Şunun için etiket arşivi: film festivali

Yeni filmiyle yine korkuların üzerine giden Weingartner, kapitalizmden şikâyetçi. “Kapitalizm insanın ruhunu elinden alıyor. Bu sistemin içinde yaşamak zorunda değiliz. Kendimizi ondan soyutlayabiliriz” diyor.

edukators - eğitmenler filmi

“Eğitmenler” filmi ile “bazı insanların asla değişmeyeceğini” yüzümüze vuran yönetmen Hans Weingartner İstanbul Film Festivali’ne son filmi “Ormandaki Kulübe” ile konuk oldu.

Weingartner, Zenginlerin evine girip eşyaları ve sistemi altüst eden bir grubu izlediğimiz 2004 yapımı “Eğitmenlerin yarattığı dünya çapındaki etkisinden söz ederek başlıyor konuşmaya. Orjinal adı “Bolluk Günleriniz Sona Erecek olan filmin ardından Arjantin’de, Zürih’te, Kolombiya’da, Hamburg’ta filmdekine benzer türlü eylemler yapılmış. “Hamburg’un elit lokantalarından birinde birkaç kişi filmdeki eylemi yaptılar. Giydikleri tişörtlerde de filmin adı yazıyordu. Bir de bir bankaya dalıp yere “Bolluk Günleriniz Sona Erecek yazanlar olmuştu. Bir filmin sadece izleyenleri eğlendirmekten öte gerçekliğe erişip etkileyip değiştirdiğini görmek muhteşem bir şey. Filminiz ekrandan çıkıp realiteye geçiyor.

Weingartner’ın senaryosunu Almanya’da yaşayan bir Azeri olan Cüneyt Kaya ile birlikte yazdığı yeni filmi ise dostluk ve yine özgürlük üzerine bir film. Doğayla uyum içinde yaşamak, antidepresanlara ihitiyaç olmadığı bir dünya yaratmak üzerine kurulu. Şehir insanının kendi yarattığı korkuları da hedef alan film, “Eğitmenlerdeki “Bazı İnsanlar Asla Değişmez söylemi gibi “Korku Gereksizdir” üzerinden kuruyor yeni cümlesini.

“Ergenliğin de getirdiği heyecanla korkuların karşısında durabilmekten yola çıkan “Eğitmenler”e karşılık “Ormandaki Kulübe”de aslında bu korkunun gerekli olmadığı üzerine bir yaklaşım var. Bu sistemin içinde yaşamak zorunda değiliz. Kendimizi ondan soyutlayabiliriz. Karakter, bu dünyaya ait olmak istemediği için bir nevi kendi dünyasını yaratıp sistemden kaçmak, uzaklaşmak istiyor. Kapitalizmin insanların ruhlarını elinden aldığı üzerine tema edindik diyor Weingartner.

Ruhsal bozukluğu olan bir adam ve bir çocuğun kurdukları dostluğa odaklanan “Ormandaki Kulübe” insanın yaşayabileceği en iyi dünyayı yine kendisinin yaratabileceğini söylüyor. Hastaneden çıkan ve dünyaya yeniden ayak uydurmaya çalışan Martin’in göçmen çocuk Victor ile tanışması, ormanda yaptıkları kulübede, yaşamak istediği hayata başlaması…

ormandaki klübe

Aynı zamanda nörolog olan Weingartner, “Almanya’da antidepresanlar reçetelere 2010’da 2001’e göre tam iki kat fazla yazılmış. Eminim diğer ülkelerde de artış gösteriyordur. İnsanlar çok daha fazla stres altında oldukları için bu ilaçları tüketiyorlar. Ve bu da aslında yine kapitalizmin bir getirisi. Bu filmin de ‘Eğitmenler’ gibi insanların üzerinde etki bırakmasını isterim elbette. Ama çevremize bir bakalım, Türkiye’ye bakalım. Hâlâ sosyal hareketin ve onun bir gücünün olduğunu düşünüyor musunuz?” diyerek de bu sisteme dair umutsuzluğunu vurguluyor.

Kaynak : Cumhuriyet.com.tr

Film maratonu başladı

 200’den fazla filmin gösterileceği 31. Uluslararası İstanbul Film Festivali, dün akşam düzenlenen törenle başladı. Törende, Sevin Okyay, Ali Özgentürk, Ayşen Gruda, Halit Akçatepe ve Terence Davies’e Sinema Onur Ödülü verildi

31-istanbul-film-festivali-basladi

İstanbul’un muhtelif yerlerinde afişler göreceksiniz: Bir film bileti fotoğrafının yanında ‘Değeri Büyük’ yazısı var afişlerde. Bahsedilen değer, İstanbul Film Festivali’nin 30 yılda oluşturduğu bir sinema kültürü aslında. Bu kültür, her geçen yıl daha bir kök salarak, kapsamını genişleterek devam ediyor. İKSV’nin düzenlediği 31. Uluslararası İstanbul Film Festivali dün Lütfi Kırdar’da düzenlenen törenle başladı. Festivalin şimdilerde kapalı olan ana sineması Emek’in hatırlatılmasıyla başladı tören. Sunucu Memet Ali Alabora’nın “Emek Sineması’nın olduğu yerde, ‘moving’ yapılmadan korunması hepimizin en büyük temennisi” demesiyle salonda alkış kıyamet koptu. Törende, festivaldeki bölümler ve filmlerin tanıtılmasının ardından geçen yıl kaybedilen sinemacılar da anıldı. Oscar töreninde anılmayan dünya sinemasının büyük ustası Theo Angelopoulos, Lütfi Akad, Yusuf Kurçenli gibi sinemacılar tek tek hatırlatıldı. Hüseyin Baş ile Paşa Gündoğdu’nun yeni vefat ettiğini de bu esnada öğrendik. 

SİNEMA YAZARLARINA ÖVGÜ 
Bu haberlerin ardından Sinema Onur Ödülleri’nin takdim edilmesine geçildi. İlk ödül, Türkiye’nin ilk kadın sinema yazarı Sevin Okyay’a verildi. Ödülü veren yazar Murathan Mungan, “Sinema yazarları sinemanın görünmez, saklı kahramanlarıdır. Seyrettiğimiz filmleri görmemizi, algılamamızı sağlarlar” diyerek Okyay nezdinde tüm sinema yazarlarını onurlandırdı. İkinci ödül ise Müjdat Gezen elinden yönetmen Ali Özgentürk’e verildi. Ali Özgentürk’ün duygu dolu, manalı ve uyarıcı konuşması salondan alkış aldı. “Bu festival kurtarılmış bir adadır” diyen Özgentürk, bu tür adaların Türkiye’de çoğalması temennisinde bulundu. Türk sinemasının iki unutulmaz oyuncusu Halit Akçatepe ve Ayşen Gruda Sinema Onur Ödülleri’ni birçok filmde beraber rol aldıkları Tarık Akan’ın elinden aldı. Ayşen Gruda, “Oyuncu olmak istemedim, okumak istedim. Babam öldü. Çalışmak zorundaydım. O sırada ablam, ‘bir oyunda hizmetçi kız rolü var. Oynar mısın?’ dedi. O gün bugündür oynuyorum. Bu işin okulunu okumadım ama işi ustalarından öğrendim” diyerek mutluluğunu seyircilerle paylaştı. Bu yılın Onur Konuğu ise ünlü yönetmen Terence Davies’di. Ödül almak için sahneye çıkan Davies, İstanbul’a gelen pek çok yabancı sanatçı gibi şehre iltifatlar yağdırdı ve ödül için teşekkür etti. Terence Davies’in konuşmasında “Bizans’a geldim” demesi salonda espri konusu oldu: ‘Hazır Fetih 1453 filmi vizyondayken, Davies filmi izleyese ya…’ esprisi küçük çaplı gülüşmelere neden oldu. Festivalin açılış törenin ardından söz sırası şimdi sinemaseverlerde. Onlar, 15 günlük maratonun elden geldiğince tadını çıkaracak. Festivalin kalbin yine Beyoğlu’nda atacak. Beyoğlu’nda filmler, Atlas, Fitaş, Beyoğlu sinemaları ve Pera Müzesi’nde gösteriliyor. Nişantaşı’nda ise CityLife (City’s) sinemasında festival filmleri izlenebilir. Anadolu Yakası’nda festivalcilerin tek adresi Kadıköy Rexx Sineması.

FESTİVALİN İLK GÜNÜNDE NE İZLEMELİ
Festival ilk günden yoğun bir programla başlıyor. Komedi arayanlar için 11.00 seansında Norveçli yönetmen Ole Endresen’in Körling Kralı filmi var. 13.30’da ise dün akşam festivalde Sinema Onur Ödülü alan yönetmen Terence Davis’in Aşkın Karanlık Yüzü filminin gösterileceğini hatırlatalım. 16.00’da Slava Ross’un yönettiği Sibirya, Monamur filmi izlenebilir. Film, Sibirya’daki ıssız buz çölü Monamur’da yaşayan yaşlı bir adam ve torununun evlerine iki eşkıya baskın yaptıktan sonra yaşananları anlatıyor. 19.00’da Kadıköy Rexx Sineması’nda Malgowska Szumowska’nın yönettiği Juliette Binoche’un başrolünde oynadığı Kadınlar tavsiye edilir. 2011 Venedik Altın Aslan ödüllü Alexander Sokurov’un Goethe’nin klasik romanından uyarladığı Faust Atlas Sineması’nda 21.30’da gösterilecek. 24 Ocak’ta vefat eden usta yönetmen Theo Angelopoulos ‘un başyapıtlarından Kumpanya, 21.30’da Fitaş’ta olacak. Nişantaşı City’s sinemasında ise 21.30’da emekliliklerini Hindistan’da geçirmeye karar veren bir grup İngiliz’in maceralarını anlatan Marigold Oteli‘nde filmi var.

EMEK’TE BAKAN’IN RİCASI DİKKATE ALINMAMIŞ!
Bir festival daha Emek’siz başlıyor. Bunun için sinemaseverlerin bir burukluk yaşadığını belirtelim. Peki Emek Sineması’nda son durum nedir? Dün Emek Sineması’yla ilgili Kamer İnşaat, SİYAD üyesi sinema yazarlarına yönelik bir bilgilendirme toplantısı düzenledi. SİYAD Yönetim Kurulu bu toplantıya katılmayacaklarını ilan etmişti, üyeler de toplantıya katılmadı. Toplantıda da gazeteciler ve Emeksever vardı. Hararetli geçen toplantı da Kamer İnşaat’ın sahibi Levent Eyüpoğlu, Emek Sineması ile ilgili bilgi verdi. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın SABAH’a yaptığı “Mümkün olduğu kadarıyla tartışmaları azaltacak, Emek’i özgün dokusuyla ortaya çıkaracak olan bazı yeni gayretlerde bulunmalarını rica ettim arkadaşlardan. (Kamer İnşaat yetkilileri)” açıklamadan dolayı Levent Eyüboğlu’na bu teklife karşı yaklaşımlarını sorduk. Eyüboğlu “Projede bir değişiklik yapmak çok zor. Yasa ve hukuksal prosedürler nedeniyle mümkün gözükmüyor” dedi. Ama birtakım yeni gelişmeler de sözkonusu. Mesela Emek Sineması ile aynı katta bir tiyatro binasının da yapılması plana dahil edilmiş. Ayrıca yeni yapılacak yapı dördüncü katına taşınacak. Emek Sineması’nın kontrolünü üstlenecek bir vakfın kurulması da yeni planlar dahilinde. Lakin bütün bunlara rağmen Kamer İnşaat’ten Levent Eyüboğlu, Emek Sineması’nın taşınarak korunması yönündeki ısrarından vazgeçmiyor. Bunun, Emek Sineması’nın yıllarca kendi kendini var etmesi yönündeki en doğru yol olduğu düşünüyor. Bu konuda ise kamuoyu ikna edilmiş değil. Emek’in yerinde korunarak da varlığını sürdürmesi mümkün olduğu biliniyor.

OLKAN ÖZYURT

http://www.sabah.com.tr

31. İstanbul Film Festivali için geri sayım da son 3 gün

31. İstanbul Film Festivali

31. İstanbul Film Festivali, 31 Mart’ta Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenecek törenle başlayacak. Sinemaseverler, 16 gün boyunca 23 bölümde 7 sinemada 200’ün üzerinde filmi görme imkanına sahip olacak.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Akbank sponsorluğunda düzenlenen 31. İstanbul Film Festivali için geri sayım başladı. Festival, 31 Mart–15 Nisan tarihlerinde yapılacak.

İstanbul Film Festivali, sinemaseverlere 23 bölümde 200’ün üzerinde filmden oluşan programının yanı sıra ünlü konuklar, usta sinemacıların katılacağı söyleşi ve atölye çalışmaları, sinema dersleri, ustalık sınıfları ve konserlerle dolu dolu iki hafta vaat ediyor.

Festivalin gösterimleri geçen yıl olduğu gibi Beyoğlu’nda Atlas, Fitaş 1 ve 4, Beyoğlu, Pera Müzesi, Nişantaşı’nda City Life (City’s) ve Kadıköy’de Rexx olmak üzere 7 salonda yapılacak.

Filmlerin gösterim saatleri 11.00, 13.30, 16.00, 19.00 ve 21.30 olacak. Festivalin büyük ilgi gören ”Geceyarısı Sineması” gösterileri bu yıl da sürecek. Festival süresince her cumartesi gecesi 24.00’te bir film izleyicilere sunulacak.

-Sinema Onur Ödülleri-

İstanbul Film Festivali’nin 30 Mart akşamı Lütfi Kırdar Sergi ve Kongre Sarayı’nda yapılacak açılış töreninde, sinemanın 5 önemli ismine ”Sinema Onur Ödülü” takdim edilecek.

”Sinema Onur Ödülleri” bu yıl yönetmen Ali Özgentürk, oyuncular Ayşen Gruda ve Halit Akçatepe, ilk kadın sinema eleştirmeni Sevin Okyay ile İngiliz yönetmen Terence Davies’e verilecek.

Terence Davies’in başrolünde Rachel Weisz’in yer aldığı son filmi ”The Deep Blue Sea/Aşkın Karanlık Yüzü” de festivalin açılış filmi olarak gösterilecek.

Film, festivalde ayrıca ”Yıllara Meydan Okuyanlar” bölümü kapsamında izleyicilerle buluşacak. Terence Davies, festival kapsamında ”Belirsizliğin Keyfi ve Tehlikeleri” başlıklı sinema dersini de 31 Mart’ta Salon’da verecek.

”Altın Laleler” ve İstanbul Film Festivali’nin diğer ödülleri ise 14 Nisan Cumartesi gecesi Lütfi Kırdar Sergi ve Kongre Sarayı’nda düzenlenecek kapanış töreninde sahiplerini bulacak.

-”Altın Lale” heyecanı-

Festivalin ”Uluslararası Yarışma” bölümünde, Şakir Eczacıbaşı anısına verilen ”Altın Lale” için ”The Loneliest Planet/Yalnız Gezegen”, ”Süper Kahramanın Ölümü/Death of a Superhero”, ”Bonzai”, ”Wuthering Heights/Uğultulu Tepeler”, ”Amir Naderi”, ”The Snows of Kilimanjaro/Kilimanjaro’nun Karları”, ”Cracks in the Shell/Kabuktaki Çatlaklar”, ”The Delay/Gecikme”, ”Albert Nobbs”, ”A Royal Affair/Yasak Aşk” ve ”Oslo” adlı filmler yarışacak.

-Ulusal yarışma ve Türkiye sineması-

Festivalde, Türkiye’den 2011–2012 sezonunda yapımı tamamlanan filmlerin bir araya geldiği ”Türkiye Sineması” bölümünde ”Ulusal Yarışma”nın yanı sıra ”Yarışma Dışı”, ”Belgeseller” ve ”Yeni Türkiye Sineması” başlıkları altında 40’a yakın film gösterilecek.

Altın Lale Ulusal Yarışma’da ödül için bu yıl 12 film jüri karşısına çıkacak. Festivalde yarışacak filmlerden yönetmen Emin Alper’in ”Tepenin Ardı”, Reis Çelik’in ”Lal Gece”, Orhan Eskiköy ve Zeynel Doğan’ın ”Babamın Sesi” Türkiye prömiyeri, yönetmen Mizgin Müjde Arslan’ın ”Ben Uçtum, Sen Kaldın”, Veli Kahraman’ın ”Ana Dilim Nerede?”, Elif Refiğ’in ”Ferahfeza” ve Belmin Söylemez’in ”Şimdiki Zaman” adlı filmleri de dünya prömiyerini yapacak. Festivalde bunların yanı sıra Tayfur Aydın’ın ”İz-Reç”, Raşit Çelikezer’in ”Can”, Zeki Demirkubuz’un ”Yeraltı”, Muzaffer Özdemir’in ”Yurt” ve Ümit Ünal’ın ”Nar” adlı filmleri yarışacak.

-İKSV’nin 40. yılına özel bölüm-

İstanbul Film Festivali, İKSV’nin 40. yılını ”Sinema ve Müzik” başlıklı özel bir bölümle kutlayacak. Bölümde, İKSV’nin kuruluş yılı olan 1973’ten bu yana her 10 yıllık dönemden seçilmiş birer müzikal film izleyiciyle buluşacak.

”Türk Sineması” bölümünde Yusuf Pirhasan’ın ”Kurtuluş Son Durak”, Hasan Tolga Pulat’ın ”Güzel Günler Göreceğiz”, Murat Saraçoğlu’nun ”Yangın Var”, Onur Ünlü’nün ”Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi” ile Erdoğan Kar’ın ”Kadife” filmleri ”Yarışma Dışı” kuşağında izleyicilerle buluşacak.

”Yeni Türkiye Sineması” kuşağında bu yıl Serkan Acar’ın ”Aşk ve Devrim”, Savaş Baykal’ın ”Öngörüye Ağıt”, Fırat Çağrı Beyaz’ın ”Ölü Bölgeden Fısıltılar”, Refik Çakar’ın ”Semi”, Caner Erzincan’ın ”Mar”, Erdal Rahmi Hanay’ın ”Hicaz”, Ali Vatansever’in ”El Yazısı”, Çiğdem Vitrinel Özcan’ın ”Geriye Kalan”, Tamer Yiğit ile Branka Prlic’in ”Karaman” ve Oğuz Çiçek’in ”Diğer Yol” adlı filmleri izlenebilecek.

-Fipresci ödülü-

Festivalde, Uluslararası ve Ulusal Yarışma’da yer alan birer filme Uluslararası Sinema Eleştirmenleri Birliği (FIPRESCI) Ödülü ile Radikal Halk Ödülü verilecek.

Avrupa Konseyi Sinema Ödülü (FACE–Film Award of the Council of Europe) ”Sinemada İnsan Hakları” bölümünde yer alan ve insan hakları konusunda kamuoyunda duyarlılık ve bilinç uyandıran, bu konunun öneminin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunan bir filme verilecek.

Avrupa Konseyi Sinema Ödülü için Türkiye’yi Özcan Alper’in ”Gelecek Uzun Sürer” ve ”Ruhi Karadağ’ın ”Simurg” adlı filmleri temsil edecek.

-”Gurbet Kuşları” yenilendi-

Festival kapsamında gerçekleştirilecek özel bölümde, Groupama ve Groupama Gan Sinema Vakfı işbirliğiyle restore edilen Halit Refiğ’in 1964 tarihli filmi ”Gurbet Kuşları” izleyici karşısına çıkacak.

Senaryosunu Halit Refiğ’in, diyaloglarını ise Orhan Kemal’in yazdığı, baş rollerinde Tanju Gürsu, Filiz Akın, Özden Çelik, Pervin Par ve Cüneyt Arkın’ın yer aldığı film, Kahramanmaraş’tan İstanbul’a daha iyi bir yaşam sürebilmek için gelen bir ailenin verdiği yaşam mücadelesini anlatıyor.

-Arap baharı-

Festivalin bu yılki özel bölümlerinden ”Devrimin Filmini Çekmek”, özellikle Arap Baharı üzerinden bütün dünyada gerçekleşen halk hareketlerini sinema üzerinden sorgulayacak ve ”bir devrimin nasıl filme çekilebileceğini” inceleyecek.

Daha önce çekilen filmlerle günümüz devrim filmlerini bir araya getirerek son aylarda yaşanan olaylara farklı bir bakış açısı getirecek bölüm kapsamında 8 uzun metrajlı ve bir kısa metrajlı film gösterilecek.

Mısırlı belgeselci Hannan Abdalla’nın, değişik sosyo-kültürel altyapılardan gelen, farklı yaşlardaki 4 kadının Mısır devriminin hemen ardından yaşanan olayları kendi perspektiflerinden anlattığı ”In the Shadow of a Man/Bir Erkeğin Gölgesinde” ve 2005 yılında ülkede ilk defa yapılan birden fazla adaylı seçimler sırasında yaşanan ihlal ve kısıtlamaları inceleyen Wael Omar’ın çektiği kısa metrajlı ”Democracy 76” Mısır devrimine sinemasal bir ışık tutacak.

Cezayir devrimini anlatan Gillo Pontecorvo’nun ”Battle of Algiers/Cezayir Savaşı”, İran’da Haziran 2009’daki başkanlık seçimlerinden sonra sokaklara dökülen insanların cep telefonları ile çektikleri videolardan oluşan ”Fragments of a Revolution/Bir Devrimden Parçalar”, Ukrayna’da ”Turuncu Devrim” olarak bilinen olayları anlatan Andrei Zagdansky’nin ”Orange Winter/Turuncu Kış”, Stefano Savona’nın ”Tahrir–Liberation Square/Tahrir–Özgürlük Meydanı”, Heiny Srour’un ”Leila and The Wolves/Leyla ile Kurtlar”, Elyes Baccar’ın ”Rouge Parole/Kızıl Söz” ve Mourad Ben Cheikh’in ”No More Fear/Artık Korkmak Yok” filmleri de bu kapsamda gösterilecek.

-Yunan sineması da festivalde-

”Yunanistan’da Neler Oluyor?” başlıklı bölüm kapsamında, son dönem Yunan sinemasının 5 çarpıcı örneği festival seyircisiyle buluşacak.

Türkiye ile Çin arasındaki kültürel yakınlaşmayı ve politik ilişkilerin güçlendirilmesini amaçlayan ”2012 Türkiye’de Çin Kültürü Yılı” vesilesiyle düzenlenen ”Bir Çin Sinema Geleneği: WuXia” bölümünde dövüş sanatçılarının maceralarına odaklanan ve Çin sinemasının en çok film yapılan türü olan 8 WuXia filmine yer verilecek.

”Aile İçinde” bölümünde 21. yüzyılda değişen aile kavramını ve ilişkilerini konu edinen filmler, ”Antidepresan” bölümünde hayatı hafife alan, eğlendirirken düşündüren, mizaha ve dünyaya benzersiz açılardan bakan filmlerden oluşan seçki sunulacak.

-Akbank galaları-

”Akbank Galaları”, ”Dünya Festivallerinden”, ”Genç Ustalar”, ”Belgesel Kuşağı”, ”Yıllara Meydan Okuyanlar”, ”Mayınlı Bölge”, ”Canlandırma Sineması” bölümleri altında filmler gösterilecek.

”Anılarına” bölümünde ise Türk ve dünya sinemasının kaybettiği yönetmenler kült filmlerinin gösterimiyle anılacak.

-Çocuk Mönüsü-

Hollanda–Türkiye arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının 400. yılı dolayısıyla bu yıl ”Çocuk Mönüsü” bölümünde, çocuk filmleri konusunda uzmanlaşmış bir ülke olan Hollanda’dan filmler sunulacak. Festival boyunca hafta sonları Nişantaşı Citylife City’s, Rexx ve Akbank Sanat sinemasında gösterilecek filmlere simültane Türkçe seslendirme yapılacak.

-900 dakikalık belgesel-

Dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yapan 15 saatlik görkemli belgesel, ”The Story of Film: An Odyssey/Filmin Hikayesi: Uzun ve Maceralı Bir Yolculuk”, İstanbul Film Festivali’nde gösterilecek.

Yönetmen Mark Cousins’in 5 yılı aşkın çalışması sonucunda dünya sinema tarihini bütünüyle gözler önüne seren 900 dakikalık belgeseli, festivalde Pera Müzesi’nin sinema salonunda 2 seansta, 4 gün boyunca meraklılarıyla buluşacak.

-Biletler-

Festivalin tam 15, öğrenci ve 65 yaş ve üstü sinemaseverler için 9 lira olan biletleri Atlas, Beyoğlu, Nişantaşı Citylife (City’s) ve Kadıköy’de Rexx sinemalarında açılacak gişelerden ve Biletix’ten alabilecek.

Festivalde hafta içi gündüz seanslarındaki indirimli fiyat uygulaması bu yıl da devam edecek, hafta içi gündüz seansları 5 liraya izlenebilecek.

Sinemaseverler, alacakları biletlere ek olarak 15 veya 50 liralık katkıda bulunarak, festivaldeki film gösterimlerine 3 ila 10 öğrencinin katılmasını sağlayarak ”BitamBiöğrenci” projesine destek verebilecek.

 

‘İpek Yolu’nun Başlangıcı: Büyüleyici Çin’ temasıyla resmen başlayan ve bir yıl sürecek ‘2012 Türkiye’de Çin Kültür Yılı’ etkinlikleri sesini duyurmaya başladı. Önümüzdeki günlerde gerçekleşecek film ve tiyatro festivallerinde hatırı sayılır bir Çin etkisi var. İstanbul Film Festivali, Çin sinemasını özel bir bölümle ağırlayacak.

Türkiye Çin Kültür Yılı 2012

Çorap 2007 yılında sökülmeye başladı. İnsanların, ülkelerin, kültürlerin birbirlerini tanıması için en etkili yolun karşı tarafın sanatını yakından izlemek olduğuna inanan MORI Sanat Müzesi, 2007 yılında David Elliot küratörlüğünde çok ses getiren bir Çağdaş Çin Sanatı sergisi yaptı. O sırada Çin, 2008 Pekin Olimpiyatlarına hazırlanıyordu, ama ne hazırlanma… İşin ucunda dünya önünde görücüye çıkmak vardı ne de olsa… Yıllarca kendini dünyanın geri kalanından soyutlayan Çin için vakit, esrarengiz örtüleri kaldırıp efsaneleri anlatma vaktiydi. İstenen oldu: Tüm dünya olimpiyatların açılışını izledi ve herkes Çin’in gösterilerini, efsanelerini ve masallarını konuşmaya başladı.

Tam o sırada dünyanın öteki ucunda; UniCredit Art Banking Sorumlu Direktörü Domenico Filipponi’nin anlattığı üzere: “Lehman Brothers çöktü, kriz büyüdü, büyüdü… Ve 2008 sonunda sanat piyasasında büyük bir çöküş görüldü. Ama birileri bu krizi fırsata çevirdi. O birileri Çin’di. Hatta mesela, Çinli sanatçı Takashi Murakami’nin bir işi 12 Kasım 2008’de Christie’s New York’ta 3.442.500 dolara satıldı. Artık Avrupa ve ABD ana pazarlar değildi; üzerlerine 2007’de ilk üçe bile giremeyen Çin sanat piyasasının gölgesi yerleşti. Yoksa hâlâ Çinli ustaları tanımıyor musunuz? Artık zamanı; hatta sanatla ilgiliyseniz artık bu sizin için şart!”

70’TEN FAZLA ETKİNLİK

2012 Türkiye'de Çin Kültür Yılı

Ve şans ayağımıza geldi! Çinli ustaları, daha geniş bir ifadeyle Çin sanatını tanımamız için fırsat: ‘2012 Türkiye’de Çin Kültür Yılı’. ‘İpek Yolu’nun Başlangıcı: Büyüleyici Çin’ temasıyla geçtiğimiz aylarda resmen başlayan ve bir yıl sürecek dev ‘Kültür Yılı’ boyunca edebiyat, sanat, kültürel miras, sinema, akrobasi ve kukla sanatı gibi alanlarda İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya, Mersin ve Trabzon’da 70’den fazla etkinlik gerçekleşecek. Eylül’deki ‘Çin Modern Sanatlar Sergisi’ ile ‘Dunhuang Duvar Resimleri Sergisi’ne daha çok var ama İstanbul Modern Sinema’daki ‘Ejderha Yılı’ kutlamaları kapsamında Çin sinemasından 7 ayrı örnek mevcut. Film gösterimleri için yarın son gün. Programda Mai Jia’nın kitabından uyarlanan Kuo-Fu Chen’in casus filmi ‘Mesajlar’ (2009), yönetmen Teddy Chan’in Çin’in ilk başbakanını Hong Kong ziyareti sırasında korumak için girişilen operasyonu anlatan ‘Fedailer ve Suikastçiler’ (2009), Li Ke’nin popüler romanından Jinglei Xu yönetiminde sinemaya aktarılan romantik komedi ‘Du Lala’nın Terfisi’ (2010) ve bencil bir okul öğrencisi olan Long’un hayatının, zaman tünelinden geçerek 3.500 yıl öncesindeki Jinsha Krallığı’na yaptığı yolculukla nasıl değiştiğini anlatan, Daming Chen’in sevilen animasyonu ‘Jinsha Rüyası’ (2010) var.

Film festivalinde

özel bölüm

İstanbul Film Festivali programında ‘Çin Kültürü Yılı’na özel bir bölüm var. Dövüş sanatçılarının maceralarına odaklanan bölümün adı: ‘Bir Çin Sinema Geleneği: WuXia’. İzleyiciyle buluşacak 8 ayrı film arasında; Wong Kar-Wai’nin filmografisinde yer alan tek dövüş sanatı filmi ‘Zamanın Külleri’ dikkat çekiyor. 1994 yapımı film, eleştirmenlerce “fırça darbeleriyle yapılan bir tablo” olarak niteleniyor. Bir diğer yapım Ang Lee’nin 2001 yılında Altın Küre’de En İyi Yönetmen, Oscar’larda En İyi Görüntü, En İyi Müzik, Yabancı Dilde En İyi Film, En İyi Sanat Tasarımı ödüllerini alan ‘Kaplan ve Ejderha’. Bölüm kapsamında Zhang Yimou’nun iki filmi birden gösterilecek: 2004 yapımı ‘Parlayan Hançerler’ ve 2002 yapımı ‘Kahraman’.

Tiyatro festivalini

Çinli topluluk açacak

18. İstanbul Tiyatro Festivali, ön açılışını Çinli bir toplulukla yapıyor: Şanghay Şarkı ve Dans Topluluğu, 5 ve 6 Mayıs akşamları Fulya Sanat Merkezi’nde olacak. Pekin Operası ise 7-8 Mayıs akşamları Fulya Sanat Merkezi’nde sahneye çıkacak. 10 Mayıs Perşembe günü saat 18.00’de İstiklal Caddesi Tünel Meydanı’ndan başlayarak Galatasaray’a uzanacak Pekin Ejderha ve Aslan Sokak Tiyatrosu Gösterisi gerçekleşecek. Uçan ejderhalar ve aslanlarla yapılacak yürüyüşü, ilerleyen günlerde, Uçurtma Atölyesi izleyecek. Pekin’den gelecek üç ustanın yürüteceği Atölye başvuruları 15 Nisan’dan itibaren tiyatro.iksv.org adresinde yayımlanacak formlarla alınacak.

 

JÜLİDE KARAHAN –  www.zaman.com.tr

Mısır’lı yönetmen: “Sanat, devrimin ne yapacağını bekliyor”

Mısırlı Yöneetmen, Magdy Ahmet Ali

Dünya geçen yıl Arap Baharı’yla oturdu, Arap Baharı’yla kalktı (!). Mısır ve oradaki 18 gün, dünyayı şaşırtan görüntülere sahne oldu. Peki Tahrir’in, Kahire’nin, Mısır’ın arka sokaklarında neler yaşanıyordu? Ankara Film Festivali’nde özel seçkide yer alan filmler, Mısır’daki halk hareketine mercek tutuyor. Mısır Film Merkezi Başkanı Magdi Ahmet Ali de, festival konuğu olarak Ankara’daydı. Mısırlı yönetmen Ali’nin Mısır’daki halk hareketiyle ilgili dikkat çekici tespitlerini yarına bırakıyoruz. Önce devrim ve sinema… (Nar Sanat Editörü : “Arap Baharı mı, Kapitalim Baharı mı?)

Dünyayı şaşırtan 18 güne ve öncesine; Tahrir’e, İskenderiye’ye; Mısır’ın arka sokaklarında, sorgu odalarında, yoksul mahallelerinde, iktidar kulislerinde, işyerlerinde ve otobüslerinde hayatın nasıl olduğunu anlamak için bu filmleri izlemek gerek.

23. Uluslararası Ankara Fİlm Festivali’nin konuk ülke sineması Mısır’dı. “Ekmek, değişim ve sosyal adalet” başlığıyla sunulan seçkideki 6 film; hem geçen yıl yaşananları hem de halk hareketini hazırlayan koşulları anlattı.

Mısır Film Merkezi’nin Başkanı Magdi (Mecdi) Ahmet Ali de, festival konuğu olarak Ankara’daydı. (film söyleşisi-salon)
Ankara’da gösterilen filmlerin hepsi doğrudan ya da dolaylı olarak halk hareketiyle ilgili olsa da; Mısırlı yönetmen Ali, “Sanatçılar, bundan sonra devrimin ülke için ne yapacağını bekliyor” dedi.

Magdy Ahmet Ali: “Bence devrimin Mısır sineması’na henüz tam anlamıyla bir etkisi olmadı. Mısırlı sinemacılar hala “sinema aracılığıyla ne verebilirim?” diye düşünüyor. Ne olduğu konusunda ufuk açmak için düşünmekte biraz geç kaldılar. Biliyorsunuz devrim hala devam ediyor ve edecek. Sonu olan bir şey değil, devrim tamamlanmadı. Bu yüzden bence sanatın tüm kolları devrimin ülke için ne yapacağını bekliyor.”

Peki Mısır’daki değişim öncesinde sinema ne durumdaydı? Değişim, sinemayı bundan sonra nasıl etkiler?

Mısır Film Merkezi Başkanı yönetmen Ali “Bugünkü iktidar, kendimizi ifade etmemize nereye kadar izin vereceğini bilmiyoruz” dedi.

Ali: “Mısır sineması, her zaman krizdeydi. Bu bir şekilde Arap pazarıyla ilgili. Çünkü filmleri ve tv dizilerini onlar finanse ediyor. Bu yüzden dünyadaki ekonomik krizler; Arap dünyasında, özellikle körfez bölgesi’nde yaşananlar Mısır sinema endüstrisini etkiliyor. Devrimden önce ciddi krizler yaşadık ve bunlar elbette güvenlikle de ilgiliydi. Sinemalar kapandı. Gösterilerin sürdüğü yaklaşık 6 ay boyunca tüm sinemalar kapalıydı. Şimdi bu tür şeyler yaşanmıyor. İnsanlar sinemaya gidiyor yeniden. Sinema endüstrisinin gelişmesi için körfez’in müdahalelerine bir son vermeye, direnmeye çalışıyoruz. Fakat zamana ihtiyacımız var.

SORU: Peki içerik olarak nasıldı sinema? Baskı var mıydı? 

Ali: Tabii ki ama farklı bir yolla. Mübarek rejimi özellikle politikaya karşıydı. Seks konusunda fazla sansür yoktu ama politika ve din konusunda gerçekten katı ve muhafazakardık. Elbette toplumun da etkisi vardı bunda. Şimdiki problem ise şu; bugün iktidarda olan müslümanların ne dereceye kadar kendimizi ifade etmemize izin vereceğini bilmiyoruz. Çünkü zafer zamanı bitti. Sanata karşı olan, hayli fanatik söylemleri var. Böyle bir kültürden nefret ediyorlar. Ancak bu kültür, Mısır’ın bir parçası. Bizim sinemamız geçen yüzyılın başında başladı. Tüm bu tarihi iptal edemezler sanırım, o kadar kolay değil.

6 filmlik seçkinin en ilgi çekenlerinden biri, 10 Mısırlı yönetmenin çektiği kısa filmlerden oluşan “18 Gün” adlı yapım. Film, Tahrir Meydanı’na ve onun arka planında yaşananları anlatıyor. Kadını, erkeği, polisi, esnafı, devrimcisi, Mübarek yanlısı, delisi tutuklusu, genci ve yaşlısını Kahire’yi ve aslında tüm Mısır’ı anlatıyor. Kısacası 18 günlük bir zaman diliminde Tahrir Meydanı’ndan koca bir ülkenin portresini çıkarıyor. Film, geçen Mayıs ayında Cannes Film Festivali’ne yetişebilmesi için kısa sürede hazırlanmış. Bu nedenle sinematografik açıdan bazı aksakları olsa da o koşullarda iyi kotarılan bir yapım.

Seçkide yer alan “Tahrir 2011: İyi, Kötü ve Politikacı” ile geçen yıl İstanbul Film Festivali’nde En İyi Yabancı Film seçilen yönetmen Ahmed Abdalla’nın “Mikrofon” adlı filmi de, beyazperde karşısında koltuğunuza mıhlanacağınız Mısır filmlerinden. Yönetmen Muhammed Diab’ın “Kahire 678” adlı filmi de Mısır’da kadına bakış ve cinsel taciz temasına oturan bir çerçevede Mısırlı kadınların Tahrir’de neden direndiği sorularınıza yanıt verecek. Klasik anlatımla hazırlanan filmlerin, Mısır’a özgü bir üslubu yok. Ancak yine de Mısır’da yaşananları dünyaya aktarma işlevini yerine getiriyor.


Kaynak: ulusalkanal.com.tr

Alp Zeki Heper

Yönetmen Alp Zeki Heper’in Danıştay tarafından yasaklandığı için 46 yıldır gün ışığına çıkmayan “Soluk Gecenin Aşk Hikayeleri” adlı filminin gösterimine ailesinin bir ferdinin onay vermemesi nedeniyle, Ankara Uluslararası Film Festivali’nin programından çıkarıldığı belirtildi.

 

Alp Zeki Heper

alp zeki heper / Soluk Gecenin Aşk Hikayeleri

23. Ankara Uluslararası Film Festivalini düzenleyen Dünya Kitle İletişimi Vakfı’ndan yapılan açıklamada, 1984 yılında hayatını kaybeden Alp Zeki Heper’in, Danıştaytarafından yurtiçi ve yurtdışında gösterimi yasaklanan “Soluk Gecenin Aşk Hikayeleri” filminin seyirciyle buluşması için gerekli izinler için görüşmeler yapıldığı ifade edildi.

Heper’in eşi ile kızına ulaşıldığı ve filmin onların izniyle festivalin özel gösterimi için programa alındığının aktarıldığı açıklamada, filmin 46 yıl önce Heper tarafından Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi arşivinde saklanması için Prof. Sami Şekeroğlu’na verildiği kaydedildi. Filmle ilgili tasarrufun Şekeroğlu’nun emekli olmasının ardından üniversiteye geçtiğine yer verilen açıklamada, şöyle denildi:
“Ankara Uluslararası Film Festivali olarak Heper ailesinin, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sinema TV Merkezi yetkilileri ile bağlantıya geçmesini sağladık. Aile adına Alp Zeki Heper’in kızı Fatoş Heper’in, filmin festivalde gösterimi için gerekli izni verdiklerini Sinema TV Merkezi yetkililerine bildirmesinin ardından filmin gösterim kopyası hazırlandı.

Ankara Uluslararası Film Festivali’nde özel izinle gösteriminin gerçekleştirileceği bilgisini basınla paylaştığımız ‘Soluk Gecenin Aşk Hikayeleri’ filmini sinemaseverlerle buluşturmanın heyecanını yaşarken, Heper ailesinin fertlerinden birinin filmin gösterimine rızası olmadığını öğrendik. Hem Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sinema-TV Merkezi’ni, hem de Ankara Uluslararası Film Festivali olarak bizi zor durumda bırakan bu gelişme karşısında Alp Zeki Heper’in anısına saygısızlık etmeyerek bu durumu yargı konusu yapmamak adına filmi üzülerek programdan çıkarıyoruz. Tasarrufumuz dışında gelişen bu değişiklikten dolayı, heyecanımızı paylaşan tüm sinemaseverlerden özür diliyoruz.”

Festivalde bu filmin yerine Batı Sineması’nda 19 Mart’taki saat 21.30 seansında Ruhi Karadağ’ın “Simurg”, 20 Mart’taki aynı seansta İsa Yıldız’ın “Memleket Meselesi” filmlerinin izleyiciyle buluşacağı bildirildi.
Filme bilet alanlara iade işlemleri ile ilgili bilginin Ankara Uluslararası Film Festivali ve mybilet internet sayfalarından duyurulacağı kaydedildi.

 İlk Yapılan Açıklama şu şekildeydi:

(http://www.milliyet.com.tr ‘den alıntıdı )

“1939 doğumlu Alp Zeki Heper, Fransa’da sinema okuduktan sonra 1960’larda uluslararası başarı elden eden iki kısa film yönetti.  Türkiye’ye döndükten sonra Lütfi Akad’ın yönetmen yardımcılığını üstlenen Heper, 27 yaşındayken, 1966’da çektiği ilk uzun metrajlı filmi “Soluk Gecenin Aşk Hikayeleri”yle sansürle tanıştı. Soyut bir aşk hikayesi anlatan, başrollerini Ayfer Feray, Engin Cezzar’ın kız kardeşi Mine Cezzar, Marliese Schneiderhan ve Halil Türkmen’in paylaştıkları film, dönemin ‘Film Komisyon Kontrol Kurulu’ tarafından ‘müstehcen’ bulunduğu için Danıştaytarafından yasaklandı. 

‘Aşka karşı tutumdur müstehcen olan’
Yönetmen konuyla ilgili bir röportajında “Aşk hiçbir zaman müstehcen olmamıştır. Aşka karşı tutumdur müstehcen olan… Özgürlükle baskıyı, şiddeti, işkenceyi karşı karşıya getirmeye çalışmıştım. Anılarla ilgili zor anlatımlı olan bir filmdi. Sevginin, tutkunun, işkenceyi, baskıyı yok etmesini dilemiştim. Özgürlüğün delice bir sevgi olduğunu düşünüyordum. Öyle simgelemeye çalışıyordum özgürlüğü. Müstehcenlikle suçlandım. En sonunda yazan, yöneten, kurgulayan, görüntüleyen, oynayan, yapımcı ve seyirci de olabilirim. Yani tek başıma da izlemek zorunda kalabilirim filmlerimi…” demişti.
İşte o film, “Soluk Gecenin Aşk Hikayeleri”, Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı tarafından 15 -22 Mart tarihleri arasında, 23. kez düzenlenecek Ankara Uluslararası Film Festivali’nde Mimar SinanGüzel Sanatlar Üniversitesi’nin katkıları, Heper ailesinin izni ve desteğiyle 46 yıl sonra Türkiye’de ilk kez gösterilecek. Film, festival kapsamında 19 ve 20 Mart tarihlerinde saat 21.30’da Batı Sinemaları’nda seyirciyle buluşacak.

Vasiyetimdir, göstermeyeceksin’
Heper, filmin tek kopyasını  Mimar Sinan Sinema-TV Merkezi’nin kurucusu Prof. Sami Şekeroğlu’na teslim etmişti. Şekeroğlu, Ankara Film Festivali için kaleme aldığı yazıda o günleri şöyle anlatıyor:
“‘Bunu sana hediye ediyorum. Ama söz ver hiç kimseye göstermeyeceksin’ dedi. Biraz yumuşatmaya çalıştım ama ikna edemedim. ‘Ömrüm boyunca sana güvendim. Vasiyetimdir, göstermeyeceksin’dedi. Onu kaybettiğimizi duyduğumda çok üzülmüş ve onun için bir gösteri yapmayı arzulamıştım. Ama söz vermiştim, filmi göstermem doğru olmaz diye vazgeçtim. Araştırmacılar ve kızı hariç hiç kimseye göstermedim.”
Emekli olduktan sonra filmi Mimar Sinan Üniversitesi’ne veren Şekeroğlu, festivalin talebi ve Heper ailesinin izni ile filmin gösterileceğini belirtti.
3 yılda çektiği 4 uzun metrajlı filmin ardından sinemayı bırakan Heper, 1984’te deri kanseri nedeniyle öldü.
Filmin gösterim tarihi: 19 & 20 Mart 2012 Saat: 21:30

Yönetmen Alp Zeki Sezer hakkında Kısa Bilgi:

Eğitimi ve sinemaya başlaması

Galatasaray Lisesi’nden mezun olduktan sonra, önce hukuk öğrenimi için Cenevre’ye gitti. Bir yıl sonra okulu bırakarak Fransa’ya geçti. Burada Paris Yüksek Sinema Enstitüsü ‘nü (Institut des Hautes Etudes Cinématographiques – IDHEC) bitirdi. Okulun en başarılı yönetmeni seçildi. Paris’te kısa film çalışmalarına başladı. Bir Kadın ve Şafak isimli iki kısa film çekti. 1963’te Bir Kadın ‘la IDHEC, Şafak‘la ise hem IDHEC hem Avusturya Kültür Bakanlığı En İyi Film ödülünü aldı. Her iki film de, 2006’da 17. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde gösterildi.

Soluk Gecenin Aşk Hikayeleri ve diğer filmleri

Türkiye’ye döndü ve Lütfü Akad’ın yanında yönetmen yardımcısı olarak çalışmaya başladı. 1966’da kendi sinema prodüksiyon şirketini kurdu ve yapımcı yönetmen olarak çalışmaya başladı. Aynı yıl ilk filmi Soluk Gecenin Aşk Hikayeleri’ni yönetti. Fransa’da öğrendiği sinema dilini kullandığı, soyut bir aşk hikâyesini şiirsel görüntülerle anlattığı bu filmde amatör oyunculara yer verdi. Film, dönemin yönetmen ve eleştirmenlerinden ilgi gördü. Buñuel etkileri taşıyan ve karakterlerin cinsel bunalımlarına odaklanan Soluk Gecenin Aşk Hikayeleri, film kontrol komisyonu tarafından müstehcen bulunaraksansürlendi. Film ayrıca, Danıştay tarafından sansürlenen ilk film oldu. Heper, bu yasaklara karşı tepkisini bir gazete ropörtajında, “Aşk hiçbir zaman müstehcen olmamıştır. Aşka karşı tutumdur müstehcen olan.” sözleriyle ortaya koydu. 2. Antalya Altın Portakal Film Festivaline katılan ancak seyirci karşısına çıkarılamayan film, yalnızca özel gösterimlerde izlenebildi. Genel olarak görüntüleri açısından estetik bulunurken, yabancılaşmayı anlatan içeriği fazla ilgi görmedi. Sonraki dönemlerde de seyirci karşısına çıkarılmadığından, sadece sinema arşivlerinde bulunan ve merak edilen bir film olarak kaldı.

İlk filmiyle ilgili yaşadığı bu olumsuzlukların ardından Adana’ya giderek bir süre kayınpederinin çiftliğinde yaşadı, sonra İstanbul’a döndü. Sinema çalışmalarına devam eden Heper, 1967’de toplumsal taşlama türüne dahil edilebilecek filmi Dolmuş Şoförü’nü yönetti. Bu kez, iki yıldız oyuncu olan Fatma Girik ve İzzet Günay’la çalıştı. Buna rağmen film ticari başarı elde edemedi. 1968’de yine bir yıldız oyuncuyu, Cüneyt Arkın’ı başrolünde oynattığı nispeten ticari bir film sayılabilecek Eşkıya Halil/Haydutu çekti. Bu filmle, ilk kez bir filmi gösterim ve dağıtım şansı bulmuş oldu. Aynı yıl Doğu-Batı çatışmasını konu alan ve Fikret Hakan’ın başrolde oynadığı son filmi Kara Battal’ın Acısı ‘nı çekti. Film, Bizans Kalesinin onarımında çalışan bir Rum genç kızı öldürmekle suçlanıp haksız yere idam edilen Türk delikanlının öyküsünü anlatır.

Sinemayı bırakması ve ölümü

Sinema anlayışını, “En sonunda yazan, yöneten, kurgulayan, görüntüleyen, oynayan, yapımcı ve seyirci de olabilirim. Yani tek başıma da izlemek zorunda kalabilirim filmlerimi.” sözleriyle ifade eden Heper’in filmleri, karmaşık yapıya sahip olması ve dağıtım ve gösterim şansı bulamadığı için seyirciyle buluşamadı. Filmlerinin çoğunu yaktı. 9 ocak 1984’te malign melanoma yüzünden (bir deri kanseri) öldü.

Çalışmaları:

Kısa Metrajlı :

Alp Zeki Heper

Bir Kadın Le parfum de la Dame En Noir

  • Bir Kadın / Le parfum de la Dame En Noir (16mm), 1962
  • Şafak / L’Aube (35mm), 1963

Uzun Metrajlı:

Alp zeki sezer

Dolmuş Şoförü, 1967

  • Soluk Gecenin Aşk Hikayeleri, 1966
  • Dolmuş Şoförü, 1967
  • Kara Battal’ın Acısı, 1968
  • Eşkıya Halil (Haydut), 1968

Yayımlanmış Kitapları

  • Demir Pençe: Casuslar Savaşı, 1969


Filmle ilgili Danıştay 12. Dairesinin 28-3-1967 gün E.966/7481, K.967/481 sayılı kararı şu  şekilde:

Dava konusu filmin bütünü itibariyle umumi ahlak ve adaba, aile müessesesinin kudsiyetine aykırı olduğu gerekçesiyle yasaklandığı anlaşılmaktadır. Filmin bu sebeple yasaklanmasının yerinde olup olmadığının tespiti için Naip Üye nezaretinde yapılan incelemede bilirkişi Vedat Tanrı’nın 10-2-1966 tarihli raporunda (cinsel sorunların sinematografik yoldan ele alınmaya çalışıldığı filmde gösterilmesinde sakıncalı bir cihet görülmediği) bildirilmişse de; 3-1-1967 günlü ara kararımız veçhiyle filmin ayrıca heyet halinde görülmesi uygun görülmüştür. Sahneden görülen eserle; değişik yaş ve seviyede kimseye hitap edilmesi itibariyle, bunlarda, hususiyetle hukuka ve genel ahlak kuralları çerçevesi içinde ahlaka uyarlık aranması tabidir. Tezi olmayan ve aksiyonlarında ahenk görülmeyen bahse konu filmde; insan hayatı, adeta şuur ve şuuraltı ile sadece cinsi arzular üzerine kurulmak istenmekte; gizli kalması gerekli arzu ve hareketler parklarda, umuma açık yerlerde, hatta trafiğin en yoğun olduğu cadde ortalarında cereyan ederken görülmekte; marazi tiplerin sahneye aktarılan ıstıraplı ruh hali, ar veya haya hislerini rencide etmektedir. Konunun iddia edildiği gibi rüyada geçmiş birtakım kompleksleri ifadeye çağırmış olması, filmin tüm halinde seyredenler üzerinde bıraktığı izlere ahlak ve adaba aykırı olduğunu kabule mani değildir. Bu itibarla adı geçen filmin halka gösterilmesinin ve yurt dışına çıkarılmasının yasaklanmasında ‘Filmlerin ve Film Senaryolarının Kontrolüne dair Nizamname’nin 7’nci maddesinin 6’ncı fıkrası hükmüne aykırılık görülmediğinden davanın reddine… 29-3-1967 günü oy birliğiyle karar verildi.’

Heper ise karar karşısında şöyle bir tepki veriyor: ‘Soluk Gece’de aşkla, yani özgürlükle baskıyı, şiddeti, işkenceyi karşı karşıya getirmeye çalışmıştım. Anılarla ilgili, zor anlatımlı olan bir filmdi. Sevginin, tutkunun, işkenceyi, baskıyı yok etmesini dilemiştim. Özgürlüğün delice bir sevgi olduğunu düşünüyordum. Öyle simgelemeye çalışmıştım özgürlüğü. Müstehcenlikle suçlandım. Altından kalkılması güç bir suçlamaydı bu. Sansürcülere göre delice sevgi üstüne kurulu bütün divan şiirimizi, Yavuz Sultan Selim’in, Baudelaire’in, Breton’un, Eluard’ın tüm şiirlerini toplatmak gerekiyordu. Delice sevgi üstüne kurulu bütün Çin ve Japon siirini yok saymak gerekiyordu. Şaşırmış kalmıştım.’

 

Kaynaklar :

Ümit Bayazoğlu: Uzun, İnce Yolcular – 37 Portre, YKY 2004, ISBN 975-08-0861-4.

(Yeres (der.), 65 Yönetmenimizden Yerlilik, Ulusallık, Evrensellik Geriliminde Sinemamız, s. 28)

http://masmasmaraksi.blogspot.com/2011/11/alp-zeki-heper-bir-kadn-le-parfum-de-la.html

http://www.sinematurk.com/

http://www.imdb.com/name/nm1287462/

http://t24.com.tr

http://tr.wikipedia.org/wiki/Alp_Zeki_Heper

 

Akbank 8. Kısa Film Festivali başlıyor!

20 ülkeden 110 film, 40 seans, 11 söyleşi ve atölye çalışması, sinemadünyasından 21 konuğun yer aldığı festival, 19-29 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Festivale 557 film başvurdu Akbank 8. Kısa Film Festivali, 19-29 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Akbank Sanat’tan yapılan açıklamaya göre, 20 ülkeden 110 film, 40 seans, 11 söyleşi ve atölye çalışması, sinema dünyasından 21 konuğun yer aldığı Akbank 8. Kısa Film Festivali, 10 gün boyunca ücretsiz takip edilebilecek.

Festivalin “Uluslararası Bölüm”ünde bu yıl, Türkiye, AlmanyaABDİspanyaFransa, Belçika,Brezilya, Polonya, Finlandiya, Küba, Polonya, Kolombiya, Arjantin, Avustralya, Norveç, Macaristan, İtalyaİsrail, Güney Kore ve Kanada’dan gelen kısa filmlerin yanı sıra, Cannes, Clermont-Ferrand, Rotterdam, Milano, Berlin, Sydney gibi dünyanın saygın film festivallerinde gösterilen ve ödül alan kısa filmler de sinemaseverlerle buluşacak.

Festivalin “Kısadan Uzuna” bölümü, bu yıl yönetmen Ümit Ünal’ı konuk edecek. Uzun metraj filmlerinden sonra kısa filmler çeken ve kısa filme olan ilgisi ile tanınan Ümit Ünal’ın baştan sona dijital olarak çekilen ilk Türk filmi olan “9” ve kısa filmleri festival kapsamında seyircilerle buluşacak. Ünal Ayrıca “Kısadan Uzuna” başlıklı söyleşide sinema serüvenini kısa filmcilerle paylaşacak.

Can Dündar’a ayrılan “Belgesel Sinema” bölümünde, yönetmen Dündar’ın “Yılmaz Güney”, “Aşk Bu mu” ve “Tan Baskını” isimli belgeselleri gösterilecek. Ayrıca Can Dündar, “Belgesel Sinema” başlıklı söyleşide deneyimlerini paylaşmak üzere festival izleyicileriyle bir araya gelecek.

“Deneyimler” bölümünün konuğu olan Almanyalı görüntü yönetmeni Sebastian Wiegartner, dünyanın çeşitli bölgelerinde yaptığı “Shooting with HD-DSLR” atölyesi ile festivale derinlik katacak. Sebastian Wiegartner, festivaldeki söyleşisinde, HD-DSLR kameralarla çekim yapmanın inceliklerini ve dijital sinemada görüntü estetiği konularını anlatacak.

“Canlandırma Kısalar” bölümünde, Türkiye’den ve dünyadan 19 canlandırma kısa film örneğine yer verilecek.

Bu yıl belgesellerden oluşan “Özel Gösterim” bölümünde ise Rüya Arzu Köksal’ın “Bir Avuç Cesur İnsan”,Aysim Türkmen’in “Galata Kulesi Sokak No:23”, Mehmet Özgür Candan’ın “Geçmiş Mazi Olmadı” ve Selim Evci’nin “Kırmızıyı Arayan Adam” adlı filmleri izleyicilerle paylaşılacak.

Söyleşiler

Festival, söyleşileri ile de sinema dünyasının ünlü isimlerini sanatseverlerle bir araya getirecek. Yönetmen Aysim Türkmen, Erol Mintaş, Umut ral ve Emre Akay “Kısa Filmde Söz Yönetmenlerin”, Cahit Berkay, Selim Demirdelen ve Murat Ertel “Sinemada Müzik”, avukat Erdem Türkekul, BİROY Başkanı Atilla Engin ve SENDER Başkanı Nilgün Öneş “Telif Hakları”, Laçin Ceylan, Akasya Asıltürkmen, Türkü Turan ve Melih Selçuk “Oyuncu Gözüyle Kısa Film” başlıklı söyleşide sinemaseverlerle buluşacak.

Festival boyunca Akbank Sanat’ta “Işıl Özgentürk ile Senaryo”, “Derya Alabora ile Oyunculuk”, “Bora Gökşingöl ile Kurgu”, “Mehmet Aksın ile Görüntü Yönetmenliği” ve “Sebastian Wiegartner ile Shooting with HD-DSLR” atölye çalışmaları gerçekleştirilecek.

Akbank 8. Kısa Film Festivali jürisi, her yıl olduğu gibi bu yılda üç farklı kategoriden oluştu. Festivalin, 372 filmin başvurduğu yarışmalı bölümü “Festival Kısaları”nı oluşturan ön eleme jüri kurulunda, belgesel yönetmeni Emel Çelebi, kurgucu Bora Gökşingöl ve yönetmen Selim Evci yer aldı.

Festivalin “En İyi Kurmaca Film”ini belirleyecek kurmaca kategorisi jüri kurulu, yapımcı Zeynep Özbatur, oyuncu Uğur Polat, sinema yazarı Cüneyt Cebenoyan, yönetmen Seren Yüce ve Akbank Sanat Müdürü Derya Bigalı’dan oluştu.

“En İyi Belgesel Film”i belirleyecek belgesel kategorisi jüri kurulunda ise yazar Yekta Kopan, belgesel yönetmeni Ethem Özgüven ve Aysim Türkmen, gazeteci ve sinema yazarı Burçak Evren, Akbank Sanat Müdürü Derya Bigalı yer aldı.

“En İyi Kurmaca Film” ve “En İyi Belgesel Film” yönetmenleri Akbank Sanat tarafından 8 bin lira ile ödüllendirilecek.

 

200 film gümbür gümbür geliyor

31 Mart-15 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek ”31. İstanbul Film Festivali”nde, 200’ün üzerinde film sinemaseverlerle buluşacak

Festival direktörü Azize Tan, 8 Mart’ta üniversitelerde ön gösterime başlayacaklarını, 18 üniversiteye gideceklerini ve öğrencileri festival programıyla tanıştıracaklarını söyledi.

Tan, bu yıl festivalde yarışmaların ön plana çıktığını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Uluslararası yarışmanın başkanlığını Nuri Bilge Ceylan yapacak. Bu bizim için çok heyecan verici. Dünyaca tanınmış bir Türk yönetmenin bize destek vermesinden çok mutlu olduk. Murathan Mungan da ulusal yarışmamızın jüri başkanı olacak. Bu yıl ulusal yarışmamız çok iddialı olacak çünkü birçok filmin Türkiye ya da dünya prömiyerini ilk kez İstanbul’da yarışma sırasında görecek izleyicilerimiz. Çok sayıda konuk da gelecek. O konuklardan biri de Marjane Satrapi olacak. Animasyon bir yapım olan ”Persepolis” adlı filmiyle ilgi çeken yönetmen, yabancı film Oscar’larında son 5’e kalmıştı. Satrapi’nin son filmi ‘Chicken Plums” da festival kapsamında gösterilecek.”

Gelen ünlü yönetmen ve oyuncuların, sinema sohbetleri, paneller aracılığıyla seyirciyle buluşmasını sağlayacaklarını belirten Tan, ”Bu söyleşiler çok ilgi, görüyor üstelik tüm bunları ücretsiz yapıyoruz. Yine jüri başkanımız olan Nuri Bilge Ceylan da bir sinema dersi verecek” dedi.

Ulusal ve uluslararası Altın Lale yarışmalarının dışında, bir de İnsan Hakları yarışmasının düzenleneceğini dile getiren Tan, ”Belgesellerden çocuk filmlerine, deneysel filmlerden, genç yönetmenlerin filmlerine kadar çok farklı bölümlerimiz olacak. Bu yıl aynı zamanda ‘Çin Yılı’nı kutluyoruz. 2014’te de Çin de ‘Türkiye Yılı’ olacak. Karşılıklı bir işbirliğimiz söz konusu. Çin ile özel bir işbirliği gerçekleştiriyoruz” diye konuştu.

“MÜTEVAZI BİR BÜTÇEYLE FESTİVAL YAPIYORUZ”
Azize Tan, Türkiye’de sürekli yapılan bir organizasyonun dünyadaki benzerleriyle kıyaslandığını, ”Niye biz bir Berlin ya da Cannes olamıyoruz?” diye sorulduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Gönül rahatlığıyla diyebilirim ki, İstanbul Film Festivali, organizasyonun içeriği ve düzenlenmesi açısından yurt dışındaki örnekleriyle hakikaten aynı seviyede, aşağı kalır bir yanı yok. Üstelik bunu da onlara göre çok mütevazı bir bütçeyle yapıyoruz. Ama iş alt yapıya geldiğinde biz ne yazık ki çok geride kalıyoruz. Büyük festivaller, içinde bulundukları belediyeler ve hükümetler tarafından çok ciddi destekler alıyor. Bunların birer festival sarayları var. Mesela Berlin Film Festivalinin 2 bin kişilik bir sarayı var. Ses ve görüntü kalitesi çok iyi.”

“SİNEMALAR TEK TEK KAPANIYOR”
Yıllardır Beyoğlu’ndaki sinemalarda festival düzenlediklerini söyleyen Tan, sinemaların tek tek kapanmasının kendilerini çok etkilediğini belirtti.

Azize Tan, Türk sinemasında çok genç ve dinamik bir kuşağın yetiştiğine dikkati çekerek, ”Çok açıklar, dünya ile irtibat halindeler. Ancak hala Türkiye’de sinemanın endüstrileştiğinden bahsedemeyiz. O anlamda son dönemde Sinema Telif Hakları Müdürlüğünün Sinema ve Telif Hakları Müdürlüğü olarak ikiye ayrılmasını çok anlamlı buluyorum. Böylece tamamen sinemaya odaklanmış yeni bir birimin Kültür Bakanlığı içinde olması çok önemli. Ama hala sinemayla ilgili bazı problemler var. Türkiye de bir film enstitüsünün olmaması Türkiye sinemasının tek bir elden idare edilememesine neden oluyor. Oysa her ülkenin ulusal film enstitüsü bulunuyor. Türk filmlerinin yurt dışı tanıtımları da daha kurumsallaşmış bir şekilde yapılmalı.”

“DİZİ SEKTÖRÜNÜN POPÜLARİTESİ SİNEMAYI TETİKLEYEBİLİR”
Türkiye’de dizi sektörünün önemli bir noktaya geldiğine vurgu yapan Tan, ”Dizi sektöründeki bu başarıyı Türk sineması da yakalayabilir. Dizilerin yarattığı bu popülarite Türk filmlerini destekleyebilir. Bunlar sektörel anlamda birbirini besleyen şeylerdir. İki sektörün güç birliği yapması Türk sinemasını önemli yere getirecektir” dedi.

Azize Tan, 31. Film Festivalinin, İKSV’nin 40. yılına denk gelmesinin de ayrı bir anlam taşıdığını ifade ederek, açılışın Lütfi Kırdar Kongre Merkezinde yapılacağını söyledi.

Tan, 31 Mart–15 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek festival kapsamında her yıl dağıtılan ”Sinema Onur Ödülleri”nin Türk sinemasına yıllar boyu emek veren yönetmen Ali Özgentürk, oyuncular Ayşen Gruda ile Halit Akçatepe ve Türkiye’nin ilk kadın film eleştirmeni Sevin Okyay’a takdim edileceğini kaydetti.

Festivale 300’ün üzerinde yabancı konuk geleceğini, yabancı gazeteciler ve eleştirmenlerin katılacağını belirten Tan, şunları kaydetti:

”İstanbul Film Festivali her geçen yıl adını biraz daha fazla duyuruyor. O yüzden bir çok önemli konuk kendi isteğiyle gelme, Türk sinemasıyla tanışma talebinde bulunuyor. Ancak siz bu insanları ağırlayacak bir sinema salonuna sahip değilseniz, bütçenizde devlet ve belediye katkısı çok sınırlıysa, sinemanızı geliştirmeniz çok zor oluyor. Elinizdeki olanaklarla yetinmek zorunda kalıyorsunuz. Yapmak istediğimiz çok şey var. Zira İstanbul’un adını taşıyan bu festival için biraz daha destek almak ve mekan sorunlarımızı aşmak istiyoruz. İstanbul bir cazibe noktası haline gelmişken, 31 yıldır başarıyla devam eden bu festivali biraz daha destekle çok daha iyi yerlere getirebileceğimize inanıyorum.”

o 59 Film, 49 gala gösterisi, 9 canlı müzik etkinliğinin yer aldığı festivalde Türkiye’den 65, Almanya’dan 50 sanatçıyla söyleşi yapılacak.

Festivalin onur konuğu bu yıl BakırköylüTarık Akan. Akan’a Türkiye’de sinema sanatının gelişimine ve uluslararası alanda tanınmasına yaptığı kalıcı katkılarından ötürü onur ödülü verilecek.

Festival Komitesi Başkanı Adil Kaya yaptığı açıklamada, festivalin 11 Mart’a kadar süreceğini belirterek, “59 filmin yer aldığı festival kapsamında gösterilen filmlerin 6’sı uluslararası prömiyer, 17’si Almanya prömiyeri ve 26’sı ise Nürnberg prömiyeri olacak. İki kültür arasında köprü görevi gören festival, içerdiği konuları bakımından Almanya’nın en dikkat çekici önemli festivali konumundadır” dedi.

Kaya neonazi terör örgütünün Almanya’da işlediği cinayetlerinin Nürnberg’te yaşayanları tedirgin ettiğini ancak bu etkinliğin dostlukların pekişmesinde önemli rol oynamakta olduğunu kaydetti.

Türk-Alman Film Festival komite üyesi Ayten Akyıldız ise, Türk-Alman Film Festivali’nin Türk-Alman filmlerini ve sanatçılarını tanımak açısından önemli olduğunu vurgulayarak, “Nuri Bilge Ceylan, Christian Petzold ve Fatih Akın gibi ünlü yönetmenler festivali desteklemektedir” dedi.

Akyıldız, festivale Türk ve Alman seyircilerin büyük ilgi gösterdiğinine işaret ederek, “Zenne, Mar, Bu son olsun, Güzel Günler Göreceğiz ve Geriye Kalan gibi filmlerin uluslararası prömiyerlerini sunmaktan özellikle gurur duymaktayız” diye konuştu.

Festivalde uzun metraj film kategorisinde Almanya’dan 5, Türkiye;den 3 film yer alıyor. Bunların arasında ünlü yönetmenlerin eserleri kadar ilk filmlerine imza atan genç yeteneklerin eserleri de bulunuyor.

Alman sinemasının uluslararası alanda tanınan başarılı yönetmeni Christian Petzold bu yıl da festivale katılıyor. Yönetmen Petzold son filmi “Barbara” ile Uluslararası Berlin Film Festivali’nde en iyi yönetmen kategorisinde Gümüş Ayı ile ödüllendirilmişti.

Yarışmada Türkiye’den de üç film var. Yönetmen Reis Çelik’in Uluslararası Berlin Film Festivali’nde ödül kazanan eseri “Lal Gece”, Derviş Zaim’in Almanya prömiyeri olarak festivali seçtiği “Gölgeler ve Suretler” ve Nürnberg’de uluslararası prömiyerini gerçekleştirecek olan “Zenne”.

Yarışmada yer alan Almanya yapımları ise şöyle: Töte Mich (Öldür Beni), Kaddisch für einen Freund (Bir Dost İçin Hayır Duası), Frankfurt Coincidences (Frankfurt Tesadüfleri), Einer wie Bruno (Bruno Gibi Biri), Barbara.

Festivale Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı, Federal Almanya Kültür ve Medyadan Sorumlu Devlet Bakanlığı, InterForum Sanat ve Kültür Derneği, Robert-Bosch Vakfı, Nürnberg Şehir Belediyesi Kültür Dairesi ile Bavyera Eyaleti Başbakanlık Dairesi, tarafında destek veriliyor.

Nürnberg’de 1992 yılında Türkiye Sinema Günleri adı altında başlayan festival, zamanla Türk Alman Film Festivali adını aldı.

Bu yıl 19-29 Mart 2012 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan Akbank Kısa Film Festivali kapsamında gerçekleştirilecek “Kısa Film Yarışması”nın ön eleme sonuçları belli oldu

Festivalin yarışma ve yarışma dışı kategorilerine bu yıl toplam 557 filmin başvurdu.

Belgesel yönetmeni Emel Çelebi, kurgucu Bora Gökşingöl ve yönetmen Selim Evci’den oluşan ön eleme jüri kurulunun değerlendirmesi sonucu, yarışmalı bölüme katılan eserler arasından 20 kurmaca film ve 10 belgesel olmak üzere toplam 30 kısa film “Festival Kısaları” bölümünde izleyicilerle buluşmaya hak kazandı.

Festivalin “En İyi Kurmaca Film”i seçecek Kurmaca Kategorisi Jüri Kurulu; Yapımcı Zeynep Özbatur, Oyuncu Uğur Polat, Sinema Yazarı Cüneyt Cebenoyan, Yönetmen Seren Yüce ve Akbank SanatMüdürü Derya Bigalı’dan oluşuyor.

“En İyi Belgesel Film”i belirleyecek Belgesel Kategorisi Jüri Kurulu’nda ise; Yazar Yekta Kopan, Belgesel Yönetmeni Ethem Özgüven ve Aysim Türkmen, Gazeteci ve Sinema Yazarı Burçak Evren ve Akbank Sanat Müdürü Derya Bigalı yer alıyor.

Ana jürinin değerlendirmesinin ardından düzenlenecek festivalin ödül töreninde, “En İyi Kurmaca Film” ve “En İyi Belgesel Film” 8.000 TL ile ödüllendirilecek.

20 ülkeden 110 film, 40 seans, 11 söyleşi ve atölye çalışması, sinema dünyasından 21 konuğun yer aldığı Akbank 8. Kısa Film Festivali’nin kapısı 10 gün boyunca herkese açık olacak ve tüm etkinlikler ücretsiz olarak Akbank Sanat’ta izlenebilecek.

Ayrıca film gösterimleri, Akbank Sanat’ın kafesinde de eş zamanlı olarak gösterilecek.

Dünya festivallerinden filmlerle Akbank 8. Kısa Film Festivali’nde buluşmak  ve detaylı bilgi almak için www.akbankkisafilm.com ya da www.akbanksanat.com adreslerini ziyaret edebilirsiniz.

Ön elemeyi geçen kurmaca filmler

1. Tolerans- Besi Adut
2. Musa- Serhat Karaaslan
3. Jerry- Kaan Müjdeci
4. Dua- Tuna Balkan
5. Kahverengi ve Siyah- Bedir Afşin
6. Sessiz- L.Rezan Yeşilbaş
7. Gerayîş- Çetin Baskın
8. Korkuluk- Adem Demirci
9. Gerçek Bir Hikâyeden Uyarlanmıştır- Kerem Keskin
10. Asker- Murat Çetinkaya
11. Saman Makinası- Ersin Mert
12. Tam Ekran- Barış Hancıoğulları
13. Mi Hatice- Denis Metin
14. Başlangıç- Yiğit Evgar
15. La Quatorziéme- Hüseyin Aydın
16. Bağ- Mehmet Kemal Bayrak
17. Onaksibir- Can Emre
18. Baydara “Edra’nın Kaderi”- Can Eren
19. Ali Ata Bak- Orhan İnce
20. Alala- Ahmet Baturay Tavkul

Ön elemeyi geçen belgesel filmler

1. Sahnenin Haykırışı- M. Cengiz Tünay
2. Dinozor – Zümrüt Çavuşoğlu
3. Ben Geldim Gidiyorum- Metin Akdemir
4. Cneydo- Hüdai Ateş
5. Dışardakiler- Hüseyin Aydın
6. Susmaz Sokak- Elif Mermer
7. Ekmeğin Hakkı- Ayhan Aslan
8. Yalnızlığın İki Yüzü- Serhat Çatak
9. Kadim- Okan Avcı
10. Pantolon Balığı- Kurtuluş Yiğit Demiralp, Emre Karakaş

“Yarışma Dışı Gösterim” bölümünde gösterilecek filmler

1. Rüzgarın Çocukları- Ahmet Çadırcı
2. Nolya- M. Cem Öztüfekçi
3. Kelimeler ve Teyze- Nazlı Dönmez
4. Ekmek- Koray Sevindi
5. Gel-git- Akile Nazlı Kaya
6. Kahve Molası- Emre Ergenç
7. Ayn- Nefes Polat
8. Ekmeğim- Hakan Ün
9. Yol Hikayesi- E. Mert Kökver
10. Memur – Mehmet Emin Yıldırım

Bu yıl “Maceraya Hazır Ol” temasıyla yola çıkan 7. Dağ Filmleri Festivali, 7-11 Mart tarihlerinde gerçekleştirilecek.

 Dağ Kültürü Derneği ile Mineral Event tarafından düzenlenen ve Türkiye’nin, dağ, keşif ve macera konulu ilk ve tek film festivaline, Fransız Kültür Merkezi, Galatasaray Aynalı Geçit ve Pusula Sanat Galerisi ev sahipliği yapacak.
Dünya festivallerinde gösterilen 500’den fazla film arasından belirlenen 2012 seçkisi, 20’si yerli 35’i yabancı olmak üzere toplam 55 filmden oluşacak.
Festival bu film adedi ile kendi film gösterim rekorunu da kıracak. Filmler, “Ülkemizden”, “Dünyadan”, “Keşif Ruhu”, “Doğa-Çevre-İnsan”, “Su Dünyası”, “Bisiklet”, “Kayak” ve “Doğa Filmleri Yarışması Finalistleri” olmak üzere 8 tema başlığı altında toplanacak.
Seçkide; rafting, dalış, dağcılık, kaya tırmanışı, base jump, kayak, dağ bisikleti gibi doğa sporlarının yanı sıra çevre ve doğa belgeselleri ile gezi, keşif ve insan hikayeleri de yer alacak.
Bu yılın en çarpıcı teması “Dünyadan” ile The North Face sponsorluğunda 8 film beyaz perdeye yansıyacak. Bu tema altında gösterime girdiği 49 festivalden topladığı 13 ödül ve çarpıcı kurgusu ile dikkatleri çeken “Soğuk” adlı film de bulunuyor.
Festivalde Samsun’dan Japonya’ya unutulmaz ve serüven dolu bir yolculuk yapan Gürkan Genç’in olağan dışı yolculuğunu anlattığı “Demir Atlı Adam” adlı film de gösterilecek.
Yerli ve yabancı toplam 8 öyküyü içeren “Doğa, Çevre ve İnsan” bölümünde, dünya festivallerinde 19 ödül toplayan “Kırık Ay” da izleyiciyle buluşacak.
Tüm film gösterimlerinin ücretsiz gerçekleştirileceği festival kapsamında, kitap sergileri, söyleşiler ve ödüllü yarışmalar da düzenlenecek.

 

Sivas’ta Kültür Sanat

Sivas Devlet Tiyatrosu (SDT) “Ortak Ağıt” adlı Oyunu sahneleyecek.

Sivas Devlet Tiyatrosu (SDT) “Ortak Ağıt” adlı Oyunu sahneleyecek.

Hasan Öztürk‘ün kaleme aldığı, Bengisu Gürbüzer Doğru’nun yönettiği Oyunda, Özge Günay, Kerem Yücel, Burçhan Göze, Veysel Zurnazanlı, Volkan Gündüz, Can Atak, Nagehan Yazıcı, İlhan Gözde Giray, Filiz Demiralp ve Ufuk Bostancı rol alıyor.

Oyunun dekor tasarımını Murat Gülmez, giysi tasarımını Ceren Karahan, ışık tasarımını Hakan Özdemir, dans düzenini ise Yener Turan üstleniyor.

Bugün, yarın ve 4 Şubatta saat 19.30’da sahnelenecek Oyunda, acımasız bir krala, kahinlerinin yenidoğacak bir çocuğun onu tahtından indireceğini ve krallığına son vereceğini söylemesi üzerine kralın yenidoğan çocukları öldürmesi ve doğumları yasaklaması konu ediliyor.

SDT, 8 Şubat Çarşamba günü ise saat 10.30 ve 13.30’da “Dans Eden Eşek” adlı çocuk Oyununu sahneleyecek. Eric Vos’un yazdığı, Can Gürzap‘ın çevirisini yaptığı Oyunda, Özge Günay, Begüm Şahin, Kerem Yücel, Can Atak, Burcu Ongun Altay ve Burçhan Göze rol alıyor.

Oyunda, hırsızlık yapmak ya da dürüst insan olmak arasında seçim yapan iki kafadarın hikayesi anlatılıyor.

Bursa’da Kültür Sanat

Bursa Devlet Tiyatrosu (BDT), “Yolcular” ve çocuk Oyunu “Alaaddin’in Sihirsiz Lambası”nı sahneleyecek.

Bursa Devlet Tiyatrosu (BDT), “Yolcular” ve çocuk Oyunu “Alaaddin’in Sihirsiz Lambası”nı sahneleyecek.

Sam Bobrick’in yazdığı, Fikret Urucu’nun yönettiği “Yolcular”ın dekor tasarımı Murat Gülmez, kostümtasarımı Candan Günay, ışık tasarımı Rahmi Özan’a ait. Kamil Korunan, Cem Arabacıoğlu, Rüyam P. Dirin ve Cansu Yılmaz’ın rol aldığı Oyunda, kendini bir otobüs terminalinde bulan yolcuların başına gelenler anlatılıyor. Oyun, Ahmet Vefik Paşa (AVP) Sahnesi’nde 2-3 Şubat’ta saat 20.00’de, 4 Şubat Cumartesi ise saat 15.00 ve 20.00’de sanatseverle buluşacak.

Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun yazdığı, Erkan Yılmaz’ın sahnelediği, Ayşe Lebriz Berkem’in yönettiği “Tek Kişilik Yaşam” adlı Oyunun dekor ve kostüm tasarımı Hakan Dündar, ışık tasarımı Ali Karaman‘ın imzasını taşıyor.

Y. Emir Çiçek’in rol aldığı Oyunda, hatıraların insan hayatında gürültü patırtı içinde kısa süreli dinlenmegibi bir kaçış noktası olduğu anlatılıyor. Rüyaların, seslerin, düşüncelerin, hayallerin ve daha başka, yaşayan ya da yaşamayan diğer şeylerin bir hatırası olduğu anlatılan Oyun, Feraizcizade Oda Tiyatrosu Sahnesi’nde bugün, yarın ve cumartesi 18.00’de izleyiciyle buluşacak.

Sandberg ve Firner’in yazdığı, Hale Kuntay’ın çevirdiği, Bora Özkula’nın yönettiği “Bu da Benim Karım” adlı komedinin dekor tasarımını Murat Gülmez, kostüm tasarımını Funda Çebi, ışık tasarımını Rahmi Özan yapıyor.

Berrin Balkanlar, Jale Çiçek, Taner Turan, Süheyla Zeybek, Muharrem Dalfidan ve Ayşe Dinç’in rol aldığıOyun, hayatın içinden bir güldürmece sunuyor. Oyunda, çalıştığı fabrikasında her on dakikada bir kamyondan hamile elbisesi çıkan, hali vakti yerinde olan bir kişi ve güzel ama artık güzelliği ve kadınlığınıunutmuş olan eşi anlatılıyor.

Titiz, temizlik hastası, baskın karakterli bir kadın ile eşi arasında geçenleri komik dille anlatan, herkesin kendi hayatından bir şeyler bulabileceği Oyun, AVP Sahnesi’nde 7-8 Şubatta saat 20.00’de tiyatroseverlerle buluşacak.

Harun Özer’in yazdığı, Ebru Kara’nın yönettiği “Alaaddin’in Sihirsiz Lambası” adlı çocuk Oyununun dekor ve kostüm tasarımını Özge Akarsu, ışık tasarımını Ali Karaman, dans düzenini Erdem Gündüz yapıyor. Cihan Büyükışık, Serap Uluyol Karanfilci, Ozan Sargın, Cansu Yılmaz, Özlem Altaş, Eray Soykan, Ali Pınar, Hayati Özen, Savaş Ak, Emre Sefer, Mutlu Dereli, Cem Korkmaz, Emre Yaşa, Adnan Tunalı’nın rol aldığıOyunda, kimsenin çalışmadığı, üretmediği, her şeyin bir dileğe bağlı olduğu, kimsenin hiçbir şey yapmadan istediklerinin önüne geldiği bir dünya konu ediliyor. Oyun, AVP Sahnesi’nde 5 ve 7 Şubat’ta saat 14.00’te sahnelenecek.

-Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu-

Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu “Ölüm Tuzağı” adlı Oyunu sahneliyor

Amerikan Edebiyatının korku ve gerilim yazarı olan İra Levin’in kaleme aldığı, Hale Kuntay’ın Türkçeye çevirdiği “Ölüm Tuzağı” adlı Oyunu Mustafa Kurt yönetiyor.

Sezonun yeni Oyunu olan “Ölüm Tuzağı”, para ve şöhret tutkusunun insanları nasıl baştan çıkardığını anlatıyor. Oyun, bugün ve yarın saat 20.30’da, 4 Şubat Cumartesi ise 14.00’te Tayyare Kültür Merkezi’nde sahnelenecek.

Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu, 8 Şubat Çarşamba günü saat 11.00 ve 14.00’te, “Güliver Devler Ülkesinde” adlı Oyunu sahneye koyacak.

Sami Güner Sanat Galerisi’nde, Ayşen Taştekin Doda’nın kişisel resim sergisi ise, 30 Ocak-4 Şubat tarihlerinde açık kalacak.

Zonguldak’ta Kültür Sanat

Zonguldak’ta kültür sanat etkinlikleri kapsamında “Aşkı ya da Antigone New York’ta” adlı tiyatro Oyunu sergilenecek.

Zonguldak‘ta kültür sanat etkinlikleri kapsamında “Aşkı ya da Antigone New York‘ta” adlı tiyatro Oyunu sergilenecek.

İstanbul Devlet Tiyatrosu, Janusz Glowacki’nin yazdığı, Tuğrul Çetiner’in çevirdiği ve Faik Ertener’in yönettiği “Aşkı ya da Antigone New York‘ta” 2 perdelik Oyunu 3-4 Şubat tarihlerinde Atatürk Kültür Merkezi‘nde izleyenlerle buluşturacak.

Özden Çiftçi, Mehmet Ali Kaptanlar, Şamil Kafkas, Ali Düşenkalkar ve Adnan Kürkçü’nün rol aldığıOyunda, New York‘un parklarından birinde dünyanın bir çok yerinden Amerika’ya göç etmiş insanların yaşam mücadelesi konu ediliyor.

Konya’da Kültür Sanat

Konya Devlet Tiyatrosu (KDT), “Kulaktan Kulağa-Carrar Ana’nın Silahları”, “Güzel ve Çirkin” ile “Dört Köşe Palyaço”adlı Oyunları izleyicisiyle buluşturacak.

Konya Devlet Tiyatrosu (KDT), “Kulaktan Kulağa-Carrar Ana’nın Silahları”, “Güzel ve Çirkin” ile “Dört Köşe Palyaço”adlı Oyunları izleyicisiyle buluşturacak.

Dekoru Gül Emre, kostümleri Gülnur Orhon ve ışık düzenini Mehmet Yaşayan’ın yaptığı “Kulaktan Kulağa-Carrar Ana’nın Silahları” adlı Oyunda Alpay Aksum, Şebnem Büyükkalkan, Gökçe Yurtsal, Doğan Doğru, Bengisu Gürbüzer Doğru, Feray Darıcı, Özgür Baş ve Hasan Tanılmış rol alıyor.

Kulakların duymak istediklerini mi yoksa her şeyi mi duyduğunu anlatan

“Kulaktan Kulağa” ve iki çocuklu bir annenin savaş sırasındaki yaşamını anlatan

“Carrar Ana’nın Silahları” bugün ve yarın saat 19.30’da, 4 Şubat Cumartesi ise saat 14.00 ve 19.30’da izleyicinin beğenisine sunulacak.

Konya Devlet Tiyatrosu (KDT), “Güzel ve Çirkin” adlı müzikal Oyununu da sergileyecek.

Dekoru Aytuğ Dereli‘ye, kostümleri Ceren Karahan’a ve ışık düzeni Hakan Özdemir’e ait Oyunda, Nur Yazar, Tuncay Aynur, Ozan Çobanoğlu, Ebru Gülerarslan, Ahmet Çökmez, Ferdi Dalkılıç, Özlem Özkan, Nevra Sayar, Gonca Kunduzcu, Selin Genç, Çağatay Eker, Canan Kalkır ve Duygu Biçer rol alıyor.

Işıltılı şatoda yaşayan bir prensin, yaşlı bir dilenci kadın tarafından çirkin bir yaratığa çevrilmesinin ardından çirkin prensin, elindeki sihirli gülün son yaprağı dökülene kadar kendisini sevecek bir kızı bulması gerektiğini anlatan Oyun, 5 Şubat Pazar günü saat 14.00’da KDT sahnesinde izlenebilecek.

Tamay Sayar ve Şekip Taşpınar‘ın yazdığı çocuk Oyunu “Dört Köşe Palyaço” ise 7 Şubat Salı ve 8 Şubat Çarşamba günü saat 10.30’da ve 14.00’da sanatseverlerle buluşacak.

İstanbul’da Kültür-sanat

Rastafari’nin değişmez müziği Reggae’nin efsanevi ismi Bob Marley’in 67.doğum günü, 4 Şubat’ta Babylon’da, 6 Şubat’ta Nayah’ta düzenlenecek programlarla kutlanacak.

Rastafari’nin değişmez müziği Reggae’nin efsanevi ismi Bob Marley‘in 67. doğum günü, 4 Şubat’taBabylon‘da, 6 Şubat’ta Nayah’ta düzenlenecek programlarla kutlanacak.

Şarkılarında işlediği sevgi, barış ve kardeşlik konularıyla tüm dünyada milyonlarca hayranı olan Marley’in anısına düzenlenecek partilerde, Selekta Firuzaga, Ras Memo, Sattas, Mahi, Selekta Genjah, King Seroman, Naranjaman, Pnarzenci, Mojahfire ve Jr. Sensimilla gibi ünlü DJ’ler sahne alacak.

Trompet sanatçılarından İmer Demirer, yarın sanatçı dostlarıyla birlikte Borusan Müzik Evi’nde konser verecek.

Mor ve Ötesi, 2007 yılından beri klasikleştirdiği “Akustik” konser serisinin 5’incisinde, daha önce akustik versiyonları hiç çalınmamış, eski ve yeni birçok şarkısını, sahneye davet edeceği şarkıcı ve müzisyen dostlarıyla yarın Ghetto’da seslendirecek.

Pop müzik sanatçısı Göksel, yeni albümü “Bende Bi Aşk Var”ın ilk konserini yarın Salon İKSV’de verecek.

“Mi Kubbesi” isimli albümlerinin yayınlanmasıyla büyük bir hayran kitlesi tarafından takip edilmeye başlanan Nekropsi, derin enstrümantal kompozisyonları, ani ataklarla dinleyeni bambaşka bir hikayeye sürükleyen tarzlarıyla yarın Babylon‘da sahne alacak.

Arabesk eserleri rock altyapılar, arabesk vokaller ve doğu vurmalıları kullanarak yorumlayan, arabesk formatında besteler yapan ve “Her Gün İsyanım Var” ve “Damarımda Kanımsın” albümleriyle büyük bir hayran kitlesine sahip olan İstanbul Arabesque Project, 4 Şubat’ta Live Haymatlos’ta sahne alacak.

Konserlerinde Bergen’den Kamuran Akkor’a, Orhan Gencebay‘dan İbrahim Tatlıses‘e pek çok arabesk duayeninin eserlerini seslendiren grup, kendisini izlemeye gelen müzikseverlere arabeskin kederli değil, keyifli ve eğlenceli yönünü göstermeyi hedefliyor.

Uzun bir aradan sonra büyük bir özenle hazırladığı “Derindekiler” albümünü dinleyenlerin beğenisine sunan Kıraç, albümünün ilk İstanbul konserini 4 Şubat’ta Bostancı Gösteri Merkezi’nde verecek.

Mevlana Kültür ve Sanat Vakfının düzenlediği ve bestekarı bilinmeyen, bestelenmiş en eski Mevlevi ayinlerinden olduğu kabul edilen Pençgah Ayini

(Beste-i Kadim) “Sema Töreni”, 5 Şubat’ta Galata Mevlevihanesi Müzesi’nde gerçekleştirilecek.

-Sahne sanatları

Çin Ulusal Akrobasi Topluluğu “Rüya Takımı-Sihirli Akrobatlar”, trapez, dans, akrobasi ve kung-fu’yu bir araya getiren, yer çekimine ve fizik kurallarına meydan okuyan performanslarını 3, 4 ve 5 Şubat’ta TİMMaslak Show Center’da sergileyecek.

Neil Labute’un yazıp Defne Halman ve Engin Hepileri’nin yönettiği “Zorla Güzellik” isimli komedi türündeki tiyatro Oyunu, yarın Kenter Tiyatrosu’nda perdelerini açacak.

W. Gordon Smith’in yazıp Ülkü Tamer‘in çevirdiği ve Hakan Gerçek’in hem yazıp, hem de oynadığı tek kişilik Oyun “Van Gogh”, yarın Caddebostan Kültür Merkezi Küçük Salon’da izleyiciyle buluşacak.

Levent Kazak‘ın yazıp Laçin Ceylan‘ın yönetmenliğini üstlendiği, kadının sosyal konumuna dikkat çeken “Cam”, yarın Kozyatağı Kültür Merkezi Gönül Ülkü ve Gazanfer Özcan Sahnesi’nde izleyici karşısına çıkacak.

Zorlu Çocuk Tiyatrosunun yeni sezonu için Prof. Dr. Hasan Erkek tarafından Andersen’in “Çirkin Ördek Yavrusu” masalından hareketle yeniden yazılan

“öteki” kavramının farklı katmanlarda işlendiği “Çirkin Ördek Yavrusu”, 4 Şubat’ta Kenter Tiyatrosu’nda sahnelenecek.

Cesare Pavese‘nin “Yaşama Uğraşı” adıyla yayımlanan günlüğünden esinlenen, ölüm gerçeğini ve onu takip eden yas sürecini konu edinen bir dans performansı olan “Bugün, Hiçbir Şey”, 6 Şubat’ta Salon İKSV’de izleyici karşısına çıkacak.

“Elazığ Kültür ve Sanat Şehridir”

Elazığ – Bakü Kültür ve Sanat Buluşması için ilimize gelen sanatçılar ve kültür elçileri Belediye Başkanı Süleyman Selmanoğlu’nu ziyaret ettiler.

Başkanlık makamında gerçekleşen ziyarette Elazığ – Bakü Kültür ve Sanat Buluşmasına katılacak olan sanatçılar ile organizasyona katkı veren kuruluşların yetkilileri hazır bulundu.

Ziyarette bir değerlendirme yapan Bedrettin Keleştimur: “Elazığ – Bakü Kültür ve Sanat Buluşması kapsamında şehrimizde bir faaliyeti daha icra etmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Azerbaycan‘ın bağımsızlığının 20. yılında bu etkinlikler iki gün süreyle devam edecek. Azerbaycanlı Şair Elmas Yıldırım adına düzenlenecek paneller yapılacak. Cafer Cabbarlı’nın kitap tanıtımını yapacağız. Ve bu aradaAzerbaycan edebiyatında önemli olan şahsiyet Anar Bey’e FÜ tarafından Fahri Doktora unvanı verilecek. Programlarımız kapsamında Fuzuli‘ye saygı gecesi tertip edeceğiz. Tüm programlarımızın hayırlı olmasını diliyorum” dedi.

Avrasya Yazarlar Birliği Başkanı Doç. Dr. Yakup Deliömeroğlu ise konuşmasında Azerbaycan Şehitleri içinTürkiye‘de ilk defa Elazığ‘da bir anıt yapıldığına dikkat çekerek, bu durumun iki ülke arasındaki dostluk ilişkilerini geliştirme adına çok önemli olacağına vurgu yaptı.

Sanatçı Mehmet Özbek ise açıklamasında; “Bizler için Elazığ – Bakü sanat buluşmasından ziyade burada bir Bayram yaşıyoruz. Sayın Valimize, Belediye Başkanımıza ve manas ekibine teşekkür ediyorum. Biz türkülerimizi yörelerimizden derleyerek sizlere sunmaya gayret gösterdik. Bu etkinliklerin tamamının hayırlı olmasını diliyorum. Etkinlikler kapsamında Fuzuli‘ye saygı gecesi bizler için ayrıca önem arz eden programlardan biridir.” Dedi.

Elazığ‘ın bir kültür ve sanat şehri olduğunu vurgulayan Belediye Başkanı Süleyman Selmanoğlu ise ziyaretten duyduğu memnuniyeti şöyle dile getirdi:

“Sizleri Anadolu‘nun bu inci şehrinde ağırlamaktan mutlu olduğumu ifade etmek istiyorum. Elazığ – Bakü Kültür ve Sanat buluşmasını organize eden Bedrettin Keleştimur Beyefendi başta olmak üzere tüm arkadaşlarımıza şükranlarımı sunuyorum. Geçmişte Hazar Şiir Akşamlarından birini Azerbaycan‘da gerçekleştirmiştik ve orada Yazarlar Birliği Başkanı Anar beyle de bir araya gelmiştik. Şehrimizde düzenlenecek bu programların hayırlı olmasını diliyor, bizleri ziyaretiniz içinde şükranlarımı sunuyorum.”

BAŞKENTTE KÜLTÜR SANAT HABERİ

CUMHURBASKANLIGI SENFONI ORKESTRASI (CSO), 10 SUBAT’TAKI KONSERINDE ”BAROK HAFTASI” PROGRAMIYLA IZLEYICI KARSISINA CIKACAK.

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO), 10 Şubatˊtaki konserinde ˊˊBarok Haftasıˊˊ programıyla izleyici karşısına çıkacak.

Orkestrayı Şef Raoul Grüneisˊin yöneteceği konserde, obuada Manfred Bellmann ve flütte Iris Rath yer alacak. Konserde, Telemannˊın ˊˊre majörˊˊ senfoniˊsi, Bach ve Vivaldiˊnin ˊˊobua konçertoˊˊlarıile Hasseˊnin ˊˊsol minörˊˊ senfonisi seslendirilecek.

Ankara Devlet Tiyatrosu bu hafta 15 oyun, Ankara Devlet Opera ve Balesi 5 eserle izleyiciyi selamlayacak.

-Tiyatro-

Büyük Tiyatro: ˊˊGenç Osmanˊˊ, yarın ve 5 Şubatˊta sahne alacak.

Ali Berktayˊın kaleme aldığı, Ayşe Emel Mesciˊnin yönettiği ˊˊKerbelaˊˊ, 7 Şubatˊta seyredilebilir.

Cüneyt Gökçer Sahnesi: Aristophanesˊin yazdığı, Yücel Ertenˊin çevirip, oyunlaştırıp yönettiği ˊˊBarışˊˊ, yarın ve 4 Şubatˊta izlenebilir.

ˊˊKantocuˊˊ 7, 8 ve 9 Şubatˊta seyredilebilir.

ˊˊBenim Tatlı Meleğimˊˊ, 5 Şubat pazar Günü izleyiciyle birlikte olacak.

Şinasi Sahnesi: Tennessee Williamsˊın yazdığı, Can Yücelˊin çevirdiği, Jason Haleˊnin yönettiği ˊˊSırça Kümesˊˊ, yarın ve 4 Şubatˊta sahnelenecek.

ˊˊElma Hırsızlarıˊˊ isimli eser, 7, 8 ve 9 Şubatˊta seyirciyle birlikte olacak.

Küçük Tiyatro: Angelo Savelliˊnin kaleme aldığı ve yönettiği ˊˊFigaroˊˊ, yarın ve 4 Şubatˊta sahne alacak.

ˊˊKeloğlan Keleşoğlanˊˊ isimli çocuk oyunu, 5 Şubat Pazar günü görülebilecek.

Akün Sahnesi: ˊˊGizler Çarşısıˊˊ, yarın, 4 ve 5 Şubatˊta izlenebilir.

ˊˊRab Şeytana Dedi Kiˊˊ, 7, 8 ve 9 Şubatˊta tiyatroseverlerle birlikte olacak.

Altındağ Tiyatrosu: Geleneksel Türk tiyatrosunun önemli yazarlarından Musahipzade Celalˊin kaleme aldığı ˊˊKafes Arkasındaˊˊ isimli oyun hafta boyunca izlenebilecek.

İrfan Şahinbaş Sahnesi: ˊˊYastık Adamˊˊ, 4 Şubatˊta izlenebilecek.

Stüdyo Sahne: ˊˊÜç Yönetmen Üç Oyunˊˊ, yarın, 5 ve 7 Şubatˊta izlenebilir.

Oda Tiyatrosu: ˊˊDönülmez Akşamın Ufkundayızˊˊ adlı eser, yarın ve 4 Şubatˊta, ˊˊHüzzamˊˊ 7, 8 ve 9 Şubatˊta seyredilebilecek.

-Opera-bale-

Opera Sahnesi: ˊˊMacbethˊˊ, 4 Şubat Cumartesi, ˊˊDon Giovanniˊˊ 6 Şubat Pazartesi sahnelenecek.

ˊˊZorbaˊˊ balesi, 9 Şubat Perşembe günü seyirciyle birlikte olacak.

Operet Sahnesi: ˊˊBir Tenor Aranıyorˊˊ, 5 Şubatˊta, ˊˊŞarkılarla Yaşamakˊˊ ise 7 Şubatˊta sahne alacak.

Leyla Gencer Sahnesi: ˊˊSihirli Dünyaˊˊ adlı müzikli çocuk oyunu, 5 Şubatˊta izlenebilir.

-Sinema-

Steven Spielbergˊin Kamera karşısına geçtiği ve konusu Birinci Dünya Savaşı yıllarında geçen ˊˊSavaş Atıˊˊ adlı film, yarın seyirciyle buluşacak.

Jeremy Irvin, Peter Mullan, Emily Watson ve David Thewlisˊin başrolünü üstlendiği film, Birinci Dünya Savaşı sırasında Albertˊın eğittiği ve çok sevdiği atı Joeyˊnin satılarak savaşta sipere gönderilmesi üzerine yaşananları işliyor. Film, Michael Morpurgoˊnun aynı adlı çocuk romanından sinemaya aktarıldı.

Hasan Tolga Pulatˊın yönettiği, Altın Portakal ödüllü ˊˊGüzel Günler Göreceğizˊˊ vizyona girecek. Bir Güniçinde İstanbulˊda geçen hikaye, beş farklı karakterin kesişen yollarını anlatıyor. Filmin oyuncu kadrosunda Uğur Polat, Buğra Gülsoy, Nesrin Cevadzade, Feride Çetin ve Barış Atay Mengüllü yer alıyor.

48. Antalya Altın Portakal Film Festivaliˊnde yarışan yapım En İyi Film, En İyi Senaryo, En İyi Kurgu ve En İyi Yardımcı kadın Oyuncu ödüllerine layık görülmüştü. Şanal Günseliˊnin yönettiği ˊˊEş Ruhumun Eş Zamanıˊˊ adlı film gösterime girecek. Uğur Çavuşoğlu, Aylin Kabasakal, Zeynep Utku, Deniz Seki, Musa Uzunlar, Tuğçe Ersoy ve Güzin Ustaˊnın rol aldığı yapım, Şanal Günseli ve Işık Günseli-nin gerçek hayat hikayelerinden yola çıkarak 2005 yılında yazdıkları aynı adlı kitaptan sinemaya uyarlandı. Türü ˊˊkuantum filmiˊˊ olarak nitelendirilen yapım, yeryüzünden uzak bir boyutta bütünlüğünü tamamlamış enerji dolu bir varlığın dünyaya inmesini ancak, burada çıkan bir kaos sonucu ikiye ayrılması nedeniyle bu varlıktan ayrılan iki eş ruhun birbirini aramaya başlamasını konu alıyor.

İngiltere yapımı ˊˊUtançˊˊ, haftanın dördüncü yeni yapımı. Steve Mcqueen IIˊnin yönettiği filmde Michael Fassbender, Carey Mulligan, James Badge Dale, Lucy Walters, Elizabeth Masucci ve Calamity Chang rol alıyor. Film, New Yorkˊta yaşayan 30ˊlu yaşlardaki Brandonˊın sorunlarından sıyrılma çabalarını işliyor.

 Kaynak : http:// haberler.com