Trump Art Gallery, kadına yönelik şiddete, çocuk gelinlere ve kadınların yaşadığı sorunlara dikkat çekmek için 20 sanatçının buluştuğu Mulier (Kadın) adlı karma sergiye ev sahipliği yapacak. Sergi 5-31 Mart tarihleri arasında sanatseverlerle buluşacak.

Zaman içindeki kadının toplumdaki değişimi serginin sanatsal çerçevesini oluştururken sanatçılar tarafından şekillenen eserler Mulier (Kadın) karma sergisinde buluşuyor. Resim, heykel, fotoğraf, cam ve seramik sanatının bileşenlerinden oluşan sergiye katılan sanatçılar, farklı malzemeler kullanarak ürettikleri eserlerde, kadının niteliğinin değişkenliklerini kendi perspektiflerinden ele alarak farklı şekillerde yorumluyor.

Mulier (Kadın) karma sergisinde; Aylin Örücü, Badem Kübra Kocalar, Burak Tekerli, Bülent Çınar, Büşra Kölmük, Cangül Gügük, Cemre Bozkurt, Deniz Küçükballılar, Ecem Yerman, Emel Özyol, Emir Furkan Tekkalmaz, İrem Kopuz, İrem Yılmaz, K. Muzaffer Gençer, Miray Durgut, Özgür Akpınar, Seza Çakır, Sezgi Tamer, Tuğba Matgöncü ve Zahit Yıldız olmak üzere 20 sanatçı eserleriyle yer alıyor.

Küratörlüğünü Kenan Bahadır Derre’nin üstlendiği sergi, 5 – 31 Mart tarihleri arasında Trump Alışveriş Merkezi B3 katında bulunan Trump Art Gallery’de ziyaret edilebilir.

Mazhar Alanson, Turhan Yükseler yönetimindeki Cemal Reşit Rey Senfoni Orkestrası ile konser verdi. Konseri, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Fecir Alptekin, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Üyesi Prof. Dr. İskender Pala ve KADEM Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Sümeyye Erdoğan Bayraktar da izleyiciler arasındaydı.

Mazhar Alanson, Turhan Yükseler yönetimindeki Cemal Reşit Rey Senfoni Orkestrası ile konser verdi. ‘Mazhar Senfoni’ adlı konseri aralarında Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Fecir Alptekin, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Üyesi Prof. Dr. İskender Pala, KADEM Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Sümeyye Erdoğan Bayraktar, Endonezya Büyükelçisi Mahmut Erol Kılıç, BAYKAR Teknik Müdürü Selçuk Bayraktar, SETA Genel Koordinatörü Burhanettin Duran, İBB Kültür Daire Başkanı Rıdvan Duran, İBB Kültür A.Ş. Genel Müdürü Kemal Kaptaner, Hasan Kaçan, Kadir Çöpdemir, İpek Tuzcuoğlu’nun da bulunduğu yaklaşık bin kişi izledi.

Şehrin popüler mekanlarından biri olan Setup, bu kez ressam Sedef Gali’nin küratörlüğünde hazırlanan “Benlik Süreci” adlı sergiye ev sahipliği yapıyor. 13 farklı sanatçının yer aldığı, bahara özel sanat projesinde, her sanatçı benlik arayışını kendine özgü üslubuyla eserlerine yansıtıyor.

1 Mart’dan itibaren Setup’da sanat severlerlerin beğenisine sunulan sergi, Mayıs ayına kadar devam edecek.

Kabataş Setüstü’nde yer alan ve “Mahalle Cafesi” konseptiyle kısa sürede şehrin en popüler duraklarından biri olan Setup, ressam Sedef Gali küratörlüğünde hazırlanan “Benlik Süreci” adlı sergiyle genç sanatçılara ev sahipliği yapmaya devam ediyor.

Bu kez 13 farklı isim, kendi sanat yolculuğundaki benlik arayışına odaklanarak, bu serüveni kendine özgü renk ve dokularla eserlerine yansıtıyor.

Anadolu’nun en büyük antik kentlerinden biri olan Ladoikya’nın gün yüzüne çıkarılıp dünya kültür mirasına kazandırılması için çaba gösteren Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin tarihi şehirde bulunan 2 bin 200 yıllık Batı Tiyatrosu’nda başlattığı kazı ve restorasyon hala devam etmekte.

Oturma basamakları açığa çıktı

Bu kapsamda geçen yıl Batı Tiyatrosu’nun oturma basamakları tamamen açığa çıkartıldığı, bu yıl yapılacak restorasyon çalışmalarına uygun hale getirildiği ifade edildi.

Denizli Büyükşehir Belediyesinin desteğiyle Ladoikya Antik Kenti’nin gün yüzüne çıkmaya devam ettiğini vurgulayan Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan, 19 antik kenti içinde barındıran Denizli’nin tarihi zenginlikleri ile dünyanın en önemli şehirlerinden biri olduğunu söyledi.

İzmir’de her yıl düzenlenen 13. Uluslararası Kukla Günleri, İzmir Devlet Opera ve Balesi Barok Orkestrası’nın müziğiyle destek olduğu İtalya’dan gelen Teatri 35 adlı ekibin ‘Yaşayan Tablolar’ isimli oyunu ile başladı. Festival direktörü Selçuk Dinçer, İzmir’in kukla başkenti olmasını dilediğini söyledi.

İzmir’de on üçüncüsü düzenlenen Uluslararası Kukla Günleri, İtalya’nın Napoli kentinden gelen Teatri 35 adlı ekibin sahnede ünlü tabloları canlandırdığı ‘Yaşayan Tablolar’ isimli oyunun yaklaşık 500 kişilik izleyiciye sergilenmesiyle başladı. İzmir Devlet Opera ve Balesi Barok Orkestrası’nın müziğiyle eşlik ettiği, Sabancı Kültür Sarayı’nda gösteride 3 oyuncu sahneye serilmiş kumaşları kullanarak ünlü sanatçıların en çok bilinen tablolarına hayat verdi.

İzleyicilerin heyecanla karşıladığı açılış töreninde; İzmir Büyükşehir Belediyesi adına Meclis Üyesi Muzaffer Tunçağ, Ege Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Ersan, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hacı Yakup Öztuna, Hollanda Başkonsolosluğu adına İzmir Fahri Konsolosu Ahmet Oğuz Özkardeş, İsrail Başkonsolosluğu adına Fahri Konsolos Jak Eskinazi, Alman Kültür Merkezi Müdürü Anna Weber, Fransız Kültür Merkezi adına Dilek Kurt, İzmir Devlet Opera ve Balesi adına Oğuz Çimen plaket aldı.

Selçuk Dinçer, 5- 6 festivaldir rektörlerden kukla okulu açılmasıyla ilgili söz aldıklarını ama bir türlü sonuca ulaşılamadığından yakındı. Bu açıklamanın ardından Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hacı Yakup Öztuna’nın söz vermesi üzerine Dinçer, “Bu konuyu başarın ve Kahraman olun” derken, salonu dolduran sanatseverleri de bu konuda tanık gösterdi.

Dünyanın sayılı mucitlerinden biri olarak kabul edilen Orta Çağ’ın en büyük  dehası sayılan  Cezeri’nin makinelerinin sergilendiği ” Cezeri’nin Olağanüstü Makineleri ” sergisi 15 Şubat – 15 Haziran tarihleri arasında ziyaretçiye açık olacak.

Yeniden hayat bulan makineler

Cezeri’nin Olağanüstü Makineleri sergisinde ziyaretçileri bekleyen sıra dışı aletle, etkileşimli düzenekler ve diğer teknolojik/bilimsel malzemeler…

Mühendisler ve ustalar ekibi tarafından Cezeri’nin tasarladığı ölçü,malzeme ve işlevselliğin dikkate alınmasıyla üretilmiştir. Bugüne kadar tek bir örneğine bile rastlanmayan bu aletlerin, adeta bir bilim tarihi arkeolojisi yapılarak ziyaretçilere sunuluyor.

Dev makineler

Cezeri’nin Olağanüstü Makineleri sergisi, 1500 m2’lik alanda, içerisinde boyutları 4 metreyi bulan dev makinelerle birlikte 66 farklı alete, makineye ve çeşitli düzeneklere yer veriyor. Eserlerin çalışma prensiplerini anlaşılır bir biçimde ortaya koyan sergide, Cezeri’nin şifreli, dört sürgülü kapı kilidi, şifreli kasası, dünyaca ünlü filli su saati, anıt su saati, tarihin ilk insansı robotu olan içecek sunan çocuk otomatı gibi birçok çalışmasının birebir örneklerini görmek mümkün.

Sergide kısa bir filmle karşılanan ziyaretçiler sırasıyla; Cezeri öncesi mekanik tarihi (Yaşam – Kalım),Cezeri dönemi sanatı ve siyasi kaosunun anlatıldığı bölüm (Kaos ve Düzen),Cezeri’nin kitabına ait görsellerin olduğu Harikalar Kitabı bölümü, Cezeri’nin makinelerinin birebir çalışır örneklerinin ve etkileşimli eğitim düzeneklerinin olduğu sanat bölümü, Cezeri’nin üretim araçlarının olduğu Cezeri’nin Atölyesi bölümü, Cezeri sonrası mekanik tarihinden örneklerin bulunduğu Saldırı bölümü ve gelecek tasvirinin olduğu gelecek bölümüyle tanışacaklar.

Tony Allen, Garanti Caz Yeşili konserleri aracılığı ile 28 Şubat Perşembe günü Babylon’a konuk olacak.
Kendine özgü davul stiliyle 50 sene boyunca  birçok jenerasyonu etkilemiş, geleneksel Afrika müziğinin caz ve funk türlerinin bir araya geldiği Afro-beat akımının kurucularından Tony Allen, Garanti Caz Yeşili konserleri kapsamında 28 Şubat Perşembe günü Babylon’a konuk olacak. Fela Kuti’nin “Tony Allen olmasaydı, Afro-beat olmazdı” dediği Allen, tarihin son 100 yıl içerisindeki en önemli müzisyenleri arasında sayılıyor. Kapı açılışının 20.30’da yapılacağı konserin biletlerini Mobilet’ten temin edebilirsiniz.

Festivale bu sene 109 belgesel, 170 kısa film başvuruda bulundu. Nihan Gider Işıkman, Yaşar Sökmensüer ve Mehlika Gider’den oluşan ön seçici kurul, 10 belgesel filmi ana yarışmaya layık buldu.

Bu sene  30’uncusu düzenlenecek olan  ve 18-28 Nisan 2019 tarihleri arasında yapılacak Ankara Uluslararası Film Festivali’nde hangi kısa ve belgesel filmlerin yarışacağı açıklandı. Festivale bu yıl 109 belgesel, 170 kısa film başvurdu. Nihan Gider Işıkman, Yaşar Sökmensüer ve Mehlika Gider’den oluşan ön seçici kurul, 10 belgesel filmi ana yarışmaya değer buldu.

Filmleri seyirci ile birlikte izleyecek seçici kurulda, belgesel yapımcısı ve yönetmen Semra Güzel Korver, fotoğraf sanatçısı Mehmet Turgut, gazeteci ve yazar Kanat Atkaya yer alacak.

Toplam 10 belgesel

Yarışmada birinci seçilen filme 20.000 TL ödül verilmesi planlanıyor. Seçici kurulun değerlendirmesinden sonra ön elemeyi geçen belgesel filmler: Burcu Esenç ve Cantekin Cantez’in “Bir Rüya Gördüm, Anlatsam da Anlamazsınız”; Erdal Hoş ve Nuran Özkan’ın “Dönene Kadar Benim Ülkem”; Ümran Safter’in “Kadın Olmanın Günahı”; Rıdvan Karaman’ın “Kimsesizler Oteli”; Hasan Kalender’in “Kromozom Kardeşler”; Naz Melis Özdil’in “Orada Bir Yerde”; Dilan Engin’in “Prenses Model”; Rena Lusin Bitmez’in “Tanrı Göçmen Çocukları Sever mi Anne?”; Yavuz Gözeller’in “Talihsiz Karşılaşmalar ve Göz Kaçırmalar Üzerine Bir Trajedi” ve Maru Hayriye Savaşçıoğlu’nun “Vatana Giderken Heimei” isimli belgeselleri yer alıyor.

Prof. Dr. Oğuz Onaran, Itır Gökgücü ve Gülden Treske’den oluşan ön seçici kurul, 16 kısa filmi ana yarışmaya değer buldu. Filmleri seyirci ile birlikte izleyecek seçici kurulda yönetmen Seren Yüce, oyuncu Yelda Reynaud ve görüntü yönetmeni Feza Çaldıran yer alacak. Yarışmada birinci seçilen filme 10.000 TL ödül verilecek.

Seçici kurulun değerlendirmesinden sonra ön elemeyi geçen kısa filmlerin arasında Oğuz Çiçek’in “Ama Ben Karadan Geldim”; Ceylan Beyoğlu’nun “Burada”; Tuna Kaptan’ın “Duyuyor musun Anne?”; Ozan Takış’ın “Fotoğraf”; Lütfü İrdem’in “Fotoğrafçı”; Benhür Bolhava’nın “Finiş”; Özgür Can Aksoy’un “Giderayak”; Yasemin Demirci’nin “Haftasonu”; Oğuzhan Boz’un “Kara Fırın”; Oğuzhan Kaya’nın “Kronos”; Burak Murat Kavuncu’nun “Maria”; Zeynep Köprülü’nün “Orada”; Ertan Alkan’ın “Sosyal Mağara”; Gökhan Bulut’un “Soyut Oda”; Fırat Kaya’nın “Şükran” ve Damla Kırkalı’nın “Yabancı”sı bulunuyor.

İlki büyük ilgi toplayan Artweeks @Akaretler’in ikincisi 5-17 Mart tarihleri arasında; Bilgili Holding ve Sabiha Kurtulmuş organizasyonuyla, önemli sanatçıların eserlerini Akaretler’de sanatseverlerle buluşturuyor.

Bilgili Holding’in öncülüğü ve desteğiyle, DB Dergi Grubu basın sponsorluğunda gerçekleşecek olan “Artweeks @Akaretler” sanat etkinliğinde; Sabiha Kurtulmuş’un organizasyonunda yerli ve yabancı birçok önemli sanatçının eserleri, 15 gün boyunca Akaretler’de yer alacak.

Eylül ayında ilki gerçekleştirilen ve yoğun ilgi toplayan‘Artweeks @Akaretler’, yeni sanat sezonunda farklı, dinamik ve sıra dışı bakış açısıyla daha fazla eser ve koleksiyonu sanatseverler ile buluşturmayı hedefliyor. Etkinlik süresince sanatçı ve koleksiyoner buluşmalarına, workshoplara, sanat sohbetlerine, sergi turlarına, müzik ve eğlenceye ev sahipliği yapacak.

Monet’in hava hakkında yakındığı mektuplar yazdığı tek kişi Alice değildi. Satıcısı Paul Durand- Ruel de benzer mektuplar alıyordu, bu mektupların bir amacı da söz verdiği tablolar geciktiği için bahaneler sunmaktı. Sinirlenen Durand – Ruel, Monet’ye güneş ışığının daha güvenilir olduğu Güney Fransa’da resim yapması için ısrar etti. Monet kabul etti ve Aralık 1883’te Renoir ile birlikte Akdeniz kıyılarına doğru yola çıktı.

Ancak beklentilerini karşılayan resimler üretmek konusunda zorlanıyordu. Bu pek de şaşırtıcı değildi. Genellikle yeni bir yeri en iyi yorumlama yöntemini bulduğunu hissetmesi biraz zaman alırdı.

Bir de iddiasına göre bir problem daha vardı: “Her zaman yalnız başıma,kendi izlenimlerim doğrultusunda daha iyi çalıştım.” Bu nedenle,sonraki ay Riviera’ya (İtalyan-Fransız sınırındaki) Bordighera’ya döndüğünde, Durand-Ruel’den ziyaretini Renoir’dan gizli tutmasını istedi.

Bu ikinci seyahati çok verimli  geçmişti, Şubat 1884’te Alice’e şöyle yazmıştı:” Şimdi manzarayı gerçekten hissediyorum. Cesur  davranıp pembe ve mavinin her tonunu katabilirim.” Aslında bu tabloları bu kadar çarpıcı ve farklı kılan, Güney’in canlı renkleri ve aşırı verimli bitki örtüsüdür.

Monet izlenimci tarzını sürdürür, ancak ilk başta onu “ürküttüğünü” iddia ettiği yoğun renkler ve gür bitkilerin şekillerinin çeşitliliği, resimlerine yeni bir cüretkarlık katar.

Büyük olasılıkla Ludovico’nun aracılığıyla, Leonardo o güne kadarki en büyük siparişini aldı-Santa Maria delle Grazie Kilisesi’nin yemekhanesi için Son Akşam Yemeği’nin freski.Kilisenin baş hamisi Ludovico haftada iki ke bu yemekhanede akşam yemeği verdi.

Leonardo’nun tuttuğu notlardan, İsa’nın havarileriyle birlikte yediği son akşam yemeğinin nasıl resmedileceğine dair epey kafa yorduğunu biliyoruz. Bir masada oturan on üç adam muhtemelen çok sıkıcıydı. Floransa’da bulunan Sant’ Apollonia Manastırı’ndaki bir başka Son Akşam Yemeği’nde başka türlü durağan bir sahne halini alacak bu dokunaklı dramı canlandırmak için mermer panoların büyüleyici görüntüsüne başvurulmuştu.

Ama Leonardo’nun istediği, yaşanılan dramın bizzat figürler tarafından açığa vurulduğu bir sahneydi. Dikkatini İsa’nın, havarilerinden birinin kendisine ihanet edeceğini açıkladığı o anın psikolojik yoğunluğuna verdi. Leonardo defterlerinden birine tablo için kullanabileceği şöyle bir bir senaryoyu not etmişti.

“Bir başkası yanındakinin kulağına fısıldarken, Yahuda kulağını yanındakine yaklaştırır., bu arada bir elinde bıçağı tutarken ,diğer elinde başka bir bıçağa saplanmış yarım bir somon vardır.” Leonardo’nun, kendi Last Supper’ında kullandığı öğeleri yine  saraydaki gündelik yaşamından aldığı aşikardı. Tuttuğu bir başka notsa, İsa’nın kimi andırması gerektiğine dairdi: “İsa için Kont Giovanni, Mortaro kardinali ile birlikte olan.”

Leonardo’dan önceki resimlerde Yahuda, hain olduğunu belli eden bir biçimde masanın karşısına yerleştirilmişti. Fakat Leonardo tablodaki bütün figürleri masanın arkasında konumlandırdı. Pencere, merkezde olan İsa’nın başını tıpkı bir hale gibi çevrelemiştir, vücudu havarilerinkinden biraz daha iridir. Odada hareket halinde olmayan tek kişi odur, yalnızca aşağı, masaya doğru bakar, ağzı hainin kim olduğunu duyurmak üzere aralıktır. Herkes şok içindedir. Sağda Matta, Taddeus ve Simun hainin kim olduğunu tartışır. Diğerleri, “Ben miyim?” diye sormak için dönerler. Birbirlerinden olduğu kadar kendi samimiyetlerinden de kuşku duyarlar. İsa’nın hemen sağındaki Yahuda elini İsa ve kendisi arasında duran tabağa uzatır ve biraz sonra İsa buyurur:”Benimle birlikte tabağa elini uzatan, bana ihanet edenle aynı kişidir.”

 

İstanbul Devlet Opera ve Balesi, A. Adnan Saygun’un görkemli eseri olan Yunus Emre Oratoryosu’nu sanatseverlerle buluşturacak.

A. Adnan Saygun’un, 13. yüzyılda yaşayan ünlü halk ozanı ve düşünürü Yunus Emre’nin yazdığı şiirlerden bazılarını kullanarak 1943 yılında yaptığı oratoryo, Uğur Seyrek’in yorumuyla yeniden sahneye taşınıyor. Sanatseverler sahnede hem İstanbul Devlet Opera ve Balesi dansçılarını, hem de opera solistleri ve korosunu birlikte izleme fırsatı yakalayacak.

Oratoryonun prömiyeri, 23 Şubat Cumartesi akşamı saat 20.00’de Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi’nde gerçekleşecek. Oratoryo, 26, 28 Şubat, 2, 5, 6 Mart tarihlerinde de aynı sahnede izleyiciyle buluşacak.

Bir Türk besteci tarafından bestelenmiş ilk oratoryo olma özelliğine sahip olan  Yunus Emre Oratoryosu, ilk kez 25 Mayıs 1946 yılında Ankara’da seslendirildi. Kısa sürede Saygun’u uluslararası düzeye taşıyan oratoryo, Paris (1947), New York (1958), Budapeşte, Viyana, Bremen, Berlin, Moskova, Vatikan ve 55 yıl aradan sonra New York ve Washington’da (2012) dünya sahnesine çıktı.