Her “kereste” doğru muamele görürse Stradivarius kalitesinde bir keman olabiliyor

 

 

“Müzik aletlerinin yapımı ile ilgili bir haber yapmak lazım.” diye düşünürken Pinhani Grubunun üyesi ve iyi bir Luthier (Anlam: Müzik aleti üreten kişi. Bilgi için: wiki) olduğunu bildiğim sevgili Zeynep Eylül ÜÇER aklıma geldi. Aradım ve biraz lafladık, Zeynep ve iş arkadaşı Türkay Ateş prıl pırıl genç ve müzikteki başarılarının yanı sıra okullu ve gelecek vadeden bir Luthier. Hani el yapımı bir müzik aletiniz olsun isterseniz kesinlikle görüşmeniz gerekli olan kişilerden… Ulaşmak isterseniz: http://violindream.com/     veya http://www.facebook.com/ViolinDream  (Editörden.) 

 

Doç. Dr. Neva ÇİTÇİOĞLU BANES 

İnsan eli duygu, yaratıcılık ve beceriyi bir araya getirdiğinde ortaya inanılmaz eserler çıkartıyor. Seramik, bakır, tunç, boya, deri, hatta ipek bile kullanılsa o eserleri gözlerimle sevmem yetiyor bana. Ama kullanılan madde ham ağaçsa elimde olmadan o esere dokunmak istiyorum.

O ağacın bir insan tarafından şekillendirilmeden önceki dönemlerini, köklerini toprağa saldığı ilk günden itibaren yaşadığı fırtınaları, kuraklıkları, milyonlarca kuşun üzerine konup kalktığı anları hissetmek istiyorum belki de.

Bu kadar vefalı, bir o kadar da cefalı bir canlının bedeninin bizler tarafından yeniden şekillendirilişi sanatın bambaşka bir boyutu. Daha önceki yazılarımda da tavsiye etmiş, “Strese girdiğiniz anda bir ağaca sarılmayı deneyin” demiştim. Kiminiz, “Denedim, hakikaten işe yaradı” diye mesaj atarken kiminiz, “Bilim adamları deli derlerdi de inanmazdım, doğruymuş” diye yorumlar yaptı.

İster “delilik” deyin ister “saçmalık”, evimdeki ağaçtan oyulmuş kaşıklarımı bile özenle yıkar, kurular, ayrı bir kutuda saklarım. Kullanılmaktan parça parça oluncaya kadar da atamam. Çocukluğumda da kurşun kalemlerim ağaçtan yapıldığı için tutulamayacak boyutlara indiğinde tepesine tükenmez kalem kapağı geçirir, “son nefesine” kadar kullanırdım.

Ben evde pilav yaparken kullandığım tahta kaşıklarımı ve yazı yazdığım kurşun kalemlerimi sırf ağaçtan yapıldığı için bu kadar severken, bir kemancının kemanına olan sevgisini düşünemiyorum bile. Ben olsam tüm duygularıma aracı olan, bana ekmek parası kazandıran o “ağaç parçasından” yapılan alete canlıymış gibi bir de isim takardım herhalde: “Duygu”, “Can”, “Hayat” ya da ne bileyim belki de “Aşkım” olurdu adı.

Hele bir de Stradivarius gibi bir markaysa, saklarken ipeklere mi sarardım, kadifelere mi bilemiyorum. 17. ve 18. yüzyıllarda İtalya’da Antonio Stradivari ve ailesi keman üretiyorlardı. Daha sonraki dönemlerde ustalar ve hatta bilim insanları, Stradivari Ailesi’nin yaptığı ve Stradivarius olarak anılan kemanları incelemeye alıp elde ettikleri gözlemlerle benzerlerini üretmeye çalıştılar.

Fakat hiçbir taklit teknolojiyle yapılan kemanın sesi, orijinal bir Stradivarius kemanın çıkardığı ses kalitesine yaklaşamadı. Kullanılan ağacın seçiminden tutun da üzerine yumurta akının karışımıyla atılan orijinal vernik bile ince ince analiz edildi. Ama nafile.

Bu yüzden bugün 1690 ve 1700 yıllarında yapılan Stradivarius kemanların değeri yüz binlerce, hatta milyonlarca dolar değerinde. Kalitedeki “sırrı” çözme çalışmalarıysa halen devam ediyor. Uzmanlar dönüp dolaşıp aynı kararda birleşiyor: Anahtar, seçilen “kereste” olmalı. Her “kereste”den keman olmuyor.

Geçen hafta ağaçlar üzerinde araştırma yapan İsviçreli bilim insanı Prof. Francis Schwarze, keman yapımında kullanılan ağacın özel mantar çeşitleriyle (physisporinus vitreus ve xylaria longipes) işlem görmesi halinde yapılacak kemanın Stradivarius kalitesinde ses çıkaracağı iddiasını tekrarladı.

Berlin’de bulunan Max Delbrück Merkezi Moleküler Tıp Bölümü’nde, 7 Eylül’de düzenlenen sempozyumda Prof. Schwarze’nin yaptığı konuşma, tıp doktorlarından bile büyük ilgi gördü. Benzer denemeyi 2009’da da yapmış olan profesör, bu seferki çalışmasından çok daha emin.

Kullanılacak ağaçlar bu mantarlarla işlem gördüğünde daha esnek ve akustik bir yapıya bürünüyorlar. İkinci aşamada, belli bir kaliteye ulaşan ağaç, mantardan arınsın diye etilen oksite tabi tutuluyor. Bütün mantarların öldüğü test edildikten sonra da keman yapımı başlıyor.

Bu teknikle elde edilen ilk kemanlar 2009 yılında uzmanlarca test edilmişti. Perde arkasında çalınan kemanların Stradivarius mu yoksa bilimin ürettiği keman mı olduğunu hiçbir uzman anlayamamıştı. Prof. Schwarze’nin bu toplantıda ilan ettiği amacı, 2014’ten itibaren maddi gücü yetmeyen genç sanatçıların eline Stradivarius kalitesinde kemanlar verebilmek.

Haberi okuyunca hem umutlandım hem sevindim. “Kereste” zengini bir ülkeyiz. Demek ki her “kereste” doğru muamele görürse Stradivarius kalitesinde bir keman olabiliyor. Sadece birazcık bilim gerek.

Kaynak : [-]

 

sanat duyuru

Nilüfer, Perşembe günü saat 21.00’de Turkcell Kuruçeşme Arena’da müzikseverlerle buluşacak.

SERGİ

İSTANBUL

■ Emre Senan’ın “ani Paçavra” isimli sergisi 15 Eylül – 20 Ekim tarihleri arasında Galeri Apel’de.

■ Esra Ekşi Demir’in “Yaşanmışlıklar” isimli sergisi 15 Eylül – 19 Ekim tarihleri arasında Ürün Sanat Galerisi’nde. (0216 363 12 80)

■ Işığın Peşindeki Çocuklar 3 isimli karma fotoğraf sergisi 14 – 30 Eylül tarihleri arasında PhotoWorld Fotoğraf Merkezi’nde. (0216 418 19 76)

■ Algı Kapıları isimli karma sergi 13 Eylül – 13 Ekim tarihleri arasında THE MARMARA PERA’da. (0 212 292 00 38)

■ Sonbahar Karma Sergisi 13 – 28 Eylül tarihleri arasında Bahariye Sanat Galerisi’nde.

■ Bahadır Baruter’in “Senin Ailen Bir Yalan Yavrum” isimli sergisi 13 Eylül – 13 Ekim tarihleri arasında galerisi X-Ist’te.

■ Yağız Özgen’in “Tayf” adlı ikinci kişisel sergisi 13 Eylül – 20 Ekim tarihleri arasında Sanatorium’da.

■ Sara Baruh’un “Double Face – İki Yüzlü” isimli sergisi 12 Eylül – 15 Ekim tarihleri arasında Gallery LiNART’ta.

■ Viron Erol Vert’in “7 Perde / 7 Curtain” isimli sergisi 12 Eylül – 21 Ekim tarihleri arasında Galerist Hasköy’de.

■ İstanbul Fotoğrafları Sergisi 12 Eylül – 5 Ekim tarihleri arasında Caddebostan Kültür Merkezi’nde.

■ Servet Koçyiğit’in “Aşk ve Diğer Meseleler” isimli sergisi 12 Eylül – 20 Ekim tarihleri arasında RAMPA’da. (0 212 327 08 00)

■ Barış Mengütay’ın “Ayna Sırtı” isimli video yerleştirmesi 11 -16 Eylül tarihleri arasında PASAJist’te izlenebilir.

■ Bilge Alkor, Semih Duman, Ahmet Elhan, Ege Kanar, Çağlar Kanzık, Cihan Poçan, Sinan Tanrıdağ ve Begüm Yamanlar’ın fotoğraf sergisi 11 – 29 Eylül tarihleri arasında 4a Sanat Galerisi’nde. (0212 233 33 80)

■ Bedri Rahmi Eyüboğlu, Cihat Burak, Mehmet Pesen, Salih Acar, Alp Bartu, Saim Dursun, Reha Yalnızcık, Işıl Özışık, Niyazi Toptoprak, Metin Gönül, Artin Demici ve Kâmil Masaracı’nın karikatür sergisi 13 Eylül’e kadar Ürün Sanat Galerisi’nde. (0216 363 12 80)

■ Ole Lislerud’un “Temas” isimli sergisi 13 Eylül’e kadar Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tophane-i Âmire Kültür ve Sanat Merkezi’nde.

■ Mustafa Köseoğlu ve Metin Benek ’in sergileri 15 Eylül’e kadar Alta Sanat Galerisi’nde. (0212 282 69 65)

■ daha fazla / more isimli karma sergi 15 Eylül’e kadar Art Suites Gallery’de.

■ Ayvalık’tan Mavi Düş sergisi 15 Eylül’e kadar Alta Sanat Galerisi’nde.

■ Yenikapı’nın eski gemileri sergisi 16 Eylül’e kadar Rahmi Koç Müzesi’nde.

■ Kobra – Özgür Sanatın 1000 Günü sergisi 16 Eylül’e kadar S.Ü. Sakıp Sabancı Müzesi’nde.

■ Noktanın Ustaları isimli sergi 16 Eylül’e kadar Kumbaracı4’te.

■ İsmail Acar ’ın “5 Duyu 5 Olgu” isimli sergisi 18 Eylül’e kadar Türk ve İslam Eserleri Müzesi Geçici Sergi salonunda.

■ Deniz Deniz’in “İçimdeki Işık” isimli sergisi 20 Eylül’e kadar İstanbul Sanayi Odası Sanat Galerisi’nde. (0212 251 46 31)

■ Burhan Doğançay ’ın “Kent Duvarlarının Yarım Yüzyılı: Burhan Doğançay Retrospektifi” sergisi 23 Eylül’e kadar İstanbul Modern’de.

■ Evin Sanat Galerisi Yaz Karma Sergisi 28 Eylül’e kadar devam ediyor. (0212265 81 58)

■ Dora Günel’in “UNVAN-SIZ” isimli fotoğraf sergisi 28 Eylül’e kadar TMMOB Mimarlar Odası, Karaköy Binası’nda.

■ Deneyimin Ötesi sergisi 30 Eylül’e kadar Pera Müzesi’nde.

■ Setenay Özbek’in sergisi 30 Eylül’e kadar ART350’de.

■ Kare Art Gallery’deki karma sergi 30 Eylül’e kadar ziyaret edilebilir.

■ Selim Birsel, Ali Kazma, Ali Emir Tapan, Nasan Tur, Mürüvvet Türkyılmaz’ın “Küçük Hakikatler” isimli sergisi 6 Ekim’e kadar Egeran Galeri’de. (0212 251 12 51)

■ Ersan Deveci’nin “Çocuk Oyuncağı” sergisi 6 Ekim’e kadar Dirimart’ta.

■ Ysolt’un Yeni Limanı 10 Ekim’e kadar Rahmi Koç Müzesi’nde.

■ Padişahın Evi: Harem-i Hümayun sergisi 15 Ekim’e kadar Topkapı Sarayı Müzesi, Has Ahırlar Sergi Salonu’nda.

■ Ahmet Güneştekin’in sergisi 20 Ekim’e kadar Armaggan Art Gallery’de.

■ Josephine Powell ’ın “Josephine’in Gördüğü: 20. Yüzyılda Anadolu’nun Kırsal Yörelerine Fotoğrafik Bakışlar” sergisi 21 Ekim’e kadar Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi’nde.

■ Çağdaş Ustalardan Sergi 31 Ekim’e kadar TEM Sanat Galerisi’nde.

■ Halki’den Yansımalar Kartpostallarda Ada Sergisi 31 Ekim’e kadar Heybeliada İnönü Evi Müzesi’nde.

■ Biz bu memleketi seninle sevdik Lefter sergisi 24 Haziran 2013’e kadar Adalar Müzesi’nde.

BODRUM

■ Ayşenur Önemci, Burcu Aydın, Demet Yalçınkaya, Ekin Koç, Gizem Enuysal, Halil Şentürk, İrfan Okan, Joel Menemşe, Kemal İskender, Kudret Türküm, Mehmet Subaşı, Nurdan Likos, Resul Aytemür, Selahattin Yıldırım, Sertap Yeğin, Şemsi Altaş, Ümran Özbalcı Aria, Yağmur Yılan, Sinem Kaya, Şahin Paksoy’un sergisi 12 Eylül – 2 Ekim tarihleri arasında ART SUITES BODRUM GALLERY’de. (0212 251 55 61)

■ Musa Köksal’ın “Zamane Belgeleri” isimli sergisi 15 Eylül’e kadar Bodrum Nurol Sanat Galerisi’nde.

ANKARA

■ Baskı Resmin Ustaları – resim – 13 Eylül’e dek – ARETE Sanat Galerisi’nde. (0 312 440 08 81)

■ Yaz Karması – resim – 28 Eylül’e dek – Atlas Sanat Galerisi’nde. (0 312 468 59 04)

■ Yaz Karması – resim, heykel, 30 Eylül’e dek – Krişna Sanat Merkezi’nde. (0 312 418 02 53)

İZMİR

■ Martin Krastev’in resim sergisi Bodrum The Marmara Oteli’nde bugün sona eriyor

■ Betin Benek ve Gülseren Kayalı’nın 9. Ayvalık Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında açtıkları resim ve heykel sergileri, Karagöz Sanatevi ve Tarlakuşu’nda 15 Eylül’e dek görülebilir.

■ Gürsel Koyuncu’nun guaj eserlerinden oluşan kişisel resim sergisi bugünden itibaren Balıkesir Güre Atatürkçü Düşünce Derneği’nde, 15 Eylül Cumartesi günü ise 14.00-19.00 saatleri arasında Altınoluk Cumhuriyet Alanı’nda izlenimde.

■ Arkas Sanat Merkezi, 14 Eylül’den itibaren Ahmet Ertuğ’un “Sessizliğin Yankısı” adlı fotoğraf sergisini ağırlayacak.

■ Ekin Erman “Bütünlüksüz” adlı heykel, resim, seramik ve fotoğraf sergisi, bugünden itibaren 28 Eylül’e dek, İzmir Devlet Resim Heykel Müzesi’nde izlenimde.

MERSİN

■ Rus sanatçı Parysheva Svetlana’nın, “Ural Masalları” adlı Rus El Sanatları sergisi, yarın 17.30’da İçel Sanat Kulübü’nde açılacak. Sanatçı Svetlana’nın uygulamalı sunum yapacağı M. İlhan /A. Uğural Sanat Galeresi’ndeki sergisi, hafta boyu sanatseverlerin izlenimine açık olacak.

(0324 2381088)

ADANA

■ Fotoğraf sanatçısı Dr. Haluk Uygur’un, “Doğanın Güzellikleri” adlı fotoğraf sergisi Optimum AVM’deki S.E.S. Atölyesi’nde sürüyor. Uygur’un çalışmalarının yer aldığı sergi, bu hafta da izlenime açık tutulacak.

(0322 3333300)

MÜZİK

İSTANBUL

■ ‘Nardis Jazz Club’ta bugün saat 21.30’da “Serkan Çakıt Quintet”, yarın saat 21.30’da “Tuluğ Tırpan Trio”, çarşamba günü saat 21.30’da “Yavuz Akyazıcı Quartet”, perşembe günü saat 21.30’da “Okay Temiz – Oriental Wind”, cuma günü saat 22.30’da “Önder Focan & Tuluğ Tırpan Project” ve cumartesi günü saat 22.30’da “İpek Dinç Band” konseri izlenebilir. (0 212 244 63 27)

■ ‘Küçükçiftlik Park’ta bugün saat 20.00’de “Jethro Tull’s Ian Anderson”, cuma günü saat 21.00’de “Stevie Wonder”, cumartesi günü saat 14.00’ten itibaren ise Bombay Bicycle Club, The Stranglers, Space’in de katılımıyla “Eksen On Fair” konseri izlenebilir. (0 212 231 30 45)

■ ‘Turkcell Kuruçeşme Arena’da perşembe günü saat 21.00’de “Nilüfer”, cumartesi günü saat 21.00’de “Ebru Gündeş” konseri izlenebilir.

(0 212 263 39 83)

■ ‘Jolly Joker’de cuma günü saat 22.00’de “Zakkum”, cumartesi günü saat 22.00’de “Yaşar” konseri izlenebilir.

(0 212 249 07 49)

ANKARA

■ If Performance Hall’de, Erkin Koray’ın vereceği konser, 13 Eylül’de saat 00.00’da, Zakkum’un vereceği konser 20 Eylül’de saat 00.00’da. (0312 418 95 06)

■ Jolly Joker Ankara’da, Yeni Türkü’nün vereceği konser 14 Eylül’de saat 22.00’de, Levent Yüksel’in vereceği konser 15 Eylül’de saat 22.00’de, Fettah Can’ın vereceği konser, 21 Eylül’de saat 22.00’de, Yaşar’ın vereceği konser 22 Eylül’de saat 22.00’de, Cem Adrian’ın vereceği konser 28 Eylül’de saat 22.00’de, Volkan Konak’ın vereceği konser 29 Eylül’de saat 22.00’de, MFÖ’nün vereceği konser 6 Ekim’de saat 22.00’de, Emre Aydın’ın vereceği konser 12 Ekim’de saat 22.00’de, Kıraç’ın vereceği konser 13 Ekim’de saat 22.00’de, Athena’nın vereceği konser 19 Ekim’de saat 22.00’de, Rafet El Roman’ın vereceği konser 20 Ekim’de saat 22.00’de, Feridun Düzağaç’ın vereceği konser 26 Ekim’de saat 22.00’de, Gökhan Türkmen’in vereceği konser 27 Ekim’de saat 22.00’de. (0 312 424 11 11)

TİYATRO

İSTANBUL

■ İkincikat “Aut” perşembe, cuma, cumartesi 20.30

(0 212 292 32 47)

ANKARA

■ MEB Şûra Salonu’nda, “İsim, Şehir, Hayvan” adlı oyun, 10, 11, 12 ve 13 Ekim’de saat 20.30’da. (0 312 212 98 86)

GÖSTERİ SÖYLEŞİ

İSTANBUL

■ KüçükÇiftlik Park’ta cumartesi günü saat 14.00’te “Eksen On Fair” festivali takip edilebilir. (0212 231 30 45)

ANKARA

■ Cermodern Sanatlar Merkezi’nde, “Büyük Sır/Get Low” adlı filmin gösterimi bugün saat 21.00’de, “Güzel Bir Hayat Düşlerken/Circus Columbia” adlı filmin gösterimi 18 Eylül’de saat 21.00’de, “Le Tableau” adlı filmin gösterimi 25 Eylül’de saat 21.00’de. (0 312 310 00 00)

 

7 eylül itibariyle vizyonda olan Cesur(Brave) bu hafta sonu için izlenesi bir film,çocuklarımızın hayal gücünü renklendirmek için sizleri bekliyor.

Filmin konusu:Merida, Kral Fergus ve Kraliçe Elinor’un okçuluk konusunda oldukça yetenekli ama bir kadar da deli fişek kızlarıdır. Kaderinin kendi elinde olduğuna inan Merinda, ülkede yüzyıllardan beri gelen bir geleneğe karşı çıkar. Lord MacGuffin, Lord Macintosh ve Lord Dingwall bu yetenekli, kızıl saçlı kızdan hiç hoşlanmazlar ve Merida’nın kararları krallık içerisindeki düzeni bozar. Bilge Kadın’a başvurduğunda ise uğursuz bir dileğin onu beklediğini öğrenir. Merinda ardı sıra gelen tehlikeli güçlerin farkına varır ve daha fazla gecikmeden korkunç laneti ortadan kaldırmaya çalışırken bir aynadan da gerçek cesaret ile yüzleşir…

Film fragmanı için;

 

Film hakkında detaylı bilgi için;

Kısa film,tiyatro,resim kurslarımız başladı.Bildiğiniz üzere size çok yakınız.Bakırköy İncirli Caddesi,Kıbrıs Sokak No:6’da Town Center karşısı Yaşar Hastahanesi’nin sokağındayız.Sabah 09:00 akşam 21:00 sizlere hizmet vermekteyiz.Eğitmenlerimiz konservatuar mezunu olup, MEB onaylı sertifika veriyoruz.

Konuya ilişkin yapılan açıklamaya göre, Fazıl Say, Dortmund Konser Salonu’nun 10. yılı onuruna şair Rainer Maria Rilke’nin, ”Der Panther”adlı şiirini besteledi.Lirik soprano ve orkestra için yazılan eser, yarın WDR Senfoni Orkestrası, soprano Christiane Oelze ve şef Pablos Heras-Casado eşliğinde Dortmund Konser Salonu’nda prömiyer yapacak.
Alman şiirinin en bilinen eserlerinden ”Der Panther”, yazıldığı 1902 yılından bu yana, birçok sanatçı tarafından yorumlandı. Fazıl Say ise şiirdeki sembolleri, orkestranın yarattığı akustik renklerle çözümledi.

Programda, ayrıca Say’ın ilk senfonisi ”İstanbul”un ilk bölümü olan ”Nostalji” de yer alacak.
İstanbul Senfonisi’nin dünya prömiyeri de iki yıl önce WDR Senfoni Orkestrası ile aynı salonda gerçekleştirilmişti.

Fazıl Say kimdir?

Yazar ve müzikolog Ahmet Say’ın oğludur. Piyano eğitimini Ankara’da Mithat Fenmen ve Kamuran Gündemir,Düsseldorf’ta David Levine’den almıştır.

Üç yaşındayken obuacı Ali Kemal Kaya ile ritmik jimnastik ve işitme alıştırmalarına başlayan Fazıl Say, bir yıl sonra Mithat Fenmen’den aldığı piyano dersleriyle sevgiyi de içeren bir öğrenim sürecine girmiştir. Fenmen’le sekiz yıl süren bu dönem, piyano, solfej ve teorinin yanı sıra, besteciliğe özendirme çalışmalarını ve konser podyumlarına ısındırma amaçlı küçük dinletileri kapsar. Mithat Fenmen’in 1982 yılında vefat etmesi üzerine Ankara Devlet Konservatuarı’na giren Fazıl Say, ‘Özel Statü’ olarak nitelenen hızlandırılmış yoğun eğitim çerçevesinde Kamuran Gündemir ile piyano, İlhan Baran ile kompozisyon çalışmıştır. Gündemir, yorum kavrayışı gerektiren yapıtlar üzerinde üst düzey bir değerlendirme ortamı yaratarak öğrencisini yetiştirmiş, İlhan Baran ise ona kompozisyon eğitiminin temeli olan teknik donanımları kazandırmıştır. Donanımların başlıcaları armoni, kontrpuan, form bilgisi, analiz, enstrümantasyon, orkestrasyon, antik modlar, Türk Müziği makamsal ve ritmik sistemleri, caz armonisi ve stil araştırmalarıdır. İlhan Baran, ayrıca çağdaş müzik stilleri çalışması için Ertuğrul Oğuz Fırat’dan yararlanılmasını istemiş ve Fazıl Say, üç yıl Fırat’dan ders almıştır. 1987 yılında konservatuarı bitiren genç piyanist, Almanya’nın DAAD bursuyla bu ülkeye gitmiş, Düsseldorf Müzik Yüksek Okulu’nda ABD’li piyanist David Levine’in öğrencisi olmuştur. Dünyanın önde gelen Schubert yorumcularından olan Levine, “Yaratıcı Yorumculuk” açısından örnek bir piyanisttir. Fazıl Say, piyanist kimliğiyle onu örnek almıştır.

 

 Kaynak

 

Piyano eğitimlerimiz devam etmektedir.

İletişim için 

Türkiye’nin en uzun soluklu festivallerinden 22. Akbank Caz Festivali’nin 3-21 Ekim tarihleri arasındaki programı açıklandı

Bu sene 22. yılını kutlayacak olan Akbank Caz Festivali, geride bıraktığı 22 yıl boyunca dünya çapında pek çok müzisyeni ağırladı ve unutulmaz performanslara sahne oldu. Festival, zengin konser programının yanı sıra atölye çalışmaları, paneller, yarışmalar, ‘cazlı brunch’ gibi aktivitelerle bu yıl da dopdolu olacak.

Bu sene dördüncüsü düzenlenecek olan “Kampüste Caz Etkinliği” ile festival ritmi Anadolu’ya ulaşacak. Bu etkinliklerle lise ve üniversite çağındaki gençlere ulaşmak, onlara caz müziğini tanıtmak ve sevdirmek festivalin esas hedeflerinden.

Akbank Sanat Müdürü Derya Bigalı ise festivalin 22. yılında da dünyaca ünlü caz sanatçılarını ülkede ağırlarken, yetenekli genç müzisyenlere de performanslarını sergileme imkanı sunacaklarını vurguladı.

22. Akbank Caz Festivali, klasik cazdan avangart tınılara, dünya müziklerinden elektronikanın sınırlarına dek uzanan işitsel tecrübelerle takipçilerine geniş bir çeşitlilik sunuyor. Diğer yandan, festival kapsamında iki yarışma da düzenleniyor. Bunlardan biri ‘JAmZZ Akbank Caz Festivali Genç Yetenekler Yarışması’ diğeri de Akbank Sanat facebook sayfası üzerinden gerçekleştirilen ‘Tişört TasarlıCAZ!’ yarışması. Bu yarışmalarla hem caz severlere içlerindeki sanatçı ruhu ve yaratıcılığı yansıtma fırsatı sağlanıyor.

22. Akbank Caz Festivali’nin bu yıl öne çıkan isimleri; Anthony Braxton & Diamond Curtain Wall Quartet, Eleni Karaindrou, İbrahim Maalouf, Gregory Porter ve The ACT Jubilee Night olacak.

Festivalin bu yılki mekanları arasında ise İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı, Akbank Sanat, Babylon, Babylon Lounge, The Seed, Nardis, Salon, Garajistanbul ve Caddebostan Kültür Merkezi bulunuyor.

22. AKBANK CAZ FESTİVALİ’NDEN SEÇMELER

22. Akbank Caz Festivali, ”Cazın Ustaları” bölümünde bu yıl okyanusun her iki yakasından caz tarihinin büyük seslerini bir araya getiriyor. Amerikan cazının yanı sıra Avrupa caz sahnesinin saygın isimlerinin yer aldığı bu bölümde, cazın kilometre taşları Miles Smiles, The ACT Jubilee Night ve Anthony Braxton Diamond Curtain Wall Quartet yer alıyor.

Amerikan caz müziği geleneğinin gelişmesinde çok etkin bir rol oynayan 20. yüzyılın en etkili caz müzisyenlerinden Miles Davis’in mezunlarından Larry Coryell’in, Rolling Stones’un basçısı Darryl Jones, Joey DeFrancesco, Omar Hakim, Bill Evans ve Miles Davis’in tek trompet öğrencisi Wallace Roney gibi tüm yıldızlarını bir araya getirdiği Miles Smiles, 7 Ekim Pazar günü İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleştireceği konserle müzikseverleri caz müziğinin sınırlarında bir yolculuğa çıkaracak.

AA

100 yıllık Hz. İsa freskini restore etmek isterken eseri adeta ucubeye çeviren Cecilia Gimenez ismindeki yaşlı bir kadın, kimsenin adını bile duymadığı kasabaya dünya çapında ün getirdi.

İspanya’da 80’lik amatör ressamın hatası, Borja kasabasını dünyaya tanıttı

İspanya’nın Zaragoza şehri yakınlarındaki bir kilisede bulunan 100 yıllık Hz. İsa freskini restore etmek isterken eseri adeta ucubeye çeviren  ismindeki yaşlı bir kadın, kimsenin adını bile duymadığı kasabaya dünya çapında ün getirdi.

Zaragoza’ya 65 km uzaklıkta bulunan Borja kasabası, milyonlarca dolarlık reklamlarla elde edilemeyecek üne kavuşurken, turistlerin de ilgi odağı oldu.

Önde gelen televizyon kanallarının yanısıra en son Amerikalı ünlü şovmen Conan O’Brien’ın programına konu olan Ecce Homo (İşte İnsan) adlı freskin, smartphone uygulaması bile var.

19. yüzyılda yaşayan ressam Elias Garcia Martinez’in imzasını taşıyan Ecce Homo portresini görmek isteyen meraklı turistler, akın akın Santuario de la Misericordia Kilisesi’ne geliyor.

Nemlenme yüzünden tahrip olmaya yüz tutmuş freskin ‘restore edilmiş’ haliyle fotoğraf çektiren yerli ve yabancı ziyaretçiler, tebessüm etmekten kendini alamıyor.

RYANAİR, 12 EUROYA UÇUŞLAR DÜZENLİYOR

Low cost (ucuz) havayolu şirketi Ryanair, müşterilerine Borja’da Ecce Homo’ya yapılan “kreatif restorasyonu” görmek için Zaragoza şehrine yapılan uçuşlarda 12 eurodan başlayan fiyat seçenekleri sunuyor.

Ekim ve Kasım aylarında Borja’yı ziyaret etmek isteyenler, 6 Eylül Perşembe günü saat 24.00’a kadar rezervasyon yaptırabilecek.

Şirketten yapılan açıklamada, Zaragoza’ya olan bilet satışlarında son haftalarda artış gözlendiği ve Borja’ya olan ilgi yüzünden artmaya devam ettiği belirtildi. Ryanair şirketi, bu yoğun ilgiyi “el efecto eccehomo” (Ecce Homo etkisi) olarak nitelendirdi.

BARCELONA’DA ECCE HOMO AÇIK HAVA SERGİSİ DÜZENLENECEK

Barcelona merkezli kentsel sanat projesi olan Wallpeople, 7 Eylül Cuma günü şehir merkezinde Ecce Homo açık hava sergisi düzenleyecek.

Cecilia Gimenez’in yaptığı ‘Ecce Homo restorasyonunun’ farklı yorumlamalarının yer alacağı sergide katılımcılar, eserleri takas edebilecek.

Wallpeople’ın kurucusu David Marcos, sergiyi düzenleme amaçlarından birinin, Gimenez’e ve yaptığı tabloya halkın verdiği desteği göstermek olduğunu söyledi. Marcos, “Cecilia’nın istem dışı yaptığı eser binlerce insanı tebessüm ettirdi ve haya gücünü tetikledi.” dedi.

Barcelona’daki açık hava etkinliğinde ayrıca, katılımcıların mesajlarını bırakabilecekleri bir defter hazır bulunacak ve sergiden sonra Cecilia Gimenez’e teslim edilecek.

Kaynak

 

“Mevsimlerle İstanbul – Selahattin Giz Koleksiyonu’ndan 1925 – 1955 İstanbul Fotoğrafları Sergisi”

Selahattin Giz’in 1925 ile 1955 yılları arasında İstanbul’un farklı bölgelerinde, farklı mevsimlerde çektiği fotoğraflarda neler yok ki…

Tanıdık sokaklar, bugün artık zor tanınan ünlü alanlar, yaşlı tramvaylar, uzaktan uzağa dış çizgileri görünen görkemli camiler, çoğu yok olmuş büyük yapılar…

At arabaları, faytonlar, Boğaz’da çıkıntı yapmış eski ahşap yalılar…

Kızkulesi, Körfez’deki dalyanlar, İstanbul Üniversitesi’nin ışıklar içindeki gece görünümü, sur dışındaki surlar…

Belleklerden bile çoktan silinmiş Taksim, karla kaplı meydanda kızlı-erkekli kızak kayanlar, kar altındaki caddeler, Dolmabahçe sırtlarının merdivensiz döneminde yokuş tırmananlar, araba azlığından büyümüş/genişlemiş görünen caddeler, karlar altındaki kayıklar, Beyazıt’ın eski havuzu, Haydarpaşa Garı, Küçüksu Kasrı…

Selahattin Giz kimdir?

Galatasaray Lisesi’nde öğrenciyken babasının hediye ettiği Laika marka küçük makineyle fotoğraf merakı başladı.

Lise diplomasını aldığı gün hocası ve Cumhuriyet gazetesi yazıişleri müdürü Abidin Daver onu işe aldı ve dönemin efsane foto muhabiri Namık Görgüç’ün yanında gazeteciliğe başladı.

Faik Şenol, Faruk Fenik ve Müeddep Erkmen ile birlikte Basın-Foto adlı bir ajans kurdu. 1973’te emekli oldu.

Burhan Felek Hizmet Ödülü ve Basın Şeref Kartı sahibi Selahattin Giz , 43 yılı Cumhuriyet gazetesinde olmak üzere , 50 yılı aşan fotoğraf mesleğinde Atatürk ve İstanbul fotoğraflarından oluşan zengin arşiviyle tanındı.

Yaklaşık üç bin fotoğraftan oluşan Atatürk arşivinin en meşhur fotoğrafı, Atatürk’ün Ankara’ya giderken ay yıldızlı tren camının ardından istasyonda kendisini uğurlayanlara ayakta baktığı portresidir.

12 Eylül – 5 Ekim 2012 tarihleri arasında Selahattin Giz sergisi ziyaret edilebilinir.

Kaynak

 

Fotoğraf kurslarımız 9 Eylül itibariyle başlayacaktır.

Detaylı bilgi için lütfen irtibat kurunuz.

İletişim için 

Fransız sanatçı Jean Marc Arakelian ve Türk vatandaşı olan gazeteci Nathalie Ritzmann’ın açtığı, ‘Mevlana’nın, şiirsel coşkunluğundaki kadının yaradılışı’ konulu sergi, 8 Eylül 2012 tarihine kadar Beyoğlu Belediyesi’nde sanatseverleri bekliyor.

us İhtilali zamanında Ayasofya’dan geçen bir kadınla şekillenen, derviş ve sema fotoğrafları ile dinamikleşen, Mevlana’nın şiirsel coşkunluğunda kadının yaradılışını temsil eden bir metaforun çevresinde çekilen fotoğrafların yer aldığı, 8 Eylül 2012 tarihine kadar İstiklal caddesindeki (No:217) Beyoğlu Belediyesi’nde, ücretsiz izleyebileceğiniz sergi, siz sanatseverleri bekliyor.

Jean Marc Arakelian ve Nathalie Ritzmann ile Mevlana sergisiyle ilgili yaptığımız röportaj…

 Sevgili Nathalie, geçtiğimiz Haziran ayında Bulgaristan’da sema gösterileri organizasyonu yaptınız. 2013’ün ilkbaharında yine bu gösteriyi yapacaksınız. Peki Jean-Marc Arakelian’la, Mevlana’yla ilgili bu sergiyi gerçekleştirmek nerden, hangi düşünceyle aklınıza geldi?

Nathalie: Bulgaristan Plovdiv’de, 4-5 Haziran 2012’de, bölgesel Etnografya Müzesi’nde ve eski semahanede 2 sema gösterisi yaptık. Ve 4-30 Haziran arasında da fotoğraf sergisi yaptık. Burda sergi açma durumu da, Beyoğlu Belediyesi sanat galerisi yönetmeni Beste hanım, Jean-Marc’ın dervişler hakkındaki fotoğraflarını daha önce internette görüp beğendi. Benimkileri de aynı şekilde… Bizden dosya istemişti… Ve takvimde yer buldu.    

Bu sergiyi açmanızdaki, insanlara ulaştırmak istemenizdeki amaç neydi?

 Nathalie: Açılışta, katılanlar farklı dinlerden, farklı kültürlerden (Mesela Sulukule rom arkadaşları…) farklı kökenlerden, özel bir açılışla Mevlâna felsefesinde toplamak istedim!Bulgaristan’da aynı şekilde yaptım ama daha zor oldu, insanları beni tanımadığı için. Ama müftü, imam ve katolik papazları ilk sefer karşılaştılar. Sonra orda kilisede beraber bir randevu organize ettim. Daha sonra Ramazan ayında, Müslüman Katolikleri davet etmişler. Hem camiyi ziyaret etmek hem de bir iftar paylaşmak için… Onların arasında diyalog başlamıştı. Ben sadece ilk temeli attım, onlar orda devam etsin diye.

 KADIN ESASTIR!

Serginin konsepti ‘Kadının Yaratılışı’ üzerine kurulu. Konseptten yola çıkarak… Mevlana’nın şiirsel açıdan yücelttiği ‘Kadın’la ilgili sizin düşünceler neler? Kadının hayatınızdaki yeri ve önemi?

Jean-Marc: Kadın esastır hep. Bugüne kadar sinema ve fotoğraf çalışmalarımda, her zaman bir kadın bana ilham kaynağı oldu. Bu kadınlar her zaman özeldir ve bana çok yakındır. Son zamanlarda, “sanat tanrıçası” deneyi yaptım.  Görüyorum ki hayatımda, bu kadınlar teneffüs etmeyi öğrettiler ve bana yardım ettiler. Onlar sergimin büyük fotoğraflarının üzerindeki modellerdir.

 Mevlana’yla, onun düşünceleriyle ilk tanışmanız nasıl oldu?

 Nathalie: Eylül 2003’te, sema gösterisini ilk Galata Mevlevihanesi’nde gördüm. Müziği beğendim. Ney sesini özelikle… O kadar. Sonra Ocak 2009’da internet sayfamda Eva De Vitray-Meyerovitch hakkında bir yazı yayınladım. Bu bayan Mevlâna’nın yazdıklarını tercüme etmiş. Ve istemiş ki öldükten sonra Mevlana’nın yanında gömülsün. 1998’de ölen Eva’nın cenazesi, öldükten 10 sene sonra, 17 Aralık 2008 yılında, Mevlâna’nın doğum gününde, Konya’da Üçler Mezarlığı’na defnedildi. Ayrıca 3 sene önce Galata Mevlevi’sinde Nail Kesova’yı tanıdım ve yavaş yavaş yaklaştım mevlevilerle.

Jean-Marc: Fazla araştırma yapmadım. Sadece biraz Mesnevi’yi açtım, okudum ve oradaki bazı beğendiğim cümleleri büyük fotoğraf montajlarda kulandım.

EVRENDEKİLER SANA NASIL GELİYOR BİLEMEZSİN!

 Bulgaristan’da sema gösterileri organize etmeniz, Mevlana’yla ilgili bu sergiyi açmanız… Neydi bunları yapmanız için sizi etkileyen ve yönlendiren?

Jean-Marc: Mevlâna’nın şiirsel temeli… Dervişler hakkında açtığım son sergiden dolayı aklıma böyle bir fikir geldi. Bu fikir bana nasıl geldi bilmiyorum ama evren öyledir. Nasıl geliyor bilemezsin. Önemli olan gelmesi…

Mevlana’nın sizi etkileyen en önemli özellikleri neler oldu ?

Jean-Marc : Mevlâna’nın şiirsel temeli.

Nathalie: Aşk büyük A harf ile ve İnsanın Güzelliğini büyük İ ve G harfleri ile bulmak!

Bundan sonra yapmak istedikleriniz arasında neler var?

 Jean-Marc: Eski kameralar ile fotografik bir iş hazırlıyorum. Bu beni Sibirya’dan Hindistan’a götürecek. Orada kendi arayışımı da resimlendirerek İpek Yolu konulu bir belgesel hazırlamayı düşünüyorum.

Nathalie: İki projem var. İlki Kızılay’la Suriye’deki mülteci kamplarda ve ikinci projesi, tekkelerin yolunu takip ederek bu konuda kitap hazırlamayı planlıyorum. Ayrıca kendi arayışı üzerine bir başka kitap daha…

 

Kaynak : Melike BİRGÖLGE [-]

 

Türk Müziği Tarihi

Türk Müziği Tarihi, dolayısıyla bu tarihe ilişkin dönemlerle ilgilenen ilk kişi, Rauf Yekta (1871-1935)’dır.
Rauf Yekta, 1913 yılında Encylopedie de la Musique et Dictionnaire du Conservatoire adıyla Albert Lavignac (1846-1916) tarafından Paris’te yayınlanan ansiklopediye Turquie başlığı altında, Türk Müziği’ni, genel hatlarıyla ve çok geniş bir özet şeklinde yazmıştır. 1. Dünya Şavaşı’nın 1914 yılında çıkması nedeniyle ancak 1922 yılında yayınlanan bu uzun yazıda, Türk Müziği’nin tarihine de değinen Yekta, ‘Türklerde Mûsıkî Tarihine Bir Bakış’ başlığı altında ele aldığı Türk Müziği Tarihi’ni, dönemlere ayırma gereği duymadan ve genel hatlarıyla özetlemiştir. Rauf Yekta, Şark Mûsıkîsi Tarihi adlı eserinde, Türk Müziği Tarihi dönemlerinden söz etmemiştir.
Rauf Yekta’dan sonra müzik tarihiyle ilgili olarak Ali Rıfat Çağatay’ın (1867-1935) yazmış olduğu Mûsıkî başlıklı makale dikkatimizi çekmektedir. Bu makalede de Türk Müziği Tarihi’ne ilişkin bir dönem anlayışına rastlamıyoruz.
Aynı yıllarda Mahmut Ragıp Kösemihalzade (Gazimihal) (1900-1961) tarafından yazılan Türk Mûsıkîsi Tarihi başlıklı uzun yazıda açıkça belirtilmiş dönemlendirmeye rastlanmasa da, yazıda yer alan ‘Elam-Eti-Sümer’, ‘İç Asya Türklerinin Mûsıkî Mazileri’, ‘İlk Çin Saraylarındaki Türk Mûsıkîleri’, Türkistan Havalisinin Mûsıkîleri Hakkındaki İlk Tarihi Kayıtlar’, ‘Onuncu Asırdan Sonra’, İslamiyetten Sonraki Asırların Klasik Türk Mûsıkîsi’ gibi başlıklardan, Gazimihal’in bu sıkıntıyı duyan ilk insan olduğu anlaşılmaktadır. Türk Müziği Tarihini dönem anlayışı içinde ele alan ilk kişi ise, İhsan Akıner (?-?)’dir.
Mûsıkî Tarihimize Umûmi Bir Bakış başlığı altında Türk Mûsıkîsi Dergisi’ ne yazdığı uzun yazıda, Akıner, Türk Müziği Tarihini, ‘İslamiyetten Önce’ ve ‘İslamiyetten Sonra’ olmak üzere iki döneme ayırmıştır. Kuşkusuz ki, İslamiyet’in Türk Müziği üzerindeki çok önemli etkisi dikkate alındığında, böyle bir ayrımın sağlıklı olduğu hemen anlaşılmaktadır. Ama, İslamiyet’in Türklerin büyük çoğunluğu tarafından kabul edildiği 10. yy’dan günümüze değin geçen bin yılı aşkın zaman içinde oluşan Türk Müziği’ndeki değişim ve başkalaşımların tümünü aynı zaman dilimi içinde, yani, İslamiyet Sonrası Türk Müziği olarak ele almak, gerçekçi olmadığı gibi, bilimsel de değildir.
Bu yıllardan sonra, seksenli yıllara kadar Türk Müziği Tarihi’nin dönemleri hakkında yayınlanmış herhangi bir görüşe rastlamıyoruz. 1980 yılında ise Prof. Dr. Gültekin Oransay’ın (1930-1989) eğitim enstitülerinin müzik bölümleri için hazırlamış olduğu Mûsıkî Tarihi adlı kitabında, gerçekçi görünümlü bir diğer dönem anlayışına tanık oluyoruz:
Dönem yerine Evre terimini tercih eden Oransay, Geleneksel Türk Sanat Müziği’nin tarihini şu üç evreye ayırmaktadır:

1. Oluşum Evresi (1520 öncesi)
2. Doruk Evresi (1520-1826)
3. Unutulma Evresi (1826’dan beri)

Burada, kilometre taşı olarak ele alınan tarihlerden 1520, Sultan 1. Süleyman’ın tahta geçişinin, 1826 ise, Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılış ve Avrupalı geleneğe göre ilk boru takımının kuruluş tarihleridir.
Prof. Dr. Gültekin Oransay, daha sonra ayrıntılı olarak ele alacağımız Türk Müziği Tarihi içinde Geleneksel Sanat Müziği’ne ait 1520 tarihinden önce elimizde hiçbir eser bulunmadığını (?) düşünmesi nedeniyle bu tarihi ele almaktadır. Kuşkusuz ki, 1520 öncesi elimizde eser bulunup bulunmadığı bir yana, yazılı kaynaklarda bulunan tür, çalgı, makam, usul anlayışındaki değişim ve gelişim gözlendiğinde, bırakalım milattan öncesini, milattan sonra geçen 1520 yıllık bir zaman dilimi içinde tekdüze, değişimsiz bir geleneksel müzik olduğu öne sürülmektedir, ki, bu, hiç de gerçekçi bir görüş değildir. Kaldı ki, islamiyet’in kabul edilmesiyle ortaya çıkan müzik günahtır-günah değildir tartışmalarının Türk Müziği üzerindeki etkisi bir yana, en azından câmi müziği türlerinin Türk Müziği içine girmesi dahi, büyük bir değişimdir.
Benzer şekilde, 1826’dan günümüze varolan zaman dilimi içinde de tekdüze bir evre’nin varolduğu görüşü de eleştirilebilir. Her ne kadar, Oransay, yalnızca Geleneksel Türk Sanat Müziği’ni ele alıyorsa da, 19.yy’ın sonunda yer alan Zekâi Dede’den (1825-1897) 20.yy’ın ilk yarısında yaşamış Râkım Elkutlu’ya (1872-1948) değin bir çok besteci, geleneksel sanat müziğinin uygulayıcısı ve üreticisi olmuşlardır. Dolayısıyla, 1826’dan bu yana geçen zaman dilimini bir unutulma evresi olarak nitelemek hiç de gerçekçi değildir.
1984 yılında ise, Emin-Bedia-Hakan Ünkan üçlüsünün hazırlamış olduğu Türk Sanat Mûsıkîsinde Temel Bilgiler adlı yayında yeni bir dönem anlayışına tanık oluyoruz. Adı geçen eserde Türk Mûsıkîsinin Dönemleri başlığı altında şu dönemler yer almaktadır:

1. İlk bilimsel dönem (Başlangıç ve hazırlık dönemi) (900-1450)
2. İlk klasik dönem (1450-1720)
3. Son klasik dönem (1700-1880)
4. Yeni klasik dönem (Neoklasik Dönem / 1850-Günümüz)

Bu dönem anlayışı içinde dikkatimizi çeken ilk olgu, dönemlerin adlandırılmasındaki mantık hatasıdır. Çünkü, bilimsel dönem ile klasik dönem arasında hiçbir organik bağ yoktur. Bir başka deyişle, klasik kelimesi ezgi anlayışı ve biçimsel kurallarla ilgili olmasına karşın, bilimsel kelimesi tümüyle metodoloji ile ilgilidir. Bunun yanında, bilimsel dönem’den sonra gelen klasik dönem adlandırması, bu dönem içinde bilimsellik olmadığını çağrıştırdığı için, bu adlandırmanın yanlış olduğu gerçeği de karşımıza çıkmaktadır. Bu dönem anlayışı içinde dikkatimizi çeken ikinci olgu ise, klasik kelimesidir. Burada, bu kelimenin anlamı üzerinde çok kısa da olsa durmakta büyük yarar vardır:
Bilindiği gibi, dilimize fransızcadan geçmiş olan bu kelimenin iki önemli anlamı bulunmakta olup, ilk anlamı sanatta kuralcı’lığı içermektedir. Bir başka deyişle, bilinen kurallara göre oluşturulmuş olguların genel adı klasik’tir.
Kelimenin ikinci anlamı ise, üzerinden çok zaman geçtiği halde değerinden yitirmeyen olgu olarak açıklanmaktadır. Klasik kelimesinin bu anlamlarını müziğe uygulayacak olursak, klasik şarkı deyişinden, hem bilinen kurallara göre üretilmiş şarkı, yani, A(a+b)+B(c+b) biçimiyle zemin+ nakarat + meyan+nakarat olarak üretilmiş şarkı, hem de, çok eski olduğu halde, değerinden hiçbir şey yitirmemiş, hâlâ hazla seslendirilen ve dinlenebilen şarkı anlaşılır. Buradan hareketle, klasik müzik deyişi de aynı anlamları içerir. Yani, ya kuralları belli olan müzik, ya da eski olduğu halde değerinden yitirmemiş müzik anlamlarını içerir.
Konuyu klasik dönem deyişine yöneltecek olursak, bu kez, kelimenin ilk anlamıyla karşı karşıya kaldığımızı anlarız. Yani, belirtilen dönem içinde, müzik anlayışının yansıması olan müzik üretiminde aynı kuralların egemen olduğu anlaşılır. Bir an için, adları belirtilen dönemler içinde ezgi ve biçim anlayışında aynı kuralların egemen olduğunu varsayarsak (?), Emin-Hakan-Bedia Ünkan’ın dönem anlayışlarında karşımıza çıkan bir diğer çelişki, ilk klasik dönem’ deki ezgi ve biçim anlayışında varolan kuralların, son klasik ve yeni klasik dönemlerde değiştiği düşüncesinin ortaya çıkmasıdır ki, bu anlayış kökünden yanlıştır. Özellikle neoklasik de denilmiş olan ve 1850’den günümüze kadar geçen zaman dilimini kapsayan yeni dönem’in kendi içinde dahi biçim ve ezgi anlayışında yoğun bir değişimin varolduğu dikkate alındığında, bu adlandırmanın yanlışlığı daha da belirginleşir. Örneğin, Rakım Elkutlu-Sadeddin Kaynak-Refik Talat-Şerif Muhiddin Targan aynı ezgi ve biçim anlayışına sahip değildirler. Bunun yanında, ilk klasik dönem ile son klasik dönem arasındaki farkı anlamak da olası değildir. Çünkü, bu adlandırmanın çağrıştırdığı iki olgu vardır. Birincisi, ilk klasik dönem’de var olan ezgi ve biçim anlayışı son klasik dönem’de de devam etmiş ve bu dönemin bitiminde ortadan kalkmıştır, ki, bu durumda ayrı dönem nitelemesi yanlıştır, ya da, son klasik dönem’ de ilk’ine göre yeni bir ezgi ve biçim anlayışı vardır. Bu durumda da, dönemi, yine klasik olarak nitelemek bir başka yanlışlık olarak dikkati çekmektedir.
Kısacası, klasik kelimesiyle adlandırılan dönemlerde, gerek kelimenin içerdiği anlamdan, gerek dönemlerin farklı olması gerekliliğinden kaynaklanan adlandırma yanlışlıkları kaçınılmazdır. Dolayısıyla, yanlıştır. Zaten bu adlandırma, tümüyle batıdan öykünme bir görünümdedir. Yanlışlığın temelinde yatan asıl çelişki de budur. Ulusal bir müzik türünün tarihsel dönemlerini, uluslararası müziğin tarihsel dönemlerine uydurmak, büyük bir yanlışlıktır. Kaldı ki, uluslararası müzikte varolan barok evre, klasik dönem, romantik dönem gibi adlandırmalarda temel mantık, bu adlandırmaların tüm sanat dallarını kapsamasıdır. Örneğin, özü, yoğun süslemeye ve gösterişe dayalı barok evrede varolan sanatın tüm alt türlerinde, yani, resim, heykel, mimari, müzik ve diğer sanat dallarında, yoğun bir süsleme anlayışı egemendir. Evlerdeki möbleden perdelere, duvarlara kadar, yani iç mimaride dahi yoğun bir süsleme anlayışı egemendir. Bundan ötürü bu evre, barok evre olarak adlandırılmıştır. Benzer olarak klasik dönemde de aynı mantık vardır. Bu dönemde, sanatın tüm alt türlerinde biçim ve biçimi oluşturan kurallar egemendir. Güzellik, mutlak biçim anlayışı içinde aranır.
Sonuç olarak, ulusal bir müzik türü olan Türk Müziği’nin dönemlerini, uluslararası müzik tarihini belirleyen dönem anlayışıyla açıklamak gerçekçi değildir.
Ercüment Berker’in 1985 yılında yayınlanan Türk Müziği Tarihi’ne ilişkin dönem anlayışı ise, biraz önce sözünü ettiğimiz Emin-Hakan-Bedia Ünkan üçlüsünün dönem anlayışıyla büyük benzerlikler taşımaktadır.
Ercümet Berker’e göre Türk Müziği Tarihi altı ayrı dönem içinde incelenmelidir. Bu dönemler şunlardır:

1. Başlangıcından Maragalı Abdülkadir’e (1360-1435) kadar uzanan hazırlayıcı dönem.
2. Maragalı Abdülkadir’den Itrî’ye(1435-1712) kadar uzanan ilk klasik dönem.
3. Itrî’den Dede Efendi’ye(1712-1778) kadar uzanan son klasik dönem.
4. Dede Efendi’den Zekâi Dede’ye (1778-1825) uzanan neoklasik dönem.
5. Zekâi Dede’den Hüseyin Sadeddin Arel’e(1825-1955) kadar uzanan romantik dönem.
6. Hüseyin Sadeddin Arel ile başlayıp halen devam etmekte olan reform dönemi (1955-Günümüz).

Görüldüğü gibi, bu dönem anlayışı, Emin-Hakan-Bedia Ünkan üçlüsünün dönem anlayışı ile, özellikle adlandırmalarla ilgili olarak çok büyük benzerlikler göstermektedir. Bu nedenle, bu adlandırmalara ilişkin yaptığımız eleştiri, Ercüment Berker’in dönem anlayışı için de geçerlidir. Dolayısıyla, Berker’in dönem anlayışları da sağlıkı değildir.
1976, 1987 ve 1991 yıllarında yayınlanan Türk Mûsıkîsi Ansiklopedisi ve Türk Mûsıkîsi Teknik ve Tarih adlı kitaplarında, Yılmaz Öztuna, Türk Müziği Tarihi’ni; XIII. asırda Türk Mûsıkîsi, XIV. asırda Türk Mûsıkîsi gibi başlıklar altında, yani, yüzyıllar içinde incelemiştir. Aynı zamanda değerli bir tarihçi olan Yılmaz Öztuna’nın bu yaklaşımı, bu ana kadar eleştirdiğimiz dönemler dikkate alındığında, çok daha gerçekçi ve sağlıklı görünmektedir26.
Son olarak, 1989 yılında yayınlanan Türk Mûsıkîsi Tarihi/Derleme adlı kitabında, Nazmi Özalp’in de, önceden eleştirdiğimiz dönem anlayışıyla hareket ettiğini görüyoruz. Özalp’e göre dönemler şu şekilde sıralanmaktadır :

1. Hazırlık dönemi
2. Klasik dönem
3. Romantik edebiyat dönemi
4. Son dönem

Bu dönemlere ilişkin hiçbir tarih vermeyen Özalp’in bu dönem anlayışı, önceden andığımız dönem anlayışı ile benzerlikler taşımaktadır. Bu nedenle, daha önce yaptığımız eleştiri, Özalp’in yanlış olarak nitelediğimiz yukarıdaki dönem anlayışı için de geçerlidir27. Özalp’in dönem anlayışı ile ilişkili olarak dikkatimizi çeken ikinci olgu ise, adı geçen eserinde, bu dönemlerin adlarını verdikten sonra, Başlangıcından XVI. yüzyıl sonuna kadar Türk Mûsıkîsi, XVII. yüzyılda Türk Mûsıkîsi gibi başlıklar altında, bir bakıma Yılmaz Öztuna’nın belirttiğimiz dönem anlayışı içinde Türk Müziği Tarihi’ni dönemlendirmektedir, ki, bu olgu, Özalp’in, bir bakıma önceden adlandırdığı dönemlere kendisinin de inanmadığını gösteren bir çelişkiden başka bir şey değildir.
Böylece, bu ana kadar yapılagelmiş dönem anlayışlarını eleştirileriyle birlikte açıklamış olduk. Kuşkusuz ki, burada akla gelen soru, ‘Madem ki bu dönem anlayışları ya eksik, ya da yanlış, o halde Türk Müziği Tarihi’nin dönemleri ve bu dönemleri oluşturan tarihler nelerdir ?’ sorusudur.
Bu soruya sağlıklı yanıt verebilmek için, Türk Müziği Tarihi kavramından ne anladığımızı net olarak ortaya koymamız gerekir.
Önceden bir şema halinde de belirttiğimiz gibi, ulusal bir müzik türü olan Türk Müziği, birçok alt türü içerir. Dolayısıyla, Türk Müziği Tarihi denilince, adını andığımız bu türlerin tümünün yer aldığı bir tarih anlaşılmalıdır. Bu nedenle, Türk Müziği Tarihi içinde yer alacak dönemler, adlarını andığımız bu türlerle ilgili tüm olguları, yani; besteci, beste, öğretim kurumları, yazarlar ve eserleri, etkileşimler vd olguları içermelidir. Tarih içinde yer alacak dönemler, dönemlerin adları ve bu dönemlerin bitiş ve başlangıç tarihleri ise, mutlaka, yukarıda saydığımız olguların değişmesine, yeniden oluşmasına ya da yapılanmasına neden olacak olaylarla ilgili olmalıdır. Çünkü, yüzyıllar boyu, ezgi ve usûl anlayışı bağlamında geleneksel ölçülerini koyu bir muhafazakârlık, hatta, akıldışı bir tutuculukla korumuş, dolayısıyla, 19. yy’ın ilk yarısına kadar ezgisel ve ritimsel olarak kesin çizgili bir değişimi gerçekleştirememiş müzik anlayışımızın, bu ana kadar açıkladığımız dönemleri yaratan mantıkların dışında bir mantıkla adlandırılması gerektiği açıktır. Bu mantıkta bulunması gereken temel ilke ise, müziğin organik yapısına ilişkin değişimlerin ötesinde, kuramsal, türsel değişim, yayılım ve yeni atılımların dikkate alınmasıdır İşte, bu nedenle biz, Türk Müziği Tarihi’ni aşağıdaki dönemler içinde ele alarak inceleyeceğiz.

Türk Müziği Tarihi’nde Dönemler
1. Oluşum Dönemi
Bu dönem, insanın dünya üzerinde ilk ortaya çıkışından, Türkler’in İstanbul’u aldığı 1453 yılına kadar geçen zaman dilimini kapsar. Oluşum dönemi, aşağıdaki evreleri içerir :
a) Birinci Evre: İnsanın ilk ortaya çıkışından, Türkler’in oluşturduğu ilk devlet olan Hun Devleti’nin kurulduğu MÖ 3. yy’a kadar geçen zaman dilimini içerir. Bu evre, aynı zamanda tüm ulusların ortak evresi olma özelliğini göstermektedir.
b) İkinci Evre: Hun Devleti’nin kurulduğu MÖ 3.yy’dan, Türkler’in büyük bölümünün islamiyeti kabul ettikleri 10.yy’a kadar geçen zaman dilimini kapsar.
c) Üçüncü Evre: İslamiyetin Türkler tarafından kabul edildiği 10. yy’dan, Osmanlı Devleti’nin kurulduğu 1299 yılına kadar geçen zaman dilimini içerir.
d) Dördüncü Evre: Osmanlı Devleti’nin kurulduğu 1299 yılından, İstanbul’un Türkler tarafından alındığı 1453 yılına kadar geçen zaman dilimini içerir.
2. Gelişim Dönemi
1453 yılından, Lale Devri’nin bitimi olan 1730 yılına kadar geçen zamanı kapsar.
3. Doruk Dönemi
1730 yılından, mehterhane’nin kaldırılarak, yerine, batılı anlamda boru takımının kurulduğu 1826 yılına kadar geçen zaman dilimini içerir.
4. Değişim Dönemi
1826 yılından Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1923 yılına kadar geçen zaman dilimini kapsar.
5. Atılım Dönemi
1923 yılından, Hüseyin sadeddin Arel’in İstanbul Belediye Konservatuvarı’na atandığı 1943 yılına kadar geçen zaman dilimini içerir.
6. Yeni Dönem
1943 yılından günümüze kadar geçen zaman dilimini kapsar.*

 Kaynak

TSM koro derslerimiz başlamıştır.

Hafta içi ya da hafta sonu grubuna kayıt yaptırmak için lütfen irtibat kurunuz.

 

Akbank Sanat’tan Genç Küratörlere Çağrı

Akbank Sanat, genç küratörlere destek vermek, güncel sanat alanında yeni projeleri teşvik etmek ve küratöryal çalışmalara olan ilgiyi arttırmak için yeni bir yarışma başlattı: “Akbank Sanat Uluslararası Küratör Yarışması 2012”

Küratör Başak Şenova tarafından geliştirilen yarışma projesi, 40 yaşını aşmamış tüm genç küratörlerin katılımına açık. Bireysel ya da grupolarak başvuruların kabul edileceği yarışma için, katılımcıların 05 Kasım 2012, Pazartesi gününe kadar www.akbanksanat.com/icc adresindeki başvuru formunu İngilizce olarak doldurmaları ve sergi önerisinin kavramsal çerçevesini, sanatçı isimlerini ve işlerini detaylı olarak açıklamaları gerekiyor.

Yarışmaya katılan adaylar Kasım ayı içinde, Kudüs Al-Ma’mal Güncel Sanat Vakfı Direktörü ve Darat Al Funun, Khalid Shoman Vakfı Sanat Direktörü Jack Persekian,  CCA Glasgow Direktörü ve Glasgow School of Art Öğretim Görevlisi Francis McKee ve Küratör Başak Şenova’dan oluşan yarışma juri üyeleri tarafından değerlendirilerek, yarışmanın birincisi belirlenecektir.

Yarışmayı kazanan küratöre  taslak olarak önerdiği sergiyi, sergi kataloğu ve ek etkinliklerle birlikte 15 Şubat – 30 Nisan 2013 tarihleri arasında Akbank Sanat’ta gerçekleştirme imkanı sunulacaktır.

Başvuru ve Ayrıntılı Bilgi İçin: www.akbanksanat.com/icc    [email protected] 

Tel: (0212) 252 35 00 / 131

“Akbank Sanat Uluslararası Küratör Yarışması 2012” Yarışma Takvimi:

Son Başvuru Tarihi: 05 Kasım 2012, Pazartesi

Jüri Değerlendirmesi: Kasım 2012

Kazanan Küratörün Duyurulması: 23 Kasım 2012, Cuma

Sergi Tarihi: 15 Şubat – 30 Nisan 2013

Kaynak : [-]

 

Bakırköy merkezli olarak sanatçı ve sanatseverlerin bir araya gelerek kurduğu ve özellikle İlçemizde sanat eğitimine örnek olan M.E.B.’e  bağlı faaliyet gösteren, Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneğine ait Özel Nar Sanat Eğitim Kursu bu yıl 4.kez eğitim sezonunu açıyor.

Okulların açılmasıyla birlikte öğrenciler, yarınlarında daha başarılı, kaliteli, statüsü yüksek birer birey olma sorumluluğuyla, yoğun bir ders çalışma temposuna girecekler. Bu tempoda gençlerimiz ruhsal olarak, başarılı olmak için daha çok çalışmak gerektiğini düşünecekler. Fakat başarılı olmak için gerçekte çok çalışmak değil, programlı bir şekilde çalışmak gereklidir. Gençlerimiz bu programlı çalışmada aynı zamanda sosyal yaşamlarıyla bağlarını koparmamalı ve kendilerine hem zihinsel, hem fiziksel, hem de ruhsal yönden faydalar sağlayan aktiviteler içinde bulunmalıdır.

Bu aktivitelerin içinde sanat; kişiyi zihinsel ve ruhsal yönden geliştiren, dünyaya bakış açısını genişleten, bireyin kendini mutlu ve özgür hissetmesini sağlayan, kendine güvenini arttıran, yarınlarda toplum için değerli bir birey olmasını sağlayan bir kavramdır.

İşte kurumumuz bu noktada devreye girer ve bu zorlu, uzun,  bir o kadar da zevkli olan bu yolda öğrencilerini sanatla yoğurma sorumluluğuyla herkesin cesaret edemeyeceği bu değerli misyonda elini taşın altına koyar ve yarınların değerlerini yetiştirir.

İstanbul, Bakırköy’de kurulduğu zamandan bu yana tamamen yasal ve kaliteli eğitimi hedefleyen ve bunu Eğitim kurumunun sahibi olan derneğinin tüzükteki amaçlarından sayan kurumumuz, aynı zamanda yasadışı ve kaçak eğitim kurumlarına da örnek olarak özellikle Bakırköy’de Dernek adı altında halkın sömürülmesinin de önüne geçerek nitelikli eğitime örnek olmuştur.

Her türlü sanatsal eğitimlerin sürdürüldüğü Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneğin  sahibi olduğu M.E.B. Özel Nar Sanat Eğitim Kursumuzda  öğrencilerimiz birbirinden değerli, işinde tamamen profesyonel olan eğitmenlerimiz eşliğinde sanatsal eğitimlerini görürler.

Okulların açık olduğu dönemlerde eğitmenlerimiz, bu profesyonel eğitmenlik yaklaşımlarıyla, öğrencilerin derslerini engellemeden eğitimini devam ettirir ve buna göre öğrencilere belirli bir program düzenler. Bu sistem içerisinde aldıkları eğitim aynı zamanda onlara okuldaki derslerinde daha başarılı olmalarını sağlar. Sanatın herhangi bir dalına yönelmeleri, aynı zamanda sosyal çevrelerindeki insanlar tarafından sevgi ve saygı duyulan bir insan olmalarını için yol açacaktır.

Tüm bunların yanı sıra Kursumuzun sahibi olan Derneğimiz halkımız için pek çok ücretsiz etkinlik ve sanat faaliyetleri ile halka hizmet etmek için çalışmalarına devam etmektedir.

Özellikle Bakırköy’de gelirinin % 80’ini tekrar sanata harcama iddiasını, iddia olmaktan çıkartıp kurulduğu andan itibaren tüzüğüne koyan ve uygulayan derneğimiz bu yılda sizlerin desteği ile bu çalışmalarına devam edecektir.

İyi ki bu ailedenim!

Biliyorsunuz; Bakırköy’ün merkezinde toplu taşıma araçlarına 5 dakika mesafede, Özgürlük Meydanının yanı başında aracınızla rahatça uzanabileceğiniz bir noktada olan sanat merkezimize sizleride bekliyoruz. Kursumuza Ataköy, Florya, Yeşilköy, Yeşilyurt, Bahçelievler, Bağcılar, ikitelli, Atakent, Zeytinburnu, Halkalı toplu konutlar, Sefaköy, Yenibosna, Güngören, Bahçelievler, Soğanlı, Küçükçekmece semtlerinden tek araçla ulaşmanız mümkün. Bekliyoruz!

Yazan : Bertan ATA  (Nar Sanat Öğrencisi)

Yaz mevsimini geride bıraktığımız Eylül ayında sanatseverleri hergün farklı kültür-sanat etkinlikleri bekliyor.

Müzik

sanat duyuru

İSTANBUL

■ ‘Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde bugün saat 21.00’de “Volkan Konak”, yarın saat 21.00’de “MFÖ”, çarşamba günü saat 21.00’de “Sezen Aksu Acoustic Band”, perşembe günü saat 21.00’de “Kardeş Türküler”, cumartesi günü saat 21.00’de “Funda Arar” konseri izlenebilir. (0 212 232 86 03)

■ ‘Nardis Jazz Club’da bugün saat 21.30’da “A Capella Boğaziçi – Fazıl Say Şarkıları”, yarın ve çarşamba günü saat 21.30’da “Jaanika Ventsel & Toivo Unt Quartet”, perşembe günü saat 21.30’da “Kürşad Deniz Trio”, cuma günü saat 22.30’da “Ayşe Gencer Quintet”, cumartesi günü saat 22.30’da “Ece Göksu” konseri izlenebilir. (0 212 244 63 27)

■ ‘Turkcell Kuruçeşme Arena’da yarın saat 21.00’de “Ajda Pekkan”, perşembe günü saat 21.15’te “Melih Kibar & Çiğdem Talu Şarkıları”, cumartesi günü saat 21.00’de “Emel Sayın”, pazar günü saat 21.00’de “Nil Karaibrahimgil” konseri izlenebilir. (0 212 263 39 83)

■ ‘Pera Müzesi’nde çarşamba günü saat 20.00’de “Çağıl Kaya Band” konseri izlenebilir. (0 212 334 99 00)

■ ‘Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası’ konseri perşembe günü saat 20.00’de Fulya Sanat’ta, cuma günü saat 20.30’da Aya İrini Müzesi’nde izlenebilir. (0 212 215 60 29)

■ ‘santralistanbul’da cumartesi günü saat 16.00’dan itibaren “Red Hot Chili Peppers” konseri izlenebilir.

(0 212 311 78 09)

ANKARA

■ Ali Erel’in vereceği konser 6 Eylül’de saat 00.00’da, Erkin Koray’ın vereceği konser, 13 Eylül’de saat 00.00’da, Zakkum’un vereceği konser 20 Eylül’de saat 00.00’da. (0312 418 95 06)

■ Jolly Joker Ankara’da, Yeni Türkü’nün vereceği konser 14 Eylül’de saat 22.00’de, Levent Yüksel’in vereceği konser 15 Eylül’de saat 22.00’de, Fettah Can’ın vereceği konser, 21 Eylül’de saat 22.00’de, Yaşar’ın vereceği konser 22 Eylül’de saat 22.00’de, Cem Adrian’ın vereceği konser 28 Eylül’de saat 22.00’de, Volkan Konak’ın vereceği konser 29 Eylül’de saat 22.00’de, MFÖ’nün vereceği konser 6 Ekim’de saat 22.00’de, Emre Aydın’ın vereceği konser 12 Ekim’de saat 22.00’de, Kıraç’ın vereceği konser 13 Ekim’de saat 22.00’de, Athena’nın vereceği konser 19 Ekim’de saat 22.00’de, Rafet El Roman’ın vereceği konser 20 Ekim’de saat 22.00’de, Feridun Düzağaç’ın vereceği konser 26 Ekim’de saat 22.00’de, Gökhan Türkmen’in vereceği konser 27 Ekim’de saat 22.00’de. (0312 424 11 11)

Sergi

İSTANBUL

■ Dora Günel’in “UNVAN-SIZ” isimli fotoğraf sergisi 4 – 28 Eylül tarihleri arasında TMMOB Mimarlar Odası, Karaköy Binası’nda.

■ Deniz Deniz’in “İçimdeki Işık” isimli sergisi 5 – 20 Eylül tarihleri arasında İstanbul Sanayi Odası Sanat Galerisi’nde. (0212 251 46 31)

■ Selim Birsel, Ali Kazma, Ali Emir Tapan, Nasan Tur, Mürüvvet Türkyılmaz’ın “Küçük Hakikatler” isimli sergisi 6 Eylül – 6 Ekim tarihleri arasında Egeran Galeri’de. (0212 251 12 51)

■ Çevre Karikatürleri 3 Eylül’e kadar Galeri 5’te.

■ John Cage isimli sergi 5 Eylül’e kadar KUAD Galeri’de.

■ Dieter Sauter’in “Türkiye’den İnsan Manzaraları” isimli fotoğraf sergisi 5 Eylül’e kadar İstanbul Üniversitesi Dil Merkezi Sanat Galerisi’nde.

■ Sibel Horada’nın “Yangın Günlükleri” isimli sergisi 8 Eylül’e kadar DAİRE’de. (0212 252 52 59)

■ Bedri Rahmi Eyüboğlu, Cihat Burak, Mehmet Pesen, Salih Acar, Alp Bartu, Saim Dursun, Reha Yalnızcık, Işıl Özışık, Niyazi Toptoprak, Metin Gönül, Artin Demici ve Kamil Masaracı’nın karikatür sergisi 13 Eylül’e kadar Ürün Sanat Galerisi’nde. (0216 363 12 80)

■ Ole Lislerud’un “Temas” isimli sergisi 13 Eylül’e kadar Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde.

■ Mustafa Köseoğlu ve Metin Benek’in sergileri 15 Eylül’e kadar Alta Sanat Galerisi’nde. (0212 282 69 65)

■ daha fazla / more isimli karma sergi 15 Eylül’e kadar Art Suites Gallery’de .

■ Ayvalık’tan Mavi Düş sergisi 15 Eylül’e kadar Alta Sanat Galerisi’nde.

■ Yenikapı’nın eski gemileri sergisi 16 Eylül’e kadar Rahmi Koç Müzesi’nde.

■ Kobra – Özgür Sanatın 1000 Günü sergisi 16 Eylül’e kadar SÜ Sakıp Sabancı Müzesi’nde.

■ Noktanın Ustaları isimli sergi 16 Eylül’e kadar Kumbaracı4’te.

■ İsmail Acar ’ın “5 Duyu 5 Olgu” isimli sergisi 18 Eylül’e kadar Türk ve İslam Eserleri Müzesi Geçici Sergi Salonu’nda.

■ Burhan Doğançay’ın “Kent Duvarlarının Yarım Yüzyılı: Burhan Doğançay Retrospektifi” sergisi 23 Eylül’e kadar İstanbul Modern’de.

■ Evin Sanat Galerisi Yaz Karma Sergisi 28 Eylül’e kadar devam ediyor. (0212 265 81 58)

■ Deneyimin Ötesi sergisi 30 Eylül’e kadar Pera Müzesi’nde.

■ Setenay Özbek’in sergisi 30 Eylül’e kadar ART350’de.

■ Ysolt’un Yeni Limanı 10 Ekim’e kadar Rahmi Koç Müzesi’nde.

■ Padişahın Evi: Harem-i Hümayun sergisi 15 Ekim’e kadar Topkapı Sarayı Müzesi, Has Ahırlar Sergi Salonu’nda.

■ Josephine Powell’ın “Josephine’in Gördüğü: 20. Yüzyılda Anadolu’nun Kırsal Yörelerine Fotoğrafik Bakışlar” sergisi 21 Ekim’e kadar Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi’nde.

■ Çağdaş Ustalardan Sergi 31 Ekim’e kadar TEM Sanat Galerisi’nde.

■ Halki’den Yansımalar Kartpostallarda Ada Sergisi 31 Ekim’e kadar Heybeliada İnönü Evi Müzesi’nde.

■ Biz bu memleketi seninle sevdik Lefter sergisi 24 Haziran 2013’e kadar Adalar Müzesi’nde.

 ANKARA

■ Baskı Resmin Ustaları – resim – 13 Eylül’e dek – ARETE Sanat Galerisi’nde. (0312 440 08 81)

■ Yaz Karması – resim – 28 Eylül’e dek – Atlas Sanat Galerisi’nde. (0312 468 59 04)

■ Yaz Karması – resim, heykel, 30 Eylül’e dek – Krişna Sanat Merkezi’nde. (0312 418 02 53)

İZMİR

■ Bulgar Ressam Martin Krastev’in resim sergisi 10 Eylül’e dek Bodrum The Marmara Oteli’nde.

■ 81. Uluslararası İzmir Fuarı kapsamında, Hasan Rastgeldi-Bekir Coşkun’un “Yazının Rengi” adlı resim, Mehmet Turgut’un fotoğraf,“Cumhuriyetin Vitrini İzmir Fuarı”, Uluslararası Sanat Günleri, Anadolu Ajansı Fotoğraf, Fotomaraton ve karikatür yarışmaları, Mine Berksan“fosil” ve İzmir Mimarlık Ödülleri sergileri, 9 Eylül’e dek Kültürpark’taki farklı mekanlarda izleyicilerle buluşacak.

MERSİN

■ İçel Sanat Kulübü’nün, “Karma Resim-Heykel-Fotoğraf” sergisi M. İlhan – A. Uğural Sanat Galerisi’nde sürüyor. Sergi, sanatseverlerin izleyebilmesi için yaz boyunca hafta içi her gün açık tutuluyor. (0324 2381088)

 ADANA

■ Fotoğraf sanatçısı Dr. Haluk Uygur’un, “Doğanın Güzellikleri” adlı fotoğraf sergisi Optimum AVM’deki S.E.S. Atölyesi’nde sürüyor. Uygur’un çalışmalarının yer aldığı sergi, 10 Eylül tarihine dek izlenime açık olacak.

Tiyatro

İSTANBUL

■ İkincikat “Korku Tüneli” Salı, “Limonata” çarşamba “Aut” Cuma 20.30 (0 212 292 32 47)

■ Sahne Hal “Parti” salı, “Largo Desolato” çarşamba 20.00 (0 212 274 74 78)

■ Yunus Emre Kültür Merkezi “Hurafeleme” cuma 20.30 (0 212 661 38 94)

■ Sahne Hal “Turnike” bugün saat 20.30

(0 212 274 74 78

ANKARA

■ MEB Şûra Salonu’nda, “İsim, Şehir, Hayvan” adlı oyun, 10, 11, 12 ve 13 Ekim’de saat 20.30’da.

(0312 212 98 86)

Gösteri-Söyleşi

İSTANBUL

■ Sanat tarihi öğretim görevlisi Haldun Hürel ile İsviçreli yazar Metin Arditi “16. Yüzyılda İstanbul ve Venedik” başlıklı toplantıda bir araya geliyor.

 ANKARA

■ Cermodern Sanatlar Merkezi’nde, “Gözlerindeki Sır/The Secret In Their Eye” adlı filmin gösterimi yarın saat 21.00’de, “Tek Başına Bir Adam/A Single Man” adlı filmin gösterimi 4 Eylül’de saat 21.00’de,“Büyük Sır/Get Low” adlı filmin gösterimi 11 Eylül’de saat 21.00’de,“Güzel Bir Hayat Düşlerken/Circus Columbia” adlı filmin gösterimi 18 Eylül’de saat 21.00’de, “Le Tableau” adlı filmin gösterimi 25 Eylül’de saat 21.00’de. (0312 310 00 00)