Geçmişteki birçok olayı ve hatırayı ölümsüzleştiren binin üzerinde fotoğraf makinesi ve kamera, İstanbul’un Bakırköy ilçesindeki Kamera Müzesi’nde sevenleriyle buluşuyor.

İnsanoğlu tarih boyunca çizimlerin yanı sıra çeşitli anları ve nesneleri kayıt altına alarak  gelecek nesillere aktarabilmek için birçok çalışmaya imza attı.

“Optiğin babası” olarak da bilinen Arap fizikçi, matematikçi ve mühendis İbn-i Heysem, ışın teorisi ile bu konudaki ilk çalışmasını 10. yüzyılın başında gerçekleştirdi.

Gözün görme olayını mercekle yapıldığını savunan, iki gözün aynı cismi nasıl gördüğünü, ışığın küresel ve parabolik aynalarda yansımasını inceleyen İbn-i Heysem, optikte gölge oluşumu teorisiyle kamera ve fotoğraf modelini ilk deneyen isim oldu.

Müzede çok sayıda aksesuar da sergileniyor

Geçmişte acı tatlı birçok hadiseye tanıklık etmiş çok sayıda kamera ve fotoğraf makinesi, Bakırköy’deki Kamera Müzesi’nde sergileniyor. Fotoğraf makinesi ve kameraların tarihi gelişimine ışık tutan müze, fotoğraf meraklılarının ilgisini çekiyor.

Yoğun ilgi nedeni ile eser 23 Mart Cumartesi günü saat 20.00’da yeniden sahnelenecek.

MERSİN Devlet Opera ve Balesi (MDOB) sanatçıları tarafından uzun süredir provaları devam eden Georges Bizet’in dünyaca ünlü eseri 2 perdelik ‘Carmen’ operası, kapalı gişe sahneledi.

Kültür Merkezi Sahnesi’nde sahnelenen eseri, MDOB Sanat Yönetmeni ve Müdürü Bengi İspir Özdülger ile yaklaşık 700 sanatsever izledi. Fransız yazar Prosper Merimee’nin aynı adlı romanından operaya uyarlanan eserin librettosunu Henri Meilhac ve Ludoviç Halevy’in yazdığı ‘Carmen’ operasının rejisörlüğünü Haldun Özörten yaptı.

Tütün fabrikasında çalışan güzeller güzeli Carmen ile bir muhafız çavuşu olan Don Jose arasındaki ihtiraslı aşk hikayesinin konu edildiği eserde, başlıca rolleri; Gülden Vurandemir, Ferda Yetişer (Carmen), Bülent Bezdüz, Ali Murat Erengül (Don Jose), Faik Mansuroğlu, Mehmet Ali Tutar (Escamillo), Işıl Azaz, Bengi İspir Özdülger, Serin Saybaşılı (Michaela), Yusuf Ziya Büyükaslan, Serkan Sevinç, K. Erdem Özdemir (Zuniga), Mehmet Erkoç, Hulusi Polat (Morales), Pınar Olgun Güven, Funda Uyanık (Frasquita), Pınar Duygu Çınar, Dilara Köse, Özlem Pamuk (Mercedes), Serkan Karagöz (Le Dancaire) ve Mustafa Özer (Le Remendado) paylaşıyor.

Haldun Özörten; “Muhteşem bir çalıma döneminin arkasından seyircinin çok sevdiği bir Carmen’i sahneye koymanın sevincini ve mutluluğunu yaşıyoruz. Gerek gelen tepkiler gerek duyduklarımız Carmen’i çok sevdiği, farklı yorumundan mutlu olduğunu gördük. Nice güzel projelerle Mersin seyircisi ile buluşmaya devam edip sanatseverlere en iyi en kaliteli eserli sunmaya devam edeceğiz” diyerek sözlerini tamamladı.

 

Dünyaca tanınan ünlü heavy metal grubu Manowar, “The Final Battle” turnesi kapsamında 20 Temmuz’da İstanbul’da konser verecek.

1980’de kurulan, çıkardığı albümler ve klasikleşmiş şarkılarıyla heavy metalin efsane grupları arasına giren Manowar, “The Final Battle” turnesi kapsamında 20 Temmuz’da KüçükÇiftlik Park’ta hayranlarıyla buluşacak. Manowar konserde, hit parçalarından oluşacak bir setlist ile sahne alacak.

Grubun kurucusu ve basçısı Joey DeMaio, İstanbul’da verecekleri konseri iple çektiklerini söyleyerek, “Manowar’ın Türk hayranları yıllar boyunca tutkularını ve bağlılıklarını tüm dünyaya gösterdiler. Manowar olarak bundan onur duyuyoruz. Türkiye’deki Manowar hayranlarıyla paylaşacağımız bu unutulmaz metal deneyimini iple çekiyoruz” diyerek hayranlarına konseri duyurdu.

Akıl hastanesinin penceresinden yapılan bir diğer resim, belki de Van Gogh’un en tanınmış tablosudur. The Starry Night, bir sabah erken saatlerde gördüğü bir manzaradan esinlenilmiştir ve Theo’ya 31 Mayıs ile 6 Haziran 1889 arasındaki bir tarihte yazdığı mektupta bu manzarayı anlatmıştır:

– Bu sabah güneş doğmadan uzun bir süre önce, penceremden kırları gördüm, yalnızca Sabah Yıldızı vardı, çok büyük görünüyordu. Gerçi onu (Charles-François) Daubigny ve (Théodore) Rousseau ( Millet gibi Barbizon Ekolü sanatçıları) yaptılar; sahip olduğu bütün mahremiyet ifadesine, büyük huzura ve görkeme, çok hazin, çok kişisel bir duygu eklediler. Bunlar nefret etmediğim duygular.

The Starry Night’la Van Gogh, bu duyguları çalışmasının içine katmaya çalışmıştı. Sabah Yıldızı’na fırıl fırıl dönen kozmik bir enerjiyle canlanan gökyüzündeki diğer göksel cisimler katılmıştır. Servi ağaçları da aynı derecede çarpıcıdır, göğün uyumlu uzun süre gece göğüne bu tarzda resimlemenin hayalini kurmuştu. Arles’daki bir önceki yılının 12 Nisanı’nda Emile Bernard’a şöyle yazmıştı:

– Hayal gücü geliştirilmesi gereken bir yetenek, yalnızca (şimsek gibi hızlı geçen değişimi kavradığımız) kısa bir bakışla algıladığımız gerçeklikten çok daha yüce ve teselli bulduğumuz bir doğa yaratmamıza sadece hayal gücü izin verir. Mesela yıldızlı bir gökyüzü – bu resmetmek istediğim bir şey.

The Starry Night gerçek bir görüntüden esinlenilmiş olsa da, büyük ölçüde hayal gücüne dayalı olarak yapılmıştı. Van Gogh  , bu resmi o Sabah Yıldızı’nın uyandırdığı yoğun duyguların anısına dayanarak gündüz yapmıştı. Aynı zamanda başka anılara da bel bağlamıştı. Ufukta Alpilles yer alır, ancak kilisesinin çan kulesi öne çıkan küçük kasaba, gençliğindeki Hollanda köylerindeki hatırlatan bir kurgudur. Van Gogh 1888′ de, 17 ile 20 Temmuz arasında Theo’ya eski yaşamından özlemle söz etmişti: “Hiç anlamı yokken… sık sık Hollanda!yı düşünüyorum, bu anılar mesafenin v geçen zamanın  iki misline çıkardığı hasretle, çok üzücü bir şeyler barındırıyor.”

Köy meydanında yıldız dolu gök kubbenin altındaki kilise de, Van Gogh’un dinin insanları bir araya getirme kudretine yönelik eski inancını hatırlatır. Yakınlardaki evlerin pencerelerinden dışarı saçılan sıcak ışık, yanan ateşlerin çevresinde oturan aileleri akla getirir. Van Gogh’un hasretini çektiği yaşam tam da budur.

 

“Her müziğin cazı” söylemiyle efsane sanatçılardan yetenekli genç müzisyenlere kadar , keşfe açık yeni isimleri ve farklı müzik türlerinin sentezini yansıtan programıyla PSM Caz Festivali, bu yıl 25 Nisan-1 Haziran tarihleri arasında Zorlu PSM’de düzenlenecek.

Caz çatısı adı altında; blues, elektronik, world, funk, indie, klasik, pop ve rock müziğin heyecan verici renklerini buluşturan PSM Caz Festivali’nin beklenen programı açıklandı. Bu yıl üçüncü kez düzenlenecek olan festival, 5 hafta boyunca devam edecek. Festivale John McLaughlin & The 4th Dimension, Ólafur Arnalds, Chris Botti, Fazıl Say, Bobby McFerrin gibi usta isimler katılacak. PSM Caz Festivali; konserlerin yanı sıra konsept partilere, panellere, atölyelere ve film gösterimlerine ev sahipliği yapacak.

Festivalin programı şöyle: 

John Mclaughlin & 4th Dimension // 25 Nisan Perşembe // Turkcell Sahnesi
Kürşad Deniz Trio feat. Sibel Köse // 26 Nisan Cuma // Touché
Enrico Macias // 27 Nisan Cumartesi // Turkcell Sahnesi
Ozan Musluoğlu Quartet // 27 Nisan Cumartesi // Touché
Madeleine Peyroux // 2 Mayıs Perşembe // Turkcell Sahnesi
Dead Combo // 2 Mayıs Perşembe // Turkcell Platinum Sahnesi
Ercüment Orkut Trio – Persona // 2 Mayıs Perşembe // Touché
Morcheeba // 3 Mayıs Cuma // Turkcell Sahnesi – Sahne Üstü Ayakta
Estas Tonne // 3 Mayıs Cuma // Turkcell Platinum Sahnesi
Roderic / French 79 // 3 Mayıs Cuma // Studio
Terry Riley & Gyan Riley // 3 Mayıs Cuma // Touché
Estas Tonne // 4 Mayıs Cumartesi // Turkcell Platinum Sahnesi
Terry Riley & Gyan Riley // 4 Mayıs Cumartesi // Touché
Bobby McFerrin: Gimme 5 (cicrlesongs) // 6 Mayıs Pazartesi // Turkcell Sahnesi
Mark Guiliana BEAT MUSIC // 7 Mayıs Salı // Studio
Lars Danielsson Group // 8 Mayıs Çarşamba // Turkcell Platinum Sahnesi
İlhan Erşahin’s İstanbul Sessions // 8 Mayıs Çarşamba // Studio
Önder Focan Trio feat. Şenova Ülker // 8 Mayıs Çarşamba // Touché
Karsu // 9 Mayıs Perşembe // Turkcell Sahnesi
Portico Quartet // 9 Mayıs Perşembe // Studio
İlhan Erşahin Electric Quartet // 9 Mayıs Perşembe // Touché
Julia Biel // 10 Mayıs Cuma // Turkcell Platinum Sahnesi
Christian Löffler (Live) // 10 Mayıs Cuma // Studio
İlhan Erşahin Acoustic Trio // 10 Mayıs Cuma // Touché
AyşeDeniz: Pure Piano // 11 Mayıs Cumartesi // Turkcell Platinum Sahnesi
Akua Naru // 11 Mayıs Cumartesi // Studio
Noiserv // 11 Mayıs Cumartesi // Touché
Fazıl Say Şarkıları ve İzmir Suiti // 12 Mayıs Pazar // Turkcell Sahnesi
Kerem Görsev Trio & Ernie Watts // 14 Mayıs Salı // Turkcell Platinum Sahnesi
Ólafur Arnalds // 15 Mayıs Çarşamba // Turkcell Sahnesi
Ferit Odman Quintet // 15 Mayıs Çarşamba // Touché
Stanpolites Project Meets Okay Temiz // 16 Mayıs Perşembe // Touché
Stavroz (Live) // 17 Mayıs Cuma // Turkcell Sahnesi – Sahne Üstü Ayakta
Joep Beving // 17 Mayıs Cuma // Turkcell Platinum Sahnesi
Ephemerals // 17 Mayıs Cuma // Studio
John Scofield Combo 66 ft. Vicente Archer, Gerald Clayton & Bill Stewart // 18 Mayıs Cumartesi // Turkcell Platinum Sahnesi
Kamaal Williams // 22 Mayıs Çarşamba // Studio
Geeva Flava / Bidar // 22 Mayıs Çarşamba // Touché
Barış Demirel – Barıştık Mı / Efe Demiral ‘Uyku Pansiyon’ // 23 Mayıs Perşembe // Touché
An Evening with Chris Botti // 24 Mayıs Cuma // Turkcell Sahnesi
Elif Çağlar // 25 Mayıs Cuma // Touché
Diablo Swing Orchestra // 1 Haziran Cumartesi // Studio

Modernizm Akımı

Modernizm akımının temelleri 14.yüzyıla kadar giden reform-rönesans gibi hareketlerin etkisiyle güçlenen bilimsel, kültürel, sanayi ve siyasal alanlardaki değişikliklerin toplum hayatını etkilemesiyle geleneksel olandan kopuşu ve ortaya çıkan değişim zihniyetini ifade eder. Modern endüstriyel toplumların gelişimin neticesinde şehirler hızlı büyüdü. Birinci Dünya Savaşı korkular Aydınlanma düşüncelerinin reddedilmesine neden oldu ve birçok modernist dini inancı reddetti.

Modernizmi basit bir şekilde ele almanın ve ifade etmenin pek de kolay olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü yeni manasını taşıyan bu kavramın tam olarak algılanabilmesi için eski olanla bir karşılaştırma yapmak gerekir. İşte burada birtakım sorunlar karşımıza çıkar. Mesela içinde bulunduğumuz 21.yüzyılı 20.yüzyılla karşılaştırdığımızda yeni olduğu vurgulanabilir ancak bir yüzyıl sonra içinde bulunduğumuz yüzyılın da eski olduğunu söylemek zorunda kalacağız. Dolayısıyla “Yeni” olarak tanımlayacağımız ve örnek vereceğimiz olgular bir süre sonra eski olarak değerlendirilecektir.

Modernizm sosyoloji bilimine ait bir terimdir. Modernizm batıda keşifler, rönasans ve reform hareketlerinden sonra 16. Ve 17. Yüzyıllarda başlayan bir fikir hareketidir. Bununla beraber modernizm 18.yüzyıldan sonra gittikçe gelişen ve 20.yüzyılda II.dünya savaşına kadar etkileri yoğun bir şekilde hissedilen fikir ve sanat akımıdır.

Modernizm merkezi meşgalesi insanın bilinç ve bilinçaltıdır. Romantik dünya görüşünün aksine, ilerleme ve büyüme yerine modernist aydınlar çürüme ve bireyin büyüyen yabancılaşmasını koyar. Modern toplumun makinesel yapısı, sanatsal dürtüye kişiliksiz kapitalist ve karşıt olarak algılanmaktadır.

Modernizm, genel olarak, geleneksel formlar büyüyen şehirlere pratik bir şekilde uygulanmaya çalışılmasıdır. Şair Ezra Pound  “yeni yapı” için geçmişin artık kullanılmayan kültürü olarak görmesi hareketin mihenk taşı oldu.

Modernizmin önemli bir özelliği,  resim, şiir, bina, vb. oluştururken kullanılan süreçler ve malzemelerle ilgilidir: Tekniklerin kullanımı sırasında geleneksel öz bilinçle ironilere başvurulmuştur. Modernizm açıkça gerçekçilik ideolojisini reddetti. Kuruluş, yeniden, tekrarlama, revizyon ve parodi ile geçmişin öz-bilincini kullanıldı.

Modernizm Sanat Akımı Ünlü Ressamlar, Yazarlar, Heykeltraşlar

Piet Mondrian, Egon Schiele, Ludwig Mies van der Rohe’s, Reina Sofía, Pablo Picasso, Jean Metzinger, André Masson, Edward Johnston, Marjorie FitzGibbon,  Marcel Proust, Virginia Woolf, Robert Musil, Dorothy Richardson, Ezra Pound

Rönesans sanat geleneklerine uygun resim yapma anlayışının hakim olduğu bir sanat akımıdır. Perspektif, ölçü, plan,kompozisyon ve ışık-gölge gibi ana kurallara bağlı kalınarak daha çok realist anlamda resim yapma olarak tanımlanabilir.

Klasizm, edebiyatta eski Yunan ve Roma Sanatını temel alan tarihselci yaklaşım ve estetik tutumudur. ” Yeniden Doğuş ” olarak isimlendirilen Rönesans döneminde gelişmiştir. Klasizmin temel ögeleri kendi içinde : Soyluluk, Akılcılık, Uyum, Açıklık, Sınırlılık, Evrensellik, İdealizm, Denge, Ölçülülük, Güzellik ve Görkemliktir.

Yani bir eserin Klasik sayılabilmesi için bu özellikleri barındırması gerekmektedir. Kısaca klasik bu eser, bu üslubun en yetkin ve en uyumlu ifadesini bulduğu eserdir. Klasizm temellerini Rönesans Aristokrasisinden alır. Klasizim bir bakıma aristokrasisinin akımıdır.

Bu akımın başlıca ustaları : 

  1. Leonardo Da Vinci
  2. Michelangelo Buonarroti
  3. Rafaello

NEOKLASİZM

18. yüzyılda, sanatta bir takım yeni gelişmeler kendini göstermiştir. Örneğin : sanatçılar için tabiat, aile, aile hayatı iyilikseverlik gibi çeşitli duyguların sanatçıları ilgilendirmesi ve bu konuların ele alınıp işlenmesi, bu gelişmelerin kayda değer bir bölümüdür.

Fransa’da doğan bu anlayış, Sanat Tarihi dilinde ” Neo-Klasik Dönem ” olarak adlandırılmıştır. Bu dönemde eski Yunan ve Roma tarzı tekrar canlandırılmıştır. Bu akım özellikle Barok Sanatı’nın aşırı süslemeciliğine duyulan bir tepkidir.

Neo-Klasik resmin teknik özellikleri

  1. Işığın getirdiği etkilerden uzak
  2. Perspektif ve derinlik aramayan
  3. Arka plana ağırlık veren
  4. Keskinleşen çizgilerdir.

Bu akımın en büyük ustası JACQUES LOUİS DAVİD’tir.

Kaynak : Resim Sanatında Akımlar  – Ali Candaş

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından temmuzda gerçekleştirilecek olan 26’ncı İstanbul Caz Festivali, genç caz müzisyenlerini festivale davet ediyor.

İstanbul Caz Festivali kapsamında bu sene 17’nci kez düzenlenecek olan ‘Genç Caz’ konserleri için başvurular başladı. Türkiye’de amatör veya yarı profesyonel olarak müzikle ilgilenen genç müzisyen ve topluluklara festival programında yer alabilecekleri bir platform oluşturan ‘Genç Caz’, caz ve benzeri müzik türlerine ilgi duyan genç müzisyenleri teşvik etmeyi ve profesyonel müzik dünyasına hazırlamayı amaçlıyor. ‘Genç Caz’a katılmak isteyen müzisyenler ve topluluklar başvurularını iksv.org/genccaz adresinde yer alan online başvuru formunu doldurarak yapabilirler. Başvuru formu, dosyaları içeren bağlantı ile beraber en geç 10 Mayıs 2019’a kadar gönderilmelidir.

Genç müzisyenler seçmelere klasik ya da çağdaş caz türlerindeki çalışmalarının yanı sıra, blues, funk, soul ya da caz etkileşimli yerel müzik ve benzeri tarzlardaki demolarıyla katılabiliyor. Repertuvar, adayların kendi özgün bestelerinin yanı sıra caz standartlarının veya başka parçaların yorumlarından da oluşabilir. ‘Genç Caz’a profesyonel bir albüm yayımlamamış ve müzisyenleri 30 yaşın altında olan topluluklar başvurabiliyor.

‘Genç Caz’ seçici kurulu tarafından, başvuruların arasından belirlenecek on topluluk, 26 Mayıs Pazar günü Salon İKSV’de halka açık yapılacak değerlendirme konserlerine davet edilecek. Değerlendirme konserlerinde seçici kurul, 15’er dakikadan oluşacak canlı performansları izleyerek 26’ncı İstanbul Caz Festivali’nde yer alacak isimleri belirleyecek. Kazananlar, festivalin bu yıl da programında olan parklarda caz etkinliği kapsamında düzenlenecek ücretsiz ‘Genç Caz’ konserlerinde yer almaya hak kazanacak. Bu isimler ayrıca, festival kitapçığı ve festivalin resmi web sitesinde, festival sanatçıları içerisinde yer alacaklar.

‘Genç Caz’ seçici kurulunda müzisyen Aycan Teztel, müzisyen Ayşe Tütüncü, müzisyen Cenk Erdoğan, müzisyen Ceyda Köybaşıoğlu, müzik yazarı Feridun Ertaşkan, müzisyen Harun Tekin, müzik yazarı ve yapımcı Hülya Tunçağ, müzisyen Volkan Öktem, gazeteci Yekta Kopan ve İstanbul Caz Festivali Direktörü Harun İzer yer alıyor.

Mersin Devlet Opera ve Balesi (MDOB), Meksikalı ressam Frida Kahlo’nun hayatından kesitler sunulan iki perdelik ‘Frida’ balesini kapalı gişe sahneledi.

‘Frida’ balesi, Kültür Merkezi Sahnesi’nde sahnelendi. Orkestra şefliğini Burak Şatana’nın yaptığı eserin müziğine A.Maquez, J. P. Moncayo, C.A. Akın imza attı. Koreografisini ve rejisörlüğünü Özgür Adam İnanç’ın yaptığı eseri, dramaturg Füsun Ataman Berke kaleme alırken, dekor tasarımını Aykut Öz, kostüm tasarımını Tülay Şimşek ve ışık tasarımını Tarı Deniz üstlendi.

Eserde, Tutku Barın Tümen, Özlem Şenormanlılar, Meltem Ayar, Ozan Demirbaş – Niyazi Cingöz, Burak Serkan Cebeci, Tugay Ak, Ender Üçdemir, Miray Boyacıoğlu, Selğan Çavdaroğlu, Seda Dereli, Meltem Ayar, Özge Hoşer, Pınar Humar, Risa Ochiai, Ketevan Chkhikvadze, Miray Boyacıoğlu, B. Hasan Akyol, İsmail Şereflioğlu ve Yusuf Afacan rol aldı.

İstanbul’un su altı zenginlikleri, Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda düzenlenecek özel gösterimle izleyicinin beğenisine sunulacak. “İki Deniz Bir Şehir: Su Altından İstanbul” belgeseli ile dünyaya tanıtılacak.

İBB’den yapıtığı açıklamaya göre, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Turizm Müdürlüğü, 52 günde 33 farklı noktada 100’ün üzerinde dalış yaparak çekilen “İki Deniz Bir Şehir: Su Altından İstanbul” isimli belgesel ile İstanbul’un su altı zenginliklerini dünyaya tanıtacak.

Belgesel, 12 Şubat Salı akşamı Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda düzenlenecek özel gösterimle izleyiciye sunulacak.

İstanbul’un saklı kalmış su altı zenginliklerinin anlatıldığı belgeselin rejisörlüğünü Sait Özgür Gedikoğlu, uygulayıcı yapımcılığını ise Recep Şen üstlendi.

İstanbul’un su altı zenginliğini tanıtmak ve doğanın korunmasına dair farkındalık oluşturmak hedefiyle çekilen belgeselde, 52 gün süren çekimler kapsamında İstanbul’u çevreleyen Boğaz ve denizlerde 33 farklı noktada yüzünün üzerinde dalış gerçekleştirildi.

Proje kapsamında yapılan dalışlar Selimpaşa, Beylikdüzü, Büyükçekmece, Küçükçekmece, Florya, Yeşilköy, Yedikule, Haliç, Sarayburnu, Kız Kulesi, Dolmabahçe, Ortaköy, Çengelköy, Baltalimanı, Emirgan, İstinye, Tarabya, Beykoz, Rumeli Feneri, Anadolu Feneri, Kilyos, Karaburun, Şile, Moda, Caddebostan, Maltepe, Yelkenkaya, Madam Martha, Sivri Ada, Heybeliada, Büyükada Kurşunburnu, Balıkçı Adası ve Tuzla’da, profesyonel su altı görüntüleme ekibi tarafından gerçekleştirildi.

Antalya Devlet Opera ve Balesi (DOB), ilk Türk kadın tiyatro sanatçısı olan Afife Jale’nin hayatı üzerine kurulu “Afife” adlı modern balesini bu sezon ilk kez sahneye taşıyacak.

Antalya DOB’tan yaptığı açıklamaya göre  geçen sezon prömiyeri gerçekleştirilen eser, 16 Şubat Cumartesi günü akşam sanatseverlerle buluşacak. Libretto ve koreografisi Beyhan Murphy’ye ait olan eserin, müzikleri ise Turgay Erdener tarafından düzenlendi.

DOB orkestrasını Hakan Kalkan’ın yöneteceği gecede balenin dekoru Adnan Öngün, kostümü Bahar Korçan, ışığı Beyhan Murphy ve Taner Aydın tarafından hazırlandı.

İki perde olarak sahnelenecek eserde “Afife” rolünü Selin Berkmen, “Altın Afife”yi İstanbul Devlet Opera ve Balesi sanatçısı Zuhal Karaca, “Kırmızı Afife”yi Esra Taner, “Mor Afife”yi Öykü Ertürk, “Gümüş Afife”yi Iaroslava Volkova, “Ziya”yı Artur Ivanov, “Nazır”ı Burak Özbek, “Doktor Suat”ı Umut Çaltekin ve “Selahattin Pınar”ı da Tolga Burçak canlandıracak.

Fazıl Say, Karadeniz Teknik Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi’ndeki konserde kendisine ait ”Truva Sonatı”nın dışında Frederic Chopin’in ”3 Noktürn” ve Ludwig Van Beethoven’ın ”Mi Minör” isimli eserlerini seslendirdi.

Konserde “Truva Sonatı” üzerine düşüncelerini paylaşan Fazıl Say, 10 bölümden oluşan eserinde yer alan her sonatın farklı bir karakteri temsil ettiğini söyledi.

Çok sayıda klasik müzikseverin izlediği konser, yaklaşık 80 dakika sürdü.

Fazıl Say’dan Trabzon’a beste sözü

Konseri izleyenler arasında yer alan Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, konser sonrasında Fazıl Say’a çiçek vererek konseri için teşekkür etti.

Genç, Say’dan bestesi sadece Trabzon ile ilgili bir eser sözü aldı.
Başkan Genç, konserle ilgili düşüncelerini ifade ederek “Konseri eşimle birlikte izledim. İlk defa Fazıl Say’ın konserini izleme imkânım oldu.

Çok büyük bir keyif aldığımı ifade etmek istiyorum. Fazıl Say’ın Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli piyanistlerden biri olduğunu bir kez daha görme fırsatımız oldu. Umarız bu tür sanat etkinlikleri şehrimizde daha çok yapılır. Konsere katılımın oldukça yoğundu. Bu da memnuniyet vericiydi.

Şehrimizde demek ki, bu tür etkinlikler yapılmasına yönelik ciddi talep var. Kendisinden de bestesi sadece Trabzon’la ilgili bir eser sözü aldık” dedi.