Şunun için etiket arşivi: yetenek

8 ocaktan itibaren raflara çıkacak Seyrek Yağmur’u bekleyeduralım, bu süre içerisinde bir başlangıç kitabı önermesiyle Baharda Yine Geliriz’i konuşalım dedik.

 

Dingin, aydınlık ve buna rağmen karmaşık ve bulanık metinlerin yazarı Barış Bıçakçı. Gerek üretim yoğunluğu, gerek özgün bir biçimde inşa edebildiği üslubu gerekse pek dışa kapanık ve çekingen profiliyle okuyucularının gözünde ayrıksı bir yer edinebilmiş çağdaş bir yazarımız.

Bıçakçı, “Herkes Herkesle Dostmuş Gibi” adlı ilk bireysel çalışması ve hemen ardından gelen “Veciz Sözler” ile edebiyat ortamımıza sessiz sakin bir giriş yaptı. Zaman geçtikçe üretim yoğunluğunu ve niteliğini düşürmeyen Bıçakçı, günümüzde yedi cilde sığdırdığı öykü ve romanlarıyla geniş bir okuyucu kitlesine sahip. Öyle ki gelecek hafta raflara çıkacak son kitabı “Seyrek Yağmur”, daha şimdiden kapak tasarımı nedeniyle tartışma konusu oldu.[1] 8 ocaktan itibaren raflara çıkacak Seyrek Yağmur’u bekleyeduralım, bu süre içerisinde bir başlangıç kitabı önermesiyle “Baharda Yine Geliriz”i konuşalım dedik.

Hüseyin Kıyar ve Yavuz Sarıalioğlu ile birlikte yayımladığı iki şiir kitabından sonra Bıçakçı öykü ve roman üzerine bireysel çalışmalara yöneldi. İlk zamanlar pek dikkat çekmeyen yazarın zaman içerisinde kalıplaştırdığı kendi kurgu atmosferi onu geniş kitlelerce tanınır hale getirdi. 2004 yılında yayımlanan ve okuyucular tarafından büyük bir beğeniyle karşılanan “Bizim Büyük Çaresizliğimiz” adlı romanı, genç yaşta kaybettiğimiz yetenekli yönetmen Seyfi Teoman tarafından 2011 yılında beyaz perdeye uyarlandığında Barış Bıçakçı ülke genelinde tanınan ve takip edilen bir yazardı.

[supsystic-gallery id=’30’ position=’center’]

Bıçakçı’nın metinleri genellikle aynı atmosferin içerisinde dolanan ortaklıklara sahip karakterlerle bezelidir. Yazarın değişmeyen coğrafyası, aynı zamanda yaşadığı kent olan Ankara’dır. Kimi zaman bir metro istasyonu, kimi zaman çoğaldıkça eskiyen aparmanlar, kimi zaman bir askeriyenin yatakhanesi kimi zamansa bir köy. Ama ya Ankara’nın içerisinde barınan ya da onun biraz dışarısında bir gözü Ankara’ya dönük mekânlardır bunlar. İnsanların ortaklığı ise sıradanlıklarıdır. Adım attığımız nefes aldığımız her yerde, hatta aynanın tam karşısında gördüğümüz o sıradan insanın günlük telaşları, sıkıntıları, neşe ve endişeleri. Bu duygular içerisinde hareket eden sıradan insanların tüm karmaşasını yine aynı sıradanlığın getirdiği sakinlikle metne işleyebilmiştir Bıçakçı. Baharda Yine Geliriz’in sonlarına doğru yazarın kendi satırlarından da okuyabiliyoruz onun yazarlığını;

“Eksilerle artıların birbirini götürmesi gibi kalabalığında bir matematiği var. Sıradanlık bu olmalı: Bütün karşıtlar birbirini götürüyor. Başka ne söyleyebilirim ki size?” [s.109]

Baharda Yine Geliriz, alışageldiğimiz beklediğimiz Bıçakçı atmosferi ve karakterleriyle bezeli bir öykü kitabı. Yazarın satır aralarından okuyucu zihninde derin gedikler açmak üzere haykıran cümlelerle dolu kısa öyküler barındırıyor içerisinde. İlk satırla birlikte çoktan başlamış bir süregelmişliğe kaptırıp bırakıyoruz kendimizi; “Durakta Mahir’e rastladım. O da sarhoş. Son otobüsü kaçırmışız.” [s.11] Bitmekte olan güne ve yaşananlara dair hiçbir şeyin önemi yoktur artık. İki tanıdık insanın (belli ki) evlerine ulaşma çabalarıdır tek göreceğimiz.

Bu sakinlik içerisinde seyreden öykülerin ardından bir Şehir Rehberi çıkar karşımıza. İki öykü de bir Şehir Rehberi başlığıyla yazılmış kısa metinler kitabı bir nevi bölümlere ayırır. Adı geçmese de farkındayızdır Ankara’dan bahsedildiğinin. “Bu berbat şehirde görüp görebileceğiniz en güzel şeyin terk edilmiş bir fabrikanın kara yıkıntısı olması saçma ya da gülünç mü?” [s.15] sorusuyla başlayan rehber parçaları okuyucu gözünü irili ufaklı şehir manzaralarına çevirir ve metinler arasındaki seyrini yavaşlatır.

Henüz Barış Bıçakçı okumamışlar yahut şu hengameli kış günlerinde biraz zihnini dinlendirmeyi düşünenler için Baharda Yine Geliriz iyi bir başlangıç kitabı. İyi okumalar.

Kirkor Cezveciyan

 

Buradan indirebilirsiniz.

 

Bakırköy’de faaliyet gösteren Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür sanat Derneği ve derneğimizin sahibi olduğu Milli Eğitim Bakanlığına bağlı faaliyet gösteren Bakırköy’ün ilk M.E.B. onaylı belge verme yetkisine sahip olan kursumuzun destek ve katkıları ile. Down Sendromlu çocuklarımızı toplumun bir parçası haline getirmeye çalışıyoruz…

??????????????????????????????????????????????????

Amaç :  Down sendromlu çocuklarımızın tüm gelişim alanlarını yaratıcı drama teknikleri ile desteklemek ve günlük hayata adapte olmalarına yardımcı olmak.

Gün ve saat : Hafta içerisinde yoğun taleplerin oluştuğu gün ve saatlerde açılacaktır. ( 60 dakika)

Yaş: 7-11

Kazanımlar :

-Güncel yaşam becerileri

-Grupla iletişim kurabilme
-Grupla etkileşim sağlayabilme
-Bireysel özelliklerini tanıyabilme
-Diğer bir kişiye güven duygusunu geliştirebilme
-Duyu organlarını kullanabilme
-Çevresindeki ayrıntıları fark edebilme
-Empati becerisini geliştirebilme
-Çevresindeki ayrıntıları fark edebilme
-Çevresini güzelleştirebilme
-Çevre konusunda neden – sonuç ilişkilerini kurabilme
-Duygularını uygun yollarla gösterebilme
-Gözlem  yeteneğini geliştirebilme
-Çevresindeki ayrıntıları fark edebilme
-Başlama ve bitirme yönergelerini kavrayıp hayata geçirebilme
-Çevre kirliliği ile ilgili problem durumu çözebilme
-Büyük ve küçük kaslarını kullanarak çevre duyarlılığı konusunda özgün bir ürün meydana getirebilme
-Bir birey olarak kendine ait istek ve yeteneklerinin farkına varabilme.

down sendromlular

Bu çerçevede yapılacak çalışmalarla Down Sendromlu çocuklarımızın topluma uyumunu artırmaya çalışmak.

Grup mevcudu : 6

İletişim ve sorularınız için lütfen Tıklayınız

Not: Kontenjanımız sınırlı olup başvuru sırasına göre öğrenci alınacaktır.

moskova resim yarışması

yuzlerce_rus_cocuk_dost_turkiye_resim_yarismasina_katildi_h60775Rusya’da faaliyet gösteren Türk-Rus Kültür Merkezi, 1 Haziran Uluslar Arası Çocukları Koruma Günü vesilesiyle bine yakın Rus çocuğun katılımı ile “Dost Türkiye” resim yarışması düzenledi. Moskova Belediyesi ile ortaklaşa yapılan etkinlikte dereceye giren çocuklar ödüllendirildi. Yarışmayı kazanan Rus afacanlara Kültür Merkezi, Türkiye tatili dahil çeşitli ödüller verdi. Jüri yarışmaya katılan yaklaşık bin çocuk arasından farklı kategorilerde 15’inin resmini ödüle layık gördü.

Moskova’nın merkezindeki Kuraj Çocuk Tiyatrosu’nda yapılan resim yarışmasına Moskova şehir yönetimi Sosyal Hakları Bakan Yardımcısı Tatyana Barsukova, Moskova kent meclisi Mosgorduma milletvekili Larisa Kartavtseva, Kültür Merkezi Genel Müdürü Cüneyt Güçtekin ve Türk iş adamları katıldı. Etkinlikte Moskova belediyesine bağlı Otradnoe çocuk rehabilitasyon merkezinde kalan yaklaşık 250 çocuk yer aldı.

Ödül töreninden önce çocuklara Ebru sanatı dahil çeşitli master-klas verildi. Daha sonra juri heyeti “Dostlar için Türkiye” resim yarışmasında 1. ve 2. olan 6 çocuğa Türkiye tatil turu, 3.4.ve 5. olanlara bisiklet, planşet ve smartfon hediye etti. Çocuklar ödüllerini Bakan Yardımcısı Barsukova, milletevkili Ruslanova ve Güçtekin’in elinden aldı.

TÜRKİYE RESİMLERİNİ ÇOK RENKLİ YAPMALARA ANLAMLI

Cihan Haber Ajansı’na (Cihan) konuşan Kuraj Çocuk Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Mihail Doloko, yarışmaya 6-15 yaş arası Rus çocukların katıldığını söyledi. Türkiye’yi çok sevdiğini söyleyen Doloko, “Sürekli oraya tatile gidiyorum. Orada çok arkadaşım var, hatta biraz Türkçe de biliyorum. Çocuklar, yetişkinlerin Türkiye’ye karşı olumlu olduğunu görünce onlar da Türkiye’ye karşı olumlu bakıyor. Aileleriyle beraber Türkiye’ye tatile gittiklerinde Türkiye’nin sadece plaj ve tatilden ibaret olmadığını görüyor. Türkiye’nin çok zengin bir kültüre sahip olduğunu görüyorlar. Türkiye’nin dünyaya bir çok şey kattığını biliyoruz, mesela Ayasofya. Bu dünya çağında Türkiye’nin mimari harikalarından sadece bir tanesi. Tamamen çocukların faydasına bir program düzenleniyor. Çocuklar Türkiye iyi ve kendilerine açık bir ülke olduğunu görüyor. Çocuklar resim yapmayı çok sever. Burada çizilen resimlerde de dikkat etmeniz gereken bir detayın altını çizmek istiyorum. Psikologlar diyor ki: Eğer çocuğunuz koyu renkleri kullanıyorsa onun bazı kötü izlenimleri var. Ama bu arkamdaki resimlere bakın, hepsi ışıl ışıl ve renkli boyalar kullanılmış. Yani bu demek ki çocuklar Türkiye’yi aydın, renkli, mutlu ve iyi olarak resim yapıyor. Çocukların bu renkleri kullanmasını onlara kimse tavsiye etmedi, hepsini kendileri seçti, kendileri boyadı.” dedi.

ÇOCUKLARI SEVİNDİRDİK

Bakan Yardımcısı Barsukova, “Bugün çocuk bayramında Türk-Rus Kültür Merkezi ile birlikte çocuklarımızı sevindirmeye karar verdik. Resim yarışmasının kazananlara ödül verdik. Rehabilitasyon merkezinden gelen çocukların çoğu aile içi şiddete maruz kalan yavrularımız. Bu tür yarışmalara katılan Rus çocuklar Türkiye’yi bir plaj ülkesi olarak değil, kendi dünyasında araştırdığı şekilde görecek. Kültür, tarihi bilen Rus çocuk Türkiye’deki insanlarla bu düzeyde konuşacak. Bu da çok önemli!” dedi.

RUS MİLLETVEKİLİ: ÇOCUKLAR ÜLKELER ARASINDA KÖPRÜLER KURUYOR

Milletvekili Kartavsteva, “Rus çocukların kendi bayramlarında Türkiye hakkında resimler yapması bence anlamlı bir olay. Rus çocukların güzel ülke Türkiye’ye yönelik bakışlarını, duygularını bu resimlerde görüyoruz. Bunu düzenleyen herkese teşekkürler ediyoruz! Politika bir tarafa dursun, çocuklar da ülkeler arasında köprüler oluşturabiliyor. Çocuklar resimleriyle, yetenekleriyle dünya ülkelerini kucaklaştırır.” dedi.

Etkinliğe katılan Anya ve Yana, Türkiye ile resimleri çok beğendiklerini, Türkiye’yi “güzel ülke” olarak tanımladıklarını ifade etti.

sanat lise ek puan

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) sistemi kapsamında, sanat ile sosyal etkinlikler  ve spor etkinliklerinde öğrencilerin kendilerini daha fazla geliştirecekleri mekanizmaları oluşturarak, liselere geçişte, bu faaliyetler üzerinden ek puan verilecek bir düzenleme için hazırlık yapıyor.

5.-Nar-Tanesi-Festivali-115-682x1024

Bir yıl kadar önce yaptığımız haberde de belirttiğimiz gibi (27.05.2014 tarihli haberimiz)Milli Eğitim Bakanlığında Sanatsal ve Sosyal eğitim almış öğrencilere ek puan uygulaması için yönergeler hazır büyük ihtimalle Önümüzdeki dönem uygulamaya konacak olan uygulama ile Sanatsal, sosyal ve sportif faaliyetler konusunda ek eğitim almış öğrencilere TEOG sınavlarında ek puan ve bir takım avantajlar uygulanacak. Bu durum elbette sanat eğitimi veren kurumların daha hassas ve kaliteli eğitim vermesine yol açacağı gibi M.E.B. olmadan denetimden yoksun çalışan kurumlarında kendi durumlarına çeki düzen vermesine yol açacak.

M.E.B Bağlı olmaksızın faaliyet gösteren “Merdiven altı Sanat Eğitimi” diye tarif edilen kurumların sektörde kendilerine yer edinmesinin zorlaşacak. Gerrek vergi gerekse yasal boşluklardan faydalanarak faaliyet gösteren bu kurumlar yeniden yaılanma veya kapatılmayla karşı karşıya kalacak gibi görünüyor.
Bu kapsamda Bakanlık, öğrencilerin ilgi ve yetenekleri doğrultusunda  sanatsal ve sosyal etkinlikler ile yeteneklerini geliştirebilecekleri liselerin sayısını da artıracak.

Çocuk-Bale-40
Bakanlık Müsteşarı Yusuf Tekin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yetenekli çocukların güzel sanatlar ve spor liselerinde eğitim aldıklarını belirterek, daha önce spor ve güzel sanatların aynı çatı altında bulunduğunu hatırlattı. Daha sonra bu okulların iki ayrı tür olarak düzenlendiğini anlatan Tekin, öğrencilerin, okul hayatlarında sosyal ve sanatsal alanlara yeterince zaman ayıramadığına dikkati çekti.

Tekin, ülkenin geleceği için özel yetenekli öğrencilerin erken yaşta keşfedilmesi gerektiğinin altını çizerek, ortaokul düzeyinde sanat ve spor okullarının açılması gerektiğini ancak kanun itibarıyla bunun mümkün olmadığını ifade etti.

Yetenekli öğrencilerin ancak lise düzeyinde ilgi ve yetenekleri doğrultusunda eğitim alabildiğine işaret eden Tekin, “Ülke genelinde 55 spor ve 73 güzel sanatlar lisesi bulunuyor. İhtiyaç doğrultusunda bu liselerin sayısı artırılacak. Özellikle olimpik sporlarda, Gençlik ve Spor Bakanlığıyla, ‘liselerimizi bu anlamda daha spesifik hale getirebilir miyiz’ diye çalışıyoruz” dedi.

Nar-Çiçekleri-Yeni-Yil-2015-16

Tekin, Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) ile spor tarihinin en önemli işbirliği yapılarak İstanbul’da açılan Meral-Celal Aras Spor Lisesi’sinin, Türkiye’nin ilk futbol okulu olduğunu dile getirdi.

Özellikle Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim’in okulun açılmasında, süreci başından beri birebir takip ettiğini ifade eden Tekin, şunları söyledi:

“Terim kurguladı, biz de akademik kısmında ona destek olmaya çalıştık. Biz, akademik alanda çocuklara ders veriyoruz, öğrencilerin seçimi ve diğer dersleri TFF ve futbol konusunda donanımlı akademisyenler yapıyor. Başarılı bir model ve iyi bir örnek olacak. Daha önce voleybol okulu vardı. Gençlik ve Spor Bakanlığı, federasyonlarla iletişime geçiyor. Spor liseleri tabelası altında spesifik spor dalları üzerine liseler açmak istiyoruz. Basketbol, voleybol, kış sporları gibi. Bunun altyapısını oluşturuyoruz. Federasyonların, ne kadar yapabileceğine bakarak sayıları belirleyeceğiz. Güzel sanatlar alanında da bu tür okulları açmak istiyoruz. Tiyatro, sinema, halk müziği gibi dallarda bu liseleri açmak rasyonelse ilgili kişilerle protokoller yaparak okulları açmayı arzu ediyoruz. Bu konuyu görüştüğümüz bazı sanatçılar sıcak yaklaşıyor. Birkaç tiyatrocu ve müzisyenle bu konuda ciddi görüşmeler yaptık. TFF ile yaptığımıza benzer bir protokol üzerinde çalışıyorlar. Bize önerilerini getirecekler, eğer uygun bulursak böyle bir protokol imzalayacağız.”

Yusuf Tekin, öğrencilerin ilgi ve yetenekleri doğrultusunda bu tür liselere yönelebilmesi için kesintili eğitim sisteminin gerektiğini vurgulayarak, kesintisiz eğitimin dayatmacı bir zihniyetin ürünü olduğunun altını çizdi.

ORTAOKULLAR ARASI GEÇİŞİ KOLAYLAŞTIRACAK MEKANİZMALAR ÜZERİNDE ÇALIŞILIYOR

5.-Nar-Tanesi-Festivali-483-1024x682

Tekin, çocukların, her kademede okul değiştirebilmesini istediklerini, 4+4+4 eğitim sisteminde açık liselerden, temel liselerden, fen ve anadolu liselerinden geçirgenliği kolaylaştırdıklarını ifade etti.

Ortaokullarda bunu sağlayacak mekanizmaları geliştirmeye çalıştıklarını belirten Tekin, “8 yıllık eğitimi kesintisiz hale getirmeyi istemek hem demokrasi hem insan hakları hem de özgürlüklerle bağdaşmıyor. Türkiye bunu aşmak için çok çaba sarf etti. Tekrar darbeci bir zihniyetin ürettiği, dayattığı noktaya geri dönmek akıl karı değil. Dolayısıyla kesintisiz eğitim çok rasyonel, çocukların gelişimiyle alakalı bir model değil. Biz kesintili eğitimle, çocuklar istedikleri tercihleri yapsın, istedikleri eğitim kurumlarında okusunlar istiyoruz” diye konuştu.

“ÜNİVERSİTEYE GİRİŞTE TÜBİTAK YARIŞMALARINDAN ALINAN EK PUAN GİBİ BİR SİSTEM OLACAK “

Tekin, sportif ve sanatsal alanda yetenekli çocukların uygun şekilde yükseköğretim almalarına da zemin hazırlamak istediklerini anlatarak, şöyle dedi:

“Baştan beri, çocuklarımızın güzel sanatlar, sanat, spor ve sosyal faaliyetlerini daha fazla geliştirecek mekanizmaları üreteceğiz, demiştik. TEOG’u tanımlarken de uzun vadede, bu tür yetenekleri ölçecek, bunu liseye geçişte bir araç olarak kullanabilecek mekanizmaları da geliştireceğimizi ifade etmiştik. Şimdi Temel Eğitim Genel Müdürlüğümüz bunun çalışmalarını yapıyor. Bunlar ölçülebilir hale geldiğinde, temel eğitimden orta eğitime geçişte, bu tür etkinlikler, yetenekler bir araç olarak kullanılacak ve okul puanlarına etki edecek.”

MEB Müsteşarı Yusuf Tekin, spor, sanat, müzik, yabancı dil gibi kursların hepsi zaten MEB’in sistemine dahil olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

“Bu kapsamda spor kulüplerini de entegre ettikten sonra, tüm Türkiye’de bunu eşit uygulayacağımızı düşündüğümüzde, sizin temel eğitimden ortaöğretime geçişte okul başarınız şu, ortak sınavlardan aldığınız puan şu, güzel sanatlar, spor ve sosyal etkinliklerden aldığınız puanlar şu, diyeceğiz. Böylece çocuklarımızın yeteneklerini geliştirmesini sağlayacağız ve bunu da liseye girişte bir araç haline dönüştüreceğiz. Bu, üniversiteye girişte TÜBİTAK yarışmalarından alınan ek puan gibi bir sistem olacak. Bütün bunları yaptığımızda, hem öğrenciler üzerindeki sınav baskısını daha da azaltmış hem de çocuklarımızın yeteneğini test çözmeye kurban etmemiş ve onu geliştirmesi için zemin oluşturmuş olacağız.”

43. istanbul müzik festivali

istanbul-muzik-festivali600’e yakın sanatçı eserleriyle İstanbul gecelerini daha anlamlı kılacak. O halde, İstanbul’u dinlemenin tam vakti…

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Borusan Holding sponsorluğunda düzenlenen 43. İstanbul Müzik Festivali, yarın akşam gerçekleştirilecek açılış töreni ve konseriyle başlıyor. “Kültürel Manzaralar” temasıyla 29 Haziran tarihine kadar aralarında Yuri Bashmet, Fazıl Say, Gidon Kremer, Yuja Wang, Magdalena Koená, Emmanuelle Haïm ve festivalin bu yılki Yerleşik Konuk Orkestrası Deutsche Kammerphilharmonie Bremen’in de bulunduğu 600’e yakın yerli ve yabancı sanatçıyı Aya İrini Müzesi ve Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall gibi İstanbul’un 12 farklı mekânında ağırlayacak.

Festivalin mihenk taşlarının festival heyecanlarını ve festivalden beklentilerini sorduk. İlk olarak da İstanbul Müzik Festivali Direktörü Yeşim Gürer Oymak’ın kapısını çaldık.

‘YILDIZ İSİMLERDEN ÇOK, İÇERİK ÖNEMLİ’

-Festival denince akla artık ilk olarak İKSV geliyor. Özellikle de İstanbul Müzik Festivali. Sizce uzun soluklu festival olmasının ardında ne var?

İstanbul Müzik Festivali’nin 43 yıldır hem sanatçılar hem de izleyiciler tarafından ilgiyle takip edilmesinin ve uluslararası alanda etkisini artırabilmesinin sırrı, yaratıcı programları, seyirciyi şaşırtabilmesi, sürekli yenilik peşinde koşması ve dünyada klasik müzikte olan gelişmeleri çok yakından takip edebilmesinde yatıyor. Bugün Türkiye’de pek çok özel kurum, klasik müziğin en büyük isimlerini sunabiliyor. Festivalin farkı burada ortaya çıkıyor. Bizim için artık ‘yıldız isim’lerden çok, projenin içeriği önemli. Bir festivalin en önemli görevi, sanatçılar ve projeleri için yaratıcı bir platform oluşturmaktır. Bir festival sanatçılara hayal kurabilecekleri yaratıcı bir ortam sağlamalı, hatta bir adım ötede yaratıcı anlamda riskler alabilmeleri için bir platform oluşturabilmeli. Seyirciler açısından baktığımızda ise, öncelikle onlar için bu festivalde nasıl sıra dışı ve özel anlar yaratabileceğimizi göz önünde bulundururuz. İstanbul Müzik Festivali olarak dinleyicilerimize mümkün olduğunca çeşitli yenilikler içeren ve sürprizlerle dolu anlar yaşatmayı, dağarcıklarına yeni eserler kazandırarak kimi zaman onları konfor alanlarından çıkarmayı ve özel anlar yaratmayı amaçlıyoruz.

-Bu yılki tema epey derin ve müzikseverler tarafından merakla bekleniyor. “Kültürel Manzaralar”ı etkinlik boyunca katılımcılar nerelerde yakalayacak?

Festivalin başından sonuna kadar pek çok “Kültürel Manzara” karşımıza çıkacak. İlk olarak müzikseverlerin kaçırmaması gereken günümüzün en büyük kemancılarından Gidon Kremer ve Kremerata Baltica’nın 1 Haziran tarihinde Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde sunacakları “Rus ve Amerikan Mevsimleri” konserini saymak istiyorum. Astor Piazzolla’dan Philip Glass’a ulaşan muhteşem bir konser programı ve arkada gösterilecek olan özel video projeksiyonu kaçırmamalarını tavsiye ederim. Seyirciler için gerçek bir deneyim olacak bu konser. Tabii bunun dışında Angela Hewitt’den “İspanyol Manzaraları”, Alliage Quartet’ten “Paris Dans Ediyor” konseri, Schubertiade, Franz Liszt Oda Orkestrası, Borodin Quartet, Kim Kashkashian konserleri dünyanın pek çok yerinden manzaralar sunacak bizlere.

-İKSV her yıl çıtayı yükseltiyor. Genç müzisyenlere de el uzatıyor. Bu festivalin bir de misyon sırtlandığını düşünebiliriz sanırım.

Genç müzisyenler bizler için çok önemli, bu ülkenin geleceği onlar. Bu nedenle 9 yıldır festivalin açılış konserlerini ülkemizin gelecek vaat eden genç müzisyenleriyle gerçekleştiriyoruz. Bu yıl açılış konserinde dinleyeceğimiz genç piyanist Can Çakmur, gerçekten özel bir yetenek. Aynı zamanda her yıl festival genç solistini sunan projemiz var. Bu yıl genç solistimizi flüt dalında seçtik. Bengisu Kömürcü Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Orkestrası eşliğinde ilk kez festival izleyicileriyle buluşacak. Tabii Barış İçin Müzik Orkestrası’nı da unutmamamız gerekir. Onlar da küçük topluluklarıyla festival süresince konser öncesi etkinliklerimizde yer alacak.

NEREDE? NE ZAMAN?

29 Haziran’a kada rsürecek. 43. İstanbulMüzik Festivali programına ve biletlerine muzik.iksv.org adresinden ulaşılabilir.

SAYILARLA MÜZİK FESTIVALİ

-Festival 42 yılda 3 bine yakın etkinlik gerçekleştirdi.

-Bu yıl yaklaşık 25 bin seyirciye ulaşacak.

-İstanbul Müzik Festivali gençleri desteklemek ve müziğe teşvik etmek amacıyla, 2007 yılından bu yana festivalin açılış konserlerinde genç müzisyenlere programında yer veriyor.

-Aynı şekilde İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın 40. yılında (2012), geleceğin sanatçılarının yetişmesine katkıda bulunmak amacıyla, vakfın kurucuları arasında yer alan ve Türkiye’de operanın gelişmesine büyük katkıda bulunan Aydın Gün anısına başlattığı teşvik ödülü, her yıl klasik müzik alanında bir gence veriliyor.

-İKSV, Barış İçin Müzik Vakfı’nın gelişimine, uluslararası arenada yer edinmesine ve sürdürülebilirliğine yönelik çalışmalar yürütecek; destekçi arayışı, iletişim çalışmaları ve organizasyona yönelik konularda da 2013 yılından beri kurumsal partnerliğini üstleniyor.

PROF. FİLİZ ALİ: BEREZOVSKY’NİN KONSERİ KAÇMAMALI

İstanbul Müzik Festivali Onur Ödülü’ne layık görülen Prof. Filiz Ali ödülünü yarın akşam alacak. Ali’den konserlerde en ön sıralarda olacağı, heyecanla beklediği konserleri aldık.

“Ödülü aldığımı duyduğumda benim için büyük bir sürpriz oldu. Ödül alma amacıyla değil, içtenlikle yaptığım ve bu nedenle ödüllendirildiğim için çok mutlu oldum. İKSV tarafından verilmesi benim için ayrıca anlamlı. Kurucularını da yakinen tanırım. İstanbul Müzik Festivali sayesinde dinleyebileceğimizi ummadığımız müzisyenler getirildi. Eskiden kaliteli müziğe ulaşmak gerçekten çok zordu.

Yaşam boyu başarı ödülü alacak olan Borodin kuarteti ile son zamanların en ilgi çeken piyanistlerinden Berezovsky’nin konserine gitmeyi çok istiyorum. Tabii AIMA Festival Orkestrası’nın Alexander Rudin ve Julian Milkis ile verecekleri konser de çok önemli. Ermeni bestecilerin eserlerinin de yorumlanacağı Kim Kashkashian & Peter Nagy konserine de gitmeyi çok isterim.”

ÇANAKKALE MUHAREBELERİNİN 100. YILI ŞEREFİNE

43. İstanbul Müzik Festivali, besteci, keman virtüözü ve şef Hasan Niyazi Tura’ya festival tarafından sipariş edilen “Şehidin Türküsü” eserinin dünya prömiyeriyle başlayacak. Tura şöyle diyor: “Festivalde dinleyicilerin duyacağı ilk notaların bestecisi olmak heyecan verici. İKSV’nin Çanakkale muharebelerinin 100. yılı şerefine bir eser ısmarlaması ve ortaya çıkan yeni eserimde Çanakkale gazisi büyükbabam Mustafa Niyazi Tura’nın, söz ve müziğini yazdığı türküsünü bir aile yadigârı olmaktan daha ileriye taşımam tarifi zor ama çok güzel duygular.”

“GENÇLERE BÜYÜK SALONLARDA ÇALMA İMKANI VERİLİYOR”

Türkiye’nin dört bir yanında ve yurtdışında eğitimlerini sürdüren 24 yaş altı flütçüler arasından Bengisu Kömürcü festivalde konuk olmaya hak kazandı. 22 yaşındaki Kömürcü, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, İstanbul Devlet Konservatuvarı Senfoni Orkestrası ve şef Antonio Pirolli ile aynı sahnede olacak. İleride eğitimci olmak isteyen Kömürcü, “İstanbul Müzik Festivali’nin çok dolu bir tarihi var. Her zaman önemli müzisyenleri ağırladı, bu sene de öyle olacak. Biz gençlere de yer veriliyor olması çok anlamlı. Çünkü maalesef bugün ülkemizde büyük bir kitleye haber verip, böyle salonlarda çalma imkânımız yok. 20 Haziran’daki konserim için de çok heyecanlıyım. Bunu bir başlangıç olarak görüyorum. Gelişmeye devam etmeyi ve ileride öğrenci yetiştirmeyi hedefliyorum” diyor.

PİYANİST ANGELA HEWİTT: BENCE HER ŞEY HARİKA OLACAK

“1700’lerde Domenico Scarlatti’nin yazdığı sonatlarının yanı sıra Albeniz’in süiti, Granados’un dansları ve Falla’nın fantezilerini çalmak ve dinlemek ilginç ve etkileyici bir deneyim. Bu isimler fevkalade eserler yazdı ve piyanistlerin neler yapabileceğini gözler önüne serdi. Bu konser için ben de çok heyecanlıyım. İstanbul’da birkaç kere çalmama rağmen İstanbul Müzik Festivali benim için ilk olacak, bu yüzden çok heyecanlıyım fakat bence harika olacak! Umarım dinleyiciler de memnun kalır.”

GABOR BOLDOCZKİ: YENİ TROMPET KONÇERTOLARI GEREK

“İstanbul’un görkemli Osmanlı saray ve bahçelerinin yanı sıra gece hayatı etkileyici. Fazıl Say ile birkaç kere çaldım, harikaydı. Gülsin Onay ile yeni bir müzikal işbirliği gerçekleştirecek olmanın heyecanını yaşıyorum. Yakında İstanbul’a yeni trompet konçertoları getirmek istiyorum.”

Kaynak: Habertürk

akbank sanat caz günleri

akbank-caz-gunleriAkbank Sanat Caz Günleri, cazın ustalarını müzik tutkunlarıyla buluşturuyor. Haziran ayında başlayacak caz günleri American Trio konseriyle başlayacak; yaşanmışlıklar üzerine yazdığı besteleri ile tanınan şarkıcı, dansçı ve oyuncu Karima Nayk konseriyle sona erecek.

Haziran ayı boyunca dünyadan ve Türkiye’den caz müziğin önemli isimlerini ağırlayacak olan Akbank Sanat Caz Günleri, American Tirio’nun 2 Haziran’da gerçekleştireceği konser ile başlayacak. Tekniği, kuvvetli melodik anlatımı ve kusursuz besteleri ile tanınan Dave Allan, Carmen McRae, Dizzy Gillespie, Tony Bennett, Hampton Hawes, Chet Baker gibi dünyaca ünlü isimlerle sahne alan ünlü davulcu Joey Baron ve New Yorklu bas gitarist Drew Gress’den oluşan American Trio konserde sevilen parçalarından oluşan bir repertuvar seslendirecek. Saat 21.00’de başlayacak konser Akbank Sanat’ta dinleyenlerini bekliyor.

Caz Günleri’nin 4 Haziran’da sahne alacak ismi ise Doğu ve Batı çalgılarını bir araya getirerek kendine has bir yol çizen Evrim Demirel. Caz ve klasik müziğin yetenekli isimlerinden biri olan besteci ve piyanist Demirel, Türk folkloru ve Osmanlı dönemi musikisinden etkiler taşıyan müzikleri sahnede müzikseverlerle paylaşacak. 20.00’de başlayacak konserde sanatçıya, tanburda Bora Uymaz, kontrabasta Volkan Topakoğlu ve davulda Erdem Göymen eşlik edecek.

Türkçe cazın güçlü vokallerinden Şenay Lambaoğlu, 10 Haziran, 20.00’de sahnede olacak. Lambaoğlu konserinde, İçimde Aşk Var ve Zarf Tümleci albümlerinin yanında Ayten Alpman, İlhan Şeşen, MFÖ ve Fikret Kızılok’un şarkılarını da yorumlayacak. Sanatçıya konserde davulda Ekin Cengizkan, piyanoda Baki Duyarlar, basta Kağan Yıldız ve trompette Şenova Ülker eşlik edecek.

YAŞANMIŞIN BESTECİSİ

Etkinlik kapsamında, kuşağının en yetenekli saksafoncusu olarak gösterilen En İyi Avrupa Müzisyen Ödülü sahibi Francesco Bearzatti ise 16 Haziran’da caz tutkunlarıyla buluşacak. Akbank Sanat Caz Günleri, dünyaca ünlü Cezayirli sanatçı Karima Nayt’ın 30 Haziran günü yaylı çalgılar dörtlüsü BİS Quartet eşliğinde vereceği konserle sona erecek. Yaşanmışlıklar üzerine yazdığı besteleri ile tanınan Karima Nayt, şarkılarını Cezayir Arapçası, klasik Arapça ve Fransızca olarak seslendiriyor.

Kaynak: Medya

nar sanat öğrencileri uluslararası genç yetenekler müzik yarışmasında ödül aldı.

genc-yetenekler-muzik-yarismasi-381970 yılından bu yana Bulgaristan, Portekiz, İngiltere, Almanya, Fransa, Rusya, Norveç, Makedonya, Yunanistan gibi 24 Avrupa ülkesinde benzer yarışmalar düzenlenmektedir. “Uluslararası Genç Yetenekler Müzik Yarışması” adı altında  ülkemizde de 22-24 Mayıs tarihlerinde, Beşiktaş Akatlar Kültür Merkezi’nde gerçekleşti.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı ve Avrupa Birliği Gençlik Müzik Yarışması Birliği işbirliği ile İstanbul’da gerçekleşen etkinliğe Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği’ne bağlı Özel Nar Sanat Eğitim Kursu eğitmenlerinden Şeyma YÜREKİR ve Ersin SARACİK’in öğrencileri Mehmet Egemen HIZLIBAŞ, İklim KELEŞ, Eliz Canse GÖYSAL, Başak Sait ve Bilge Kandur katıldı. 

Katılan öğrencilerimizden İklim KELEŞ Jüri Özel Ödülünü Almaya hak kazandı. Başak Sait, Bilge Kandur, Egemen HIZLIBAŞ ve Eliz Canse GÖYSAL ise katılım sertifikası aldı.

43 bin yıllık Neandertal Flütü

Dünyanın en eski müzik aleti, Neandertal Flütünü dinlemez misiniz? 43 bin yıl öncesine ait olduğu tahmin edilen bu müzik aleti ile, atalarımızın sanatçı ruhlu olduğu anlaşılıyor.

2008 yılında arkeologlar, Almanya’nın güneyinde Hohle Fels adında bir Taş Çağı mağarasında flüt parçaları buldular. Bu flüt parçaları, akbaba ve mamut kemiklerinden yapılmıştı. Günümüzden önce yaklaşık 42.000 ila 43.000 yıllarına tarihlenen bu enstrümanlar, gelmiş geçmiş en eski enstrümanlar olarak kabul ediliyor. Daha önce en eski kabul edilen enstrümanlar ise 35.000 yıl öncesine tarihleniyordu.

neandertal-fülütü

Araştırmacılar, titizlikle oyularak yapılmış flütlerin, özellikle mamut kemiğinden yapılmış olanların bilhassa zorlu olduğunu düşünüyor. Keşif sırasında bazı araştırmacılar flütlerin, nesli tükenmiş neandertallere karşı, ilk Avrupalı modern insanlara avantaj sağlayan kültürel başarılarından biri olabileceğini iddia ettiler. Fakat Homo sapienlerle melezleşmeleri de dahil, Neandertallerle ilgili bilgilerimiz arttıkça bu iddiaların yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor.

bone-fl

Uzun yıllar boyu yeteneksiz olarak görülen Neandertaller de kendi flütlerini yapıyordu. Ya da en azından 1995’te keşfedilen, mağara ayısının femur kemiğinden yapılmış bir flüt de bunu gösteriyor. Kuzeybatı Slovenya’da, Divje Babe adında bir neandertal bölgesinde Arkeolog Ivan Turk tarafından bulunan bu enstrüman, en az 43.000 yıllık. Hatta 80.000 yaşında bile olabilir.Müzikolog Bob Fink’e göre, flütün üzerinde bulunan dört delik, dört notayla eşleşiyor. Fink: “Flütün notaları kaçınılmaz şekilde diyatonik (ton dışı nota vermeyen) ve herhangi antik ya da modern standart diyatonik bir ölçekle mükemmele yakın bir uyum gösterebilir.” dedi.

neandertal-fülütü-2

Arkeologların, Turk’un iddia ettiği gibi enstrümanın Neandertaller tarafından yapılıp yapılmadığını hararetle tartışmasına rağmen, bulgular insanın yakın akrabalarının hiçbir müzik izi bırakmadan yok olduklarını yalanlıyor ve tarih öncesi müziğin kapısını aralıyor.

Neandertal-flütü

Flütten çıkan sesleri duyabilmek için Slovenya Ulusal Müzesi Küratörü, flütün kilden bir kopyasını yaptı. Prehistorik enstrüman diyatonik ölçülerden tam ve yarım tonları çıkarabiliyor. Müzisyen Dimkaroski de bu flütle, Beethoven, Verdi, Ravel, Dvorak ve diğer sanatçıların eserlerinden birkaç parça çalmayı başarabilmiş. Aynı zamanda birkaç hayvan sesi de çıkartabilmiş. Slovak Müzisyen Ljuben Dimkaroski’nin çaldığı Neandertal flütünü buradan dinleyebilirsiniz:

Kaynak: Press Haber

İşte birbirinden ilginç psikolojik gerçekler…

 

1. İnsanın kendi kendini gıdıklayabilmesi mümkün değil. Sadece bazı şizofren hastaları, kendi kendilerini gıdıklayabiliyor!

şizofren

2. Dünyada psikologlar tarafından tanımlanan 400’ün üzerinde fobi türü var!
klinofobi

3. Beyin, sıkıcı insanlardan dinlediğiniz sıkıcı konuşmaları olduğu gibi KAYDETMİYOR! Onları daha ilginç hale getirerek yeniden yazıyor.
sıkıcı konuşmalar
4. Yapılan bir araştırmaya göre, profil sayfalarına çok sayıda“selfie” yükleyen erkek kullanıcıların, psikopat ve narsistik kişilik bozukluğuna sahip olma olasılığı çok yüksek.

psikopat ve narsistik
5. Dinlediğiniz müzik türü, dünyayı algılayış biçiminizi de etkiliyor.
müzik ve algı

 

6. “Aşık olmak” ile “Obsesif-kompulsif kişilik bozukluğuna sahip olmak” vücutta aynı biyokimyasal etkiyi yaratıyor.

obsesif
7. Araştırmalara göre, parayı fiziksel olarak birşeylere“sahip olmak” için değil de, “deneyim kazanmak” için harcamak, insanı daha çok mutlu ediyor.

para ve deneyim
8. Son bulgulara göre, Fobiler aslında DNA aracılığıylanesilden nesile aktarılan hatıralardan ibaret…
kalıtsal fobiler

 

9. Daha önce “Yürüyen Ceset Sendromu” diye bir hastalık duymuş muydunuz? Bu ruhsal bozukluğa sahip olan hastalar; ölü olduklarını, etlerinin çürüdüğünü, organ ve kanlarının olmadığını düşünüyor!
Yürüyen-Ceset-Sendromu-Nedir

10. Psikologların yaptığı incelemeye göre “internet trolleri” narsistik, psikopat ve sadistik kişilik özellikleri gösteriyor.

(Trol, internette insanları sinirlendirmek ya da münakaşa başlatmak için tohum ekmeye çalışan kişilere deniyor. Bu kişiler, internetteki sosyal ortamlara kasten provoke edici veya konu ile ilgisi olmayan mesajlar göndererek, duygusal tepkiler verdirtme veya başlığın konusunu dağıtma amacı güdüyor)
ineternet ve trol

 

11. Televizyonların ve popüler kültürün hayatımıza girmesiyle ortaya çıkan bir diğer ruhsal bozukluk da“Truman sendromu”… Bu hastalığa yakalananlar, hayatlarının her aşamasının tıpkı filmdeki gibi gizlice kameraya kaydedilip televizyonda gösterildiğini zannediyor.
truman sendromu

12. Bir şarkının “en sevdiğiniz şarkı” olmasının sebebi, onu hayatınızdaki “duygusal bir an” ile eşleştirmenizden ileri geliyor.
enigma

13. Yapılan araştırmalar, cahil insanların kendilerinimükemmel görmeye; zeki insanların ise yeteneklerini hafife almaya eğilimli olduğunu gösteriyor.
zeka ve cehalet

14. Paris sendromu, özellikle Japonların yakalandığı garip bir psikolojik rahatsızlık… Paris’e gelmeden önce şehirle ilgili büyük beklentileri olan kişiler, şehrin gerçek yüzüyle karşılaşınca depresyona giriyor.
paris sendromu
15. Kudüs sendromu da yine literatüre geçen bir başka ilginç rahatsızlık. Kudüs’ü ziyaret eden hacı ve turistlerden bazıları, buradaki kutsal atmosfere kendilerini kaptırıp, büyük bir dini lider olduklarına inanmaya başlıyor. Daha da ileri gidip kendini Mesih, Hz İsa ya da Hz Musa zannedenip, Kızıldeniz’i yarmaya çalışanlar da var!
asalı mucize
16. Doğuştan görme engelli olan kişiler, şizofreni hastalığına yakalanmıyor!
görme engelliler

17. Cep telefonunu kaybetmenin, artık bir fobi olarak literatürde yer aldığını biliyor muydunuz? Nomofobi, cep telefonu ve bağlantısını kaybetme korkusu demek.
telefonu kaybetmek
18. Birisine 20 saniyeden uzun süre sarıldığınızda, beyinde“sosyal bağlanma”dan sorumlu oksitosin hormonu salgılanıyor ve böylece bu kişinin size daha çok güvenmesini sağlıyorsunuz.
sarılmak
19. İnsanlar fiziksel açıdan yorgun olduğunda, dürüst olmaya daha eğilimliler. Bu nedenle gece geç saatte yapılan konuşmalarda, itiraflar daha sık oluyor.
dürüstlük

 

20. Farklı coğrafyalarda yaşayıp farklı dilleri konuşsa da, yeryüzünde yaşayan tüm insanlar şu 6 duygu için aynı yüz ifadesi ve mimikleri kullanıyor: mutluluk, öfke, üzüntü, korku, şaşırma ve iğrenme.
mutluluk, öfke, üzüntü, korku, şaşırma ve iğrenme
21. Reddedilmek, beyin tarafından fiziksel bir acı olarak algılanıyor.
fiziksel acı

22. Hedeflerinizi her zaman kendinize saklayın! Çünkü yapılan bir araştırmaya göre, hedeflerinizi başkalarına ilan ettiğinizde, onları gerçekleştirme ihtimaliniz düşüyor.

hedef
23. Sevdiğiniz birini gördüğünüz zaman, gözbebekleriniz büyüyor. Anı şey, nefret ettiğiniz birini gördüğünüzde de geçerli…
göz bebeği

24. Bugün liseye giden sıradan bir öğrenci, 1950’lerde psikiyatrik tedavi gören ortalama bir hasta ile aynı kaygı seviyesine sahip!

liseli kaygısı
25. Günümüzde araştırmacılar arasında internet bağımlılığının da artık bir akıl hastalığı olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hakkında devam eden bir tartışma var …

internet-bagimliligi

 

Kaynak : fwmail

piyano-kursuPiyano aslında sanat ve müzik dünyasının en önemli enstrümanlarından birisidir. Sanatın tüm dalları ile ilgilenen kişilerin sözel, davranışsal, duygusal, ruhsal ve sosyal davranışları diğer kişilere oranla daha etkileyicidir.

Enstrümanlar içinde ana enstruman diyebileceğimiz Piyano hakkında bilinmeyenleri sizler için derledik.

  • Hiç bir solo çalgı piyanonun gücüne sahip değildir. Piano, parmağın dokunuşuna anında yanıt verir.
  • Geniş ton aralığından ötürü piyanoya “Enstrümanların Kralı” denir.
  • Bir piyanonun klavyesi 88 tuşa sahiptir.
  • Satılan en pahalı piyano 1,2 milyon dolara satılan Steinway Grand’dir.
  • Birçok müzik okulunda ana enstrüman olmasa bile piyano zorunlu bir çalgıdır.
  • Bir piyanist, ister tek başına, ister bir orkestra eşliğinde olağanüstü bir müzik gerçekleştirebilir. Henüz keşfedilmemiş bir yetenek.
  • Piyano’nun verebildiği en kalın ses ‘La’ sesidir ve bütün piyanolarda bu sesi veren telin boyu 2 metre kadardır.
  • Piyanoda ses, tellere vuran çekiçler sayesinde ortaya çıkar.
  • Asıl adı “Piyano e forte” olan piyanoyu Floransalı Bartolomeo Cristofori 1711 yılında icad etmiştir.
  • Piyano 220-230 telden oluşur ve her tel 76 kilo ağırlığı çeker. Tüm teller toplamda 18-20 ton çekebilir.
  • Piyano 12.000’e yakın parçadan oluşur ve bunların 10.000 tanesi ses çıkarmak için hareket eder.

Piyano Kursumuza 4 yaşından itibaren herkes katılabilmektedir. Piyano dersleri hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız.

Sanatın tüm dalları hakkında akademik bilgilere ulaşabilmeniz de mümkün. Tıklayınız.

Piyano hakkında size yol gösterecek bir kaç bilgi. Tıklayınız.

Piyano Kursu Öğrencilerimizin Piyano Sınıfında Çalışmalarından Örnekler. Tıklayınız.

Çocuklar için Piyano Eğitimi nedir ne değildir? Tıklayınız.

Tüm bu konularda bize ulaşmanız mümkün. Hemen arayın: 0212 570 8068 – 0530 880 71 80

 

 

 

Leonardo Da Vinci’nin genel olarak uyduğu prensipleri öğrenince başarmak için gereken özellikleri de görmüş oluyoruz adeta.

da-vinci-profile-650x325

 

1) Curiosita (Merak)

1 merak

Yaşama doymak bilmeyen bir merak ve devamlı öğrenme için acımasız bir arayış anlamına gelir. prensibi açıklayıcı olarak ” büyük beyinler büyük sorular sorarlar” cümlesini kullanabiliriz. Da vinci ruhunun dinamosu devamlı olarak öğrenme arayışında olmaktır. Bunun için hiçbir konu, hiçbir dal ayrımı yapmaksızın, çevremizdekilerin düşünecek ve söyleyeceklerinden çekinmeden, merakımızı kaybetmeden sormak, araştırmak, öğrenmek gereklidir. Leonardo bu konuda ” tıpkı demirin kullanılmama nedeniyle pas tutması ve durgun suyun kokuşması veya soğuğun buza dönüşmesi gibi, kullanılmadığı sürece zekamız ziyan olur.” demiştir.

2) Dimastrazione (İspat)

2 Dimastrazione-ispat

 

Bilgiyi deneme yolu ile test etme, sebatkarlık ve hatalardan ders alma arzusu anlamına gelir. Öğrenmek tek başına yeterli değildir. Öğrenilen her şey mutlaka denenerek test edilmeli, doğruluğuna ondan sonra karar verilmelidir. Bunun için bizden önce ortaya atılmış her türlü teoriye, bize sunulmuş her türlü bilgiye ilk başta şüpheli yaklaşmalı, onu elimizdeki ve elde edebileceğimiz imkanlarla yeniden test etmeli, daha önce yapılmış hataların farkına vardığımızda üstüne giderek doğru bildiğimizi ispata çalışmalıyız.

Tüm zamanların en büyük dahisi kabul edilen leonardo bile büyük hatalar ve şaşırtıcı gaflar yapmıştır. Kendiside bu konuda “bana öyle geliyor ki bütün kesin kanaatlerin anası olan deneye dayanmayan, kökeni veya vasıtaları birinci elden, denenmemiş veya beş duyudan biriyle sınanmamış bilimler yararsız ve hatalarla doludurlar” demiştir. Bunun için hatalardan, önümüze çıkan güçlüklerden ders alarak, öğrendiğimiz her yeni bilginin doğruluğunu mutlaka test edip ondan sonra hafızalarımıza kazımamız gerekir.

3) Sensazione (Hissetme)

3 Sensazione-Hissetme

 

Duyguların özellikle hayati deneyimlerin bir aracı olan görüşün devamlı olarak rafine edilmesi anlamına gelir. bir önceki bilginin test edilmesinin esas olduğu açıklanmıştı. İşte bu testlerin yapılması insanın görme, duyma, tat alma, dokunma ve hissetme duyuları ile yapılır. Bu testlerin başarılı olması için bu duyguları geliştirmek esas olmalıdır. insanın doğduğu gibi duyularını sabit tutması başarıyı tökezler. Bu amaçla duyularımıza hitap eden her türlü dış etkeni algılama, anlama ve öğrenme çalışmaları, pratikleri yapmalıyız. Mzik dinlemeli, resim çizmeli, müzeler gezmeli, kitap okumalıyız. değişik yiyecek ve içecekler tatmalı, çevremizdeki her şeye dokunmalı, canlı, cansız varlıkları hissetmeli, onları tüm beden ve duyularımızla algılamaya çalışmalıyız.

4) Sfumato (Pus)

4 pus

 

Belirsizliği, paradoksu ve kararsızlığı kucaklama arzusu anlamına gelir. Güçleri uyandırıp deneyimleri artırırken ve duyular geliştirilip kesinleştirilirken mutlaka bilinmeyenlerle karşılaşılacaktır. İşte insanın zihnini bu belirsizliklere karşı açık bulundurması yaratıcı potansiyelini serbest bırakmasının tek ve en güçlü gizidir. Gelişen dünyada başarılı olmak için belirsizlikler altında çalışmaya alışmalıyız. Paradoksla karşılaştığımızda sükunetimizi koruyarak etkili ve sağlıklı bir zihne sahip olabiliriz. Kısaca koşulların her gün değiştiği dünyamızda her an bir şeylere şaşırmaya, fazla heyecan göstermemeye ortaya belirginlerden çok belirsizlikler çıkacağına kendimizi hazırlamalı ve alıştırmalıyız.

5) Arte/Scienza (Bilim & Sanat)

Arte-Scienza -Bilim -Sanat

 

Bilim ve sanat, mantık ve hayal arasındaki dengenin geliştirilmesi, “bütün beyin” ile düşünme anlamına gelir. Prensibin özü kişinin beyninin tümünü kullanmasıdır. Hiçbir insan tek bir yeteneği veya birkaç yeteneği olan biri değildir. her insan doğuştan her türlü yeteneğe sahiptir. Yaşadığı ortam, koşullar, çevresindeki insanlar, kişinin beyninde ilgili bölümlerin gelişmesine neden olur. Fakat asıl olan insanın kendisinin beyninin tümü ile düşünerek tüm yeteneklerini geliştirmesidir. Bunun için günlük yaşamda yaptığımız her şeyi çok yönlü düşünmeliyiz. onunla ilgili her türlü ince ayrıntıya girmeliyiz. Elimizdeki işi hem bilim hem de sanatsal olarak değerlendirip, bilim ve sanat kurallarına uygun ve aynı zamanda mantık kurallarına uygun ve hayal gücümüzü zorlayıcı şekilde ortaya koymalıyız. Mesela bir at resmi çizeceğimiz zaman hayal gücümüzü çalıştırmalı, mantığımıza uygun çizmeliyiz. Çizerken sanatsal açıdan bakmalı ama bilimsel olarak at anatomisine uygun çizmeliyiz.

6) Corporalita (Vücudi Olma)

Corporalita -Vücudi Olma

 

Zerafetin her iki elide aynı şekilde kullanabilmenin fitressin ve dengenin sağlanması anlamına gelir. Kişinin başarılı olması için öncelikle kendisiyle barışık olması gerekir. Bunu sağlayacak bir etkende insanın sağlıklı, zarif ve dengeli bir vücuda sahip olmasıdır. Bunun için kişinin sahip olduğu fiziki yapısını geliştirmesi gerekir. Bunu sağlamak amacıyla kişi; stresten uzak durmalı, zihnini şen tutmalı, dengeli bir beslenme yapmalı, uykusunu düzenli olarak almalı, zarafetine dikkat etmeli ve sağlığını korumalıdır. Kısaca tüm organlarının düzenli ve dengeli çalışmasına dikkat etmeli, organlarının kullanım kapasitelerini devamlı ve metotlu olarak geliştirmektir.

7) Connessione (İlişkilendirme)

7 Connessione -İlişkilendirme

Bütün olanların ve her şeyin ilişkisini anlamak ve değerlendirmek, sistemli düşünme anlamına gelir. Bu prensip daha önce sayılan altı prensibin sebep ve sonuçlarını ilişkilendirmeyi, bir arada değerlendirmeyi anlatır. Kısaca yaşadığımız her şeyi bir biriyle olan ilişkisini anlama çalışmalı, her şeyi bir arada değerlendirmeliyiz. Bu bölümde anlatılan yedi da vinci prensibini hayata uygularken şu sorular sorulmalıdır;

– Doğru soruları soruyor muyum?
– Hatalarımdan ve tecrübelerimden ders alma yeteneğimi nasıl geliştirebilirim, düşünme bağımsızlığımı nasıl geliştirebilirim?
– Yaşım ilerlerken duyularımı keskinleştirmek için planım nedir?
– Yaşamın paradokslarını göğüslemek için yaratıcı gerilimi muhafaza yeteneğimi nasıl geliştirebilirim?
– İşte ve evde bütün beynimle düşünebiliyor muyum?
– Vücut ve zihnin dengesini nasıl geliştirebilirim?
– Yukarıdaki bütün unsurlar nasıl birbirine uyar? Her şey her şeye nasıl bağlanır?

Dünyanın uzmanlaşma ve dallarına ayrılma yolunda hızla ilerlediği bir dönemde, yaratıcının verdiği yaratıcılık özelliklerimizi geliştirerek, yaşamımızı kolaylaştırmaya olan ihtiyacımızı bize sağlayacak da vinci ruhunu kullanmak hiçte zor olamayan bir yöntemdir.

Kaynak : habermass.com

Geçtiğimiz yıl bakanlıktan alınan hibeyle çekilen Türkiye’nin ilk animasyon (3D) filmi Uzay Kuvvetleri 2911’i ilk hafta sonu sadece 1 kişi izledi.

uzay kuvvetleri

Kültür Bakanlığı’nın sinema, televizyon, dizi, yayıncılık ihracatında 1 milyar dolar seviyesine ulaşabilmek için dağıttığı hibeler sayesinde çekilen filmlerin sayısı katlanarak büyüyor. Sinema sektörüne yeni yüzler, yeni yönetmen ve yapımcılar kazandırmak amacıyla dağıtılan hibeler diğer yandan da hayal kırıklığına neden olan projeleri beyaz perdeye çıkarıyor.

Türkiye Gazetesi’nden Güven Adalı’nın haberine ve Kültür Bakanlığı Sinema Denetleme Kurumu verilerine göre, 2013 yılında gösterime giren 85 yerli uzun metraj filmin 26’sına yani yüzde 30’una devlet destek verdi. 2014’te ise 168 Türk filmi sinemada izleyicilerle buluştu. Kaç adet filmin devlet desteği aldığı henüz açıklanmasa da bu rakamın 50’yi geçmesi bekleniyor.

FİLMİ 12 KİŞİ İZLEDİ

Geçtiğimiz yıl gişede rekor hasılat ve izleyici rakamlarına ulaşan filmler çıkartan Türk sineması, sadece birkaç salonda gösterime giren, 1.000 kişinin bile izlemediği onlarca filme de tanıklık etti. Hayal kırıklığına neden olan filmler arasında yalnızca 12 seyirciyi sinemaya çekerek 72 TL gişe hasılatı elde edebilen ‘Rüzgârla Bir’ en dikkat çeken yapıt oldu.

Mayıs 2014’te izleyiciyle buluşan Türkiye’nin ilk animasyon filmi Uzay Kuvvetleri 2911’i ise sadece 522 kişi izledi. 2 hafta gösterimde kalan ve 90 salonda izleyici ile buluşan film 3 bin 805 TL hasılat elde edebildi. (Box Office Türkiye)   

EN AZ 700 BİN TL GEREKİYOR

Bir film için azami 700 bin liraya ihtiyaç duyulduğunu belirten uzmanlar, gişede hayal kırıklığına uğrayan filmlerin düşük bütçeli yapımlar olduğuna dikkat çekiyorlar. Bu filmlerin büyük bölümü ise ya devlet desteği ya da banka kredisi ile çekiliyor. ‘Sonsuz’ filminde ve nisan ayında vizyona girecek ‘Sonsuz Bir Aşk’ta başrol oynayan, yaz aylarında çekilecek yeni bir filmde de yönetmen koltuğuna oturmaya hazırlanan aktör Ferhat Gündoğdu, devlet desteğinin sinema sektörü için çok önemli olduğunu fakat doğru projelerin desteklenmediğini ifade etti. Gişede başarısız olan filmleri izlemediğini fakat desteklerin yanlış projelere kaymış olması ile başarısız filmlerin çekilebildiğini söyleyen Gündoğdu, “Maalesef kaliteli filmlerimiz sinemada seyirci toplayamıyor. Küfür ile güldüren filmlerin gişede daha başarılı olduklarını görüyoruz. Eminim ki gişede başarısız olmuş fakat senaryo ve oyuncularıyla başarılı filmler de vardır. Fakat devlet desteğini alarak başarısız projeler sinema perdesine çıkabiliyor” dedi.

sınıfta kalanlar

HANGİ KRİTERLER ARANIYOR?

Bir senaryonun Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan destek alabilmesi için desteklenmeye uygun bulunması gerekiyor. Senaryonun destek almaya uygun olup olmadığını belirleyen kurul ise senarist, yönetmen ve sinema sektörüne gönül verenlerden oluşuyor. Bu kurulda seçiciler her 2 yılda bir değişiyor. Eğer senaryo kurulun beğenisini kazanamazsa destek alamıyor. İlk defa film çekenler için ise özel bir kategori bulunuyor. Hem film sayısını artırmak hem de film çekmek isteyen yeni yetenekleri sektöre kazandırmak isteyen bakanlık, filmin çekilebilir olacağından emin olmak için bu defa en azından yapımcının deneyimli olmasını istiyor. Kuruldan geçer not alan senaryonun % 50 bütçesi bakanlık tarafından karşılanıyor.

Kaynak : onedio.com