Uluslararası sanatçı olarak bilinen Faure, realist ve sürrealist sanat çalışmalarının ardından ” Faurizm”  adını verdiği yeni bir sanat akımı oluşturdu.

Psikolojik anlamda bir çok gizli mesaj içeren Fauristlik sanat eserleriyle büyük hayranlık toplayan Patrick Faure 21.yüzyılın en gizemli sanatçısı olarak biliniyor. Sürrealistik anlayıştan tatmin olmayan Faure, zamanla son çalışmalarını daha anlamlı kılan ve destekleyen, Yunan mitolojisinin ve efsanelerinin unsurlarını Kafka ve Camus gibi düşünürlerin vizyonları ve düşüncelerini de tümleştirdiği yeni bir çatı oluşturdu.

Böylece Faure’nin sürrealizmden Faurizme olan serüveni başladı. Patrick Faure’un kurucusu olduğu ve öncülük yaptığı çağdaş sanat formu olan “Faurizm”, rüyalar, cinsel arzu, bilgi ve bilgelik olgularının çakışmasını anlatan bir görsel sanat türü olarak tarif edilebilir.

Faurizm, mitikal fanteziyle modern insanın hayali durumlarının birlikte sıralanmasıyla, birbirleriyle tümleşmesiyle şekil buluyor. Kökleri Platonik felsefeye kadar inen ve Plato’nun da “İnsanlık deneyiminin dışında bir gerçeklik vardır” sözleriyle ifade ettiği gibi mağara efsaneleriyle bezenen bu yaklaşım Faurizm’i doğurdu.

Türk halk müziğinin en duayen isimlerinden olan Neşet Ertaş ölümünün altıncı yılında çeşitli etkinliklerle anılıyor.

İşte ölümsüz usta Ertaş’ın hayat hikayesi:

Bozlak türkülerini ” feryat ” olarak isimlendiren Ertaş, 1938 yılında Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesinde hayata gözlerini açtı. Müzik hayatına başlamasındaki en önemli etken kendisi gibi saz üstadı olan babası oldu. Sanatçının çaldığı ilk çalgı annesinin yaptığı oyuncak bağlamaydı. Küçük yaşta bağlama ve keman çalmayı öğrendi. Küçükken babasıyla köyün eğlencelerinde saz çalıp türkü söylerlerdi.

8 yıl boyunca Kırşehir, Nevşehir, Niğde, Kırıkkale, Keskin, Yerköy, Kayseri, Yozgat gibi yerleri gezerek babası ile birlikte geçimlerini sağlamaya çalıştı. Hal böyle olunca okula gidemeyen Ertaş’a, ağabeyi okuma ve yazmayı öğretti.

14 yaşında ilk albümünü yaptı.

Babasıyla aynı ruha sahip olduğunu her zaman niteleyen Ertaş, 1950’li yılların başında İstanbul’a gelerek babasının yazmış olduğu ” Neden Garip Garip  Ötersin Bülbül” adlı türküsüyle ilk plağını müzikseverlerine sundu. İstanbul Şen Çalar Plak’tan çıkan bu çalışmasıyla herkesin sevgisini kazanan Ertaş, geniş kitlelere ulaşmış ve tüm Anadolu da dinlenen bir ozan haline gelmiştir.

Geniş halk kitlelerinin yanı sıra musiki çevrelerinde de büyük ilgi uyandıran usta müzisyen “Garip” takma adıyla yazdığı şiirlerinde kendi hayatını tanıttı.

” Türkülerinin Babası “, ” Anadolu Efsanesi “, “Abdal Müzisyen” lakaplarıyla tanınan sanatçı İstanbul’da geçirdiği 2 yıldan sonra Ankara’ya yerleşti ve sanat hayatına burada devam etti.

Ankara Radyosu’nda “Mahalli Sanatçı” unvanıyla programlar yapmaya başladı. Yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle enstrüman çalamamaya başlayan Ertaş, kardeşinin de daveti üzerine tedavisi için Almanya’ya yerleşti.

Türkiye’de çıkardığı plaklar, yaptığı radyo programları, konserler ve düğün performansları sayesinde büyük bir üne sahip olan Neşet Ertaş, Almanya’daki birinci kuşak Türk göçmenlerin de gönlünü kazandı.

Gelenekten gelen türküleri kendine has üslubuyla icra eden Ertaş, 2000’de İstanbul’da verdiği konserle sevenlerinin karşısına yıllar sonra yeniden çıktı.

“Devlet Sanatçısı” unvanını reddetti.

Ertaş, Süleyman Demirel’in cumhurbaşkanlığı döneminde kendisine teklif edilen “Devlet Sanatçısı” unvanını ise “Herkes bu devletin sanatçısı” diyerek kabul etmedi. Abdallık kültürünün son efsanesi olarak bilinen Ertaş, hayatta olduğu dönemde “Unesco Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi” kapsamında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca “Yaşayan İnsan Hazinesi” ilan edildi.

Eserlerinde Anadolu insanının acı ve kederini dile getirdiğini ifade eden Ertaş’a, İstanbul Teknik Üniversitesi Devlet Konservatuvarı tarafından 2011’de fahri doktora unvanı verildi.

Aynı zamanda sanatçının bağlamadaki tavrı ve türküleri konservatuvarlarda ders olarak okutuldu. Hayatı ve eserleri Prof. Dr. Erol Parlak tarafından iki ciltlik bir kitap halinde yayımlanan Neşet Ertaş, 25 Eylül 2012’de İzmir’de prostat kanserine yenik düşerek 74 yaşında vefat etti.

İzmir Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde Arkas Holding, Yelken Federasyonu, Ege Açıkdeniz Yat Kulübü ve Levent Marina işbirliği ile bu yıl ikinci kez düzenlenen İzmir Körfez Festivali’nin ikinci gününde ödül coşkusu yaşandı. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Kano, Yelken, Kürek ve Dragon yarışlarında dereceye girenlere ödülleri verildi. Bostanlı Rekreasyon Alanı Demokrasi Meydanı’nda düzenlenen ödül töreninde ilk önce kano yarışlarında yarışan sporcular plaketlerini aldı.

Kano yarışlarında 6 kategoride ödül
Kano yarışlarında “Yıldız Kadınlar” kategorisinde Yağmur Çevik birinci olurken, ikinciliği Melike Öntürk, üçüncülüğü Teksin Naz Çelik kazandı. “Yıldız Erkekler” kategorisinde Kaan Kuş birinci oldu. Bu kategoride ikinciliği Fırat Ünsal, üçüncülüğü Harun Koç kazandı. “Genç Kadınlar” kategorisinde Feyzanur Akçay birinci, Sude Ünsal ikinci, Zeynep Yüksel üçüncü oldu. “Genç Erkekler”de Remzi Özen birinciliği alırken, ikincilik ödülünü Berke Kertiş, üçüncülük ödülünü ise Mert Tanyeli kazandı. “Büyük Bayanlar” kategorisinde birinciliği Sevcan Kanat, ikinciliği Leyla Özer, üçüncülüğü Gaye Çetin kaya aldı. “Büyük Erkekler” kategorisinde ise Mert Çıracı birinci, Yaşar Akarsu ikinci, Berkay Bağdatlı da üçüncü oldu. aldı.

Yelkende 150 sporcu yarıştı
150 sporunun katıldığı İzmir Büyükşehir Belediyesi Yelken Yarışı’nda “Optimist Genel Kategorisi”nde Göztepe Spor Kulübü’nden Can Ertürk birincilik kürsüsüne çıkarken, ikincilik kürsüsünde ARM Urla Yelken Kulübü sporcusu Mustafacan Öztuncel, üçüncülük kürsüsünde Okyanus Arıkan yer aldı. “Optimist Kız” kategorisinde birinci ARM Urla Yelken Kulubü’nden Okyanus Arıkan, ikinci Arkas Çeşme Yelken’den Bade Nur, üçüncü ise ARM Urla Yelken Kulübü’nden Kayra Başaraner oldu.

“Optimist Junior Genel” kategorisinde Göztepe Spor Kulübü’nden Göktuğ Öztuncel birincilik, KSK Yelken Kulübü’nden Uğur Yıldırım ikincilik, Arkas Çeşme Yelken Kulubü’nden Sarp Süleyman ile Yusuf Özen üçüncülük ödülünü aldı. Yelken yarışlarında son olarak “Laser 4.7 Genel” kategorisinde de Arkas Çeşme Yelken Kulubü’nden Tarhan Öğütçü birinci, Karşıyaka Spor Kulübü’nden Uygar Kızılkaya, yine aynı kulüpten Alican Uğurlu üçüncülük kürsüsüne çıktı. “Laser 4.7 Kız” kategorisinde Göztepe Spor Kulübü’nden Aslı Akbeniz, Foça Yelken İhtisas’tan Sibel Yıldırımcı, yine aynı kulüpten Irmak Karaorman üçüncü oldu. &ld quo;Laser 4.7 Junior” kategorisinde birincilik ödülünü ARM Urla Yelken Kulübü’nden Mithat Metehan Mete, ikincilik ödülünü Göztepe Spor Kulübü’nden Aslı Akbeniz, üçüncülük ödülünü ise Arkas Çeşme Yelken Kulübü’nden Yaman Aktolun aldı. “Laser Radial Genel” kategorisinde Arkas Çeşme Yelken Kulübü’nden Doruk Demircan birinci, Karşıyaka Spor Kulübü’nden Deniz Atay ikinci, Arkas Çeşme Yelken Kulübü’nden Berk Emil üçüncü olarak kürsüye çıktı. “4.20 Genel” kategorisinde ise Göztepe Spor Kulübü sporcusu Atahan Böke ile Okay Aksun birinci, KSK Yelken’den Lara Cindoğlu ile Deniz Pala ikinci, Göztepe Spor Kulübü’nden Gökçe Avcı ile Begüm Suaydın ü&ccedil ;üncü oldu. Yelkencilere ödüllerini İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi Muzaffer Tunçağ verdi. Dragon yarışlarında Yunus takımı birinci, Arizona Kertenkele takımı ikinci, Bal Porsukları üçüncü oldu. Kürek yarışlarında ise İzmir Kürek takımı birinci sırada yer aldı. Ödül töreni, Şenay Lambaoğlu’nun konseri ile devam etti.

Körfez Festivali etkinlikleri kapsamında Gündoğdu Meydanı’nda bir araya gelen İzmirliler ise Moonstar Dans Takımı Flashmob gösterisi ve ardından Cem’niyet Grubu ve Turhan Yükseler Orkestrası eşliğinde Cem Karaca şarkıları ile keyifli bir akşam geçirdi.

Süreyya operası yeniden sevenleriyle buluşuyor. 28 Eylül Cuma akşamı İstanbul Devlet Operası ve Balesi (İDOB)’nin konseri ile açılacak olan Süreyya Operası, yeni sanat yılında dünyanın önde gelen sanatçılarını ağırlamaya hazırlanıyor. İlk konseri ise, ünlü Deutsche Grammophon sanatçılarından piyanist Simon Ghraichy’dan olacak.

Simon Ghraicy ile yeni sezon başlıyor

New York’taki Carneige Hall, Berlin Filarmoni Salonu, Paris’teki Champs Elysées Tiyatrosu gibi dünyanın önde gelen salonları içine alan dünyaca ünlü bir turnede olan Fransız piyanist Simon Ghraichy Süreyya Sahnesi’nde yerini alacak. 32 yaşındaki Meksika ve Lübnan kökenli Fransız piyanist Simon Ghraichy’nin piyano resitalinde Schumann, Debussy, Marquez, Albéniz gibi önemli isimlerin eserleri yer alacak.

‘Don Kişot’ ve ‘Aleko’ sahnelenecek

Opera programında bu yıl dikkatinizi çekecek ve sevebileceğiniz iki eser var. Massenet’in ‘Don Kişot’ operası ile Rahmaninov’un ‘Aleko’su. Geçen yıllarda sahnelenen ‘The Rake’s Progress’, ‘Falstaff’, ‘Ninatta’, ‘Bayezit’ operaları bu mevsimde de oynanmaya devam edecek. İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) Verdi’nin müziği ile hazırlanan ‘Üç Silahşörler’ balesini yeni bir prodüksiyonla sahneleyecek. ‘Don Kişot’, ‘Judith’ baleleri ile ‘Üç Bale’ 2018-2019’da da izleyicilere sunmaya devam edecek

Konserler sanatseverlerine ücretsiz olacak

İDOB programında bu yıl çok sayıda konser yer almakta. Verdi’nin ‘Requem’i ve Rossini’nin ‘Stabat Mater’i gibi ünlü dramatik, lirik büyük orkestra ve koro eserleri seslendirilecek.

Adnan Saygun’un sevilen eseri ‘Yunus Emre Oratoryosu’ bale ve opera sanatçılarının işbirliğiyle sahnelenip icra edilecek. Her yıl olduğu gibi Haziran ayında İKSV’nin düzenlediği Uluslararası Müzik Festivali’nin bazı konserleri Süreyya Operası’nda icra edilecek.

Roma Opera Tiyatrosundan Rossini

Her yıl hazırlayıp Süreyya fuayelerinde sunulan ‘müzik sanatı’ temalı sergilerde bu yıl İtalya’dan gelen Rossini sergisi yer alacak. Bu ilginç ve özgün sergi, 16 Kasım-15 Aralık arasında Süreyya Operası’ndaki sergilenişinden sonra Avrupa’nın değişik şehirlerinde de beğeniye sunulacak.

 

Cankat Kalyoncu’nun 3’üncü kişisel sergisi olacak olan “Paralel Evrende Varoluş” , Kasım ayında sanatseverleriyle buluşacak. Çağdaş sanatın en beğenilen isimlerinden biri olan Kalyoncu’nun sergisi 02-17 Kasım arasında Corvo Art and Luxury’de sanatseverlerine kavuşacak.

3’üncü kez kişisel sergisini açacak olan Cankat Kalyoncu,” Paralel Evrende Varoluş” adı altında tuvale yaptığı çalışmalarında evren, varoluş, gerçeklik gibi kavramları bize soru olarak yöneltiyor.

Cankat Kalyoncu’nun resimlerine bakınca minyatürleri, peyzajları, farklı karakter ve objeleri post modern bir yaklaşımla aynı tuval üzerinde sergilediğini görülüyor. Sessiz çığlıklar atan karakterleri üzerinden kendi konumlandırılışının en saf hali olarak  görülüyor.

Cankat Kalyoncuyu tanıyalım

Ortaokul ve liseyi, Arı Koleji ve uluslararası bir eğitim kurumu olan Embassy Study Group’ta okudu. Lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesinde tamamlayan Kalyoncu, ardından eğitimine İngiltere’de London School of Business and Finance’de, sonrasında ise ABD’nde Kaliforniya ve Cornell Üniversitesilerinde devam etti.

2001 yılında eğitim sektöründe kurucu/yönetici olarak iş hayatına başladı. Eğitim, internet, organizasyon ve marka yönetimi hizmetleri veren kurumların hem kurucusu hem de yöneticisi olarak çalışan Kalyoncu hem dünyada hem de Türkiye’de birçok ödül aldı.
Bir gezgin olarak farklı ülkeleri, kültürlerini ve sanatlarını tanıma ve keşfetme şansını yakaladı. Hem iş hayatındaki yaratıcı ve başarılı çalışmaları hem de seyahatlarinden elde ettiği kültürel zenginliği sanat ile kendini dışa vurmaya başladı. Bu ilginin sıradan olmadığını fark eden Kalyoncu, daha çok günümüz uluslararası hiperrealist sanatçılardan da etkilenerek resim çalışmalarını hızla yoğunlaştırdı.

Ulusal ve uluslararası birçok ressam ile ortak atölye çalışmaları yaparak hem tekniğini hem de sanatsal derinliğini geliştirmeye gayret etti. 

2012’de St.Petersburg’ta Repin Institute of Art’a başvurusu kabul edildi. Burada master sınıflara katıldı. Ardından Florence Academy of Art New York şubesinde Akademik Boyama ve Akademik Desen eğitimi alırken, Art Students League of New York’ta desen, yeni teknikler ve boyama üzerine çok sayıda atölye çalışmasına katıldı.

Bunlara ek olarak İtalya’nın sanat ve tasarım akademilerinden IED’de görsel hikaye anlatıcılığı eğitimi, ardından ise uzaktan eğitimle MOMA’da Modern Sanat ve Fikirler, Melbourne Üniversitesinde ise Sanat ve Cinsiyet derslerine katıldı.

Resme ek olarak, “Sevgili İdam”, Keşanlı Ali uyarlaması “Sinekli Dağ” ve “Metod” adlı tiyatro oyunlarında sahne dekoru ve sanat yönetmenliği yaptı. Rusya, Yunanistan, İtalya, Moldova ve Türkiye’de karma sergilere katıldı.

İlk kişisel sergisi, BRAND PORN (MARKA ZEVKTİR), 1 – 17 Aralık 2015 tarihleri arasında INNPARK Fine Arts Area’da açıldı. Hem içeriği hem de eserleri ses getiren sergi Kalyoncu için oldukça başarılı geçti.

Kalyoncu, İstanbul ve New York’ta kendi atölyelerinde çalışmalarına devam etmektedir.

 

 

İzmir’de kan kanseri tedavisi görmekte olan 47 yaşındaki anaokulu öğretmeni Fatma Özaydın, hasta yatağında yaptığı resimlerle etrafındakilere moral kaynağı olmaya devam ediyor. Özaydın hasta yatağındayken yaptığı resimleri odasına donatarak adeta bir sanat galerisi yaptı.

Radyoterapi tedavisinin bitiminde kan değerlerinin düşük olduğu belirlenen Özaydın’a kan kanseri teşhisi de konuldu. Tedavisine özel bir hastanenin Kemik İliği Transplantasyon Merkezi’nde devam eden Özaydın, 5 ay boyunca hasta odasında kuru, pastel ve suyu boyaları kullanarak resimler yapmaya başladı.

Yaptığı rengarek resimleri ilk önce kendi odasında sergiledi sonra ise hastanenin ilgisini çekmeyi başardı. Tedavisinden sonra kızının adını verdiği “Ege’den Gelen Umut” adını verdiği sergisini açtı.

“Kemoterapi ilaçsa renklerde ilaç”

Fatma Özaydın, yaptığı açıklamada, anaokulu öğretmeni olmasına rağmen amatör resimler yaptığını, zorlu geçen tedavi sürecinde resim yapmanın kendisine moral verdiğini söyledi.

Resim yapmak istediğini söylediği yakınlarının çok şaşırdığını belirten Özaydın, “Odam sanat atölyesine döndü. Renkler beni motive etti. Her sabah renklerle uyanmaya başladım. Kemoterapi ilaçsa renkler de ilaç. Mesela sarıyı çalışırken ben mutlu olduğumu hissediyorum. Renkler bana hayat veriyor” dedi.

Kök hücre nakli olmaya hazırlandığı süreçte hasta yönetiminden gelen “sergi açalım” teklifinin kendisini çok mutlu ettiğini anlatan Özaydın, kalabalık içine girip enfeksiyon kapmaması gerektiği için sergisinin açılışına katılamamasına rağmen ortaya bir eser koyması nedeniyle çok mutlu olduğunu dile getirdi.

“Resimlerimde duygularımı anlatıyorum”

Özaydın, 2 kanserle savaşmasına rağmen tedavi süreçleri boyunca umudunu hiç yitirmediğini vurgulayarak şöyle konuştu:

“Hayata tutunmak zorundaydım, bir çocuğum var en önemli şey kızım Ege. Resim yapmak benim tedavi sürecimi olumlu etkiledi. Resimlerimde duygularımı anlatıyorum. Benim hissettiklerim umut. Hayaller kurmaya başladım, onlara daldıkça ileriye yönelik düşünceye dalmaya başladım.

Hasta arkadaşlarım da böyle çalışmalar yapmalı. Eskiye dalmamalarını hep ileriye bakmalarını öneriyorum. Hayat çok değerli, kıymetini bilmek lazım. İyileştikten sonra özellikle de hastane ortamında yeniden büyük bir sergi açmak istiyorum.”

“Annemin eserleri diğer hastalara moral oldu”

Annesine kanser teşhisi konulduğunda çok üzüldüğünü ifade eden 22 yaşındaki Ege Özaydın ise “Annemin hastalık sürecinde resim ile ilgilenmesi ona moral oldu.

Doktoru anneme bir gün, ‘Sizin Ege ile önünüzde zaman geçireceğiniz uzun yıllar var’ demiş. Annem de serginin ismini onun için “Ege’den Gelen Umut” koymuş. Sergide anı defteri açıldı. İki kardeş geldi, onların da babaları hastaymış, onlar benimle iletişime geçtiler. Siz bize umut oldunuz.’ dediler.” ifadelerini kullandı.

 

fizy’nin Atlantis Yapım, Zorlu Performans Sanatları Merkezi ve SM Production iş birliğiyle hayata geçirdiği “İstanbul Müzik Haftası” kapsamında “İstanbul Müzik Ödülleri” verildi

Dinleyiciler tarafından belirlenen 11 kategoride seçimler yapıldı. Bu kapsamda “En İyi Erkek Sanatçı” Tarkan, “En İyi Kadın Sanatçı” Sezen Aksu, “En İyi Çıkış Yapan Kadın Sanatçı” ve “En İyi Video Klip” Aleyna Tilki, “En İyi Albüm” Edis, “En İyi Grup” Mor ve Ötesi, “En Çok Dinlenen Single” (Öyle Kolaysa) eseri ile Mabel Matiz, “En İyi DJ” Mahmut Orhan, “En İyi Söz-Müzik” Ersay Üner, “Dijital Platformlarda En Çok Arama Yapılan Sanatçı” Ahmet Kaya ve “Tüm Zamanların En İyi Grubu” MFÖ seçildi.

Gecede ödüle değer görülen usta müzisyen Ahmet Kaya adına ödülü alan eşi Gülten Kaya, “Bazı ödüller hayatımızı değiştirebiliyor. Umuyorum ki bu yeni başlatılmış ödül, sanata, müziğe değer ve emek veren herkes için sonsuz olsun. Müzik, sanat tüm dillerin, kültürlerin sonsuz taşıyıcısı olsun. Özgür sanat ve özgür müzik hepimizin soluklanma alanı olsun.” diyerek ödülü aldı.

MFÖ grubundan Mazhar Alanson da kendilerini ödüle layık gören herkese teşekkür etti. Fuat Güner de, “Bu kadar yıl sonra hala bizden bıkmadınız ve bizim de buna karşılık size verecek daha çok senelerimizin olması çok doğal. O yüzden kendimize dikkat ediyoruz, sağlıklı kalmaya çalışıyoruz ki sizlere hayatımız boyunca bol bol müzik yapalım.” diye konuştu.

Özkan Uğur ise sağlıkları iyi oldukça grupça müzik yapmaya devam edeceklerini dile getirdi. Tören, DJ performansının ardından sona erdi.

Borusan Contemporary, insan bedeninin hareketlerine odaklı “Akışkan Bedenler” ve edebiyat ile çağdaş sanat arasında diyalog halinde olan ” Üvercinka” sergisini ağırlıyor.

Makinelerde insanlar gibi kıvrak olabilecek mi? Gördüğünüz resimde dansçı robota figürler öğretiyor. Ve robotta bu figürleri kopyalayıp dansçıyı taklit ediyor. Makine ile insan arasındaki diyalogu oluşturan denge, uyumluluk,meydan okuma,rekabet,üstünlük sağlama gibi kavramlar.

Borusan Contemporary ’nin yeni sezon sergisini “Akışkan Bedenler” insan bedeni üzerine yapmayı düşünüyor. Küratörlüğünü Conrad Bodman’ın üstlendiği sergide Universal Everything’in insan biçimine duyduğu  ilgi, insanın karakteristlik özellikleri  ve davranışları üzerinden inceleme yapıyor.

Universal Everything, sanatçı, tasarımcı, animasyoncu, müzisyen ve yazılımcılardan oluşan bir ekiple işlerinde gelişmekte olan teknolojileri kullanarak insan bedeni üzerine yeni ifade biçimlerini irdeliyor.

Serginin ikinci katında yer alan video heykel “Yürüyen Şehir” ise zamanla değişen şehirlerden. Video heykel, 1960’lardaki ütopik vizyonlara sahip mimari pratik “Archigram” ve insan haraketini inceliyor. Göçebe şehir yürüdükçe radikal mimarinin malzeme ve desenleri karşılaştığı ortama göre değişiyor.

Aynı kattaki animasyon video “Portre”de dikkat çekiyor. Videoda gördüğümüz yüz, dijital tuvalde hareket eden dijital fırça darbeleri ile oluşuyor. Hareket eden, yaşayan bu portre Rembrandt’ın zengin ve koyu tonlarını referans alarak karanlıktan aydınlığa doğru resim yapma yöntemlerini kullanıyor.

“Kabileler” adlı animasyon videoda da birbirlerine senkronize olmuş bir şekilde hareket eden binlerce insan ortak amaçları varmış gibi gözükür… Bu işle, grubun birey üzerindeki etkisini sorguladıklarını belirtiyorlar.

Sergi, bireyin bedenine ve bu bedenin yeniden şekil alma, dönüşme ve uyum sağlama kapasitesine odaklanıyor.

Düşünmek için tasarlanmış olan bu Bizans eseri, Hristiyan bir rahip olan ve daha sonra Mısır’ın Sina Dağı’nda Azize Katherina Manastırı’nda baş rahipliğe yükselen Yuhanna Klimakos’un eserlerini süsler. İlahı yükseliş Merdiveni adını alan bu eser, Eski Ahitte geçen Yakup’un rüyasında gördüğü, meleklerin yeryüzünden cennete çıkmak için kullandığı merdivenden esinlenerek 7.yüzyılın ilk yarısından yazılmaya başlar.

Bu kutsal sayılan rehberde Yuhanni Klimakos ( klimakos merdivende duran kişi anlamına gelmekte.) kurtuluşa ulaşmanın 30 evresini betimler.

Göksel Merdiven, eserindeki temel metafor ruhsal gelişimin evresine karşılık gelen 30 basamağın canlandırılmış halidir. Merdivene görsel olarak bakacak olarak  ikonayı ortasından kesecek, iki eşit parçaya ayırabilecek çarpraz bir şekil oluşturulur.

Aziz Yahya’nın  yönlendirdiği rahiplerin tırmandığı merdivene bakan izleyici, cennet ve cehennemin,kurtuluş ve lanetleniş, erdem ve günahı bütün açıklığıyla karşı karşıya alır. Rahipler merdivenin başında selamlama,karşılama hareketiyle bekleyen ve bu yola ulaşmada rehberlik eden İsa figürüyle karşılaşırlar.

Yuhanni Klimakos’u tanıyalım

Manastırlarda her Büyük Oruç Devresinde bütünüyle okunan ve ruhsal bilgelik hazinesi olan Tanrısal Yükselişin Merdiveni adlı eserin yazarı olarak tanınmıştır. Ayrıca Büyük Oruç Devresinin Dördüncü Pazarında da anılır.

On altı yaşındayken Sina Dağı’ndaki manastıra (şimdi Azize Kathrin manastırı) girmesinden önceki yaşamı hakkında bilgi yoktur. Bu manastırda 80 yaşındaki ölümüne kadar kalmıştır.

Manastıra ilk girdiğinde on dokuz yılı ruhsal babası Martiriyos’a mutlak itaat ile geçirmiştir. Martiriyos ölünce yakındaki bir mağaraya yerleşmiş ve orada yirmi yıl boyunca sıkı bir çilekeş yaşam tecrübe etmiştir. Merdiven eserini bu dönemde yazmıştır. Kardeşleri tarafından baş keşiş yapılınca istemese de manastıra dönmüş ve günlerinin kalanını ruhsal çocuklarını kurtuluş yolunda yönlendirerek geçirmiştir.

Bir keresinde çok konuştuğu gerekçesiyle bir keşişin onu eleştirdiğini duymuş, keşişi kınamak yerine bir yıl boyunca sessiz kalmış ve kardeşleri konuşması için ona yalvarıncaya kadar tek bir söz söylememiştir. Bir keresinde de büyük bir hacı topluluğu Sina Dağı’na gelmiştir.

Akşam yemeğinde Yahudi olarak giyinmiş genç bir adamın masada hizmet ettiğini, diğer hizmetlilere emirler verdiğini ve sonra gözden kaybolduğunu görmüşlerdir. Bunun anlamını merak edip tartışırlarken Yuhanna şöyle demiştir: “Onu aramayın, o kişi size kendi evinde hizmet eden Peygamber Musa idi”.

Kutsal baş keşiş, ölümünün yaklaştığını anlayınca kardeşi Yorgo’yu ardılı atamıştır. Yorgo, sevgili kardeşinin yaklaşan ölümüne çok üzülmüştür; ancak Aziz Yuhanna ona ölümünden sonra Tanrı’ya yakın olmaya layık bulunması durumunda Yorgo’nun da aynı yıl göğe alınması için dua edeceğini söylemiştir. Bu da gerçekleşmiştir: Aziz Yuhanna’nın ölümünden on ay sonra Yorgo da Rabde dinlenmiştir.

İstanbul Devlet Opera ve Balesi sezona hızlı ve yeniliklerle birlikte giriyor.

28 Eylül 2018 Cuma günü Süreyya operasında sezona ROSSİNİ yapıtlarıyla ‘merhaba’ diyecek İstanbul Devlet Operası kendisine bağlı olarak çalışan Modern dans topluluğuyla Süreyya Operası, Emek Pera, Zorlu Center(PSM) ve Drama Sahnesi Yel Değirmeni, Arkeoloji Müzesi, Beşiktaş Fulya Sanat Merkezi salonlarını kullanarak; öncelikle geçen sezon sahneye koyulan ve kapalı gişe oynayan The Rake’s Progress, Falstaff, Ninatta, Bayazıt  Operalarını; Stabat Mater,Verdi Requiem Orotoryoları,Don Kişot, Judıth baleleri, Modern Dans Topluluğunun sergilediği Jizel, Güldestan,Şehir Orman  eserlerini sergileyecek.

Kurum Müdürü SUAT ARIKAN Bu sene DON KİŞOT’’la ilgili bir sürpriz hazırlamış sanatseverlere Don Kişot Balesinden sonra rejisör Recep Ayyılmaz  Jules Massenet’in Don Kişot isimli  5 (beş) perdelik operasını sahneye koyuyor. İlk temsil  19 OCAK 2019 tarihinde. Daha sonra da DON KİŞOT Çocuk oyunu var sırada. Don Kişot temasını işleyen Mançalı Şövalye isimli müzikal de bu arada yazmadan geçemeyeceğim. Bu eser mayıs ayında seyircisiyle buluşacak. Rejisör DOĞAN ÇELİK  Sergey  Rahmaninof’un  ALEKO isimli 1 (Bir) perdelik  çok güzel  bir operasını sahneye koyacak . İlk temsil 19 Nisan 2019 . Şimdiye kadar Konser şeklinde yıllarca söylenen  A.ADNAN SAYGUN’un Yunus Emre Orotoryosu Uğur Seyrek’in koreografisiyle 23 Şubat 2019 tarihinde bale sanatçılarıyla birlikte ilk defe İstanbul Seyircisinin karşısına çıkacak.  G. Verdi’nin müzikleriyle Üç Silahşorler isimli balesi  yeni sergilenecek eserler arasında yer alacak bu sezon. Modern Dans Topluluğuysa Fulya Sanat Merkezi ve Zorlu Center  salonlarında Alis Yıldızların Altında, Elektronika, Dönülmez Akşamın Ufku isimli yeni gösterileriyle seyirciyi selamlayacaklar.

Ayda bir kere olmak şartıyla Süreyya Operası Fuayesinde Piyano eşlikli konserler var. Ayrıca Arkeoloji Konserleri İstanbul Arkeoloji Müzesinde devam edecek. Kadıköy Yel değirmeni Konser merkezinde de devam edecek konserlerde; Rus Bestecileri, Nordik Bestecileri, Napoliten Konserleri, Alman Romantik Besteleri, Amerikan-İngiliz Bestecileri, Kış ve Bahar Konserleri ve en önemlisi Türkiye’de opera ve bale sanatına çeşitli biçimlerde hizmet vermiş ustalarımızı anmak için  Ustalara Saygı konserleri müzikseverlerin beğenisine sunulacak.

Konservatuvarlardan yeni mezun olmuş veya öğretim kadrosunun dikkatini çekmiş sanatçı adaylarını da düşünmüş Suat Arıkan ve ekibi.  Hem müzikseverler yeni sesler ve enstrüman çalan sanatçı adaylarını tanısın; hem de bu gençler seyirci ve orkestra deneyimini tatsınlar diye düşünülmüş bir proje. Bu sene daha önceki yazılarımda tanıtımını yaptığım Çocuk bale ve korosunun bu sene ayrı ayrı gösterileri var sakın kaçırmayın. Çocuklar için Türkiye çapında düzenlenecek resim yarışması bu sene de tekrarlanıyor.

Türkiye’nin önde gelen felsefecileri İzmir’de buluşuyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi, 22 Eylül -18 Kasım tarihleri arasında “Aydınlanma ve İnsan” başlığıyla felsefe seminerleri düzenliyor.

“Aydınlanma ve İnsan” başlığıyla felsefe seminerleri düzenleyen İzmir Büyükşehir Belediyesi 8 hafta sürecek programda Türkiye’nin önemli felsefecilerini konuk edecek. 22 Eylül- 18 Kasım tarihleri arasında Kültürpark Gençlik Tiyatrosu ve Aziz Vukolos Kilisesi Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek olan felsefe seminerlerinde İoanna Kuçuradi, Betül Çotuksöken, Ahu Tunçel, Kurtul Gülenç, Kubilay Aysevener, Özlem Duva, Metin Bal ve Ezgi Ece Çelik gibi birçok değerli akademisyen sunumlar yapacak. Saat 12.00’den 17.00’ye kadar sürecek seminerler ücretsiz olacak. Seminerlere katılanlara program sonunda katılım belgesi verilecek.

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleşecek seminer programı şöyle;

1. Hafta (22 Eylül 2018) / Kültürpark Gençlik Tiyatrosu

Aydınlanma ve İnsan Felsefesi, Prof. Dr. Betül Çotuksöken,

(Maltepe Üniversitesi)

2. Hafta (29 Eylül 2018) / Kültürpark Gençlik Tiyatrosu

Aydınlanma ve Bilgi Felsefesi, Doç. Dr. Kurtul Gülenç,

(Mimar Sinan Üniversitesi)

3. Hafta (6 Ekim 2018) – Kültürpark Gençlik Tiyatrosu

Aydınlanma ve Bilim Felsefesi, Yard. Doç. Dr. Ezgi Ece Çelik,

(Dokuz Eylül Üniversitesi)

4. Hafta (13 Ekim 2018) – Aziz Vukolos Kültür Merkezi

Aydınlanma ve Politika Felsefesi, Doç. Dr. Ahu Tunçel,

(Maltepe Üniversitesi)

5. Hafta (20 Ekim 2018) – Aziz Vukolos Kültür Merkezi

Aydınlanma ve Hukuk Felsefesi, Doç. Dr. Özlem Duva,

(Dokuz Eylül Üniversitesi)

6. Hafta (27 Ekim 2018) – Aziz Vukolos Kültür Merkezi

Aydınlanma ve Sanat Felsefesi, Doç. Dr. Metin Bal,

(Dokuz Eylül Üniversitesi)

7. Hafta (3 Kasım 2018) – Aziz Vukolos Kültür Merkezi

Aydınlanma ve Tarih Felsefesi, Prof. Dr. Kubilay Aysevener,

(Dokuz Eylül Üniversitesi)

8. Hafta (18 Kasım 2018) – Aziz Vukolos Kültür Merkezi

Aydınlanma ve Etik, Prof. Dr. Ioanna Kuçuradi,

(Maltepe Üniversitesi)

Şişli Belediyesi, Türk müziğinin iki ölümsüz ustasını anıyor. Sadece türküleriyle değil aydın kimlikleriyle de kalplere köprü kurmuş iki halk ozanını, Ruhi Su ve Neşet Ertaş’ı özel etkinliklerle anıyor.

Sanata ve sanatçıya verdiği önemle dikkat çeken Şişli Belediyesi, Türk müziğinin değerlerini yaşatmaya devam ediyor. Eserleriyle gönüllere taht kurmuş iki büyük ustadan Ruhi Su 22 Eylül Cumartesi günü, Neşet Ertaş ise 25 Eylül Salı günü gerçekleştirilecek etkinliklerle Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde anılacak.

Ruhi Su anısına özel gece: Mahsus Mahal

Anadolu’nun sesi olarak nitelendirilen halk ozanı Ruhi Su, ölümünün 33. yılında özel bir geceyle anılacak. Adını hayat arkadaşı Sıdıka Su için bestelediği 3 kıtalık nihavent türküsü Mahsus Mahal’dan alan gecede, sanat yönetmenliğini Emin İgüs’ün üstlendiği bir konser verilecek.Akordeon ustası Muammer Ketencioğlu, ses sanatçısı Tuncer Tercan ve Ruhi Su Dostlar Korosu’nun sahne alacağı konser, sanatçı Orhan Aydın’ın sunumuyla 22 Eylül Cumartesi 20.00’de Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek.

Neşet Ertaş için sahnedeler
Ömrü boyunca elinde sazıyla insanlığa hizmet yolunda ışık olmayı sürdürmüş halk ozanı Neşet Ertaş da ölümünün 6. yılında özel bir programla anılacak. Sunumunu Başak İkiz’in üstlendiği anma programında Ertaş’ın hayatından kesitler aktarılırken Türk halk müziği sanatçıları Nida Ateş, Ender Balkır ve Ayfer Vardar da sahne alacak. Etkinlik 25 Eylül Salı 20.30’da Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek.