Şunun için etiket arşivi: ANKARA

Konak Belediyesi’nin butik müzeler zincirinin 5. halkası olan Kadın Müzesi bugün açılıyor. İzmirlileri butik müzecilik kavramıyla tanıştıran Konak Belediye Başkanı Dr. Hakan Tartan; Ümran Baradan Oyun ve Oyuncak Müzesi, İzmir Mask Müzesi, İzmir Neşe ve Karikatür Müzesi ile Radyo ve Demokrasi Müzesi’nin ardından Kadın Müzesi’ni turizme ve kente kazandırıyor.

kadin muzesi

Müzenin kuruluş amacı ise; Anadolu kadınının unutulan geçmişini, gücünü tüm dünyaya hatırlatmak, Anadolu kadınının yaratıcılığını ortaya çıkarmak, kendine güvenini desteklemek ve kendi geçmişine ait anıların canlandığı özel bir mekan yaratmak.

Geçici sergi salonu, video art, geçmişten günümüze kadınlar, antik dönemde Anadolu’da kadınlar, öncü kadınlar, koleksiyon eserler, protesto ve kadınlar, enstelasyon odası, atölye, arşiv, depo, kütüphane ve yönetici odası olmak üzere müzede toplam 13 oda bulunuyor. Müzenin her odası farklı konseptlerde hazırlandı.

Müzenin girişinde ziyaretçileri ilk olarak Mustafa Kemal Atatürk’ün Nebile Hanım ile Viyana Başkatibi Tahsin Bey’in 1929 yılında Ankara Palas’ta yapılan düğünlerinde Mustafa Kemal Atatürk’ün, manevi kızı Nebile Hanım ile dans ettiği fotoğraf karşılıyor. Merdiven çıkışında ise ilk tiyatro sanatçısı Afife Jale, ilk gravür sanatçısı Aliye Berger, ilk kadın siyasi parti lideri Behice Boran, ilk milletvekillerinden Benal Arıman, ilk kadın hemşire Esma Deniz, olimpiyatlarda yarışan ilk kadın sporcu Üner Teoman, dünyadaki ilk kadın petrol mühendisi Halide Ural Türktan, dünyadaki ilk kadın askeri pilot Sabiha Gökçen, dünyanın ilk kadınyargıtay üyesi Melahat Ruacan gibi ilklere imza atan 50 kadınımızın adı ve yer alıyor.

izmir kadin muzesi

Tarihte yer alan ‘Siyanürlü Altın’a Hayır’, ‘Cumartesi Anneleri’, ‘Kürtaj hakkımızdır, bedenimiz bizimdir’, ‘8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ gibi kadın protestoları, yürüyüşleri de hikayeleriyle birlikte müzede yer alıyor.

Muazzez İlmiye Çığ, Afet İnan’ın kızı Ari İnan, Ayşen Gruda, Nurhan Damcıoğlu, Gürdal Mumcu, Zuhal Yorgancıoğlu gibi iz bırakan kadınlar da özel eşyalarını bağışlayarak müzeye katkıda bulundular.

Nesne merkezli müzecilik anlayışından ziyade insan merkezli müzecilik anlayışının en önemli örneklerinden biri olan kadın müzesinde amaçlarının kadınlara ait özel bir mekan yaratmak olduğunu söyleyen Konak Belediye Başkanı Dr. Hakan Tartan, “Bu mekanda hedeflenen, kadını içinde yaşadığı toplumdan soyutlayıp bir kadın erkek ayrımcılığı yaratmak değil, kadının yaratıcılığını ve üretkenliğini ortaya çıkaracak orijinal eserlerin ve görsel işitsel malzemelerin bir araya getirilmesiyle toplum ile olan bağlarını güçlendirmek ve unutulan geçmişini bir müze ile fark edilir kılmaktır” dedi. Tartan müzenin misyonunu da şöyle özetledi:“İzmir Kadın Müzesi’nin misyonu: Anadolu kadınının unutulan geçmişini, gücünü tüm dünyaya hatırlatmak, Anadolu kadınının yaratıcılığını ortaya çıkarmak, kendine güvenini desteklemek, kendi geçmişine ait özel bir mekan yaratmak. Çünkü Hitit, Yunan ve Roma’nın Ana Tanrıça’sından; Bizans, Selçuklu, Osmanlı ve özellikle de Cumhuriyet kadınına kadar Anadolu kadını, uzun tarihi boyunca her zaman kendi seçtiği yolda yürüyen öncü kadın olmuştur. Anadolu Kadını hakkında ne biliyoruz? Ana Tanrıça Nasıl ve Neden Ortaya Çıktı? Ne oldu da kadının konumu değişti? Ortaçağ’da Anadolu kadını nasıl yaşardı? Kurtuluş Savaşı’nda uzun süre cephelerde savaşan kadınlarımız kimlerdi? Osmanlı Hanımı kimdi ve nasıl yaşardı? Cumhuriyet’in ilk ressamının, ilk fotoğrafçısının, ilk şarkıcısının, ilk tiyatrocusunun adlarını ve yaşamlarını biliyor muyuz? Bütün bu sorulara cevap bulabilecek, Anadolu kadınının gerçek değerini tekrar hatırlatmak için yola çıktık. Anadolu kadınlarının hikayelerini anlatıyor ve sizleri de bu hikayeleri dinlemeye çağırıyoruz.”

kaynak:[-]

2012 yılında ilki düzenlenen ve büyük ilgi gören “Maddenin Halleri” bu yıl yine sanatçı ve tasarımcıları ‘birlikte çalışma, üretme ve disiplinlerarası bakış’ başlıkları altında ikinci kez bir araya getiriyor.

maddenin-halleri“Maddenin Halleri 2″ sergisi 22 Ocak – 27 Mart 2014 tarihleri arasında Armaggan Art & Design Gallery’de sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Sergi, sanatçı ve tasarımcıların birlikte çalışarak yarattıkları eserler ve ürünler üç aydan fazla sürede oluştu.

Farklı disiplinlerin iş birliği içinde çalışmasını merkeze alan sergide; deri, ahşap, gümüş, mermer, bakır, kağıt ve tekstil gibi pek çok malzeme projeyi zenginleştiriyor.

Galerinin koordinatörü ve sergi küratörü Şanel Şan, Maddenin Halleri 2 sergisinin çıkış noktası ile ilgili olarak; ”Bir tasarım ve üretim markası olan Armaggan’ın bünyesindeki galeride sergilenen eserler, tıpkı markanın özel tasarlanan ürünleri gibi, sanatçılar tarafından sergi için özel olarak üretildi” diyor.

Sergide; farklı malzemeleri kullanan, teknikleri ayrı fakat sanat görüşleri paralel olan 50’den fazla sanatçı ve tasarımcının, 24 grup ve 7 bireysel çalışma sonucu ürettiği eserler yer alıyor.

Maddenin Halleri 2 Sergisine Katılan Sanatçılar

maddenin_halleriGruplar:
Avedis Kendir – Betül Cankara
Didem Durukan – Çiğdem Buçak Telli
Emre Evrenos – Arda Yorgancılar
Evren Erol – Lara Karaso
Gülperin Sertdemir – Haluk Tatari
Zeynep Torun – Mutlu Torun
Nevin Esen Rodoplu – Nilgün Sabar
Neşe Çoğal – İpek Altunmaral
Jülide Arslan – Meltem Eti Proto – Aliye Arslan
Collaborate 4
Nuray Özler – Desen Halıçınarlı
Sami Savatlı – Hüseyin Rüstemoğlu
Sıla Özgün – Gülfidan Özmen
Önder Özkan – Erim Bikkul
Efe Urgunlu – Tan Mavitan
Nazar Şigaher – Saba Barlas
Gamze Yalçın – Saliha Yılmaz
Yasha Butler – Derya Özparlak
Joelle Hançerli – Nevres Merve Kutlay
Hülya Sözer – Özlem Tuna
Osman Yaldır – Füsun Yaldır
Tablet Design – Mel Art (Meliha Babalık)
Sinem Kaya –  Hakan Erol
Naif Design – Sinem Yıldırım

Bireysel:
Nergiz Yeşil
Serim Turaçlı
Aziz Tavil
Serkan Akyol
Gönül Nuhoğlu
Sibel Niksarlı
Tan Taşpolatoğlu

TÜRVAK Sinema-Tiyatro Müzesi, 1925- 2013 yılları arasında Türkiye’de çekilen veya hikayesi Türkiye’de geçen gerçek ya da kurgusal olayları anlatan yabancı filmlerin afişlerinden oluşan bir seçkiyi, 15 Ocak – 28 Şubat 2014 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşturuyor.

icinden-turkiye_gecen_yabanci_filmler

“İçinden Türkiye Geçen Yabancı Filmler” Afiş Sergisi, ABD, Avrupa, Avustralya, Hong Kong ve İskandinav sinemasından toplam 54 filmi ve Erler Film-Türker İnanoğlu’nun 4 ortakyapımının farklı dillerdeki görsel hafızasını bir araya getiriyor.

Sergide, XII. Karl’dan (Karl XII, 1925) İstanbul’un Gizi’ne (Secret of Stamboul, 1936), Korkuya Yolculuk’tan (Journey into Fear, 1943) Ankara Casusu’na (Five Fingers, 1952), Rusya’dan Sevgilerle’den (From Russia with Love, 1963) Topkapı’ya (Topkapi, 1964), Hafif Süvari Alayının Hücumu’ndan (The Charge of the Light Brigade, 1968) Paralı Askerler’e (You Can’t Win ‘Em All, 1970), Şark Ekspresinde Cinayet’den (Murder on the Orient Express, 1974) Gözde (Intimate Power/The Favorite, 1989) ve Skyfall’a (2012) kadar dünya sinemasından farklı türlerdeki yapımların afişleri yer alıyor.

“İçinden Türkiye Geçen Yabancı Filmler” Afiş Sergisi, müzenin ikinci katında bulunan TÜRVAK SERGİ SALONU’nda, Pazartesi günleri hariç her gün, 10:00-18:00 arasında gezilebilir.

 

“İÇİNDEN TÜRKİYE GEÇEN YABANCI FİLMLER” AFİŞ SERGİSİ, 15 Ocak – 28 Şubat 2014

james_bondTÜRVAK Sinema-Tiyatro Müzesi, 1925-2013 yılları arasında Türkiye’de çekilen veya hikayesi Türkiye’de geçen gerçek ya da kurgusal olayları anlatan ABD, Avrupa, Avustralya, Hong Kong ve İskandinav sinemasından toplam 54 filmin ve Erler Film-Türker İnanoğlu’nun 4 ortakyapımının farklı dillerdeki afişlerini “İçinden Türkiye Geçen Yabancı Filmler” sergisiyle bir araya getiriyor.

88 yıllık bu süreçte, Türkiye’nin birçok şehrinin, tarihinin, kültürünün, Doğu-Batı arasındaki karmaşık dokusunun ve Batı sinemasına ‘egzotik’ gelen atmosferinin beyazperdede canlandırıldığı bu yapımların çoğunu, İstanbul’da geçen casusluk ve macera filmleri oluşturuyor: Yönetmen Andrew Marton, İstanbul’un Gizi’nde (Secret of Stamboul, 1936) bir İngiliz ajanını İstanbul’a getiriyor. Orson Welles, Eric Ambler’in bir romanından uyarladığı Korkuya Yolculuk’ta (Journey into Fear, 1943), İstanbul’un yasadışı örgütleri arasında garip bir serüvene atılan silah satıcısının öyküsünü anlatıyor. Kimi sahnelerinin İstanbul’da çekildiği, Romen kökenli yönetmen Jean Negulesco’nun Dimitrios’un Maskesi (The Mask of Dimitrios, 1944) ise, İzmirli Dimitrios’un serüvenini beyazperdeye taşıyor. Ankara’daki çekimlerin yanı sıra Eminönü, Beyoğlu, Galata Kulesi ve Haliç görüntülerinin bulunduğu Ankara Casusu (Five Fingers, 1952), İkinci Dünya Savaşı yıllarında geçen ve casusluk tarihinin ünlü bir bölümünü oluşturan Çiçero olayını konu ediyor. Errol Flynn ve Cornell Borchers’in başrollerini paylaştığı, Nat King Cole’un piyano ile renklendirdiği bir başka casusluk filmi İstanbul (Istanbul, 1957) için, Hollywood kameraları yine ülkemize geliyor.

Carl Möhner’in yönettiği, Alman yapımı İstanbul Macerası (1962), diğer isimleriyle Boğaziçi’nde Macera (Abenteurer am Bosphorus) ya da İnşallah, Boğaziçi’nde Talan (Inshalla, Razzia am Bosphorus), Batılı polis-Doğulu kaçakçı hikayesini anlatırken, İstanbul’un da Batılı-Doğulu atmosferini kullanıyor. Filmde Carl Möhner ve Eva Palmer’le birlikte Sadri Alışık, Bianca Berni ve Orhan Günşiray da rol alıyor. Rusya’dan Sevgilerle (From Russia with Love) filminde Sean Connery ile 1963’te başlayan James Bond’un İstanbul maceraları ise Dünya Yetmez’de (The World is not Enough, 1999) Pierce Brosnan ve Skyfall’da (2012) Daniel Craig ile günümüze kadar devam ediyor.

Elia Kazan’ın, çekimleri Yunanistan ve Türkiye’de yapılan Amerika, Amerika’sının (America, America, 1963); Peter Ustinov, Maximilian Schell ve Yunanistan’da bir dönem Kültür Bakanı olarak da görev yapan bol ödüllü aktris Melina Mercouri’nin başrollerini paylaştığı, Erler Film-Türker İnanoğlu’nun da yürütücü prodüktör olarak katkı sağladığı Jules Dassin’in Topkapı’sının (Topkapi, 1964); Kapadokya’nın fantastik dekorunda geçen, dünyaca ünlü opera sanatçısı Maria Callas’ın başrol oynadığı Pasolini’nin Medea’sının (1969) afişleri de, TÜRVAK Sinema Müzesi’ndeki bu seçkide yerini alıyor.

“İçinden Türkiye Geçen Yabancı Filmler” Afiş Sergisi, yabancı yapımcıların tarihin belirli dönem ve olaylarını beyazperdeye aktardığı filmlerin görsel hafızasına da yer veriyor. İngiliz yönetmen Tony Richardson’ın Kırım Savaşı’nı canlandırdığı ve bazı sahnelerinin Anadolu’da çekildiği Hafif Süvari Alayının Hücumu (The Charge of the Light Brigade, 1968) ve bir başka İngiliz yönetmen Peter Collinson’ın Kurtuluş Savaşı fonunda geçen, İstanbul ve Kuşadası’nda çekilen Paralı Askerler’i (You Can’t Win ‘Em All, 1970) bu türün örnekleri olarak öne çıkıyor. Başrollerini Tony Curtis, Charles Bronson, Michèle Mercier’in paylaştığı Paralı Askerler filminde Fikret Hakan, Salih Güney, Erol Keskin, Yüksel Gözen, Bülent Gültekin, Mümtaz Alpaslan, Suna Keskin ve Kayhan Yıldızoğlu da rol alıyor. Gelibolu Savaşı ise Avustralya yapımı Gelibolu (Gallipoli, 1981) filminde anlatılıyor. Avustralya sinemasının ülkemizi mekan olarak seçtiği Peter Weir yönetmenliğindeki bu filmde Mel Gibson ve Mark Lee başrolü paylaşıyor. Daha eski bir yapım, Lambalı Kadın (The Lady with a Lamp, 1951) ise, Türk-Rus savaşı dönemini ele alıyor ve İngiliz sineması doğal olarak Londra’da yetiştirdiği gönüllü hemşireleri Üsküdar’a kadar getiren ve askeri hastaneyi düzene sokabilmek için mücadele veren Florence Nightingale’in öyküsüne odaklanıyor. İsviçre-ABD ortak yapımı olan Gözde (Intimate Power/The Favorite, 1989), adından da anlaşıldığı üzere Osmanlı döneminde tahtın gerisinde bir güç oluşturan, hırslı bir kadının, Nakşıdil Sultan’ın haremdeki yaşantısını anlatıyor. Filmin çekimleri için Topkapı Sarayı kullanılıyor.

Sinema tarihinin kimi romantik, kimi kent polisiyesi, kimi büyük tartışmalar yaratan meşhur ekspreslerinin afişleri de TÜRVAK Müzesi’nde sergileniyor: Şark Ekspresi (Orient Express, 1954), İstanbul Ekspresi (Istanbul Express, 1968), Şark Ekspresinde Cinayet (Murder on the Orient Express, 1974) ve Geceyarısı Ekspresi (Midnight Express, 1978)… Helsinki’de başlayıp İstanbul’da biten bir yolculuğu anlatan, Finli yönetmen Mika Kaurismäki’nin kara-komedi türündeki Zombi ve Hayalet Tren’i de (Zombie and the Ghost Train/ Zombie ja Kummitusjuna, 1991) sergideki yerini alıyor.

Yapımcılığını Erler Film-Türker İnanoğlu’nun üstlendiği, Fransız yapımcı-yönetmen Jean Marie Pallardy’nin Jess Hahn, Gordon Mitchell, İlker İnanoğlu, Filiz Akın ve Jean Luisi gibi yıldızlarla çalıştığı Belalı Tatil’i (La Ricain, 1974); yine Erler Film-Türker İnanoğlu’nun İtalyanlarla ortakyapımlarından Üç Kağıtçılar (Che Carambole.. Ragazzi!, 1976), Guido Zurli’nin yönettiği Cani (Polizia Selvaggia, 1976) ve çekimleri için Avrupa’nın en büyük yelkenli gemisinin kullanıldığı Kara Murat Denizler Hakimi (Il Malesiano, 1977) filmlerinin Fransızca ve İtalyanca afişleri de sergi kapsamında sinemaseverlerle buluşuyor.

“İçinden Türkiye Geçen Yabancı Filmler” Afiş Sergisi, 15 Ocak – 28 Şubat 2014 tarihlerinde müzenin ikinci katında bulunan TÜRVAK Sergi Salonu’nda, Pazartesi günleri hariç her gün,10:00-18:00 arasında gezilebilir.

 

Adres ve diğer bilgiler için lütfen TIKLAYINIZ

HEYKELTIRAŞ Filinta Önal, Kütahya’nın Dumlupınar Hükümet Konağı önüne dikilen Atatürk heykelini, masrafları belediye ve kaymakamlığın ödememesi üzerine geri aldı.

atanın heykeli söküldü

Dün Dumlupınar’a giden ünlü şair Ahmed Arif’in (Ahmet Hamdi Önal) oğlu heykeltıraş Filinta Önal, yaptığı ve ilçedeki hükümet konağı önüne konulan Atatürk heykelini yerinden sökerek kaldırdı. Heykeli Ankara’ya götürmek üzere kamyonete yükleyen Önal, Dumlupınar Belediye Başkanı AK Partili Derviş Kavak’ın isteği üzerine heykelin Hükümet Konağı önüne konulduğunu söyledi. Heykeltıraş Önal, ilçedeki Kurtuluş Parkı’na da daha önce yine belediyenin isteği üzerine ‘Zafer’ rölyefi yaptığını ancak bedelini alamadığını, bu nedenle de icra işlemleri başlattığını belirtti.

7500 TL’Yİ ÖDEYEMEDİLER

Heykeltıraş, Atatürk heykelinin 7 bin 500 lira olan bedelini istediğinden Dumlupınar Belediyesi yetkililerinin bunu hediye olarak verilmesi talebinde bulunduklarını anlattı.

 

Kaynak : http://www.kisahaber.net

sessiz sinemanın Şantaj filmi Piyanoyla Sese Kavuştu, Hakan A. Toker, Hitchcock’un az bilinen dokuz sessiz filminden biri olan “Şantaj”a piyanosuyla yaptığı doğaçlama müzikle ses verdi.

Blacmail-1929

Ankara Sinema Derneği’nce düzenlenen Gezici Festival’in Ankara ayağının açılışı 28 Kasım akşamı; Ankara Resim ve Heykel Müzesi’nde yapıldı.

Alfred HİTCHCOCKBu yıl 19’uncu yaşını kutlayan Gezici Festival’in açılış filmi olan Alfred Hitchcock’un sessiz filmi “Şantaj” (Blackmail) British Council işbirliği ile programda yer aldı.

Gösterim öncesi Ankara Sinema Derneği Başkanı Ahmet Boyacıoğlu, British Council Ülke Direktörü Margaret Jack ile Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürü Mesut Cem Erkul birer konuşma yaptı. Piyanist Hakan A. Toker de film gösterimi sırasında yapacağı müzik hakkında bilgi verdi. Toker; filmdeki oğlan, kız ve şantajcı adam için yaptığı toplamı 10 saniyelik ezgiciklerden örnekler vererek filmin akışı sırasında bu ezgicikleri doğaçlama olarak çalacağını belirtti.

Hakan A. Toker

Hakan Ali TOKER

İngiliz Film Enstitüsü’nün (BFI), “Hitchcock9 Projesi” kapsamında yenilediği Hitchcock’un az bilinen dokuz sessiz filminden biri olan 1929 yapımı “Şantaj”a; Hakan A.Toker’in (Sanatçı hakkında dahafazla bilgi için lütfen adına tıklayınız)piyanosuyla yaptığı doğaçlama müzik ses verdi.

İzleyiciler değişik bir deneyim yaşadıkları bu gösterime olan beğenilerini alkışlarıyla ifade etti. Gezici festival acılış gecesi kokteylle sona erdi.

Şantaj üzerine -sanal alem- notları

* Genç bir kız olan Alice, bir lokantada tanıştığı bir yabancıyla flört ettikten sonra Scotland Yard detektifi olan sevgilisi Frank ile tartışır ve yabancının kolunda oradan ayrılır. Adam, Alice’i resim stüdyosuna davet eder ve o da bu daveti kabul eder. Adam, stüdyoda Alice’e tecavüz etmeye kalkınca, kendini korumaya çalışan Alice ressamı öldürür. Aynı gece Alice’i binadan çıkarken gören birisi, Alice ve dedektif Frank’a şantaj yapar. Detektif Alice’nin katil olduğunu bilmekte ve bu gerçeği üstlerinden saklamaktadır. Şantajcı adam, tanık iken sanık durumuna düşer.

* Sessiz bir film olarak çekilen Şantaj, seslendirme ile yönetmenin ve “İngiltere’nin ilk sesli filmi” olarak sinema tarihine geçmiştir.

* Hitchcock, “Şantaj”da da ışık ve gölgeyle yarattığı gerilimi gündelik yaşamın bir parçası olarak kullanmış;  psikolojik saptamalara ve simgesel anlatımlara yer vermiş.

*Filmde –gösterilmeyen – tecavüz ve cinayetin sahnelerinin sinemasal ifadesi çok etkileyici.

* Her filminde kendine minik bir rol veren Hitchcock, bu filmde metroda gazete okurken küçük bir çocuk tarafından rahatsız edilen yolcu rolünde. (ŞD/HK)

Kaynak :[]  Şadiye DÖNÜMCÜ

 

Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği ve M.E.B. Özel Nar Sanat Eğitim Kursu olarak Baş öğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm öğretmenlerimizin ve kuruluşumuzdan bu yana kurumumuza emeği geçen tüm öğretmenlerimizin gününü kutları en içten dileklerimizle teşekkür ederiz. 

öğretmenler günü

 

Öğretmenler Günü, öğretmenlik mesleğini icra eden kimseleri onurlandırmak için çeşitli etkinliklerin düzenlendiği bir kutlama günüdür.

Pek çok ülkede 1994’ten beri her yıl 5 Ekim günü UNESCO tavsiyesiyle Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır. 5 Ekim günü, 1966 yılında Paris’te gerçekleşen “Öğretmenlerin Statüsü Hükümetlerarası Özel Konferansı”’nın sona erip UNESCO temsilcileri ile ILO tarafından “Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi”’ni oybirliği ile kabul edilişinin yıldönümüdür.

Kendi kültürel ve tarihi özelliklerine, okul tatil günlerine göre çeşitli ülkelerde farklı tarihler Öğretmenler Günü olarak belirlenmiştir. Örneğin 12 Arap ülkesinde (Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Fas, Katar, Libya, Mısır, Suudi Arabistan, Tunus, Umman, Ürdün, Yemen) her yıl 28 Şubat günü, Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır. Öğretmenler Gününün tatil olup olmadığı da ülkesine göre değişir.

İş günlerinde Öğretmenler Gününü kutlayan ülkeler

Azerbaycan

Azerbaycan’da her sene 5 Ekim günü Uluslararası Öğretmenler Günü olarak kutlanıyor. [1]

Avustralya

Avustralya’da Öğretmenler Günü Ekim ayının son cuma gününde kutlanır. [2]. UNESCO tarafından Dünya Öğretmenler Günü olarak kutlanması tavsiye edilen 5 Ekim’de Avustralya’da genellikle okullar tatil olduğu için ekim ayının son cuma günü Öğretmenler Günü olarak kabul edilmiştir[2].

Çek Cumhuriyeti

Evrensel eğitimin ilk savunucularından Jan Amos Comenius’un doğum yıldönümü olan 28 Mart günü Öğretmenler Günü olarak kutlanır.

Hindistan

Hindistan Öğretmenler Günü’nü 5 Eylül’de kutlar. Bu, eski Hindistan devlet başkanı ve öğretmeni Dr. Sarvepalli Radhakrishnan’ın doğum günüdür. Dr. Radhakrishnan 1962’de Hindistan cumhurbaşkanı olunca bazı öğrencileri ve arkadaşları onun doğumgününü kutlamalarına izin vermesi konusunda kendisine isteklerini danışmıştır. Dr. Radhakrishnan da yanıt olarak Benim doğumgünümü ayrıca kutlamak yerine, 5 Eylül Öğretmenler Günü olarak kutlansa bu benim kendi gurur ayrıcalığım olur. demiştir.

Bu gün Hindistan’da tatil değildir. Bu gün bir kutlama günü olarak kabul edilip öğrenciler normal bir günmüş gibi okula gelir; olağan etkinlikler ve dersler, kutlama aktiviteleriyle birlikte teşekkür ve hatırlama da içerir. Bazı okullarda bu günde öğretmenlerin sorumluluklarını son sınıf öğrencileri alarak öğretmenlerinin kıymetini bildiklerini onlara gösterir.

Geleneksel olarak, Hintliler öğretmenlere çok büyük bir saygı ve onur barındırmışlardır. Eski bir Hintlinin söylediğine göre (genellikle öğrencilere öğretilir) öğretmeni 3. sırada sıralar, Tanrı’dan bile önce: Anne, Baba ve Öğretmen Tanrı’dır anlamında “Maata, Pitha, Guru, Daivam”. Bir beyitin (doha) söylemi Guru Govind doou khare kake lagon paai? Balihari guru aap ki Govind deeo batai, ne göre “İlk selamımı kime vermem gerektiği konusunda içinden çıkılmaz bir durum içindeyim: Öğretmen mi yoksa Tanrı mı. Beni Tanrı’yı bilmem konusunda aracılık edecek kişi olan öğretmeni seçmeliyim.” Başka bir örnek olarak, Hinduizm’in kutsal kitabının orta kısımlarında “Guru Bramha, Guru Vishnu, Guru devo Maheshwaraha – Gurusakshath parabramha tasmai shree gurve namaha,” der, çevirisiyse “Öğretmen üçlü birliktir. Öğretmenin kendisi Tanrı’nın önündeki belirtidir.” Öğretmen her çocuğa her kimseye bilgi vermekle kalmaz onun annesi görevini de üstlenmiş olur.

İran

Murtaza Mutahhari’nin öldürülüşünün yıldönümü olan 2 Mayıs günü Öğretmenler Günü’dür.

Malezya

Malezya’da Öğretmenler Günü (Malezyaca: Hari Guru) 16 Mayıs’ta kutlanır.

Peru

1953’ten bu yana 6 Temmuz günü resmi olarak Öğretmenler Günü’dür. Peru’nun bağımsızlığını kazanmasından sonra 6 Temmuz 1822’de kabul edilen bir yasa ile ülkedeki ilk öğretmen okulunun kurulması sebebiyle 6 Temmuz günü seçilmiştir.

Slovakya

Jan Amos Comenius’un doğum yıldönümü olan 28 Mart günü Öğretmenler Günü olarak kutlanır.

Türkiye

Türkiye’de her yıl 24 Kasım, Öğretmenler Günü olarak kutlanır. Bu, 1981 yılında başlamış bir uygulamadır.

24 Kasım 1928, Türkiye Cumhuriyeti devletininin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün “Millet Mektepleri’nin Başöğretmenliği”ni kabul ettiği gündür. Bakanlar Kurulu, Mustafa Kemal Atatürk’e “Millet Mektepleri Başöğretmenliği” ünvanını 11 Kasım 1928’de yaptığı toplantıda vermiş ve bu ünvan, 24 Kasım’da Millet Mektepleri Talimatnamesi’nin yayınlanması ile resmileşmişti.

Atatürk’ün 100. doğum yıl dönümü olan 1981 yılında onun “başöğretmen” oluşunun yıldönümlerinde ülke çapında Öğretmenler Günü kutlanmasına karar verildi. Öğretmenler Günü ile ilgili kutlamalar, 26 Kasım 1992’de Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Öğretmenler Günü Kutlama Yönetmeliği çerçevesinde gerçekleşir.

Kaynak : [-]

 Türkiye’de yaplan kutlamalar

Tüm bunların yanı sıra elbette kimi zaman ileri demokrasinin olduğu ülkelerdeki gibi “Öğretmenler günü kutlamaları” yapılmaktadır.

Eğitim-Sen’in; ‘Meslek onurumuza ve haklarımıza sahip çıkmak, toplumsal yaşamda ve eğitimde yaşanan dayatmalara hayır demek için; 23 Kasım’da Ankara’dayız!’

açıklamasına parelel Tandoğan’dan Kızılay’a yürüyen Eğitim-Sen üyeleri ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının üyelerine Kızılay Meydanı’nda sert bir müdahalede bulunuldu. Polisin müdahalesinden sonra ortalık resmen savaş alanın döndü. Müdahale esnasında Eğitim-Sen 1 Nolu Şube üyesi Aslı Akdemir başına isabet eden gaz kapsülüyle yaralandı ve hastaneye kaldırıldı. Olaylarda Aslı Akdemir’in de aralarında bulunduğu toplam 7 kişi çeşitli yerlerinden yaralandı.

İşte an an yaşananlardan kareler…  (Kaynak:[-])

 

 

WILO 2. Ulusal Fotoğraf Yarışması “Su, Dünyanın Her Karesinde…Sudaki İzler” Sergisi ile İz Bırakıyor…

Wilo-fotograf-yarismani

 

Suyun masalsı halleri, suya yazılan kareler ve anlar pompa sistemleri sektörünün lider markası WILO’nun 2. Ulusal Fotoğraf Yarışma’nda gerçeklik buluyor. “Su, Dünyanın Her Karesinde – Sudaki İzler” konulu yarışma için suyun peşine düşen objektiflerin yakaladığı eşsiz fotoğraflar, 28 Kasım’a kadar IFSAK’ta fotoğraf severlerin ziyaretine açık olacak.

WILO’nun, hayatın kaynağı olan suya ve dünyada azalan su kaynaklarının verimli kullanılmasına dikkat çekmek amacıyla düzenlediği, “WILO 2. Ulusal Fotoğraf Yarışması”nda dereceye girerek ödüllendirilen ve yarışmaya katılan fotoğraflar, düzenlenen sergide bir araya geldi. Suya iz bırakan anların kaydedildiği birbirinden etkileyici 27 fotoğraf karesinden oluşan sergi, İFSAK’ın Beyoğlu’nda bulunan sergi salonunda meraklıları ile buluşuyor.

“Su, Dünyanın Her Karesinde – Sudaki İzler” konulu yarışmaya, 533 fotoğrafçı, 1.954 eserle katıldı. Sualtı Fotoğraf Sanatçısı Alptekin Baloğlu, Fotoğraf Sanatçısı İbrahim Zaman, Fotoğraf Sanatçısı İzzet Keribar, İFSAK Yönetim Kurulu Başkanı Serkan Turaç ve WILO Pompa Sistemleri A.Ş.’den Melis Öner’den oluşan jüri, birbirinden başarılı eserler arasından titizlikle yaptığı değerlendirme sonucunda dereceye girenleri belirledi.

Bu yıl ikincisi yapılan fotoğraf yarışması ve sergi hakkında görüş bildiren WILO Pompa Sistemleri A.Ş. Genel Müdürü Ercüment Yalçın, “WILO olarak hayatın kaynağı olan suyun verimli kullanılması ve temiz kalması noktasında sorumluluklarımız olduğunu düşünüyoruz. WILO Ulusal Fotoğraf Yarışması, bu doğrultuda yaptığımız çalışmaların en önemlilerinden biri oldu. Yarışmanın fotoğraf dünyasına renk ve heyecan katan, geleneksel bir etkinlik haline gelmesini hedefliyoruz. İki yıldır gördüğümüz ilgiye bakılırsa, bu yolda önemli adımlar atıyoruz.” dedi.

Sergi, 28 Kasım tarihine kadar İFSAK’ın Beyoğlu’ndaki sergi salonunda fotoğraf tutkunlarının ziyaretine açık olacak.

 “Su, Dünyanın Her Karesinde – Sudaki İzler” Fotoğraf Sergisi

Bitiş Tarihi: 28 Kasım 2013

Yer: İFSAK Sergi Salonu

 

YARIŞMADA DERECEYE GİREN İSİMLER

 

“WILO 2. Ulusal Fotoğraf Yarışması”nda ödül, mansiyon ve sergileme alan isimler şöyle sıralandı:

Birincilik Ödülü: Gökalp Bilici (Konya)

İkincilik Ödülü: Ahmet Fatih Sönmez (Van)

Üçüncülük Ödülü: İsmet Danyeli (İzmir)

Özel Ödül: Mehmet Öztürk (Aydın)

Mansiyonlar: Kemal Özkılıç (Giresun)

Murat Aslankara (İstanbul)

Sezgin Güvel (Adana)

Sergilemeler:

Erdal Yavuzak (Yalova)

Sebahattin Özveren (İstanbul) (2 adet)

Galip Çetiner (Bursa)

Ali Haydar Ceylan (İzmit)

Serdar Ağır (İzmir)

Cihan Karaca (Aydın)

Egemen Ön (İstanbul)

Mehmet Ali Kıratlı (Gaziantep)

Şadiye Yaralı (Aydın)

Doğa Tuna Akarsu (İstanbul)

Ahmet Ertem (İstanbul)

Ahmet Turan Kural (İzmit)

Mustafa Yağcı (İstanbul)

Tufan Kartal (İstanbul)

Seyit Konyalı (Konya)

Zehra Çöplü (İstanbul)

Akın Acar (Antalya)

Gökalp Bilici (Konya)

Eyüp Karakuş (Mersin)

Her zaman olduğu gibi sanat eğitimin çocuklar üzerinde ne gibi etkileri olacağı konusunda yazı yazmak için kaynak arayışındayken aşağıda yayınladığımız yazıyı bulduk. Böyle güzel anlatılmış bir yazı varken alıntı yerine olduğu gibi yayınlamanın daha doğru olacağına inanıyoruz.

Sayın Doç.Dr.Ayşe Cakır İlhan*’a teşekkür ederiz.

perküsyon eğitimi ve çocuk

müzik ve çocuk             Çocukları okulöncesi kurumlarda eğitime başlamadan önce oyun oynarken izlersek onlarda var olan yaratıcılık potansiyellerini ne kadar bilinçsizce ve amaçsızca tükettiklerini görürüz. Yetişkinler onlara zaman ve uygun ortam sağlayabilirse çocuklara bu gizil güçlerini ortaya koyma olanağı tanırlar ve onların çevrelerini oyun yoluyla tanıdıklarını ve kendi iç dünyalarını yansıtan hikayeler uydurduklarını, heykeller yaptıklarını, köprüler, barajlar kurduklarını, evler inşa ettiklerini, resimler çizip boyadıklarını hemen fark ederler.

Okulöncesi eğitim kurumları çocuğun fiziksel ve duygusal gelişimine paralel eğitim veren ve vermesi gereken kurumlardır. Okulöncesi eğitiminin en önemli amaçlarından biri çocuğun yaratıcılığının geliştirilmesidir. Yaratıcılığın geliştirilmesinde sanat eğitimi programlarının önemli bir yeri vardır. Yaratıcılığın geliştirilmesinde sanat programların hedef kitlenin gereksinimlerini doğrultusunda düzenlenmesi gerekmektedir.

çocuk gelişimi ve çocuk     Buna dayalı olarak okulöncesi çocuklar için düzenlenen sanat programları :

  •  Yaşantılara dayalı olmalı,
  • Uygulamaya olanak vermeli,
  • Sanatsal malzemeleri kullanacak beceri eğitimi sağlamalı,
  • Çocuğun estetik duyarlılığını geliştirmelidir.

Sanat Eğitiminin yukarıda sıralanan dört olmazsa olmaz koşulu okulöncesi sanat programının temel içeriğini oluşturur. Bu sıralanan koşullar birbirleri ile bağlantılı olmalarına karşın zaman zaman ağırlık birine veya ikisine verilebilir.

Çocuklar sanatsal çalışmalar yapmaya her zaman hazırdırlar. Resim, müzik, tiyatro, drama, dans v.b. sanat dalları çocuğun yaşantısında oyun alarak kendini göstermektedir. Sanat, oyunun bir parçası veya kendisi olarak çocuğun yaşamında hep önemli bir yere sahiptir.

Çocuklarla sanatsal çalışmalar yapabilmek için çevre, duyu, duyum, duygu , algı, algı alanı gibi önemli kavramların ne olduğu, ne işe yaradığı konusunda bilgi sahibi olunmalıdır.

çocuk ve anneÖğrenmenin gerçekleşmesinde beş duyunun farkında olunarak kullanılması, duyumsanan şeylerin doğru ve sağlıklı algılanması önemlidir. Bunun için çocuğun farklı alanlarda yaşantılar geçirmesi gerekir. Çünkü çocuk sanat yaparken (resim, heykel, drama, tiyatro, dans v.b.) daha çok günlük yaşantılarından –bir olaydan, bir nesneden, bir duygu ya da etkilendiği bir kişiden- yola çıkar. Çocuğun çevresini gözlemlemesi ve kişisel yaşantıları öğretmene belli bir birikim sağlar.

Küçük çocuklar duygusal anlamda aç gözlüdürler. Şekillerden ve ayrıntılardan etkilenirler. Yerde yürüyen bir böcek, eriyen buzdan damlayan su tanelerini hayretle izlerler. Bu nedenle büyük heyecan yaşatan bu ve benzeri yaşantılar yetişkinler tarafından desteklenmelidir. Yetişkinlerin rolü çocuğun ayrıntıları fark etmesine, zengin obje kavramı oluşturmasına ve bütün duyuları kullanmasına yardımcı olmaktır.

erken dönem sanat eğitimiÇocuklar bu ve benzeri yaşantılardan yola çıkarak sanatsal çalışmalar yaparlar. Örneğin bir resim çalışması için öncesinde bir konu saptanıp, konuşulup canlandırılmadıysa çocuklar şu soru ve sorunları dile getirirler.

* Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi.

  • Öğretmenim ne çizeyim?
  • Ne yapacağımı bilmiyorum.
  • Nasıl yapacağımı bilmiyorum.

Bunun için saptanan konu önceden konuşulmalı, drama yolu ile canlandırılmalı, resim yaparken kullanılacak teknik hakkında bilgi verilmeli daha sonra resim yapmaya geçilmelidir. Öğretmen ya da yetişkin çocuğun sanatsal çalışmalar yapmasını desteklemeli ona cesaret vermelidir.

Bunun yanında çocuklar, sanat, sanatçı, sanatçıların yapıtları konusunda bilgilendirilmelidir.

  •  Sanat nedir?
  • Sanat niçin yapılır?
  • Sanat yapıtı nedir? gibi sorular çocuklara çok soyut gelebilir, onları şaşırtabilir.

Bu bilgilendirme 5-6 yaşlarda daha etkili olmaktadır. Çünkü 5-6 yaşına gelmiş bir çocuk sanatçıların nasıl değişik insan, hayvan veya nesne çizdikleri konusunu algılayabilir. Sanatçıların sanatlarını üretirken değişik malzemeler kullandıklarını gözlemleyebilir, öğrenebilir. Burada amaç çocuklara sanat tarihi öğretmek değil, onları zengin sanatsal mirasla tanıştırmaktır.

Sanat kültürün bir parçasıdır ve insanlık hakkında bilgi verir.

  • Onlar kimdiler?
  • Nasıl yaşadılar?
  • Neler giydiler?
  • Neler kullandılar?
  • Nasıl iletişim kurdular? v.b.

Sanatı ve sanatçıları tanıyarak büyüyen çocuklar, ayrıca farklı sanat akımlarını da tanıyabilirler, kendi algıları çerçevesinde bu bilgileri kullanabilirler. (gerçekçi sanat soyut sanat, gerçeküstü sanat, kavramsal sanat v.b.)

bele ve sanatSanat ve sanatçılarla tanışan çocuklar hem kendi ürettiklerini, hem de sanatçıların yapıtlarını bir anlamda eleştirmeyi öğrenebilirler. Yetiştiriciler, sanat eleştirisi konusunda çocukları yönlendirebilirler. Örneğin :

 Bu gördüğünüz nedir? (Resim, heykel, fotoğraf, halı.v.b.)

  • Ne gibi biçimsel özellikleri vardır? (büyük, yuvarlak, kare, yumuşak, katı v.b)
  • Nelerden yapılmıştır? (kağıt, boya, metal, kil, kumaş, mermer, tahta v.b)
  • Sanatçı burada ne anlatmaya çalışmıştır?
  • Bu çalışmayı nasıl anlatabilirsin?
  • Sana neler hissettiriyor? (mutluluk, komik, üzüntü, acı v.b.)
  • Bu yapıtı sevdiniz mi? Neden?

Buradaki amaç çocuklara sanatsal bir bakış açısı kazandırmak, yaratıcılığı ve estetik duyarlılığı geliştirmek ve kendi duygularını ifade etmeyi öğrenmektir.

Bilindiği gibi estetik güzelliğin bilmidir ve güzel olanla ilgilenir. Çocuklar güzellik arayışında duygularını ve bedenlerini kullanırlar. Gözleri görsel olarak sanatı araştırırken, kulaklar sesleri ve müzikleri dinleyebilir. Çocuklar sanatsal çalışmalara dokunabilir, güzel kokuları koklayabilir, yiyecekleri tadabilirler. Beden, dans ve hareket yoluyla kendilerini ifade edebilir. Böylece küçük yaştaki çocuğun beş duyusu erken dönemde güzele doğru, güzeli yeğleyecek bir yönde eğitilebilir.

resimle sanat adım adım4Çocuklara bu konuda hem zaman hem de ortam hazırlamak ve onlara fırsat vermek gerekir. Çevreleri estetik nesnelerle donatılmalı, bulundukları ortamlar kaotik, düzensiz, aşırı süslü değil, temiz, aydınlık ve renkli olmalıdır. Duyuları harekete geçirmeli, bakma, dinleme, dokunma, koklama ve tatma konularında onları kışkırtmalıdır. Çiçekler, bitkiler, hayvanlar, yumuşak yastıklar, sallanan sandalyeler, heykeller ortama öğretici ve estetik özellikler katarlar. Sergiler (doğal nesneler, kartpostallar, kolleksiyonlar, sanat kitapları, antikarlar, araç ve gereçler, makine parçaları, çömlekler, posta pulları, paralar v.b.) sanat merkezleri, dans alanları v.b. çocukların estetik imgeler, düşünceler, duygular yeni kavramlar üretmeleri için birer fırsat ortamlarıdır. Yarının estetik ortamıyla, zorlanmadan karşılaşabilecekleri ilk deneyim alanlarıdır.

Çocuklar, sanat merkezlerinde sergi açılışlarına, müze gezilerine, konserlere, performanslara katılabilirler. Sanatçılar (ressamlar, heykeltraşlar, müzisyenler, grafikerler v.b.) çocuklarla çalışarak onların yaşantı dünyalarını zenginleştirebilirler.

Sonuç olarak okulöncesinde sanat eğitimi çalışmaları yapılırken çocukların duygularını geliştirici ortamların önemsenmesi gereklidir. Duyumsama, sanatsal çalışmalar yapma, sanat hakkında bilgi sahibi olma, sanatçıları tanıma ve sanatçıların yöntemlerini öğrenme estetik yaşantılar için ön plana çıkmaktadır. Küçük çocuklar elbetteki sanat tarihçileri gibi eğitilemez, ama sanatçılar ve onların yapıtları ile tanışabilirler. Değişik sanat akımlarını tanıyarak bu doğrultuda çalışmalar yapabilirler. Sanatsal eleştiri konusunda da bilgilendirilebilirler.

Bu konuda yapılabilecek bazı çalışma örneklerini şöyle sıralayabiliriz :

* Bir sanat sergisi, müze veya tıpkı basım sergisi gezilebilir. Bu mekanlarda en fazla iki ya da üç ayrı sanat akımına ait çalışmalar, karşılaştırılabilir. Çocuklar farklı sanat akımlarına ait uygulamalı çalışmalar yapabilirler.

Örneğin belli bir çizim (bu insan, ağaç, ev, meyve v.b. olabilir) iki ya da üç farklı sanat akımında nasıl ele alınmış, akımlar arasında ne gibi farklar ve benzerlikler bulunmaktadır? gibi. Her sanatsal yapıt tek tek ele alınır, üzerinde konuşulur, drama yöntemleri ile canlandırılır, daha sonra uygulamalı çalışmalara geçilebilir.

* Bir sanatçıyla çocuklar tanıştırılabilir. Sanatçının çalıştığı, yaşadığı mekan, giyim tarzı, kokusu, duyguları (nasıl gülüyor, neye kızıyor v.b.) düşünceleri, çocuklara farklı bakış açıları kazandırabilir.

Amaç okulöncesi çocuğunun yaşantılarını, imge dünyasını olanaklar ölçüsünde ve zorlama yapmadan zenginleştirmektir. Sanat; duyu, duyum, duygu, algı eğitiminde vazgeçilmemesi gereken hem zevkli, hem eğlendirici, hem de öğretici, belki de en önemlisi çocuğun yaratıcılığını geliştirici olmazsa olmaz bir alandır.

Kaynak : Robert Schırrmacher. Art and Creative Develepment for Young Children. Çev: Suna Karaküçük Delmar Publishers İnc. New York. 1998

 

Kaynak :[-]

 5 yıldır Bakırköy’de bulunan  kursumuzda pek çok sanat dalında eğitimler vermekteyiz. Zaman zaman eğitim verilen dallar konusunda sorularla karşılaşmaktayız. Bugün gitarın tarihçesi, gitar türleri, farklılıkları, özellikleri ve daha pek çok konuda kısa kısa bilgilenecek, belkide merak ettiğiniz konularla karşılaşıp merakınızı giderebileceksiniz. İyi okumalar.

Nedir Bu Gitar?

Gitar Tarihi ve Gelişimi

Gitarın ilk atası Orta Asya’da yapılmış olan udtur. İlk başlarda ud gibi olurken Orta Asya’dan göç edip Avrupa’ya giden Orta Doğu Türkleri udu değiştirip başka bir hal almasına neden olmuştur. Gitarın ilk örnekleri İspanya’da ve parmakla çalınırdı. Daha sonra gitara 5 tel takıldı, daha önce sayısı az olan perdeler 10’a çıkarıldı. Teller pesten tize doru “la-re-sol-si-mi” olarak akortlanmaya başlandı. 18.yy’ın sonlarına doğru pes tarafa kalın bir “mi teli” daha eklenerek tel sayısı 6 ya çıkarıldı.

Daha sonra 19. yy. ortalarında Antonio de Torres enstrümana yeni bir biçim verdi. Enstrümanı daha belirgin bir hale getirdi (büyüttü ). Vidalı burgular takıldı; saptaki perde sayısı (fret) arttı; sesi güçlendi, göğüs içindeki balkonlar tek bir merkezden çıkan seslere daha net yön verir oldu.

Daha sonra da gitar şekil olarak değişimlere uğradı. Folk ve caz müziğinde kullanılan gitarlara çelik teller takıldı. 1920 yılında elektro gitar doğdu. Elektro gitar sayesinde gövde rezonans kutusu olmaktan çıkmış enstrümanla dinleyici arasına, amplifikatör denen elektronik bir yükseltici girmiştir. Elektronik gitar doğduktan sonrada Gitarın çeşitleri artmaya başlamıştır. Kendi üzerinde Amplifikatör bulunduran gitarlar,12 telli gitarlar, çiftli gitarlar(üstte 12 telli altta 6-7 telli), 7 telli gitarlar, perdesiz gitarlar, Headless(kafasız) gitarlar çıkmıştır. 16.yy’ a kadar uzanan geçmişi olan klasik gitar, İspanyolların Flamenko tarzında bir enstrümanı olarak ortaya çıkmıştır. Klasik gitarın asıl bugünkü şekliyle popüler olması,19. yüzyıldan itibaren yaygınlaşmaya başlamıştır.

Klasik Gitar Bestecileri

Johann Sebastian Bach (1685-1750)

Ferdinando Carulli (1770-1841)

Mauro Giuliani (1781-1828)

Fernando Sorr (1778-1839)

Matteo Carcassi. (1792-1853)

Agustin Barrios (1885-1944)

Heitor Villa-Lobos (1887-1959)

Andres Segovia (1893-1987)

Joaquín Rodrigo Vidre (1901 -1999)

Klasik Gitarın Türkiye’ye Girişi ve Gelişimi

Gitarın ülkemize girişinin çok eskilere dayanmadığı bilinmektedir. Konser vermek için gelen gitaristler, radyo yayınları, çeşitli notaların ve plakların gelmesi gitarın ülkemizde yaygınlaşmasına vesile olmuştur. İlk olarak 1930’lu yıllarda ciddi olarak gitar çalan ve eğitimini veren isimlere rastlanmaktadır. Bunlar arasında Dr. Fazıl Abrak, İlya Ksantapulos, Mario Parodi, Andrea Paleologo, Ertuğrul Şatıroğlu, Can Aybars ve Rıfat Esenbel gibi isimler bulunmaktadır. Andrea Paleologo’nun öğrencilerinden olan Ziya Aydıntan (1904-1980) Ankara’da kurduğu “Gitar Sevenler Derneği” ile ülkemizde gitarın gelişimi adına önemli çalışmalar yapmıştır (Elmas, 2003). Ziya Aydıntan aynı zamanda gitar için yazdığı “Başlangıç Metotları I ve II”, “Konser Albümü”, “Klasik Gitar Albümü”, “Klasik Armoni (Gitar uygulamalı)”, “Okul Şarkıları (çok kolay eşlikli)” gibi çalışmalarını yayınlamıştır (Kanneci, 2001).

 

klasik-gitar

akustik-gitar

Akustik Gitar

Görünüş itibariyle klasik gitarı andıran akustik gitarın gövdesi klasik gitardan biraz daha şişman ve basıktır. Daha dar bir sapa ve çelikten yapılmış tellere sahip olması klasik gitarla arasındaki en büyük farktır. Tellerin çelikten olması akustik gitarın klasik gitardan daha basınçlı gergin bir sapa sahip olmasının nedenidir. Bundan dolayı akustik gitar biraz daha sağlam kasaya sahiptir klasik gitardan ağırdır ve tuşe yapısı daha farklıdır.

Elektro Gitar

elektro-gitar

Elektro Gitar

Katı ve oyulmamış gövdeye sahip olan elektro gitarda tellerden gelen ses manyetikler tarafından elektrik sinyallerine dönüştürülüp yükselticiye yollanır. Genellikle pena ile çalınır. Manyetiklerin titreşimi algılayabilmesi için çelik tel kullanılır.

Elektro gitar çok basit bir tanımla tellerin titreşimini gövdesinde bulunan manyetikler sayesinde elektriğe çeviren ve böylece amfiye bağlandığında yüksek miktarda ses alınabilen gitardır. Diğer gitarlar gibi elektrogitarlar da sap, gövde ve bas olmak üzere üç ana bölümden oluşur. Bu arada bazı elektrogitarlarda bas bulunmayabilmektedir. Gitarda gövde, manyetikleri, sesin tonu ve seviyesini ayarlayan kontrol devrelerini içeren ve tellerin bir ucunun bağlandığı bölümdür. Teller, köprü ad verilen metal bir donanım üstünden geçerek ya gövdeye doğrudan ya da köprünün kendisine bağlanmaktadır. Tellerin hemen altında, köprüyle sap arasında yer alan, tellerin mekanik titreşimini elektriğe çeviren manyetikler, gövdenin içine yerleştirilen elektronik sesi -ton kontrol devresine bağlıdır. Bu devre, manyetiklerden gelen sinyalin, amplifikatöre gitmeden önce tonunda ve ses seviyesinde değişiklik yapmak için kullanılır. Ayrıca yine gövdedeki manyetik seçici anahtar, sesin rengini değiştirmek için istenilen manyetik veya manyetiklerin seçilmesini sağlar. Gövdenin sapla birleştiği yerin alt taraf, sapın gövde içindeki perdelerine kolay ulaşılması için, içeri doğru oyuk olarak yapılabilir (Single Cutaway). Bazı gitarlarda bu oyuk hem altta hem de üstte olabilmektedir (Double cutaway). Gövdenin sekli, gitar oturarak veya ayakta çalınırken en iyi dengeyi sağlayacak şekilde tasarlanır. Daha çok rock müzikte kullanılır, çoğu rockçı elektro gitar kullanır.

Bas Gitar

Bas Gitar

Bas Gitar

Çalışma prensibi elektro gitara benzer. Fakat sesi normal gitarlardan 1 oktav kalındır. Portede bas gitar için Fa anahtarı kullanılır. Değişik çeşitlerde bas gitarlarda bulunmaktadır: 12 telli, 6 telli, 5 telli, perdesiz, kafasız.

7 Telli Gitar

7 telli gitar

Klasik 6 telli gitarlardan pek bir farkı yoktur. Ancak tek nihai fark en üstte bulunan E (mi) telinden sonra B (si) telinin konulmasıdır. Bu sayede gitarda boş tel dizilimi aşağıdan yukarıya E(ince mi) B (Si) G (Sol) D (Re) A (La) E (Kalın Mi) ve “kalın” B (Si) dir.

Klasik Gitar ve Akustik Gitar arasındaki farklar

Klasik gitarı akustik gitardan ayıran en temel özellik ;akustik gitarın bütün tellerinin metal, klasik gitar ın üstteki 3 telinin metal, alt 3 telinin plastik olmasıdır. Diğer bariz bir özellik ise akustik gitar ın gövdesinin klasik gitar a nazaran biraz daha büyük olmasıdır. Tabi ki bu ayırıcı özelliklerinden dolayıdır ki, akustik gitar da çalındığı an metalimsi bir tını gelir, klasik gitar da ise daha soft (yumuşak) bir ses elde edilir.

Klasik Gitar alırken dikkat edilmesi gereken konular

Klasik gitar alınırken bazı konulara dikkat edilmesi gerekmektedir ;bunların asıl olanı mutlaka bir bilen ile almaktır, ancak böyle bir imkan yok ise ;Gitar tellerinin gövdeye yakın olanı tercih edilmelidir,bildik markalar alınması gerekir,tellere vurulduğunda tınlama sesinin odunsu bir ses yerine daha çok tellere vurulma yani metalimsi bir ses olmalı, tını yani sesin bir süre yankılanması gerekir,tellere sırası ile perde perde çalındığında parazit yada cızırtı olmamalı.

Klasik Gitar eğitim yöntemleri ve aşamaları

Klasik gitar eğitimi, müzik eğitiminde olduğu gibi, kişilerin müzik kulağı dediğimiz müzik öğrenme yeteneğine bağlı olmakla beraber, kişinin çalışma ortamına, ders ortamına da bağlıdır.Ancak bütün bunları göz önünde bulundurarak, temel gitar eğitimi 3-4 aylık bir dönemi kapsar, orta seviyedeki bir eğitim ise 6-8 aylık bir dönemi ileri seviyede bir gitar eğitimi bir yıldan fazla bir eğitim devresinde gerçekleşir.Bu verilen süreler genel bir süre olup öğrenciden öğrenciye başarı sonucu olarak değişmektedir.

Klasik gitar egitimi, müzik eğitiminde olduğu gibi, kişilerin müzik kulağı dediğimiz müzik öğrenme yeteneğine bağlı olmakla beraber,kişinin çalışma ortamına,ders ortamınada bağlıdır.Ancak bütün bunları göz önünde bulundurarak, temel gitar eğitimi 3-4 aylık bir dönemi kapsar, orta seviyedeki bir eğitim ise 6-8 aylık bir dönemi ileri seviyede bir gitar egitimi bir yıldan fazla bir eğitim devresinde gerçekleşir.Bu verilen süreler genel bir süre olup öğrenciden öğrenciye başarı sonucu olarak değişmektedir.

Başlangıç/Fundamental Evre üzerine;

Geçtiğimiz yüzyılın sonunda “begin

ner – intermediate – advanced”  (başlangıç – gelişmiş – ileri duzey) olarak üç dalda incelenen geleneksel eğitim bakışına “Asal (fundamental) , Geçitsel (Transitional), Kişiye Özgü (self-acutating)” şeklinde bir alternatif bakış getirildi.

Asal (Fundamental) Evre

Bu etapta öğrencide ilerisi için sağlam bir müzikal ve teknik altyapının oluşturulması esastır ve öğretmen öğrenciden daha fazla yükümlülüğe sahiptir.

Birincil öneme sahip başlıklar sıralarsak:

Postür (enstruman tutuşu ve pozisyon)

Apoyando tekniğinin tanınması

Tirando tekniğinin tanınması (arpej ve akorlar. pim, pima, pmi, pami.)

2 ve 3 katmanlı yazım: melodi, eşlik ve bas çizgilerinin tanınması

Birinci pozisyonda deşifre

Kendini dinleyebilme

Postür

Aslında “tutmak” kelimesinin olayın doğasına aykırı tınladığını düşünüyorum. Çünkü tutma fiili bir güç harcama ifadesi besliyor.Enstrumanlar tutulmaktan ziyade vücudun bir parçası halinde düşünülmelidir.Kolumuzu vücudumuzda tutmak için bir kuvvet harcamadığımız gibi enstrumanımızın da kucağımızda durması için bir kuvvet sarfetmemiz gerekmez.

Bel ve omuzlar için 90 derece kuralına dikkat edilmeli, ayaklık kesinlikle kullanılmalı ve ayna karşısında çalışmanın verimi artıracağı unutulmamalıdır.

Unutmayin ki en iyi metod bile bazen yetersizdir, ogrenciler genelde takviye ogretiye ihtiyac duyarlar.

Fundamental etapta temel olan pratik yapmaktır.

Parçaların kısa olması sürekli tekrarları getireceği için öğrencilerin zorlandıklari noktaları işaretleyip ayrık pasajları calışma disiplinine sahip olmaları için hocaları tarafindan yonlendirilmeleri gerekmektedir.

Öğrencinin gelişme hızının ‘yetenek ve beceriden’ ziyade ‘motivasyon ve olgunlaşmadan’ geçtiğini unutmayın.

Bu etapta tek prensip odaklanmış çalışmadır.

Gitar Akortlama

Gitarı akort etmek için diapazon denilen (bütün sazlara LA sesi veren alet)bir alet kullanılır. Bundan başka ,piyano,org,akordeon v.b. gibi sabit sesli bir sazdan da LA sesi alınabilir.Alınan LA sesine gitarın 5.teli uydurulur. Butelin 5. perdesine basılarak ondan alınacak RE sesiyle 4.tel RE olarak ayarlanır 4.telin 5.perdeside SOL sesini verir. 3.telin doğal olarak vermesi gereken ses de bu SOL sesidir. 3. telin 4. perdesi ikinci telin doğal sesi olan Sİ yi verir. 2.telin 5.perdesi de en alttaki Mİ sesini verir. En kalın tel olan kalın Mİ teli de en alttaki Mİ teline göre 2 oktav pes olarak akortlanır.

Ritm ve Solfej

Muzikte şarkı söylemek esastır..Her enstruman sesimizi taklit etmeye yarayan bir araçtır.Batı dilinde “instrument” kelimesinin araç-gereç anlamına geldiğini de hatırlatayım.

İyi bir performans, kafamızda mırıldandığımız müziğin enstrumanımıza en başarılı şekilde yansıtılmış halinden fazlası olamaz.O yüzden önce sarki söyleyebilmeliyiz, ki bu daha cok solfej derslerinin konusu olsa da gitarcılar çok sesli bir saza sahip olmalarından dolayı çaldıkları parçaların ezgilerini okuyup gitarlarında akorlarla eşlik edebilirler.

Öğrencilerin enstrumanlarında rahat hissetmeleriyle birlikte solfej,  çaldıkları parçalar içinde degerlendirilerek ele alinmalidir. Ses aralıklarını tanıdıktan sonra temel gam arpejler ve akor dereceleri hakkında da bilgilendirmeliler.

Teori ve Yorumlama

Teori işin bir diğer tarafi ve tarih içinde enstrumanlarin gelişimi, muzik tarihi coğrafya, sanat tarihi ve estetik gibi dallarla birlikte incelenmelidir. Öğrenci, çaldığı parçaya yorum katma adına teknik unsurlar dışında eser bestecisinin milliyeti, estetik anlayışı gibi konularda önbilgiye sahip olmalıdır.

Bu etapta öğrenciyle sohbetlere başlamak icin çok uygundur.Unutmayın ki ne yaştan olursa olsun herkesin muzik hakkında söyleyecek birşeyleri vardır.

Öğrencinin ilk çalıştığı eserde dahi soru-cevapları, nefes alma yerlerini gösterebileceğini, hatta AB, ABA çatı formlarını bile işaretleyebileceğini göreceksiniz.

Performans

Hiç bir zaman bir kitleye çalmak için erken değildir.

Diğer teknik unsurlardan ayrı olarak başlı başına ele alınması gereken ve öğrenilmekten ziyade tecrübe edilen bir konu. Öğrencinin öğrendiklerini sergilemesi mutlaka gereklidir.

Son olarak sıkça sorulan gitar ile ilgili soruları başlıklar halinde özetle cevaplamaya çalışalım.

AKORT NEDEN BOZULUR?

Gitar akordunun bozulması için birçok neden olmasına rağmen genellikle gitara yeni başlayan öğrencilerde bu durumla karşılaşılır. Öğrenim döneminde gitar haddinden fazla hırpalandığı için akordun daha çabuk bozulması mümkündür.

Eğer gitar çok sert kullanılıyorsa, bu durum tellerin esnemesine neden olur. Bununla birlikte gitarın çalındığı ve muhafaza edildiği ortam da akort için hayli önemlidir.

Gitarın akort tutmamasının bir diğer sebebi ise; gitarın yapım aşamasında ortaya çıkan problemlerdir. Enstrümanın akort tutmamasının nedeni; gövde, sap ve hatta baş kısmında mevcut olan sorunlar olabilir. Bu durumla karşılaşıldığında profesyonel birinden yardım almak en mantıklısıdır.

GİTAR RİTİMLERİ NELERDİR?

Herhangi bir notada belirli bir tartım kalıbı ve metronomla düzenli bir şekilde tekrarlanan düzene ritim denilmektedir. Gitarda uygulanabilecek ritimlerden bazıları; Vals 1, Vals 2, Folk, Beş Sekizlik, Calipso, Beat, Cha Cha, Boogie, Zeybek, Slow Rock, Swing, Pasadople, Bolero olarak sıralanabilir.

GİTAR TABLARI NASIL OKUNUR?

Tablature kelimesinin kısaltılmış hali; tab’dır. En sağlıklı yol nota okur-yazarlığına kavuşmak olsa da, gitara yeni başlayan birey tab okuyarak çalmaya başlayabilir.

Birçok popüler parçanın tablarını internet üstünde bulmak hayli kolay olsa da, tab okuyabilmek için öncelikle ya tab okumayı öğrenmek ya da tab okuyan bir müzik programı kullanmak gerekir.

Gitardaki altı telin simgesi olarak tabda da altı tane çizgi bulunur. Çizgilerin gitar telindeki karşılığı; E, B, G, D, A, E olarak sıralanır. Bununla birlikte tabların üzerinde görülen numaraların da ayrı bir anlamı vardır. Örneğin; görülen “0” rakamı boş tel tınlatılmasını gerektiğini vurgularken, “3” rakamı o teldeki 3. perdeye basılması gerektiğini gösterir.

BARE NE DEMEKTİR?

Aynı perdedeyken tüm tellere basılmasına bare denilmektedir. Bu sesi/akoru elde etmek için bütün parmakları kullanmak yerine sadece işaret parmağını işlevsel olarak kullanmak gerekir. Barenin iki çeşidi vardır; küçük bare 2 ya da 3 teli kapsarken, büyük bare tellerin tamamını kapsar. Gitar dersi ne yeni başlayanlar için bare basmak zor bir aşamadır. Temiz ses elde edilene kadar, gerekli pratik ve egzersizlerin uygunlanması önemlidir.

BAS GİTAR ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

Akustik ve elektronik bas olmak üzere bas gitarlar ikiye ayrılır. Bas gitar derslerine elektronik bas gitarla başlamak gerekir. Elektro bas gitarda teller sayesinde amfiye gönderilen elektronik sesler, amfide yeniden sese çevrilerek işitilir.

Akustik bas gitar, aynı akustik gitar gibi büyük ve oyuk bir gövdeye sahiptir. Bu oyuk gövde, sesin güçlenmesini sağlar.

Bas gitarın sesi kontrbastan ince, diğer gitarlardan ise kalındır. Diğer gitarlardan daha kalın tellere ve uzun ölçeğe sahiptir. Ses ve tonu değiştirmeye yarayan araçlar elektro basta önde, akustik basta ise enstrümanın yanındadır.

Sık olarak kullanılan elektro bas, 4 telli ve perdelidir. 12 tele kadar üretimi mevcut olan bas gitarın ince ve kalın ses isteğine göre tel sayısı değişmektedir.

GAM NEDİR?

Majör ve minör kalıpların armonik kurallarına göre sekiz notanın ardışık olarak sıralanmasına gam denir. Sekizinci nota, birinci notanın 6 perde üstünde ya da altında yer almalı, birinci notayla aynı ismi taşıyan notaya ulaşılmalıdır. Gitara yeni başlamış bireyler için gam, biraz daha ileri bir seviye olarak görülür.

GİTAR PARMAKLA MI, PENAYLA MI ÇALINIR?

Bu durum gitaristin çaldığı müzik tarzıyla alakalı olarak farklılık gösterir. Parmakla çalmanın avantajı; aynı anda birçok telden ses elde edebilmektir. Başlangıç aşamasında iken ham parmaklara sahip olan bireyler ise arpej çalmak ya da solo seslendirmek adına penadan yardım alabilirler.

GİTARLA PARMAK ALIŞTIRMASI NASIL YAPILMALIDIR?

Birçok enstrümanda olduğu gibi gitardaki öğrenme aşamasında sabırlı ve gayretli olmak gerekir. Gitardaki parmak alıştırmaları başlangıçta sıkıcı gelse de, gereklidir. Gitarda sol el tutuşunu öğrendikten sonra, bolca parmak egzersizi yapılması önemlidir. Perdelere basıldığında tam ve doğru sesi elde etmeye çalışılmalıdır. Perdeler arasında yukarı-aşağı, sağa-sola olmak üzere çalışmak gerekir. Sağ elin senkronizesi de sol ele eşit gitmelidir. Seviye ilerledikçe, parmak egzersizleri de farklılık gösterir.

GİTARDA MAJÖR AKOR NEDİR?

Klasik batı armonisi kurallarına göre belirlenen ton sisteminden birisi; majör ton sistemidir. Majör akorlar, başladıkları sesin adını taşırlar. Eğer majör dizi do notası ise başlıyorsa, dizi do majör adını alır. Majör dizi kavramını anlamak için, başlangıç seviyesinde armoni bilgisi edinmek gerekir. Uluslararası olarak notalara verilen harflerin büyük karakterle kullanılması ise, o akorun majör basılması gerektiğini gösterir. Örneğin; A harfi la majör tonunu simgeler. Am simgesi ise, la minör akoruna denk düşmektedir.

GİTARDA MİNÖR AKOR NEDİR?

Gitar kursu nda öğreneceğiniz bu akor Klasik batı armonisinde belirlenmiş kurallara göre ton sistemlerinden bir diğeri ise; minör ton sistemidir. Minör tonlar, dizinin başladıkları sesin adını alırlar. Örneğin; dizi mi notası ile başlıyor ise, o tonun ismi mi minör olur. Akor sesleri ise, başlangıç sesinin üzerine 3. ve 5. seslerin eklenmesi ve aynı anda tınlatılmasıyla elde edilir. Yine aynı örnek üzerinden gidilirse; mi notasının ardından 3. ses sol, 5. ses ise si’ye denk gelir.

GİTARDA ARPEJ NASIL YAPILIR?

Akor seslerinin ardı ardına, melodik şekilde çalınmasına arpej ismi verilir. Arpej kelimesi, İtalyanca “arpeggio” kelimesinden evrenselleşmiştir. Gitar üzerinde akor seslerine basılırken, sağ el ile bu sesler teker teker tınlatıldığında arpej sesler elde edilmiş olur.

GİTARDA AKOR NEDİR?

İki ve daha fazla sesin aynı anda seslendirilmesine akor denilmektedir. Hangi akorların, diğerlerini takip edeceği gibi armonik bilgiler ya belirli kurallara ya da kişinin kendi yaratıcılığına göre belirlenir.

Klasik batı armonisine göre akorlar, dizinin başlangıç sesinin üzerine 3. ve 5. sesinin eklenmesiyle elde edilir. Bu üç sesin ton olarak büyük olarak nitelendirilen dizisine majör, küçük olarak nitelendirilen dizisine ise minör ismi verilir. Üç sesli akorlar için gitar üzerinde dört farklı akor çevrimi uygulanabilir.

GİTAR ÇALMAK İÇİN NOTA BİLMEK ŞART MIDIR?

Nota; dünya üzerinde nereye gidilirse gidilsin, önünüze konulduğunda aynı şekilde okunan ve çalınan evrensel bir dilin oluşmasına yarayan sembollerdir. Ülkelere ve ırklara göre farklılık göstermez. Bu açıdan, enstrüman çalan her bireyin, önüne konulan partisyonu çalabilmesi için nota okur-yazarlığına kavuşmuş olması önemlidir.

ELEKTRO GİTAR ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

Elektro gitarlar, katı ve boş gövdeli olmak üzere iki çeşittir. Katı gövdeli gitarlardan amfi yardımı olmadan ses elde edilmez. Daha ince olmalarına rağmen daha ağırdırlar. Boş gövdeli gitarlarda ise, üzerlerindeki manyetikler sayesinde amfiye ihtiyaç duymadan ses elde edilebilir. Boş gövdeli gitarlar aynı zamanda amfiye de bağlanabilir. Katı gövdeli gitarlara kıyasla, boş gövdeli gitarlar daha hafif ve geniştirler.

PERDELİ VE PERDESİZ GİTAR ARASINDA NE GİBİ FARKLAR VARDIR?

Klasik gitarların sap kısmında görmeye alışık olduğumuz perdelerin kullanılmamasıyla elde edilen bir diğer çeşit; perdesiz gitardır. Perdeli gitarlara kıyasla, perdesiz gitarlarda mikro sesler elde edilir.

Perdesiz gitarlarda kullanılan değişik yöntemlerle yaylı tambur, klasik kemençe, ney gibi enstrümanların tonlarına yakın sesler üretilmiştir. Buğulu ve yüksek tonlu sesler perdesiz gitarlar için aranılan özelliklerdir.

ELEKTRO GİTARLARIN YAPISI NASILDIR?

Bu gitarlar sap, köprü, eşik, manyetik ve tremola kolundan oluşur. Enstrümanın sap kısmında klavye bulunur. Sapların incelik ve kalınlıkları her modele göre değişim gösterir. Köprü ise, tellerin ga bağlandığı kısma verilen addır. Köprü kısmı ise oynayabilir yahut sabir kalabilir. Eşik; gitarların sap kısmında yer alır ve tellerin burgulara gitmeden önce geçtikleri son bölgedir. Manyetik diye adlandırılan kısım ise, sesi elektronik sinyallere çevirip amfiye göndermeye yarar. Tremola koluyla, tellerden farklı sesler elde edilebilir.

GİTARDA DISTORTION NEDİR?

Değişme, bozulma, deformasyon gibi bir anlama sahip olan bu kelime, İngilizce kökenlidir. Rock ve metal müziğin vazgeçilmez unsuru olan distortion, doğal sesin bozulması olarak nitelendirilir. Distortion ses pedallar sayesinde elde edilir. Pedallar ise, gitara sonradan eklenip çıkarılabilen, ayakla kontrol altına alınan parçalardır. İcra edilen müzik türüne göre birçok pedal çeşidi bulunur. Kısacası; distortion pedalı bir efekt aletidir.

BAS GİTARDA TEL SAYISI FAZLALIĞININ NE GİBİ FARKLILIKLARI VARDIR?

On iki tele kadar bas gitar bulunsa bile genellikle kullanılan bas gitarlar dört tellidir. Orkestra adına yardımcı bir enstrüman olarak görülen bas gitar, sonradan ön çalgı olarak değer görmeye başlamıştır. Bas gitarlar orkestranın ritmini belirleyen enstrümanlardan biri olarak da özellik taşıdığı ve aynı zamanda ses ürettiği için çalımı daha zordur.

Genelde jazz ve progressive müzik icracıları tarafından tercih edilen çok telli bas gitarlarla, daha çok ince ve kalın nota elde etmek mümkündür. Bu ses genişliğine rağmen, her müzik tarzında tercih edilmezler.

ELEKTRO GİTARDA TREMOLA KOLU NE İŞE YARAR?

Tellerin gevşemesine ve gerilmesine yarayan yaylı mekanizmaya verilen isimdir. Kol gerildiğinde ses incelir ve gevşetildiğinde ise kalınlaşır. Kolun tele yaslanıp çekilmesi şeklinde kullanılır.

Gitara yeni başlamış olan bireyler, bu kolu aşırı ve bilinçsiz kullandıklarında teli koparabilir ya da akort bozulmasına neden olabilir.

GİTARDA WAH PEDALI NE İŞE YARAR?

Gitara takılı iken boğuk bir ses elde edilmesine neden olan bu pedal, güzel, etkili, sıkça kullanılır. Pedala hafifçe basılıp indirildiğinde sesin inceldiği ve daraldığı gözlenir. Pedala sonuna kadar basıldığında ise, sesin inceldiği fark edilir. Bu pedalı kullanırken önemli olan; nota vuruşlarıyla pedal kullanımının eş zamanlı uygulanmasıdır.

ELEKTRO GİTARDA ENTONASYON AYARI NEDİR?

Entonasyon, enstrüman çalarken basılan notaların doğru ve olması gerektiği gibi tınlaması durumudur.

Profesyonel kişiler tarafından yapılan entonasyon ayarı ise, basılan perdede elde edilmesi gereken sesin ayarlanması durumudur. Ölçekli bir tuner yardımıyla yapılan bu ayar, tellere basılmadan elde edilen sesin, o telin 12. perdesiyle aynı tınlaması sonucu tamamlanır. Küçücük bir kayma bile dalgalanmaya neden olduğu için entonasyon ayarını yapmak kolay değildir.

ELEKTRO GİTAR ÜZERİNDEKİ DÜĞMELERİN İŞLEVİ NEDİR?

Gövdenin alt kısmında yer alan bu düğmeler, volüm ve ton ayarlamaya yarar. Volume düğmesi, gitardaki ses seviyesini dengeler. Elektro gitaristler genellikle bu düğmeyi sonuna kadar kullanır ve yüksek ses elde ederler.

Diğer düğmeler ise, ton ayarlaması için bulunur. Seviyelerine göre ton ve efekt verirler.

ELEKTRO GİTAR ÜZERİNDEKİ SWITCH NE İŞE YARAR?

Elektro gitarların tone ve volume düğmelerinin yanında yer alan switch’in görevi; sesi elektronik sinyallere çeviren manyetiklerin hangisinin çalışması gerektiğini belirlemektir. Çünkü genellikle gitar üzerinde üç manyetik bulunur. Gitara yeni başlayan öğrenciler, üç manyetiği birden kullanmalıdır.

GİTARDA SAP AYARI NASIL YAPILIR?

Gitarın sap kısmının içerisinde demir bir çubuk bulunmaktadır. Bu çubuğa yapılan ayara verilen isim; sap ayarıdır. Sap ayarı, bu demir çubuğun milimetrelerle sıkılaştırılıp gevşetilmesi işlemidir. Her gitarda farklı bir noktadan sap ayarı yapılmaktadır. Bu sap ayarını yapabilmek için gerekli olan aletin ismi ise; Allen Wrench’tir.

Bu aleti edinilmiş olunsa bile, gitara yeni başlanıldıysa sap ayarı yapılması önerilmez. Çünkü enstrüman kullanılmaz hale gelebilir.

ELEKTRO GİTAR TELLERİ NASIL SEÇİLİR?

Tellerin kalitesiyle birlikte seste de farklılıklar gözlenir. Bununla birlikte en ince yani en alttaki telin kalınlığı 0,09 inç olmalıdır. Bu teli takip eden teller sırasıyla 0,11 – 0,14 – 0,28 – 0,38 – 0,49 inç olarak sıralanır. Bu tellerin isimleri ise; mi, si, sol, re, la, mi olarak sıralanır. Düzgün bir ses elde edebilmek için, doğru tel seçimi kadar tellerin doğru takılmış olması da önemlidir.

ELEKTRO GİTARA BAŞLARKEN NASIL BİR GİTAR ALINMALI?

Elektro gitar alırken bütçeniz kadar önemli olan bir detay; çalmak istediğiniz müzik tarzıdır. Çünkü müzik tarzlarına göre üretilen elektro gitarlar, ağaç ve manyetik farkı gösterirler. Enstrümanda aldanılmaması gerekilen durum ise; gitarın şeklidir. Gitara yeni başlayan birisi için orta karar bir elektro gitar yeterli olmaktadır.

BAS GİTAR NASIL ORTAYA ÇIKTI?

Orkestralarda çalınan kontrbastan esinlenerek ortaya çıkan ilk bas gitar 1951’de, Leo FENDER tarafından Presicion Bass ismiyle üretildi. Bu enstrüman, gitar ailesinden sayılsa da, yaylı çalgılar ailesiyle benzerlikler gösterir.

GİTAR NASIL MUHAFAZA EDİLMELİDİR?

İklim koşulları enstrümanları fazlasıyla etkiler. Sıcak, soğuk, nem, hatta rüzgar bile enstrümanın hassas yapısını etkiler. Nem oranı % 55-75 arasında ise, gitar için mükemmel muhafaza ortamı sağlanmış olur. Nem, enstrümandaki birleşme noktalarının zedelenmesini önler.

Seyahat esnasında ise, gitar özel kılıf ya da çantalarla taşınmalıdır. “Hard case” olarak nitelendirilen sert kalıba sahip çantalar, gitarın dışarıdan gelecek darbelere karşı korunmasını sağlar. Taşınma esnasında hafifliği sebebiyle ”Soft case” lerde tercihler arasındadır.

GİTARIN TELLERİ NEDEN DEĞİŞMELİDİR?

Gitar telleri bulunduğu ortama ve çalınma sıklığına göre dayanıklılık gösterir. Tel kopmaları genellikle gitara yeni başlayan acemi bireyler tarafından gözlenir. Çalış stilinin sert olmasından dolayı teller deformasyon gösterir ve kopar. Deforme olan teller ise, akort bile tutmaz.

Gitar üzerinde 2-4 saat arasında her gün çalışma sergileniyorsa, iki haftada bir tellerin değişmesi sağlıklıdır.

GİTARDA PENA NASIL KULLANILIR?

Gitar gövdesine dik tutularak kullanılan pena, işaret ve baş parmakla tutulur. Çalma esnasında telin alt ve üstüne vurularak ses elde edilir. Pena, ne çok gevşek ne de çok sıkı tutulmalıdır. Bu sırada diğer parmaklar avuç içine kıvrılır ve parmakların tele değmesi önlenir.

BÜTÜN GİTAR ÇEŞİTLERİNİN NOTALARI, KLAVYELERİ VE AKORLARI AYNI MIDIR?

Gitarlardaki perde aralıkları ve akort düzenleri farklılık göstermez. Eğitim sürecinde izlenilen yol da aynıdır. Bu süreçte sadece bas gitara has teknik ve etütler farklılık gösterir. Klasik ve akustik gitar ise, en çok benzerlik gösteren iki gitar çeşididir. Elektro gitar da, klasik ve akustik gitara yakın eğitim süreci izler. Bas gitar ise, bu çeşitlerden en çok elektro gitara yakındır. Yine de, enstrümanların oluşum nedenleriyle alakalı olarak farklı yol ve teknikleri bulunmaktadır.

GİTAR ÇALARKEN NEDEN ELLERDE YARA OLUŞUR?

Öğrenme aşamasında sabır ve özveri gerektiren bu enstrümanda, birçok alıştırma ve etütle birlikte seviye ilerlemesi sağlanır.

Parmak alıştırmalarıyla birlikte, tellere temas eden parmak uçlarından nasırlar oluşmaya başlar. Nasır oluşumu sırasında acı hissedilse bile, sonrasında bu acı ortadan yok olur; nasırlar parmak uçlarında yerleşmiş olur. Diğer gitarlara kıyasla klasik gitarla çalışmalara başlamak daha rahattır; klasik tellerin naylondan elde edilmesi diğer sert tellere alışma sürecinde yardımcı olur.

GİTARDA NASIL SOLO ATILIR?

Solo melodileri oluşturmak için belirli notaların melodik şekilde çalınması gerekir. Bireyin gitarda solo çalabilecek kıvama gelebilmesi için, her iki elini de hızlı kullanabilmesi önemlidir. Enstrümanda belli bir seviyeye geldikten sonra herkes, gitarda solo çalabilir.

 

Sanatla Kalın…

İBRAHİM CAN BAŞARIR

Nar SanatEğitim Kursu

Gitar Eğitmeni

 

KAYNAKÇA

CARCASSİ Matteo- Gitar Metodu

PİŞMİŞOĞLU Raci- Bass Gitar Metod Volume 1

YALÇIN Gökhan Halk Müziğine Dayalı Gitar Eğitimi (Yüksek Lisans) Konya Selçuk Üniversitesi, 2004

http://seratto.wordpress.com

http://www.frmtr.com

 

 

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı 105 müzenin daha girişlerinin özel sektöre devri için adım attı.

muze-narsanatKültür ve Turizm Bakanlığı, bünyesindeki 105 müze ve ören yerinin de gişe ve kontrol sistemlerini özelleştirmek için düğmeye bastı. Bundan böyle bakanlık bünyesinde bulunan 105 müze ve ören yerinin işletmesini deözel sektör üstlenecek.Özel sektör bu müze ve ören yerlerinden elde edilen gelirin sadece yüzde 20’sini bakanlığa verecek.

Eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay döneminde çıkarılan “Müze ve Ören yerleri Gişelerinin İşletimi, Giriş Kontrol Sistemlerinin Modernizasyonu ve Yönetim İşi” ihalesi ile aralarında Ayasofya, Topkapı Müzesi, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Efes örenyeri gibi Türkiye’nin en önemli 48 müze ve ören yerinin gişe ve kontrol sistemleri, Eylül 2010 tarihinde gerçekleştirilen ihale ile özelleştirilmişti.

İhaleyi, MTM-TÜRSAB kazanırken, müzelerin altında daha önce Kültür ve Turizm Bakanlığı Döner Sermaye İşletme Merkez Müdürlüğü’ne bağlı DÖSİMM mağazalarının işletim hakkı da TÜRSAB’a verilmişti.

Bakanlığın hazırladığı ihale ile hat, tezhip, çini ve dokuma gibi gelenekselTürk el sanatlarından müzelerde sergilenen eserlerin replikasına, Türklokumundan Türk kahvesine kadar birçok ürünün yabancı firmalar tarafından üretilip satılmasına da olanak sağlanıyordu.

Dava 3 yıldır sürüyor

48 müze ve ören yerinin giriş sistemlerinin özelleştirilmesinin ardından Kültür Sanat Sendikası, Danıştay’da, “özelleştirme ihalesinin yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle” dava açmıştı. Sendika yetkililerinin verdiği bilgiye göre dava 3 yıldır sürüyor ve bir sonuç alınamadı.

Bakanlık da 3 yıl sonra, bünyesindeki 105 müze ve örenyerinin giriş ve kontrol sistemlerinin özelleştirilmesi için düğmeye bastı. 105 müze ve ören yeri için “2 Aşama Müze ve Örenyerleri Gişelerinin İşletimi, Giriş Kontrol Sistemlerinin Modernizasyonu ve Yönetimi İşi” ihalesi yapılacak. İhale 30 Ekim Çarşamba günü gerçekleştirilecek.

Bu ihaleyle birlikte bir önceki ihalede olduğu gibi 105 müze ve örenyerinin gişelerini de özel sektör kontrol edecek. Müzekart ve biletli ziyaretçi denetimi de özel sektör aracılığıyla yapılacak. İhalenin geçici teminat bedeli 291 bin 690 TL, ihale şartname bedeli ise 5 bin TL olarak belirlendi.

Kaynak :[]

 

Gelecek yıl 13.sü yapılacak !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’ne başvurular başladı. 13 Şubat–2 Mart 2014 tarihleri arasında gerçekleştirilecek festival için başvurular 29 Kasım 2013 tarihine kadar devam edecek.

if13-23 Şubat 2014 tarihlerinde İstanbul’da, 27 Şubat-2 Mart 2014 tarihlerinde ise Ankara ve İzmir’de gerçekleştirilecek olan festivalde, belgesel ve kurmaca uzun filmler, !f İstanbul’un Türkiye’den ve/ya Türkiye hakkında, yeni, bakışları değiştirebilecek filmleri bir araya getirdiği “Ev” bölümünde gösterilecek. Başvuran filmler arasından bir film ise, festivalin yarışmalı bölümü “Keş!f”te yarışacak. !f İstanbul’un ilk kez 2008’de başlattığı ve 15 bin dolar para ödüllü yarışmasında filmler, uluslararası bir jüri tarafından değerlendirmeye alınacak.

Kısaları !fçiler öneriyor

!f İstanbul’un “Türkiye’den Kısalar” bölümünde ise geçen yıl başlayan uygulama devam ediyor ve bu bölüm, yönetmen ve

yapımcıların yanı sıra kısa film izleyicilerinin önerileriyle hazırlanıyor. “Türkiye’den Kısalar”a yapılacak öneriler için tür, konu, teknik ve süre gibi kısıtlamalar aranmıyor; Türkiyeli yönetmenlerin hareketli görüntüyle ürettikleri 2013 yapımı her şey öneri olarak sunulabiliyor. Bu öneriler arasından !f İstanbul’un tematik seçkiler halinde derleyerek programlayacağı “Kısalar” seçkileri İstanbul, Ankara ve İzmir’de çeşitli festival sinemaları ve mekanlarında ücretsiz olarak !f izleyicilerine sunulacak ve 13-23 Şubat tarihlerinde İstanbul’da yapılacak gösterimlerde izleyicinin seçeceği bir kısanın yönetmeni uluslararası bir festivale izleyici olarak katılmaya hak kazanacak.

13- !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’ne katılmak isteyen Türkiye yapımı filmler için son başvuru tarihi 29 Kasım 2013. Festival’e başvuru ve kısalar öneri formuna festivalin web sitesinden ulaşılabilir.

 Kaynak:[-]

Çocuklar için yaratıcı drama (Eğitici drama)kursumuza sınırlı sayıda, değişik yaş gruplarından öğrenci alınacaktır dolaysıyla daha fazla gecikmeden kayıt için başvurabilirsiniz.

cocuk-drama-dersi-bakirkoy

Günümüz şehir yaşamında özellikle anne ve babanın çalışması ve bundan dolayı çocuğun bakımı ve gelişimi sürecini ya kreş ve çocuk bakım evleri veya büyük anneler/anneanneler üstlenmektedir. Bu durum çocuğun gelişimi anlamında yetersizlikler ve kendini ifade edememe, paylaşamama, hayata hazırlanma ve bunlardan kaynaklı iletişim bozukluğu konuşma sorunları, el becerilerinde yeterli gelişememe, işbirliğine kapalı olma hali ve daha pek çok konuda sorunlarla karşılaşılmaktadır.

Tüm bunların farkında olan kurumumuz çocuklarımız için 2013-2014 eğitim dönemi drama ders kayıtlarına başlamıştır. Yetkin eğitmenler eşliğinde devam eden drama derslerimize çocuklarımızı bekliyoruz.

Hafta sonları devam eden drama derslerimiz yaş gruplarına göre ayrı şekilde düzenlenmektedir. Arzu ediyorsanız denem dersine gelebilir ondan sonra kararınızı verebilirsiniz.

 Bu arada dramanın daha detaylı çocuk için faydalarını da aşağıdaki yazıdan okumanız mümkün.

 Dolaysıyla günümüz yapısı içerisinde drama her geçen gün çocuk eğitiminde önemini hissettirmektedir. Kabul etmek gerekir ki çocuk draması sadece tiyatro eğitimi almış  kişiler kişilerin el yordamı ile yapabileceği bir çalışma değildir. Çocuk psikolojisi ve çocuk gelişimini bilmeyen kişiler tarafından verilen drama eğitimine bazı uzmanlar haklı olarak şüpheyle yaklaşmaktadır.

 

İyi bir eğitmen ile yapılacak drama çalışmalarının çocuklara sağlayacağı faydaların başlıcalarını sayacak olursak; çocuğu bağımsız davranmaya, hoşgörülü olmaya, demokratik olmaya ve yaratıcı bir kişilik kazanmaya yöneltir. Ayrıca , drama,eğitimin değişik basamaklarında yer alan diğer disiplinlerin pek çoğunda bir yöntem olarak uygulanabilir. Drama yoluyla öğrenme çabuklaştırılır ,etkinleştirilir. Bu çalışmalar öğrencinin sözcükleri ,tutum ve davranışları ,devinimleri ve yaşam durumlarını anlamlandırmasını sağlar.

 

Eğitimde yaratıcı dramının önemini şu şekilde özetleyebiliriz ; 

 Kişinin; İmgelem ( hayal ) gücünü geliştirir, Bağımsız düşünebilmeyi sağlar, İş birliği yapabilme özelliğini geliştirir, Sosyal ve psikolojik duyarlılık yaratır,

Bir kişinin kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak, olaylara onun bakış açısıyla bakması, o kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasını ve hissetmesini ve bu durumun ona iletilmesi sürecine empati adı verilir.

Sözel olmayan iletişimin öğrenilmesini sağlar

Yaratıcılık ve estetik gelişimini sağlar,

Etik değerlerinin gelişmesine olanak sağlar.

Kendine güven duyma ,karar verme becerilerinin gelişmesini sağlar.

Farklı olay ve durumlarla ilgili deneyim kazandırır.

Kaslarını hareket ettiren yeni yöntemleri bulmayı,denemeyi ve bedenini çok yönlü geliştirmeyi sağlar.

Çevresindeki canlı ve cansız varlıkları tanıma ve algılamayı öğretir.

Hata yapma korkusu olmaksızın yeni davranışlar geliştirmeyi sağlar.

Sanat formlarına duyarlılık göstermeyi sağlar.

Özellikle doğaçlama çalışmalarında iç tepi ve dürtülerden yaralanmayı öğretir.

Duygunun sağlıklı bir şekilde boşalımından yararlanmayı sağlar.( Bu kontrollü bir birey için oldukça önemlidir.)Duygunun denetlenmesi ,onun bastırılması anlamına gelmez. Bütün insanlar zaman zaman hissettikleri öfke,korku,kaygı,kıskançlık,dargınlık gibi duygularını bu temaların ifade edildiği oyunlarda rol alarak boşaltabilir ve gerilimden kurtulabilirler.

Öncelikle kendini tanımasını sağlar.

Kendinde bulunan özelliklerle başkalarını karşılaştırabilmeyi sağlar.

Başkaları ile benzerliklerini keşfetmesini sağlar.

Kendinde geliştirmek istediği yanlarıyla ilgilenmesini ,kendini eleştirebilmesini sağlar.

Kendini ifade etmede gerek duyduğu kaynaklara ulaşma gerekliliğini fark ettirir.

Bilgiye ulaşmaya ve onu kullanmaya istekli duruma gelir.

Kendini ifade etmede güven kazanır.

 

Dört temel dil becerisini ( konuşma , dinleme, okuma , yazma ) kazandırır,dilin kullanım alanlarını ve kalitesini zenginleştirir

 Dil gelişimi ile ilgili hedeflenenler şu şekilde belirlenmiştir :

* Konuşmada güven
* Konuşma becerisinde gelişme
* Sözcük dağarcığında gelişme
* Düşüncelerin yazılı ve sözlü anlatımında gelişme
* Dinleme becerisinde gelişme
* Farklı sosyal rol ve statülere ilişkin değişik dil biçimlerini kullanabilme
* Okuma becerisini geliştirme
* Yazma becerisini geliştirme
Kaynaklar

*Yaratıcı Drama Yazılar Prof. Dr. İnci San Pegem A

**Sınıfta Demokrasi Doç. Dr. Ali ŞİMŞEK Ankara 2000

***HALKLA İLİŞKİLER VE İLETİŞİM Yazar  Doç.Dr. Mustafa ÖZODAŞIK, Yrd.Doç.Dr. F. Seçil BANAR

T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2682 ,  AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1648