Şunun için etiket arşivi: viyana

Sadece sanat haberleri yayınladığımızı biliyoruz. Fakat yazın iyice yüzünü gösterdiği şu sırlar biraz farklılık ve zaman zaman acı da olsa tebessüm iyi gider diye düşündük. Kafa dağıtma zamanı iyi okumalar.

afganistan

  • Çocuk ölümlerinin en fazla yaşandığı ülke Afganistan.
  • Dünya’da en fazla bira tüketimi Venezuella’da yaşanıyor. Kişi başına düşen yıllık bira tüketimi 83 litre.
  • Dünya’da en fazla sigara tüketimi yapan ülke Yunanistan. Kişi başına günlük sigara tüketimi 8 adet.
  • Yemeğe en fazla zaman ayıran ülke Türkiye. Kişi başına düşen günlük zaman 162 dakika.
  • Dünya’nın en fazla çay üreten ve tüketen ülkesi Çin. Yılda 1,166 bin ton üretim, 828 bin ton tüketim yapılıyor.
  • İş hayatında en fazla aktif olan ülke Cayman Adaları. Nüfusun 67.7’si çalışıyor.
  • Kanada’da her 100 insana ortalama 94 bilgisayar düşüyor.
  • Birleşik Arap Emirlikleri’nin her 100 vatandaşının ortalama 176 cep telefonu var.
  • En fazla gazete şatışı yapılan ülke İzlanda. Nüfusun %80’i gazete okuyor.
  • Eğitime en fazla para harcayan ülke Küba.
  • Dünyanın en büyük ekonomisine sahip olan ülke ABD.
  • Dünyada en fazla altın üretimi yapan ülke Çin. Yılda 270 ton
  • En fazla trafik kazası Katar’da yaşanıyor. Buradaki kazalara 100,000 insan karışıyor. 9,989’u yaralanıyor ve bunların %33’ü ölümle sonuçlanıyor.
  • Dünyada en çok dil konuşulan ülke Papua Yeni Gine. 869 dil, ağız ve lehçe konuşulmaktadır.
  • Dünyanın en sıcak yeri Libya’da El-Aziziya’dır. Ortalama sıcaklık 58 C
  • Dünyanın en soğuk yeri Antarktika’da Vostok’tur. En düşük sıcaklık -89 C

İlginç tesadüfler

  • Amerika’da bulunan Hoover barajı projesinde 112 adam öldü. İlki 20 Aralık 1922’de J.G. Tierney idi. Sonuncu ise tam 13 yıl sonra yine 20 Aralık 1935’de Patrick Tierney idi ve J.G. Tierney’nin oğluydu.
  • 1930’lar da Detroit’te dikkatsiz genç bir anne Joseph Figlock isimli bir adama çok şey borçlu. Figlock sokakta yürürken yüksekçe bir pencereden düşen bebek tam onun kucağına geldi. Ne adam ne de bebek yaralandı. Fakat sadece bir yıl sonra, yine Figlock sadece sokaktan geçiyorken aynı bebek yine aynı şekilde kucağına düştü. Ve yine ikisi de zarar görmedi.
  • 2000’de çıkan Deus Ex projesinde sanatçı ikiz kuleleri New York siluetine koymadı. Bu ise oyunda ikiz kulelerin bir terörist saldırısında yıkıldığı şeklinde açıklanıyordu.
  • MGM kostümcüleri Oz Büyücüsü’nde ki Profesör Marvel için, pejmürde görünmesi amacıyla bir ikinci el dükkandan ceket aldı. Fakat bu ceketin aynı zamanda Oz’un yazarı L. Frank Baum’a ait olduğunu bilmiyorlardı.
  • Tamerlane 14. yüzyılda yaşayan Cengiz Han’ın soyundan ve zamanın çoğunu Asya’yı fethetmekle geçirmiş bir hükümdardı. Sovyet arkeologlar mezarını açtığında şu yazıyırdu :” Mezarımı açan benden daha kötü bir işgalciyi ortaya çıkaracaktır.” Tarih 20 Haziran 1941 idi.
  • Roma’nın efsane kurucusunun adı Romulus idi ve daha sonra Augustus adını aldı. Alman barbarlar tarafından Batı Roma İmparatorluğu’nun son imparatorunun adı ise yine Romulus Augustus idi.
  • 28 Temmuz 1900’da İtalya hükümdarı Kral Umberto Monza’da küçük bir restorana gitti. Restoran sahibinin adı da Umberto idi ve sipariş aldıktan sonra ikili ortak özelliklerini keşfettiler. İkisi de Turin kasabasında 14 Mart 1844’de doğdu. İkisi de aynı gün Margherita isimli birer kadınla evlendiler. Kral Umberto’nun kral olduğu gün restoran açıldı. Ertesi gün ise restoran sahibi öldürüldü, kral buna üzülürken aynı gün kalabalıktan bir suikastçı onu öldürdü.
  • 1974’de Bermuda’da motosiklet kullanan bir adam taksi çarpmasıyla öldü. Bir yıl sonra adamın kardeşi yine aynı motosiklet ile öldü. Ona da aynı taksi sürücüsü aynı yolcu ile birlikte çarptı.
  • 1976 tarihli Omen filmi pek çok tesadüf barındırıyordu. En ilginci ise şuydu: Film ekibi tarafından kiralanan bir özel jet son anda iptal edildi. Daha sonra bu jet bir yola çarptı ve iki arabanın kaza yapmasına yol açtı. Jetin çarptığı arabalardan birinde pilotun karısı ve çocuğu vardı ve kimse kurtulamadı.
  • Birinci Dünya Savaşında ölen ilk İngiliz askeri ile son İngiliz askerinin mezarı 6 metre arayla ve birbirine bakıyor. Ve bu yerleştirme bilinçli yapılmadı.
  • Viyana’da ki 79 milyon insanın ölümünden sorumlu olan 3 insan Hitler, Stalin ve Josef (Avusturya-Macaristan İmparatoru Franz Joseph) sıklıkla aynı zamanlarda ve sıkça halde aynı parkta yürüdüler ve birbirlerini tanımıyorlardı.
  • 1895’de Ohio’da sadece iki araba vardı ve onlar da birbirine çarparak kaza yaptı.
  • ilginçlikler1914’de Alman bir anne çocuğunu fotoğraflamak için bir film aldı ve onu Starzburg’da ki bir fotoğrafçıya götürerek fotoğrafları almak istedi. Daha sonra savaş başladı ve fotoğrafları hiç alamadı. Daha sonra Frankfurt’a taşındı ve iki yıl sonra bu sefer yeni doğan çocuğunu fotoğraflamak için yine bir film aldı. Fotoğrafı almaya gittiğinde iki yıl önceki fotoğrafın yenisiyle üst üste bindiğini gördü. Filmler çoğunlukla tekrar kullanılırdı ve bu özel film hiç temizlenmeden 150 kilometre ötede aynı kadına satılmıştı.
  • Güney Afrikalı 49 yaşındaki astronom Danie du Toit, ölümün her an gelebileceğini öğütleyen bir ders verdi. Dersi bitirirken ağzına bir şeker attı, oturdu, ve bu şekerle boğulup öldü.
  • A III18Arçdükü Franz Ferdinand’ın öldürüldüğü arabanın plakası “A III18” idi. Bu olaydan sonuçlanan savaş bir Ateşkes ile 11-11-18’de sona erdi.
  • 200 yıl arayla yaşamış şarkı yazarı ve gitarit Hendrix ve besteci Handel Brook caddesinde yanyana iki evde oturdu.
  • Bir ofise şikayet mektubu yazmak için gelen iki kadın bilgisayar hatası sonucu aynı sosyal güvenlik numarasına sahipti. Aynı Patricia Ann Campbell ismine sahiplerdi, ikisinin de doğum günü 13 Mart 1941 idi, ikisinin de babası Robert Campbell idi, ikisi de 1959’da iki askerle evlenmişti hendrixve ikisinin de 21 ve 19 yaşlarında iki çocuğu vardı.
  • Thomas Jefferson’ın son sözleri: Bugün ayın 4’ü mü? ( Ölüm: 4 Temmuz 1826)
  • Bir kaç saat önce Jefferson’ın öldüğünü bilmeyen John Adams’ın son sözleri: Jefferson yaşıyor. ( Ölüm: 4 Temmuz 1826)
  • Son anlarında arkadaşı James Madison ile ilgili konuşan James Monroe’nun son sözleri: Keşke ölmeden son kez onu görebilseydim. (Ölüm 4 Temmuz 1831)
  • Bu geleneği devam ettirmek için Madison’a ilaç verildi ve 4 Temmuz’a kadar yaşatılmaya çalışıldı. son sözleri: Lanet olsun! (Ölüm: 28 Haziran 1836)
  • 1920’lerde Amerikan roman yazarı Anne Parish çocukluk favorilerinden Jack Frost ve Diğer Öyküler kitabını Paris’te bir kitabevinde buldu. Kitabı kocasına gösterip ne kadar sevdiğini anlattı. Kitabı açtıklarında şu yazıyı gördüler: Anne Parish, 209 N. Weber sokağı, Colorado Springs” Kendi kitabıydı.
  • Beatrice’de ki batı yakası baptist kilisesi korosu için her çarşamba saat 7.20’de bir prova yapardı. 1 Mart 1950’de bir çarşamba günü 7.27’de gaz sızıntısından bir patlama yaşandı. Mucizevi bir şekilde kimse zarar görmedi çünkü koronun 15 üyesinin tamamı ilk defa provaya geç kalmıştı.
  • 2006’da balıkçı Mark Anderson “Copious” isimli botuyla balığa çıkmışken tam 92 yıllık bir şişede mesaj buldu ki bu en eski mesaj olarak Guiness Rekorlar Kitabı’na girdi. Arkadaşı Andrew Leaper’a bu konuda devamlı övünerek onu gıcık etti. 2012’de Aynı botla bu sefer Leaper balığa çıktığında bu sefer 96 yıllık bir mesajı o buldu ve arkadaşını kitaptaki yerinden etti.
  • 70 yaşında bir adam Helsinki’nin 600 kilometre kuzeyinde bir yoldan geçerken bir kamyonet ona çarptı ve adam öldü. 2 Saat önce yine 70 yaşında bir adam 1.5 kilometre ötede yine karşıdan karşıya geçerken kamyonet çarpmasıyla öldü. İkisi kardeşti, hatta ikiz kardeşti.
  • 1973 Yılında Anthony Hopkins, kitabıyla aynı ismi taşıyan George Feifer imzalı Petrovkalı Kız filminde başrolü kaptı. Önce kitabı okumak isteyen Hopkins, Londra’da ki hiç bir psycho-filmikitapçıda kitabı bulamadı. Eve giderken bir bankta unutulmuş bir kitap buldu ve bu kitap Petrovkalı Kız idi. 2 Yıl sonra filmi çekerken George Feifer Hopkins’e kendi kitabından onda olmadığını çünkü kitabı verdiği bir arkadaşının onu Londra’da kaybettiğini söyledi. Kitabın içinde Feifer’ın tüm notları bulunuyordu. Hopkins kitabı çıkarıp ” Bu mu?” diye sordu, aynı kitaptı.
  • 29 Eylül 1888’de saat 8.30’da Catherine Eddows tutuklandı. 12.55’de ayılıp serbest bırakılırken polislere isminin Marry Kelly olduğunu söyledi ki bu yanlış ve uydurmaydı. 30 Eylül’de sabah karın deşen tarafından öldürüldü. Bu karın deşenin son cinayeti olan Marry Kelly’den bir önceki cinayetti.
  • 1660’da bir gemi Dover geçidinde battı. Tek kurtulan Hugh Williams idi. 1767’de aynı yerde ikinci bir gemi battı ve yine tek kurtulan adamın ismi Hugh Williams idi. 1820’de Tahmes’de bir gemi karaya oturdu ve yine tek kurtulan Hugh Williams idi. 1940’da bir gemi Alman mayını tarafından patlatıldı. İki adam kurtuldu, amca yeğenlerdi ve ikisinin de ismi Hugh Williams idi.
  • Hitler ve Napolyon 129 yıl arayla doğdular. Yine 129 yıl arayla hükümdar oldular. 129 yıl arayla Rusya’ya savaş açtılar ve 129 yıl arayla yenildiler.
  • Violet Jessop RMS Olympic, RMS Titanic ve HMHS Brittanic gemileri battığında bu gemilerde bulunuyordu.
  • Birinci Dünya Savaşı’nın ilk günlerinde İngilizler RMS Carmania isimli bir savaş gemisini geçici bir savaş teknesine dönüştürdü. Dikkatlerden uzak kalmasını umarak SMS Cap Trafalgar isimli bir Alman gemisi olarak gizlediler. Plan işe yaradı ve 14 Eylül 1914’de bir Alman gemisini Brezilya kıyısında batırdı. Tamamen tesadüf olarak batırdığı gemi gerçek SMS Cap Trafalgar gemisi idi. Hatta bu gemi de Almanlar tarafından RMS Carmania ismiyle gizlenmişti.

Antik Roma hakkında bilinen ilginç şeyler

  • roma hakkındaAntik Roma’da gladyatör kanı doğurganlığı arttırmak ve bazı hastalıkların tedavisi için içilmesi tavsiye ediliyordu.
  • Mor giysiler statü belirtiyordu ve sadece imparator veya senato üyeleri giyebilirdi. Mor boya denizden bazı midyelerden elde ediliyordu. Asiller dışında mor giymek vatana ihanet sayılıyordu.
  • Penis heykelciklerinin uğur getirdiğine inanılıyordu. Ya boyunda ya da kapı girişlerine asılırlardı ve kötü ruhları uzak tuttuğuna inanılırdı.
  • Sol elini kullanan insanların şanssız doğduğu düşünülürdü.
  • roma ve kadınİmparator Caligula zaman zaman halk içine kadın kıyafetleri içinde çıkardı.
  • Milattan önce birinci yüzyılda şair Gaius Valerius Catullu, kendini eleştiren iki Romalı Furius ve Aurelius’a gönderme yapan bir şiir yazdı. Sözleri o kadar ağırdı ki şiir hiç latinceden çevrilmedi.
  • Romalılar ilk Hristiyanların ekmeği beden şarabı kan olarak gaius-valeriusgörmesinden dolayı onları yamyam zannediyordu.
  • İçerdiği amonyaktan dolayı çamaşır temizliğinde sidik kullanılırdı. Tüm şehirden sidik toplanırdı.

Sinemadan birkaç bilinmeyen

  • Norma Jeane Mortenson yani Marilyn Monroe gerçekte sarışın değildi.
  • 1960’da ki Psycho filmi bir tuvalet sifonunu gösteren ilk filmdi ve bu uygunsuzluk açısından tartışmalara yol açtı.

Bizimle ilgili ilkler ve enlerden bazıları

  • ilk hırıstiyanlarİlk defa verâset sistemini uygulayan Hunlardır
  • İstanbul’u ilk kuşatan Türk devleti Avarlardır (619-626).
  • Dünya’da ilk defa Yivli-Setli toplar II. Beyazıt zamanında yapılmıştır.
  • Osmanlılarda ilk bütçeyi Tarhuncu Ahmet Paşa yapmıştır.
  • İlk Mühendis okulu 1731 yılında Kara Mühendishanesi adıyla I. Mahmut tarafından kurulmuştur.
  • Osmanlı Devletinin I.Dünya savaşı içinde paylaşıldığı ilk antlaşma Sykes Picottur.
  • I.Dünya Savaşında Osmanlı Devletinin elinden çıkan ilk yer Kıbrıs’tır.
  •  Osmanlı Devletinde bağımsızlığını kazanan son balkan devleti Arnavutluktur.
  • İşgallere silahla karşı koyma kararı ilk defa İzmir Müdafaa Hukuk Kongresinde verilmiştir.
  • İzmit’in Yunanlılara verilmesi ilk defa Paris Barış Konferansında kararlaştırılmıştır.(1919)
  • İtilaf devletlerinin Mondros’tan sonra kontrol altına aldıkları ilk yer boğazlar ve Marmara bölgesidir.
  • donarak ölen türkKuvay-ı Milliye hareketi ilk defa Yunan işgaline karşı kurulmuştur.
  • İşgale karşı kurulan ilk cemiyet Trakya Paşaeli Cemiyetidir.
  • Amerikan Northwest Havayolları’na ait bir DC-10’un iniş takımı yuvasına gizlenerek Amsterdam’dan New Jersey’e kadar uçan Türk, donarak öldü.
  • Mideye kaçan sineği öldürmek için ağza sheltox sıkmak suretiyle ölüm (İstanbul/Sultanbeyli)
  • Bir arabaya 11 kişi binip viyadüğe uçmak (Molla Gürani Viyadüğü/İstanbul)
  • Aynı iş yerinde biri gündüz bir gece vardiyasinda olmak üzere çalışmakta olan baba oğuldan biri mobylette motor ile işe gitmekte diğeri ise bir başka mobylette ile eve dönmekte iken, yol üzerindeki sert bir virajda karşılasmaları ve birbirlerine selam vermek isterken çarpışıp beraberce ölmeleri. (Konya,Meram Mahallesi)
  • Nüfus sayımı nedeniyle kendisinden başka kimsenin bulunmadığı yolda (üstelik de otoban) sayım görevlisinin bariyerlere çarparak ölümü. (TEM Otoyolu-Gebze)
  • Arkadaşlarıyla iddiaya tutuşup kafasıyla mermer bloku kırmaya çalışan medyatik karatecinin mermer yerine kafasını kırarak beyin travması sonucu ölmesi (İstanbul-Esenler).
  • Bir işçinin 600 tonluk pres makinesinin arasında emeklemek suretiyle 2450 derecelik fırında sigarasını yakmaya çalısması. (Karabük Demir Çelik Fabrikaları)
  • Alkollü durumda TEM otoyolunda seyreden bir araçtaki beş kişinin; süper fm´de çalmaya başlayan oynak bir şarkı sonrası aracı sağa çekmesi ve otoyolda göbek atmaya başlaması üzerine 5 kişiden 3´ünün ayrı ayrı araçların çarpması sonucu ölümü (Adapazarı/Hendek).
  • Yolda mutlu mesut yürürken kafaya balkon düşmesi (Gene Dudullu´da).
  • Elektrik direğine yaslanıp ayakkabısına kaçan taşı ayağını silkeleyerek çıkarmaya çalışan kişinin, elektrik çarptığını sanan yardımsever biri tarafından kafasına kürek, kalas vb. vurularak ölmesi. (Rize/Ardeşen Kasabasi/Tunca Köyü´nde).
  • Yatağındaki tahtakurusu veya bilimum haşeratı öldürmek için yatağı ilaçladıktan biraz sonra uykuya dalarak vefat etmek (Bodrum/Yalıkavak Köyü).
  • Balkona 50 kişi çıkılması sonucu balkonun çökmesiyle oluşan toplu ölüm. (Dudullu´da bir Köy nişan töreninde)
  • Tıraş olurken berberin rahatlatır diye boynu aniden sağa sola çevirme hareketi sonucu küt diye boynu kırılan müşterinin koltukta rahmetli oluşu. (Erzurum)

 

Diğer ilginçlikler

  • Kamboçya’da 72 harften oluşan bir alfabe kullanılmaktadır.Bu harflerin çoğu gereksizdir
  • Bougainvilla adasının yerlileri 11 harfli bir alfabe kullanırlar.(Adanın adı bile 12 harfli) Dünyanın en uzun isim ve soyadına sahip Bay Adolph Blaine Charles David Earl Friedrick Gerald Hubert Irvin John Kenneth Lloyd Martin Nero Oliver Paul Quincy Randolph Sherman Thomas Uncas Victor William Xerxes Yancy Zeus’un 590 harfli soyadının ilk 35 harfi Wolfeschlegelsteinhausenbergerdorff’tur.

 

Not: Onedio ve diğer kaynaklardan derlenmiştir.

“Normallik ve Delilik Arasındaki Sanatçılar: Bosh’dan Dali’ye Ham Sanat’tan Basquiat’ya” adı altında Ravenna Sanat Müzesi’nde açılan sergi, yaratıcılığın sınırlarında gezinen “borderline” diye tanımlanan sanatçıların dünyasında bir yolculuğa çıkarıyor ziyaretçiyi.

Ferrara’daki müzede topluca sunulan 200 yapıt, uçurumların kıyısında süregelen sonu olmayan bir yolculuğa eşlik ediyor. Geceyle gündüzün, gerçekle düşün birbirine karıştığı bu yolculukta, deliliğin sınırlarındaki sanatçılar, ziyaretçiyi kaosa sürüklüyor. Bu serginin küratörlüğünü üstlenen Ravenna Sanat Müzesi’nin (Mar) müdürü Claudio Spadoni, serginin katoloğunu yayımlayan Gabriele Mazotta ve psikiyatr Giorgio Bedoni’nin amacı da borderline sanatçıların fırçasından çıkan yapıtlar aracılığıyla her türden sınırı aşmak.

Çocuksu yaratıcılık
Fransızcada “Art Brut” diye tanımlanan, “Ham Sanat”ın temsilcisi sayılan sanatçıların yapıtlarıyla düzenlenen serginin ana teması, Paul Klee ve Jean Dubuffet’nin ”ilkel bir içgüdü” diye yorumladıkları esinlenme konusuna odaklanıyor. Tek başlarına, sessiz bir ortamda, psikiyatrik sorunları nedeniyle yaşamın kıyısına itilen yaratıcıların yapıtlarıyla karşı karşıya geliyor bu sergide ziyaretçi. “Art Brut” bu sıra dışı yaşamlarda, İsviçre’deki psikiyatri kliniklerinde yıllar süren bir yaşam süren Dubuffet’nin vurguladığı gibi primitif ve çocuksu bir nitelik ve yaratıcılık barındırıyor.

Sıra dışı bir dünyanın kapılarını aralayan Ferrara’daki sergide sanat dünyasında Pontormo diye anılan melankolik Jacopo Carrucci’nin uyguladığı diyet ve sürekli şikayet ettiği bağırsak rahatsızlığıyla ilgili yakınmalarını not düştüğü hüzünlü günlüğe de yer veriliyor. Carrucci bu günlüğü, 1554’de Floransa’daki San Lorenzo kilisesindeki bir iskeleden düşmesinin hemen ardından tutmaya başlıyor.

Müzikle terapi
Art Brut akımının bir başka önemli temsilcisi Hugo van der Goes da melankolik ve acaip davranışlarıyla dikkat çeken bir sanatçıydı. Sanat kariyerinin zirvesindeyken Brüksel’deki Roode Kloster manastırına kapanmaya karar verdi. Gerçek dışı şeyler gördüğünü söylüyor ver bağrıyordu. Yunanlı hekimlerin yolundan giden dönemin doktorları, Goes’u müzikle tedavi ediyordu.

talyan Annibale Carracci ile Carlo Dolci de melankolik karakterleriyle tanınan iki sanatçıydı. Her iki sanatçının özyaşam öykülerini kaleme alan biyografi yazarları, Carracci’nin yaşadığı aşklarla ilgili derin bir depresyona sürüklendiğini, Dolci’nin ise konuşmayı kestiğini, iletişim kurmaktan kaçındığını aktarıyor.

Viyana’da sanat tarihi mezunu olan, ardından Londra’da müzik ve tıp eğitimi alan 1886 doğumlu Hans Prinzhorn, psikanalist olmuştu. Ayrıca Heidelberg üniversitesinde ünlü bir psikiyatrın asistanlığını yapıyordu.

Prinzhorm’un “Akıl Hastalarında Plastik Faaliyet” başlıklı ilk kitabı 1922’de yayımlandı. Prinzhorm Almanya’dan Latin Amerika’ya uzanan geniş bir coğrafyada çeşitli kliniklere yatırılan akıl hastalarının farklı niteliklerdeki yapıtlarını inceliyordu.

Psikopatolojik sanat
1923 tarihli Venedik Bienali ile 1900 Paris Uluslararası Sergisi’nde, Afrikalı sanatçıların işleri olan heykellerden bir retrospektif düzenlemişti. Avrupa dışı kültürlerden gelen sanatçıların yapıtları ilk kez sunuluyordu. Aynı yıllarda primitifler ve çocukların yaptıkları resimleri çağrıştıran “ Art Brut/Ham Sanat” da modaydı.

Blaue Reiter’in Münih’de açılan bir sergisi üzerine “Die Alpen” dergisinde bir yazı yazan Paul Klee, “Çocuklar özgür bırakıldıkları sürece çok sayıda birçok ayrıntı aktaran resim yapıyor” diye not düşmüştü. Klee’nin meslektaşı Gabriele Münter, o yıllarda çocuk resimlerinin koleksiyonunu yapıyordu.

Birinci dünya savaşı sırasında İsviçre’deki kahvelerde bir araya gelen militarizm karşıtı ve anarşist Dada akımının temsilcileri, primitifler ve çocukların resimlerini çağrıştıran Art Brut akımını taklit etmişti. Öte yandan psikanalist Prinzhorm’un koleksiyonu gitgide büyüyerek 5 bin yapıta ulaşmıştı. “Psikopatolojik sanat” diye anılan kavram da bu dönemde ortaya çıkmıştı.

Jean Dubuffet 1945’de “Ham Sanat”ı, toplumdan dışlanmış ya da kendini bilinçli şekilde toplum dışına atmiş kişilerin sanatı olarak tanımlamıştı. “Art Brut”, hem ham hem de şampanya gibi “köpüklü” biir akımdı. Kendisi aynı zamanda şarap tüccarı olan Dubuffet, “Art Brut” sanatçılarını bir çatı altında bir araya getiren bir şirket de kurmuştu.

Ravenna Sanat Müzesi’nde “Borderline, Normallik ve Delilik Arasındaki sanatçılar: Bosch’dan Dali’ye, Ham Sanat”tan Basquiat”ya başlıklı sergi, 16 hazirana kadar sanat dünyasının “çılgınları”nın portreleri ile sıra dışı işlerini bir araya getiriyor.

“Art Brut” akımının takipçileri portreye çok önem veriyordu. Bu obsesif seçimin ilk örneği Van Gogh’da izleniyor. Francis Bacon, “Sevilmek için sanatçı oldum” diyordu. Gerçeküstü resmin ünlü ismi Salvador Dali’yle noktalayalım, “Bir deliyle aramda tek bir fark var; ben deli değilim!”

Kaynak : Aslı Kayabal [-]

Henkel’in Orta ve Doğu Avrupa çapında düzenlediği sanat ödülü Henkel Art.Award.’u bu yıl ilk kez Estonyalı bir sanatçı kazandı.

Henkel’in Orta ve Doğu Avrupa çapında düzenlediği sanat ödülü Henkel Art.Award.’u bu yıl ilk kez Estonyalı bir sanatçı kazandı. 7 bin euro para ödülü ve iki kişisel sergi ile toplamda 35 bin euro değerinde ödül sunan Henkel Art.Award.’a Marge Monko layık görüldü. Henkel Art.Award. heyecanında bu yıl, genç sanatçıların 931 çalışması değerlendirmeye alındı. Müze uzmanları, sanatçılar ve küratörlerden oluşan uluslararası jüri, bu yılın ödülünü 1976 yılında Talin’de doğan Estonyalı sanatçı Marge Monko’ya takdim etme kararı aldı. Viyana’da bulunan museum moderner kunst – mumok’ta (Modern Sanat Müzesi) Imperial Stables’da düzenlenen ödül töreninde konuşma yapan Henkel Orta ve Doğu Avrupa (CEE) Başkanı Günter Thumser, “Henkel, bu sanat ödülü ile Doğu Avrupa bölgesinin kültürel anlayışına katkıda bulunmayı hedefliyor. Son 11 yıl içinde, bölgede yer alan 20’nin üzerindeki ülkeden sayıları gün geçtikçe artan sanatçıların 25 binin üzerinde çalışmayı bu ödül için sunmuş olmasından dolayı mutluyuz” dedi.

Yetenekli genç sanatçılara sürdürülebilir destek

Henkel Art.Award., Doğu Avrupa ülkelerinde genç ve gelecek vaat eden sanatı desteklemek üzere önemli ve sürdürülebilir bir girişim olduğunu kanıtladı. Jüri Sözcüsü ve mumok Baş Küratörü Rainer Fuchs şunları söyledi:

“Henkel’in bu konudaki tutarlı bağlılığı, Avrupa ve uluslararası sanat çevresinin genişletilmiş bir perspektife sahip olmasına katkıda bulunuyor. Başvuruların ve aday çalışmaların da gösterdiği üzere, aynı zamanda toplumsal kalkınma ve sanatsal algılama arasındaki ilişkilere de daha derinlemesine bir ışık tutuyor. KulturKontakt Austria ile işbirliği içerisinde bu ödülü mumok’ta sunmaktan ve kazanan sanatçının çalışmalarını sergilemesini sağlayarak onurlandırmaktan son derece mutluyuz.”

Orta ve Doğu Avrupa Genç Sanatçı Ödülü de takdim edildi

KulturKontakt Austria’nın Artists-in-Residence programı çerçevesinde verilen Orta ve Doğu Avrupa Genç Sanatçı ödülü de tören sırasında takdim edildi. Son 11 yıldır verilen bu ödüle, Rus sanatçı Olga Jitlina layık görüldü. Olga Jitlina, Büyük Rus şehirlerinde yaşayan ve eski Orta Asya Sovyet cumhuriyetlerinden göç eden işçilerin durumu gibi Rus toplumundaki mevcut sorunlara gönderide bulunan videoları ve interaktif enstalasyonları ile jüriyi ikna etti.

Kaynak :[-]

Manchester Üniversitesi’nden Prof. Barry Cooper, ünlü bestecinin ölümünden 185 yıl sonra orta çıkarılan ilahinin ünlü “Missa Solemnis” eserinin taslaklarının yer aldığı bir defterde bulunduğunu söyledi.

Cooper, Beethoven’ın Gregoryen döneme ait bin yıllık “Pange Lingua” adlı ilahinin melodisini değiştirerek yeniden yorumladığını belirtti.

Cooper, ilahinin mart 1820’de o zamanlar 39 yaşında olan bestecinin hamisi Avusturya Arşidükü Rudolp’ün Olmutz başpiskoposu ilan edildiği törende çalınmış olabileceğini belirtti.

Ünlü besteciyle ilgili en önemli uzmanlardan biri olarak kabul edilen Cooper, iki dakikalık eserin Beethoven’ın diğer tüm eserlerinden çok farklı olduğunu söyledi.

Beethoven’in iki eser dışında dini müzik bestelemediğini işaret eden Cooper, “Beethoven’ın kilisede yapılan sıradan bir ayin için beste yapması kesinlikle olağanüstü. Bestecinin böyle bir esere imza atacağına kendi gözlerimle görmesem hayatta inanmazdım. Çok şaşırdım” dedi.

Eserin yer aldığı 1820 tarihli defter, Berlin Devlet Kütüphanesi’nde saklanıyor.

Prof. Cooper, Beethoven’ın tamamlanmamış taslaklarından yola çıkarak 10. Senfoni’yi hazırlamış ve klasik müzik dünyasında büyük tartışmalara yol açmıştı.

Müzik tarihinde Klasik dönemden Romantik döneme geçişin en önemli isimlerinden biri olarak kabul edilen Alman besteci Beethoven, tüm zamanların en ünlü ve en etkili bestecilerden biri olarak tanınıyor.

Henüz küçük bir çocukken yeteneği keşfedilen ve ilk müzik eğitimini dönemin ünlü bestecisi Wolfgang Amadeus Mozart’ın babası Leopold Mozart’a öykünen babası Johann van Beethoven’dan alan ünlü besteci, Bonn’daki öğrencilik yıllarının ardından Joseph Haydn ile çalışmak için Viyana’ya taşınmıştı.

1796 yılında henüz 26 yaşındayken işitme yetisini yitirmeye başlayan Beethoven, 1818 yılında tamamen sağır olmasına karşın beste yapmaya devam etmişti.

Antalya Piyano Festivali’nden muhteşem program.

Dünyaca ünlü sanatçıları ve grupları Antalya’da buluşturan, Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği Uluslararası Antalya Piyano Festivali, muhteşem bir programla Kasım ayında başlıyor. 13’üncü yılında “Şehirde Müzik Var” sloganıyla yola çıkan festival, renkli ve dopdolu içeriği ile dikkat çekiyor. Sanat yönetmenliğini Fazıl Say’ın yaptığı festival, Volkswagen ana sponsorluğunda 16 Kasım – 08 Aralık tarihleri arasında Antalya’da gerçekleşecek. Efsane caz sanatçısı Chick Corea bu yıl festivalin sürpriz isimlerinden. Her gecesiyle izleyiciye ayrı bir tat sunacak olan festivalde, sahnedeki konserlerin yanı sıra halk konserleri ve öğrenciler ile sanatçıları bir araya getiren atölye çalışmaları da yer alıyor. “Şehirde Müzik Var” sloganı ile festival, 13’üncü yaşında da sanatseverlere unutulmaz bir müzik şöleni yaşatacak.

Festival açılışında Say’ın “Mezopotamya” Senfonisi
Festivalin bu yılki açılış konserlerinde ünlü besteci ve piyanist Fazıl Say’ın “Bugüne kadar yazdığım en iyi eser” olarak nitelediği ve 2012 yılında bestelediği, “Mezopotamya” başlıklı ikinci senfonisi seslendirilecek. Şaşırtıcı yeniliklerle dolu olan eser “Ovada iki çocuk”, “Dicle”, “Ölüm kültürü üzerine”, “Melodram”, “Ay”, “Güneş”, “Kurşun”, “Fırat”, “Savaş üzerine”, “Mezopotamya Türküsü” başlıklı on farklı bölümden oluşuyor. 130 kişilik dev bir orkestra için kurgulanan senfonide Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nı şef Gürer Aykal yönetecek. Antalya’da ilk kez yorumlanacak eserde solist Carolina Eyck Theremin isimli elektronik çalgısı ile Mezopotamya’daki bir meleği canlandıracak. Bas Blok Flütü ile Çağatay Akyol ve Bas Flütü ile de Bülent Evcil orkestraya eşlik edecek. Say’ın güçlü performansıyla gerçekleşecek açılış konserleri 16 Kasım Cuma ve 17 Kasım Cumartesi günü saat 20:00’de Antalya Kültür Merkezi’nde izlenebilir.
Sahne genç yeteneklerin…
Türkiye’deki birçok sanatçıyı yetiştiren ve 2006 yılında hayata veda eden piyanist Kâmuran Gündemir anısına her yıl geleneksel olarak düzenlenen “Genç Yetenekler” konseri, bu yıl da başarılı gençleri ağırlamaya devam ediyor. Bu senenin solistleri Cem Esen, Can Çakmur, Victor Maslov ve Merve Akyıldız. Genç piyanistlerin performanslarını sergileyeceği konser 18 Kasım Pazar günü saat 14:30’da Antalya Kültür Merkezi’nde ücretsiz olarak gerçekleşecek.
Andante Gecesi’nde “Midori & Özgür Aydın” 
Klasik müzik dergisi ‘Andante’ adına yapılan gecede, ülkemizi yurtdışında başarıyla temsil eden piyanist Özgür Aydın ve dünyaca ünlü Japon keman sanatçısı Midori Gato birlikte sahne alacak. 2009 yılından bu yana dünyanın farklı şehirlerinde sahne alan ikili için New York Timesgazetesinin ünlü müzik eleştirmeni Vivien Schweitzer “İkilinin sahnedeki uyumu izlemeye değer” yorumunu yapıyor. 20 Kasım Salı günü saat 20:00’de Antalya Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek “Andante Gecesi”nde ikili, çok özel bir repertuvar sunacak.
Sıra dışı “Diabelli” yorumuyla “Andreas Staier”
Alman piyanist Andreas Staier bu yıl festivalde sahne alacak bir diğer isim. Dünyanın önde gelen orkestralarıyla birlikte solist olarak sahne alan Staier, konser gecesinde izleyicilere özel bir repertuvar sunacak. Sanatçı, Beethoven’ın Viyanalı müzik yayıncısı ve besteci Anton Diabelli’nin bir valsi üzerine yazdığı Diabelli Çeşitlemeleri’ni seslendirecek. Beethoven’ın son dönem eserlerinden olan ve çeşitleme tekniğinin en kusursuz örneklerinden sayılan 33 Çeşitleme’nin seslendirileceği konser, 22 Kasım Perşembe günü saat 20:00’de Antalya Kültür Merkezi’nde izlenebilir.
İspanyol aşk şarkılarının tutkulu sesi “Buika”
Festivalin bu yılki sürprizlerinden biri de İspanyol aşk şarkılarının tutkulu sesi Buika… “En mi Peil” albümü ile tüm dünyada büyük beğeni toplayan Buika Antalya’da ilk kez festival kapsamında hayranlarıyla buluşacak. Flamenko ile cazı bir araya getiren, flamenkoyu farklı boyutlara taşıyarak dünya müziğine yepyeni bir tarz kazandıran Buika, sahnedeki enerjisi ile de seyirciyi adeta büyülüyor. 24 Kasım Cumartesi günü saat 20:00’de Antalya Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek konserde İspanyol şarkıcıya dünyaca ünlü piyanist Ivan Melon (piyano), AntonioCuenca (kontrabas) ve Ramon Porrina (vurmalılar) eşlik edecek. Seal ve Nelly Furtado gibi dünyaca ünlü pop yıldızları ile yaptığı düetlerle de dünya listelerine giren Buika, gecedeyönetmen Pedro Almadovar’ın filmlerinde yer alan enfes şarkılarını da seslendirecek.
Piyanonun zarif kraliçesi Gülsin Onay
Dünyaca ünlü Türk piyanist Gülsin Onay bu yıl festivalin en önemli konukları arasında yer alıyor. Hocası Ahmed Adnan Saygun’un dünya çapında en güçlü yorumcusu olarak kabul edilen Onay, önemli orkestralar eşliğinde sayısız ülkede bestecinin eserlerini seslendirdi. Özellikle romantik dönem bestecilerinin eserlerindeki usta yorumuyla tanınan sanatçı bu konserde Saygun ve Beethoven’ın eserlerinin yanı sıra 20. yüzyılın en önemli bestecilerinden biri olan ve bu yıl 150. doğum yılı kutlanan Fransız besteci Claude Debussy‘nin eserlerini de yorumlayacak. Kaçırılmaması gereken bu konser 26 Kasım Pazartesi günü saat 20:00’de Antalya Kültür Merkezi’nde izlenebilir.
Cazın efsanesi ismi Chick Corea ‘Trio’su ile festivalde…
Caz müziğin yaşayan efsanesi Chick Corea, festivalin en heyecanlı gecelerinden birine imza atacak. 18 Grammy ödülü olan Amerikalı besteci ve piyanist Chick Corea festival kapsamında trio’suyla birlikte ilk kez konser verecek. Gecede piyanosuyla etkileyici bir şov sunacak olan efsane sanatçıyla birlikte iki ünlü isim daha sahne alacak: basta kendi kuşağının en üstün yeteneklerinden biri olarak kabul edilen ve Sting, Pat Metheny, McCoy Tyner gibi ünlü isimlere eşlik eden Christian McBride ve vurmalılarda, Herbie Hancock, Bob Dylan, Joni Mitchell ve The Wayne Shorter Quartet ile çalışan sıradışı yetenek Brian Blade. Muhteşem performansları ile izleyicilere unutulmaz bir caz gecesi yaşatacak olan Chick Corea Trio’nun heyecanla beklenen konseri 28 Kasım Çarşamba günü saat 20:00’de Antalya Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek.
Atlantik’in öbür yanından “Tzimon Barto” geliyor
Amerikalı piyanist Tzimon Barto, çok özel bir repertuvar ile sanatseverlerin karşısında olacak. Güçlü yorumu ve sahne performansı ile beğeni toplayan piyanist, Atlantik’in diğer yakasından festivale konuk oluyor. New York Filarmoni, Chicago Senfoni ve Houston Senfoni gibi birçok uluslararası orkestra ile birlikte konserler veren Barto, özellikle Chopin, Schumann ve Gershwin yorumlarıyla dikkat çekiyor. Tzimon Barto konseri 30 Kasım Cuma günü saat 20:00’de Antalya Kültür Merkezi’nde izlenebilir.
Brad Mehldau Trio ile “caz”a doyacaksınız
Dünyanın farklı sahnelerinde verdiği konserlerin yanı sıra Stanley Kubrick’in efsane filmi “Eyes Wide Shut” gibi birçok film müziğinde de ismini sıkça gördüğümüz ünlü piyanist Brad Mehldau da, triosuyla birlikte festivale konuk olan isimler arasında yer alıyor. 2 Aralık Pazar günü saat 20:00’de Antalya Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek bu keyifli caz gecesinde Mehldau’ya Larry Grenadier (bas) ve Jeff Ballard (vurmalılar) eşlik edecek.
Yunan piyanist Anastasios Pappas da festivalde…
New York basınının “Enstrümanıyla akıllarda kalan gerçek bir müzisyen” olarak yorumladığı Yunan piyanist Anastasios Pappas festivalde izleyicilere unutulmaz bir gece yaşatacak. Pappas 4 Aralık Salı günü saat 20:00’de Antalya Kültür Merkezi’nde gerçekleştireceği resitalde, Modest Musorgski, Arjantinli besteci Alberto Ginastera ve Franz Liszt’in eserlerinin yanı sıra Fazıl Say’ın “Kara Toprak” başlıklı eserini de yorumlayacak.
Baltıklardan “Gidon Kremer Trio” rüzgarı
Festival sona yaklaşırken sahne alacak gruplardan biri de “Gidon Kremer Trio” olacak. Letonyalı ünlü keman sanatçısı ve orkestra şefi Gidon Kremer, Gürcü piyanist Khatia Buniatishvili ve Litvanyalı viyolonsel sanatçısı Giedre Dirvanauskaite’den oluşan grup farklı tarzları ve yorumlarıyla dikkat çekiyor. “Gidon Kremer Trio” konserde, Franck ve Çaykovski’nin eserlerinin yanı sıra Gidon Kremer’in geçtiğimiz yıl kaybettiği annesi Marianne Kremer’in anısına yazılan ve Kovacs Tickmayer’in Monteverdi’nin aynı isimli aryasından uyarladığı Lasciatemi Morire isimli eserini de seslendirecek. Konser 6 Aralık Perşembe Günü saat 20:00’de Antalya Kültür Merkezi’nde izlenebilir.
Festival Kapanışı “Spivakov ve Moskova Virtüözleri” ile…
Festivalin son konserinde ise gelenek yine bozulmuyor. Sanat kalitesi ile iddialı bir isme sahip olan ve dünyanın en önemli toplulukları arasında gösterilen Moskova Virtüözleri bu yıl da festival kapanışını gerçekleştirecek. Aynı zamanda festivalin daimi orkestrası olan topluluğu, yine güçlü bir isim olan şef Vladimir Spivakov yönetecek. Geceye solist olarak piyanist Philipp Kopachevsky, flütçü Julia Schasnovich, viyolonselci Dmirtry Prokofiev ve saksafoncu Matvey Sherling katılacak. Sanatseverlere müziğin farklı renklerini sunan festivalin kapanış konseri 8 Aralık Cumartesi günü saat 20.00’de Antalya Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek.
Halk Konserleri ve Workshop’lar
Halk konserleri devam ediyor
13’üncü yılında “Şehirde Müzik Var” sloganıyla yola çıkan festivalin yelpazesi bu yıl daha da genişledi. Ücretsiz halk konserleriyle Antalya’nın farklı noktalarında sanatseverlerle buluşan festival, bu yıl ilçelere kadar uzanan bir programla hazırlandı. Programda Antalya Kültür Merkezi’nde gerçekleşen konserlerin yanı sıra ücretsiz olarak düzenlenecek üç halk konseri de yer alıyor. Konserlerden ilki festivalin sanat yönetmeni olan Fazıl Say konseri. Say, 18 Kasım’daAlanya’da izleyicilerle buluşacak. Piyanonun zarif kraliçesi Gülsin Onay 23 Kasım’da Kepez’de, Yunan piyanist Anastasios Pappas ise 5 Aralık’ta Akdeniz Üniversitesi’nde bir konser verecek. Şehrin uzak bölgelerinde yaşayan ve konserlere gelme şansı olmayanlar, dopdolu bir programa sahip bu üç konserle festivali takip etme şansı yakalayacak.
Sanatçılar festival boyunca öğrencilerle
Festival bu yıl da sanatçıları ve öğrencileri farklı atölye çalışmaları ile bir araya getirmeye devam ediyor. Kalitesi kadar atölye çalışmalarıyla da eğitim alanında güç kazanan festivalde, bu yıl çalışmalar daha da arttırıldı. Dünyanın farklı ülkelerinden gelen sanatçıların gerçekleştireceği atölye çalışmalarında, öğrenciler sanatçılarla çalışma olanağı yakalayacak. Festival boyunca devam edecek olan atölye çalışmaları Akdeniz Üniversitesi Devlet Konservatuvarı, Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Antalya Koleji ve ATSO Güzel Sanatlar Lisesi’nde gerçekleşecek.
Biletler 01 Kasım’dan itibaren Biletix’te satışta
16 Kasım-08 Aralık tarihleri arasında Antalya Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek 13’üncü Uluslararası Antalya Piyano Festivali’nin biletleri yurtiçinde ve yurtdışında, 01 Kasım’dan itibaren Biletix’te satışta olacak. Festival biletleri Biletix gişelerinden ya da www.biletix.com adresinden alınabilir.
Festivalin Bilet Fiyatları
Balkon    : 35 TL
Salon      : 45 TL
Kombine:  250 TL (Tüm etkinlikleri kapsar)

Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı lise 3. sınıf öğrencisi Gizem Sözeri, Uluslararası Kontrabas Yarışmasında, dünya 3.’sü oldu. 16 yaşındaki Gizem, müzik otoritelerini kendisine hayran bıraktı.

INTERNATIONAL Double Bass Society tarafından Çek Cumhuriyetin’de 14 Eylül’de 12. Uluslararası Kontrabas Yarışması düzenlendi.

Yarışmada, Türkiye’den katılan 16 yaşındaki Gizem Sözeri, 16-20 yaş grubundan 34 yarı finalistin katıldığı 1. kategoride 3. oldu. HÜ Ankara Devlet Konservatuarı Kontrabas Sanat Dalı Öğretim üyesi Burak Karaağaç da “En iyi Çalıştırıcı” ödülünü aldı.

Kontrabas Sanat Dalı Öğretim üyesi Karaağaç, “Herkes Gizem’e hayran kaldı ve onu takdir etti. Küçücük bir Türk kızı orada dünyayı kendine hayran bıraktı, hatta oradaki tüm hocaları sarstı. Berlin Filarmoni Orkestrası’nda çalan kontrabas hocaları, Avusturya, Viyana, Danimarka, Polonya, Almanya’dan yani tüm dünyadan gelen herkes ‘16 yaşında dünyada bu kadar iyi çalabilen biri daha yoktur’ dedi. Bizim oradaki gururumuz oldu” dedi.

Hayalim Berlin

Yarışmadan 3.’lük ödülüyle dönen, Gizem Sözeri, eline ilk kez 12 yaşında aldığı kontrabasın ne olduğunu konservatuvara gelmeden önce bilmediğini söyledi. Gizem kontrabası ilk kez eline aldığında çok büyük olduğu için korktuğunu ancak sonra enstrümanını sevmeye başladığını dile getirerek, “Ailem de çok korkmuştu daha kızlara göre olduğunu düşündükleri aletleri çalmamı istediler. Ama şimdi onlar da seviyor. Kontrabas büyük bir alet olduğu için evde çalışamıyorum ancak okulda çalabiliyorum. Meslekte ilerlemek, iyi bir virtüöz olmak istiyorum. Hayalim Berlin Filarmoni Orkestrası’nda çalmak” dedi.

Kaynak :[-]

Dünyanın en eski klasik müzik topluluğu, 26’ncı İzmir Kültür ve Sanat Festivali kapsamında 10 Temmuz Salı akşamı Efes Antik Kenti’nde müzik tutkunlarıyla buluşacak. Müzisyenlerle bin 600 seyircinin birlikte seyahat ettikleri bu organizasyon Türkiye’de bir ilk olacak.

DÜNYANIN en eski klasik müzik topluluklarından, 160 yıllık Viyana Filarmoni Orkestrası, 10 Temmuz Salı günü, dünyanın dört bir yanından tam bin 600 seyircisiyle birlikte İzmir’e geliyor. Ünlü orkestranın Efes Antik Kenti’nde vereceği konserin biletleri yaklaşık iki ay önce satışa çıktığı gün, birkaç saatte tükendi.
Viyana Filarmoni, klasik müzik tutkunları için düzenlenen deniz ve müzik programı kapsamında lüks yolcu gemisiyle Kuşadası’na gelerek 26’ncı İzmir Kültür ve Sanat Festivali’ne katılacak. Müzisyenlerle seyircilerin birlikte seyahat ettikleri Mein Schiff 1 adlı yüzen sarayın “Akdeniz’de Bir Liman” adlı seyahat programında İstanbul, Malta ve Atina da var. Yolcular, geminin uğradığı her limanda hem konserleri izleyecek hem de o kenti gezme imkanı bulacak. Böylece konserlerin verildiği kentler tanıtım için müthiş bir fırsat yakalayacak.

5-16 bin dolar
Aralarında Grammy ödüllü sanatçıların da bulunduğu orkestra üyeleriyle birlikte aynı gemide seyahat etmenin ve düzenlenen etkinliklere katılabilmenin bedeli hayli yüksek. Müzikseverler bir haftalık programa kalacakları kamaraya göre 5-16 bin bin dolar arasında ücret ödüyor. Toplam 670 kamara, 9 restoran, 11 bar, yüzme havuzları, SPA, fitness gibi lüks servislerin bulunduğu gemide 780 personel görev yapıyor.
Bu yıl üçüncü kez gemiyle konser turuna çıkacak olan Viyana Filarmoni Orkestrası, tur boyunca Schubert, Beethoven, Haydn ve Mozart’ın eserlerini seslendirecek. Efes Agora’da kurulacak sahnede verilecek etkinlikte dünyanın önde gelen şeflerinden Herbert Blomstedt yönetimindeki orkestra, Schubert’in 7 no’lu Senfonisi ve Bitmemiş Senfoni olarak da bilinen 8 no’lu Senfonisi’ni seslendirecek.

İzmirlilere yer kalmadı

Aralarında Grammy ödüllü sanatçıların da bulunduğu orkestranın vereceği konserin biletleri iki ay önce satışa çıktığı gün tükendi. Bakımda olan yaklaşık 24 bin kişilik antik tiyatro bu yıl da konserlere açılamadığıdan organizasyon antik kentin Agora bölümünde kurulacak sahnede gerçekleşecek. Ancak buranın da kapasitesi yaklaşık bin 750 kişiyle sınırlı olduğundan ancak Uluslararası İzmirKültür ve Sanat Festivali Kulübü üyesi ve ödedikleri aidatlar nedeniyle kontenjanları olanlar izleyebilecek.

Her limandabir konser

Geminin programında; İstanbul, Malta ve Atina da var. Yolcular, yüzen sarayın uğradığı her limanda hem konserleri izleyecek hem de o kenti gezme fırsatı bulacak. Bir haftalık turun fiyatları, 5-16 bin dolar arasında değişiyor
Viyana Filarmoni, çıktığı deniz ve müzik turunda Mein Schiff 1 adlı lüks yolcu gemisiyle Kuşadası’na demirleyecek, Uluslararası İzmirFestivali kapsamında konser verecek.

Sırada “Büyülü Bale” var 
Uluslararası İzmir Kültür ve Sanat Festivali çok özel bir topluluğu da 13 Temmuz’da ağırlayacak. Bu yıl 50’nci yılını kutlayan dünyaca ünlü Hollanda Ulusal Balesi, Türkiye’ye ilk kez gelecek. Grup, “Büyülü Bale” olarak da bilinen Giselle’i Fuar Açıkhava Tiyatrosu’nda sahneleyecek. 170 yıldır sergilendiği halde salonları ağzına kadar dolduran gösteriyi Hollanda Ulusal Bale Topluluğu’nun sergileyecek olmasının özel bir önem taşıdığı bildirildi.

Kaynak :[-]

 

40. İstanbul Müzik Festivali, “Umut ve Kahramanlar” teması çerçevesinde, 16 Haziran Cumartesi akşamı 20.00’de Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda, Mercedes-Benz Türk AŞ’nin sponsorluğunda, Deutsches Symphonie Orchester Berlin’i ağırlıyor.

Orkestra, şef Sir Roger Norrington yönetiminde, festivalin bu yılki Onur Ödülü ‘nün sahibi, uluslararası platformda adından sıkça söz ettiren ünlü piyanist Hüseyin Sermet ‘e eşlik edecek.

Festivalin temasından yola çıkarak belirlenen konser programında, Ravel ‘in, I. Dünya Savaşı ‘nda sağ kolunu kaybeden, her ne koşulda olursa olsun “umudunu asla yitirmeyen” piyanist Wittgenstein için yazdığı “Sol El İçin Piyano Konçertosu” ve Beethoven ‘ın, kahramanlığı hem zaferi hem de trajedisiyle dile getiren 3. Senfoni ‘si “Eroica” yer alacak.

40. İstanbul Müzik Festivali ‘nin açılış töreninde festivalin “Onur Ödülü”nü alan Hüseyin Sermet, 1955 yılında İstanbul ‘da doğdu. Ankara Devlet Konservatuarı ‘nda başladığı eğitimini Paris Konservatuarı ile Alfred Cortot Paris Müzik Eğitim Fakültesi ‘nde Thierry de Brunhoff, Nadia Boulanger ve Maria Curcio ile sürdürdü. Olivier Messiaen ile de kompozisyon çalıştı. Aralarında Diapason d ‘Or ve MIDEM Classical Award ‘ın da bulunduğu pek çok ödüle değer görüldü. Yorumculuğunun yanı sıra besteci kimliğiyle de tanınan Hüseyin Sermet, Lorin Maazel, Mstislav Rostropoviç, Vladimir Jurowski, Semyon Bychkov, David Robertson, Lawrence Foster ve Maria João Pires gibi dünyanın en iyi müzisyenleri ile; Londra Filarmoni, Londra Kraliyet Filarmoni, Paris Orkestrası, Bavyera Radyo Senfoni, NHK, Şanghay, Tokyo ve Detroit Senfoni Orkestraları eşliğinde birçok konser verdi.

Camerata Salzburg, Stuttgart Radyo Senfoni ‘nin ardından Zürih Oda Orkestrası ‘nın birinci şefi olarak görev yapan Sir Roger Norrington, özellikle barok, klasik ve romantik dönem eserlerinin orijinaline tamamen sadık icralarıyla tanınıyor. Sir Roger Norrington, kemancı, tenor ve şef olarak birkaç yıl deneyim edindikten sonra Kraliyet Müzik Koleji ‘nde Adrian Boult ile çalışmalarına geri döndü. 1962 yılında Schütz Korosu ‘nu kurdu ve böylece otantik icrayı keşfetmekle geçen 30 yıllık macera başlamış oldu. Koroyla genellikle 17. ve 19. yüzyıl repertuarını kapsayan pek çok konser verdi ve kayıt yaptı. 1997 yılında “Sir” unvanı verilen Roger Norrington, Berlin, Viyana, Salzburg, Amsterdam, Paris, New York, San Francisco, Los Angeles, Chicago ve Londra ‘daki orkestraları sıklıkla yönetmektedir.

Deutsches Symphonie Orchester Berlin, 65 yıldır Almanya ‘nın en iyi orkestraları arasında sayılıyor. Almanya ‘nın demokratik ve kültürel değişiminin müjdecisi kabul edilen, gerçekleştirdiği çalışmalarla pek çok ilke imza atan topluluk, 1946 yılında Berlin ‘in Amerikan bölgesinde yayın yapan istasyon tarafından RIAS Senfoni Orkestrası adı altında kuruldu. Topluluk, 2011 yılında En İyi Opera Kaydı dalında Grammy ödülü kazandı.

Deutsches Symphonie Orchester Berlin Konseri biletleri 250, 200, 150, 100, 60 ve 30TL (öğrenci) üzerinden Biletix satış noktaları, Biletix Çağrı Merkezi (0216 556 98 00), www.biletix.com, İKSV (Nejat Eczacıbaşı Binası Sadi Konuralp Cad. No:5 Şişhane, Pazar hariç her gün 10.00–18.00 saatleri arasında) ve festival süresince Aya İrini Müzesi’nde bulunan gişeden alınabilir.

Kaynak :[-]

2013 yılında gerçekleştirilecek Venedik Bienali 55. Uluslararası Sanat Sergisi’nde Türkiye Pavyonu’nun küratörlüğünü Emre Baykal üstlenecek.

Emre Baykal

Koordinasyonunu İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın yürüttüğü ve TC Dışişleri Bakanlığı Tanıtma Fonu Kurulu’nun desteğiyle gerçekleştirilen Venedik Bienali Türkiye Pavyonu’nun sponsorluğunu 2011 yılında olduğu gibi 2013 yılında da Fiat üstleniyor.

Venedik Bienali 55. Uluslararası Sanat Sergisi Türkiye Pavyonu Küratörü Emre Baykal, İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın Türkiye Pavyonu için oluşturduğu Esra Aysun, Cengiz Çekil, Mine Haydaroğlu, Adriano Pedrosa ve Cristiana Perrella’den oluşan Danışma Kurulu tarafından seçildi.

İstanbul Bienali’nde, 1995-2000 yılları arasında Yönetmen Yardımcılığı yapan Emre Baykal, 2000-2005 yılları arasında ise yönetmen olarak çalıştı.

2005 yılında, Fulya Erdemci’yle birlikte bir kamusal alan projesi olan “İstanbul Yaya Sergileri II: Tünel-Karaköy”ün eşküratörlüğünü üstlendi.

2005-2008 arasında Sergiler Direktörü olarak çalıştığı santralistanbul’da, 1950’li yıllardan 2000’li yıllara Türkiye’de modern ve çağdaş sanatın tarihine odaklanan “Modern ve Ötesi” başlıklı açılış sergisini yönetti.

2009 yılında davet edildiği Depo’da kısa bir süre Sanat Yönetmeni olarak da görev yapan Emre Baykal, halen bir Vehbi Koç Vakfı projesi olan Arter’de Sergiler Direktörü ve Küratör olarak çalışıyor.

Emre Baykal’ın küratörlüğünü üstlendiği grup sergileri arasında “İkinci Sergi” (Arter, 2010-2011); “Görünmezlik Taktikleri” (Daniela Zyman’la beraber; T-BA21, Viyana; Tanas, Berlin; Arter, İstanbul, 2010-2011); “Mahrem” (Nilüfer Göle’nin “Batı-Dışı Moderniteler Projesi” kapsamında, santralistanbul; Kunsthalle Wien Project Space; Tanas, Berlin, 2007-2008); “Transfer” (NRW Kultur Sekretariat işbirliğiyle ve Başak Doğa Temür eşküratörlüğünde, santralistanbul, 2007); 24. İstanbul Çağdaş Sanatçılar Sergisi (Susan van de Ven ve Marcus Graf’la beraber; Aksanat, 2005); “Ziyaretçi” (Rob Perree’yle beraber; Galerist, 2004) yer alıyor.

Emre Baykal, Mona Hatoum (“Hâlâ Buradasın”, Arter, 2012), Kutluğ Ataman (“Mezopotamya Dramaturjileri”, Arter, 2011), Deniz Gül (“5 Kişilik Bufet”, Arter, 2011) ve Ali Kazma’nın (“Engellemeler”, YKY Kâzım Taşkent Sanat Galerisi, 2010) kişisel sergilerinin de küratörlüğünü üstlendi.

Pek çok yayına ve sergi kataloğuna yazılarıyla katkıda bulunan Emre Baykal, 2008 yılındaYapı Kredi Yayınları Türkiye’de Güncel Sanat dizisinden yayımlanan Kutluğ Ataman, Sen Zaten Kendini Anlat başlıklı monografinin de yazarıdır.

Venedik Bienali Türkiye Pavyonu, 2006 yılından bu yana İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın koordinasyonunda gerçekleştiriliyor.

2007 yılında Venedik Bienali’nde Türkiye’yi Vasıf Kortun küratörlüğünde Hüseyin B. Alptekin, 2009 yılında Başak Şenova küratörlüğünde Banu Cennetoğlu ve Ahmet Öğüt, 2011 yılında ise Fulya Erdemci küratörlüğünde ve Danae Mossman’ın küratöryel işbirlilğiyle Ayşe Erkmen temsil etmişti.

Bobby McFerrin Ankara’da!

Congresium Ankara, On Grammy Ödüllü Bobby McFerrin’ı ağırlıyor…

İnsan sesinin sınırlarına meydan okuyan dünyaca ünlü ses virtüözü Bobby McFerrin muhteşem konseriyle 27 Mart 2012 Salı saat 20:30 da Congresium Ankara’da müzikseverlerle buluşuyor.Uzun süre dünya listelerinde bir numarada kalan Don’t Worry Be Happy parçası ile bir efsaneye dönüşen McFerrin’ın bu muhteşem konserini sakın kaçırmayın.

Congresium Ankara, dünyaca ünlü sanatçıları Ankaralı müzikseverlerle buluşturmaya devam ediyor. Günümüzün başarılı ve seçkin sanatçılarına ev sahipliği yapan Congresium Ankara, 27 Mart Salı günü efsanevi sanatçı Bobby McFerrin’i ağırlıyor.
Emprovizasyon yeteneği, dört oktavlık ses genişliği ve eşsiz tekniği ile günümüzün en başarılı ve seçkin vokallerinin başında gelen Bobby McFerrin muhteşem performansıyla müzikseverleri büyüleyecek.

McFerrin, caz, pop, R&B, klasik ve dünya müziği gibi farklı tür müzik stillerini bir araya getirerek yarattığı olağanüstü çeşitlilik, sınırları olmayan ve yaratıcı müzik anlayışı ile milyonların kalbinde taht kurdu. Sanatçı konserlerinde yaratıcı enerjisini dinleyicileri ile muhteşem bir şekilde paylaşarak dinleyicilerine olağanüstü bir deneyim yaşatıyor.

Müzik hayatı boyunca pek çok sanatçı ile başarılı çalışmalara imza atan sanatçının, Bach’ın Ave Maria prelüdünü icrasındaki mükemmellik ve Beatles şarkılarına getirdiği eşsiz yorumlar milyonları bir kez kendisine hayran bırakıyor. Çellist Yo-Yo Ma, piyanist Chick Corea ve aktör Robin Williams ile yaptığı çalışmalar, Viyana Filarmoni’yi yönetişi ve Susam Sokağı’ndaki “Muppet Show”a katılımı McFerrin’ın başarılı ve sıra dışı müzik kariyerinin öne çıkan çalışmalarıdır.

Bobby McFerrin’a bu konserde önemli müzisyenlerimizden Kanun üstadı Tahir Aydoğdu ve Neyzen Bilgin Canaz ile Orfeon Oda Korosu eşlik ediyor. Saz üstadlarımız ile eşsiz doğaçlamalara imza atacak olan Sanatçı, Türk Koro Müziğinin başarılı temsilcilerinin başında gelen ve dünyaca ünlü vokal topluluklarından Swingle Singers ve Cantabile ile başarılı konserlere imza atan Orfeon Oda Korosu ile birlikte kendi kompozisyonlarını ve Türk bestelerini yeniden yorumlayacak.

Bu muhteşem konserin biletleri Biletix ve Congresium Bilet Satış Gişesi’nden satışa sunulmuştur.

Congresium Ankara’da Sanat Dolu Günler Devam ediyor…
Ankara’nın dünyaya açılan kapısı, Avrupa’nın sayılı çok amaçlı etkinlik merkezlerinden biri olan Congresium Ankara, kültür-sanat organizasyonlarında da oldukça iddialı. Modern mimarisi ve tüm konforuyla sanatseverleri ağırlamaya hazır olan Gordion Oditoryum, 3.107 kişilik kapasitesi, 1.200 metrekarelik dev sahnesi, en son teknoloji ses-ışık ve audio-visual altyapısı, dev sinema perdesi ve 900 araç kapasiteli otoparkı ile her türlü kültür-sanat performansına ev sahipliği yapabilecek altyapı düşünülerek tasarlandı.

Congresium Ankara ile sanat dolu günler sizleri bekliyor.

Bobby McFerrin
Yer          : Congresium Ankara, Gordion Oditoryum Salonu
Tarih       : 27 Mart 2012 Salı
Saat       : 20:30
Biletler  : Biletix: www.biletix.com.tr
Congresium Gişe: 0312.286 54 61

Yeşilçam Ödülleri bu yıl düzenlenmeyecek

Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, (TÜRSAK) ile birlikte 4 yıldır ortaklaşa gerçekleştirdikleri ”Yeşilçam Ödülleri”ni bu yıl düzenlemeyeceklerini söyledi

Ahmet Misbah Demircan, TÜRSAK Vakfı Başkanı Engin Yiğitgil ile Pera Palace Hotel’de düzenlediği basın toplantısında yaptığı konuşmada, sinema sektörünün 4 yıldır düzenledikleri ”Yeşilçam Ödülleri”ni benimsediği için gurur duyduklarını belirtti.

Gelenekselleşen ödüllerin sinema sektörüne çok önemli maddi ve manevi katkı sunduğunu, Yeşilçam ve ve Türk sineması ile ilgili büyük bir farkındalık oluşturduğunu ifade eden Demircan, şunları söyledi:

”Sinema Meslek Birlikleri ile de sürekli bir irtibat halindeydik. Teknik konulardaki itirazlarını dinledik, dikkate aldık. Bu programa paydaş olmalarını kendilerinden teklif ettik. Sinema meslek birlikleri ile toplantılar yaptık. Çok daha etkin, çok daha güçlü ‘Yeşilçam Ödülleri’ üzerinde devam ederken, hiçbir haberimiz olmadan sinema meslek birlikleri bir basın toplantısı düzenledi. Birliğin geliştirdiği projenin detaylarını basından öğrendik.”

Geleneksel Yeşilçam Ödülleri ile ilgisi olmayan başka bir proje açıkladıklarını dile getiren Demircan, şöyle devam etti: ”Hedeflerimiz arasında bulunan akademi oluşumu da, bu toplantı da birlik tarafından kamuoyu ile paylaşıldı. ‘Yeşilçam Akademi Ödülleri’ ile bizim düzenlediğimiz Yeşilçam Ödülleri arasında isim benzerliği dışında bir ilişki olmadığını gördük. Basın toplantısından sonra yaptığımız görüşmede, Yeşilçam Ödülleri’ne katılımları ile ilgili yaptığımız teklifi kabul etmediklerini, kendilerinin yepyeni bir proje yaptıklarını, istersek bu yeni projede yer alabileceğimizi bizimle paylaştılar. Gelenekselleşmiş bir ödül programız varken, aynı amaca hizmet edeceği var sayılan, bizim dışımızda geliştirilen, açıklanan paydaşları arasında olmadığımızı aynı isimli yeni bir ödül programına katılamayacağımızı kendilerine bildirdik.”

YENİ PROJELERLE KATKI ÜRETMEYE DEVAM EDECEKTİR”

Sinema Meslek Birliklerinin akademi düzeyinde bir oluşum içine girmesinin önemli olduğunu ifade eden Demircan, sözlerine şöyle devam etti:

”Bizim amacımız Yeşilçam’dan nostalji değil, değer üretmektir. Sinema endüstrisinin şehrimize, ülkemize ve insanımıza daha fazla katkı sunmasıdır. Yeşilçam Ödülleri bu amaca büyük katkı sundu. Yeşilçam’ın güçlendirilerek yaşatılmasına, Sinema Meslek Birliklerinin de katkı sunmak istemesi memnuniyet vericidir. Yeşilçam Ödülleri’ni 1 yıl süreyle donduruyoruz. Belediyemiz ve paydaşlarımızın ortak kararıyla Sinema Meslek Birliklerinin düzenleyeceği yeni ödüllere şans vermek amacıyla Yeşilçam Ödülleri’ni bu yıl düzenlemeyeceğiz. Sinema Meslek Birliklerinin vereceği ilk ödülleri takip edip, ardından yeni bir değerlendirme yapacağız. Ödüllerin başarılı olmasını diliyoruz.”

“TÜRK SİNEMASINA DESTEK OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

TÜRSAK Vakfı Başkanı Engin Yiğitgil ise kültür ve sanat yaşamının önderlerinin katılımıyla 1991’de kurulan vakfın, 1000’e yakın kurucusu olduğunu kaydetti.

Beyoğlu Belediyesi ile birlikte Türk sinemasının en iyilerinin seçilmesi için yola çıktıklarını dile getiren Yiğitgil, Yeşilçam Ödülleri ile amaçlarının Yeşilçam Sinema Akademisini oluşturmak olduğunu ifade etti.

Yiğitgil, şöyle devam etti: ”Tüm yönetim kurulumuz bu amaca katkı vermekten onur duydu. 4 yıl süresince Türk sinemasının, o yılki en iyisini seçerken ekonomik katkı sağlamak için bazen TÜRSAK olarak, bazen Beyoğlu Belediyesi ile birlikte sponsorluk bulduk. Biz TÜRSAK Vakfı olarak, Türk sinemasına katkı sunmaya, Türk sinemasına genç sinemacılar yetiştirmeye ve kazandırmaya, Türk sinemasına, sinema okullarından mezun olup gelecek öğrencilere destek sunmaya, üreten Yeşilçam film yapımcı, oyuncu, yönetmenlerine ve diğer katmanlarına destek olmaya, yaratıcılarının gelişimine katkı sunmaya devam edeceğiz.”

Altın Portakal Heyecanı Afiş Yarışmasıyla Başlıyor

Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Antalya Kültür Sanat Vakfı’nın (AKSAV) düzenlediği 49’uncu Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali heyecanı afiş yarışmasıyla başlıyor.

Altın Portakal Heyecanı Afiş Yarışmasıyla Başlıyor

Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Antalya Kültür Sanat Vakfı’nın (AKSAV) düzenlediği 49’uncu Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali heyecanı afiş yarışmasıyla başlıyor.

– Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Antalya Kültür Sanat Vakfı’nın (AKSAV) düzenlediği 49’uncu Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali heyecanı afiş yarışmasıyla başlıyor.

Tanıtım materyallerinde kullanılacak festival afişi yarışmayla belirleniyor. Yarışmanın birincilik ödülü 5 bin, ikincilik ödülü 2 bin, üçüncülük ödülü bin TL olarak belirlendi. Yarışmaya katılmak için son başvuru tarihi 30 Nisan 2012 olarak açıklandı

Birincilik ödülüne değer görülen afiş 49. Festivalin tanıtım materyallerinde kullanılacakken; sergilenmeye değer görülecek afişler ödüllü afişlerle birlikte festival programı kapsamında açılacak sergide sinemaseverlerle buluşturulacak.

GRAFİK SANATINA PORTAKAL DESTEĞİ

Tasarım dünyasında son yıllarda yaşanan ilerlemeye dikkat çeken Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı ve AKSAV Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Akaydın, grafik sanatını desteklemek ve genç sanatçıları büyük projelere özendirmek amacıyla Altın Portakal heyecanını afiş yarışmasıyla başlattıklarını bildirdi.

YARIŞMA JÜRİSİ

49. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali afişinin seçileceği yarışmanın akademisyen, sanatçı ve iletişim uzmanlarından oluşan jürisinde şu isimler yer alıyor:

Ressam -Grafiker, Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Kurucu Dek.Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Süleyman Saim Tekcan, Ressam – Grafiker Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Sanatlar Bölüm Başkanı, Prof. Dr. Hasip Bektaş, Akdeniz Reklamcılar Derneği Başkanı, Cihan İşbaşı, Ressam Grafiker, Orkun-Ozan Medya A.Ş. Sahibi Himmet Öcal, Seramik Sanatçısı-AKSAV Yön. Kur. Üyesi Tufan Dağıstanlı, Antalya Büyükşehir Belediyesi Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Başkanı Akgün Keskin, Sakarya ve

Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Merih Taşkaya.

YARIŞMA TÜM GRAFİKERLERE AÇIK

Grafikerler, meslek kuruluşu üyelerine, grafik tasarım / görsel iletişim tasarımı bölümü öğrencileri ve mezunlarına; amatör – profesyonel tüm grafikerlere açık olan yarışmaya gönderilen eserlerin kopya edilmemiş, herhangi bir yayın broşür – çalışma kapsamında kullanılmamış; yurt dışında – yurt içinde herhangi bir yarışmaya katılmamış; bir etkinlik kapsamında sergilenmemiş olması gerekiyor.

Dört renkli baskı teknolojisi ile elde edilen renklerin dışına çıkılmadan hazırlanacak afişlerin, 50×70 cm boyutunda dikey ve yatay olarak çalışılması gerekiyor.

Katılımcılar yarışmaya en fazla bir eserle katılabilecek. Yarışmaya katılmayı düşünen sanatçıların yarışma yönetmeliğine www.altinportakal.org.tr/ adresinden ulaşabileceği, katılım formlarını aynı adresten elde edebilecekleri belirtildi.

Mona Lisa Kopyası Müzede :

Leonardo da Vinci’nin ”Mona Lisa” tablosunun, kopyası Madrid’deki Prado Ulusal Müzesi’nde sergilenmeye başlandı.

Dünyanın en ünlü sanat eserlerinden biri olarak bilinen Leonardo da Vinci’nin ”Mona Lisa” tablosunun, usta ressamın stüdyosunda ve onun bir öğrencisi tarafından yapıldığı ortaya çıkarılan kopyası Madrid’deki Prado Ulusal Müzesi’nde sergilenmeye başlandı. İlk defa basının ve halkın karşısına çıkartılan tablo, 13 Mart’a kadar Prado’da sergilendikten sonra, 29 Mart-25 Haziran arasında ”Leonardo da Vinci’nin son eseri. Azize Ana” adlı sergi kapsamında Fransa’daki Louvre Müzesi’ne taşınacak. İtalyan ressamın ünlü tablosunun kopyası 14 yıldır Prado Müzesi’nin duvarlarında olmasına rağmen bu zamana kadar sıradan bir kopya olarak biliniyordu. Louvre Müzesi’nde açılacak Leonardo da Vinci ile ilgili sergi dolayısıyla 2 yıl önce araştırma yapan teknik bir heyet, kopya tablonun arkasındaki siyah fonun altındaki peyzajın farkına varınca yapılan restorasyon çalışmalarıyla kopyanın orijinali ortaya çıkarıldı.

Prado Ulusal Müzesi’nin Araştırma ve Koruma Bölüm Müdürü Gabriele Finaldi, ”Bu eserin değeri, orijinali ile aynı anda ve aynı stüdyoda yapılmış olması”

Kaynaklar :  milliyet.com.tr

                             sabah.com.tr

                             A.A.

40. yılında İKSV programı

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) Nejat Eczacıbaşı’nın özveri ve öncülüğünde temellerinin atıldığı İstanbul Müzik Festivali’nin 40. yılını 31 Mayıs-29 Haziran 2012’de kutluyor. 40. İstanbul Müzik Festivali’nin “Onur Ödülü” Hüseyin Sermet’e,”Yaşam Boyu Başarı Ödülü” Giya Kancheli’ye verilecek.

 

Bugüne kadar 3 bine yakın gösteriyle, Türkiye’den ve yurt dışından 40 bini aşkın sanatçıyı ağırlayan İstanbul Müzik Festivali’nin 40. Yılı için “özel” hazırlanan programı bugün basın toplantısıyla açıklandı.

Four Seasons Hotel’de düzenlenen bir basın toplantısına İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, Borusan Kültür Sanat Yönetim Kurulu BaşkanıZeynep Hamedi ve İstanbul Müzik Festivali Direktörü Yeşim Gürer Oymak katıldı.

2. dünya prömiyerine, 3 Türkiye prömiyerine ev sahipliği yapacak olan 40. İstanbul Müzik Festivali’nde bu yıl, senfoni ve oda orkestraları, vokal konserler,  oda müziği, resitaller olmak üzere toplam 23 konser yer alıyor. Festival konserleri, Festivale 40 yıldır ev sahipliği yapan Aya İrini Müzesi’nin yanı sıra Haliç Kongre Merkezi, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı, Hollanda Başkonsolosluğu Bahçesi, Süreyya Operası, Cemal Reşit Rey Konser Salonu, İstanbul Üniversitesi Rektörlük Binası ve İstanbul Arkeoloji Müzesi gibi 8 farklı mekanda gerçekleştirilecek.

40.İstanbul Müzik Festivali bu yıl dünyaca ünlü iki besteciye verdiği eser siparişleriyle de çağdaş müzik repertuarına katkıda bulunmaya devam edecek. Dünya sahnelerinde eserleri çalınan, beste siparişleri alan ünlü piyanist ve besteci Fazıl Say “Mezopotamya” başlıklı 2. Senfoni’si festivalin siparişi üzerine besteledi. Çağdaş müzik dünyasının önde gelen isimlerinden Gürcü besteci Giya Kancheli ise, sipariş edilmiş olan senfonik eserinin dünya prömiyerleri festival kapsamında gerçekleştirilecek.

Festival, Hélène Grimaud’dan Anne-Sophie Mutter’e, Miloš’tan Gidon Kremer’e, Viyana-Berlin Oda Orkestrası’ndan Varşova Filarmoni Korosu’na,  klasik müziğin birçok yıldızını İstanbul’da ağırlarken Avrupa’nın önde gelen koreograflarından Heinz Spoerli’nin veda turnesi kapsamında Zürih Balesi’nin iki özel gösterisine de ev sahipliği yapacak. Festivalde konserlerin yanı sıra, söyleşiler, eğitim çalışmaları ve anlatılar da düzenlenecek.

Basın toplantısında konuşan İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı,İstanbul Kültür Sanat Vakfı’yla birlikte 40. yaşını kutlayan Müzik Festivali’nin yaşadığı mekan sorununa dikkat çekerek; “Geçtiğimiz kırk yıllık süreçte, 1. İstanbul Festivali’nde kullanılan mekânlara farklı alternatifler yaratılamaması, İstanbul’un bir kültür sanat başkenti olarak gelişimi adına üzücüdür. Ne yazık ki bugün, kullandığımız neredeyse hiçbir sahnenin öncelikli amacı konser salonu olarak işlev görmek değil. Bu konuda her fırsatta özel kuruluşların, yerel yönetimlerin ve kamu kurumlarının da desteğiyle hayata geçirilebilecek yeni çözümler geliştirmeye çalışıyoruz” dedi. İstanbul Müzik Festivali’nin 40. yılında gençlere yönelik projelerin de artırılarak devam edeceğinin altını çizen Eczacıbaşı “İKSV olarak bizim umudumuz ve kahramanlarımız da gençler. Bu yüzden kırkıncı yılımızda, gençlere yönelik çalışmalarımıza hız kazandırıyoruz. 40. yılımızda yeniden canlandırdığımız ‘BiTamBiÖğrenci’ programıyla sivil toplum kuruluşlarının yönlendireceği gençlerin konserlere katılımını sağlayacak ve genç müzik öğrencilerinin eğitimine katkıda bulunmak amacıyla gerçekleştirdiğimiz ustalık sınıflarını sürdüreceğiz”diyerek İKSV’ye desteklerini sürdüren tüm kurum ve kuruluşlara  teşekkür etti..

Festival sponsorluğunu 2006 yılından beri üstlenen Borusan Holding adına konuşanZeynep Hamedi, “Borusan olarak, kültür ve sanatı faaliyet gösterdiğimiz 5. sektör olarak görüyoruz. Hem topluluk olarak destek verdiğimiz etkinlikler, hem de 2012’de 15. yılını kutlayan Borusan Kültür Sanat aracılığıyla da bu alandaki faaliyetlerimizi sürdürmeye kararlıyız. Türkiye’yi tümüyle kucaklamak ve kültürel zenginliğimizi dünyayla paylaşmayı diliyoruz” dedi.

Yeşim Gürer Oymak ise, “Sanatçılar da tıpkı kahramanlar gibi ideallerinin peşinden koşarlar yaşamları boyunca. Festivalin 40. yılında müzikseverleri, iç içe geçmiş iki kavram olan umut ve kahramanlık üzerine bestelenmiş eserlerin işitsel dünyalarına davet ediyoruz. Festival temasının yanı sıra, bu yıl iki önemli besteciye vermiş olduğumuz eser siparişlerinin dünya prömiyerlerine ev sahipliği yapacağız” diyerek programhakkında bilgi verdi.
Bu yıl festivalin tanıtım kampanyasını Alametifarika, 40. yılı için özel olarak hazırlanan logoyu Bülent Erkmen tasarladı. Bilet satışının yanı sıra festival sponsoru Borusan Holding ve Kültür ve Turizm Bakanlığı, diğer resmi kurumlar, pek çok gösteri ve basın sponsorunun desteği, Ernst Von Siemens Music Foundation, TC İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü ve Devlet Konservatuarı, Hollanda Kraliyeti İstanbul Başkonsolosluğu ve Polonya İstanbul Başkonsolosluğu işbirliğiyle gerçekleşiyor.

Festival teması: “Umut ve Kahramanlar”

İstanbul Müzik Festivali’nin “Umut ve Kahramanlar” temasıyla bağlantılı olarak kurgulanan programında, müzikseverleri bu tema çerçevesinde seçilmiş eserler ve oluşturulmuş birçok sürpriz proje bekliyor. 40. İstanbul Müzik Festivali açılışı, gelecek için umudumuz olan, dünya sahnelerinde fırtına gibi esen genç kuşak sanatçılarımızSimge Büyükedes, Ezgi Kutlu, Cenk Bıyık ve Burak Bilgili’nin katılımıyla insanlığın yüksek ideallerini ve umudunu simgeleyen “özgürlük, eşitlik, kardeşlik”kavramlarını anlatan ve müzik tarihi için anıtsal bir değeri olan Beethoven’in görkemli 9. Senfonisi 31 Mayıs’ta şef Sascha Goetzel yönetiminde Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ve Devlet Çoksesli Korosu’nun katılımıyla gerçekleşecek. Açılış konserindeHüseyin Sermet’e “Onur Ödülü” de sunulacak.

Ülkemizin önde gelen kemancılarından Cihat Aşkın ile Hakan Şensoy yönetimindeki İstanbul Oda Orkestrası’nın 8 Haziran’da gerçekleştirileceği “Müziğin Kadın Kahramanları” başlıklı gecede, dünyadan ve ülkemizden müzikte öncü rol üstlenmiş kadın bestecilerin eserleri seslendirilecek. Tema kapsamında gerçekleştirilecek bir diğer özel konser ise 16 Haziran’da Hüseyin Sermet’in Deutsches Symphonie Orchester Berlin eşliğinde, kahramanlık üzerine yazılan iki eseri, Ravel’in 1. Dünya Savaşı’nda sağ kolunu kaybetmesine rağmen ‘umudunu asla yitirmeyen’ piyanist Paul Wittgenstein için yazdığı “Sol El İçin Piyano Konçertosu” ve Beethoven’in kahramanlığı hem zafer hem de trajedisiyle dile getiren 3. Senfonisi “Eroica” adlı eserlerini seslendireceği gece olacak. 20 Haziran gecesi ise İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ve Daniel Müller Schott, Strauss’un Cervantes’in ünlü romanına dayanarak bestelediği senfonik şiiri “Don Kişot”u ve Strauss’un kendisini anlattığı eseri “Bir Kahramanın Hayatı”nı seslendirerek izleyenleri“kahramanların” peşinden uzak diyarlara götürecek.

Temaya gönderme yapan bir başka önemli konser ise Beethoven’in epik 5.Piyano Konçertosu “İmparator”’un besteci ve piyanist Fazıl Say ve şef Gürer Aykalyönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın seslendireceği gece olacak.

Festivalde ayrıca, gelecek için bizlere umut veren genç müzisyenlerimize yönelik birçok özel proje de yer alıyor. Türkiye çapında genç yetenekleri teşvik etmek ve keşfetmek amacıyla başlatılan “İstanbul Müzik Festivali Genç Solistini Arıyor”projesi kapsamında ülkenin çeşitli konservatuarlarından 21 Mart tarihinde yapılacak seçmeler sonucunda belirlenecek bir genç solistin, 15 Haziran’da şef Ramiz Malik Aslanov yönetimindeki İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Senfoni Orkestrası eşliğinde seslendireceği konçerto olacak. 19 Haziran’da gerçekleştirilecek “Genç Ustalar ve Kahramanları” başlıklı konserde, henüz 14 yaşında olmalarına rağmen, şimdiden ustalıklarını ispatlayan genç yetenekler Ece Bozkurt, Iraz Yıldızve Cem Esen’in bugünün piyano duayenleri, zamanın “Harika Çocukları” Gülsin Onay, Hüseyin Sermet ve Muhiddin Dürrüoğlu ile birlikte verecekleri konser  festivalin kaçırılmayacak gecelerinden olacak.
 
Festivalin 40. Yılı için iki özel eser siparişi

İstanbul Müzik Festivali geçtiğimiz yıldan itibaren, Türkiyeli ve yabancı bestecilere eser siparişi vererek, çağdaş müzik repertuarını zenginleştirme yolunda önemli bir adım attı. Festival bu yıl da eser siparişlerine devam ederek, dünyaca ünlü iki besteciye eser siparişinde bulunarak, eserlerin dünya prömiyerlerinin festival kapsamında gerçekleştirilmesini sağlayacak.

Günümüzün en saygın bestecilerinden, çağdaş müzik dünyasının önde gelen isimlerinden Gürcü besteci Giya Kancheli’nin festivalin siparişi üzerine bestelediği senfonik yapıtının dünya promiyeri, 11 Haziran Pazartesi günü saat 20.00’de Aya İrini Müzesi’nde gerçekleştirilecek. 2011 yılının son aylarında kaybettiğimiz yetenekli çellistBenyamin Sönmez’in solist olarak yer almasının planlandığı bu konser, genç sanatçının anısına yapılacak. Konserde Kancheli’nin eserlerini, şef Andres Mustonen yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ve Varşova Filarmoni Korosu seslendirecek. Konserin solistleri ise Gürcü kontrtenor Mamuka Gaganidze, çellist Giedre Dirvanauskaite ile geçtiğimiz yıl Festivalin Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü alan efsane kemancı Gidon Kremer. Konserde Kancheli’ye “Yaşam Boyu Başarı Ödülü” de sunulacak.

Festivalin ikinci eser siparişi ise bestelediği eserleri ve tüm dünyada verdiği konserleriyle günümüzün en başarılı sanatçıları arasında yer alan Fazıl Say’a verildi. Fazıl Say’ın “başyapıt” olarak nitelendirdiği “Mezopotamya” başlıklı 2. Senfonisinin dünya prömiyerinde usta piyaniste, şef Gürer Aykal yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası eşlik edecek. Prömiyer, 23 Haziran Cumartesi günü saat 20.00’de Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilecek.

Festival Biletleri

40. İstanbul Müzik Festivali’ndeki konserler ile Açılış Töreni ve Konseri’nin biletleri 4 Şubat Cumartesi günü saat 10.00’dan itibaren:

Biletix satış noktaları, Biletix Çağrı Merkezi (0216 556 98 00),  www.biletix.com ve  İKSV merkezinden ve festival süresince Aya İrini Müzesi’nde yer alan gişeden alınabilecek.
40. İstanbul Müzik Festivali bilet fiyatları 30 TL ile 400 TL arasında değişiyor. Öğrenci biletleri yalnızca İKSV gişesinden kimlik kartı gösterilerek satın alınabilecek.

Lale Kart sahipleri festival biletlerinde %20–25 oranındaki “Lale üyelerine özel indirim” lerden yararlanabilecekler. Lale üyeleri ayrıca, biletlerini öncelikli olarak da alabilecek. Siyah ve Beyaz Lale üyeleri için öncelikli bilet satış tarihleri 30, 31 Ocak, Kırmızı ve Sarı Lale üyeleri için ise öncelikli bilet satış tarihleri 1, 2, 3 Şubat. Lale üyeleri öncelikli biletlerini Biletix Çağrı Merkezi (0216 556 98 00), www.biletix.com ve İKSV merkezinden (10.00–18.00 saatleri arasında, Pazar hariç) alabilecekler.

40. İstanbul Müzik Festivali program kitapçığı İKSV merkezinden (Nejat Eczacıbaşı Binası Sadi Konuralp Cad. No:5, Şişhane) ve Biletix satış noktalarından temin edilebiecek.

www.iksv.org/muzik

 

ses yarışması

Sizler için derlediğimiz müzik yarışmalarının bir kaçını aşağıda bulacaksınız.

ses yarışması1-  LEYLA GENCER ŞAN YARIŞMASI 2012 

Opera dünyasına kazandırdığı genç yeteneklerle uluslar arası müzik çevrelerinde çok konuşulan Leyla Gencer Şan Yarışması, bir kez daha opera dünyasının yeni yıldızlarını belirlemek üzere yola çıkıyor.

Leyla Gencer Şan Yarışması’nın altı Avrupa ülkesinde yapılacak ön elemelerinde Uzak Doğu’dan Amerika’ya her milletten şancı kendini göstermeye çalışacak. Operanın yeryüzündeki mabedi Teatro alla Scala’nın akademisinin işbirliğiyle İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen yarışma için başvurular açıldı.

Leyla Gencer Şan Yarışması’nın jürisine bu yıl MIRELLA FRENI başkanlık edecek. Yarışma, farklı ülkelerden opera alanında uzman ve etkili üyelerden oluşan jürisi kadar, kariyerlerinde dünya çapında hızlı bir çıkış yakalayan finalistleri ile de adından övgüyle söz ettirmekte.

Ülkede Ön Elemeler

Leyla Gencer Şan Yarışması, Nisan ve Mayıs aylarında altı ülkede yapılacak ön elemeler ile başlıyor. Bu kez İngiltere, Avusturya ve İspanya’nın da eklenmesiyle, ön elemeler yarışma jürisi tarafından aşağıdaki program çerçevesinde yapılacak:

BERLİN 26 Nisan Perşembe

LONDRA 4 Mayıs Cuma

VİYANA 7 Mayıs Pazartesi

MADRİD 10 Mayıs Perşembe

MİLANO 14 Mayıs Pazartesi

İSTANBUL 16-17 Mayıs Çarşamba-Perşembe

Leyla Gencer Şan Yarışması’nın finalleri ise Eylül ayında İstanbul’da. 16 Eylül 2012 Pazar günü çeyrek finaller ile başlayacak maraton 20 Eylül Perşembe Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası eşliğinde gerçekleşecek görkemli final gecesi ile son bulacak.

Doğuş Grubu ile Garanti Bankası’nın sponsorluğunda ve Borusan Holding’in katkılarıyla gerçekleşen 7. Leyla Gencer Şan Yarışması’nın birincisi 12.500 Euro, ikincisi 7.500 Euro ve üçüncüsü 3.500 Euro’luk nakit ödül kazanacak. Bu sene ilk kez verilen La Scala Tiyatrosu Akademisi Özel Ödülü bir finaliste üç aylık eğitim bursu sağlıyor. Özellikle Avrupa’dan pek çok menajer ve opera direktörünün takip ettiği, finallerine bizzat katıldığı yarışma, genç şancılara uluslar arası sahnelerde çeşitli imkanları da beraberinde getiriyor.

Son Başvuru: 16 Nisan 2012

Leyla Gencer Şan Yarışması’nda yer alarak opera dünyasında kendini göstermek isteyen genç şancılar 16 Nisan 2012 Pazartesi akşamına kadar İKSV’ye posta yoluyla veya internet ortamından yapacaklar.

Başvuru için lütfen tıklayınız.

 

2-  İSTANBUL ROTARY SANAT ÖDÜLÜ YARIŞMASI 2012

Genç ve yetenekli sanatçıların eğitimlerine, kariyerlerine, tanıtımlarına destek olmayı amaçlayan İstanbul Rotary Sanat Ödülü Yarışması ve Sergisi 2012 yılında da devam ediyor.

Büyük ödülü 15.000 TL. olan ve seçilen üç genç sanatçının, kişi başı 5.000 TL. başarı ödülü alacağı yarışmanın sergisi 26 Nisan – 12 Mayıs 2012 tarihleri arasında, Beyoğlu İstiklâl Caddesi’ndeki Vehbi Koç Vakfı, Merkez Han Galeri’sinde sanatseverlerle buluşacak. İstanbul Rotary Sanat Ödülü Yarışması’nın seçici kurulunda, Ayşegül Sönmez, Başak Şenova, Can Elgiz, Haşim Nur Gürel, Kaya Özsezgin, Özalp Birol, Nural Denker ve Turgay Ağralı yer alıyor.

Yarışmanın son başvuru tarihi 09 Mart 2012.

2011 yılındaki ilk yarışmada, Elif Aydoğdu Ağatekin, Ozan Gezer, Seçkin Pirim, Seyit Mehmet Buçukoğlu ilk dört sanatçı olarak seçilmiş, bu sanatçıların yapıtları sergilenmiş, Seyit Mehmet Buçukoğlu büyük ödülü, diğer üç genç sanatçı ise başarı ödüllerini kazanmışlardı. Ayrıca, Armağan Ekici, Banu Çolak, Cansu Gürsu, Engin Beyaz, Fulden Aran, Işıl Ulaş, İsmet Yüksel, Kadir Tavaz, Kerem Güman, Müge Ceyhan, Seda Aytar, Sevgi Kesmen ve Soner Çakmak’ın yarışmaya katılan yapıtları, ilk dört sanatçının yapıtlarıyla birlikte, yarışma sergisi kataloğunda yer almışlardı.

T.C. vatandaşı olan ve Türkiye’de oturan 35 yaş altı genç sanatçılar İstanbul Rotary Sanat Ödülü Yarışması’na, resim, heykel, fotoğraf, seramik, video-art, performans, dijital sanat, işitsel sanat gibi çağdaş sanatın birçok alanında ürettikleri ve daha önce başka bir yarışmaya katılmamış ve sergilenmemiş tek bir yapıtla katılabilecekler.

Büyük ödülü 15.000 TL olan ve seçilen üç genç sanatçının da, kişi başı 5.000 TL başarı ödülü alacağı yarışmanın sergisi 26 Nisan 2012 tarihinde Beyoğlu İstiklâl Caddesi’ndeki, Vehbi Koç Vakfı, Merkez Han Galeri’sinde açılacak ve 12 Mart 2012 tarihine kadar sanatseverlerin ziyaretine açık olacak.

Adaylar, yarışma şartnamesi ve diğer detayları   öğrenmek için lütfen Tıklayınız

3-  NARDİS GENÇ CAZ VOKAL YARIŞMASI 2012

Nardis Genç Vokal Yarışması, Türkiye’nin her köşesinden caz müziğine gönül vermiş genç yeteneklerin uluslararası caz platformlarına taşınmasını hedefliyor. Nardis Genç Caz Vokal Yarışması, hem caz vokallerine sahnesini açıyor, hem de Türkiye’de caz müziğinin ve bilincinin gelişmesine katkı sağlıyor.

Geçen yıllarda Nardis’in yarışmasına katılan genç yetenekler, başarılarını, Avrupa ve ABD’nin saygın müzik okullarından eğitim bursu kazanarak ve çeşitli festivallerde önemli ödüller alarak pekiştirdi.

Nardis Genç Caz Vokal Yarışması’nın amacı, Türkiye’de amatör veya profesyonel olarak müzikle uğraşan genç vokalistlerin seslerini yurt içinde olduğu kadar yurt dışında da duyurmalarına destek olmaktır. Ülkemizin renkli kimliğini sanatçılarıyla festivallerde yansıttığı gibi, genç yetenekler aracılığıyla yarışmalarda sergilemesine önem veriyoruz. Tüm sanat dallarında olduğu gibi müzikte de gerçek anlamda bir yarışmanın olmadığına inanıyoruz. Yarışmalarda derece alanlar bu işi en iyi yapanlar olmadığı gibi, diğerleri de kötü olarak nitelendirilemez. Ancak bazı durumlarda bir kişinin diğerlerini de temsil etmek üzere seçilmesi gerekir. Onun için NARDIS olarak bu organizasyona “yarışma” adını istemeyerek veriyoruz. Bu organizasyonun sonunda “birinci” seçilmeyecek, sadece Litvanya ve Estonya’daki benzer yarışmalara gidecek vokalistler seçilecektir. Bu nedenle 2. veya 3. gibi dereceler olmayacaktır. Bu yarışmada en başarılı bulunan vokalistler Estonya ve Litvanya’da yarışma hakkı ile birlikte bir kişi de Pulawy, Polonya’da Temmuz ayında yapılacak olan International Jazz Workshop’a katılma hakkı kazanacak, uygun bulunan bir diğer katılımcı da Nardis Jazz Club programında yer alıp konser verebilecektir.

AMAÇ VE KONU

Nardis Jazz Club tarafından düzenlenen “Genç Caz Vokal” yarışmasının amacı, Türkiye’de amatör veya profesyonel olarak müzikle uğraşan gençlerin, üniversite öğrencisi genç müzisyenlerin ve müzik öğrencilerinin caz vokal alanında gelişme göstererek seslerini duyurmalarında yardımcı olmak, uluslararası sahnelerde yer almalarını sağlamak, teşvik etmektir.

“Genç Caz” Seçmeleri dahilinde seçilecek olan 2 finalist 7 Mart 2012 tarihinde Nardis Jazz Club’deki seçmeden sonra Litvanya’daki Jazz Voices http://www.jazzvoices.lt/ (12 – 15 Nisan tarihlerindeki) ve Nomme Jazz Festivali kapsamında Mayıs ayındaki “Nomme Jazz Competition 2012 (http://www.nommejazz.ee/index.php?id=195&keel=eng) adlı uluslararası yarışmaya katılacaktırlar.

SEÇİM

“Genç Caz Vokal” Seçmelerine katılacak müzisyenler bu şartnamede belirtildiği şekilde Nardis Jazz Club’a başvurmaları gereklidir. Değerlendirmeler bu başvurular üzerinden iki aşamalı bir seçim sonucunda yapılacaktır. İlk aşamada gönderilen başvurular arasından seçici kurul tarafından belirlenenler, ikinci aşamadaki performans secmelerine çağırılacaktır. Halka açık olarak yapılacak ve adayların canlı performanslarından oluşan değerlendirme konseri sonrasında seçici kurul tarafından başarılı bulunan şarkıcılar Nisan ayında Klaipeda’daki ve Mayıs ayında Nomme’deki yarışmalara katılmaya hak kazanacaktırlar.

SEÇMELERE KATILMA KOŞULLARI

Müzisyenlerin 1 Ocak 2012 tarihi itibari ile 35 yaşından büyük olmamaları,

Adayların Türk vatandaşı olması,

Başvuru dosyalarının ve demo kayıtlarının en geç 20 Şubat 2012, Salı günü saat 17.00’ye kadar Nardis Jazz Club’a posta, kurye veya elden teslim yolu ile iletilmesi gerekmektedir. (Adres bilgileri aşağıda verilmiştir)

Adayların başvuru dosyasında;

Demo CD

[Bu demoda caz olarak nitelendirilebilecek 3 değişik stilde (swing, latin, blues, funk vb) parçaya yer verilecektir.]

Kısa özgeçmiş bulunmalıdır.

Başvuruda bulunan tüm adaylar bu şartnamedeki hükümleri bütünüyle kabul etmiş sayılırlar. Gönderilen başvuru dosyaları ve demo kayıtları iade edilmeyecektir.

SUNULACAK DEMOLARDA ARANAN NİTELİKLER

Seçmelerde sadece klasik / çağdaş caz ve alt disiplinleri, blues, blues ve caz etkileşimli güncel türler (örneğin; caz-fusion, caz-rock, caz funk, soul, acid-caz, latin caz, pop-caz, groove, electronic caz, urban, r&b, caz-blues v.b.) alanındaki başvurular değerlendirilecektir. Caz ve türevleri dışında kalan başvurular değerlendirmeye alınmayacaktır.

Demolar, ön elemeler ve finalde seslendirilecek repertuvar, adayların kendi özgün besteleri veya mevcut eserlerin yeniden yorumlamalarından oluşabilir.

Sunulacak demonun MP3 formatında olması şarttır.

Demo kayıtları 3 parçadan oluşmalıdır.

Demoların değerlendirilmesinde kayıt kalitesi bir seçme kriteri olmadigi icin kayitlarin profesyonel bir stüdyoda yapılması şart değildir. Çalınan eserlerin ve enstrümanların anlaşılabilir seviyede duyulması yeterli olacaktır.

SEÇİCİ KURUL

Değerlendirmeyi yapacak Seçici Kurul üyeleri:

Ahmet Yeşiltepe, NTV Radyo

Alexandra Ivanoff, Müzisyen, Yazar

Bülent Denli, Yazar

Cem Tuncer; Müzisyen, Jazz Dergisi Yazarı

Emin Fındıkoğlu, Müzisyen

Hakan Tüfekçi, NTV Radio Programcısı

Neşet Ruacan, Müzisyen

Önder Focan, Müzisyen

Sedat Ergin, Hürriyet Gazetesi

Sibel Köse, Müzisyen

Sevin Okyay, NTV Radyo

Nardis Jazz Club, herhangi bir Seçici Kurul üyesinin üyelikten vazgeçmesi veya kurul faaliyetlerine katılamaması halinde seçeceği başka bir kişiyi seçici kurul üyesi olarak atayabilir.

DEĞERLENDİRME

Başvuru son tarih 20 Şubat 2012 Salı günüdür.

20 Şubat’a kadar başvurularını yapmış olan müzisyen ve toplulukların demo kayıtları Seçici Kurul tarafından 1 Mart 2012 Salı gününe kadar dinlenecek ve seçici kurul üyelerinin her bir grup için yapacağı değerlendirmenin ortalaması alınarak en başarılı bulunan on başvuru değerlendirme konserine çağırılacaktır. Bu çağrı ile ilgili açıklama Nardis’in web sitesinden yayınlanacak ve ilgili katılımcılara doğrudan bildirilecektir.

Değerlendirme konseri, 7Mart 2012 Çarşamba günü Nardis Jazz Club’da dinleyicilere açık olarak gerçekleştirilecektir. Değerlendirme konserine çağırılan vokalistler kulübün belirleyeceği trio eşliğinde kendi sectikleri iki parçayı dinleyiciler ve seçici kurul önünde seslendireceklerdir. Sahne alma sırası kura ile belirlenecektir.

Değerlendirme konserini takiben seçici kurul “Genç Caz Vokal” konserlerine katılmaya hak kazanan finalistleri seçecek ve açıklayacaktır.

KONSERLER

Yukarıda belirtilen sürecin sonuda seçilen vokalist Litvanya’daki Jazz Voices adlı yarışmaya katılmaya hak kazanacaktır. Jüri tarafından değerlendirmeye girecek bir kişi de Polonya’daki Pulawy’deki workshop’lara katılamaya hak kazanacaktır. Yarışmaclarınının tüm yol ve konaklama masrafları NTV Radyo ve Nardis Jazz Club tarafından karşılanacaktır. Pasaport ve vize işlemleri katılımcıya aittir.

TEKNİK İHTİYAÇLAR

Vokalistlere yarışma öncesi belirlenecek bir saatte Nardis’te kendilerine çalacak grup ile prova yapma imkanı sağlanacaktır.

İstanbul dışından katılacak olanlar ulaşım ve konaklama masraflarından kendileri sorumludurlar.

İletişim Bilgileri

Nardis Jazz Club

Kuledibi Sokak No. 14 Galata / İstanbul  detaylar için lütfen tıklayınız. detay için :  [email protected]

4-  MİLLER MUSİC FACTORY MÜZİK YARIŞMASI 2012

Müziğin, gece hayatının ve yeniliklerin vazgeçilmez markası Miller tarafından bu yıl 8.si düzenlenecek olan Miller Music Factory’ye (MMF) başvurular 10 Şubat’a kadar devam ediyor! Miller’ın yeni yıldızları keşfetmek ve sesini duyurmak isteyen yeteneklere destek olmak amacıyla düzenlediği müzik yarışmasına başvurular www.millermusicfactory.com internet sitesi üzerinden yapılıyor.

Miller, Türkiye’de bira sektörüne girdiği 2000 yılından bu yana müziğin, gece hayatının ve yeniliklerin yanında yeralıyor. Miller Music Factory yarışması ile de müziğe gönül vermiş yetenekleri 8 senedir arıyor, buluyor ve destekliyor. Yarışma; yeteneğine inanan, fakat bu alanda kendilerini gösterebilecek platform bulamayan taze yetenekler için eşsiz bir fırsat. Her yıl rekor sayıda başvuru ile dikkat çeken Miller Music Factory, araştırmalarda genç yeteneklerin “En çok güvendiği yarışma” olarak tanımlanıyor. Bunun yanı sıra Miller Music Factory’ye katıldıktan sonra yıldızı parlayan isimler arasında 2006 yılı birincisi “Bedük”, 2007 yılı birincisi “Mustafa Keçeli”, 2008 yılı birincilerinden Multitap grubunun solisti “Selim Siyami Sümer” ve “DJ Junior” da bulunuyor.

Katılan binlerce aday arasından özel jüri tarafından seçilecek isimler finalist olarak belirleniyor. Finale kalan adaylar her kategoride alanında isim yapmış profesyoneller, sanatçılar ve jüri üyelerinden oluşan workshop’lara katılma hakkı kazanırken, aynı zamanda profesyonel danışmanlık desteği alma imkanı da buluyor. Ünlü prodüktör Chew Fu’nun da eğitim vereceği workshopların ardından ise final gecesinde yapılan halk oylaması sonucunda kazanan ilk üç isim belirleniyor. Buna göre ilk 3’e giren yarışmacıların ödülleri ise şöyle;

MMF Birincisi: Profesyonel stüdyoda 3 adet parça kaydı

MMF İkincisi: Profesyonel stüdyoda 2 adet parça kaydı

MMF Üçüncüsü: Profesyonel stüdyoda 1 adet parça kaydı

Jüri Özel Ödülü: Miller Music Tour West’e katılım şansı

Katılım şartları:

Yarışmaya katılmak isteyen 18 yaş üstü yetenekler, www.millermusicfactory.com ’dan başvuru formunu dolduracak ve aday parçayı siteye yükleyecek. Jürinin yapacağı titiz değerlendirmeler ve halk oylaması sonucunda kazananlar 10 Mart 2012’de gerçekleşecek Miller Music Factory final gecesinde açıklanacak.

Yarışma Jürisi:

Prodüktör DJ Murat Uncuoğlu, Prodüktör Hakan Kurşun, Ses Mühendisi ve Prodüktör Alp Turaç, Vokalist Elif Çağlar, Müzisyen Mabel Matiz, Dinamo FM’den Muzo Berberoğlu, Blog Yazarı Hayalsu Altınordu, Hip-hop Life Portal Editörü Ulaş Demiröz, Bant Dergisi Genel Yönetmeni Aylin Güngör ve Müzik Yazarı Eleştirmen Murat Beşer.

Chew Fu Kimdir?

Chew Fu, Lady Gaga’dan, Rihanna’ya, Alicia Keys’den Justin Timberlake’e uzanan geniş bir sanatçı kadrosu ile çalışmalar yürütmüş olan New York’lu mega-prodüktör, özgün şovlarıyla dikkat çeken sıra dışı bir DJ. Dans dünyasının önde gelen isimleri Chew Fu’yu, 2011 yılının en iyi remiksçisi olarak görüyor. Miller Music Factory için İstanbul’a gelecek olan Chew Fu finale kalan adaylara özel workshop verecek, 10 Mart gecesi gerçekleşecek final gecesinde jüri üyesi olarak yarışmacıları değerlendirecek ve aynı gece çok özel bir gösteriyle sahne alacak.

Detaylı bilgi için:

Bilgi için: Yasemin ENER / İnci ŞİRİN

PRO İletişim Danışmanlığı – 0 212 292 25 80  Yarışma için deyatlı bilgi alabileceğiniz e-mail adresleri:  [email protected] / [email protected]