Şunun için etiket arşivi: ANKARA

‘Herkes için sinema’ Ankara Engelsiz Filmler Festivali çeşitli nedenlerle sinemaya ulaşamayan, film izlemekte engeli bulunanlara sinemayı götürüyor.

ankara-engelsiz-film-festivali

Bu yıl ikincisi düzenlenen ‘Ankara Engelsiz Filmler Festivali (AEFF)’ başladı. Görme, işitme veya ortopedik engelli insanların günlük yaşamlarında sinemaya erişmekte yaşadıkları sorunlara yönelik tasarlanan festival, toplumun her bireyini kültürel yaşama dahil etmeyi planlıyor.

Ankara’daki Ulucanlar Cezaevi Sinema Salonu’nda ve Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde düzenlenen festival salonları bedensel engelli bireylerin sinema izleyebileceği şekilde tasarlandı. Ayrıca salonlar festival katılımcılarının görme, işitme ve ortopedik engellerine uygun bir altyapıyla hazırlandı.

Uğur Yücel'in yönetmenliğini yaptığı 'Benim Dünyam' festival filmleri arasında.

Uğur Yücel’in yönetmenliğini yaptığı ‘Benim Dünyam’ festival filmleri arasında.

Görme engelliler için sesli betimleme, işitme engelliler için işaret dili ve ayrıntılı altyazı ile desteklenen film gösterimleri herkese açık ve tamamen ücretsiz olarak gerçekleştiriliyor. Türkiye ve dünya sinemasından son yılların en beğenilen yapımlarının yer aldığı film seçkisi dahilinde yönetmenler ve oyuncuların katılımıyla söyleşi programları da düzenleniyor.

Yarışma bölümünü de içeren festivalde birkaç kategoride ödül verilecek. Ankara Engelsiz Filmler Festivali 25 Mayıs tarihine kadar devam edecek.

Pink Martini yepyeni albümleri “Get Happy“’nin Avrupa turnesinin kapsamında 3 konser için Türkiye’de.

pink_martini

“Sympathique”, “Hang on Little Tomato”, “Hey Eugene!”, “Splendor in the Grass“, “Joy to the World“, “1969“ ve “A Retrospective“ albümleri ile Türkiye’de büyük bir hayran kitlesine sahip, her albümleri ile altın ve platin plak kazanan Pink Martini yepyeni albümleri “Get Happy“’nin Avrupa turnesinin kapsamında 3 konser için Türkiye’de.

Pink Martini 22 Mayıs’ta 17.Uluslararası Ankara Caz Festivali kapsamında Congresium Ankara’da ve 23 Mayıs’ta İş Sanat’ın Sezon finalinde İstanbul’da ve 25 Mayıs’ta İzmir’de Fuar Atatürk Açık Hava Tiyatrosu’nda hayranları ile buluşacak.

18 aylık uzun ve maceralı ‘’Get Happy’’ kayıtlarının yolculuğuna Phyllis Diller’ın vefat etmeden önce yapmış olduğu son kayıt ‘Smile’ şarkısı ile başlayan grup, Avustralyali başarılı kabare divasi Meow Meow, alımlı ve alışılmadik Fransız Philippe Katerine, yakışıklı ve ışıl ışıl radyo superstarı Ari Shapiro, sıcakkanlı harika kardeşler The Von Trapps ve muhteşem bir performansla Rufus Wainwright’ın albümlerine konuk olması ile hayranlarına muhteşem bir müzik şöleni sunuyor. ‘Quizas Quizas Quizas’ , ‘Sway’ , ‘Smile’ gibi unutulmaz eserleri yepyeni albümlerinde yorumlayan grup, Türk sevenlerine de büyük bir sürpriz yaparak ‘Üsküdar’ şarkısını ‘Get Happy”ye eklediler.

Pink-MartiniGet Happy için hala stüdyodayken, Thomas Lauderdale eş zamanlı olarak The Sound of Music- Neşeli Günler filmiyle meşhur olan Captain ve Maria Von Trapp’ın gerçek torunları Sofia, Melanie, Amanda ve August von Trapp’ın da konuk olduğu, grubun 8. stüdyo albümü, Dream a Little Dream için çalışmaya başladı. Bahsettiğimiz kardeşler de 12 yıldır beraber şarkı söylüyorlar ve konserlerle tüm dünyayı turluyorlar. Thomas Lauderdale’in sihirli yörüngesine çekilen kardeşler artık Portland, Oregon’da birlikte yaşıyorlar ve son iki yıldır sık sık Pink Marti’nin konserlerinde de konuk sanatçı oluyorlar. Albüm İsveç’ten Ruanda’ya, Çin’den Bavyera’ya kadar zik zaklar çizerek dünyayı dolaşıyor ve The Chieftains, Wayne Newton, “Jungle” Jack Hanna ve ( Orijinal The Sound of Music- Neşeli Günler filminde Liesl karakterini oynayan) Charmian Carr gibi isimleri konuk ediyor. Albüm tüm dünyada4 Mart 2014‘te yayınladı.

Samurayların aşk şarkılarından 1930’ların Küba müziğine, Fransız şansonlarından Brezilya sokak şarkılarına kadar dinlemesi en keyifli şarkıları tozlu raflardan bulup çıkaran topluluk, China Forbes’in kulak pası silen sıcak vokali ve yepyeni şarkılarının dünya prömiyeri ile yine unutamayacağınız üç konserle Türkiye turnesinde.

“Pink Martini’nin hayatı seven enerjisini ve orijinalliğini sıkıştırabilecek bir kalıp ya da tanım yok…” BBC Music Review.

Harvard mezunu Thomas M. Lauderdale tarafından Portland’da kuruldu.

Pink Martini kurulduğu günlerde politik tavrı olan, sivil toplum örgütlerinin yardım ve bilinçlendirme amaçlı organizasyonlarında sahneye çıkan bir orkestra olarak yola çıkmıştı.

Thomas M. Lauderdale’in Harvard’dan sınıf arkadaşı China Forbes, orkestraya 1995’te katıldı. Pink Martini kurulduğu ilk günlerden beri farklı dillerde, farklı kültürlerin şarkılarını dünyaya sunmaya ve dünyaca ünlü Senfoni orkestralarıyla sahne almaya devam ediyor.

The Boston Pops, San Francisco Senfoni Orkestrası, Hollywood Bowl Orkestrası ve Los Angeles Filarmoni orkestrası gibi ünlü orkestralarla zengin bir evrensellik yakalayan Pink Martini daha önceki üç albümüyle 2 milyondan fazla satış rakamına ulaştı.

Fransa’nın ünlü “Victoires de la Musique “ ödüllerinde “Yılın şarkısı” ve “ En İyi Yeni Sanatçı” kategorilerinde aday olarak uluslararası bir fenomen haline geldi.

2004, yılında yayınlanan ikinci albümleri “Hang on Little Tomato”, Amazon albüm satışları listesinde 1 numara olmayı başarmıştı. Grubun üçüncü albümleri Hey Eugene! hem Billboard en çok satan albümler listesinde ilk 30’da yeraldı hem de ikinci kez Amazon albüm satış listelerinde 1 numara olmayı başardı.

Pink Martini’nin yeni stüdyo albümleri “Splendor in the Grass”ı da kendi plak şirketleri Heinz Records etiketiyle çıkardılar.

Kendilerini “Dünyanın değişik köşelerinden melodileri ve ritimleri bir araya getirip, modern bir formda sunan müzik arkeologları” şeklinde tarif eden topluluğun kurucu üyesi piyanist Thomas M. Lauderdale, “Bir müzik belgeseli hazırlıyor gibiyiz; dünya vatandaşı ve müzik elçileri olarak, her zaman değişik kültürlerin geleneklerini, dillerini, tarihlerini bilmek ve çalışmak zorundayız. ABD’li bir grubuz, ancak zamanımızın büyük bir bölümünü Avrupa’da geçiriyoruz. En büyük amacımız, hangi kültürden olursa olsun, dünya üzerinde çok geniş bir dinleyici kitlesine seslenebilmek” diye ekliyor.

Türkiye’deki konserleriyle de büyük ilgi gören topluluk Türkiye sevgisini ülkemizdeki turnelerinde çektirdikleri resimler ile “Hang on Little Tomato” albümlerinin kartonetine taşıyarak göstermişti. Avrupa’daki ilk performansını Cannes Film Festivali’nde gerçekleştiren Pink Martini özellikle Fransa, İspanya, Portekiz, Belçika, İsviçre, Yunanistan, Lübnan gibi ülkelerde kapalı gişe konserlere imza atıyor.

Los Angeles, Oregon, Seattle, New Jersey, San Antonio ve Kansas City senfoni orkestralarıyla birlikte konserler veren topluluk, 2003 yılında Frank Gehry’nin mimari şaheseri Los Angeles Filarmoni’nin yeni evi Walt DisneyKonser Salonu’nun açılışını yaptığı gibi 2005’te Türkiye’de de Kuruçeşme Arena’nın açılışını yapmıştı.

Televizyonların ünlü dizileri de Pink Martini şarkılarını soundtrack olarak kullanmak için birbirleriyle yarışıyorlar. The West Wing’den Desperate Houseviwes’a kadar Pink Martini’nin şarkıları şimdiye kadar birçok ünlü dizide kullanıldı.

2011 sonbaharinda 2 yepyeni albüme imza atan Pink Martini, ilk olarak Saori Yuki ile ‘1969’ albümünü ardından da 17 yıllık hikayelerini özetledikleri ‘piyasaya çıkardı. ‘1969’ Pink Martini, efsanevi Japon sanatçı Saori Yuki 2007 yılında Pink Martini’nin “Taya Tan” adlı şarkıyı yeniden yorumlamasıyla başlayan ortak hikayelerini 1969 yılının en güzel şarkılarını biraraya getirerek hazırladıkları sımsıcak bir albüm. 1969 albümü “Blue Light Yokohama”, “Yuuzuki”, “Mayonaka no Bossa Nova (Geceyarısı Bossa Nova’sı)” gibi Japonya’nın en ünlü şarkılarını ve Pink Martini tadında yorumlanan “Yoake no Scat (Yeni Bir Şafak Melodisi)” gibi Saori Yuki’nin en meşhur şarkılarını içeriyor. Albümde Fransızca, Japonca ve İngilizce 12 şarkı bulunuyor.

Jorge Ben’in ünlü “Mas Que Nada” , Peter Paul & Mary “Puff, The Magic Dragon” şarkısı ve Peggy Lee’nin ünlü “Is That All There Is” şarkısına kadar uluslararası ünlü şarkılara da yeni yorumlar getiren albüm , bir Japon efsanesi olan Saori Yuki’yi de Türkiye’deki sevenleri ile buluşturdu.

2011 yılında grup, ‘1969’ albümü ile aynı anda 17 yıllık kariyerlerini özetledikleri 8 yepyeni şarkı ile destekledikleri en iyiler – best of çalışması ‘A Retrospective’ piyasaya çıkardı.

Get Happy için hala stüdyodayken, Thomas Lauderdale eş zamanlı olarak The Sound of Music- Neşeli Günler filmiyle meşhur olan Captain ve Maria Von Trapp’ın gerçek torunları Sofia, Melanie, Amanda ve August von Trapp’ın da konuk olduğu, grubun 8. stüdyo albümü, Dream a Little Dream için çalışmaya başladı. Bahsettiğimiz kardeşler de 12 yıldır beraber şarkı söylüyorlar ve konserlerle tüm dünyayı turluyorlar. Thomas Lauderdale’in sihirli yörüngesine çekilen kardeşler artık Portland, Oregon’da birlikte yaşıyorlar ve son iki yıldır sık sık Pink Marti’nin konserlerinde de konuk sanatçı oluyorlar. Albüm İsveç’ten Ruanda’ya, Çin’den Bavyera’ya kadar zik zaklar çizerek dünyayı dolaşıyor ve The Chieftains, Wayne Newton, “Jungle” Jack Hanna ve ( Orijinal The Sound of Music- Neşeli Günler filminde Liesl karakterini oynayan) Charmian Carr gibi isimleri konuk ediyor. Albüm tüm dünyada 4 Mart 2014‘te yayınladı.

Samurayların aşk şarkılarından 1930’ların Küba müziğine, Fransızca şansonlardan Brezilya sokak şarkılarına kadar dinlemesi en keyifli şarkıları tozlu raflardan bulup çıkaran topluluk, China Storm’un kulak pası silen sıcak vokali ve yepyeni şarkıları ile yine unutamayacağınız üç konserle Türkiye’de!

‘Get Happy’ albümü hakkında

Ocak 2012’de grubun lideri Thomas Lauderdale Pink Martini’nin yedinci stüdyo albümü üzerine çalışmalarına, Charlie Chaplin’in ‘’Smile’’ şarkısını efsanevi Phyllis Diller ile birlikte kaydetmesiyle başladı. 24 Eylül 2013 tarihinde piyasaya çıkacak ‘’Get Happy’’ adını taşıyan yepyeni Pink Martini albümü dokuz farklı dilde, 16 adet ayağınızı yerden kesecek şarkıyı içeriyor. Grubun sevilen solisti China Forbes her zamanki gibi albüme ağırlığını koyarken, Pink Martini, albümde ilk kez solo şarkılar kaydeden Storm Large ile de düet yapıyor. Ayrıca pek çok sürpriz özel konuk, Rufus Wainwright, Philippe Katerine, Meow Meow, The Von Trapps & Ari Shapiro, albümde muhteşem düetleri ile yer alıyor.

18 aylık uzun ve maceralı ‘’Get Happy’’ kayıtlarının yolculuğu, grubun Phyllis Diller’ın vefat etmeden önce yapmış olduğu son kayıt ‘Smile’ şarkısı ile başladı. Herkesin 2009’daki Splendor in the Grass albümünden beri heyecanla beklediği yeni albüm, çok önemli şarkıcıların Portland’daki Pink Martini stüdyosununda kayıtlar yaptığı muhteşem bir çalışmanın ürünü. Avustralyalı başarılı kabare divası Meow Meow, alımlı ve alışılmadik Fransız Philippe Katerine, yakışıklı ve ışıl ışıl radyo süperstarı Ari Shapiro, sıcakkanlı, harika kardeşler The Von Trapps ve muhteşem bir performansla Rufus Wainwright Pink Martini’ye ‘Get Happy’ albümünde konuk oldular.

Thomas, tarafından seçilen ve düzenlemeleri yapılan İngilizce, Almanca, Fransızca, Çince, Japonca, İspanyolca, Farsça, Türkçe ve Romence dillerinde şarkılar bulunan ‘Get Happy’, China Forbes dışında grup ile ilk albüm kaydını yapan Storm Large’ın da şarkılarını içeriyor.

“DREAM A LITTLE DREAM” Hakkında

1965 senesinin The Sound of Music- Neşeli Günler filmiyle meşhur olan Captain ve Maria Von Trapp’ın gerçek torunları Sofia, Melanie, Amanda ve August von Trapp ( yaşları 19- 25 arasında değişiyor) 12 yıldır beraber şarkı söylüyorlar ve konserlerle tüm dünyayı turluyorlar. Thomas Lauderdale’in sihirli yörüngesine çekilen kardeşler artık Portland, Oregon’da birlikte yaşıyorlar ve son iki yıldır sık sık Pink Marti’nin konserlerinde de konuk sanatçı oluyorlar. Bu harika yeni işbirliği Pink Martini’nin küçük orkestrası ile şarkı söyleyen kristal güzellikte ahenkli dört kardeşin vokallerini ve Lauderdale’in parlak düzenlemelerini müthiş bir yolculukla buluşturuyor.

Pink Martini The Sound of Music- Neşeli Günler için gerçek kahramanlar olarak Captain ve Maria von Trapp’ın gerçek torunları olan sansasyonel dört kardeşle ilk büyük uluslararası çıkışı gerçekleştiriyor. Albümde Japonya, İsveç ve Ruanda’dan, Fransa ve Almanya’ya kadar tüm dünyadan 15 şarkı sunuluyor. Dünyaca ünlü İrlandalı süper grup The Chieftains, August von Trapp’ın yazdığı yeni şarkı “Thunder” için eşlik ediyor. Efsanevi Wayne Newton “Lonely Goatherd” şarkısının başına geçerken hareketli bir versiyonuyla Columbus Hayvanat Bahçesi yöneticisi ve gece talk şovlarının düzenli misafiri Jack Hanna’dan da yardım alıyor. Gerçek ve fanteziyi buluşturan bir eşikte ( Orijinal The Sound of Music- Neşeli Günler’de Liesl karakterini oynayan) Charmian Carr dokunaklı bir versiyonuyla “Edelweiss” şarkısını söylüyor.

1990’lı yılların en tanınmış müzik topluluklarından Pet Shop Boys, 24 Mayıs’ta sahne almak üzere İstanbul’a geliyor.

pet-shop_boys

pet-shop-boysBu yıl yoğun bir programla müzikseverlerin karşısına çıkmaya hazırlanan Babylon Soundgarden Festivali dördüncü kez konuklarını ağırlayacak. Parkorman’da 24 Mayıs’ta gerçekleşecek festivalde, bir zamanların efsane müzik grubu Pet Shop Boys, son zamanların en sevilen isimlerinden 1992 doğumlu Amerikalı şarkıcı Sky Ferreira ve daha birçok isim yer alacak.

‘Politik pop’ türünde şarkılar yapan Pet Shop Boys, bugüne dek 30’un üzerinde albüm yayınladı. 1993 yılında çıkardıkları ‘Very’ albümünden sonra bir sessizlik dönemine giren grup, 1999’da yeniden müzik dünyasına döndü.

Karakan’dan Kabus Kerim

kabus_kerim1990’ların başında Türkiye’de ‘rap’ müziği tanıtan Almanya’dan üç rap grubunun bir araya gelerek oluşturduğu ‘Cartel’ grubunun kurucuları arasında bulunan Kabus Kerim de yine Babylon Soundgarden Festivali’nde 24 Mayıs’ta sahne alacak. 1993 yılında kurulan Karakan grubu, Almanya’daki Türk karşıtı, Neo Nazi hareketini eleştiren çizgisiyle büyük ilgi gördü. Şarkılarında derin politik mesajlar veren grup, kısa bir süre sonra Türkiye’de de tanındı.

 

Bu üç isim dışında festivalin konukları, Seun Kuti&Egypt ’80, John Talabot, Joystick Jay, Mount Kimbie, Dalt Wisney ve Ali Gültekin olacak. Aynı zamanda Bodrum, Çeşme ve Ankara’da da düzenlenecek olan festival konukları aynı anda birkaç sahnede birden müzik yapılan bir kumpanya olarak farklı şehirleri gezecek.

 

Kaynak :[-]

Nar Sanat İstanbul Eğitim Kültür Sanat Derneği Kuruclarından ve Yönetim Kurulu Başkanı olan ve aynı zamanda Özel Nar Sanat Eğitim Kursu Resim eğitmenlerinden olan Heykel sanatçısı Ş. Hale ÜRKMEZGİL adını taşıyan resim atölyesi öğrencisi Ümit ÖZCAN”ın ilk kişisel sergisinin açılışına az kaldı.

davetiye ön yüz

Ümit ÖZCAN Kişisel sergisinin

Açılış 27 Nisan-Pazar 2014

Saat: 17:00’de yapılacaktır.

20 gün boyunca ziyarete açık olacak olan sergiye tüm sanat severler davetlidir.  Bakırköy Nar Sanat Galerisi’nin adresi ve krokisi için lütfen TIKLAYINIZ.

İlk kişisel sergisini açacak olan Ümit ÖZCAN‘ın  kısa özgeçmişi:

Ankara Gazi Eğitim Yüksek Okulu Grafik bölümünden mezun olan ÖZCAN, ardından  Anadolu Üniversitesi Resim Bölümü Lisans programını tamamladı.  Birçok Okulda Resim Öğretmenliği yapmasının yanı sıra halen Mimar Sinan Özel Lisesinde Görsel Sanatlar Bölüm Başkanı olarak çalışmaktadır. 2013-2014 Eğitim sezonunda Hale Şakar Ürkmezgil Resim Atölyesine devam etmekte olan ÖZCAN  evli ve iki çocuk annesidir.

 ÖZCAN bugüne kadar 5 karma sergide eserleri ile yer almıştır.

İşlerini klasik tarzda üreten ÖZCAN son dönem resimlerinde leke düzenine ağırlık vermiş olup çalışmalarına devam etmektedir. Hedefi, güncel hayatı sorgulayan resimleri soyuta indirgemektir…

 

ARKAYÜZ

 

 

 

 

 

 

 

Bilim ve Teknik dergisinin kapağını, 2009’un ‘Darwin Yılı’ olması nedeniyle Charles Darwin’e ayıran ve bu nedenle görevden alınan Yrd. Doç. Dr. Çiğdem Atakuman, verdiği hukuk mücadelesini kazandı.

darwinin derse

Bilim ve Teknik’in ‘Darwin’ kapağı nedeniyle görevinden alındığı için TÜBİTAK’a dava açan derginin eski Genel Yayın Yönetmeni Atakuman’a verilen disiplin cezası, Danıştay tarafından bozuldu

Genel yayın yönetmenliği görevini yürüttüğü TÜBİTAK’ın Bilim ve Teknik dergisinin kapağını, 2009’un ‘Darwin Yılı’ olması nedeniyle Charles Darwin’e ayıran ve bu nedenle görevden alınan Yrd. Doç. Dr. Çiğdem Atakuman, verdiği hukuk mücadelesini kazandı.

Atakuman, derginin içeriğine müdahale edilerek değiştirilmesinden sonra görevinden alınmış, sicil notu düşürülmüş, hakkında disiplin soruşturması başlatılmış ve arşiv kayıt odasında görevlendirilmişti. Son olarak, TÜBİTAK’tan baskılar nedeniyle istifa eden Atakuman, kurum hakkında bütün bu uygulamalarla ilgili davacı olmuştu.

TÜBİTAK’a karşı dört ayrı dava açan Atakuman’a verilen disiplin cezası, Danıştay 12. Dairesi ve Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından bozuldu.

TÜBİTAK Soldaki Darwin kapağını sakıncalı bulmuş ve kapak sağdaki dosya konusu ile değiştirilmişti.

TÜBİTAK Soldaki Darwin kapağını sakıncalı bulmuş ve kapak sağdaki dosya konusu ile değiştirilmişti.

Gökçer Tahincioğlu’nun konuyla ilgili Milliyet’te yer alan haberi şöyle:

ARŞİV KAYIT ODASINDA GÖREVLENDİRİLDİ, EVİNE İCRA GÖNDERİLDİ

TÜBİTAK’ın Bilim ve Teknik Dergisi’nin genel yayın yönetmenliğini yaptığı 2009’da, “Darwin Yılı” nedeniyle derginin kapağını Darwin’e ayıran Yrd. Doç. Dr. Çiğdem Atakuman’ın başına gelmeyen kalmadı. Derginin içeriğine müdahale edilerek değiştirilmesinden sonra bu görevden alınan, sicil notu düşürülen, hakkında disiplin soruşturması başlatılan ve arşiv kayıt odasında görevlendirilen Atakuman, 2011’de baskılar nedeniyle istifa edince, maaş farkı bulunduğu gerekçe gösterilerek, evine icra gönderildi. Atakuman, bütün bu uygulamalarla ilgili açtığı ayrı ayrı davaları kazandı.

Evrim Teorisi’nin kurucusu Charles Darwin’in 200. doğum yıldönümü ve ‘Türlerin Kökeni’ adlı eserinin yayımlanmasının 150. yılı nedeniyle, UNESCO’nun da teşvikiyle, 2009 tüm dünyada, ‘Darwin Yılı’ olarak kutlandı. Atakuman da bu nedenle TÜBİTAK’ın Bilim ve Teknik Dergisi’nin Mart 2009 kapağının konusunu Darwin olarak belirledi. Ancak basım aşamasında yapılan müdahaleyle yazılar dergiden çıkartıldı.

 

GÖREVDEN ALINMASI YETMEDİ

Çiğdem Atakuman

Derginin Genel Yayın Yönetmeni Atakuman, bu görevinden ve vekâleten başkanlığını yaptığı Bilim ve Toplum Daire Başkanlığı’ndan alındı. Konuyla ilgili TÜBİTAK içerisinde soruşturma da başlatıldı. TÜBİTAK, ulusal ve uluslararası kamuoyunu yanıltıcı açıklamalar yapıldığını gerekçe göstererek, Atakuman’a kademe ilerleme cezası verdi. Görevden alınan Atakuman’ın yeni adresi arşiv kayıt odası oldu. Atakuman hem verilen cezaya hem de yapılan atamaya karşı yargıya başvurdu.

Buna karşılık, Atakuman görevine iade edilmedi. 2 yıl boyunca hiçbir iş verilmeyen Atakuman’ın kuruma geliş gidiş saatleri, çalışmaları izlendi.
Atakuman, Aralık 2011’de yaşadıklarına dayanamayarak iş akdini haklı sebeple feshetti. Atakuman, fesih yazısında Nüket Yetiş ve Ömer Cebeci kontrolündeki bir önceki TÜBİTAK yönetiminin, siyasal düşünce ve felsefi inançları nedeniyle kendisini cezalandırdığını, sistematik bir şekilde yıldırma politikası uyguladıklarını belirterek, “Yaklaşık 3 yıl boyunca mobbinge maruz kalan bir çalışanın anayasal koruma altında olan manevi varlığını koruması imkansızdır. Bu süreçte psikolojik açıdan fazlasıyla yıprandığım için psikolojik destek almak zorunda kaldım. Ancak bu stresi ve dışlanmayı taşıyacak gücüm kalmadı” ifadelerini kullandı.

Yeni TÜBİTAK yönetimi ise Atakuman için keyfi olarak istifa etmiş gibi işlem yaptı ve istifası nedeniyle maaş farklarını ödemesi gerektiğine hükmetti. TÜBİTAK, bu nedenle maaş farkı borcu çıkartarak, icra yoluna gitti.

YARGI SAVAŞINI KAZANDI

Atakuman, 4 yıl süren zorlu süreçten galip çıktı. TÜBİTAK’a karşı 4 ayrı dava açan Atakuman’a verilen disiplin cezası Danıştay 12. Dairesi ve Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nca durduruldu. Danıştay 12. Daire disiplin cezasını geçen günlerde bütünüyle iptal etti ve TÜBİTAK soruşturmasının usulsüz olduğuna işaret etti.

Avukat Kemal Vuraldoğan’ın açtığı bir diğer dava Atakuman’ın görevden alınmasına karşıydı. Bu dava da idare mahkemesi Atakuman’ın aleyhine karar vermesine rağmen Danıştay 5. Dairesi Atakuman’ın yönetim kadrosundan alınarak uzman kadrosunda arşiv evrak kayıt odasına sürgüne gönderilmesi işleminde “kamu yararı ve hizmet gereklerinin söz konusu olmadığını belirterek” idare mahkemesi kararını bozdu.

SİCİLİ DE İPTAL 

Atakuman’a verilen düşük sicil ise Ankara 15. İdare Mahkemesi’nce iptal edildi. Atakuman’ın istifasından sonra icra işlemi başlatılmasına ilişkin dava ise sürüyor.

Atakuman, Aralık 2011’den itibaren ODTÜ Yerleşim Arkeolojisi Ana Bilim Dalında öğretim üyesi olarak akademik hayatına devam ediyor.

 

Kaynak :[-]

34 yıllık eserler ihmal kurbanı oldu. Dünyaca ünlü Türk seramik sanatçısı merhum Attila Galatalı’nın seramikleri artık yok. Galatalı’nın 1980 yılında yaptığı eserler Adalet Bakanlığı binasıyla birlikte yıkıldı…
34-yillik-eserler

Kültür varlıklarını, sanat eserlerini korumak ve geliştirmekle görevli olan Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, dünyaca ünlü Türk seramik sanatçısı merhum Attila Galatalı’ya ait paha biçilemeyen devasa ölçülerdeki değişik figürlerden oluşan seramik panolarının yok edilmesine sebebiyet verdiği ortaya çıktı.

Günay talimat verdi

Atilla Galatalı

Atilla Galatalı

Dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’a, temmuz 2012’de, TPAO binası olarak inşa edilen, 1991’de Adalet Bakanlığı’na devredilen Kızılay’daki 10 katlı binanın yıkılacağı ve bina duvarlarında merhum sanatçı Attila Galatalı’ya ait paha biçilemeyen seramik panoların olduğu bilgisi verildi. Günay bu bilgi üzerine, Galatalı tarafından 1980’de bu binaya yapılan seramik pano eserlerin sökülerek koruma altına alınması için yetkililere ‘kurtarın’ talimatı verdi.

Harekete geçen Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü (GSGM), binadaki söz konusu eserlerin tespit edilmesi için çalışma başlattı. Bu kapsamda genel müdürlükte görevli bir uzman binadaki eserlerin nasıl taşınacağı konusunda incelemeler yapmak üzere binaya geldi. Ancak binadaki yıkım çalışmaları da ilgili firma tarafından temmuz 2012 tarihiyle başlatıldı. GSGM uzmanı, yaptığı çalışmalar doğrultusunda binanın girişindeki fuaye bölümünde bulunan seramik panoyu tespit etti. Ancak, binanın yemek salonuna ‘ana eser’ olarak yapılan 21.70 metre uzunluğundaki 1.50 metre enindeki değişik figürlerden oluşan devasa seramik pano eser ise tespit edilemedi. Ayrıca aynı sanatçının binanın lokal bölümüne yaptığı 5 metre uzunluğundaki, 2.5 metre enindeki seramik panosu da tespit edilemedi. Dönemin GSGM yöneticileri tarafından, fuaye bölümündeki panonun koruma altına alınması ve sökülmesi için yapılan resmi yazışmalarda da yemek salonu ve lokal bölümündeki devasa panolardan söz edilmedi.

Hiçbir önlem alınmadı

Yapılan incelemelerin ardından, uzmanlardan oluşturulan bir komisyon tarafından fuaye bölümündeki seramik pano eylül 2012’de koruma altına alındı. Ancak binaya ana eser olarak yapılan yemek salonundaki devasa ölçülerdeki seramik pano için ise herhangi bir koruma önlemi alınmadı. Yemek salonu ve lokaldeki seramik eserler de molozlorla birlikte hafriyat sahasına döküldü. Aralık ayında binanın giriş katının da yıkılmasının ardından bina tamamen yıkılmış oldu. Yıkılan binanın yerine yenisinin yapılması için başlatılan çalışmalar ise sürüyor. Söz konusu bina, Adalet Bakanlığı’na devrinin ardından bakanlığn ek binası olarak kullanıldı. Yapı uzun yıllar Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) binası olarak da kullanıldı.

Molozlarla birlikte hafriyat sahasına

Galatalı’nın, Ankara’da Adalet Bakanlığı’na ait binanın değişik bölümlerine 1980’de yaptığı 21.7 metre uzunluğundaki 1.5 metre enindeki seramik panonun da aralarında olduğu eserleri, dönemin bakanı Ertuğrul Günay’ın ‘kurtarın’ talimatına rağmen bu binayla birlikte yıkıldı. Seramik eserler yıkılan binadaki molozlarla birlikte hafriyat sahasına döküldü.

55 sanatçının gözünden “Senin sanatın!” 55 genç sanatçı 1500 m2’lik bir alanda özgür kalırsa ne olur? Sanatı bir deneyim olarak görenlerin merakla beklediği MAMUT ART PROJECT, sınırları zorlayan eserlerle bu yıl 3-6 Nisan tarihleri arasında KüçükÇiftlik Park’ta kapılarını açıyor.

mamut art

İstanbul, 06 Mart 2014 – Bağımsız ve gelecek vadeden sanatçıların erken keşfedilebilmesi amacıyla kurulan MAMUT ART PROJECT, 3-6 Nisan 2014 tarihleri arasında KüçükÇiftlik Park’ta sanatseverleri görsel ve besleyici bir sanat keşfine davet ediyor.

Resim, Fotoğraf, Enstalasyon, Sokak Sanatları, Heykel, İllüstrasyon, Video Art, Land Art, Kinetic Art gibi farklı alanlardan 55 sanatçının her birinin yaklaşık 10’ar metrekare sunum alanında 4 gün boyunca eserlerini sergileyeceği MAMUT ART PROJECT, sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Ali Kazma, Emre Baykal, Emre Zeytinoğlu, Oya Delahaye ve Saruhan Doğan’dan oluşan jüri tarafından değerlendirilerek belirlenen sanatçıların eserleri, sanatı ve sanatçıyı destekleyen proje mekân sponsoru KüçükÇiftlik Park’ta kurulan 1.500 m2’lik dev çadırda sergilenecek.
Bu yıl ikincisi düzenlenen MAMUT ART PROJECT kapsamında, galeri sahipleri, koleksiyonerler ve küratörlerin katılacağı özel gösterim gecesinde genç sanatçılar yine sanat dünyasının önde gelen isimleriyle tanışma fırsatı bulacak. Sanatseverler ise, bu özgün eserlere “ulaşılabilir” meblağlarla sahip olabilecek.
Farklı disiplinler, farklı alanlar…

55 sanatçının her birinden bambaşka deneyimler kazanmaya hazırlanın!

MAMUT ART PROJECT Kurucu Ortağı Seren Kohen

MAMUT ART PROJECT Kurucu Ortağı Seren Kohen

Kariyerlerinin başında olan genç sanatçıların üretimlerini desteklemek, kendilerine ait bir alanı kullanacakları sergileme deneyimini yaşatmak ve görünürlük sağlamak hedefiyle yola çıktıklarını ifade eden MAMUT ART PROJECT Kurucu Ortağı Seren Kohen şunları söyledi: “Geçtiğimiz yıl 530 başvuru ile beklentilerimizin oldukça üzerinde ilgi gören Proje sayesinde Resim, Fotoğraf, Enstalasyon, Grafiti Sokak Sanatları, Heykel, İllüstrasyon, Video Art alanlarında 47 yetenekli sanatçıyı sanat dünyasına tanıttık. 3.000 kişinin ziyaret ettiği sergide, eserlerin %60’ı satın alınarak önemli koleksiyonlarda yerini aldı. Sanatçılarımızın birçoğu galeriler tarafından görüşmeye çağrılırken; Didem Erk, geçtiğimiz Eylül ayında sergilenen İstanbul Bienal’ine Türkiye’den seçilen 13 katılımcıdan biri oldu. Galeriler tarafından temsil edilen 6 sanatçımızın eserleri, 2013 Contemporary Sanat Fuarı’nda sergilendi. 10 sanatçımız, Ankara CerModern gibi önemli kurumlar dâhil olmak üzere karma ve solo sergilere davet edildi ve yeni projelerini sergiledi.
Biz, her kişinin beğeneceği ve kendinde bir his uyandıracak en azından 1 sanatçı / sanat eseri bulabileceğine inanıyoruz. Şehirdeki sanat ortamına böyle doğru, kapsamlı ve sürdürülebilir bir sanat alternatifi kazandırmış olmanın heyecanını yaşarken; Mamut Art Project’i sanatçılar için güvenebilecekleri bir kurum haline getirmek hedefiyle çalışmalarımızı sürdürüyoruz. 2.senemizde de keşfedilecek yeni yetenekleri ve sanatseverleri ağırlamak için sabırsızlanıyoruz.

Gelecek için en büyük hedeflerimizden biri ise önce Türkiye içinde ve daha sonra yurt dışında MAMUT ART PROJECT edisyonları yapmak.”

MAMUT ART PROJECT HAKKINDA

Dünyadaki farklı ülkelerde düzenlenen etkinliklerin ülkemiz sanat camiasına bir uyarlaması olan MAMUT ART PROJECT, Türkiye’de bu alanda düzenlenen ilk sergi olma özelliği taşıyor. Türkiye’nin en kapsamlı ulaşılabilir sanat etkinliği olan MAMUT ART PROJECT, her yıl tekrarlanmak üzere, yeni sanatçıların ve üretimlerinin sunumlarıyla gelişen, ulaşılabilir sanat yapısını destekleyen alternatif bir proje olma hedefi ile yola çıktı. Genç sanatçılara alan ve görünürlük sağlamak amacıyla 15-19 Mayıs 2013 tarihlerinde Antrepo No:3’te projenin ilki gerçekleştirildi. Farklı alanlarda uzman isimlerden oluşan jüri tarafından, 530 başvuru arasından seçilen 47 sanatçıya, kendi idareleri ile yürütebilecekleri disiplinler arası bir paylaşım ve sergileme imkânı sağlandı. 3-6 Nisan 2014 tarihleri arasında KüçükÇiftlik Park’ta düzenlenecek olan Mamut Art Project 2014’te, 700 başvuru arasından seçilen 55 sanatçı sanatseverlerle buluşacak.

Uluslararası Gençlik Filmleri Festivali, bugün Eskişehir’de “Ali: Düşlerinde Özgür Dünya” belgeseliyle başlıyor. Eskişehir, Ankara, İzmir ve İstanbul’u gezecek festivalin bu seneki teması “direniş”.

4.uluslararası genlik flimleri festivali

Bu yıl dördüncüsü düzenlenen Uluslararası Gençlik Filmleri Festivali(GFF) bugün Eskişehir’de galası yapılacak “Ali: Düşlerinde Özgür Dünya” belgeselinin gösterimiyle açılışını yapıyor.


2010’da yola çıkan GFF, her yıl olduğu gibi bu yıl da  sponsorsuz ve herhangi bir bilet ücreti olmadan alternatif bir festival olarak “Direniş” temasıyla karşımızda. Sloganı ise #direnişperdede. Mart ayı gösterimlerinin uğrak noktaları Eskişehir, Ankara, İzmir ve İstanbul. Festival her ildeki açılışını Ali İsmail Korkmaz’ı anlatan belgeselle yapacak.

Sponsorsuz, yarışmasız, ücretsiz

Festivalin detaylarını  Kolektif Yürütme Kurulu üyesi ve festival ekibinden İlknur Özcan’la konuştuk. GFF’nin yola çıkış öyküsünü Özcan şu şekilde aktardı:

“GFF, Öğrenci Kolektifleri’nin bir birimi olan Kolektif Sinema ekibinin 2009 yılında temelini attığı bir festivaldi. Derdimiz gençliğin üretimlerinin olduğu ve bunların ücretsiz, sponsorsuz ve yarışmasız yapıldığı bir festivaldi. Çünkü gençlik filmleri denilince günümüzde akla yozlaşmış filmler geliyor ama bir çok genç yönetmenin kısa-uzun metraj filmleri var ve bunları çeşitli engellere takılmadan sergileyebilecekleri bir alan yok. Festivalimiz bu sıkıntılara çare olmaya ve alternatif bir kültür yaratmaya çalışıyor.”

Bu yılki festival teması “Direniş”

Gençlik Filmleri Festivali her yıl ülke gündemini yakından takip ederek güncel bir temayla ortaya çıkıyor. Geçmiş yıllarda, sanata baskıyı vurgulamak adına seçilen “Yasak” teması ve sınırımızda yaşanan savaşa dikkat çekmek adına “barışın sesini yükseltme” gayesiyle seçilen “Barış” teması bunlara örnek.  Bu yıl da direnişin sanatını perdeye yansıtmayı amaçlayan festival “Direniş” temasını kullanıyor.

Festival Ali İsmail için Eskişehir’de başlıyor

3 yılda, 17 il ve 30 gösterim yerine ulaşan festivalin bu yılki ilk durağı Ali İsmail Korkmaz’ın yaşadığı şehir olan Eskişehir. Hemen ardından 11 Mart Ankara, 16 Mart İstanbul ve 24 Mart İzmir açılışları geliyor. Festival yeni durak noktalarıyla Nisan ve Mayıs’ta da devam edecek. Kesinleşen iller arasında Zonguldak, Denizli, Edirne, Bolu, Konya, Adana, Mersin, Trabzon, Kocaeli ve Bursa var.  Kayseri ve Kırşehir ise bu yıl ilk kez GFF’e  katılan iller.

GFF ekibi, “Ali: Düşlerinde Özgür Dünya” belgeselinin Eskişehir’deki galasından sonra “Ali belgeselini şehrinde, kampüsünde göster” adlı bir kampanyaya imza atmayı düşünüyor. Belgeselden haberdar olan birçok kişi yurtdığı ve yurtiçi gösterimler için şimdiden talip olmuş bile. Ali İsmail’i anlatan belgesel, Belgesel Kolektif Sinema tarafından gönüllülerle birlikte hazırlanmış ve Yönetmen Yıldıray Yıldırım da yapım aşamasında gönüllülere yardımcı olmuş.

Festivalde neler var?

Festivalde bu yıl ustalara saygı kuşağında Yılmaz Güney’in Umut filmi, genç yönetmenlerden kısalar, Kolektif Sinema kısa seçkileri, yurtdışından uzun metrajlı filmler ve Türkiye’den uzun metrajların yanı sıra Eymir Neden Paylaşılamadı?, ODTÜ Ayakta, Ekümenopolis gibi belgeseller de gösterilecek. (PÇ/ÇT)

 

Kaynak : [-]

Eğitim kurumumuzun sahibi olan ” Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği” Yönetim Kurulu Başkanı ve Resim Öğretmenimiz, Heykel Sanatçısı  Hale ŞAKAR ÜRKMEZGİL heykelleri ile Romanya Büyükelçiliğin düzenlediği; Romen geneleksel Martişor Kutlaması ve  Dünya Kadınlar Günü ne adanmış “2014 Kadın Sanatçılar Günü” sergisine katılıyor.

hale ürkmezgil (2)

Romanya Büyükelçisi, Radu Onofreia ‘nın çıklaması şu şekilde; Büyükelçiliğimiz kapılarını ikinci defa 2014 Kadın Sanatçılar Günü Sergisini açmaktan son derece mutluyum.

Radu Onofrei

Romanya Büyükelçisi, Radu Onofreia

Bu etkinlik, Romen-Türk kültürel ve sosyal bir etkinlik olup, 1 Mart’ta kutlanan Romen Geleneksel Martişor gününe ve 8 Mart’ta kutlanan Dünya Kadınlar gününe adanmıştır.
Her yıl düzenlenen bu etkinliğin maksadı kadınlar ve cinsiyet eşitliğine üzerine dikkat çekmek ve Romen kültürü ve uluslararası sembolleri estetik bir biçimde, Türk ilhamı ile birleştirerek tanıtmaktır.

Bu etkinliğin en önemli unDAVETİYEsurlarından bir tanesi kadınların yaratma gücünü ve onların insan mutuluğuna ne kadar büyük katkıları olduğunu göstermektir, yani Hayat ve Güzelliğin sesidir bir anlamda. Romen geleneksel Martişor gününü (kadınlara ve baharın gelişine adanan devamlı yenilenmeyi simgeleyen bir folklor festivalidir), üç seçkin Türk bayan sanatçıyı, İstanbullu heykeltıraş Hâle Şakar Ürkmezgil ve Ankaranın en ünlü ressamları olan Çiğdem Bucak Telli ve Didem Durukan‘ı sunmaktan onur duyuyorum.

Üç sanatçımız, kadınları sadece ismen  temsil etmediklerini, kadınsı yaratma gücü ve tarzlarından gelen dünyevi güzelliklerinden ve ilahi mükemmellikle birleşince yer çekiminin
kaybolduğunu hissedersin.  Bu yüzden, Martişor Günü ve Dünya Kadınlar Günü nedeniyle onlara duyduğum sınırsız hayranlığımı ve saygımı sunmak için en iyi fırsat olarak değerlendiriyorum ve tabi ki sanat vasıtası ile.

Katılan Sanatçılar ve haklarında bilgi davetiyede şu şekildedir.

Heykel Sanatçısı Hâle Şakar Ürkmezgil

hale ürkmezgil01949 Ankara doğumlu Hâle Şakar Ürkmezgil, 1973 Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu (Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi) Grafik-Serbest İllüstrasyon

Bölümü’nden mezun oldu. 1973-1990 yılları arasında reklam sektöründe Art Direktör ve Kreatif Direktör olarak çalıştı. 1989 yılında heykel çalışmalarına seramik ile başladı. Çalışmalarını figüratif tarzda mermer yontu ve bronz döküm ile sürdürmekle birlikte pastel ağırlıklı resim çalışmalarına da devam etmektedir. “Nar sanat Eğitim ve Kültür Sanat
Derneği” Kurucularından olup Halen Derneğin Yönetim Kurulu Başkanlığını da yapmaktadır. Yurtiçinde 18 kişisel, yurtdışında Hannover, Köln, Lefkoşa ve Berlin’de olmak üzere kişisel ve karma sergiler açtı. Umut Vakfı ‘Bireysel Silahsızlanma ve Bireysel Barış’ heykel yarışması ‘Onun Silâhı Sevgi’ seçici kurul teşvik ödülünü aldı. Fransa ‘Roumaziéres-Loubert-Sculptures dàrgile’ performans yarışmasına(2003) katıldı. Pek çok yerli ve yabancı koleksiyonlardaki eserlerinin yanı sıra, Ankara Gazi Eğitim Üniversitesi Resim ve
Heykel Müzesi koleksiyonunda ‘Sevgi Emektir’ heykeli bulunmaktadır.

“Yeryüzü ile gökyüzü arasına sıkıştığımda duygumu formlaştırmak gibi bir üslubum var. İnsana dair ne varsa; acı, isyan, pişmanlık, muhabbet, sevgi, boşluk, alıp başını gitme, “gitme” hepsi var.” “Ellerimi yönlendiren gözlerim yüreğime “alet” oluyor. Ve kütlenin statik ağırlığı, böylece yer çekiminden arınıyor…İnsana, duygusuna, duyguma yenilmeyi seviyorum, yaşama öykünmem bu yüzden…”

Çiğdem Buçak Telli

Çiğdem Buçak TELLİ - Yüzüm Çiçek Açtı

Çiğdem Buçak TELLİ – Yüzüm Çiçek Açtı

1958 yılında Antakya’da doğdu. 1978 yılında  Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş  Bölümünden mezun oldu. 1975-76 yıllarında  Toprak Su İşlerinde Desinatör olarak çalıştı.  1992 yılında Talim Terbiye Kurulu Resim İhtisas Komisyonu üyeliği yaptı. 1994 yılında Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinden Lisans tamamlama aldı. Birçok eğitim kurumunda resim öğretmenliği yapan sanatçı, 1990-2001 tarihleri  arasında Ankara Güzel Sanatlar Lisesinde
görev aldı. 2008– 2011 yıllarında Ankara Grup Sanat Galerisi’nin kurucu sanat yönetmenliği ve yöneticiliğini üstlendi. Birçok kişisel ve karma

çiğdem bucak tellisergisi olan sanatçının, yurt içi ve yurt dışından aldığı ödüller ile birçok koleksiyon ve müzede eserleri bulunmaktadır. Sanatçı, halen Ankara’da kendi atölyesinde çalışmalarını sürdürmektedir.

Boğazımda düğümlenmiş, bir türlü atamadığım bir tıkaç var. Her biten resimde atma hissi ile rahatlıyorum. Doğuruyorum, doğuruyorum,… tekrar tıkanma,…. ve yeniden doğurganlık. Üretken bedenim ve üretken ellerim… Yaşadıklarımın resmini yapıyorum her seferinde. O resimler ki yaşanmışlığa ait plastik fotoğraflar gibi yeniden somutlaşıyor
hayatımda. Tutup, yaşadıklarımı duvarıma asıyorum, izleyip sorgulamak için yeniden kendimi.

 

 

Didem Durukan

didem durukan

Didem DURUKAN-Bir Erkek

1983 yılında Ankara’da doğdu. Ankara Anadolu  Güzel Sanatlar Lisesi Resim Bölümü’nü bitirdikten sonra Hacettepe Üniversitesi güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü’nü ve Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü’nü kazandı. Grafik Bölümü’nde lisans eğitimini tamamladıktan sonra lisans üstü eğitimini Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik bölümünde yapmaya başladı ancak kendi isteğiyle yarıda bıraktı. Çocuk ders kitapları için illüstratörlük yaptı. Önemli ajanslarda tasarımcı olarak çalıştı. Altı sene boyunca reklam ajansı yöneticiliği ve art direktörlük yaptı.

kav sanat galerisi, adnan turani sergisi. mayatta.com/kultursanatİki buçuk yıl İstanbul’da çoğu önde gelen sanatçıların web sitelerini yaparak dünyanın çeşitli ülkelerinden ödüller kazandı. Birçok yurtiçi ve yurtdışı workshoplara katılan Didem Durukan halen tasarımcı ve ressam olarak, kendi atölyesinde çalışmalarına devam etmektedir.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sanat kurumlarıyla ilgili yasa tasarısı belli oldu. Tasarıya göre birçok ildeki sanat kurumu tehlike altında. Hangi ilde, kaç tane sanat kurumunun kapatılacağı bilinmiyor. Ayrıca, devlet bünyesindeki sanatçılar ne kadar tecrübeli olursa olsun yeniden bir elemeye tabi tutulacak.

tüsak

Kültür ve Turizm Bakanlığı 3 Mart’ta sivil toplum kuruluşları ile bir araya geleceği toplantı davetiyle birlikte bir de yasa tasarısı taslağı gönderdi. Al Jazeera, Bakanlığın bünyesinde kurulacak yeni bir sanat kurulu olan Türkiye Sanat Kurumu’nun (TÜSAK) yeni sanat yasasıyla ilgili taslağını inceledi.

1. Kapanma söylentileri:

ağlayan maskBakanlığın ilk ifadesi ‘kapanma’ söylentilerine karşı: ‘’Devlet Tiyatroları ile Devlet Opera ve Balesi’nin kapatılacağına ilişkin söylentiler, söylentiler sonrası ele geçirerek yayımladığımız taslağa yönelik itirazlar sona erdi ve  Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Nihat Gül tarafından resmi olarak açıklanan TÜSAK taslağı 3 Mart Pazartesi günü Ankara’da davet edilen kuruluşların görüşlerine sunulacak.’’

2. Her kurumdan bir tane kalacak:
Yasa tasarısının en çarpıcı ve en tartışmalı maddesi sanat kurumlarının akıbetine dair. Buna göre, her sanat dalında en az birer adet kurulacak orkestra, koro ve topluluklar kalacak. Ancak en az bir olarak belirlenen sanat kurumlarının sayısına veya hangi şehir veya şehirlerde kalacağına dair bir madde bulunmuyor.

3. Sanatçıları Bakanlık seçecek: Mevcut sanat kurumlarında çalışanlar ‘Bakanlık Sahne Sanatları Genel Müdürlüğü’ne devredilecek ve eğer bir önceki maddede sıraladığımız kurum ve topluluklardan birinde yer almak isterlerse önce Bakanlığın oluşturacağı komisyonlarda seçilmeleri gerekecek. Bu komisyonların kim tarafından, hangi şartlarla oluşturulacağı ise henüz belirsiz. Bu kurumlara seçilmeyenlerin kadroları Bakanlık Kültür ve Sanat Araştırmaları Genel Müdürlüğü’ne devredilecek.

4. İkramiye ve teşvikler ödenmeyecek: Sözleşmeli çalışan ve Bakanlık Sahne Sanatları Genel Müdürlüğü’ne devredilmeyecek, yani komisyonlarca en az bir orkestra, tiyatro, koro ve benzeri topluluklara seçilmeyen kişilerin teşvik ve ikramiyeleri ödenmeyecek. Bu personel içerisinden farklı bir ilde görevlendirilmek isteyenler Bakanlık onayı alacak. İzin almak kaydıyla sanatsal faaliyetlerde çalışabilecek.

5. Kendi biletini kendin sat
Bakanlık bünyesinde çalışan sanatçılar kendi projelerini TÜSAK’a götürebilecek ve bilet geliri üzerinden pay alabilecek.

6. Tasarının amacı: 
yeni düzenlemeSanatçıların itiraz noktalarından biri sanatın halihazırda toplumun her kesimine hitap etmek için icra ediliyor olmasına karşın tasarıda ‘’… görsel-işitsel yapımlar ile sahne sanatlarının, müzik, edebiyat, görsel sanatlar ve geleneksel sanatların geliştirilip güçlendirilmesi, tanıtılması, yaygınlaştırılması, toplumun her kesiminin sanat ürünlerinden verimli şekilde yararlanması…’’ ifadeleri bulunuyor.

7. TÜSAK nedir? 
TÜSAK, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulacak yeni bir sanat kurulu. Türkiye Sanat Kurumu’nun kısaltılmış hali TÜSAK. 11 kişilik bir heyetten oluşacak kuruldakilerin en az 6’sı, ilgili sanat alanlarında (tiyatro, opera, bale, dans, müzik, edebiyat, görsel sanatlar ve geleneksel sanatlar) eğitim almış ve özel ya da devlet kurumlarında en az on yıl deneyim sahibi olan kişilerden seçilecek. Merkezi Ankara olacak bu kurul sanat projelerini değerlendirecek ve Bakanlık tarafından destek verilip verilmeyeceğine karar verecek.

8. Kurul üyelerini Bakan ve Bakanlar Kurulu seçecek: 
TÜSAK üyeleri Bakanın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile atanacak. Kurul üyelerinin süresi iki yıl olacak ancak bir kişi kurul üyeliğine birden çok kez atanabilecek.

9. Kurum bağımsız mı? 
Tasarının ikinci bölümünde yer alan bir ifadede ‘Kurum görevini yerine getirirken bağımsızdır. Hiçbir organ, makam, merci ve kişi Kurumun kararlarını etkilemek amacıyla emir ve talimat veremez’’ deniyor.

10. Kuruldan sıkı denetim: 
TÜSAK bundan böyle sanat projelerini denetleyecek. İlgili madde şöyle: ‘’Görsel-işitsel yapımlar ile sahne sanatlarının müzik, edebiyat, görsel sanatlar ve geleneksel sanat dallarında kültür ve sanatımıza katkı sağlayacak nitelikteki projelerinin desteklenmesi ile desteklenen projelerin amacına uygun gerçekleşip gerçekleşmediği hakkında karar vermek.’’

11. Hangi projeler desteklenecek? 
Hangi alanda hangi projenin destekleneceğine TÜSAK karar verecek. Üç ile yedi kişi arasında değişecek olan farklı alanlardaki proje grupları ön elemeyi yaptıktan sonra TÜSAK devreye girecek. İlgili maddede sanat alanları sayıldıktan sonra dördüncü bölümün b maddesi şu şekilde: ‘’Sanat ürün, üretim ve faaliyetlerinden toplumun her kesiminin yararlanması yoluyla ülkemiz genelinde çağdaş, verimli ve etkin bir iletişim ortamının yaratılması.’’

yüzde 5012. Ne kadar destek verilecek?
TÜSAK onayladığı takdirde bir projeye verilecek destek projenin bütçesinin yüzde 50’sini aşmayacak. Yani bir proje için çıkarılan bütçenin en fazla yüzde 50’sini Bakanlık karşılayacak. İstisnai durumlarda kurul sanat dalları ve projenin niteliğine göre bu oranı artırma yetkisine sahip olacak.

13. Edebiyat ve yazım alanında destek:
TÜSAK yasa tasarısında, Bakanlığın desteğini öngören edebiyat ve yazım çalışmalarıyla ilgili bir madde de bulunuyor. Buna göre, tiyatro, opera, bale, dans gibi sahne sanatları ile müzik, edebiyat ve benzeri alanlara yeni ve nitelikli eserler kazandırmak amacıyla yeni yazılmış eserler için yerli sanatçılara destek sağlanacak.

14. Sahne ve sergilemeye nasıl destek olunacak?
Yeni sahneler kazandırmak için Bakanlık bir çalışma yapacak. Buna göre örneğin bir kişi veya kurumun sahip olduğu veya kiraladığı bir binayı sahne ve sergi salonu olarak düzenlemesi, işletmesi durumunda kira, tadilat, bakım, onarım, aydınlatma, ısınma veya personel giderlerinden Kurum projelerinin kullanımına açılması halinde destek alabilecek. Ayrıca büyük prodüksiyon gerektiren opera, bale gibi alanların sahnelenmesi sürecinde de TÜSAK destek olabilecek.

BAKANLIK POLİTİKASIYLA ÇELİŞEN MADDE

15. Geleneksel Türk Tiyatrosu desteği:
Bu yıl Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 15 özel tiyatroya devlet yardımı yapmadı. Bunlar arasında Geleneksel Türk Tiyatrosu’nun son temsilcilerinden biri olan Ferhan Şensoy ve Ses-Ortaoyuncular Tiyatrosu da bulunuyor. Ancak TÜSAK yasasında bu durumla çelişen bir madde bulunuyor. Buna göre Geleneksel Türk Tiyatrosu’nun yaşatılması, yaygınlaştırılması ve gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla gerçekleştirilecek faaliyetlere destek olunacağı belirtilmiş.

17. Üstün yetenekli çocuklara yardım:
Bakanlık, bir süre önce yürürlükten kalkan bir uygulamaya da geri dönüyor ve üstün yetenekli çocukların yurtiçinde ve yurtdışında eğitimlerine destek olacağını yasa tasarısında açıklıyor.

18. Emeklilik nasıl olacak?
Yasa tasarısının yürürlüğe girdiği tarihte emekli aylığı bağlanmasına hak kazanmış olan ve bu tarihten itibaren 2014 yılı sonuna kadar emeklilik başvurusunda bulunanların emeklilik ikramiyeleri; yaş haddinden emekliliğine en fazla üç yıl kalanlar için yüzde otuz, üç-altı yıl kalanlar için yüzde kırk, altı yıldan fazla kalanlar için de yüzde elli fazlasıyla ödenecek.

Kaynak:[-]

Muhabir :  Bedia Ceylan Güzelce

III. İstanbul Uluslararası Opus Amadeus Oda Müziği Festivali başlayacak: Bilmeyenler için Festival sitesinden sizin için derlediklerimizi aşağıda okuyabilirsiniz.

opus oda orkestrası

3. İstanbul Uluslararası Opus Amadeus Oda Müziği Festivali, 2 Mart Pazar günü Fulya Sanat’ta 20.30’da perdelerini açıyor. Festival, sekiz konserle beş  hafta  boyunca oda müziğinin  tüm  heyecanını, soylu renklerini, gizemlerini, lezzet dolu armonilerini ve doyumsuz melodilerini  sizlerle paylaşacak.

Bu seneki programımız, beğeneceğinizi umduğumuz birbirinden değerli sanatçı ve topluluklar, genellikle daha evvel İstanbul’da hiç çalınmamış ya da çok az seslendirilmiş eşsiz eserler ve farklı projelerden oluştu.

Festival, dünyanın en sevilen orkestralarının başında gelen Berlin Filarmoni Orkestrası’nın Solistleri Alessandro Cappone, Naoko Shimizu, Knut  Weber ve piyanist Özgür Aydın’ın; programı da solistleri kadar muhteşem konseriyle açılacak. Mozart, Mahler ve Brahms’ın  piyano ve yaylılar için quartetlerini seslendirecek olan Berlin Filarmoni Orkestrası Solistleri ilk defa bu proje için Özgür Aydın ile bir araya gelip  Türkiye’de konser veriyorlar.

CSO Cello Quartet,  klasik müzik dışında başka müzik türlerini de içeren programıyla 9 Mart’ta  klasik müzikseverlerle buluşacak. Bach’tan Beatles’a Duke Ellington’dan Şostakoviç’e, Goran Bregoviç’ten  Mendelssohn’a,  Faure’den Ennio Morricone’ye, Rossini’ye çağlar ve türler arasında keyifle seyahat edecekler.

Arp sanatçısı Çağatay Akyol ve Ankara Filarmoni Orkestrası Solistleri geçtiğimiz sene Opus Amadeus Oda Müziği Festivali’nde verdikleri olağanüstü programla dinleyicinin beğenisini kazanmıştı. Topluluk, bu kez daha da zengin bir programla 16 Mart’ta  müzikseverlere  merhaba diyecek.

Genç kuşağın başarılı piyanistleri Gökhan Aybulus, Kandemir Basmacıoğlu  ve Özgür Ünaldı,  altı el için yazılmış orijinal ve uyarlama eserleri  seslendirecekleri  23 Mart’taki konserlerinde dört el piyano repertuarına da yer verecekler ve Mozart’ın iki fantastik sonatını yorumlayacaklar.

İtalya’nın başarılı topluluklarından Quintetto Bottesini,  27 Mart’ta verecekleri konserde oda müziğinin başyapıtlarından Schubert’in “Alabalık Beşlisi”ni seslendirecek. Topluluk, yeteneği dünya çapında alkışlansa da ülkemizde ne yazık ki pek az çalınan Avusturyalı  geç Klasik-erken Romantik dönem bestecisi  Hummel’in  önemli eserlerinden  “Piyano’lu Beşli”sini  de seslendirecek.

Fransa’nın en başarılı genç solistlerinden trompet virtüözü  Romain Leleu  ve  org sanatçısı Ghislain Leroy,  31 Mart akşamı Beyoğlu  Sent Antuan Kilisesi’nde  Rönesans müziğinden modern müziğe çok geniş bir trompet-org repertuarıyla müzikseverlere merhaba diyecek.

Hollanda’nın sevilen genç Barok topluluklarından Collegium Musicum Den Haag,  9 Nisan’da Beyoğlu Sent Antuan Kilisesi’nde verecekleri  konserde  barok  dönemin nefes kesen eserlerinin yanı sıra Johann Sebastian Bach’ın oğullarından Carl Philipp Emmanuel Bach ve Johann Christian Bach’ın eserlerini de seslendirecekler.

Festivalin kapanış konseri ise 11 Nisan’da gerçekleşecek.  Avrupa’nın en iyi Barok topluluklarından, pek çok başarılı CD kaydına imza atmış , Budapeşte kökenli  Aura Musicale Topluluğu, Avusturya’nın en iyi baslarından Wolfgang Bankl ile Bach ile Handel’in kantatlarını, Biber,  Purcell ve  Vivaldi’nin eserlerini seslendirecek. Topluluk, Sent Antuan Kilisesi’nde dinleyicilere çok özel bir konser deneyimi vaat ediyor.

3. Uluslararası Opus Amadeus Oda Müziği Festivali etkinlikleri İstanbul ‘un en seçkin konser mekânlarından Beşiktaş Belediyesi Fulya Sanat ve Beyoğlu Sent Antuan Kilisesi’nde gerçekleşecek.   Festival ve sanatçılarla ilgili detaylı  bilgilere web sitemizden ulaşabilirsiniz.

2 Mart’ta yeniden buluşmak  dileğiyle sağlık ve müzik dolu günler dileriz.

BERLİN FİLARMONİ SOLİSTLERİ & ÖZGÜR AYDIN

2 Mart Pazar 2014 | 20:30

“ Festival açılış konseri ”

BERLİN FİLARMONİ SOLİSTLERİ & ÖZGÜR AYDIN

ALESSANDRO CAPPONE – keman
NAOKO SHIMIZU- viyola
KNUT WEBER- viyolonsel
ÖZGÜR AYDIN- piyano

W.A. MOZART ( 1756-1791)
Piyano, Keman, Viyola ve Viyolonsel için Quartet , Sol minör KV 478
G. MAHLER ( 1860-1911 )
Piyano, Keman, Viyola ve Viyolonsel için La minör Quartet
J. BRAHMS ( 1833-1897 )
Piyano, Keman, Viyola ve Viyolonsel için Quartet, Sol minör Op. 25

3. İstanbul Uluslararası Opus Amadeus Oda Müziği Festivali dünyanın en sevilen orkestralarının başında gelen Berlin Filarmoni Orkestrası’nın Solistleri Alessandro Cappone, Naoko Shimizu, Knut Weber ve uluslararası kariyeri başarılarla dolu piyanist Özgür Aydın’ın; programı da solistleri kadar muhteşem konseriyle açılacak. Wolgang Amadeus Mozart, Gustav Mahler ve Johannes Brahms’ın piyano ve yaylılar için quartetlerini seslendirecek olan Berlin Filarmoni Orkestrası Solistleri ilk defa bu proje için Özgür Aydın ile bir araya gelip Türkiye’de konser veriyorlar.

Festival kapsamındaki  diğer konserler için lütfen TIKLAYINIZ.

Volkanik Patlamayı Gösteren En Eski Duvar Resmi

Bilim insanları Çatalhöyük yakınlarındaki Hasan Dağı’ndaki patlama ile Neolitik çağda yapılmış resim arasında bağlantı kuruyorlar. Kaliforniya Üniversitesi’nden Axel Schmitt ve ekibinin araştırma sonuçlarına göre Çatalhöyük’de yaşanan volkanik patlama ile “lav püskürten volkan resmi”nin zamanları çakışıyor.

çatalhöyük kazıları

Yeni kanıtlar 8600 yıllık resmin dünyanın en eski manzara resmi olduğunu kanıtlayabilir. 1960 yılındaki kazılarda kerpiç bir evin duvarında keşfedilen, bir yerleşim yeri üzerindeki iki tepeli volkanın lav püskürtmesini gösteren, üç metre genişliğindeki MÖ 6600 tarihli resim Ankara’da Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde tutuluyor.

Ancient_eruptionMÖ 8000 ile MÖ 6000 arasında yerleşim yeri olan 13 hektarlık Çatalhöyük, insanlar avcı-toplayıcılıktan tarım topluluğuna geçiş aşamasındayken kuruluyor. Çatalhöyük yerleşim yerinde 8000 civarında insan yaşadığı tahmin ediliyor. Arkeolojik site İstanbul Üniversitesi ile birlikte çalışan İngiliz arkeolog James Mellaart tarafından keşfediliyor.

2013 yılında Schmitt’in ekibi Hasan Dağı’na yolculuk ediyor ve Çatalhöyük’ün 130 km kuzeydoğusunda bulunan iki tepeli volkanın olduğu bölgede yerleşimin olduğu dönemde volkanın patlayıp patlamadığını kanıtlayacak bir kanıt arıyor. Volkanın tepesinden ve eteklerinden topladıkları volkanik taş örneklerini analiz ettiklerinde volkanın MÖ 6960 civarlarında aktif olduğunu keşfediyorlar. Bu tarih Çatalhöyük yerleşim yeri iken yaşayanların bir volkanik patlamaya tanık olduğunu gösteriyor.

eneski volkanik patlama resmi

Ancient eruptionBazı şüpheciler resmin başsız bir leopar derisi olabileceğini belirtse de Schmitt ve ekibinin sonuçları hipoteze bir ağırlık koyuyor.

Schmitt araştırma ile ilgili “Biz, resmin Çatalhöyük’teki volkanik patlamayı gösterdiği hipotezini test ettik. Sonuç olarak jeolojik kayıtlar bu hipotezi destekliyor” açıklamasını yaparken çalışmanın ayrıca Hasan Dağı volkanının faaliyete geçebileceğini gösterdiğini de sözlerine ekliyor.

Zeliha Yıldırım

Kaynak : [-]