Klasikleri okudunuz, çok satanlar listelerini incelediniz, yazarların hayat hikayelerine gözattınız. Ama tüm bunları yapmanız, edebiyat dünyasının magazin haberlerine aşina olduğunuzu göstermez.

 sanat magazin

1- Vladimir Nabokov, Lolita ’yı Amerika’da kelebek toplamak üzere seyahat ederken kartların üzerine not alarak yazmıştı.

2- Karısı Vera Nabokov, yazarı Lolita ’nın tamamlanmamış taslaklarını yakmaktan vazgeçirmişti.

3- Gri’nin Elli Tonu , İngiltere’de tüm zamanların en çok satan kitabı.

4- Üstsüz bir kadın illüstrasyonuna yer verdiği için Waldo Nerede bir dönem ABD’de yasaklıydı.

5- Dan Brown, Da Vinci’nin Şifresi ’ni yazmadan önce pop şarkıcılığı ve söz yazarlığı yapıyordu.

6- Margaret ve H.A. Rey, topladıkları yedek parçalarla bir bisiklet yapıp, Nazi işgali altındaki Paris’ten kaçarken yanlarında Meraklı Maymun (Curious George) ’un taslağını da götürmüşlerdi.

7- Herman Melville’in Moby Dick ’in ilk baskısı matbaa hatası yüzünden sonsözü olmadan yayımlandı.

8- Fareler ve İnsanlar ’a verilen ilk isim Something that Happened idi.

9- Ayrıca Steinbeck’in köpeği eserin orijinal taslağını yemişti.

10- Alexandre Dumas, Üç Silahşörler ’i yazarken yardımcı olması için kendisine gölge bir yazar tutmuştu.

11- Franz Kafka bir arkadaşından bütün eserlerini yakmasını istemişti. Dava , Şato ve Amerika yazarın vasiyeti çiğnenerek yayınlandı.

12- İddiaya göre, Peter Pan, büyüdüklerinde Kayıp Çocuklar’ı öldürdü.

13- Adolf Hitler’in Kavgam eserinin telif ücretleri Bavyera Hükümeti’ne gidiyor.

14- Harry Potter kitapları ABD’de en çok yasaklanan seri.

15- Alice Harikalar Diyarında , eserdeki konuşan hayvanlar nedeniyle Çin’de yasaklanmıştı.

16- Binbir Gece Masalları ’ndaki Alaaddin aslında Çinli.

17- Zil Çalınca dizisindeki Lisa karakteri (Lark Voorhies) gramer hatalarıyla dolu bir roman yazmıştı.

18- Teeny Ted from Turnip Town dünyanın en küçük kitabı.

19- Noah Webster, ilk sözlüğünü 25 yılda yazdı.

20- Joseph Heller’ın Madde 22 kitabının ilk ismi Madde 18’di.

21- Muhteşem Gatsby ’nin ismi Altın Şapkalı Gatsby ile Kırmızı, Beyaz ve Mavinin Altında olarak düşünülmüştü.

22- 80 Günde Devri Alem , George Francis Train’den esinlenilmişti fakat adı hiçbir zaman anılmadı.

23- Sherlock Holmes bütün edebi karakterler arasında filmlerde ve dizilerde en çok yer alan isim oldu.

24- Tom Sawyer , daktiloda yazılan ilk kitap.

25- Wicked, cool, daiquiri ve T-shirt kelimeleri ilk kez Cennetin Bu Yanı’ nda kullanılmıştır.

26- Mars uydularının büyüklüğü ve dönüş hızları gökbilimcilerden yüz yıl önce Gulliver’in Gezileri ’nde tasvir edilmişti.

27- J.R.R. Toliken, Yüzüklerin Efendisi üçlemesini iki parmağıyla yazdı.

28- Harvard Üniversitesi Kütüphanesi’nde insan derisine yazılmış dört hukuk kitabı bulunuyor.

29- Charlotte’un Sevgi Ağı ilk çıktığında Kansas’ta yasaklandı.

30- Ayrıca Winnie-the-Pooh da Birleşik Devletler, Türkiye ve Birleşik Krallık’ta bir dönem yasaklıydı.

31- The Bay Psalm Book , Amerika’da yazılan ilk eser ve dünyanın en pahalı kitabı.

32- Annie Allen , yazarı Afro Amerikan olan ve Pulitzer kazanan ilk kitap.

33- Dorothy Straight, How the World Began ’ı yazdığında dört yaşındaydı ve dünyanın en geç yazarı olarak anılıyordu.

34- Charles Dickens, Bir Noel Şarkısı ’nı altı haftada yazdı.

35- Aşk ve Gurur’ un ilk adı İlk İzlenimler’di.

36- Robinson Crusoe , İngilizce yazılan ilk roman olarak kabul edilir.

37- This The Prophet Mohamed dünyanın en büyük kitabı

38- Snooki, New York Times’ın en çok satan yazarları arasında yer alıyor.

39- Ayrıca Jessica Alba da bu listede.

40- Rapçi Common da.

41- Justin Bieber da çok satanlar listelerinde yer alıyor.

42- Nathanael West’in 1939 tarihli romanı The Day of the Locust ’ta Homer Simpson isimli bir karakter vardı.

43- Süpermen aslında kel ve megaloman.

44- Amazement, bedroom, advertising, blanket, bump, gloomy, puking, drugged, champion, accused ve addiction kelimelerini ilk kez William Shakespeare kullandı.

45- Joker karakteri aslında Batman ’in ilk sayısında öldürüldü.

46- Venom ilk olarak kadın bir karakter gibi tasarlandı.

47- Barbara Cartland, iki haftada bir roman bitirirdi.

48- Genji’nin Hikayesi yazılan ilk romandır ve tahminen 1007 yılında yazılmıştır.

49- Gabriel García Márquez, Yüzyıllık Yalnızlık ’ın filme çekilmesine izin vermedi.

50- Elle yazılmış ilk İncil 8 milyon dolar değerinde ve tamamlanması 12 yıl sürmüştü.

Kaynak: BuzzFeed, Sabitfikir | Çeviri Sevgi Demir

 

 

Sanat dünyası 27 Mart 2014 Dünya Tiyatrolar Günü’ne, TÜSAK tasarısının karamsar havası altında girse de, sanatçılar izleyicileri için morallerini yüksek tutmaya çalışıyor. Bugün yurt genelinde, tiyatro perdeleri 27 Mart onuruna ücretsiz gösteriler için açılacak.

tiyatro

27 MART ETKİNLİKLERİ

100. yılını kutlayan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nü kutluyor. “Dünya Tiyatro Günü” vesilesiyle, 27 Mart’ta, Şehir Tiyatroları’nın 100. yılı nedeniyle hazırladığı bildirinin yanı sıra Brett Bailey’in hazırladığı Dünya Tiyatro Günü Uluslararası Bildirisi ve ITI-UNESCO Türkiye Merkezi İcra Komitesi tarafından hazırlanan Dünya Tiyatro Günü Ulusal Bildirisi, Şehir Tiyatroları’nın bütün sahnelerinde saat 20.00’de oyun öncesi okunacak.

Şehir Tiyatrolarının hazırladığı Dünya Tiyatro Günü Bildirisi:

Bugün Dünya Tiyatro Günü… Tiyatroya her alanda emek veren tüm sahne insanlarının ve tiyatro severlerin Dünya Tiyatro Günü kutlu olsun!

1914 yılında kurulan ve o günden bugüne tiyatro severlerin ve İstanbullular’ın vazgeçilmezi Şehir Tiyatroları 100 yaşında. ‘Güzellikler Evi’ anlamına gelen Darülbedayi adıyla kurulan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, hem kent içinde hem de turneleriyle İstanbul dışında tiyatronun insanlıkla yaşıt kültürel birikimini 100 yıldır paylaşmakta… Fatih’ten Ümraniye’ye, Kadıköy’den Kağıthane’ye, Üsküdar’dan Gaziosmanpaşa’ya, Harbiye’ye 8 tiyatro, 10 sahnede dünyanın insan manzaralarını salonlara taşıyor. Türkiye’nin ve dünyanın farklı yerlerine düzenlediğimiz turnelerde, ses bayrağımızı umutla, sevgiyle, mesleğimize duyduğumuz inançla yüceltiyor.

Tiyatro sevgi isteyen, umut yitimine yer vermeyen, tarih boyunca en zorlu koşullarda ve dönemlerde yeniden ve yeniden kendine çıkış yolu bulan, ayağa kalkmasını bilen, kişiliğini ve kimliğini sanatçı insanın özverisinden ve seyredenin olumlu algısından oluşturan bir sanat. Şehir Tiyatroları da, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçirdiği tarihsel süreçlerin tümünde, sahne insanları ve İstanbullu tiyatro severlerle kentin kılcal damarları semtlerde, mahallelerde kendine yer açmış, büyük ve kadim bir sanatın anıtsal kurumu. Sahneden salona sanatsal varoluşun ve vazgeçilmezliğin karşılığı…

Ülkemizde tiyatronun her alanda kendine yer açması; çağdaş dünya sanat değerlerinin hem kurumsal hem de sahne uygulamalarında temel ve ana koşul olarak görülmesi; toplumsal, siyasal ve yaşamsal yaklaşımların tiyatroyu kurumsallaştırarak yüceltmesi, sanatımızı, doğal olarak Şehir Tiyatroları’nı güçlü ve etkin kılacaktır.

Biliyoruz ki, 100 yıldır İstanbul’un ve İstanbullu’nun kalbindeyiz. Tiyatro ateşini bizler kadar yüreğinde hisseden sizlere, tiyatromuzun dostlarına, tiyatronun yaşamın her alanındaki elçilerine ne kadar teşekkür etsek azdır. Sağolun, varolun…

Şehir Tiyatroları’nda eş zamanlı olarak okunmaya başlanacak olan bildirileri, oyunlardaki sanatçılar, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde Berrin Koper, Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde Aslı Aybars, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde Bensu Orhunöz, Üsküdar Musahipzade Celâl Sahnesi’nde Uğur Arda Aydın, Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde Caner Çandarlı, Ümraniye Sahnesi’nde Eraslan Sağlam, Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde Emrah Özertem, Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde Tarık Şerbetçioğlu okuyacaklardır.

ŞEHRİN TİYATROSUNDA OYUNLAR ÜCRETSİZ

27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde oynanacak oyunlar her yıl olduğu gibi bu yıl da ücretsiz. Dünya Tiyatro Günü’nde Sahnelenecek Oyunların arasında; Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde, Peter Horsler’in yazdığı Bora Seçkin’in yönettiği Kes ve Kaç, Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde, Necip Fazıl Kısakürek’in yazdığı Engin Gürmen’in yönettiği Para, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde, A. Kadir Bozkurt’un yazdığı Zuhal Ergen’in yönettiği Sirke Tadında Böğürtlen Reçeli, Üsküdar Musahipzade Celâl Sahnesi’nde, Ziya Osman Saba’nın öykülerinden Hilmi Zafer Şahin’in uyarladığı, Can Doğan’ın yönettiği Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi, Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde, Özgür Kaymak Tanık’ın yazıp yönettiği İsimsiz yer alıyor.

#ALTBİLET İLE SEYREDEBİLİR!

Alternatif Sahneler 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nü “AltBilet” ile Kutluyor!
Alternatif Sahneler, Mart ayına özel AltBilet’le 27 Mart’ı kutluyor!

10 SAHNEDE, 23 OYUN

Asmalı Sahne, D22, Emek Sahnesi, ikincikat, KaraKutu, Kumbaracı50, Mekan Artı, Sahne Hâl, sekizincikat ve Şermola Performans’tan oluşan Alternatif Sahneler Birliği, Mart ayı boyunca geçerli olacak ortak bir uygulama gerçekleştiriyor.

Seyirciler; bu 10 sahnede oynayan bütün oyunlara aldıkları normal biletle birlikte, bir AltBilet’e sahip olacaklar. AltBilet’i aldıkları sahne dışındaki 9 sahnenin belirlediği oyun ve gösterimleri yalnızca 15 TL ödeyerek seyredebilecekler.

“Küskün Müzikal”, “Üç Kadın Bin Turna”, “Öldün, Duydun mu?”, “444”, “Katilcilik”, “Karabahtlı Kardeşlerin Bitmeyen Şen Gösterisi”, “Talihsiz Çocuk Parkı Yaralanmaları”, “Kurabiye Ev”, “Sürpriz”, “Küçük”, “Sezonun Kabusu”, “Yirmi Beş”, “Bent”, “Yaka-Paça”, “Aile Mezarlığı”, “Sezonun Kabusu”, “Şahmeran’ın Bacakları”, “Sesler”, “Frida”, “Disko 5 no’lu”, “Gürültünün İçinde” ve “Kırık Merdiven”, “Doğal Seçilim Yoluyla Türlerin Kökeni” AltBilet’le seyredilebilecek oyunlar.

MKM, Med-Der ve Arzela Kültür Sanat Merkezinin 27 mart Dünya Tiyatrolar Günü vesilesiyle düzenleyeceği basın saat 11:30 da Galatasaray Lisesinin önünde yapılacak. Tiyatrocular meydanda kostümleriyle yerlerini alacak. Yine aynı gün akşam saatlerin de Bağcılar demir kapıda çocuklar için küçük gösteriler olacak.

Bilkent Üniversitesi öğrencilerimiz tiyatro oyunlarını yarın C-Blok Amfi’de 16:40’ta ve MSSF’de 18:00’de sahneleyecek.

Maltepe Üniversitesi, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nü gün boyu süren etkinliklerle kutlayacak.

Bizim Tiyatro, Che Ve Ulrıke Ne Konuşuyorsunuz Öyle? oyununu Dünya Tiyatro Günü nedeniyle Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi’nde saat 20.30’da ücretsiz sergileyecek…
Maya Sahnesinde ise Merve Engin tek kişilik gösterimiyle ‘Kıyıya oturmanın böylesi’ 100. kez sahnelenecek.

Hayal Perdesi El – Bohem Fikret Mualla oyununu 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde sahneliyor.

Çevre tiyatrosu yeni oyunu Veriler’i Dünya Tiyatro Günü nedeniyle ücretsiz sahneliyor.

Dünya Tiyatro Gününün tarihçesi

unesco

Dünya Tiyatro Günü 1961’de Uluslararası Tiyatrolar Birliği (International Theatre Institute) tarafından yaratıldı. Her yıl 27 Mart günü ITI merkezleri ve dünya çapında tiyatro grupları tarafından kutlanmaktadır. Pek çok ulusal ve uluslararası etkinlik kutlamalarda yer almaktadır. En önemli etkinliklerden biri, dünya çapında başarı kazanmış bir tiyatro oyuncusu, yönetmeni veya yazarın yazdığı evrensel bildirgedir. İlk bildirge 1962’de Jean Cocteau (Fransa) tarafından yazılmıştır.

Kabulü

Dönemin ITI başkanı olan Arvi Kivimaa tarafından önce Helsinki, sonra da Viyana’da yapılan 9. yüzyıla dayanır

atılan ‘tiyatrolar günü’ fikri, İskandinav ülkelerinden gelen desteğin de etkisiyle hayata geçirildi. Kabul edilişinden sonra her yıl, Paris’te 1962 tarihli Uluslar Tiyatrosu’nun (Theatre of Nations) da açılış günü olan 27 Mart günü, ITI’nin şu an sayısı 100’ü bulan dünya çapındaki merkezlerinde çeşitli etkinliklerle kutlanmaya başlandı.

Hedefi

UNESCO tarafından kurulan ITI’nin “sahne sanatları bağlamında, dünya çapında bilgi ve uygulama alışverişini arttırmak, gelişim sürecinde sanatsal yaratıcılığın ve üretimin gerekliliği konusunda toplumsal bilinci uyandırmak, insanlar arasındaki barış ve dostluğun sağlanması ve artmasını gerçekleştirmek adına karşılıklı anlayışı geliştirmek, UNESCO’nun hedeflerine ulaşmasına katkıda bulunmak” gibi hedefleri, Dünya Tiyatro Günü’nde bir kez daha hatırlatılmaktadır. Her yıl tiyatro ve tiyatroyla ortak çalışan diğer sanat disiplinlerinden gelen üstün başarılı bir sanatçı bu gün için bir konuşma yapmaya davet edilmektedir. Uluslararası Bildirge olarak görülen bu konuşmanın metni 20’den fazla dile çevrilmekte, pek çok gazetede yayınlanmakta ve dünya üzerindeki pek çok tiyatro grubunun oyunundan önce okunmaktadır. Pek çok televizyon ve radyo kanalı bu bildirgeyi beş kıtanın her köşesindeki dinleyicilere ulaştırmaktadır.

Dünya Tiyatro Günü tiyatro dünyasındaki insanlar için sahne sanatlarının insanları bir araya getirici gücünü kutlamak, seyirciyle daha iyi bir iletişim kurmak ve insanlar arasındaki anlayış ve barışı arttırmak için bir fırsat olarak görülmektedir. Dünya Tiyatro Günü’nde yapılan etkinlikler, uluslararası işlevlerinin yanı sıra ulusal ve bölgesel tiyatro gruplarının bir araya gelmesinde de rol oynamaktadır.

Dünya Tiyatro Günü Uluslararası Bildirgesi

Jean Cocteau ilk bildirgenin yazarıdır. 1993’te Venezüella ITI Merkezi 1962’den 1993’e kadar yayınlanan tüm bildirgeleri biri özgün dillerinde, diğeri İspanyolca olmak üzere iki antoloji halinde yayımlamıştır.Uluslararası Bildirge’nin yanı sıra, ITI dünyanın hemen her yerinde büyük gösteriler ve festivaller düzenlemektedir. Bu etkinliklerin tamamı ITI Resmi Sitesi’nde görülebilir.

 Dünya Tiyatro Günü etkinlikleri

TÜRKİYE’DE İLK TİYATRO

Türkiye’de ilk tiyatro etkinlikleri, İngiliz Elçiliği’nin bir salonunda başlamıştır. Tiyatro etkinlikleri, 19. yüzyılda gelişme göstermiş ve Gedikpaşa, Naum ve Verdi gibi tiyatro yapıları yapılmıştır. Türkiye’de ilk tiyatro binası, 1840 yılında Bosco adında bir italyan tarafından yapıldı. Bu tiyatro salonunda metinleri Türkçeye çevrilen oyunlar ve operalar oynandı. Burada metinleri Türkçeye çevrilerek oynanan operaların ilki, Gaetano Donizetti’nin “Belisario” operasıydı.
Bosco’nun tiyatrosu, 1844’te Tütüncüoğlu Michael Naum Efendi’ye devredildi. Suriyeli Katolik bir ailenin oğlu olan Naum Efendi, 26 yıl İstanbullulara hizmet verdi. Bu tiyatroda ilk kez yabancı tiyatro kumpanyalarının temsilleri oynatıldı. Naum Tiyatrosu’nda oynanan ilk opera ise 29 Aralık 1844 tarihinde temsil edilen Gaetano Donizetti’nin “Lucrezia Borgia” adlı eseri oldu.
Türkiye’de ilk Türkçe oyun ise Güllü Agop’un tiyatrosunda oynanmıştır. “Sezar Borjiya” adındaki bu oyun, 1868 yılında sahnelendi. Namık Kemal ve Ali Bey’in de desteklediği Gedikpaşa Tiyatrosu, bir süre sonra yalnız yerli oyunları sergilemeye başladı.


27 MART TÜRKİYE ETKİNLİKLERİ

100. yılını kutlayan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nü kutluyor. “Dünya Tiyatro Günü” vesilesiyle, 27 Mart’ta, Şehir Tiyatroları’nın 100. yılı nedeniyle hazırladığı bildirinin yanı sıra Brett Bailey’in hazırladığı Dünya Tiyatro Günü Uluslararası Bildirisi ve ITI-UNESCO Türkiye Merkezi İcra Komitesi tarafından hazırlanan Dünya Tiyatro Günü Ulusal Bildirisi, Şehir Tiyatroları’nın bütün sahnelerinde saat 20.00’de oyunöncesi okunacak.
Şehir Tiyatrolarının hazırladığı Dünya Tiyatro Günü Bildirisi:
Bugün Dünya Tiyatro Günü… Tiyatroya her alanda emek veren tüm sahneinsanlarının ve tiyatro severlerin Dünya Tiyatro Günü kutlu olsun!
1914 yılında kurulan ve o günden bugüne tiyatro severlerin ve İstanbullular’ın vazgeçilmezi Şehir Tiyatroları 100 yaşında. ‘Güzellikler Evi’ anlamına gelen Darülbedayi adıyla kurulan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, hem kent içinde hem de turneleriyle İstanbul dışında tiyatronun insanlıkla yaşıt kültürel birikimini 100 yıldır paylaşmakta… Fatih’ten Ümraniye’ye, Kadıköy’den Kağıthane’ye, Üsküdar’dan Gaziosmanpaşa’ya, Harbiye’ye 8 tiyatro, 10 sahnede dünyanın insan manzaralarını salonlara taşıyor. Türkiye’nin ve dünyanın farklı yerlerine düzenlediğimiz turnelerde, ses bayrağımızı umutla, sevgiyle, mesleğimize duyduğumuz inançla yüceltiyor.
Tiyatro sevgi isteyen, umut yitimine yer vermeyen, tarih boyunca en zorlu koşullarda ve dönemlerde yeniden ve yeniden kendine çıkış yolu bulan, ayağa kalkmasını bilen, kişiliğini ve kimliğini sanatçı insanın özverisinden ve seyredenin olumlu algısından oluşturan bir sanat. Şehir Tiyatroları da, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçirdiği tarihsel süreçlerin tümünde, sahneinsanları ve İstanbullu tiyatro severlerle kentin kılcal damarları semtlerde, mahallelerde kendine yer açmış, büyük ve kadim bir sanatın anıtsal kurumu. Sahneden salona sanatsal varoluşun ve vazgeçilmezliğin karşılığı…
Ülkemizde tiyatronun her alanda kendine yer açması; çağdaş dünya sanat değerlerinin hem kurumsal hem de sahne uygulamalarında temel ve ana koşul olarak görülmesi; toplumsal, siyasal ve yaşamsal yaklaşımların tiyatroyu kurumsallaştırarak yüceltmesi, sanatımızı, doğal olarak Şehir Tiyatroları’nı güçlü ve etkin kılacaktır.
Biliyoruz ki, 100 yıldır İstanbul’un ve İstanbullu’nun kalbindeyiz. Tiyatro ateşini bizler kadar yüreğinde hisseden sizlere, tiyatromuzun dostlarına, tiyatronun yaşamın her alanındaki elçilerine ne kadar teşekkür etsek azdır. Sağolun, varolun…
Şehir Tiyatroları’nda eş zamanlı olarak okunmaya başlanacak olan bildirileri, oyunlardakisanatçılar, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde Berrin Koper, Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde Aslı Aybars, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde Bensu Orhunöz, Üsküdar Musahipzade Celâl Sahnesi’nde Uğur Arda Aydın, Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde Caner Çandarlı, Ümraniye Sahnesi’nde Eraslan Sağlam, Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde Emrah Özertem, Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde Tarık Şerbetçioğlu okuyacaklardır.
ŞEHRİN TİYATROSUNDA OYUNLAR ÜCRETSİZ
27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde oynanacak oyunlar her yıl olduğu gibi bu yıl da ücretsiz. Dünya Tiyatro Günü’nde Sahnelenecek Oyunların arasında; Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde, Peter Horsler’in yazdığı Bora Seçkin’in yönettiği Kes ve Kaç, Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde, Necip Fazıl Kısakürek’in yazdığı Engin Gürmen’in yönettiği Para, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde, A. Kadir Bozkurt’un yazdığı Zuhal Ergen’in yönettiği Sirke TadındaBöğürtlen Reçeli, Üsküdar Musahipzade Celâl Sahnesi’nde, Ziya Osman Saba’nın öykülerinden Hilmi Zafer Şahin’in uyarladığı, Can Doğan’ın yönettiği Mesut İnsanlarFotoğrafhanesi, Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde, Özgür Kaymak Tanık’ın yazıp yönettiği İsimsiz yer alıyor.

 

araf-ne-tarafNar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği ve Özel Nar Sanat Eğitim Kursu bünyesinde, faaliyet gösteren “Nar Sanat Tiyatrosu” Araf Ne Taraf oyunu ile sahnede.

Nar Sanat Tiyatrosu yönetmen ve oyuncu Halis BAYRAKTAROĞLU yönetiminde

13 Nisan 2014 18:30
Ortaköy Afife Jale Sahnesi, İstanbul

Bilet İçin Tıklayınız: Biletix

25 Nisan 2014 20:30
KKM Gönül Ülkü ve Gazanfer Özcan Sahnesi, İstanbul

Bilet İçin Tıklayınız: Biletix

Oyun hakkında bilgi 

Pardon Zebani Bey…

 …bazı sınavlar yakıcı olabilir

Birbirinden farklı iki samimi arkadaş Cennet ve Cehennem arasında ilginç bir sınava tabi tutuluyor. Ancak sorular bu kez sıcak taraftan geliyor. Soruları doğru yanıtlamak mı yoksa yanıtlayamamak mı? Bu tuhaf sınavdan kaçış Araf’ta mı? Peki, Araf Ne Taraf?

Bu sezon Nar Sanat Tiyatrosu, Araf Ne Taraf? adlı iki perdelik bir komedi oyunu sergiliyor.

Mahmut ve Bilal’in Zebani ile olan amansız ve komik mücadelesine güzel hostes Şule’de katılınca olaylar daha da şenleniyor. Zebaninin yardımcısı Zu boş duruyor mu peki? Tabi ki hayır.

CCYS (Cennet Cehennem Yerleştirme Sınavı) için geçen yılın sorularının peşine düşmüş, yeni merhum şaşkın üç komik karakter ve hiç bitmeyen bir tempo…

Toplumun genel ahlak kuralları çerçevesindeki iyinin sıradanlığı ile kötünün uç noktalarının irdelendiği oyunda onlar Araf’ı araya dursun, sizler gülme krizinden çıkma yolları arayacaksınız.

Ebru ERDEMOĞLU’nun kaleme aldığı Genel Sanat YönetmenliğiniHalis BAYRAKTAROĞLU’nun üstlendiği ARAF NE TARAF, bir  NAR SANAT TİYATROSU prodüksiyonudur. Oyuncuları ile de hayli iddialı oyunda,  Cumhur SARIHalis BAYRAKTAROĞLUUhde SEÇİLEbru SARITAŞOğuz ÖZTAŞ’ın araladığı kapıdan bakalım sizler de Araf’a girebilecek misiniz…

34 yıllık eserler ihmal kurbanı oldu. Dünyaca ünlü Türk seramik sanatçısı merhum Attila Galatalı’nın seramikleri artık yok. Galatalı’nın 1980 yılında yaptığı eserler Adalet Bakanlığı binasıyla birlikte yıkıldı…
34-yillik-eserler

Kültür varlıklarını, sanat eserlerini korumak ve geliştirmekle görevli olan Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, dünyaca ünlü Türk seramik sanatçısı merhum Attila Galatalı’ya ait paha biçilemeyen devasa ölçülerdeki değişik figürlerden oluşan seramik panolarının yok edilmesine sebebiyet verdiği ortaya çıktı.

Günay talimat verdi

Atilla Galatalı

Atilla Galatalı

Dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’a, temmuz 2012’de, TPAO binası olarak inşa edilen, 1991’de Adalet Bakanlığı’na devredilen Kızılay’daki 10 katlı binanın yıkılacağı ve bina duvarlarında merhum sanatçı Attila Galatalı’ya ait paha biçilemeyen seramik panoların olduğu bilgisi verildi. Günay bu bilgi üzerine, Galatalı tarafından 1980’de bu binaya yapılan seramik pano eserlerin sökülerek koruma altına alınması için yetkililere ‘kurtarın’ talimatı verdi.

Harekete geçen Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü (GSGM), binadaki söz konusu eserlerin tespit edilmesi için çalışma başlattı. Bu kapsamda genel müdürlükte görevli bir uzman binadaki eserlerin nasıl taşınacağı konusunda incelemeler yapmak üzere binaya geldi. Ancak binadaki yıkım çalışmaları da ilgili firma tarafından temmuz 2012 tarihiyle başlatıldı. GSGM uzmanı, yaptığı çalışmalar doğrultusunda binanın girişindeki fuaye bölümünde bulunan seramik panoyu tespit etti. Ancak, binanın yemek salonuna ‘ana eser’ olarak yapılan 21.70 metre uzunluğundaki 1.50 metre enindeki değişik figürlerden oluşan devasa seramik pano eser ise tespit edilemedi. Ayrıca aynı sanatçının binanın lokal bölümüne yaptığı 5 metre uzunluğundaki, 2.5 metre enindeki seramik panosu da tespit edilemedi. Dönemin GSGM yöneticileri tarafından, fuaye bölümündeki panonun koruma altına alınması ve sökülmesi için yapılan resmi yazışmalarda da yemek salonu ve lokal bölümündeki devasa panolardan söz edilmedi.

Hiçbir önlem alınmadı

Yapılan incelemelerin ardından, uzmanlardan oluşturulan bir komisyon tarafından fuaye bölümündeki seramik pano eylül 2012’de koruma altına alındı. Ancak binaya ana eser olarak yapılan yemek salonundaki devasa ölçülerdeki seramik pano için ise herhangi bir koruma önlemi alınmadı. Yemek salonu ve lokaldeki seramik eserler de molozlorla birlikte hafriyat sahasına döküldü. Aralık ayında binanın giriş katının da yıkılmasının ardından bina tamamen yıkılmış oldu. Yıkılan binanın yerine yenisinin yapılması için başlatılan çalışmalar ise sürüyor. Söz konusu bina, Adalet Bakanlığı’na devrinin ardından bakanlığn ek binası olarak kullanıldı. Yapı uzun yıllar Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) binası olarak da kullanıldı.

Molozlarla birlikte hafriyat sahasına

Galatalı’nın, Ankara’da Adalet Bakanlığı’na ait binanın değişik bölümlerine 1980’de yaptığı 21.7 metre uzunluğundaki 1.5 metre enindeki seramik panonun da aralarında olduğu eserleri, dönemin bakanı Ertuğrul Günay’ın ‘kurtarın’ talimatına rağmen bu binayla birlikte yıkıldı. Seramik eserler yıkılan binadaki molozlarla birlikte hafriyat sahasına döküldü.

Türkiye sinemasındaki erkek egemen bakışa ve cinsiyetçiliğe tepki olarak verilen Altın Bamya Ödülleri dağıtıldı.

altın bamya ödülü

Altın Bamya Film Ödülü, Osman Sınav’ın yönettiği Aşk Kırmızı filminin oldu. Jüri filmin Zeynep karakterini de Kadın Karakter dalında ödüllendirdi.

Erkekler adlı film isminin yarattığı beklentiyi boşa çıkarmadı, hem Adam ve Nazım karakterleriyle erkek karakter hem de homofobi dalında ödüle layık görüldü. Üstüne bir de senaryo ödülünü aldı.

İzleyici Bamyası’nı ise Celal ile Ceren filmi kazandı.

Jüri özel ödülü de dört filme birden verildi. Kedi Özledi, Düğün Dernek (Tek taşlı Bamya), Sabit Kanca (Eşekarısı Bamyası), Testesteron (Hormonlu Bamya).

Dün akşam İsveç’in İstanbul Başkonsololuğu’nda düzenlenen ödül törenine, Altın Bamya Akademisi üyeleri, Filmmor Kadın Filmleri Festivali konukları ve sinema sektörü katıldı. Bütün adayların davet edildiği törene ise her zamanki gibi aday filmlerin temsilcilerinden katılan olmadı.

Tören, “ödül alanların bundan sonraki ödül törenlerine sadece izleyici olarak çağırıldığı, hatta ödül verecek aday bulunamadığı yıllar dileğiyle” sona erdi.

6. Altın Bamya Ödülleri sahipleri ve jürinin gerekçeleri şöyle:

Erkek Karakter ödülü Erkekler’e…

Erkeklerin filmlerde tüm anlam ve aksiyonun merkezi olma durumları, cinsiyetçiliğin en bariz yansımasıdır: Hikâyelerin odağında erkekler ve onların güçleri, özellikle de kadınları (kadın karakterleri) olumsuzlama, nesneleştirme üzerinden kurulmaktadır.

Erkek karakteri canlandıran oyuncunun yorumu göz önüne alınmadan, erkek karakterin mutlaklaştırıp onayladığı “erkek” rol ve modelleri ve bunlarla özdeşleşildiği takdirde yaratacakları çok riskli anlamlar ve sonuçlar göz önüne alınmaktadır.

Bu kategorideki üç aday: -Aşk Kırmızı (Ferhat) -Celal ile Ceren (Celal ve arkadaşları) -Erkekler (Adem ve Nazım) arasında, jüri oylamasında en çok oyu alarak diğer adayları geride bırakan Erkekler (Adem ve Nazım) 6. Altın Bamya Erkek Karakter Ödülü’nün sahibi oldu.

Kadın Karakter Ödülü Aşk Kırmızı’ya…

Aşk-Kırmızı

Kadın gerçek bir karakter olarak ele alınıp işlenmedikçe hep erkek egemen bakışla resmedildikçe ve “tekinsiz, güvenilmez, şeytani, kötülüklerin anası, iyi kadın-kötü kadın, fedakâr anne, seyirlik, zayıf… vb.” yanlış, eksik, özensiz ve zararlı temsilleri sürdükçe, kadınların bir bütün olarak beyaz perdeye yansıması mümkün olmamaktadır.

Bu kategori değerlendirilirken, kadın karakteri canlandıran oyuncunun yorumu göz önüne alınmadan, kadın karakterin ürettiği anlamlar, dolaşıma soktuğu okumalar, cinsiyetçi tutum, rol ve kalıpları ne derecede pekiştirip onayladığı göz önüne alınmaktadır.

Bu kategorideki üç aday: -Aşk Kırmızı (Zeynep) -Celal ile Ceren (Ceren ve arkadaşları) -Senin Hikayen (Meral ve Esra) arasında, jüri oylamasında en çok oyu alarak diğer adayları geride bırakan Aşk Kırmızı (Zeynep) 6. Altın Bamya Kadın Karakter Ödülü’nün sahibi oldu.

Senaryo Ödülü Erkekler’e…

Senaryo, sinemasal tüm öğeleri soyutlandığında ve sadece filme çekilmiş senaryo olarak okunduğunda bile cinsiyetçi izler taşıması, kadın ve erkek karakterlere adil ve eşitlikçi yaklaşmaması, bu tutumun diyaloglardan, karakterlere kadar her sahnesine sinmiş olması ve içerdiği cinsiyetçi unsurlar göz önüne alınarak değerlendirilmektedir.

Bu kategorideki üç aday: -Aşk Kırmızı -Celal ile Ceren -Erkekler arasında, jüri oylamasında en çok oyu alarak diğer adayları geride bırakan Erkekler 6. Altın Bamya Senaryo Ödülü’nün sahibi oldu.

Film Ödülü Aşk Kırmızı’ya…

Film, ışıktan kadraja, kadın ve erkek karakterlerden yönetmenin yorumuna kadar tüm unsurlar, çelişki içermeyen cinsiyetçi “bütün” göz önüne alınarak değerlendirilmektedir.

Bu kategorideki üç aday: -Aşk Kırmızı -Celal ile Ceren -Erkekler arasında, jüri oylamasında en çok oyu alarak diğer adayları geride bırakan Aşk Kırmızı 6. Altın Bamya Film Ödülü’nün sahibi oldu.

İzleyici Bamyası: Celal ile Ceren’e…

İzleyici Bamyası Ödülü, Altın Bamya web sitesinde yer alan 2013 yılında vizyona giren tüm filmler arasında yapılan online oylama sonucunda en çok oyu alan film Celal ile Ceren oldu.

Altın Bamya nedir?

Bu yıl altıncısı verilen Altın Bamya Ödülleri, Türkiye sinemasında kadınlarla ilgili yanlış mitlerin, algıların, cinsiyetçi bakışın sinemada yeniden üretilip temsil edilmesine ve bu ayrımcılığın normal kılınmasına, kadınlara dair alanların daraltılmasına bir eleştiri, bir karşı duruş, bir söz söyleme isteğiyle ortaya çıktı.

Kaynak :[-]

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından özel tiyatrolara verilen ödeneği bu sene Gezi Eylemlerine destek verdiği için alamayan Orta Oyuncular, kararın iptali ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin açtığı dava da yürütmeyi durdurma kararı çıktı.

bakırköy tiyatro

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca özel tiyatrolara sağlanan 2013-2014 ödenekleri bir hayli tartışma yaratmış, daha önceden ödenek alan, ancak Gezi Eylemleri’ne destek verdiği için ödenek alamayan aralarında Orta Oyuncular, Dostlar Tiyatrosu gibi tiyatrolarında olduğu bir çok tiyatrocu bir araya gelerek durumu protesto etmişti. Genco Erkal, Gülriz Sururi, Rutkay Aziz, Ferhan Şensoy, Levent Üzümcü, Orhan Aydın, Kemal Kocatürk ve Emre Kınay’ın da aralarında olduğu sanatçılar bakanlığın keyfi ayrımcılığına ve kendi yandaşlarına birden fazla ödenek göstermesine tepki göstermişti. Ödenek alamayan tiyatrolar, kararın iptali ve yürütmenin durdurulması için dava açtı.

Orta Oyuncular konuyla ilgili olarak 14 Aralık 2013 tarihinde kararın haksız ve hukuka aykırı olduğu, hangi değerlendirme ölçütlerine göre dava konusu işlemin tesis edildiğinin açık olmadığı, bu seneye kadar hep devlet yardımı alındığı, bu sene devlet yardımından mahrul bırakılmalarının siyasi içerikli olduğunu iddia ederek kararın iptali ve yürütmesinin durdurulması için dava açtı. Ankara 9. İdare Mahkemesi, Kültür ve Turizm Bakanlığınca Yerel Yönetimlerin, Derneklerin, Vakıfların ve Özel Tiyatroların Projelerine Yapılacak Yardımlara İlişkin Yönetmeliğin 1., 2. ve 9. maddeleri göz önüne alındığında, komisyonun hangi değerlendirme ölçütleri kapsamında maddi destekten yararlandırılmama kararı vermesinin net olarak ortaya konulmadığının görülmesi üzerine kararın iptali ve yürütmeyi durdurma kararı verdi.

Sanatçılar Girişimi adına açıklama yapan Orhan Aydın şöyle konuştu:

“Kültür Bakanlığının her yıl dağıttığı “ödenek” için bu yıl birçok tiyatroyu cezalandırdığını öğrendiğimizde üstümüze atılan bu kara örtüden birlikte kurtulacağımızı düşünen alandaki onlarca tiyatro ile bir araya geldik.

Ses Tiyatrosu’nda buluşup mücadele kararlığımızı açıkladık ve ardından Türkiye Barolar Birliği Genel Merkezi’nin çağrısı ile gerçekleştirdiğimiz Hukuk Sanat Buluşması’nda ‘dava açma süreci başlatma’ kararı doğrultusunda Baro’nun katkılarıyla davalarımızı açtık.

Orta Oyuncular Tiyatrosu ilk yürütmeyi durdurma kararı alan tiyatromuz oldu. Arkası gelecektir. Dava açan tüm tiyatrolar kazanacaktır. AKP hükümetinin ve onun kültür bakanının haksız-hukuksuz dayatması son bulacaktır.

Biz sanat alanında örgütlenmiş yapılar ülkemize, ülkemiz sanat alanlarına yapılan tüm saldırılarda ortaklaşma kararlığımızı sürdürdüğümüz sürece kaybeden gericilik olacaktır.

TÜSAK adıyla ortaya atılan tuzaktan da böyle kurtulacağımıza inancımız sonsuzdur.

Bu sene ülkemiz tarihinde bir başka ilk te Alternatif 27 Mart Dünya Tiyatro Günü Bildirisi’nin ortaklaştırılmasıdır.

Bildiriyi yazan değerli Yücel Erten’e ve altına imzalarını koyan tüm sanat örgütlerine birlikte mücadele kararlığı adına teşekkür ederiz.”

Kaynak : [-]

Edebiyat, yaratıcılığa dayanan bütün sanat dallarında olduğu gibi, özneldir. Belirli ve herkes için geçerli ölçütlerle değerlendirilemez bu alanda verilen eserler. Yine de edebiyat eserlerini, çağdaşları ve toplum üstündeki etkilerinden yola çıkarak bir değerlendirmeye tutabiliriz. Özellikle söz konusu olan tür romansa, onların kendinden sonraki eserleri nasıl etkilediği, öbür yazın türleri üstündeki etkisinin ne olduğu ve okurların gözünde nasıl bir yer edindikleri önemlidir. Bunun içindir ki onlarca yıl önce yazılmış bir roman hâlâ okunur, edebiyat dünyasını ve bireyleri bugün de etkilemeye devam eder.

Aşağıda, 20. yüzyılda yazılan ve mutlaka okunması, anlaşılması gereken 50 roman listesi yer alıyor. Kitapların sıralaması yazıldıkları yıllara göre yapılmıştır.

kitaplar ve kitaplar

1. Şikago Mezbahaları (1906) – Upton Sinclair

İşçi sömürüsünü ve Amerika’daki yetersiz gıda güvenliğini sergileyen roman, Başkan Roosevelt’in 1906′da sağlıkla ilgili iki yasayı geçirmesine neden oldu.

2. Dönüşüm (1915) – Franz Kafka

kitap ve kitapDönüşüm, varoluşçuluğu temele alan mükemmel romanlardan biridir. Kafka’nın karakteri Gregor Samsa, bir sabah uyandığında kendini bir böcek olarak bulur. Bu böcek metaforu ise bütün toplumsal rahatsızlıklara cesaret kırıcı bir bakış açısı sunar.

3. Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi (1916) – James Joyce

Bu yarı otobiyografik roman, cinselliğe, sürgüne, sömürgeciliğe ve estetiğe bir yolculuk yapar. Kitap, Joyce’un kendisiyle mücadelesine ayna tutmaktadır.

4. Siddhartha (1922) – Hermann Hesse

Roman, yalnızca Siddhartha Gautama’nın hikâyesini anlatmaz, Siddhartha’yı yüce Buda olarak tanımlar, çünkü ana karakter ona benzer bir aydınlanma yolu izler. Yolculuğu boyunca karşılaştığı herkes ve yaşadığı her olay, Siddhartha’ya değerli bir katkıda bulunur.

5. Muhteşem Gatsby (1925) – F. Scott Fitzgerald

Caz çağının alegorisi olma özelliği taşıyan ünlü roman, “Amerikan Rüyası”nın çöküşünü, lüks bir hayat süren bir adamın hüzünlü hikâyesi yoluyla anlatır.

6. Döşeğimde Ölürken (1930) – William Faulkner

Bilinçakışı yöntemiyle yazılan romanda, on beş farklı anlatıcının ağzından karışık bir düzende aile bireylerinden birisinin gömülme arzusu yerine getirme çabası anlatılır.

7. Mübarek Toprak (1931) – Pearl S. Buck

Dünya Savaşı’ndan sonra, bir çiftçi ve karısının yaşam savaşının betimlemesi özelliği taşıyan roman, çiftçinin ve ailesinin, yaşamlarını kontrol etme hikâyesini zaman ve yer kavramlarını aşarak anlatır.

8. Dalgalar (1931) – Virginia Woolf

Sansür döneminde kadınların arzularını ve eşcinselliğini oldukça keskin hatlarla ve açıksaçıklıkla araştıran Woolf, bu kavramların “edepli toplum” değerlerinden öte bir yerde düşünülmesi için okurlarına meydan okur. Arkadaşları karşılıklı bir trajedide hemfikir olurken birçok fikir ve felsefe nihai feminist hareketin belirginleştiğini ima eder.

9. Fareler ve İnsanlar (1937) – John Steinbeck

Büyük bunalım boyunca fakirlik ve eziyetle mücadele eden iki göçmen işçinin trajik ve tozlu hikâyesi, Steinbeck’in en meşhur eserlerindendir. Kahramanlarının birbirleriyle olan ilişkisini ve etraflarındaki umutsuzluğu inceleyen bir eserdir.

10. Tanrıya Bakıyorlardı (1937) – Zora Neale Hurston

Antropolog Hurston, Karaib ve ya Afrika soyundan gelen Amerikalıların kişisel deneyimerine ışık tutmak için Amerika’nın güneyi ve Karayipler ile ilgili araştırmasına dikkat çeker.

11. Sessiz Gezegenin Dışında (1938) – C.S. Lewis

Lewis, Narnia gibi canlı ve hayal gücü kuvvetli bir dünyada, insan içgörüsüne bazı fantastik yaratıklarla uzaylı manzaraları yerleştirerek bilimkurguyu çözmeye çalışır.

12. Hoşça Kal Berlin (1939) – Christopher Isherwood

Bir hiciv geçidi, eksantrik ve grotesk figürlü, ilginç hikâyeler dizisi, Berlin’deki Nazi saldırısının öncesinde ana karakter Isherwood’un başına gelen olaylardan esinlenerek ortaya çıkmıştır.

13. Altın Gözde Yansımalar (1941) – Carson McCullers

Carson McCullers, ABD’nin güneydoğu eyaletlerinden birinde, barış zamanı bir ordugâhta geçen bu romanında, beş kişinin yalnızlıkları, düşleri, saplantıları, başarısızlıkları ve zaaflarından bir “insani cehennem” örüyor.

14. Yabancı (1942) – Albert Camus

Varoluşçu bir roman olarak etiketlenmesine rağmen, Camus, politika, felsefe, edebiyat ve din gibi çok geniş bir açıdan alır sorunları. Romanda bir katilin hayatında gittikçe artan absürt ve ruhsuz olayları anlamlandırma çabası yer alır.

15. Başka Sesler Başka Odalar (1948) – Truman Capote

Old South, etrafında bir viraneye dönüşürken genç bir çocuk tanımadığı akrabalarıyla yaşamak için gönderilir ve kendisini insanlığın anlamını, onun güzel ve karmaşık yapılarını sorgularken bulur.

16. 1984 (1949) – George Orwell

1984, şimdiye kadar yazılmış en etkili politik ve distopik romanlardan biridir. Bu tartışmasız klasik, bireyin toplumla olan ilişkisini dikkatli bir biçimde irdeler. Sadık bir sosyalist olan Orwell, komünizm, faşizm ve totalitarizmin mantıksal aşırılıklarını ortaya çıkarmak niyetindedir ve bunu büyüleyici ve korkunç anlatımı ve diliyle yazmıştır.

1951 yılında yayımlanmasına rağmen, Salinger’in ikonik, isyankâr antikahramanı Holden Caulfield hâlâ yaşamaktadır ve Amerikan toplumunun iki yüzlülüğünü ve sahtekârlığını dile getiren güvenilmez bir ses olarak da okunmaktadır.

18. Görülmeyen Adam (1953) – Ralph Ellison

Çok az roman insan hakları hareketinden önce Afroamerikan toplumunun duygularını Görülmeyen Adam kadar iyi yakalamıştır. Ellison, marjinalleşme, hayal kırıklığı ve çağdaşlarını değersizleştirme gibi kavramları politik bir bireşime dönüştürmektedir.

19. Sineklerin Tanrısı (1954) – William Golding

Makro konuya mikro bir bakış getiren roman, bir uçak kazasından sonra adaya sıkışan, orada uygarlık çatışmalarına ve farklı gruplaşma yolları arayan ve bunu, gücü güvence altına almak için yapan İngiliz okul çocuklarının hikâyesini anlatır.

20. Lolita (1955) – Vladimir Nabokov

Birçok okur romanın merkezindeki tartışma yaratan pedofili ilişkiyi görüp, romanın özünü atlamıştır. Lolita, kurbanla kurban eden arasındaki çizginin bulanıklaşmasını özenle inceler.

21. Şafak Tapınağı (1956) – Yukio Mişima

İnsan zihninin gizli kalmış yerlerini usta bir anlayışla anlatan Mişima, tapınaktaki evi tarafından büyülenen genç Budist’in deliliklerini ve eziyetlerini incelemektedir.

22. Zen Kaçıkları (1958) – Jack Kerouac

Beat neslinin temel taşı olarak bilinen Kerouac, özgür Zen Kaçıkları’nda konformist Atom Çağı’nda, toplumun gittikçe sertleşen anlam arayışını net bir biçimde gösterir.

23. Gece (1958) – Elie Wiesel

Çok az roman, soykırımın onur kırıcı ve iç burkan korkularını toplama kampında geçen, yarı otobiyografik, didaktik ve trajik bu roman kadar iyi anlatabilir.

24. Parçalanma (1958) – Chinua Achebe

Igbo lideri Okonkwo, kabilesinin hem içerde hem de İngiliz kolonisi gibi dış kaynaklarla parçalanmasını izlemektedir. Bu roman postkolonyel edebiyat tarzında şimdiye kadar yazılmış en aydınlatıcı ve provokatif eserlerden biridir.

25. Bülbülü Öldürmek (1960) – Harper Lee

Lee’nin bu uzun eseri, zorlukların içinde dürüstlüğü devam ettirme ve toplumsal ahlakı sürdürebilme mesajlarını taşıyan, içerik bakımdan zengin bir romandır.

26. Madde 22 (1961) – Joseph Heller

Heller, bu kara mizah ögeleri barındıran romanında, absürt hükümet bürokrasisi yoluyla savaşa ve şiddete ciddi eleştiriler gönderir.

27. Otomatik Portakal (1962) – Anthony Burgess

Özgür iradenin sınırlarını ve doğasını sorgulayan bu provokatif ve distopik roman, sokak çetelerinin acımasızlığıyla hükümetin yaptığı tuhaf deneyleri konu edinir.

28. Guguk Kuşu (1962) – Ken Kesey

Zihinsel sağlık enstitüsü ve MKULTRA’da edindiği tecrübelerle ortaya çıkan Kesey’nin tartışmalı romanı, toplumun yanlış anlaşılan, aşağılanan ve gözden kaçanlarına bir ışık tutmaktadır.

29. Kedi Beşiği (1963) – Kurt Vonnegut

Kedi Beşiği’nde teknoloji, din, bilim ve soğuk savaş, nüktedan ve kırıcı bir mizaha kurban gitmektedir ki bu eser aynı zamanda ana ilkeleri de ayrıntılı biçimde inceler.

30. Herzog (1964) – Saul Bellow

Mektup tarzında düzenlenen bu roman, orta yaş bunalımına yenik düşen ana karakter Moses Herzog’un zihnine bir gedik açar.

31. Paris Bir Şenliktir (1964) – Ernest Hemingway

Bu yaratıcı romanda Hemingway, 1920′li yıllarda Paris’te bir göçmen olarak edindiği tecrübeyi ve sayısız önemli yazar ve sanatçıyla olan iletişimini dile getirir.

32. Kişisel Bir Sorun (1964) – Kenzaburo Oe

Ailevi sorumluluk ve gerçeklerden kaçış bu romanın merkezini oluşturur. Bir babanın, yeni doğan zihinsel engelli oğlundan uzaklaşmak gibi yüz kızartıcı kararı ve bu karardan kendini alkole ve kadınlara vererek vazgeçmesi anlatılır.

33. Maus Hayatta Kalanın Öyküsü (1972) – Art Spiegelman

Spiegelman’in babasıyla olan hasarlı ilişkisini düzeltme çabalarını anlatan ilginç bir hikâyeyle çerçevelenen iki ciltlik bu roman, soykırım edebiyatı ve grafik roman tarzına önemli bir örnektir.

34. Gravity’s Rainbow (1973) – Thomas Pynchon

II. Dünya Savaşı’nın tuhaf ve postmodern bir yorumu olan bu roman, birbirinden farklı gerçek konu ve fikirleri araştırırken 73 bölümde 400′ü aşkın karakteri uzun uzun anlatır.

35. Suttree (1979) – Cormac McCarthy

Ortada hiçbir neden yokken varlıklı bir adam, lüks hayatını terk edip Tennessee nehrindeki tekne evine kendini hapseder. Orada birçok kötü insanla karşılaşır, kendisi ve çevresi hakkında çok şey öğrenir.

36. Alıklar Birliği (1980) – John Kennedy Toole

Şimdiye kadar Pulitzer kazanmış ve aynı zamanda sevimli bir absürt tarzı olan romanlardandır. Toole, trajik ve gülünç olan New Orleans’ın bir portesini çizer.

37. The Color Purple (1982) – Alice Walker

Walker, 1930′ların Georgia’sında geçen bu romanında, o zamanlar görmezden gelinen bir grup olan Afroamerikan kadınların var olma mücadelesini ele alıyor.

38. Beyaz Gürültü (1985) – Don DeLillo

Postmodern bir ana karakter olan Jack Gladney ve ailesi, yerel bir felaketin ardından kendi varoluşlarını incelemeye başlar.

39. Watchmen (1986) – Alan Moore

Watchmen, soğuk savaş, Thatcherizm ve Reaganizm hakkında yorum yapan, geleneksel süper kahraman mitoslarını tahlil eden, yarı gafik tarzında yazılmış bir romandır.

40. Mutfak (1988) – Banana Yoshimoto

Tokyo’da kederin, yenilginin, aşkın ve yemeğin merkeze alındığı bir kitap olan Mutfak, Yoshimoto’nun ilk romanıdır ve toplum tarafından askıya alınan hayatın sınırlarına dikkatle bakan bir romandır.

41. Biz (1988) – Yevgeny Zamyatin

1920-1921 yılları arasında yazılan fakat 1988′e kadar basılmayan bu Zamyatin romanı, iki farklı Rus devriminden edinilen deneyimlerle ortaya çıkan totaliter, kötücül ve distopik bir geleceği anlatır.

42. A Good Scent from a Strange Mountain (1992) – Robert Olen Butler

Vietnam savaşından kısa bir süre sonra Louisina’da kendi yalnız hayatlarını dokumaya başlayan göçmenler, gaziler, fahişeler ve öbür yabancılaştırılmış insanları konu alan bir kitaptır.

43. Snow Crash (1992) – Neal Stephenson

Cyberpunk hareketinin temel taşlarından biri olan ve oldukça titizlikle yazılan bu roman, Second Life gibi metaverselerin, Google Earth gibi evrensel servislerin ve internet kültüründeki dil temelli fikirlerin nihai doğuşunu doğru bir biçimde öngörmüştür.

44. Art & Lies (1994) – Jeanette Winterson

Benlik, cinsellik, yaratıcılık hakkında sorular soran, Picasso’nun, Sappho’nun hayatını içeren büyülü gerçekliğin postmodern bir eseridir.

45. Life After God (1994) – Douglas Coupland

Coupland, hayatlarında din olmadan yetişen bireyler ile maneviyatı ve anlamı bulmada sayısız yolları deneyen insanları karşılaştırır.

46. Fight Club (1996) – Chuck Palahniuk

Palahniuk, bu ilk romanında Amerikan toplumunun yalnızca yapay şeyler üretmek için insan doğasını kısıtlamasına ve baskı altına almasına derin ve keskin bir ayna tutar.

47. The Lives of Animals (1999) – J.M. Coetzee

Coetzee, insanoğlunun hayvanlara gösterdiği farklı davranışlarla veganizmden esinlenerek yazdığı bu romanda, bu iki bakış açısını dengeleyerek eserine yansıtmaktadır

48. Saksı Olmanın Faydaları (1999) – Stephen Chbosky

Anlatıcı Charlie, aslında parçası olmak istediği dünyadan ayrılma ve tecrit hissi ile büyüyen yeni nesil için, yeni çağın Çavdar Tarlasında Çocuklar’daki Holden Caulfield’i gibi davranır.

49. Places Left Unfinished at the Time of Creation (1999) – John Phillip Santos

Santos, ailesinin mirasını anmak ve araştırmak için gelecek, geçmiş ve günümüz arasında bir köprü kurar. Bunu yaparken Meksika geleneğinin parçalarıyla süslenmiş hikâyelere ve arkeolojik duyarlılığı olan bir tarih bilincine yer verir.

50. Sputnik Sweetheart (1999) – Haruki Murakami

Çok az yazar Murakami’nin anlattığı gibi karşılıksız aşkı ve kaybı anlatabilir. Yazarın şiirsel ve çağrışımsal tarzıyla bezenmiş roman, bireylerin kendilerini bir bütün olarak toplumdan uzaklaştırmasını ve bunun yarattığı yalnızlığı yansıtır.

Temaya, milliyetlere, toplumların kökenine, geçen yıllara ya da kabul gören başarı düzeyine aldırmadan, bu elli kitabın yazarı, okurlara yeni fikir ve bakış açısı kazandırmayı başarmıştır. Bazıları toplum tarafından göz ardı edilen grupların ya da bireylerin sözlerini yansıtmıştır, bazıları dışta olanı açıklamak için içsel bir bakış sergilemiş, bazıları da insanlık için olası kaderleri doğru varsaymıştır. Her durumda tümü de uygarlığın nerede başladığını ve şimdi nerede olduğunu anlatan, okunmayı hak eden romanlardır.

Kaynak :[-]

Nar Sanat Eğitim Kursu Bateri (Davul) öğretmeni ” Erhan Karaca”  (“World’s Fastest Drummer”( Dünyanın en hızlı Davulcusu )  yarışmasına davet edilen ilk tür davulcusu unvanını aldı.
erhan karaca

Mike Mangini, Tim Yeung, Johnny Rabb gibi davulcuların derece yaptığı 17-19 Temmuz’da Nashville, Tennessee, ABD’de yapılan WORLD’S FASTEST DRUMMERDÜNYANIN EN HIZLI DAVULCUSU Yarışması’na ilk Türk davulcu olarak DAVET EDİLDİ!

 Yarışma Hakkında
WFD World’s Fastest Drummer (Dünyanın En Hızlı Davulcusu) yarışması Drumometer adında bir vuruş sayacı ile belli bir süre içinde yapılan vuruşu sayarak dünyanın en hızlı davulcusunu belirler. Drumometer Guinness World Records tarafından da dünyanın en hızlı davulcusunu belirlemek için kabul edilmektedir.
 
Yarışmadaki asıl amaç bir dakika içinde kaç vuruşun yapıldığıdır. Johnny Rabb dakikada 1000 vuruş yapan ilk kişi olarak yazılmıştır.
 
Yarışma en hızlı eller ve en hızlı ayaklar kategorisi olarak ikiye ayrılır. Şimdiye kadar katılımcılar arasındaki ünlü isimler Dream Theater davulcusu Mike Mangini, Morbid Angel davulcusu Tim Yeung, Johnny Rabb, Art Verdi… 
 
Yarışma rekoru Guinness tarafından onaylanmasının yanı sıra pek çok basın ve etkinlik kanalından desteklenmektedir. 
Bunlar; 
BBC, NBC, ABC, CBS, CNN, ESPN, MTV, FOX, VH1, FOX Sports, CBS news, PBS, OZZFEST, CBS radio, DISCOVERY health channel, ABC radio networks, VANS warped tour, Modern Drummer, Drum!, Musicmaker Magazine, Wired, The Boston Globe, Upbeat Daily, Drum Business, Daily Hearld Tribune, The Star, Toronto Sun, Sun News, Independent…
Yarışmanın Sponsorları 
Pearl, Redbull, NAMM, Meinl, Drum!, Remo, Promark, Axis Percussion, WB, The Music Edge, DrumRadio, HansenFütz
Nar Sanat ailesi olarak yöneticiler, öğretmenlerimiz, çalışanlarımız ve  öğrenci ile velileri adına başarılar diliyoruz.

 

Eğitmenimiz Erhan KARACANIN davul Çalışmasından örneği aşağıda izleyebilirsiniz.

ALMANYA’nın Nürnberg kentinde dün sona eren ’19’uncu Türk-Alman Film Festivali’nde ödüller sahiplerini bulurken, 57 yılını sinemaya adayan Fatma Girik’e ‘Ömür boyu onur ödülü’ verildi.

fatma girik

Fatma Girik ödülünü Halil Ergün’den alırken, heyecanını gizleyemedi. Festival Başkanı Adil Kaya’nın konuşması ile başlayan ödül gecesinde bir konuşma yapan Başkonsolos Asip Kaya, Festivali zengin bir içerikle gerçekleştiren Festival Başkanı Adil Kaya ve Yönetici Ayten Akyıldız ile ekibi kutlayarak teşekkür etti. Kaya, onlarca filmin özellikle Türk gençlerine Türk kültürü ve ananelerini tanıtması bakımından önemli olduğunu dile getirdi.

Fatma Girik de, Türk sinemasının 100’üncü yılının kutladığını anımsatarak, kendisininse sanat hayatında 57 yılı geride bıraktığını vurguladı. Daha sonra ödül dağıtımına geçildi.On bir gün seren festivali 10 bini aşkın izleyici takip ederken, festival çeşitli etkinliklerle renklendi

ÖDÜL DAĞILIMI ŞÖYLE

Uzun metraj film yarışması

En İyi Film: Köksüz Yönetmen: Deniz Akçay Katıksız

En İyi Erkek Oyuncu: Doron Amit:Film: Hanna’nın Yolculuğu Yönetmin (Hannas Reise)

En İyi Kadın Oyuncu: Lale Başar Film: Köksüz

Öngören Ödülü: Arıler Yönetmen: Mo Asumang

Seyirci Ödülü: Meryem Yönetmen: Atalay Taşdiken

Kısa film yarışması

1- Sünnetim Yönetmen: Arne Ahrens

2- Pepûk (Kuckuck) Yönetmen: Özkan Küçük

3- Patika (Der Pfad) Regie: Onur Yağız

Taner TÜZÜN/NÜRNBERG

Kaynak :[-]

Cannes ve Venedik gibi sinema dünyasının nabzını belirleyen ve o yüzden dünyanın en önemli üç film festivalinden bir olarak nitelenen Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı’yı sürpriz bir şekilde Çin Halk Cumhuriyeti’nden ‘Bai Ri Yan Huo’ adlı film kazandı.

altın ayı-berlin-2014

Yönetmen; Diao Yinan-Eniyi erkek oyuncu dalında gümüş ayı alan; Fan Liao

Diao Yinan’ın yönettiği ve klasik ‘film noir’ tarzı polisiye filmlere göndermeler yapan ‘Bai Ri Yan Huo’ 1999 yılında Çin’in kuzeyinde yaşanan bir dizi cinayetin eski bir polis tarafından çözülmesi olayını yaratıcı resimler ve sürükleyici bir senaryo ile anlatıyor.

altin-ayi6 Şubat’ta başlayan festivalin ana yarışmasındaki 20 film arasından sıyrılan ‘Bai Ri Yan Huo’nun başrolünde oynayan Liao Fan ise festivalin en iyi erkek oyuncusu seçilerek Gümüş Ayı’yı kazandı.

En iyi kadın oyuncu ödülü ise usta yönetmen Japon Yoji Yamada’nın ‘Chiisai Ouchi’ adlı filmde rol alan Haru Kuroki’ye gitti.

Festivalin en önemli ikinci ödülü Gümüş Ayı’yı festivalin açılış filmi de olan yönetmen Wes Anderson’un ‘Grand Budapest Hotel’ adlı filmi kazandı. Berlinale’nin baştan ön plana çıkan filmlerinden olan ‘Grand Budapest Hotel’, 2. Dünya Savaşı öncesinde ünlü bir Avrupa otelinin kapıcısı Gustave H ile zamanla onun en güvenilir arkadaşı haline gelen lobby-boy Zero Moustafa’nın hikayesini anlatıyor.

Eleştirmenler tarafından Altın Ayı için favori gösterilen Richard Linklater’in ‘Boyhood’u en iyi yönetmen ödülü ile Berlin’den ayrıldı. En son Before Midnight filmiyle izleyici karşısına çıkan Linklater’ın senaryosunu yazıp yönettiği film, Teksaslı bir ailenin ve çocuklarının 6 yaşından itibaren 12 yıl boyunca süren büyüme evresini, bu süreç boyunca yaşananları beyaz perdeye aktarıyor. 400 filmin seyirci ile buluştuğu festivalde İngiliz yönetmen Ken Loach tüm sanat yaşamı için Altın Ayı onur ödülünün sahibi oldu.

64. kez düzenlenen bu yılki Uluslararası Berlin Film Festivali programında Türkiye Sineması’ndan dört uzun, bir de kısa metrajlı film yer aldı. Türk Sineması’nın ilk eseri olarak kabul edilen ‘Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı’ adlı belgeselin çekilişinin 100. yıldönümünde festivalde yer alan Türk filmleri büyük beğeni topladı.

Festivalin ‘forum’ bölümünde, yönetmenliğini Melisa Önel’in yaptığı ve Mira Furlan, Timuçin Esen ile Ahmet Rıfat Şungar’ın rol aldığı ‘Kumun Tadı’ adlı yapım seyirciyle buluştu. Eleştirmenler tarafından çok olumlu tepkiler alan film Karadeniz’de bir sahil kasabasında insan kaçakçılığı yapan Hamit’in, botanik bilimcisi olan yabancı bir kadınla ilişkisi ve kasabada birkaç gün mahsur kalan kaçak göçmenlerle hayatlarının kesişmesinin hikayesini anlatıyor. Semih Kaplanoğlu’nun 2010 yılında Berlinale’yi kazanan ‘Bal’ filmini anımsatan sinema dili ve temposuyla dikkati çeken filmin yönetmeni beyazperdeye farklı anlatımları yansıtmayı amaçladığını belirtiyor.

Kumun Tadı’nın Türkiye’de ilkbahar aylarında vizyona girmesi planlanıyor.

Kutluğ Ataman / Kuzu Filmi

Kutluğ Ataman / Kuzu Filmi

Festivalin Panorama bölümünde ise Kutluğ Ataman’ın Almanya ve Türkiye yapımı ‘Kuzu’ filmi büyük ilgi gördü. Prestijli ‘Cicae Art Cinema Award’ ödülünü kazanan filmde başrolleri paylaşan Nesrin Cavadzade, Cahit Gök ile Erzincanlı küçük oyuncular Mert Taştan ve Sıla Lara Cantürk, Berlinale’deki prömiyerde büyük alkış aldı. Kutluğ Ataman’ın Erzincan’da doğduğu köyde çektiği film, babası İsmail’in sünnet düğününün masraflarını karşılayacak parası olmaması nedeniyle korkular geçiren Mert’in bakış açısından Anadolu’nun birçok yerinde devam eden toplumsal baskılara, gelenek ve törelere eleştirisel bir bakış getiriyor.

Son yıllarda özellikle video enstalasyon alanındaki çalışmaları ile dünya çapında tanınan bir sanatçı olan Ataman bu kez sinemaya yönelmesini beyaz perdenin doğrudan duygulara hitap eden özelliği ile gerekçelendiriyor. ‘Kuzu’ filminin Türkiye’deki ilk gösteriminin Adana Altın Koza Film Festivali’nde yapılması hedefleniyor.

Öte yandan Berlinale’de ‘Generation 14plus’ bölümünde Türkiye, Almanya, Hollanda ve Yunanistan ortak yapımı olan, Zeynep Dadak ile Merve Kayan’ın ‘Mavi Dalga’, ‘Generation Kplus’ bölümünde Türkiye, Almanya ve Fransa yapımı Hüseyin Karabey’in Kürtçe çektiği ‘Were Denge Min’, kısa metrajlı filmler arasında da Hasan Serin’in ‘Ağrı ve Dağ’ filmi de gösterime girdi.

 

Kaynak : [-]

Bebeğiniz var ama ağlamasında veya karnının acıkmasınından ya da mama istemesi ve oynamak istemesi durumunda ne yapacağınızı bilemediğiniz için Sinemaya mı gidemiyorsunuz?

Artık bu konuda “Çare Drogba” değil.

Dikkat sinemada bebek var!  Bağımsız sinema platformu ‘Başka Sinema’ anne ve bebeklerinin birlikte film izleyebileceği seanslar tasarladı.

Sinebebe-Film

Bağımsız sinema platformu ‘Başka Sinema’ anne ve bebeklerinin birlikte gidebileceği seanslar tasarladı. ‘Annelerin bebekleriyle gidebildikleri sinema salonu’ fikrinden yola çıkılarak anne-çocuk-sinematasarlanan seanslarda bebekli anneler vizyona yeni giren filmleri takip edebilecek.

‘Sinebebe’ seansları kapsamında sinema salonunda ışık ve ses tasarımaları bebeklerin ihtiyaçlarına göre ayarlanacak. Anneler 12 aylığa kadar olan bebekleri ile sinema salonuna gelebilecek.

Sinema salonunda bebek arabalarının, bebek ağlamasının, bebeklerin uyumasının, beslenmesinin, hatta oyuncakları ile oynamasının tamamen serbest olacağı gösterimlerin ilki, 25 Mart Salı günü, Beyoğlu Beyoğlu ve Kadıköy Rexx sinemalarında gerçekleştirilecek.

Detaylar için : www.baskasinema.com

 

Twitter’a yasak rekor getirdi. Erişim yasağına rağmen Twitter’da kullanıcı ve mesaj patlaması yaşandı. Twitter’daki Türk kullanıcıların saat başına attığı mesaj sayısı 1.2 milyonu gördü. Mesaj ve sosyal ağın üye sayısında da patlama yaşandı.

twitter

Twitter’a erişimin engellendiği ilk gününe ait veriler, yasağa karşı gösterilen genel tepkiyi bir kez daha doğrular nitelikte. Twitter Türkiye’deki kullanıcı sayısını neredeyse 2 milyon artırırken, atılan tweet oranı yüzde 30’un üzerinde çıktı.

Mashable sitesinin sosyal medya araştırma şirketi Sysomos’tan elde ettiği verilere göre, erişim yasağının getirildiği Perşembe gece yarısından sonra gelen saatlerde atılan tweet sayısı ise 1.2 milyona çıktı. Dakikada atılan tweet ortalamasının 17 bine çıktığı Türkiye’de, kullanıcılar erişim yasağını tanımadı.

‘Turkey’ ve ‘Twitter’ içerikli mesajların oranı ise son bir haftada yüzde 200 artarak Perşembe-Cuma günü 80 bine ulaştı.

Kullanıcı ve tweet sayısı arttı

Bir diğer sosyal medya araştırma firması Somera’nın verileri, yasağın geçerli olduğu 20 Mart gecesi 23.00’dan itibaren geçen 13 saatlik dilimin verilerini topladı. Bu süre içinde Türkiye’de atılan tweet sayısı bir önceki güne oranla yüzde 33, üye sayısı ise yüzde 17 artış gösterdi. Twitter’a erişimin engellemesinden bu yana paylaşılan mesaj oranı yaklaşık yüzde 95 arttı.

Verilere göre, yasağın uygulamaya geçtiği 20 Mart’ta gece yarısından sonra tweet sayısı 1.2 milyona fırladı. Yasağın ilan edildiği andan, 21 Mart 12.00’a kadar atılan toplam tweet sayısı ise 6.07 milyon oldu. Kullanıcı sayısı ise bu süreçte 1.75 milyon arttı. Sysomos, yasağın geçerli olmasından önceki iki gün içinde atılan toplam tweet sayısını 7.2 milyon olarak verdi.

Yaklaşık 10 milyon kullanıcıya sahip olan Twitter, yasağın ilk dakikalarından itibaren erişim için bilgi sunarken, Türkiye’nin dört bir yanında bina ve evlerin duvarları DNS bilgileriyle donatıldı. Uluslararası medya ve kamuoyunun da büyük destek verdiği Türk kullanıcılar, yasağın ilan edildiği andan itibaren kullanım miktarını da artırmaya devam ediyor.

Kaynak: aljazeera.com.tr