Dünyanın en büyük uluslararası sinema festivali sayılan Cannes Film Festivali yarışma filmlerine ait resmi liste perşembe günü düzenlenecek basın toplantısıyla kesinleşecek.

Nuri Bilge Ceylan

Nuri Bilge Ceylan

Dünyanın pek çok ünlü yönetmeninin birbirinden iddialı filminin yarışacağı Festival’e Türkiye’den ödüllü yönetmen Nuri Bilge Ceylan’ın “Kış Uykusu” Fatih Akın’ın ise “The Cut” filmiyle yarışmaya katılması bekleniyordu fakat son anda yapılan açıklama ile yarışmadan çekildiğini belirtti.  Artık Cannes’ın önemli isimleri arasında yer alan ve ‘Bir Zamanlar Anadolu’ filmiyle Jüri Büyük Ödülü’nü alan Ceylan, Emir Kusturica, Ken Loach gibi dev aktörlerle yarışacak. Yarışma filmlerine ait resmi liste Perşembe günü düzenlenecek basın toplantısıyla kesinleşecek.

Dünya sinemasının kalbi Mayıs ayında iki hafta boyunca Cannes’da atacak. Uluslararası Cannes Film Festivali’nin 67’incisi bu sene yine 14-25 Mayıs tarihleri arasında Fransa’nın sahil kenti Cannes’da yapılacak. 25 Mayıs’taki Avrupa Parlamentosu seçimleri nedeniyle ödül töreni 24 Mayıs Cumartesi akşamı düzenlenecek. Her yıl büyük ilgi gören festival afişine bu yıl İtalyan aktör Marcello Mastroianni ilham kaynağı oldu. Festival, Mastroianni’nin, Federico Fellini’nin yönettiği ve 1963 yılında Cannes Film Festivali’nde gösterilen ‘Sekiz buçuk’ adlı filminden alınan fotoğrafıyla, bir yandan ‘dünyaya açık ve özgür İtalyan ve Avrupa sineması’, bir yandan da onun en büyük temsilcilerinden Marcello Mastrroianni’yi onurlandırmak istiyor.

6. kez kadın jüri başkanı

Jane Campion

Jane Campion

Geçtiğimiz yıl Fransız sinemasının genç ismi Audrey Tautou’nun sunduğu açılış seramonisini bu yıl Lambert Wilson sunacak.

Yine geçen yıl ünlü yönetmen Steven Spielberg’in üstlendiği Jüri Başkanlığını bu yıl Yeni Zelandalı kadın yönetmen Jane Campion yapacak. Festival’de 1993 yılında « Piyano dersleri » adlı filmiyle Altın Palmiye ödülü kazanan Campion Festival’e başkanlık eden 6’ıncı kadın olacak. Kısa film yarışma jürisine (Jury des courts métrages ) İranlı yönetmen Abbas Kiarostami, Eleştiri Haftası jürisine (Semaine de la critique) İngiliz Andrea Arnold, Belli Bir Bakış (Un Certain Regard) jürisine de Arjantinli yönetmen Pablo Trapero başkanlık edecek.

Tartışmalı ‘Grace de Monaco’ filmiyle açılış

Festival, Monaco Prensesi Grace’i anlatan ve Nicole Kidman’ın başrol oynadığı “Grace” filmi ile açılacak. Yönetmen Olivier Dahan ile yapımcısı Harvey Weinstein arasındaki tartışmalar nedeniyle bir türlü sinemalarda gösterime giremeyen film Festival’in açılış filmi olacak. Ancak senaryoya itiraz eden Monaco hanedanı Grimaldi ailesi, filmin gösterimine katılmayacak. Başrol oyuncusu Nicole Kidman ise, Festival’in 2001’deki açılış filmi olan ‘Moulin Rouge’ da olduğu gibi kırmızı halıda ilk boy gösteren sanatçı olacak. Festival’in müdavimlerinden biri haline gelen Kidman, geçtiğimiz yıl da jüri üyesi olmuştu.
Tartışmalı diğer filmlerden Abel Ferrera’nın, IMF eski Başkanı Dominique Strauss Kahn’ın seks skandalını anlatan ve Gerard Deaprdieu’nun başrolde oynadığı filmi ‘DSK, Welcome to New York’ ile Woody Allen’ın Cannes’da çektiği ‘Magic in the Moonlight’ filmlerinin listeye girmesi ise sürpriz olacak.

 Yarışacak muhtemel liste 

Dardenne Kardeşler : Deux jours, une nuit (başrolde Marion Cotillard),

David Cronenberg: Maps to the Stars (başrolde Robert Pattinson, Julianne Moore ve John Cusack)

Tommy Lee Jones : The Homesman,

Ryan Gosling : How to Catch a Monster (Eva Mendes ve Christina Hendricks),

Emir Kusturica (On The Milky Road : Başrolde Monica Bellucci

Nuri Bilge Ceylan : Kış Uykusu (Sommeil d’hiver)

Fatih Akın :The Cut , (Katılmayacağını açıkladı)

Ken Loach : Jimmy’s Hall,

Atom Egoyan : The Captive,

Xavier Dolan : The Mummy,

Denys Arcand: Le règne de la beauté,

Alejandro Gonzalez Inarritu : The Birdman,

David Michod : The Rover ,

Mike Leigh : Mr Turner,

Roy Anderson : A Pigeon Sat on a Branch Reflecting on Existence,

Thomas Vinterberg Far From the Madding Crowd

Mathieu Amalric : La Chambre bleue,

Benoit Jacquot 3Cœurs

Xavier Beauvois : La Rançon de la gloire,

Pascale Ferran : Bird People, Olivier Assayas : Clouds of Sils Maria

Michel Hazanavicius : The Search

Jean Luc Godard : L’Adieu (3D)

Kaynak :[-]

Bristol’un dünya müziğine kazandırdığı efsanevi İngiliz grup Portishead, ilk kez Türkiye’de konser vermeye hazırlanıyor. Ünlü grup, 20 Ağustos Çarşamba günü İstanbul’da eşsiz bir performans sergileyecek.

portishead

 1991 yılında Geoff Barrow ve Beth Gibbons tarafından kurulan Portishead, 23 yıllık kariyerlerine birbirinden özel 3 başyapıt sığdırdı.

İsmini, Barrow’un doğduğu şehirden alan grup, 1994 yılında “Dummy”, 1997 yılında grupla aynı ismi taşıyan “Portishead” ve 2008 yılında “Third” isimli albümlerini piyasaya sürdü.

Müzik akımı başlatan ender gruplardan biri olan Portishead, 20 Ağustos’ta GNL organizasyonuyla KüçükÇiftlik Park’ta gerçekleştirilecek Midtown Fest sahnesinde olacak.

İngiltere’den Savages ve Thought Forms’un yanı sıra Türkiye’den The Ringo Jets, The Away Days ve Telepotik grupları, KüçükÇiftlik Park sahnesini Portishead ile paylaşacak.

Dream TV’nin medya sponsorluğunda, ilk kez Türkiye’de sahne alacak Portishead’in eşsiz müzik ziyafeti için biletler 21-28 Nisan tarihleri arasında Funclub avantajları ile ön satışta olacak ve 28 Nisan’dan itibaren de Biletix’ten satışa sunulacak.

Yazının binlerce yıllık tarihi. Nisan’da açılacak ‘Kayıp Dillerin Fısıldadıkları’ sergisi, doğuşundan bugüne yazının tarihini örnekleriyle anlatıyor.

Yazili Tugra-Assur Krali Sanherib Donemi. M.O 705-681

Yazili Tugra-Assur Krali Sanherib Donemi. M.O 705-681

Rezan Has Müzesi’nin yeni sergisi, resim olarak ortaya çıkışından bugün kullanılan farklı şekillerine kadar yazıya ilişken önemli bir kaynak niteliğinde. ‘Kayıp Dillerin Fısıldadıkları’ adlı sergi, 24 Nisan – 1 Temmuz 2014 tarihleri arasında ziyaret edilebilir.

Bakrac. Bizans Donemi. M.S 6-7. yyYazının keşfi MÖ. 6 bin yılının ortalarında, Anadolu halklarından biri olan Sümerler döneminde gerçekleşti. Yazıyla birlikte insanlık tarihinin de başladığı kabul ediliyor.

İnsanlığın ve medeniyetin izini sürmeyi mümkün kılan yazı, zaman içerisinde çok fazla değişime ve dönüşüme uğradı. Kurallar, kanunlar, günlük yaşam ve ticari ilişkilere dair pek çok bilginin yer aldığı eski yazıtlar, geçmiş ve bugünü birbirine bağlayan en önemli belgeler. Rezan Has Müzesi’ndeki sergiyle birlikte yazıyı farklı örnekleri ile birlikte görmek, hem karşılaştırma yapma olanağı sağlayacak hem de yazının gelişimiyle birlikte toplumların gelişimine dair bir fikir verecek.

Kayıp Dillerin Fısıldadıkları sergisinde, piktogramdan çivi yazısına; Hititçe’den Frigçe’ye; Urartuca’dan Likçe ve Karca’ya; Antik Yunanca’dan Latince’ye değin çözülen, çözülemeyen, bilinmeyen ve kaybolan pek çok dilin örnekleri yer alıyor.

Kaynak :[-]

 

 

 

Dünyaca ünlü keman virtüözü İstanbul’a geliyor!

Dünyanın en önemli müzik otoritelerince 20. ve 21. yüzyılın en üstün keman virtüözü kabul edilen Itzhak Perlman, bu sene 70. yılını kutlayan Yapı Kredi ana sponsorluğunda Map İletişim ve Piu Music organizasyonuyla 29 Nisan 2014 tarihinde İstanbul Kongre Merkezi’nde vereceği konser için tekrar Türkiye’ye geliyor.

Itzhak_Perlman

Her gittiği ülkede müzikseverlerin yoğun ilgisiyle karşılaşarak konser biletleri aylar öncesinden tükenen, “Schindler’in Listesi” filminden de tanınan ve geçtiğimiz aylarda İstanbul’da müthiş bir konsere imza atan Itzhak Perlman’ın konser biletleri, Biletix.com üzerinden satılıyor.
20 milyon dolarlık Soil Stradivarius geri geliyor!
Geçtiğimiz aylarda da Yapı Kredi sponsorluğunda İstanbul’da konser veren Perlman, bu yıl yine geçmişte Yehudi Menuhin’e ait Stradivari’nin altın çağında yapılmış en iyi kemanı olduğu düşünülen 1714 yapımı antik Soil Stradivarius ile katılacak.
ITZHAK-PERLMANPerlman konsere, geçmişte Yehudi Menuhin’e ait  Stradivari’nin altın çağında yapılmış en iyi kemanı olduğu düşünülen 1714 yılı yapım tarihli, 300 yıllık Soil Stradivarius ile katılacak.
Perlman’ın kullandığı enstrümanın değerinin 20 milyon dolar olduğu tahmin ediliyor.
5 ayrı dalda Grammy sahibi…
En İyi Oda Müziği ve En İyi Enstrümantal Solist Performansı gibi toplamda 5 ayrı dalda Grammy Ödülü’ne sahip olan Perlman’ın, Harvard, Yale, Brandeis, Roosevelt, Yeshiva ve Hebrew Üniversitelerindefahri ve onursal doktoraları bulunuyor.
Itzhak Perlman Kimdir?
Schindler’in Listesi filminden de tanınan Perlman, 1945 yılında Birleşik Krallık Filistin Mandası altında bulunan Tel Aviv’de doğdu. Çocukluk yıllarında radyodan dinlediği klasik müziklerle kemana olan ilgisi başladı.
İlk eğitimini Shulamit Konservatuarı’ndaveTel-Aviv MüzikAkademisi’ndeRivka Goldgart’tan aldı. Sonrasında Juilliard Okulu’nda büyük keman eğitmeni Ivan Galamian ve onun asistanı Deraothy DeLay ile çalışmak için Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti.
Perlman dört yaşında çocuk felci geçirmiştir.Zaman içinde iyileşerek koltuk değnekleri ileyürümeyi öğrenen Pearlman, hızlı hareket edebilmek ve otururken keman çalmak için elektrikli amigo scooter kullanıyor.
20. ve 21. yüzyılın en üstün kemancılarından biri olarak görülen Perlman, halen eşiyle birlikteNew York’ta yaşıyor.
Ünlü performansları
Itzhak Perlman, 7 Mayıs 2007 tarihinde Beyaz Saray’daki Kraliçe Elizabeth’in katıldığı devlet yemeğinde performans sergiledi.
2009 yılındaki Barack Obama’nın göreve başlama merasiminde, John Williams’ın Air and Simple Gifts adlı eserinde Yo-Yo Ma (çello), Gabriela Montero (piyano) ve Anthony McGill (klarnet) ile birlikte sahne aldı.
Son yıllarda, orkestra yönetmeye başlayan Perlman, Detroit Senfoni Orkestrası’nın başmisafir orkestra şefliği görevini de yürütüyor. 2002-2004 yılları arasında Saint Louis Senfoni Orkestrası’nda müzik danışmanı olarak hizmet verdikten sonra, Kasım 2007’de Westchester Senfoni Orkestrası Perlman’ın sanat yönetmenliğine ve baş orkestra şefliğine atandığını duyurdu.
Bu çerçevede 11 Ekim 2008 tarihinde, Beethoven’ın 5.Piyano Konçertosu’nun çalındığı, Leon Fleisher’ın da yer aldığı Beethoven programında ilk konserini verdi.
Başarıları – Ödülleri
Leventritt Yarışması – Galibiyet
Grammy Ödülleri :
– En İyi Oda Müziği Performansı
– En İyi Enstrümental Solocu Performansı (orkestra ile)
– En İyi Enstrümental Solocu Performansı (orkestra olmadan)
– En İyi Klasik AlbümEn İyi Tasarlanmış Albüm, Klasik
* Newsweek Magazine, Perlman’ı baş makalede yayınladı
* A.B.D Başkanı Ronald Reagan tarafından “özgürlük madalyası” (Medal of Liberty) ile ödüllendirildi.
* A.B.D Başkanı Bill Clinton tarafından “sanatlar ulusal madalyası” (National Medal of Arts) ile ödüllendirildi
* Kennedy Merkezi Ödülleri (2003) Fahri / Onursal derecelerde Harvard, Yale, Brandeis, Roosevelt, Yeshiva and Hebrew üniversiteleri tarafından ödüllendirildi.

Kimi zaman uzun sözcüklerle anlatılması güç şeyleri resimler ile anlatmak gerekir. Kimi zamanda reklamın veya tanıtımın daha vurgulu ve güçlü olması için resimler kullanılır. Nasıl ki düz sözün efendisi şiirse, uzun uzadıya hareketli görüntülerle bir tanıtımı veya konuyu anlatmak yerine bir afiş ile anlatmak daha az maliyetli ve daha vurgulu olabiliyor.

Bu tür afiş ve ilanlar genellikle elbette normal resim olarak değil maniple edilmiş resimlerle yapılıyor.  “Dünya Doğayı Koruma Vakfı” (WWF) nin kullandığı dikkat çekici afişlerde maniple edilmiş resimler gerçekten amacına ulaşıyor diye düşünüyor ve sizleri seçtiğimiz 120 afişle başbaşa bırakıyoruz.

Terry Gilliam’ın Sıfır Teorisi’ni kısaca özetlemek gerekirse George Orwell’in 1984’üne Brazil dersek Sıfır Teorisi’ne de Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünyası diyebiliriz.

sıfır-teorisi

Terry Gilliam’ın son filmi Sıfır Teorisi (The Zero Theorem) Türkiye’de ilk defa İstanbul Film Festivali’nde gösterildi.

Gilliam son filmini şöyle anlatıyor:

“1984 yılında çektiğim Brazil’de, o tarihte dünyadan ne anlıyorsam onun resmini çizmeye çalışmıştım. Sıfır Teorisi’nde de şu anda dünyadan ne anlıyorsam onu resmetmeye çalıştım.”

1984’ten 2014’te ne değişti? Berlin Duvarı yıkıldı, Sovyetler dağıldı, 9/11, ABD’nin Irak ve Afganistan işgali, Justin Bieber, askeri darbeler, AKP, İnternet, Arap Ayaklanması, cep telefonları, Twitter/Facebook, Occupy Wall Street, Fukuşima…

Bunlar ilk on saniyede aklıma gelenler, ne yazık ki bu listeyi çıkartırken hologram teknolojisine giriş yapsak da henüz uçan araba ve uçan kaykaylarımızın (hovercraft) icat edilmediğini hüzünle hatırlatırım.

Uçan cisimler bir yana, Gilliam’ın 30 yılında ne değişti? Gilliam’ın 30 yıl içinde ürettiklerinden 12 Maymun (Twelve Monkeys) ve Balıkçı Kıral (Fisher King) her ne kadar bize bir fikir verse de, Brazil’den Sıfır Teorisi’ne baktığımızda daha renkli ve bir o kadar daha boğucu bir dünyaya geldiğimizi söyleyebiliriz.

Gri binalardan rengarenk kabuslara

2011-06-07_11-05-26_week_end_4.jpg

Brazil’in bürokrasinin batağında, gri fütüristik binaların gölgesinde, gündelik hayatın “terör” ve “şiddet” ile normalleştiği, 1984’ün var olup olmadığı bilinmeyen Büyük Birader’i gibi bir otoriteryenliği içinde tek kurtuluşumuz Icarius’un kanatlarıydı.

Ama şimdi içinde düştüğümüz daha da vahimi…

Sıfır Teorisi’nin, yani Gilliam’ın 2014’ü, renklerin ve desenlerin çılgınlığı, puslu ve gri, çamur içinde sokaklarda bizimle konuşan, bizi çağıran, bizden çağı yakalamamızı isteyen dijital reklam panoları, tüketimin ve markaların hegemonyası, üretimin bürokrasinin beyaz kağıtlarından iletişim aygıtlarına geçtiği ve iktidarın iktidar olarak kalmakla birlikte korporatist*  bir biçime büründüğü dünya…

Gökkuşağı renklerinin griden daha iyi olduğunu düşünürken Gilliam’ın filmlerinde işin tersine dönmesi neden peki?

screen

Brazil, her ne kadar otoriteryenliğin devlet ve bürokrasinin aygıtlarıyla inşa edildiği, insanların Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nın da atası olan dev gri binalarda mini minnacık odalara hapsedildiği, “terör”ün bir devlet propaganda aracı olarak kullanıldığı ve şiddetin yoğunluğu ölçüsünde normalleştiği bir dünya olsa da hala daha bir umudu içinde barındırıyordu:

Anarşist enerji mühendisi Harry Tuttle. Sistemin büyüklüğü ölçüsünde yetersizliği sebebiyle kendine alan açan Tuttle aynı zamanda bürokrasinin ve haliyle devletin de en büyük düşmanıydı.

Tuttle’ın varlığı aslında sistemin arka kapılarının ve haliyle sistem dışılığın da ispatıydı. Tabii bunu göze alabilene.

Kontrol Yönetim’de

Sıfır Teorisi’nde ise Yönetim’in (The Management) “araç”ı olmayan tek karakter Bob, ki o da Yönetimin biricik oğlu.

sıfır noktası

İki film arasındaki benzerliklere baktığımızda Bob ile Tuttle’ın misyonu her ne kadar benzer olsa da Gilliam’ın Bob ile sistem dışılığı yine sistemin içinden tarifleyişi 30 yıllık değişen mücadele biçiminin bir yansıması gibi.

Sistemin içinden çıkamama hali aslında Sıfır Teorisi’ne genel olarak işlemiş bir kavram. Öyle ki sisteme (dijital olarak) sürekli bağlı kalmaktan yani çevrimiçi olmaktan muzdarip Qohen Leth’in tek derdi olan ve kendisine hayatın anlamını söylemesini beklediği “çağrı”yı kaçırma sebebi de bir anlık “çevrimdışı” olması. Gilliam’ın filminde Leth’in Yönetim ile mücadelesinin umudu yine Leth’in sisteminin içinde yatıyor.

Gilliam için son 30 yıl için tüketim toplumu eleştirisi baki kalsa da, Brazil’i çekerken 2014’teki gibi bir dünyayı tahayyül dahi edemediği açık. Öyle ki estetik ameliyat, burjuva alışkanlıkları ve yozlaşmayla resmettiği tüketim toplumu eleştirisi Sıfır Teorisi’nde çok daha renkli ve çok daha karanlık bir hal alıyor.

Parlak renkli, kostümvari giysiler, rengarenk saçlar, çılgın kalabalık partiler, sınırsız yemek ve içecek, sürekli alıma teşvik eden interaktif ve daimi reklam panoları Sıfır Teorisi’nin gündelik hayatını oluşturuyor.

Tüm bunların yanında iktidar 30 yıldır aynı şeyin peşinde: Bilginin.

Gözetim ve denetim faaliyetiyle iktidar Sıfır Teorisi’nde de her ne kadar pozisyonunu korusa da aynı zamanda partilere katılan, “baba” olan, kişisel hırsları olan yani daha “insani” bir iktidar. Öyle ki Yönetim’i sinemada “kötü karakter” olarak izlemeye alışık olmadığımız Matt Damon canlandırıyor.

Yönetim, küçük güvenlik kameraları ve iletişim araçları üzerindeki hakimiyetiyle insanları üzerinde daimi bir kontrole sahip.  Ve iktidar kelimenin tam anlamıyla bir “işadamı”.

Keza sloganı da belli: Merak etmeyin, her şey kontrol altında!

Mücadelenin yeri: Sistemin içi mi, dışı mı?

the-zero-theorem

ki film için ortak ve değişken daha pek çok şey söylemek mümkün ancak spoiler kazasına düşmeyelim.

Ama kısaca özetlemek George Orwell’in 1984’üne Brazil dersek, Sıfır Teorisi’ne de Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünyası diyebiliriz.

1984/Brazil’in bürokratik otoriteryen distopyası, kendi sisteminin kustuğu sistem kırıcıları da üretiyor ve ürettiği ölçüde de kullanıyor. Ancak tüm bunların yanında yine de bir çıkış yolu görünüyor.

Fakat Cesur Yeni Dünya/Sıfır Teorisi’nin haz bazlı toplumu ve korporatist iktidarı, “insani” hazların maskesi altında bir hegemonya kuruyor. Bu sistemden çıkış yolu ise sisteme karşı değil bireyin kendisine karşı mücadelesini gerektiriyor. Bu yüzden renkli yüzü ve sınırsız imkanlarıyla çok daha derin ve karanlık bir dünya.

Sıfır Teorisi’ni 12 Nisan’da Nişantaşı City’s sinemasında İKSV Film Festivali’nde izleyebilirsiniz. Film hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ve şuradan ulaşabilirsiniz.

* Korporatizm, hepsi de tüketici olan bütün üreticiler tarafından, bütün tüketiciler için düzenli üretimdir. Bir taraftan işleticilerle işletilenler, diğer taraftan da üretim ile tüketim arasındaki ilişkileri değiştirme ve geliştirmeye yönelik bir ekonomipolitik sistemdir.  (vikipedi)

Kaynak :[-]

 

 

 

Bilim ve Teknik dergisinin kapağını, 2009’un ‘Darwin Yılı’ olması nedeniyle Charles Darwin’e ayıran ve bu nedenle görevden alınan Yrd. Doç. Dr. Çiğdem Atakuman, verdiği hukuk mücadelesini kazandı.

darwinin derse

Bilim ve Teknik’in ‘Darwin’ kapağı nedeniyle görevinden alındığı için TÜBİTAK’a dava açan derginin eski Genel Yayın Yönetmeni Atakuman’a verilen disiplin cezası, Danıştay tarafından bozuldu

Genel yayın yönetmenliği görevini yürüttüğü TÜBİTAK’ın Bilim ve Teknik dergisinin kapağını, 2009’un ‘Darwin Yılı’ olması nedeniyle Charles Darwin’e ayıran ve bu nedenle görevden alınan Yrd. Doç. Dr. Çiğdem Atakuman, verdiği hukuk mücadelesini kazandı.

Atakuman, derginin içeriğine müdahale edilerek değiştirilmesinden sonra görevinden alınmış, sicil notu düşürülmüş, hakkında disiplin soruşturması başlatılmış ve arşiv kayıt odasında görevlendirilmişti. Son olarak, TÜBİTAK’tan baskılar nedeniyle istifa eden Atakuman, kurum hakkında bütün bu uygulamalarla ilgili davacı olmuştu.

TÜBİTAK’a karşı dört ayrı dava açan Atakuman’a verilen disiplin cezası, Danıştay 12. Dairesi ve Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından bozuldu.

TÜBİTAK Soldaki Darwin kapağını sakıncalı bulmuş ve kapak sağdaki dosya konusu ile değiştirilmişti.

TÜBİTAK Soldaki Darwin kapağını sakıncalı bulmuş ve kapak sağdaki dosya konusu ile değiştirilmişti.

Gökçer Tahincioğlu’nun konuyla ilgili Milliyet’te yer alan haberi şöyle:

ARŞİV KAYIT ODASINDA GÖREVLENDİRİLDİ, EVİNE İCRA GÖNDERİLDİ

TÜBİTAK’ın Bilim ve Teknik Dergisi’nin genel yayın yönetmenliğini yaptığı 2009’da, “Darwin Yılı” nedeniyle derginin kapağını Darwin’e ayıran Yrd. Doç. Dr. Çiğdem Atakuman’ın başına gelmeyen kalmadı. Derginin içeriğine müdahale edilerek değiştirilmesinden sonra bu görevden alınan, sicil notu düşürülen, hakkında disiplin soruşturması başlatılan ve arşiv kayıt odasında görevlendirilen Atakuman, 2011’de baskılar nedeniyle istifa edince, maaş farkı bulunduğu gerekçe gösterilerek, evine icra gönderildi. Atakuman, bütün bu uygulamalarla ilgili açtığı ayrı ayrı davaları kazandı.

Evrim Teorisi’nin kurucusu Charles Darwin’in 200. doğum yıldönümü ve ‘Türlerin Kökeni’ adlı eserinin yayımlanmasının 150. yılı nedeniyle, UNESCO’nun da teşvikiyle, 2009 tüm dünyada, ‘Darwin Yılı’ olarak kutlandı. Atakuman da bu nedenle TÜBİTAK’ın Bilim ve Teknik Dergisi’nin Mart 2009 kapağının konusunu Darwin olarak belirledi. Ancak basım aşamasında yapılan müdahaleyle yazılar dergiden çıkartıldı.

 

GÖREVDEN ALINMASI YETMEDİ

Çiğdem Atakuman

Derginin Genel Yayın Yönetmeni Atakuman, bu görevinden ve vekâleten başkanlığını yaptığı Bilim ve Toplum Daire Başkanlığı’ndan alındı. Konuyla ilgili TÜBİTAK içerisinde soruşturma da başlatıldı. TÜBİTAK, ulusal ve uluslararası kamuoyunu yanıltıcı açıklamalar yapıldığını gerekçe göstererek, Atakuman’a kademe ilerleme cezası verdi. Görevden alınan Atakuman’ın yeni adresi arşiv kayıt odası oldu. Atakuman hem verilen cezaya hem de yapılan atamaya karşı yargıya başvurdu.

Buna karşılık, Atakuman görevine iade edilmedi. 2 yıl boyunca hiçbir iş verilmeyen Atakuman’ın kuruma geliş gidiş saatleri, çalışmaları izlendi.
Atakuman, Aralık 2011’de yaşadıklarına dayanamayarak iş akdini haklı sebeple feshetti. Atakuman, fesih yazısında Nüket Yetiş ve Ömer Cebeci kontrolündeki bir önceki TÜBİTAK yönetiminin, siyasal düşünce ve felsefi inançları nedeniyle kendisini cezalandırdığını, sistematik bir şekilde yıldırma politikası uyguladıklarını belirterek, “Yaklaşık 3 yıl boyunca mobbinge maruz kalan bir çalışanın anayasal koruma altında olan manevi varlığını koruması imkansızdır. Bu süreçte psikolojik açıdan fazlasıyla yıprandığım için psikolojik destek almak zorunda kaldım. Ancak bu stresi ve dışlanmayı taşıyacak gücüm kalmadı” ifadelerini kullandı.

Yeni TÜBİTAK yönetimi ise Atakuman için keyfi olarak istifa etmiş gibi işlem yaptı ve istifası nedeniyle maaş farklarını ödemesi gerektiğine hükmetti. TÜBİTAK, bu nedenle maaş farkı borcu çıkartarak, icra yoluna gitti.

YARGI SAVAŞINI KAZANDI

Atakuman, 4 yıl süren zorlu süreçten galip çıktı. TÜBİTAK’a karşı 4 ayrı dava açan Atakuman’a verilen disiplin cezası Danıştay 12. Dairesi ve Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nca durduruldu. Danıştay 12. Daire disiplin cezasını geçen günlerde bütünüyle iptal etti ve TÜBİTAK soruşturmasının usulsüz olduğuna işaret etti.

Avukat Kemal Vuraldoğan’ın açtığı bir diğer dava Atakuman’ın görevden alınmasına karşıydı. Bu dava da idare mahkemesi Atakuman’ın aleyhine karar vermesine rağmen Danıştay 5. Dairesi Atakuman’ın yönetim kadrosundan alınarak uzman kadrosunda arşiv evrak kayıt odasına sürgüne gönderilmesi işleminde “kamu yararı ve hizmet gereklerinin söz konusu olmadığını belirterek” idare mahkemesi kararını bozdu.

SİCİLİ DE İPTAL 

Atakuman’a verilen düşük sicil ise Ankara 15. İdare Mahkemesi’nce iptal edildi. Atakuman’ın istifasından sonra icra işlemi başlatılmasına ilişkin dava ise sürüyor.

Atakuman, Aralık 2011’den itibaren ODTÜ Yerleşim Arkeolojisi Ana Bilim Dalında öğretim üyesi olarak akademik hayatına devam ediyor.

 

Kaynak :[-]

Konuşma ard arda sözcükleri sıralamak değildir…  Her birey elbette konuşabilmeyi ve yaşadığı ülkenin kendi dil yapısına göre bunu en iyi şekilde yapabilmelidir ister.

Businessman lecturing

Güzel ve etkili konuşmak sadece sanatçılara mahsus bir şey değildir. Herhangi bir meslekteki kişininde güzel konuşmayı istemesi kadar doğal bir durum olamaz. İster Mühendis, ister garson ister, doktor, belediye başkanı memur ve isterseniz ev hanımı olun ebetteki bir grup ya da topluluk veya bir toplantı, eş dost sohbeti olsun güzel konuşmak insanları etkilemek isteriz.

Doğduğumuz yetiştiğimiz bölgeye bağlı olarak ağız, şive farklılıkları olabileceği gibi nefes ve vurgu yanlışları da yapıyor olabiliriz. Tüm bunları düzeltmek elinizde.  Genel olarak amaçlanan etkileri şu şekilde sıralayabiliriz.

Duygu ve düşüncelerimizi anlatırken, sözcükleri doğru, anlatmak istenilen duyguya en uygun üslupta seslendirmektir. Diksiyonu bozuk olan insanlar toplum içinde istedikleri başarı ve mutluluğu bir türlü yakalayamazlar. Peki diksiyonun bozuk olması bir ömür boyu çekeceğimiz kaderimiz midir? Tabii ki hayır. Sizler ve bizler doğru diksiyon eğitimini aldığımız sürece sıkıntılarımızdan kurtulabilir, toplum içinde ışık saçan insanlar haline dönüşebiliriz. Konuşmamıza başlarken heyecanlanıyor, ses tonumuzu beğenmiyor, kendimizi etkili ifade edemiyor, anlatmak istediklerimizi kopuk kopuk bilgi kırıntıları şeklinde aktarıp daha sonra kendimize kızıyorsak ve bu durumun hayat boyu bizimle olacağını düşünüyorsak bu kursu mutlaka almalısınız. Çünkü bütün bu olumsuzlukların üstesinden doğru diksiyon eğitimi alarak gelebiliriz.

Diksiyon Derslerimizin İşleyişi

Seminar Hall

Kursumuzda kursiyerlerimize önce; konuşma dili ile yazı dilinin özellikleri, Türkçenin sesleri ve söyleyiş özellikleri öğretilmektedir. Ayrıca konuşma bozukluklarını düzeltmek amacıyla diyafram, nefesi kullanma, konuşma hızını ayarlama, vurgulama, tonlama ve boğumlama alıştırmalarının yanı sıra, dil-dudak tembelliği ve anlatım bozukluklarını gidermeye yönelik alıştırmalar yaptırılmaktadır.

Etkili konuşmaya yönelik planlı konuşmanın aşamaları; beden dili, imaj, doğaçlama, topluluk karşısında konuşma, bireysel iletişim, yaratıcı konuşma gibi beceriler de kazandırılmaktadır.

Nar Sanat ayrıcalığı ile Perşembe akşamları 18:30 – 20:20 arası yeni başlayan kurumuza daha fazla zaman kaybetmeden sizleri de bekliyoruz.

 

Bu yıl ki teması  “Her kadının kendine ait bir cüzdanı olmalı” olan ve sadece kadın sinemacıların filmlerine yer verilen 12. Uluslar arası Filmmor Kadın Filmleri Festivali, İstanbul ve Mersin’in ardından Adana’da seyirci ile buluşacak.

12-uluslar-arasi-filmmor-kadin-filmleri-festivali-adanada

12. Filmmor Kadın Filmleri Festivali Adana Kadın Platformu  ortaklığıyla  12-13 Nisan’da Adana’da olacak. Adana Kültür ve Sanat Merkezi’nde  (Tarihi Kız Lisesi Binası) yapılacak festivalin programında Acı, Pedallar ve Topuklar, İçtenlik, İlk Yalan, Teyze, Kıl, Butoyi, Kıyı Kıyı, Ben, Sen, O, Konsensüs, Şimdiki Zaman, Muhterem, Hayatboyu, Koltuk, Gözetleme Kulesi, Bal ve Gizli Özne filmleri yer alıyor.

Adana Gösterim Programı:

film mor etkinlik

95 uluslararası galerinin yer alacağı Contemporary İstanbul’un konuk ülkesi Çin.

9. Contemporary İstanbul

Contemporary Istanbul, 13-16 Kasım 2014 tarihlerinde 9. kez İstanbul Kongre Merkezi ve Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleşecek ve 95 uluslararası galeriyi bir araya getirecek.

Contemporary Istanbul, her yıl Türk çağdaş sanatının yanında ‘New Horizons – Yeni Ufuklar’ bölümünde çevre ülkelere de ev sahipliği yaparak İstanbul’u merkez haline getirmeyi amaçlıyor. 2014 yılında ‘New Horizons – Yeni Ufuklar’ bölümünde son yıllarda uluslararası sanat dünyasında önemli bir güç olmaya devam eden Çin’i konuk edecek.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, İngiltere’nin başkenti Londra’da düzenlenecek olan 2014 Uluslararası Londra Kitap Fuarına Türk edebiyatından 2 bin eserlik güncel bir koleksiyonla katılıyor.

2014-londra-kitap-fuari

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamaya göre, Bakanlığın koordinatörlüğü ve yayıncılık sektörünü temsil eden 20’yi aşkın meslek kuruluşu ile sivil toplum örgütünün işbirliğinde çalışmalarını sürdüren Uluslararası Kitap Fuarları Türkiye Ulusal Organizasyon Komitesi, 8-10 Nisan’da gerçekleştirilecek Londra Kitap Fuarı için 117 metrekarelik dev bir stant hazırladı.

Türkiye’den 100’den fazla yayınevinin katkılarıyla sergiye hazırlanan eserler, Londra Kitap Fuarı’nın Earls Court 2’deki W305 numaralı alanında yer alacak.

Türkiye’nin uluslararası kitap fuarlarına katılımına ve yurtdışı sektörel tanıtım çalışmalarına önemli katkılar sağlayan İstanbul Ticaret Odası (İTO) ise fuar alanında oluşturulacağı müstakil stantta birçok yayınevinin, eserlerini tanıtmalarını ve telif görüşmeleri gerçekleştirmelerini sağlayacak.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Londra Kitap Fuarına bu yıl 5 telif hakları ajansının katılmasına destek veriyor.

Fuara katılacak telif ajansları, özellikle Türk yazarlarına, yayıncılarına ve çevirmenlerine yeni dış bağlantılar kurarak, Türk edebiyatı ve yazarlarının dışa açılımına destek verecek. Ajanslar ayrıca Bakanlığın TEDA Çeviri ve Yayın Destek Programı’na da katkı sağlayacak.

Kültür ve Turizm Bakanlığı standında, yayınevleri için ayrılan görüşme üniteleri ve genel kitap sergisine ek olarak Türkçe ve yabancı dillerde yayımı gerçekleştirilen kitaplardan oluşan bir sergi yer alacak. Stantta ayrıca TEDA Çeviri ve Yayın Destek Programı kapsamında yayımı desteklenen eserleri içeren bir başka kitap sergisine de yer verilecek.

TEDA Programı için oluşturulacak bu özel sergi alanında Türkiye’den eserleri kendi dillerinde yayımlamak isteyen birçok yabancı yayınevi ile görüşmeler gerçekleştirilecek.

Görsel zenginliği yüksek olarak hazırlanan Türk standında ayrıca Türkiye’nin yayıncılık hayatını tanıtan çok sayıda kitap, broşür ve tanıtım malzemesi de ziyaretçilere sunulacak.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2005 yılından bu yana Türkiye’den bin 559 eserin 61 ülkede 56 farklı dile çevrilip yayınlanması için maddi destek sağladı.

TEDA Çeviri ve Yayın Destek Programı ile İngiltere’de faaliyet gösteren yayınevlerine 39 eserin çevrisi ve yayını için destek verildi. Desteklenen bu eserlerden günümüze kadar basımı tamamlanıp okurlarıyla buluşturulanların sayısı ise 27 oldu.

Yıldız S. Aktaş/AA

ODTÜ, İTÜ, Boğaziçi ve İstanbul Üniversitesi öğrenci kulüpleri Türkiye’de yasaklanan Nymhomaniac filmi için gösterimler düzenleyecek.

nymphomaniac

“Birtakım olaylar oluyor, birtakım hareketler var. Bunlar oluyor diye asabınız bozulmasın, sokaklar eskimez. Mühim olan mesele bu hareketin saldırı halini almamasıdır. Ama olursa, devlet, saldırı nereden gelirse gelsin önleyecek güçtedir”.

Başbakan Süleyman Demirel’in 8 kasım 1968’de adalet partisi Ankara il kongresinde, sık sık düzenlenen gösteri yürüyüşlerinden şikayetçi olan bir delegenin bunlara “mani” olunmasını istemesi üzerine söylediği bu sözler, “Yürümekle yollar eskimez” ya da “Yürümekle yollar aşınmaz” biçiminde yinelenerek yıllarca eleştirildi. eleştirenler, bu sözleri Demirel’in demokratik yöntemlerle ifade edilen toplumsal taleplere karşı kayıtsızlığının bir ifadesi olarak değerlendirirken, Demirel, söylediklerinin “Türk demokrasisinin kilometre taşı” olduğu inancındaydı. Bu sözleriyle, “toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanılmasından tedirgin olarak bu haktan vazgeçilemeyeceği, şayet vazgeçilmeye kalkışılırsa birçok haklardan vazgeçilmesi lazım geleceğini, böylece sağlanacak huzur ve sükunun milleti susturmak olacağını” vurguladığını söyleyen Demirel, Adalet Partisi gençlik kollarında yaptığı bir konuşmada kendisini şöyle savunuyordu: “kimse beni yanlış çıkarmak için, bakalım yollar yürümekle eskir mi diyerek daha fazla yürümemiştir”.  S.DEMİREL

 

Bu sözden yola çıkarak durum saptaması yaptık. Kim nasıl anlar bilemiyoruz ama yasaklarla, aslında yasağı yasaklamak lazım galiba. Yasalar karşısında her türlü ceza ve yetkiye sahip reşit bireylerin akıl baliğ değilmişcesine bir filimden korunmaya çalışılması biraz değil haylice garip. Durum böyle olunca da “Yasak varsa etrafından dolanmakta var.” durumunu kullanma hakkını tanımamakta mümkün değil.

Gelelim habere;

Türkiye’de sinemalarda gösterimi yasaklanan ve yalnızca İstanbul Film Festivali’nde izlenebilecek Nymhomaniac filmi “sansürü sıfırladık” diyen üniversitelilerce dört üniversitede perdeye taşınıyor.

Lars von Trier’in Türkiye’de sinemalarda gösterimi yasaklanan filmi “Nymphomaniac” “sansürü sıfırladık” diyen üniversitelilerce perdeye taşınıyor.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sinema Topluluğu (ODTÜ SİTop) ,Boğaziçi Üniversitesi Sinema Kulübü (bü(s)k), İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Taşkışla Sinema Topluluğuİstanbul Üniversitesi (İÜ) Diş Sinema’nın düzenlediği gösterimler bugünden itibaren üç gün kampüslerde gerçekleşecek.

Dört üniversiteden dört öğrenci kulübünün açıklamasında şu ifadeler yer alıyor.

“Bir demokrasi trolü olan ‘uzun adam’ın her söylemini eyleme dönüştüren devlet bürokrasisiyle karşı karşıyayız.”BÜ(S)K, ODTÜ SiTop, İTÜ Taşkışla Sinema ve İstanbul Üniversitesi Diş Sinema olarak yasaklara ve antidemokratik uygulamalara karşı, gösterimi yasaklanan NYMPHOMANIAC filmini eşzamanlı perdeye taşıyarak ‘sansürü sıfırlıyoruz.

“Sokakta katil, evinde hırsız hükümet; sinema öldürüp avm yapıyor, fonlarımızı çalıp muhafazakar sanat üretimini dayatıyor.

“Tüm antidemokratik, baskıcı, otoriter uygulamalar karşısında filmsever herkesi sinemalarına, üretimlerine, özgürlüklerine, söz söyleme haklarına; hayatlarına sahip çıkmaya çağırıyoruz.”

Nasıl yasaklandı?

14 Mart Cuma günü vizyona girmesi beklenen “Nymphomaniac” filminin Türkiye çapında sinemalarda gösterilmesi 3 Mart’ta yasaklandı.

Vizyona girecek filmleri değerlendiren Değerlendirme Sınıflandırma Alt Kurulu, filmi izledikten sonra herhangi bir değerlendirmede bulunmadan kararı Değerlendirme Sınıflandırma Üst Kurulu’na bıraktı.

Üst Kurul iki üyenin itirazlarına karşın filmin sinemalarda gösterilmemesine karar verdi.

!f İstanbul Film Festivali’nde Lars von Trier tarafından sansürlenmiş versiyonuyla gösterilen film İstanbul Film Festivali bünyesinde izleyiciyle buluşuyor.

“Nymphomaniac”, 50’li yaşlarının başındaki bir kadının çocukluğundan itibaren ilişkilerini anlatıyor. Charlotte Gainsbourg, Stellan Skarsgård, Stacy Martin, Shia LaBeouf, Christian Slater, Jamie Bell, Uma Thurman, Willem Dafoe gibi oyuncuların rol aldığı film, geçen ay Berlin Film Festivali’nde sansürsüz olarak gösterilmiş ve eleştirmenlerden övgüler almıştı. (BK)

Gösterimler:

ODTÜ, 7-8 Nisan, 19:00, Fizik U-3 Amfisi

Boğaziçi Üniversitesi, 8 Nisan 17:30, İbrahim Bodur Salonu

İTÜ, 8 Nisan 19:00, Taşkışla Salon 213

İÜ, 9 Nisan 16:30, Prof. Dr. Altan Gülhan Salonu