi dünyaca ünlü fotoğraf sanatçıları ve fotoğraf editörlerinin yapacağı ücretsiz portfolyo değerlendirmeleri, “Maket Kitap/Book Dummy” yarışması, fotoğrafçılar tarafından çekilmiş 20 belgesel ve film gösterimi, 15 imza günü ise Bursa Fotofest 2012’nin diğer etkinliklerinden…

Bursa Fotofest 2012, 50’ye yakın yabancı konuğunun yanı sıra; festival boyunca her akşam düzenlenecek 6 “Ustalara Saygı” gecesinde, usta sanatçılarının meslek hayatlarını ve deneyimlerini aktaracakları sohbetlere katılmak için dünyanın farklı köşelerinden yüzlerce ziyaretçiyi de 15-21 Eylül 2012 tarihleri arasında Bursa’da ağırlamaya hazırlanıyor.

 Kaynak :[-]

‘Aphrodisias çığlığı’

Ara Güler’in 1958 yılında bir rastlantı sonucu buluştuğuAphrodisias Antik Kentine ait fotoğraflardan oluşan siyah beyaz ve renkli prodüksiyon fotoğraflar Akademi Knidos’ta sanatseverlerle buluştu.

Rahatsızlığı nedeniyle Ara Güler serginin açılışına katılamazken, aralarından gazeteci yazar Osman Saffet Arolat ve Uluslararası Nakliyeciler Birliği Başkanı Çetin Nuhoğlu’nun da bulunduğu çok sayıda sanatsever deniz uçakla İstanbul’dan Palamutbükü’ne inerek buradan serginin açılışının yapılacağı Yaka Köyündeki Akademi Knidos’a ulaştı.
1958 yılında dönemin Başbakanı Adnan Menderes’in Aydın’da bir baraj açma törenini fotoğraflamak için yola çıkan Ara Güler, törene geç kalınca Aydın Valiliğinin tahsis ettiği jeeple Menderes’i izlemeye giderken yolunu kaybeder ve yolu Aphrodisias ile kesişir. Burada Antik kenti ve bu kentte yaşayan insanları, antik kent kalıntıları altında kalmış çığlık çığlığa “beni gün yüzüne çıkarın” diyen görüntülerle karşılaşır. Güler’in Akademi Knidos’ta 1 Ağustosta açılan ve 30 ağustos tarihine değin ziyarete açık tutulacak birbirinden ilginç fotoğraflar işte Aphrodisias Çığlığı başlığı ile tuvallerde yerini aldı.
Renkli ve siyah beyaz 40 fotoğrafın yer aldığı Aphrodisias Çığlığı adlı fotoğraf sergisi iş, sanat, turizmci ve tatilcileri buluştururken; İbrahim Çiftçioğlu, Mustafa Altıntaş, Ertuğrul Ateş, Altan Çelen ve Saim Erken gibi sanatçılarda sergiyi izleyenler arasında dikkat çekti. Yöre halkı ve tatillerini bu yörede geçiren özellikle yabancı turistlerin sergiye ilgisi ise görülmeye değerdi.
Ara Güler’in rahatsızlığı nedeniyle katılamadığı Aphrodisias Çığlığı fotoğraf sergisine katılanlar, dünyaca ünlü fotoğraf sanatçımıza geçmiş olsun dileklerini iletirken, “O’nun her fotoğrafından Ara Güler’in aydınlık yüzünü görüyoruz” dediler.

 

Kaynak : [-]

SALT Beyoğlu Açık Sinema’da “Yaz Geçer” programıyla birbirinden değerli filmlerin ücretsiz gösterimleri yapılacak

Salt Afiş

SALT Beyoğlu Açık Sinema Temmuz ayı boyunca sinemaseverleri farklı filmlerle buluşturacak.

PROGRAM

10 Temmuz Salı
14.00 Stalin by Picasso or Portrait of Woman with Moustache
15.00 Stalin by Picasso or Portrait of Woman with Moustache
16.00 The Man in the Background
18.00 Berlinmuren
18.30 Berlinmuren

11 Temmuz Çarşamba
14.00 Berlinmuren
16.00 Stalin by Picasso or Portrait of Woman with Moustache
18.00 The Man in the Background
(20.00’ye kadar tekrarlı gösterim)

12 Temmuz Perşembe
14.00 The Man in the Background
16.00 Berlinmuren
18.00 Stalin by Picasso or Portrait of Woman with Moustache

13 Temmuz Cuma
14.00 Berlinmuren
16.00 Stalin by Picasso or Portrait of Woman with Moustache
18.00 The Man in the Background

14 Temmuz Cumartesi
12.00 Magical World
(Tüm gün tekrarlı gösterim)

15 Temmuz Pazar
12.00 The Man in the Background
14.00 Berlinmuren
16.00 Stalin by Picasso or Portrait of Woman with Moustache

19 Temmuz Perşembe
Restricted Sensation
(Tüm gün tekrarlı gösterim)

21 Temmuz Cumartesi
Dammi i colori
(Tüm gün tekrarlı gösterim)

22 Temmuz Pazar
Magical World
(Tüm gün tekrarlı gösterim)

25 Temmuz Çarşamba
Restricted Sensation
(Tüm gün tekrarlı gösterim)

26 Temmuz Perşembe
Dammi i colori
(Tüm gün tekrarlı gösterim)

27 Temmuz Cuma
Magical World
(Tüm gün tekrarlı gösterim)

31 Temmuz Salı
Dammi i colori
(Tüm gün tekrarlı gösterim)

Restricted Sensation
Deimantas Narkevičius
2011, 45’26”
Litvanyaca, Rusça ve Lehçe; İngilizce altyazılı

Orta Avrupa’da cinsel ve etnik azınlıklar hâlen yaygın şekilde halkın tepkisiyle karşı karşıya. Süregelen siyasi reformlar, kuşaktan kuşağa aktarılan homofobi ve genel anlamda ötekiliğe yönelik hoşgörüsüzlük sorununa çözüm getirmiyor. Sovyet dönemini yaşamış eşcinsellerin tanıklığına dayalı kurgusal bir hikâye olan film, çıkış noktasını bu gerçeklikten alıyor.

Eşcinselliğin suç sayıldığı 1970’lerin Sovyet Litvanya’sı… Filmin ana karakteri Laimonas, eşcinsel olduğundan kuşkulanıldığı için sahne direktörlüğü yaptığı tiyatrodan kovulur. Sovyet Ceza Kanunu’nun 122. Maddesi’ne göre, “iki erkek arasındaki cinsel ilişki” üç yıl hapisle cezalandırılmaktadır. Laimonas tutuklanır ve karakola götürülür. KGB memuru bir müfettiş, sorgulamasını yaparak dava dosyasını hazırlayacağı gözaltındaki bu gence aşık olur.

The Man in the Background
Lene Berg
2006, 20’
Norveççe, İngilizce; İngilizce altyazılı

“Kültürel Özgürlük Kongresi (Congress for Cultural Freedom/CCF), CIA’in Soğuk Savaş dönemindeki gizli operasyonlarının en cesur ve etkili olanlarından biri sayılmaktadır. CCF, Encounter gibi edebi ve politik dergiler yayımlamış, dönemin önde gelen kimi Batılı düşünürlerini bir araya getiren onlarca konferans düzenlemiştir… Egoist, özgür düşünceli ve hatta Amerikan karşıtı görüşlere sahip akademisyen ve sanatçılardan oluşan bu organizasyon bir şekilde, Komünizm’in -tüm iltifatlarına rağmen- sanat ve düşüncenin ölümcül bir düşmanı olduğunu duyurmak üzere Paris’teki merkezinden kitlelere ulaşmayı başarmıştır.”
-CIA’in web sitesi, “On Intelligence”tan alıntı

The Man in the Background, CCF Direktörü Michael Josselson ve eşi Diana’nın 1958’de 8 mm filmle çektiği bir dizi görüntü üzerine kuruludur. Çift, Batı Avrupa seyahatindedir; son durakları, dünyanın her yerinden arkadaşları ve meslektaşlarıyla bir seminere katıldıkları Rodos’tur. Görüntüler her ne kadar birer tatil anısı gibi dursa da, ifşa etmedikleri unsurlar onları sıradan olmaktan çıkarır: Josselson, kültür ve sanat alanında çalışan bir CIA ajanıdır ve çiftin katıldığı seminer CIA tarafından finanse edilmektedir; tıpkı CCF’in 1950 ve 1960’lardaki pek çok etkinliği gibi.

Peki, izleyici bir aşk hikâyesine mi tanıklık etmektedir; yoksa bir gerilim, tarihi bir dram, absürt bir komedi ya da felsefi ve/veya politik bir ikileme mi? Josselson bir kahraman olarak mı addedilir; ya da bir hain, bir kurban, bir dolandırıcı veya gözüpek bir maceraperest mi?

Stalin by Picasso or Portrait of Woman with Moustache
Lene Berg
2008, 31’
İngilizce; altyazısız

Pablo Picasso, arkadaşı Louis Aragon’un isteği üzerine Mart 1953’te Josef Stalin’in bir portresini çizer. Çizim, Les lettres françaises adlı haftalık Fransız komünist dergisinde, aynı tarihe yaşamını yitiren Sovyet liderini öven çeşitli metinler eşliğinde yayımlanır. Bu video, çok sade yöntemler ile çoğunlukla kolaj ve seslendirmeler aracılığıyla az çok hatırlanan bu çizimi ve sebep olduklarını anlatır.

Bir açıdan bakıldığında bu film, 20. yüzyılın görünürde iki karşıt ikonunun, Pablo Picasso ve Josef Stalin’in ortak olan ya da olmayan yönleri çerçevesinde gelişen bir hikâyedir. Başka bir açıdansa, sanat ve sanatsal özgürlük ya da özgür olmayış ile imgelerin, özellikle de tarihi isimlerin görüntülerinin okunma ve kullanılma yöntemlerini ele almaktadır. Soğuk Savaş’ın ilk yıllarından kalma bu anekdotun belki de en ilginç yanı, böyle basit bir karakalem çizimin nasıl bu kadar çok duygu, tartışma ve gizeme yol açmış olduğudur.

Berlinmuren
Lars Laumann
2008, 23’56”
İngilizce; altyazısız

Bu video, oldukça olağandışı bir ilişkinin, İsveçli Eija-Riita Berliner-Mauer’in Berlin Duvarı’na duyduğu aşkın hikâyesidir. 9 Kasım 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılışını hayatının en acı günü sayan kadın, İsveç’in kuzeyindeki Liden’de yaşamakta; giyotin ve Berlin Duvarı modelleri sergileyen bir müzenin yöneticiliğini yapmakta; Berlin Duvarı ile insanların nesnelere duydukları aşkı konu alan çeşitli internet sitelerinin moderatörlüğünü yürütmektedir.

Magical World
Johanna Billing
2005, DVD, 06.12’ (Tekrarlı gösterim)
Diyalogsuz

Bu video, 2005 yılında bir Yaz günü, Zagreb’in banliyölerinden Dubrava’da, ücretsiz bir okul sonrası eğitim merkezinde çekilmiştir. Rotary Connection’ın “Magical World” (1968) adlı, sözleri Sidney Barnes tarafından yazılmış şarkısının provasını yapan çocukların tekrarlı, adeta sonu gelmez görüntüleri belirsiz bir gelecek için bir tür marş, dönüşüm sürecindeki bir ülkeden bir kesit niteliğindedir.

Tamamı 1990’ların başındaki Yugoslav savaşlarından sonra doğmuş olan çocuklar, sadelik ve gururla etkileyici ve umut dolu bir performans sergiler. Hırvat çocuklardan biri, yeni öğrendiği ve zar zor konuştuğu İngilizcesiyle gizemli ve meydan okuyan ilk dizeleri söyler: “Beni böyle güzel bir rüyadan neden uyandırmak istiyorsunuz? Uyuduğumu görmüyor musunuz? Büyülü bir dünyada yaşıyoruz…” Kamera, müzik odasının dışına çıkar; eski Yugoslavya’nın yıkılmasından bu yana hâlen toparlanmaya çalışan toplumu yansıtır şekilde görüntülerde, inşasına 1980’lerde başlanan ama tamamlanmadan bırakılan kültür merkezinin yıkık dökük çevresi vardır.

Dammi i colori
Anri Sala
2003, 15’25”
Arnavutça; İngilizce altyazılı
(Edi Rama ile)

“Kent görüntülerini Poughkeepsie’de ilk kez gösterdiğimde, Liam Gillick, ‘Anri, bana gerçeği söyle. Bana bu şehrin var olmadığını söyle. Lütfen bana sanatçı-belediye başkanı bir arkadaşının olmadığını söyle’ demişti.

Kent ölüydü. Sadece bir şeyleri bekleyen birilerinin görülebileceği bir geçiş istasyonuna benziyordu. Sessizce yaşlanan bir bedeni anımsatıyordu; sanki tüm ayaklanmalar, yaşanan her şey yabancı bir ortamda meydana gelmişti. Etrafındakilerden etkilenmeden her şeyi yutan bir yere benziyordu.

Bu çalışma, böyle bir kentin nasıl yaşanabilir bir yer olabileceği ve yaşamaya mahkum olduğun bir yerden yaşamayı seçtiğin bir yere nasıl dönüşebileceğine ilişkin bir sorudur.”
-Anri Sala

Marian Goodman Gallery (New York), Galerie Chantal Crousel (Paris), Hauser & Wirth (Zürih, Londra), Johnen/Schöttle (Berlin, Köln, Münih) izniyle

Salt sitesi için TIKLAYINIZ 

 

Kaynak : [-]  


“Sanat Dünyasında Yedi Gün”, “Nemesis”, “Sahte”, “Garfield ile Arkadaşları- Odie Aşık”, “Red Kit Toplu Albümleri 4”, “Küçük Ayı ile Ahlat Ağacı”, “Uğurböceği Sevecen ile Salyangoz Tomurcuk 5- Cadılar” ve aylık edebiyat dergisi Kitap-lık’ın haziran sayısı raflarda yerini aldı.

Sanat Dünyasında Yedi Gün

Sanat Dünyasında Yedi Gün

Sanat tarihçisi ve sosyolog Sarah Thornton, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Sanat Dünyasında Yedi Gün kitabında New York, Los Angeles, Londra, Basel, Venedik ve Tokyo gibi çağdaş sanat merkezlerinde geçirdiği yedi günü anlatıyor.

Müzayede’de Christie’s müzayede evinde bir akşam satışına, Eleştiri Dersi’nde CalArts’ta bir seminer dersine konuk oluyor, Fuar’da Basel Sanat Fuarı’ndaki seçkin müşterileri izliyor, Ödül’de Tate’in düzenlediği Turner Ödülü’nün arkasındaki rekabeti anlatıyor, Dergi’de Artforum dergisi ve eleştirmenlerini tanıtıyor, Atölye Ziyareti’nde Takashi Murakami’nin atölyesindeki eğlenceye katılıyor ve Bienal’de Venedik Bienali’ndeki küratörlerin ve sanatçıların dünyasını gözler önüne seriyor.

Sanatı lüks bir tüketim ürünü ya da eğlence aracı olarak gören insanlara, entelektüel bir eylem, bir iş, hatta alternatif bir din olarak tanımlayanların katılımıyla kitap renkli karakterlerle dolu bir dünya gezisine dönüşüyor.

Sanat Dünyasında Yedi Gün kitabı, çağdaş sanat dünyasındaki yaratıcılık, zevk, karar, statü, para ve güzellik arayışının dinamiklerini anlamanın en eğlenceli yolu!

Çeviren: Mine Haydaroğlu
21 TL, 277 Sayfa

Nemesis

Nemesis

Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Nemesis’te Philip Roth, insanın varoluşuna dair söyledikleriyle Yunan trajedilerini hatırlatan sarsıcı bir hikâye anlatıyor.

1944 yazında, polio salgını Newark sakinlerinin, ama özellikle de çocukların hayatlarını cehenneme çevirirken, gözleri yeterince iyi görmediği için orduya alınmayan genç beden eğitimi öğretmeni Bucky Cantor, şehrin Yahudi mahallesindeki bir okulun bahçe sorumluluğunu yapmakta ve orada oynayan çocukları hastalıktan korumaya çalışmaktadır. Şehirden ve salgından uzaktaki bir yaz kampında çalışan sevgilisi Marcia’yı bir mutluluk hayali olarak hep aklında bulunduran Bucky, bu hayale bir an önce ulaşmak için acele ettiğinde, bütün hayatını değiştirecek bir seçim yaptığının farkında değildir.

Nemesis, gençlik heyecanları, ölüm korkusu, sorumluluk ve inanç üzerine unutulmayacak bir roman.

Çeviren: Deniz Koç
171 Sayfa, 12 T

Sahte

Sahte

Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Sahte kitabında Erte, haşarı bir çocuk olarak büyük
yazarların ‘anlatı laboratuvarı’na giriyor ve her şeyi birbirine karıştırıyor.

Sahte kendisini temsil etmek üzere kurulabilecek bütün cümleleri önceden tasarlayarak yalanlayan, roman olduğunu iddia ederken bir türün altında konumlandırılmamak için her türlü kurgusal düzenlemeden kaçan ve zaaflarının farkına vardığı anda onları silmek, ortadan kaldırmak yerine alay konusu yapan bir metin.

“Bütün fikirler bayağıdır. Geriye sadece üslup kalır. Kalırsa.” diyen bir yazardan.

140 sayfa, 10 TL

Yeraltına Mektuplar

Yeraltına Mektuplar

Yapı Kredi Yayınları’nın aylık edebiyat dergisi Kitap-lık’ın Haziran sayısı “Yeraltına Mektuplar” başlıklı bölümle açılıyor.

İbrahim Yıldırım, Haydar Ergülen, Fatih Özgüven, Müge İplikçi, Ömer Erdem, Behçet Çelik ve Mine Söğüt, bugün hayatta olmayan sevdikleri yazarlara birer mektupla seslendiler. Bu ilginç bölümde Beckett’den Tanpınar’a, Cemal Süreya’dan Nabokov’a, Metin Altıok’tan Thoreau’ya birbirinden farklı yazarlara yazılmış mektuplar yer alıyor.

Thierry Orfila’nın “Baudelaire’de Hastalık İmgesi” başlıklı incelemesi ve Demir Özlü’nün “Çıplak kadın gövdesi görmekten korkan yazarlar roman yazamazlar” savlı yazısı bu sayının dikkat çeken yazıları. Mehmet Müfit, Mehmet Yaşın, Necmi Zekâ, Ali Asker Barut, Elif Sofya, Süleyman Unutmaz şiirleriyle; Tuncer Erdem, Saliha Yadigâr, Ferhat Özkan, Hasan Türksel, Cengiz Kara, Pınar Sönmez ve Ali Teoman öyküleriyle; Uğur Kökden, Mehmet Serdar, Necmi Sönmez, Fazlı Can, Hande Öğüt, Hasan Turgut, Selçuk Uygur, Mustafa Yılmaz yazılarıyla Kitap-lık’talar.
Kitap-lık iyi edebiyatın ve nitelikli okurun adresi olmayı sürdürüyor.

Kitap-lık 161 (Haziran 2012)
7,5 TL

Garfield ile Arkadaşları- Odie Aşık

Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Garfield serisinin ikinci mini macerası Odie Âşık, tembel ve obur olduğu kadar bencil de bir kedi olan Garfield’in suçluluk duyarak hatasını telafi etmeye çalıştığı ender olaylardan birini konu alıyor.

Dünyanın en ünlü sarmanı, Jon’un aldığı fırçaya âşık olan ev ve oyun arkadaşı saf köpekçik Odie’nin artık kendisiyle oynamamasına bozularak fırçayı gizlice çöpe atar. Ancak kendisinin “cinayet gecesi” olarak tanımladığı o geceden sonra hiçbir şey eskiye dönmez. Bir yandan pişmanlık, bir yandan da güzeller güzeli kız arkadaşının bile kendisini ayıplaması Garfield’e fırçayı bulmaktan başka seçenek bırakmaz. İşte o an heyecan başlar: Odie’yle birlikte arkasına takıldıkları çöp arabası onları büyük ve korkulu bir maceranın kucağına atacaktır…

Çeviren: Elif Gökteke

Uğurböceği Sevecen ile Salyangoz Tomurcuk 5- Cadılar

Uğurböceği Sevecen ile Salyangoz Tomurcuk 5- Cadılar

Macar yazar Erika Bartos’un yazıp resimlediği, Yapı KrediYayınları’nın yayımladığı Uğurböceği Sevecen ile Salyangoz Tomurcuk’un maceraları devam ediyor.

Önceki maceralar: Arkadaş, Gökkuşağı, Noel Baba, Uçurtma başlıklarını taşıyordu. Yeni maceranın yer aldığı beşinci kitapise: Cadılar.

Bir yaz akşamı gökyüzünde cadıların uçuşmaya başladığını gören Sevecen ile Tomurcuk çok korkarlar. Sonra o cadıların, şaka yapmaya çalışan arkadaşları olduğunu anlayıp onlara güzel bir ders vermeye karar verirler. Uğurböceği Sevecen ile Salyangoz Tomurcuk’un arkadaşları Kelebek Peri ile Arıcık Baltazar’ın eşlik ettiği bu okul öncesi kitabına çocuklar yine bayılacaklar.

5 TL

Küçük Ayı ile Ahlat Ağacı

Küçük Ayı ile Ahlat Ağacı

Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Küçük Ayı ile Ahlat Ağacı, Yalvaç Ural’dan yine çok sevilecek bir kitap… Bu güzel kitabın resimleri ise Feridun Oral’a ait.

Küçük Ayı ile Ahlat Ağacı kitabı, Küçük Ayının Uzun Yolculuğu’nun ardından çıkan bir macera. Annesinin sözünü dinlemeyen Küçük Ayı koşarken düşer ve hızla yuvarlanarak gidip bir ahlat ağacına çarpar. Derdi bu kadarla da bitmez. Çarpmasının hızıyla, olgun ve kocaman bir ahlat düşer kafasına. O sinirle bir tekme sallar ağaca Küçük Ayı. Başının zonklamasına mı yansın, ayağının acıdığına mı?

Yalvaç Ural’ın ilk kez yayımlanan bu güzel okul öncesi kitabını Feridun Oral resimledi.

Resimleyen: Feridun Oral
12 TL

Red Kit Toplu Albümleri 4

Daltonlar dönüyor… Öldükleri ve gömüldükleri sanılan Daltonlar, Goscinny tarafından yeniden canlandırılıyor. Ancak bu defa Yeğen Daltonlar olarak karşımızdalar…

Red Kit ise yine Batı’nın en kötü, en aptal, en komik Kızılderili, haydut, çete reislerine karşı mücadele veriyor. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Red Kit Toplu Albümler’in dördüncüsünde Red Kit Mavi Ayaklara Karşı, Red Kit Joss Jamon’a Karşı ve Red Kit Daltonların Yeğeni maceraları yer alıyor.

Çizen: Morris
Çeviren: Eray Canberk

Küba’nın başkenti Havana’da bir tiyatronun önünde çırılçıplak bir adam deniz kenarındaki bir duvara zincirlenmiş. Yanı başında iki kadın durmaksızın dantel işliyor.

Havana Sanat Bieanali

Bütün bunlar Havana Bienali’nin bir parçası.

Bienal organizatörleri bu sene ”sanatı sokağa çıkarmaya” karar vermiş.

Eserlerin ”elit” galerilerin dışına taşınmasının sanatçıların daha çok insana ulaşmasını sağlayacağına inanıyorlar.

Şehrin en köhne arka sokaklarındaki duvarlara yaşlı mahalle sakinlerinin devasa portreleri yapıldı.

Yaşlıların yüzlerindeki kırışıklıklar duvarların çatlaklarına karışıyor.

Sokak portreleri projesi dahilinde 21 kişinin resmini yapan Fransız sanatçı JR ”Küba sokaklarında ilk defa Che, Raul ya da Fidel dışında birilerinin portreleri var, hem de bu insanlar ünlü bile değiller” dedi.

JR ”Bu durum Havanalıları çok etkiledi. Burada insanlar sanat konusunda çok eğitimli ancak galeriye gitme alışkalıkları yok bu nedenle yaptığımızın çok önemli olduğunu düşünüyorum,sanatı halka getiriyoruz ” diyerek sözlerine devam etti.

Ve Bienal sadece arka sokaklarda da değil. Havana’nın ünlü sahil şeridi de bir açık hava galerisine dönüştü.

Malecon Havana’da denize paralel uzanan alçak bir duvar.

Havanalılar buraya hayal kurmaya, flört etmeye, sohbet etmeye geliyorlar.

Yerel halk bu duvara ”şehrin oturma odası” diyor.

Eleştirel bir ton?

Denizaltıya dönüştürülmüş bir araba

Bugünlerde halk bu alanı sanat eserleri ile paylaşıyor.

Parçalarına ayrılmış bir havan topu, futbol kaleleri arasına gerilmiş hamaklar ve hiç bir yere açılmayan parlak kırmızı kapılar bu sanat eserlerinden birkaçı.

Bienal’in küratörü Juan Delgado ”Malecon bu şehirde yaşayanlar için bir çok anıyı barındırıyor, bu anılardan bazıları hüzünlü bazıları ise çok mutlu. Bu sergi şehrin geçmişine, şu anına ve geleceğine ithaf edildi” diyor.

Eserlerden bir çoğu çok güçlü sosyal mesajlar içeriyor ki bu Küba için oldukça nadir.

Eserler; sınırlar, serbest dolaşım ve göç gibi konuları inceliyor.

Kübalılar hala adanın dışına seyahat etmek için hükümetten özel izin almak zorunda.

Deniz kenarında metal tellerden örülü bir panonun tam ortasından bir uçak silüeti kesilmiş. Sanki bir uçak dikenli tellerin arasından uçup kaçmayı başarmış gibi görünüyor; bir başka köşede ise mor paneller üzerine Malecon duvarı çizilmiş. Ancak duvar dikenli tellerden oluşuyor.

Denizin kenarına yatmış çıplak bir adam da oldukça dikkat çekiyor. Bu performansın adı da ”Özne”.

Yakınlardaki bir metro durağına 1950’li yıllara ait Chrysler marka bir araba park edilmiş. Ancak bu otomobil bir denizaltına dönüştürülmüş, bir adet periskopu bile var.

Delgado ”90’lı yıllarda insanlar denizi geçip ABD’ye ulaşabilmek için akılalmaz yöntemlere başvuruyorlardı. Denizi geçmek için otomobillerini kullananlar bile oldu” diyor.

Havana Sanat Bienalinden

Küratör ”Bana göre plastik sanatlar her zaman Küba’da en başarılı olan sanat dalı oldu. Plastik sanatlar burada herzaman avant-garde’dı, hep sosyal mesaj verirdi, ülkenin gidişatını eleştirirdi” diyor.

Bienal’e katılan sanatçılardan biri olan Alexandre Arrechea ”Tabii ki bunun da sınırları var, fakat burada sanatçılar oldukça zeki ve gizli mesajlar vermeyi çok iyi başarıyorlar” diyor.

Arrechea bienal içim iki yanında kulaklar olan yüksek bir sütun tasarlamış.

Eserin ismi ”Kimse dinlemiyor”.

Arrechea ”Eserim bazen güç sahibi kişilerin halkı duyamadığını anlatıyor, yukarı çıktıkça yerden gelen sesleri duymak zorlaşır” diyor.

Uluslararası izleyiciler

Havana

Inti Hernandez ise işlerini adada yaşayan Kübalılar ile diğer ülkelerdeki Kübalılar arasındaki farkları incelemek için kullandığını söylüyor.

Hernandez insanların isterlerse yüz yüze, isterlerse sırt sırta vererek oturabilecekleri bir bank tasarlamış.

Sanatçı ”Ben bu eserin herşeyin nasıl biraraya gelebileceğini anlattığını düşünüyorum, bence Küba dışında yaşayanların ülkeye önerecek çok şeyi var” diyor.

Dünyada tanınmayan genç sanatçılar için Havana Bienali uluslararası alanda ün kazanmak için önemli bir fırsat.

Küba modern sanatı ABD’de oldukça popüler. Her yıl yüzlerce eleştirmen, küratör ve koleksiyoncu Küba’yı sanat eserlerini görmek için ziyaret ediyor.

21 yaşındaki sanatçı Rachel Valdes ”Bu gerçekten önemli bir Bienal ve kariyerime etkisi büyük olacak” diyor.

Valdes Bienal için ilizyon ile gerçeklik arasındaki sınırı araştırdığını söylediği devasa bir ayna yaratmış.

 

Deniz kenarında en çok ilgi çeken eserlerden biri bu.

Valdes ”İnsanların enerjisini hissetmeyi seviyorum. Sanatı insanlara yaklaştırmak çok güzel bir duygu” diyor.

Bienali gezmek için ailesiyle birlikte gelmiş olan Antonio Rosario ”Bu Havana için devrimsel nitelikte” diyor.

Rosario sözlerine ”Burada herkesin galeriye gitme alışkanlığı yok ancak herkez Malecon duvarı çevresinde yürüyüşe çıkar, biraz oturur, şimdi bu sayede akşam yürüyüşlerimizde biraz da sanat görmüş oluyoruz” diyerek devam etti.

Ancak biraz geride, duvardaki yaşlı adam yüzü portresine bakan bir adam aynı fikirde değil.

Santos adlı adam ”Bu şehrin hayata ihtiyacı var” diye bağırıyor.

”Bence doğa resimleri çizmelilerdi. Ağaçlar, çiçekler… Belki de bir çocuğun doğumu çizilmeliydi. Ben öylesini tercih ederdim.”

 

Kaynak : [-]

Bosnalı ”Çocuklar”ı Cannes Film Festivali’ne gidiyor.

 

Çocuklar-Djeca -yönetmen Aida Begiç

Bosnalı savaş çocuklarının hikayelerini anlattığı ”Çocuklar” (Djeca) adlı filminin dünya prömiyeri Cannes Film Festivali’nin resmi bölümlerinden “Un Certain Regard”da yapılacak olan yönetmen Aida Begiç, ”Korkunç şartlar altında dünyaya gelen insanları çok merak ediyordum. Bu konuyu ve kimsesiz çocukları araştırarak yeni filmimin konusunu buldum” dedi.

Cannes Film Festivali’nde 2008 yılında ”Kar” (Snijeg) filmiyle Semaine de la Critique Bölümü’nün ”büyük ödülü”nü (Grand Prix) alan ve daha sonra bu filmi ABD’li ünlü yönetmen Angelina Jolie’ye ilham olan Bosnalı genç yönetmen Aida Begiç, 16-27 Mayıs tarihlerinde düzenlenecek Cannes Film Festivali’nde ”dünya prömiyeri” yapılacak ”Çocuklar” filmiyle ilgili AA’ya açıklama yaptı.

Bir filmin gösterime gireceği en iyi yerin ”Cannes Film Festivali” olduğunu vurgulayan Begiç, bu nedenle kendi adına ve Bosna-Hersek adına çok mutlu olduğunu söyledi.

Begiç, bir önceki filmi olan ”Kar”da Boşnakların hayallerini ele aldığını ve yeni filmi için araştırma yaparken ”Boşnakların hayallerine ne olduğunu?” kendi kendine sorduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:

”Hayallerimizi, hatıralarımıza değiştirdiğimizin düşüncesine vardım. Sanki cesaretimizi kaybetmiş ve bir şekilde hayal kurmayı bırakmışız gibi. ‘Kar’ filmindeki olaylar savaş sonrası, 1996 yılında, hala bu ülkede güzel şeyler olabileceğine inandığımız zamanlarda geçiyor. Fakat 16 yıl sonra, sonsuz bir şimdiki zamanı yaşıyoruz sanki. Sanki geleceğe artık inanmıyoruz, 2-3-10 sene sonra ne yapacağımızın bile hayallerini kurmuyoruz. Bu tür düşünceler ‘Çocuklar’ filmi için ana fikir oldu.”

Filmin başrol oyuncusu Rahima’nın, 1992 yılında savaş başladığında 5 yaşında, erkek kardeşi Nedim’in ise savaşta doğduğunu dile getiren Begiç, ”Böyle korkunç şartlar altında dünyaya gelen insanları çok merak ediyordum. Bu konuyu ve kimsesiz çocukları araştırarak yeni filmimin konusunu buldum” dedi.

Aida Begiç, ”Çocuklar” filminin çekimlerinin Saraybosna’nın Otes bölgesinde yapıldığını ifade ederek, bu bölgenin hikayesinin de trajik olduğunu kaydetti.

Otes’in savaş öncesi yapıldığını ve savaş sırasında ilk cephe hattında olduğu için tamamen yıkıldığını anlatan Begiç, ”Otes’te şimdi büyük bir çelişki var. Savaş zamanında harabeye dönmüş ve hala kurşun izleri taşıyan binaların yanı sıra, yepyeni, inanılmaz güzellikte villaları da burada görebilirsiniz” diye konuştu.

-”Sanat soruları ön plana çıkarmak için vardır”-

Begiç, sanatın, birisinin yargılanması ya da sonuçlara varılması için var olmadığını, aksi takdirde böyle bir sanatın propaganda olacağını belirterek, profesyonel anlamda sanatın gerçeklerden oluşması gerektiğini dile getirdi.

”Günlük hayatımızda savaş var olduğu takdirde, sanat da var olacaktır” diyen Begiç, ”Sanat soruları ön plana çıkarmak için vardır. Eğer bu filmi izleyen insanlar, çocuklarımıza, yeni nesillere nasıl bir dünya bıraktığımız hakkında kendilerine soru soruyorlarsa, bu benim için işimi başarıyla tamamlamışımdır demek” diye konuştu.

-Ünlü yönetmen Kaplanoğlu ile ortak yapım-

Begiç, TRT’nin de desteklediği filmin uluslararası ortak yapımcılarından birinin de Semih Kaplanoğlu olduğunu vurgulayarak, ”Semih Kaplanoğlu saygı duyduğum bir yönetmen. Kendisiyle İstanbul’da tanıştım ve ilk toplantımızdan sonra beraber çalışmaya karar verdik. İşbirliğimiz çok ilginçti. Yapımcı olan bir yönetmenle çalışmak çok farklı” dedi.

Aida Begiç, başörtüsü takmasıyla ilgili de ”başörtüsünün bir kadının kişisel tercihi olduğunu” belirterek, şöyle konuştu:

”Bu işte (yönetmenlik) kadın olarak başarılı olmak zaten çok zor. Bir kadın için otoriter ya da yönetmen gibi davranmak, bir erkeğe göre çok daha zor. Özellikle başörtülü olduğunuz zaman, çünkü o zaman herkesin kafasında, pozitif ya da negatif olsun, hakkınızda belli bir düşünce oluşuyor. İnsanlar cahilliklerinden dolayı sizi yargılıyorlar. Bizim sorunumuz da genelde onlara karşı iç dünyamızı açmamak, onların sorunu ise bizim dünyamızı tanımak istememeleri.”

Başrollerini Marija Pikiç ve Ismir Gagula’nın paylaştığı ”Djeca”, Bosna’daki savaşta yetim kalan 5 yaşındaki Rahima ile savaş yıllarında doğan kardeşi Nedim’in hayat hikayesini ve mücadelesini anlatıyor.

Kaynak: [-]

TRABZON

Trabzon, 13. Uluslararası Karadeniz Tiyatro Festivali’ne ev sahipliği yapıyor

sanat duyuru

Trabzon, 13. Uluslararası Karadeniz Tiyatro Festivali’ne ev sahipliği yapıyor.

Trabzon Devlet Tiyatrosu tarafından düzenlenen festivale, ev sahibi Türkiye’nin yanı sıra Gürcistan, Yunanistan, Macaristan, İngiltere, Romanya, Makedonya, Rusya, İtalya, Letonya ve Afganistan’ın tiyatro toplulukları katılıyor. Ayrıca Hollanda ve Avusturya’dan gelen ekipler de sanatseverlere dans ve müzik gösterileri sunuyor.

Açılışı dün gerçekleştirilen festivalin ikinci gününde Gürcistan’ın Marjanishvili Tiyatrosu “Aşk Çemberi”, Letonya’nın Rezekne Tiyatrosu ise “Palavraya Kanma” adlı oyunları sahneleyecek.

Yunanistan’ın Anagnosis Tiyatrosu “İz Sürücüleri”, Afganistan’ın SFACA Tiyatrosu ise “Burka Ardındaki Maskeler” adlı oyunlarını festivalin üçüncü günü olan 4 Mayıs’ta tiyatroseverlerin beğenisine sunacak.

Festivalin 4. ve 5. gününde İstanbul Devlet Tiyatrosu “Sidikli Kasabası”, Bursa Devlet Tiyatrosu ise Trabzonlu sanatçı Bedri Rahmi Ebüyoğlu’nun hayatının konu edildiği “Tek Kişilik Yaşam” adlı oyunu sahneye koyacak.

Macaristan’ın Kompania Tiyatrosu “Othello Yorum”, Konya Devlet Tiyatrosu ise çocuk oyunu olan “Dört Köşe Palyaço” adlı oyunları festivalin 6. ve 7. günlerinde sahneleyecek. Festivalin 8. gününde ise İngiltere’nin Stacy Makishi Tiyatrosu “Uçuşa Geçiş: Gerçek Hikaye” adlı tiyatro oyununu, Konya Devlet Tiyatrosu ise tekrar “Dört Köşe Palyaço” adlı oyunu sahneleyecek.

Tiyatro oyunları Atapark Haluk Ongan Sahnesi ve Hüseyin Kazaz Kültür Merkezi’nde 18.00 ve 20.00 saatlerinde, çocuk oyunu ise saat 13.00’de sahnelenecek festival, 15 Mayıs Salı günü sona erecek.

DİYARBAKIR

Diyarbakır Devlet Tiyatrosu (DDT), “Titanik Orkestrası” oyununu bu hafta yeniden tiyatro severlerle buluşturacak.

Diyarbakır Devlet Tiyatrosu (DDT), “Titanik Orkestrası” oyununu bu hafta yeniden tiyatroseverlerle buluşturacak.

Hristo Boyçev’in yazdığı, Zurap Sıkharulıdze’nin yönettiği, çevirisini Hüseyin Mevsim’in yaptığı “Titanik Orkestrası”nda yaşamın kıyısında kalmış insanların her şeye rağmen bekleyişleri anlatılıyor.

Ali Çelik, Uğur Çınar, Ozan Hafızoğlu, Pelin Tozkoparan ve Fatih Yurdakul’un rol aldığı oyunun dekoru ve giysi tasarımı Esra Selah’a, ışık tasarımı Suat Uçar’a ait. Oyun, bu akşam ile cuma ve cumartesi günleri, Cahit Sıtkı Tarancı Kültür Sanat Merkezi Orhan Asena Sahnesi’nde izlenime sunulacak.

DDT, 6 Mayıs’ta da küçük seyircileri için Fügen Sipahi’nin çevirip uyarladığı, Orkun Gülşen’in yönettiği “Kurnaz Avukat”ı sahneleyecek.

-İşçi Filmleri Festivali- 

Bu yıl “Özgürlük Emek İster” temasıyla gerçekleştirilen 7’nci Uluslararası İşçi Filmleri Festivali, İstanbul, Ankara, İzmir ve Diyarbakır’da eş zamanlı olarak devam ediyor.

Festival’de “Akıntıya Karşı”, “Fukushima Bir Daha Asla”, “Düğün”,

“Kaybolmayan Çocuklar, “Mavi Filler”, Kızıl Toz”, “Bu Son Olsun”,

“Ölücanlar”, “Süpermeni Beklemenin Ardındaki Sakıncalı Gerçek” gibi kısa ve uzun metrajlı, 20’si uluslararası, 37’si yerli olmak üzere toplam 57 film gösterilecek.

Kentin çeşitli mekanlarında söyleşi, şiir dinletisi ve panellerin de düzenleneceği festival, 7 Mayıs Pazartesi gününe kadar sürecek.

-Sergi-

Fotoğraf sanatçısı Fırat Aygün’ün “Geleneksel Rollerini Süpüren Kadınlar” konulu sergisi, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Sergi Salonu’nda 8 Mayıs’a kadar görülebilir.

Dicle Üniversitesi Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi Resim Bölümü öğrencileri Ezgi Egrik, Abdullah Yapıcı, Zeki Kuzu, Yonca Arslan, Zelal Özkan ve Ahmet Babayiğit’in kara kalem ve yağlı boya resim çalışmalarını kapsayan “Altı Senaryo” konulu sergi devam ediyor.

İnsan ve doğa temasının işlendiği sergi, Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi sergi salonunda, hafta sonuna kadar açık kalacak.

DSM ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin işbirliğiyle açılan Remzi Raşa’nın “Yalnızlığı Seçmek” Bir Retrospektif: 1946-2006″ sergisi ise Sümerpark Sanat Galerisi’nde devam ediyor. Raşa’nın 50 eserinin izlenime sunulduğu sergi, 6 Mayıs’a kadar açık kalacak.

-MARDİN-

Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi Dilek Sabancı Sanat Galerisi’nde açılan küratörlüğünü fotoğraf tarihçisi Engin Özendes’in üstlendiği “Seyreyle Ara Güler Mardin’de” fotoğraf sergisi devam ediyor.

Usta fotoğrafçı Ara Güler’in fotoğraflarının yer aldığı sergi, “Tanımak ve Anlamak” ile “Yüz Yüze” başlıklı iki bölümden oluşuyor. 114 eserin bulunduğu sergi, bir yıl süreyle vatandaşların ziyaretlerine açık olacak.

BURSA

Bursa Devlet Tiyatrosu, “Sarıpınar 1914” ile çocuk oyunu “Çizmeli Kedi”yi sahneleyecek

Bursa Devlet Tiyatrosu (BDT), “Sarıpınar 1914” ile çocuk oyunu “Çizmeli Kedi”yi sahneleyecek.

Reşat Nuri Güntekin’in “Değirmen” adlı romanından Turgut Özakman’ın uyarladığı ve Mustafa Kurt’un yönettiği “Sarıpınar 1914” adlı oyunda, Kamil Korunan, Sinan Demir, Cem Arabacıoğlu, Bora Özkula, Harun Türköz, Ömer Naci Topcu, Serdar Seçkin, Erkan Erdem ve Ahmet Somers rol alıyor.

Dekor tasarımı Murat Gülmez, kostümleri Özge Akarsu, ışık düzeni Yakup Çartık’a ait oyunda, 1914’te Osmanlı Devleti döneminde, yöneten ve yönetilenlerin kopmuşluğu, sorunlara yabancılaşılması, gülmece ve iğneleyici bir dille anlatılıyor.

Oyun, Ahmet Vefik Paşa (AVP) Sahnesi’nde bugün ve yarın saat 20.00’de, 5 Mayıs Cumartesi ise 15.00 ve 20.00’de seyirciyle buluşacak.

Charles Perrault’un yazdığı, Metin Arslan’ın çevirdiği “Çizmeli Kedi” adlı çocuk oyununu ise Berrin Kulya Balkanlar yönetiyor. Dekor ve kostüm tasarımını Aytuğ Dereli, ışık tasarımını Ali Karaman, dans düzenini Berrin Kulya Balkanlar’ın yaptığı oyunda, Harun Türköz rol alıyor.

Oyun, AVP Sahnesi’nde 3 ve 6 Mayıs’ta saat 14.00’te, 8 Mayıs’ta ise saat 11.00’de sahneye konulacak.

-Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu-

Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu, “Karagöz Dadım Olsana” adlı gölge oyununu sahneliyor. Tayfun Özeren’in yazdığı ve sahnelediği oyun 4 yaş ve üzerindeki çocuklara hitap ediyor. Gölge oyunu, bugün ve yarın saat 11.00 ve 14.00’te, Karagöz Müzesi Sahnesi’nde seyirciyle buluşacak.

Tiyatro, Tayyare Kültür Merkezi’nde, 9 Mayıs Çarşamba 11.00 ve 14.00’te, “Güliver Devler Ülkesinde” adlı oyunu sahneye koyacak.

Şehir Tiyatrosu, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın kaleme aldığı, Ayşegül Çelik Şahin’in uyarlamasıyla Ertan Akman’ın yönettiği ve geçkin yaşına rağmen bambaşka bir hayatın peşinde sürüklenen dul bir kadının yaşamının komik bir dille anlatıldığı “Kaynanam Nasıl Kudurdu” adlı oyunu, Tayyare Kültür Merkezi’nde (TKM) bugün ve yarın saat 20.30’da sahneleyecek.

Sami Güner Sanat Galerisi’nde Aynur Akalın’ın kişisel resim sergisi 5 Mayıs’a kadar açık kalacak.

ESKİŞEHİR
Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda, “Azizlikler”, “Kanlı Nigar” ve “Küçük Kara Balık” adlı Oyunlar sahnelenecek.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda, “Azizlikler”, “Kanlı Nigar” ve “Küçük Kara Balık” adlı Oyunlar sahnelenecek.

Kitapları dünyanın birçok diline çevrilen İranlı yazar Samed Behrengi’nin ödüllü çocuk masalı “Küçük Kara Balık” Şehir Tiyatroları sanatçısı Ali Eyidoğan tarafından Oyunlaştırıldı.

Dünyaya meraklı küçük bir balığın özgürlüğe uzanan yolculuğunun anlatıldığı Oyunda Emre Demirci, Zuhal Lale, Ozan Çolak, Şayan Noyan, Çisem Erdoğan, İlker Alemdar ve Saffet Öztürk rol alıyor. Oyun, 8 Mayıs’ta saat 11.00’da Çağdaş Cam Sanatları Müzesi Çocuk Sahnesi’nde sanatseverlerin beğenisine sunulacak.

Aziz Nesin’in öykü, şiir, masal, taşlama ve köşe yazılarından Genco Erkal’ın sahneye uyarladığı “Azizlikler” Oyununda, Özlem Akdoğan, Hakkı Kuş, Zafer Ergül, Ali Eyidoğan ve İsmail Dündar rol alıyor. Oyun, yarın ve 9-10 Mayıs’ta Tepebaşı Sahnesi’nde saat 20.00’da izlenebilinecek.

Türk tiyatrosunun klasikleri arasında sayılan Sadık Şendil’in “Kanlı Nigar” adlı Oyunun yönetmenliğini Münir Canar üstleniyor. Emre Basalak, Özlem Boyacı, Mahide Yumbul Cantürk, Murat Danacı, Mustafa Kılıkcı, Alp Sunaoğlu, Tolga Tümer, Elif Melda Yılmaz, Ercüment Yılmaz ve Pınar Bekaroğlu’nun rol aldığı Oyun, 5 Mayıs’ta saat 20.00’da, 6 Mayıs’ta ise saat 18.00’da Sanat ve Kültür Sarayı’nda izlenime sunulacak.

ZONGULDAK

Zonguldak’ta kültür-sanat etkinlikleri kapsamında “Küçük Adam Ne Oldu Sana-” adlı tiyatro Oyunu sahnelenecek.

Zonguldak‘ta kültür-sanat etkinlikleri kapsamında “Küçük Adam Ne Oldu Sana-” adlı tiyatro Oyunu sahnelenecek.

Antalya Devlet Tiyatrosu, Hans Fallada’nın yazdığı, Yılmaz Onay tarafından sahneye uyarlanan ve Barış Erdenk’in yönettiği “Küçük Adam Ne Oldu Sana-” adlı kabareyi, 4 ve 5 Mayıs tarihlerinde Atatürk Kültür Merkezi’nde izleyenlerle buluşturacak.

Oyunda, Sedat Mayadağ, Gözen Müftüoğlu, Orkun Yılmaz, Sertel Uğur, Gökhan Tüzün, Kader Gözpmar, Senem Şahin, Özlem Şendinç, Zeynep Hasdal Çolakoğlu, Başak İşür, Erol Karayılan, M. Okan Kağnıcı, Fikret Baran, Gizem Kutluyu, Ceren Demirton ve Ş. Samet Kara rol alıyor.

Kaynak : [-]   [-]   [-]

Dünyanın önemli çağdaş sanat fuarlarından İspanya’nın başkenti Madrid’deki ARCO’ya 2013 yılında konuk ülke olarak katılacak Türkiye’nin küratörlüğünü yapan Vasıf Kortun, ”Türkiye, ARCO için doğru bir yıl seçti” dedi

ARCO

Türkiye’nin ARCO 2013’e konuk ülke olarak katılacağının resmileşmesinden yaklaşık bir ay sonra Madrid’e gelen küratör Vasıf Kortun, IFEMA fuar alanı yöneticileri,ARCO direktörleri ve İspanyol sanat yazarlarıyla bir araya geldi. Türkiye Büyükelçiliği’nin Madrid’deki rezidansında verilen resepsiyonda kısa bir konuşma yapan Kortun, son 12 yılda farklı sebeplerden dolayı birçok kez ARCO’ya geldiğini belirterek, ”ARCO’ya konuk olan ülkeleri hep kıskanmışımdır ve ‘Ne zaman Türkiye olacak’ sorusunu çok sormuşumdur” diyen Kortun, Türkiye’nin doğru bir yılda ARCO’ya katılmasına ve küratör olarak kendisine verilen güvenden dolayı çok mutlu olduğunu söyledi.
Türkiye’de sanatsal açısından çok çeşitli enerjilerin bir araya geldiğini vurgulayan Kortun, sözlerine şöyle devam etti:

”10-20 yıl öncesine oranla sanat ortamının ciddi anlamda olgunlaşması, çok daha güçlü bir sanat ortamı ve sanatçılar bulunması; sanata desteğin çok ciddi bir yapıya kavuşmuş olması; ve son olarak Türkiye için yeni bir ortam diyebileceğimiz her anlamda devlet desteği verilmesi çok önemli gelişmeler. Dolayısıyla proje kötü olursa beni kıyasıya eleştirebilirsiniz.”

Vasıf Kortun ayrıca, Türkiye’deki güzel sanatlar ve yeni kültür üretiminin özellikle son 15 yılda çok ciddi bir hareketlilik içinde olduğunu belirtti.

Resepsiyonda konuşan Türkiye’nin Madrid Büyükelçisi Ayşe Sinirlioğlu da Vasıf Kortun’un ”mükemmel bir profesyonel geçmişe sahip olduğunu, Türkiye’de ve yurt dışında çok sayıda prestijli çalışmaya imza attığı” kaydederek, ”Bu projede ona sahip olmak bizim için bir şans. Onun tecrübesi ve yönetimi ARCO’da Türkiye’nin başarısını garanti edecek önemli faktörler olacak. Çok pozitif bir sonuç elde edeceğimize inanıyorum” ifadesini kullandı.

Madrid’deki temasları sırasında küratör Kortun, iyi bir proje hazırlanması halinde Türk çağdaş sanatının ARCO’da evsahibi İspanyollara ve diğer uluslararası katılımcılara tanıtılmasının zor olmayacağını söyleyerek, ”Türkiye’de gerçekten çok güçlü sanatçılar var. Eskisinden çok daha güçlü ve yaygın bir ortamdan bahsediyoruz. Kurumsal anlamda da destek var. Dolayısıyla gözardı edilemeyecek bir şey oluyor” diye konuştu.

Türkiye’nin ARCO’ya katılımında İstanbul’daki galerilerin ağırlıklı olacağını gizlemeyen Kortun, buna rağmen ”Ben de İstanbulluyum, ama her şey İstanbul demek değil. Galeri olarak başka kentlere de bakıyorum. Olur mu olmaz mı bilmem, ama o niyetim var” dedi.

”Bu zamana kadar Türkiye’den ARCO’ya katılım yok denebilecek kadar az düzeydeydi. Türk çağdaş sanatı da İspanyollar için bir kapalı kutu gibi, ne verirsek onu alacaklar. Bunun size göre riskli bir yanı var mı?” sorusuna Türk küratör, ”Yok. Gözü ve gönlü açık bir şekilde sergiye bakmaya gelen insanlar için bir sıkıntı olduğunu sanmıyorum. Ama tabii bazı şeylere illa ki dikkat etmek gerekiyor. Uluslararası bir proje yapıyorsanız onun arkasını sağlam tutmanız gerekiyor. Her şey kolayca anlaşılır olmayabilir, her şey sıradan ve basit olmayabilir, her şey tanıdıkları bir kültürden gelmediği için daha zor okunabilir. Ama onun altyapısını hazırlarsanız, belli bir eğitim ve bilgilendirme programı içinde sunarsanız o zaman yollar daha kolay açılır” cevabını verdi.

Kortun, Türkiye’nin ARCO’daki küratörü olarak ilk önce Madrid’e gelip temaslarda bulunmak istediğini, henüz çok fazla dillendirmese de Türkiye’de heyecan olduğunu gördüğünü belirterek, ARCO’daki Türkiye pavyonunun temasız olabileceğini ifade etti.

 Yetenekli ve yaratıcı Parisli sanatçılardan oluşan kolektif ARTAPOT, “satın alınabilir sanat” anlayışını Türkiye’ye getiriyor.

Pop Art’tan ilham alarak  erişilebilir fiyatlarda, kaliteli ve yaratıcı yağlı boya tablolar sunan ARTAPOT, sanat severlerin, koleksiyonerlerin ve markaların gözdesi olacak.

artaport

Görsel sanatların tadına varıp, onları hayatımıza sokmak için artık zengin olmaya gerek yok! Bir çoğumuzun görsel duygulara ve estetik deneyimlere karşı açlık hissettiği günümüzde, Fransız Stephanie Triau’nun kuruculuğunda,Türkiye’de artık yeni bir sanat oluşumu var; ARTAPOT!

Herkes için sanat!

Sanata kasıntısız, takıntısız ve eğlenceli bir çerçeveden bakan Parizyen sanatçılardan oluşan ARTAPOT, sanatı artık hepimiz için ulaşılabilir hale getiriyor. Sanatın, sadece galerilerde kalmaması gerektiğini ve herkesin istediği esere sahip olma hakkının olduğunu savunan ARTAPOT, artık kendinizle bağdaştırabileceğiniz sanatı sizlerle buluşturuyor. ARTAPOT, ruhun derinliklerindeki duygu ve hatıraları uyandıran Pop-Art tarzındaki eserlerini, çağdaş sanatın merkezlerinden biri olan Paris’ ten ayağımıza kadar getiriyor.
ARTAPOT’un tüm eserleri, deneyimli ve yaratıcı sanatçılar tarafından elde üretiliyor. El emeğinin az bulunduğu dijital çağda, ARTAPOT eserlerinin her birinin yağlı  boya tablo olması onları daha da değerli kılıyor.

İroni, eğlence ve zevk Artapot’ta!
Favori rock, pop ve popüler kültür ikonlarından ilham alarak uygun fiyatlı sanat eserleri yaratan bu yetenekli kolektif, yaratımlarını koleksiyonlar halinde sunuyor. ARTAPOT’un mevcut koleksiyonları, efsanevi albüm kapakları, unutulmaz reklam afişleri, çocukluğumuzun süper kahramanları ve sembolleşmiş dünya starlarının coğu zaman eleştirel bir bakış acçısıyla yorumlanmasıyla yaratılan, esprili, ironik yağlı boya tablolardan oluşuyor. Kolektif, popüler kültüre dair yeni ve değişik konular üzerinde yepyeni koleksyionlar yaratma devam ediyor.
Elvis, Beatles, Bowie ve Nirvana gibi 60’lardan günümüze ikon haline gelmiş bu albümlere saygı duruşunda bulunan ARTAPOT, tuval üzerine yağlı boya ile gizlediği “ahtapot” ile tablolara kendi ironik yorumlarını katıyor.
Favoriniz ister efsanevi müzik grubu The Doors’un Morisson Hotel’inin albüm kapağı olsun, ister süper kahramanların renkli dünyası, isterseniz Duchamp’ın pisuarı olsun, istediğiniz her şey bu özel sanatçıların elinden çıkıyor. Hem de en uygun fiyata!
Kasım 2010’da düzenlenen Contemporary İstanbul Sanat Fuarı’nda tüm dikkatleri üzerine çeken ARTAPOT’un kurucusu Stephanie Triau; beklentinin çok üzerinde ilgi gördüklerini dile getirdi. Triau; “Fuar boyunca ARTAPOT standı oldukça ilgi gördü. Eserlerimiz birçok insanı gülümsetti. Koleksiyonerlerden, daha önce bir sanat eseri almamış insanlara kadar birçok insan, ARTAPOT tablolarına büyük ilgi gösterdi. Koleksiyonerler, eserleri eğlenceli, kaliteli ve ulaşılabilir fiyatlı bulurken;  daha önce hiç sanat eserine sahip olmamış insanların ise eserlerimizle en derin duygularına hitap etmek ve onlara ulaşılabilir sanatı sunmaktan oldukça keyif aldık” dedi.
Kişiye ve markaya özel eserler Artapot’ta!
Markalar, işletmeler, mimar ve dekoratörlere özgün tablolar da yaratan ARTAPOT’un müşterileri arasında; Perrier, Nespresso, Intercontinental Paris ve Orange gibi uluslararası markalar da bulunuyor. Ayrıca kişiye özel eserler de yaratan ARTAPOT, hayalinizdeki yağlı boya tabloyu sizin için, size özel olarak  üretebiliyor.

ARTAPOT’un bu sıradışı ve özel eserlerine Beşiktaş’taki atölyesinden, Nişantaşı  BiberBar, PRfit-Bebek ofisinden ve artapotgallery.com adresinden ulaşabilirsiniz.
Stephanie Triau Kimdir?
Fransız Stephanie Triau, üniversitede siyaset bilimi eğitimi sırasında, sanata olan düşkünlüğü nedeniyle Paris’te Science-Po ve Sorbonne Üniversitesi’nde yan dal olarak sanat tarihi eğitimi aldı. Üniversite eğitiminin ardından, küratör olmak amacıyla New York’a giden Stephanie Triau, hem New York Üniversitesi’nde müze bilimleri bölümünde okudu hem de ünlü Metropolitan Müzesi’nde 19. yüzyıl küratörleriyle staj yapma imkanı yakaladı.
Paris’in ünlü yağlı boya uzmanı ve galeri sahibi ile birlikte çalıştıktan sonra kendini geliştirmeye karar verip, ESSEC’ ten yüksek lisansını (MBA) tamamladı.
Louis Vuitton, Dior, TAG Heuer, Moet gibi prestijli markaların sahibi LVMH grubunda 10 yıl boyunca, ve 2,5 yıl boyunca da Publicis Grup’ta, Pazarlama, Araştırma ve Medya Yöneticiliği gibi pozisyonlarda uzmanlaştı.
Ardından bir Türk ile evlendikten sonra, oğluyla birlikte 2010 senesinde İstanbul’a taşınıp, yeni bir sanat konsepti lanse etmek istediğine karar verdi ve ARTAPOT’u kurdu.

 

200 film gümbür gümbür geliyor

31 Mart-15 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek ”31. İstanbul Film Festivali”nde, 200’ün üzerinde film sinemaseverlerle buluşacak

Festival direktörü Azize Tan, 8 Mart’ta üniversitelerde ön gösterime başlayacaklarını, 18 üniversiteye gideceklerini ve öğrencileri festival programıyla tanıştıracaklarını söyledi.

Tan, bu yıl festivalde yarışmaların ön plana çıktığını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Uluslararası yarışmanın başkanlığını Nuri Bilge Ceylan yapacak. Bu bizim için çok heyecan verici. Dünyaca tanınmış bir Türk yönetmenin bize destek vermesinden çok mutlu olduk. Murathan Mungan da ulusal yarışmamızın jüri başkanı olacak. Bu yıl ulusal yarışmamız çok iddialı olacak çünkü birçok filmin Türkiye ya da dünya prömiyerini ilk kez İstanbul’da yarışma sırasında görecek izleyicilerimiz. Çok sayıda konuk da gelecek. O konuklardan biri de Marjane Satrapi olacak. Animasyon bir yapım olan ”Persepolis” adlı filmiyle ilgi çeken yönetmen, yabancı film Oscar’larında son 5’e kalmıştı. Satrapi’nin son filmi ‘Chicken Plums” da festival kapsamında gösterilecek.”

Gelen ünlü yönetmen ve oyuncuların, sinema sohbetleri, paneller aracılığıyla seyirciyle buluşmasını sağlayacaklarını belirten Tan, ”Bu söyleşiler çok ilgi, görüyor üstelik tüm bunları ücretsiz yapıyoruz. Yine jüri başkanımız olan Nuri Bilge Ceylan da bir sinema dersi verecek” dedi.

Ulusal ve uluslararası Altın Lale yarışmalarının dışında, bir de İnsan Hakları yarışmasının düzenleneceğini dile getiren Tan, ”Belgesellerden çocuk filmlerine, deneysel filmlerden, genç yönetmenlerin filmlerine kadar çok farklı bölümlerimiz olacak. Bu yıl aynı zamanda ‘Çin Yılı’nı kutluyoruz. 2014’te de Çin de ‘Türkiye Yılı’ olacak. Karşılıklı bir işbirliğimiz söz konusu. Çin ile özel bir işbirliği gerçekleştiriyoruz” diye konuştu.

“MÜTEVAZI BİR BÜTÇEYLE FESTİVAL YAPIYORUZ”
Azize Tan, Türkiye’de sürekli yapılan bir organizasyonun dünyadaki benzerleriyle kıyaslandığını, ”Niye biz bir Berlin ya da Cannes olamıyoruz?” diye sorulduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Gönül rahatlığıyla diyebilirim ki, İstanbul Film Festivali, organizasyonun içeriği ve düzenlenmesi açısından yurt dışındaki örnekleriyle hakikaten aynı seviyede, aşağı kalır bir yanı yok. Üstelik bunu da onlara göre çok mütevazı bir bütçeyle yapıyoruz. Ama iş alt yapıya geldiğinde biz ne yazık ki çok geride kalıyoruz. Büyük festivaller, içinde bulundukları belediyeler ve hükümetler tarafından çok ciddi destekler alıyor. Bunların birer festival sarayları var. Mesela Berlin Film Festivalinin 2 bin kişilik bir sarayı var. Ses ve görüntü kalitesi çok iyi.”

“SİNEMALAR TEK TEK KAPANIYOR”
Yıllardır Beyoğlu’ndaki sinemalarda festival düzenlediklerini söyleyen Tan, sinemaların tek tek kapanmasının kendilerini çok etkilediğini belirtti.

Azize Tan, Türk sinemasında çok genç ve dinamik bir kuşağın yetiştiğine dikkati çekerek, ”Çok açıklar, dünya ile irtibat halindeler. Ancak hala Türkiye’de sinemanın endüstrileştiğinden bahsedemeyiz. O anlamda son dönemde Sinema Telif Hakları Müdürlüğünün Sinema ve Telif Hakları Müdürlüğü olarak ikiye ayrılmasını çok anlamlı buluyorum. Böylece tamamen sinemaya odaklanmış yeni bir birimin Kültür Bakanlığı içinde olması çok önemli. Ama hala sinemayla ilgili bazı problemler var. Türkiye de bir film enstitüsünün olmaması Türkiye sinemasının tek bir elden idare edilememesine neden oluyor. Oysa her ülkenin ulusal film enstitüsü bulunuyor. Türk filmlerinin yurt dışı tanıtımları da daha kurumsallaşmış bir şekilde yapılmalı.”

“DİZİ SEKTÖRÜNÜN POPÜLARİTESİ SİNEMAYI TETİKLEYEBİLİR”
Türkiye’de dizi sektörünün önemli bir noktaya geldiğine vurgu yapan Tan, ”Dizi sektöründeki bu başarıyı Türk sineması da yakalayabilir. Dizilerin yarattığı bu popülarite Türk filmlerini destekleyebilir. Bunlar sektörel anlamda birbirini besleyen şeylerdir. İki sektörün güç birliği yapması Türk sinemasını önemli yere getirecektir” dedi.

Azize Tan, 31. Film Festivalinin, İKSV’nin 40. yılına denk gelmesinin de ayrı bir anlam taşıdığını ifade ederek, açılışın Lütfi Kırdar Kongre Merkezinde yapılacağını söyledi.

Tan, 31 Mart–15 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek festival kapsamında her yıl dağıtılan ”Sinema Onur Ödülleri”nin Türk sinemasına yıllar boyu emek veren yönetmen Ali Özgentürk, oyuncular Ayşen Gruda ile Halit Akçatepe ve Türkiye’nin ilk kadın film eleştirmeni Sevin Okyay’a takdim edileceğini kaydetti.

Festivale 300’ün üzerinde yabancı konuk geleceğini, yabancı gazeteciler ve eleştirmenlerin katılacağını belirten Tan, şunları kaydetti:

”İstanbul Film Festivali her geçen yıl adını biraz daha fazla duyuruyor. O yüzden bir çok önemli konuk kendi isteğiyle gelme, Türk sinemasıyla tanışma talebinde bulunuyor. Ancak siz bu insanları ağırlayacak bir sinema salonuna sahip değilseniz, bütçenizde devlet ve belediye katkısı çok sınırlıysa, sinemanızı geliştirmeniz çok zor oluyor. Elinizdeki olanaklarla yetinmek zorunda kalıyorsunuz. Yapmak istediğimiz çok şey var. Zira İstanbul’un adını taşıyan bu festival için biraz daha destek almak ve mekan sorunlarımızı aşmak istiyoruz. İstanbul bir cazibe noktası haline gelmişken, 31 yıldır başarıyla devam eden bu festivali biraz daha destekle çok daha iyi yerlere getirebileceğimize inanıyorum.”

-BURSA-

 “Tek Kişilik Yaşam” ve çocuk Oyunu “Alaaddin’in Sihirsiz Lambası”nısahneleyecek.”Karmakarışık” adlı Oyunun yönetmeni Kerem Atabeyoğlu.”Karmakarışık”, İngiltere hükümetinin Başbakan Yardımcısı BayPhilips’in, muhafazakar partinin sekreteriyle…

Bursa Devlet Tiyatrosu (BDT) “Karmakarışık”,
“Tek Kişilik Yaşam” ve çocuk Oyunu “Alaaddin’in Sihirsiz Lambası”nı sahneleyecek.
Ray Cooney’in yazdığı, Haldun Dormen ve Kemal Uzun’un çevirdiği
“Karmakarışık” adlı Oyunun yönetmeni Kerem Atabeyoğlu.
İngiliz yazar Ray Cooney’in en komik ve en tempolu Oyunu olarak bilinen
“Karmakarışık”, İngiltere hükümetinin Başbakan Yardımcısı Bay Philips’in, muhafazakar partininsekreteriyle yapacağı bir gecelik kaçamakta yaşanan ilginç olayları anlatıyor. Ancak kaçamak, beklenmedik olaylara gebedir. Otel odasında bulunan bir ceset, trajikomik olayları beraberinde getirir.
Bakan, doğacak skandalı önlemek üzere hemen özel kalem müdürünü yanına çağırır. Otel personelinin,sekreterin kocasının, bakanın karısının geceye dahil olmasıyla olaylar daha da karışır.
Oyun, Ahmet Vefik Paşa (AVP) Sahnesi’nde bugün ve yarın saat 20.00’de, 3 Mart Cumartesi ise 15.00 ve 20.00’de tiyatroseverlerle buluşacak.
Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun yazdığı, Erkan Yılmaz’ın sahnelediği, Ayşe Lebriz Berkem’in yönettiği “Tek Kişilik Yaşam” adlı Oyunun dekor ve kostüm tasarımı Hakan Dündar, ışık tasarımı Ali Karaman’ın imzasını taşıyor.
Y. Emir Çiçek’in rol aldığı Oyunda, hatıraların insan hayatında gürültü patırtı içinde kısa süreli dinlenme gibi bir kaçış noktası olduğu anlatılıyor. Rüyaların, seslerin, düşüncelerin, hayallerin ve daha başka, yaşayan ya da yaşamayan diğer şeylerin bir hatırası olduğu anlatılan Oyun, Feraizcizade Oda Tiyatrosu Sahnesi’nde bugün, yarın ve cumartesi 18.00’de izleyiciyle buluşacak.

Harun Özer’in yazdığı, Ebru Kara’nın yönettiği “Alaaddin’in Sihirsiz Lambası” adlı çocuk Oyununun dekor ve kostüm tasarımını Özge Akarsu, ışık tasarımını Ali Karaman, dans düzenini Erdem Gündüz yapıyor. Cihan Büyükışık, Serap Uluyol Karanfilci, Ozan Sargın, Cansu Yılmaz, Özlem Altaş, Eray Soykan, Ali Pınar, Hayati Özen, Savaş Ak, Emre Sefer, Mutlu Dereli, Cem Korkmaz, Emre Yaşa, Adnan Tunalı’nın rol aldığıOyunda, kimsenin çalışmadığı, üretmediği, her şeyin bir dileğe bağlı olduğu, kimsenin hiçbir şey yapmadan istediklerinin önüne geldiği bir dünya konu ediliyor. Oyun, AVP Sahnesi’nde 4 ve 6 Mart’ta saat 14.00’te sahnelenecek.

-Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu-

Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu, Amerikan Edebiyatı’nın korku ve gerilim yazarı olan Ira Levin’in kaleme aldığı, Hale Kuntay’ın Türkçeye çevirdiği

“Ölüm Tuzağı” adlı Oyunu sahneliyor.

Mustafa Kurt’un yönettiği “Ölüm Tuzağı” adlı Oyun, para ve şöhret tutkusunun insanları nasıl baştan çıkardığını anlatıyor. Oyun, bugün ve yarın saat 20.30’da, 3 Mart Cumartesi 14.00’te Tayyare Kültür Merkezi’nde sahnelenecek.

Şehir Tiyatrosunda, bugün saat 11.00 ve 14.00’te, “Kuşbakışı” adlı çocuk Oyunu sahneye konulacak.

Cemal Nadir Güler Sanat Galerisi’nde, Rahime Kaya’nın 27 Şubatta açılan kişisel minyatür sergisi, 3 Mart’a kadar açık kalacak. Sami Güner Sanat Galerisi’nde ise Canan Köse’nin resim sergisi de 3 Mart’a değin sanatseverin ilgisini bekliyor.

 -İSTANBUL-

“Yansımalar” grubu, yarın CRR Konser Salonunda sanatseverlerle buluşacak.

Neyzen Şenol Filiz ile Birol Yayla’nın kurduğu

“Yansımalar” grubu, yarın CRR Konser Salonunda sanatseverlerle buluşacak.

Kanun sanatçısı Taner Sayacıoğlu’nun konuk sanatçı olarak yer aldığı konserde, “Yansımalar”ın 20 yılı aşkın bir süreye yayılan ve artık neredeyse klasikleşmiş eserlerinin yanı sıra, albümlerinde yer almayan yeni çalışmaları ve ilk kez seslendirilecek eserleri sevenleriyle buluşacak.

Rahşan Apay ve Kamran İnce de yarın Borusan Müzik Evinde “İnce’liklere Dair” adlı bir konser verecek.Anadolu ve Balkan halk ezgilerini buluşturan Kamran İnce’nin bestelerinden oluşan programda, viyolonselsanatçısı Rahşan Apay, İnce’nin besteleri ile genç yorumcular ve dinleyenleri için yeni bir yol açacak.

Kendilerini “Karadeniz’in içinden gelenler ve içinden Karadeniz gelenler” olarak tanımlayan etnik rock grubu Marsis, yarın İstanbul Live’da bir konser verecek.

Eczacıbaşı Topluluğu çalışanlarının oluşturduğu müzik grubu Ecza Dolabı,

“BiTam Biöğrenci” projesine destek amacıyla yarın İKSV Salonu’nda konser verecek.

Farklı tarzı ve melodik yapısıyla diğer gruplardan sıyrılıp bugünün en önemli rock topluluklarından biri olanPinhani, yarın Jolly Joker sahnesinde şarkılarını sevenleriyle paylaşacak.

Ezginin Günlüğü grubuyla tanınan Hüsnü Arıkan, yarın Hayal Bistro’da düzenlenen “Solo Performans Geceleri”ne konuk olacak.

Türkiye’de şehir müziğinin önemli isimlerinden Bülent Ortaçgil, yedi yıl aradan sonra çıkardığı “Sen” albümündeki şarkıları yarın Live Haymatlos’ta seslendirecek.

-İncesaz, 40 kişilik Yaylı Çalgılar Orkestrasıyla TİM Show Center’da- 

Çok küçük yaşlarda çaldığı Beethoven 1. piyano konçertosu ile ülkesi İsveç’in Harika Çocuğu unvanını kazanan Peter Jablonski ile pek çok ülkedeki önemli konser salonlarında düzenlenen orkestra konserlerinde solist ve şef olarak katılan, resitaller veren Hakan Şensoy, 3 Mart’ta CRR Konser Salonunda bir konser verecek.

İncesaz, 40 kişilik Yaylı Çalgılar Orkestrası eşliğinde Dilek Türkan ve Bora Ebeoğlu’nun solist olarak yer alacağı, Eren Sanrı ve Berrak Yedek’in danslarıyla renklenen bir konserle yine 3 Mart’ta Türker İnanoğluMaslak Show Center’da sahne alacak.

Feridun Düzağaç, 3 Mart Cumartesi akşamı Jolly Joker’de sevenleriyle buluşacak.

-Tunuslu sanatçı Smadj ile Borusan Müzik Evinde Akdeniz müziğinde yolculuk-

Türk pop müziğinin en eski gruplarından Mavi Işıklar, 3 Mart’ta Mask Live Music Club’da sahne alacak.

Murat Bulgak ve Maya Orkestrası, yine 3 Mart’ta Hayal Bistro’da gerçekleştirecekleri “Eski Türkçe 45’likler Gecesi”nde İskender Doğan’dan Selçuk Ural’a, Tanju Okan’dan Yeliz’e, Beyaz Kelebekler’den Erol Evgin’e özlenen ve sevilen şarkıcıların eserlerini seslendirecek.

Ud sanatçısı, besteci ve aranjör olarak, İstanbul’da yaşayan Tunuslu sanatçı Jean Pierre Smadj, yine 3 Mart’ta Borusan Müzik Evinde, Natacha Atlas, Ibrahim Maalouf, Cem Yıldız, Erkan Tekci, Hogir Göregen, Gürkan Özkan ve Rustam Mahmudov ile birlikte dinleyenleri Akdeniz’i batıdan doğuya aşan bir müzik yolculuğuna çıkaracak.

Cihat Aşkın ve Tuluğ Tırpan, 3-4 Mart tarihlerinde Caddebostan Kültür Merkezinde Beethoven’ın tüm keman ve piyano sonatlarını yorumlayarak bir

“Beethoven Maraton”u gerçekleştirecek.

-Asya’nın sesleri CRR Konser Salonunda yankılanacak- 

CRR Konser Salonu, 4 Mart’ta gerçekleştirilecek “Asian Voices” konserinde soprano Saida Mamadalieva, tenor Normumin Sultanov, bas Kirill Borchaninov ve piyano sanatçısı Dilyara Akhmetshina’ya evsahipliği yapacak.

TRT Yurttan Sesler Korosu, 5 Mart’ta CRR Konser Salonunda Yücel Başmakçı şefliğinde bir konser verecek.

Sadece İsveç’in değil, Avrupa’nın en büyük rock&metal gruplarından biri olarak gösterilen Opeth, 6 Mart Salı günü Küçükçiftlik Park’ta hayranlarıyla buluşacak. Konserde, Opeth’in son albümü Heritage’dan da şarkılar yer alacak.

Nejat Yavaşoğulları, Sina Koloğlu, Sunay Özgür, Deniz Demiröz ve Gencay Kıymaz’dan oluşan Bulutsuzluk Özlemi yine 6 Mart günü Beyoğlu Hayal Kahvesinde sevenleriyle buluşacak.

-Macar ezgileri Süreyya Operasında- 

Türkiye’deki iki kadın orkestrasından biri olan “Feminİstanbul Oda Orkestrası”, 7 Mart Çarşamba günü İKÜ Akıngüç Oditoryumu ve Sanat Merkezinde,

“8 Mart Dünya Kadınlar Günü” dolayısıyla bir kadın solistle ve kadın bestecilerin eserlerinden oluşan bir repertuvarla sahne alacak.

Opus Amadeus Oda Müziği Festivalinin açılış konseri, “İki Piyanodan Tadına Doyulmaz Macar Yansımaları”, 7 Mart Çarşamba günü Kadıköy Süreyya Operasında gerçekleştirilecek.

Marta Gulyas ve Birsen Ulucan tarafından gerçekleştirilecek konserde, Franz Schubert’in Macaristan’ın renklerinden, seslerinden, kokularından esinlenerek bestelediği “Macar Stilinde Eğlencelik” ile başlı başına bir dört el piyano şöleni sunacak. Ayrıca Johannes Brahms’ın dünyaca meşhur ve çok sevilen “Macar Dansları”nın iki piyano uyarlaması, György Kurtag’ın Bach’tan “koral ve kantat uyarlamaları” ve efsanevi Franz Liszt’in birbirinden güzel eserlerinin iki piyano uyarlamaları bu konserde dinlenebilecek.

-Sahne sanatları- 

Aile yadigarı bir köşkteki düğün hazırlıkları ile başlayan “Düğün”, yarın Fevziye Mektepleri Işık Okullarında tiyatroseverlerle buluşacak. Oyun, Ahmet Ümit, Mario Levi ve Hakan Günday söyleşisi ile özel gösterim olarak sunulacak.

Uyarlaması ve yönetmenliğini Genco Erkal’ın yaptığı “Ben Bertolt Brecht” yarın Muammer Karaca Tiyatrosunda sanatseverlerle buluşacak.

“Don Kişot” yarın Büyükçekmece Belediyesi Atatürk Kültür Merkezinde sahneye konulacak.

İspanyol edebiyatının en ünlü romanlarından Don Kişot, Tiyatro Kedi için İpek Kadılar Altıner tarafındanOyunlaştırıldı. Başrolünü Haldun Dormen’in üstlendiği Don Kişot’u Hakan Altıner sahneye koydu.

Enis Fosforoğlu’nun yönetmenliğinde sahneye konulan müzikli komedi

“Şıpsevdi”, yarın Halis Kurtça Kültür Merkezinde sergilenecek. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın eseri, 1900’lerin başında toplumun değişim yaşamaya başladığı bir dönemin İstanbul’unu anlatıyor.

-Engelli gençlerin rol aldığı “Buluşma Hamlet” 3 Mart’ta- 

Beş Avrupa ülkesi arasında ortaklaşa gerçekleştirilen “Europe Now” projesi için Deniz Altun’un kaleme aldığı, Lerzan Pamir’in yönettiği “Pippa”, 3 Mart Cuma günü Akbank Sanat Tiyatrosunda seyirciye sunulacak. Oyun, İtalyan performans sanatçısı Pippa Bacca’nın talihsiz bir şekilde yarım kalan yolculuğunda, bambaşka sebeplerle Diyarbakır’dan yola çıkan Ali Rıza ile yollarının kesişmesini anlatıyor.

Mine Artu’nun yazdığı Mehtap Bayri ve Necmi Yapıcı’nın rol aldığı “Benimle Delirir misin-“, 3 Mart Cumartesi günü Kadıköy Halk Eğitim Merkezinde tiyatroseverlerin karşısına çıkacak.

Yıllardır engelli genç yeteneklerin birer Oyuncu olarak yetiştirilmesini sağlayan SATGE tarafından geliştirilen “Buluşma Hamlet”, 3 Mart Cumartesi günü Ortaköy Afife Jale Sahnesinde sergilenecek.

Dinamik akışı ve keskin anlatım diliyle sadeleşirken yoğunlaşan benzersiz bir Hamlet okuması olan Buluşma Hamlet’in çarpıcı koreografisi ve göz dolduran görselliğiyle seyircilerinde iz bırakması amaçlanıyor.

-“Tehlikeli Oyunlar” 5 Mart Pazartesi Salon İKSV’de- 

Fazıl Hayati Çorbacıoğlu’nun aynı adlı eserinden Hakan Altıner’in yazdığı ve sahneye koyduğu “Koca Sinan”, Tiyatro Kedi Black Out Sahnesinde 4 Mart Pazar günü tiyatroseverlerle buluşacak. Oyunda Orhan Kılıç Mimar Sinan’ı, Tarık Papuççuoğlu Kanuni Sultan Süleyman’ı, Nurseli İdiz Hürrem Sultan’ı canlandırıyor.

Müjdat Gezen’in yazıp yönettiği “Aptal” Oyunu, 4 Mart Pazar günü Müjdat Gezen Tiyatrosunda, aynı gün Ali Poyrazoğlu ve Nilgün Belgün’ün oynadığı “İyi Günde Kötü Günde” Ali Poyrazoğlu Sahnesinde seyredilebilecek.

Seyyar Sahne’nin Oğuz Atay’ın aynı adlı romanından sahneye uyarladığı tek kişilik Oyun “TehlikeliOyunlar”, 5 Mart Pazartesi günü Salon İKSV’de sergilenecek.

Tiyatroseverler, yazarlığını ve yönetmenliğini Özen Yula’nın, müziklerini Jehan Barbur ve Cenk Erdoğan’ın yaptığı “Şems!..Unutma!..” Oyununu, 5 Mart Pazartesi günü Caddebostan Kültür Merkezinde izleyebilecek. Mevlana’nın ruh ikizi Şems’in cinayetine odaklanan Oyun, sırların, kutsallığın, ailenin, aşkın sorgulandığı ve bugüne dair çok şey söyleyen bir hikaye.

-Çocuklar için…- 

Kökeni 1800’lü yılların başına kadar uzanan Paris Sirki, yarın, 3 ve 4 Mart tarihleri arasında Beylikdüzü Festival Alanında izleyenlerle buluşacak.

Müzikal çocuk Oyunları “Sinbad ve Adalar Prensesi”, 3 Mart Cumartesi günü TİM Fettah Aytaç Salonunda, Tiyatro Mie tarafından sahneye konulan “Fareli Köyün Kavalcısı” ise 4 Mart Pazar günü Bahçeşehir Kültür Sanat Merkezinde sergilenecek.

-Sergiler- 

Mehmet Pesen’in 1944’ten bugüne kadar ortaya koyduğu yaklaşık 200 eseri, retrospektif bir sergiyle yarın İş Sanat Kibele Sanat Galerisinde sanatseverler ile buluşacak. 14 Nisan’a kadar sürecek sergide, Pesen’in nakış, yarı soyut, figüratif ve çağdaş minyatür dönemi eserleri yer alıyor.

Yerebatan Sarnıcı’nda 3 Mart-6 Nisan tarihleri arasında Lagün Canavarı sergilenecek. Lagün Canavarı adlı eser, Alberto Toso Fei’nin kıtabında yer alan bir efsaneden ilham alınarak hazırlandı. Eser ilk olarak, 2011’in Şubat ayında Venedik, Cavallino Triporti’deki bir tarım işletmesinde, 1.700 davetlinin huzurunda 12 saatliğine gerçekleştirilen bir etkinlikle sunuldu.

Apeiron Artplus Galeri, Museum of the Americas işbirliğiyle organize ettikleri “4 Uluslararası Sanatçıİstanbul’da” sergisiyle bu ay süresince 3 farklı ülkeden gelen 4 sanatçıyı ağırlayacak.7 Mart Çarşamba günü başlayıp, 27 Mart’a kadar sürecek sergide, İspanya’dan Alberto Apellaniz ile Jose Angel Palao, Uruguay’dan Lara Campliglia Monzon ve Almanya’dan Erica Fromme’un eserleri yer alıyor.

ALAN İstanbul, “Güzel Ama Yalnız Kadınlar” karma sergisiyle, “8 Mart Dünya Kadınlar Günü”nden bir gün önce, kadın ve kadınlık algısı üzerine yerleşik tarihsel sorguları, sanatçıların perspektifinden öznel vurguyla birleştiriyor ve izleyicisini kültürel kodlamaların ötesinde içsel bir yüzleşmeye davet ediyor. 7 Mart Çarşamba başlayacak sergi, 1 Nisan’a kadar gezilebilecek.

5. Fotogen Gösteri Günleri Akbank Sanat’ta!

FOTOGEN Fotoğraf Sanatı Derneği tarafından bu yıl beşincisi düzenlenen ‘FOTOGEN Gösteri Günleri’, 6-9 Mart 2012 tarihleri arasında Akbank Sanat’ta sanatseverlerle buluşuyor.

14 fotoğraf sanatçısının eserlerinin yer aldığıetkinlik, 6 Mart 2012, Salı akşamı saat 19:00’da başlayacak. Gündüz saat: 16.00 ve akşamsaat:19.00 olmak üzere iki ayrı seansta gerçekleştirilecek etkinlikte; flamenkodan caza; makro doğa fotoğraflarından dağ manzaralarına kadar değişik konuların işlenecek. Etkinlikte ayrıca; FOTOGEN üyelerinden Cengiz Karlıova’nın 40. sanat yılı nedeniyle hazırladığı “Fotoğrafın Peşinde 40 Yıl” gösterisi de ilk kez izleyicilerle buluşacak.

5. FOTOGEN Gösteri Günleri kapsamında hergün farklı konu ve konuşmacılar kısa söyleşiler ve sürpriz etkinliklerle Akbank Sanat’ta olacak.

5. FOTOGEN Gösteri Günleri Programı:

6 Mart 2012, Salı saat: 19.00

7 Mart 2012, Çarşamba saat: 16.00

Atilla Tanyeli                           “Günden Geceye Yolculuk”

Tülin Dizdaroğlu                     “Kadıköy’de Akşam”

Selçuk Özdil                           “Yeni Moda Eczanesi”

Ahmet Kuzik                           “Kıyıdan Fotoğraflar”

İbrahim Göksungur                 “Cazistanbul”

7 Mart 2012, Çarşamba saat: 19.00

8 Mart 2012, Perşembe saat: 16.00

Salih Zeki İlban                     “Çağdaş İstanbul”

Sevdiye Kurucu                     “Flamenko”

Galip Dülger                          “Bütün Çiçekler Güzeldir”

Sera Mübeccel Gültürk         “Boyar Madde ve Parfüm İçermez”

Cengiz Karlıova                    “Fotoğrafın Peşinde 40 Yıl”

8 Mart 2012, Perşembe saat: 19.00

9 Mart 2012,Cuma saat: 16.00

Cengiz Sakarya                     “Hayda Bre Pehlivan”

Sema Kösoğlu Karlıova         “Yağmurun İzinde”

Yusuf Darıyerli                       “Yular”

Ersin Alok                               “Dağ ve Sanat”

Etkinlik Ücretsizdir.

-ANTALYA-

Antalya Devlet Opera ve Balesi (ANTDOB), Kurtuluş Savaşı ve üç kadın hikayesinin anlatıldığı Kahraman Türk Kadınları Oratoryosu’nu seslendirecek.

Antalya Devlet Opera ve Balesi (ANTDOB), Kurtuluş Savaşı ve üç kadın hikayesinin anlatıldığı Kahraman Türk Kadınları Oratoryosu’nu seslendirecek.

Sabri Tuluğ Tırpan tarafından yazılan eser, 5 Martta Haşim İşcan Kültür Merkezi’ndeki opera sahnesinde izleyiciyle buluşacak.

Şef Hakan Kalkan’ın yöneteceği ANTDOB orkestrası, korosu ve solistlerinin sahne alacağı konser, izleyicilere unutulmaz bir gece yaşatacak.

Eserde hikayesi anlatılan üç kadını soprano Nurdan Küçükekmekçi Aydın, soprano Zişan Damcıoğlu ve mezzo soprano Ebru Kaptan seslendiriyor. Eserin anlatıcısı Semiha Derya Karadeniz.

ANTDOB, Victor Hugo’nun aynı adlı romanından uyarlanan Notre Dame’ın Kamburu balesini bugün ve 3 Martta sanatseverlerle buluşturacak.

Haşim İşcan Kültür Merkezi’nde sahnelenecek eserin koreografi ve librettosu Ankara Devlet Opera ve Balesi Başkoreografı Armağan Davran ile Başöğretmeni Volkan Ersoy imzasını taşıyor.

Eserin müzikleri, Cesare Pugni’nin müziğini yeniden düzenleyen ve kendi bestelerini ekleyen Bujor Hoinic, dekor tasarımı Adnan Öngün, kostüm tasarımı Çimen Somuncuoğlu imzasını taşıyor.

Esmeralda ile gizlice buluştuğu odada ölü bulunan yüzbaşının cansız bedeninin sorumlusu olarak Esmeralda’nın polis memurları tarafından götürülmesiyle başlayan eserde olaylar bir şekilde gelişir ve Esmeralda’nın öldürülmesine hükmedilir. Halk, güzeller güzeli çingenenin öldürülmesini istemez. Asılması için meydana getirilen Esmeralda artık tüm ümidini yitirmiştir. Rahip ne yapacağını bilememektedir. Aşıklar birbirlerine başka dünyada kavuşacaklardır. Quasimodo olanlara seyirci kalmayacaktır.

ANTDOB oyuncuları yarın “Haydi Çocuklar Operaya” etkinliğiyle minik sanatseverlerle buluşacak. Çocuklarda opera bilincinin geliştirilmesini hedefleyen etkinlik, eğitici özelliği de sahip. Operaya gelen çocuklar, sahnelenecek eserin dekorunu görme ve opera hakkında bilgi alma fırsatı bulacak, daha sonra şovu seyredecek.

Eserler, Haşim İşcan Kültür Merkezi’nde izlenebilecek.

-ADT- 

Antalya Devlet Tiyatrosu (ADT) oyuncuları bugün, yarın, 3 ve 7 Martta Aziz Nesin’in “Toros Canavarı” adlı eserini sahneleyecek.

Nuri Sayaner isimli mülayim bir memur emeklisi ailesiyle monoton bir hayat sürmektedir. Aile bir taraftan geçim sıkıntısıyla diğer taraftan onları apartmandan atmak isteyen ev sahibiyle uğraşmaktadır. Tahliye davasını kazanan Sayaner ailesinin sevinci çok uzun sürmez.

Ev sahibi, alt ve üst katlara yerleştirdiği adamlarla ve çevirdiği türlü oyunlarla apartmanı zindana çevirir. Nuri Bey, ailesinin ısrarları sonucu karakola gidip şikayetçi olmak zorunda kalır. Yıllardır aranmakta olan “Toros Canavarı” adıyla nam yapmış seri katil yerine emekli memur Nuri Bey polisler tarafından yakalanır. Nuri Sayaner’in karakola adımını attığı o geceden sonra herkesin kaderi değişecektir.

ADT oyuncuları, 6 Martta “Pinokyo” adlı çocuk oyunuyla tiyatroseverlerin karşısında olacak. Carlo Collodi’nin yazdığı, Brian Way’in tiyatroya uyarladığı eserin yönetmeni Ahmet Avkıran. Eserin dekor ve kostümleri Özlem Karabay’a, müzikleri İhsan Kılavuz’a, ışık tasarımı Namık Gürsoy’a ait.

Eserler, Haşim İşcan Kültür Merkezi’nde izleyiciyle buluşacak.

-ABT- 

Antalya Büyükşehir Belediye Tiyatrosu (ABT) bugün “Tersine Dünya” adlı eseri sahneleyecek.

Mustafa Gültekin tarafından sahneye uyarlanan, Orhan Kemal’in “Tersine Dünya” adlı eserinin yönetmenliğini Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçısı Murat Çidamlı yaptı.

Oyunun müzikleri Tolga Cebi, koreografisi Binnaz Dorkip, dekoru Cenap Aydınoğlu, kostümleri Gizem Karasu, ışığı Özgür Dokuyucu’ya ait. ABT oyuncularının tamamına yakınının yer aldığı eserde, kadın ve erkek rollerinin yer değiştirdiği hayali bir dünya seyirciye sunuluyor. Erkeklerin evlerde oturup çocuk baktığı, çamaşır ve bulaşıkla uğraştığı, kadınların ise bitirim olup serserilik yaptığı “Tersine Dünya”da toplumsal yapıdaki çarpıklıklar mizahi dille gözler önüne seriliyor.

Eser 5 Martta da Dünya Kadınlar Günü için Yeni Mahalle Kültür Merkezi’nde gösterilecek.

ABT, yarın, Turgut Özakman’ın yazdığı “Fehim Paşa Konağı” adlı oyunu sahneleyecek. Abdülhamit döneminde yaşanan istibdat döneminin güçlü paşalarından Fehim Paşa’nın yanına aldığı Yusuf adlı genç, Fehim Paşa’nın kızına aşık olur. Bütün mahallelinin de ortak olduğu olayda mahalle sakinleri kızı paşadan ister. Ancak Fehim Paşa kızı vermediği gibi adam tutarak Yusuf’u öldürtmeye kalkışır.

Topluluk, 3 Martta “Üç Kafadar Hırsız Kuklacı Olursa” alı eseri sahneleyecek.

Oyunda, üç kişinin hırsızlık yapmak için girdikleri evde buldukları kuklalar, kostümler ve eşyalarla eğlenirken hayatlarında yaşadıkları değişiklikler konu ediliyor.

ABT oyuncuları, aynı günün akşamında “Vatan Kurtaran Şaban” adlı eser için sahneye çıkacak. Haldun Taner’in yazdığı “Vatan Kurtaran Şaban” adlı kabarede, Tapu Kadastro Müdürlüğü’nden Kültür Sanat Müsteşarlığı’na atanan Şaban’ın bu alanda yaptığı komik ve çarpık uygulamalar hicvedilerek anlatılıyor. Ülkedeki kültür ve sanat anlayışına eleştirel bir yaklaşımın da konu edildiği oyunda kalabalık bir kadro rol alıyor.

-KBT- 

Kepez Belediyesi Tiyatrosu (KBT), Cevat Fehmi Başkut’un yazdığı, Abdullah Sürekli’nin yönettiği iki perdelik “Hacıyatmaz” oyunuyla yarın ve 3 Martta sanatseverlerle buluşacak.

KBT, Tülin Tümtürk Yılmaz’ın yazdığı ve yönettiği tek perdelik çocuk oyunu

“Ağaç Ev”i de yarın sahneleyecek.

Eserler, Erdem Bayazıt Kültür Merkezi’nde izleyiciyle buluşacak.

-Konser ve sergi- 

Antalya Devlet Senfoni Orkestrası “Erkin ve Beethoven” konseriyle yarın sanatseverlerle buluşacak. Kemanda Özcan Ulucan solist olarak sahne alacak.

Ressam Rabia Çalışkan, Antalya Büyükşehir Belediyesinin desteğiyle Yenimahalle Kültür Merkezi’nde sergi açacak. “Yenimahalle’den Yenimahalle’ye Ankara-Antalya” adlı resim sergisi, bugün Yenimahalle Kültür Merkezi’nde açılacak. Sergide, Rabia Çalışkan, zaman olgusunu kendine has uslübuyla resmettiği eserlerini sergileyecek. Sergi, 15 Marta kadar açık kalacak.

Letafet Sarıbaş’ın “Duygusal Damlalar” ebru sergisi, yarın Erdem Bayazıt Kültür Merkezi’nde açılacak. Sergi, 15 Marta kadar gezilebilecek.

-DİYARBAKIR-

Diyarbakır Devlet Tiyatrosu (DDT), “Titanik Orkestrası” ile “Oz Büyücüsü” Oyunlarını seyircisiyle buluşturmaya devam ediyor.

Diyarbakır Devlet Tiyatrosu (DDT), “Titanik Orkestrası” ile “Oz Büyücüsü” Oyunlarını seyircisiylebuluşturmaya devam ediyor.

Hristo Boyçev’in yazdığı, Zurap Sıkharulıdze’nin yönettiği, çevirisini Hüseyin Mevsim’in yaptığı “Titanik Orkestrası”nda yaşamın kıyısında kalmış insanların her şeye rağmen bekleyişleri anlatılıyor.

Ali Çelik, Uğur Çınar, Ozan Hafızoğlu, Pelin Tozkoparan ve Fatih Yurdakul’un rol aldığı, Oyunun dekoru ve giysi tasarımı Esra Selah’a, ışık tasarımı ise Suat Uçar’a ait.

Oyun bugün ve yarın saat 20.00’da, Cumartesi ise saat 15.00 ve 20.00’da, Cahit Sıtkı Tarancı KültürSanat Merkezi Orhan Asena Sahnesi’nde izlenime sunulacak.

DDT, pazar günü ise küçük seyirciler için saat 11.00’de “Oz Büyücüsü”nü sahneleyecek.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu da, Sophokles’in en önemli yapıtlarından, Celal Mordeniz’in yönettiği “Antigone”yi sahneleyecek.

Oyun, Kürtçe olarak yarın ve Cumartesi günü Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu’nda seyirciylebuluşacak.

-MARDİN- 

Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi Dilek Sabancı Sanat Galerisi’nde açılan, küratörlüğünü fotoğraf tarihçisi Engin Özendes’in üstlendiği “Seyreyle Ara Güler Mardin’de” sergisi devam ediyor.

Usta fotoğrafçı Ara Güler’in fotoğraflarının yer aldığı sergi “Tanımak ve Anlamak” ile “Yüz Yüze” başlıklı iki bölümden oluşuyor. 114 eserin bulunduğu sergi, bir yıl süreyle açık kalacak.

 

 -ANKARA-

Clint Eastwood’un kamera arkasına geçtiği “J.Edgar” adlı yapım yarın seyirciyle buluşacak

20. yüzyılın en çok tartışılan tartışmalı ve en güçlüportrelerinden J. Edgar Hoover’ın hayat hikayesinden beyazperdeye uyarlanan filmde ünlü FBI başkanının gençliğinden başlayarak Amerikan Adalet Bakanlığı’ndaki yükselişi ve neredeyse 50 yıl boyuncaFederal Büro üzerindeki etkisi beyazperdeye taşınıyor. Hoover’ı Leonardo Dicaprio’nun canlandırdığı filmde, ünlü aktöre Naomi Watts, Armie Hammer, Josh Lucas, Judi Dench ve Josh Hamilton eşlik ediyor.

Tolga Çevik, Köksal Engür ile Toprak Sergen’in başrolünü paylaştığı “Sen Kimsin” gösterime girecek. Ozan Açıktan’ın yönettiği film, Dedektif Tekin ve trafik polisliğinden emekli İsmail’in kayıp bir kız vakasının peşine düşerken bu maceranın başlarına beklenmedik işler açmasını konu alıyor.

Reese Witherspoon’un son filmi “İyi Olan Kazansın”, haftanın üçüncü yeni yapımı. Yönetmenliğini McG’nin üstlendiği film, hem çok iyi iki dost hem de CIA’in üst düzey yetenekli ajanları olan ikilinin birbirinden habersiz aynı kadına aşık olmalarını ve büyük bir rekabet içine girmelerini anlatıyor.

Sinemalardan 

Metropol: “Fetih 1453”, “Hayalet Sürücü 2: İntikam Ateşi”, “Sen Kimsin”, “İyi Olan Kazansın”, Berlin Kaplanı”.

Optimum: “Fetih 1453”, “İyi Olan Kazansın”, “Berlin Kaplanı”, “Sen Kimsin”.

Kızılay Büyülü Fener: “Fetih 1453”, “Berlin Kaplanı”, “Sen Kimsin”,

“Artist”, “Benden Sana Kalan”, “J.Edgar”, “İyi Olan Kazansın”, “Hayat Sürücü”, “Kevin H)Hakkında Konuşmalıyız”.

Bahçelievler Büyülü Fener: “Sen Kimsin”, “Berlin Kaplanı”, “Fetih 1453”, “İyi Olan Kazansın”, “Artist”, “Fetih 1453”.

-ESKİŞEHİR-

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında, “Keşanlı Ali Destanı”, “Palto”, “Önce Bir Boşluk Oldu Kalp Gidince Ama Şimdi İyi”, “Her Şeye Rağmen” ve “Açık Aile” oyunları sahnelenecek.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında, “Keşanlı Ali Destanı”, “Palto”, “Önce Bir Boşluk Oldu Kalp Gidince Ama Şimdi İyi”, “Her Şeye Rağmen” ve “Açık Aile” oyunları sahnelenecek.

Haldun Taner’in ölümsüz tiyatro eseri “Keşanlı Ali Destanı” oyununun yönetmenliğini Kazım Akşar üstleniyor. Mert Kırlak, Gonca Yakut, Burcu Tutkun Oruç, Berkay Akın, Özgür Onan, Mete Ayhan, Tolga Tümer ve Mustafa Kılıkçı’nın rol aldığı oyun, 3 Martta saat 20.00’de, 4 Martta ise 18.00’de Sanat ve Kültür Sarayında sahnelenecek.

Nikolay Gogol’un yazdığı, Cemal Süreyya’nın çevirdiği, Erdal Küçükkömürcü’nün yönettiği “Palto” adlı oyunda, şehir tiyatrosu sanatçılarından Özlem Akdoğan, Basri Albayrak, Ali Eyidoğan, Emir İzci, Hakkı Kuş, Burcu Tutkun Oruç ve Serkan Sezgin rol alıyor. Oyun, Tepebaşı Sahnesinde, yarın saat 20.00’de sanatseverlerle buluşacak.

Valerie Petrof’un yazdığı “Her Şeye Rağmen” adlı çocuk oyununda Şehir Tiyatrosu sanatçıları Çiğdem Altuğ, Ercüment Yılmaz, Ezgi Çoşkun ve Zuhal Lale rol alıyor. Oyun, 8 Martta saat 14.00’de Çağdaş Cam Sanatları Müzesi Çocuk Sahnesinde izleyiciyle buluşacak.

İtalyan yazar Dario Fo’nun yazdığı, çevirisini Füsun Demirel’in yaptığı

“Açık Aile” adlı oyunu Tolga Tümer yönetiyor. Özlem Boyacı ve Korel Cezayirli’nin rol aldığı oyunda, kadın ve erkek ilişkileri farklı bir bakış açısıyla anlatılıyor. Oyun, Sultandere Sahnesinde yarın saat 20.00’de sahnelenecek.

Mutlu bir yaşam umuduyla İstanbul’a gelen Ukraynalı Dijana’nın insan tacirlerinin eline düşmesini ele alan ve zorla fuhuşa zorlanan kadınların dramının yansıtıldığı “Önce Bir Boşluk Oldu Kalp Gidince Ama Şimdi İyi” adlı oyun ise 7-8 Martta Tepebaşı Sahnesinde sanatseverlerle buluşacak.

 -SAMSUN-

Samsun Devlet Opera ve Balesi bu hafta, “Zorba” isimli baleyi izleyicinin beğenisinesunacak, Samsun Devlet Tiyatrosu’nda ise”Bu da Benim Karım” adlı Oyunsahnelenecek.”Zorba” isimli baleyi seyircinin beğenisine sunacak.

Samsun Devlet Opera ve Balesi bu hafta, “Zorba” isimli baleyi izleyicinin beğenisine sunacak, SamsunDevlet Tiyatrosu’nda ise”Bu da Benim Karım” adlı Oyun sahnelenecek.

Samsun Devlet Opera ve Balesi, 3 Mart Cumartesi ve 5 Mart Pazartesi günü,

“Zorba” isimli baleyi seyircinin beğenisine sunacak.

Girit’te küçük bir Yunan kasabasında yaşayan Zorba, kasabaya yerleşmek için Amerika’dan gelen John ve ona aşık olan Marina ile Zorba’yı seven Monolies’in hikayesinin anlatıldığı eserin müziklerini Mıkıs Theodorakıs, librettosu ve koreografisini Lorca Massine, orkestra şefliğini Tolga Taviş ve OğuzhanKavruk yaptı, Anna Krzyskow sahneye koydu.

Turne Sahnesi olarak hizmet veren Samsun Devlet Tiyatrosu’nda ise, Bursa Devlet Tiyatrosu’nca hazırlanan “Bu da Benim Karım” adlı Oyun seyirciyle buluşturulacak.

Sandberg ve Fırner’in yazdığı, Bora Özkula’nın sahneye koyduğu “Bu da Benim Karım” herkesin, “Bu benim karıma ya da benim kocama çok benziyor” diyebileceği kişilerle karşılaşabileceği bir Oyun.

Samsun Gazi Sahnesi’nde yarın saat 20.00’da Samsun Seyir Tiyatrosu’nca hazırlanan “Vay Başımıza Gelenler” adlı Oyun seyirciyle buluşturulmaya devam edecek. Günlük hayatımızdaki ilginç olayların komik bir dille anlatıldığı ve Öner Yıldırım’ın sahneye koyduğu Oyunun müziklerini Sertaç Batkın yaptı.

Samsun Söz Sanat Merkezi de, 5 Mart Pazartesi ve 7 Mart Çarşamba günü saat 20.00’da, “Geç Kalanlar” adlı Oyunu tekrar sahneleyecek.

Evlilik içinde yapılan hatalar, zamanla çiftlerin birbirine yabancılaşması ve modern dünyada kadın erkek ilişkilerinin karşılıklı özensizlik yüzünden bitmesinin anlatıldığı Oyunu, Pervin Ünalp yazdı, Suat Özgültekin sahneye koydu.

-ORDU- 

Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu (OBKT), yarın akşam ve 6 Mart Salı günü 20.00’da “Eşeğin Gölgesi” isimli Oyunu yeniden seyircinin beğenisine sunacak.

Haldun Taner’in yazdığı ve Murat Demirbaş’ın sahneye koyduğu Oyun, Abdaliya adlı hayali bir ülkenin, Şabaniye kasabasında geçer. Şehirdeki panayıra çalışmak için gitmek isteyen berber Şaban, Merzifon1235 model bir eşek kiralar. Yolculuk sırasında aşırı sıcaktan bunalan Şaban, biraz dinlenmek için durur ve eşeğin gölgesine oturur. Eşek sahibi Mestan “Ben sana eşeği kiraladım, gölgesini değil” diyerek gölge kirası ister. Tartışırlar, tartışma mahkemeye intikal eder. İş basit bir kira davasından çıkarak farklı bir boyut kazanır.

-ÇORUM- 

Turne sahnesi olarak hizmet veren Çorum Devlet Tiyatrosu’nda, yarın 20.00’da ve 3 Mart Cumartesi günü 14.00 ile 20.00 saatlerinde Ankara Devlet Tiyatrosu’nca hazırlanan “Dönülmez Akşamın Ufkundayız” adlıOyun sahnelenecek. Nazlı Nihan Şenol’un yazdığı, Meral Üner’in sahneye koyduğu Oyunda, aile bağlarının kutsallığı işleniyor.

 

Şunun için etiket arşivi: insanlar

Sonuç Bulunamadı

Üzgünüz, hiç bir gönderi kriterinizle eşleşmedi