Şunun için etiket arşivi: Sinema

Uluslararası Gençlik Filmleri Festivali, bugün Eskişehir’de “Ali: Düşlerinde Özgür Dünya” belgeseliyle başlıyor. Eskişehir, Ankara, İzmir ve İstanbul’u gezecek festivalin bu seneki teması “direniş”.

4.uluslararası genlik flimleri festivali

Bu yıl dördüncüsü düzenlenen Uluslararası Gençlik Filmleri Festivali(GFF) bugün Eskişehir’de galası yapılacak “Ali: Düşlerinde Özgür Dünya” belgeselinin gösterimiyle açılışını yapıyor.


2010’da yola çıkan GFF, her yıl olduğu gibi bu yıl da  sponsorsuz ve herhangi bir bilet ücreti olmadan alternatif bir festival olarak “Direniş” temasıyla karşımızda. Sloganı ise #direnişperdede. Mart ayı gösterimlerinin uğrak noktaları Eskişehir, Ankara, İzmir ve İstanbul. Festival her ildeki açılışını Ali İsmail Korkmaz’ı anlatan belgeselle yapacak.

Sponsorsuz, yarışmasız, ücretsiz

Festivalin detaylarını  Kolektif Yürütme Kurulu üyesi ve festival ekibinden İlknur Özcan’la konuştuk. GFF’nin yola çıkış öyküsünü Özcan şu şekilde aktardı:

“GFF, Öğrenci Kolektifleri’nin bir birimi olan Kolektif Sinema ekibinin 2009 yılında temelini attığı bir festivaldi. Derdimiz gençliğin üretimlerinin olduğu ve bunların ücretsiz, sponsorsuz ve yarışmasız yapıldığı bir festivaldi. Çünkü gençlik filmleri denilince günümüzde akla yozlaşmış filmler geliyor ama bir çok genç yönetmenin kısa-uzun metraj filmleri var ve bunları çeşitli engellere takılmadan sergileyebilecekleri bir alan yok. Festivalimiz bu sıkıntılara çare olmaya ve alternatif bir kültür yaratmaya çalışıyor.”

Bu yılki festival teması “Direniş”

Gençlik Filmleri Festivali her yıl ülke gündemini yakından takip ederek güncel bir temayla ortaya çıkıyor. Geçmiş yıllarda, sanata baskıyı vurgulamak adına seçilen “Yasak” teması ve sınırımızda yaşanan savaşa dikkat çekmek adına “barışın sesini yükseltme” gayesiyle seçilen “Barış” teması bunlara örnek.  Bu yıl da direnişin sanatını perdeye yansıtmayı amaçlayan festival “Direniş” temasını kullanıyor.

Festival Ali İsmail için Eskişehir’de başlıyor

3 yılda, 17 il ve 30 gösterim yerine ulaşan festivalin bu yılki ilk durağı Ali İsmail Korkmaz’ın yaşadığı şehir olan Eskişehir. Hemen ardından 11 Mart Ankara, 16 Mart İstanbul ve 24 Mart İzmir açılışları geliyor. Festival yeni durak noktalarıyla Nisan ve Mayıs’ta da devam edecek. Kesinleşen iller arasında Zonguldak, Denizli, Edirne, Bolu, Konya, Adana, Mersin, Trabzon, Kocaeli ve Bursa var.  Kayseri ve Kırşehir ise bu yıl ilk kez GFF’e  katılan iller.

GFF ekibi, “Ali: Düşlerinde Özgür Dünya” belgeselinin Eskişehir’deki galasından sonra “Ali belgeselini şehrinde, kampüsünde göster” adlı bir kampanyaya imza atmayı düşünüyor. Belgeselden haberdar olan birçok kişi yurtdığı ve yurtiçi gösterimler için şimdiden talip olmuş bile. Ali İsmail’i anlatan belgesel, Belgesel Kolektif Sinema tarafından gönüllülerle birlikte hazırlanmış ve Yönetmen Yıldıray Yıldırım da yapım aşamasında gönüllülere yardımcı olmuş.

Festivalde neler var?

Festivalde bu yıl ustalara saygı kuşağında Yılmaz Güney’in Umut filmi, genç yönetmenlerden kısalar, Kolektif Sinema kısa seçkileri, yurtdışından uzun metrajlı filmler ve Türkiye’den uzun metrajların yanı sıra Eymir Neden Paylaşılamadı?, ODTÜ Ayakta, Ekümenopolis gibi belgeseller de gösterilecek. (PÇ/ÇT)

 

Kaynak : [-]

Köklerini Balkan ezgilerinden alan müziğiyle sayısız sinema ve tiyatro müziğine imza atan Goran Bregoviç, 8 Mart tarihinde, Zorlu Center PSM’de sevenleriyle buluşacak. “The Wedding & The Funeral Band”in geleneksel perküsyonla uyumunu sahneye taşıyacağı konseriyle Bregoviç, İstanbullu hayranlarına keyifli bir müzik ziyafeti hazırlıyor.

goran-bregovic-istanbul-konseri

1978 yılında Mica Milosevic’in Nije Nego filmiyleilk film müziğini besteleyen,tiyatro ve sinema eserleri için hayranlık uyandıran müzikler yapmanın yanı sıra müzikal kariyerine 12 albüm ve binlerce kişinin izlediği pek çok konser sığdıran müzisyen Goran Bregovi ? , İstanbullu hayranlarıyla bir kez daha bir araya gelecek.

1995′te Cannes Film Festivali’nde ödül kazanan, ünlü yönetmen Emir Kusturica ile Underground ve White Cat Black Cat gibi pek çok unutulmaz filmin müziğine imza atan, 1994 yılında Altın Palmiye alan La Reine Margot’nun ve Can Dündar’ın yazıp yönettiği Mustafa adlı belgeselin müziklerini besteleyen Bregovi?,Sezen Aksu ve Candan Erçetin’le verdiği ortak konserlerle de Türkiye’de geniş kitlelerin hayranlığını kazandı.

Geleneksel Bulgar polifonileri taşıyan çingenorkestrası “ The Wedding & The Funeral Band ”in elektrogitar ve rock aksanına sahip geleneksel perküsyonla uyumlu hale geleceği konser, saat 21.00 ’de Zorlu Center PSM ’de.

Mekan : Zorlu Center PSM, Ana Tiyatro

Bilet Fiyatları : 62 TL, 85 TL, 105 TL, 130 TL, 175 TL

Kaynak :[-]

Kadınlarla alakalı yanlış mitlerin, algıların, cinsiyetçi bakışın sinemada bir kez daha yorumlanıp üretilmesini ve cinsiyet ayrımcılığının normal kılınmasını eleştirmek için organize edilen Altın Bamya ödüllerinin bu seneki adayları duyuruldu.

altın bamya

Ezgi Mola, Fikret Kuşkan, Selma Ergeç, Ezgi Asaroğlu, Ali Poyrazoğlu, Tayanç Ayaydın ve Şahan Gökbakar’ın canlandırdığı karakterler aday listesinde.

Adaylıklarda ‘Aşk Kırmızı’, ‘Celal ile Ceren’ ve ‘Erkek’ler filmleri dikkat çekerken, ‘Senin Hikayen’ filminde canlandırdığı Esra karakteriyle Selma Ergeç de listede yer aldı. Diğer kadın oyuncular ise ‘Aşk Kırmızı’da Zeynep olarak izlediğimiz Ezgi Asaroğlu ve ‘Celan ile Ceren’in başrol oyuncusu Ezgi Mola. Erkek oyuncu kategorisinde ise ‘Celal ile Ceren’ ile Şahan Gökbakar, ‘Aşk Kırmızı’ ile Tayanç Ayaydın, ve ‘Erkekler’ filminin başrol oyuncuları Fikret Kuşkan- Ali Poyrazoğlu ikilisi.

Jüri oylamasının neticesi kategorisinde en çok oyu alanlara ödülleri, izleyici ve jüri özel ödülleriyle birlikte 24 Mart akşamı İsveç Konsolosluğu’nda düzenlenecek 6. Altın Bamya Ödül Töreni’ndetakdim edilecek.

Adaylar

Erkek Karakter: Aşk Kırmızı (Ferhat)

Celal ile Ceren (Celal ve arkadaşları)

Erkekler (Adem ve Nazım)

Kadın Karakter: Aşk Kırmızı (Zeynep)

Celal ile Ceren (Ceren ve arkadaşları)

Senin Hikayen (Meral ve Esra)

Senaryo:

Aşk Kırmızı

Celal ile Ceren

Erkekler

Film: Aşk Kırmızı

Celal ile Ceren

Erkekler

İş Bankası Maximum Kart partnerliğinde düzenlenen !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nde şimdi sıra Ankara ve İzmir’de

if-izmir-2014

!f İstanbul, yılın en çok konuşulan bağımsızlarını 27 Şubat-2 Mart tarihlerinde Ankara ve İzmir’e taşıyacak.

İş Bankası Maximum Kart partnerliğinde ve Mars Cinema Group ortaklığında yapılan !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 27 Şubat-2 Mart 2014 tarihlerinde Ankara’da Cinemaximum Armada’da, İzmir’de ise Cinemaximum Konak Pier’de gerçekleşecek.

Yılın beklenen filmleri Ankara ve İzmir’de ilk kez

13-f-istanbul-uluslararasi-bagimsiz-filmler !f İstanbul’un Toronto’dan Venedik’e, Cannes’dan Sundance’e, dünyanın önemli festivallerinde büyük ilgi görmüş, yılın en çok beklenen filmleri Ankara ve İzmir’de ilk kez seyirciyle buluşacak.

Ankaralı ve İzmirli sinemaseverlerin izleyeceği filmler arasında; Jude Law’u en sıra dışı rollerinden birinde izleyeceğimiz suç komedisi Dom Hemingway; Locarno’da kadın oyuncu dahil dört ödül birden alan, Atina ve Valladolid’de seyircinin gönlünü kazanıp pek çok ödülü toplayan Short Term 12/Kısa Dönem 12; Irvine Welsh’in aynı adlı romanından uyarlanan, James McAvoy’un övgülere boğulan performansıyla “yeni Trainspotting” sıfatını sonuna kadar hak eden Filth/Pislik; Jean-Marc Vallée’nin Oscar’larda 6 dalda aday son filmi Dallas Buyers Club/ Sınırsızlar Kulübü; Richard Ayoade’nin Submarine’den sonraki filmi The Double/Öteki; Scarlett Johansson’ı Femme fatale uzaylı rolünde izleyeceğimiz etkileyici bilimkurgu Under the Skin/Derinin Altında; Hayao Miyazaki’nin sinemaya vedası The Wind Rises/Rüzgâr Yükseliyor; Ramon Zürcher’in Toronto, Cannes, Berlin gibi festivallerde büyük övgüyle karşılanan filmi The Strange Little Cat/Tuhaf Kedicik; Clio Barnard’ın Cannes’da Label Europa Cinemas Ödülü’nü kazanmış, Stockholm ve Londra film festivallerinde ‘En İyi Film’e değer görülmüş The Selfish Giant/Bencil Dev’i; Koray Kaya’nın Aşk & Başka Bi’ Dünya Yarışması’nda “En İyi Film” seçilen, çağdaş müziğin algı süreçlerini, öncesi ve şimdisini İlhan Mimaroğlu’dan Aydın Esen’e, İlhan Erşahin’den Arto Tunçboyaciyan’a, önemli müzisyenlerle tartışan filmi Anarchic Harmony/Anarşik Armoni; Fasulye filmiyle kendine has bir seyirci kitlesi kazanan Bora Tekay’ın uğurböceğinden süper kahraman, birkaç boş sayfadan da uzun metraj film yarattığı komedisi Böcek; gerek özel yaşamı gerek çektiği fotoğraflarla tartışmalar yaratan Nan Goldin’in yaşamı ve çalışmalarını konu alan Nan Goldin – I Remember Your Face/Nan Goldin – Yüzünü Hatırlıyorum ve prömiyerini 2013 Sundance’te yaptıktan sonra Berlin Film Festivali’nde Teddy Jüri Ödülü kazanmayı başaran Amerikalı yönetmen ve senarist Stacie Passon’ın etkileyici draması Concussion/Sarsıntı yer alıyor.

Yılın en iyi kısaları bir arada

!f İstanbul’un kısa metrajlı film üretimine dair son bir yıl içerisindeki eğilimlerin derlemesini yapmak amacıyla hazırladığı “Türkiye’den Kısalar”, bu yıl da Ankara ve İzmir’de yapılacak ücretsiz gösterimlerle kısa tutkunlarını bekliyor. Yönetmen ve yapımcıların yanı sıra kısa film izleyicilerinin önerileriyle hazırlanan ve tematik olarak programlanan “Türkiye’den Kısalar” seçkileri, Ankara’da Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Ahmet Taner Kışlalı Sanat Evi, Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi RTS Stüdyosu, Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi, ODTÜ GİSAM ve Tayfa Kitap Cafe’de; İzmir’de ise Fransız Kültür Merkezi’nde ücretsiz olarak !f izleyicilerine sunulacak.

Bu yıl “Türkiye’den Kısalar” bölümü bu yıl dört derlemeden oluşuyor. Türkiye’nin son bir yılında çoğumuzu derinden etkileyen bağzı meseleleri konu alan 6 kısalı “Biz Buraya Nasıl Geldik?”, idealize edilen mutlu aile tabloları yerine başka aile tablolarını bir araya getiren “Aile Tablosu”, her birinde farklı bir coğrafyanın/mekânın renginin filmin atmosferinin baskın geldiği üç farklı sinemasal lezzeti buluşturan “Üç Renk”, cümlesini hem doğrudan bir soru, hem de bir meydan okuma olarak sordurtan “Kim Korkar Hayattan !/?”, yılın en kendine özgü kısa programı olarak seyircilerini bekliyor.

Biletler biletix’de

!f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nin biletleri biletix’den, biletix gişelerinden, biletix çağrı merkezinden ve festival sinemaları gişelerinden satın alınabilecek.

 

Bilet ücretleri ise şöyle:

Hafta içi Gündüz Gösterimleri: 8 TL

Tam: 14 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)

Öğrenci: 11,5 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)

“Ev” Bölümü Filmleri: 8 TL

21:30 – 22:00 Seansları: 14 TL

İş Bankası Maximum Kartlılara özel avantajlar

Festivalde İş Bankası Maximum Kart sahiplerine özel olarak hazırlanan “Maximum Film” paketi ile biletlerde %50 indirim ayrıcalığı sunulacak. İş Bankası Maximum Kart sahipleri, “Maximum Film” paketiyle en az 4, en fazla 20 adet festival sinema biletini %50 indirimle satın alabilecekler. Paket almayı tercih etmeyen İş Bankası Maximum Kart sahipleri için de film biletlerinde ön satışta %20 indirim ayrıcalığı sunulacak.

Turkcell’den bir bilet alana bir bilet bedava

Festivalde ayrıca, Turkcell Profesyoneller Kulübü üyeleri de Cuma ve Cumartesi akşamı 19:00 ve 19:30 seanslarında “bir bilet alana bir bilet hediye” fırsatından faydalanacaklar.

İş Bankası Maximum Kart partnerliğinde ve Mars Cinema Group ortaklığında gerçekleşecek !f Ankara ve !f İzmir, 2 Mart’ta sona erecek.

!f İstanbul’un merakla beklenen yarışması Keş!f’in “ilham veren” yönetmeni belli oldu.

mahi-va-gorbeh

Mahi va Gorbeh / Balık ve Kedi

Tek plandan oluşan Fish&Cat/Balık ve Kedi’nin İranlı yönetmeni Shahram Mokri, Keş!f jürisinin ve SİYAD jürisinin ortak seçimi oldu!

İş Bankası Maximum Kart partnerliğinde düzenlenen 13. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, dün gece Unter’de yapılan ödül töreniyle sona erdi. Ceylan Özçelik’in sunuculuğunu yaptığı gecede Keş!f Yarışması Ödülleri ve Türkiye’den Kısalar İzleyici Ödülleri sahiplerini buldu.

Keş!f Ödülü İranlı yönetmenin

Sinema dünyasından usta isimlerin “sinemada cesur hikâye anlatımı ve biçimsel arayış” kriterlerini gözeterek, en çok “İlham Veren Yönetmen”i seçtikleri Uluslararası Keş!f Yarışması’nda bu yıl ABD, Almanya,Fransa, Fas, Irak, İngiltere, İran, İsviçre, Nepal, Norveç, Sırbistan ve Türkiye’den toplam 9 film yarıştı.

Mehmet Günsür, Michael Hausman, Dennis Lim, Philippe Falardeau ve Christoph Terhechte’den kurulu Keş!f Jürisi, Fish & Cat/Balık ve Kedi’nin yönetmeni Shahram Mokri’yi “yılın ilham veren yönetmeni” seçti ve Mokri 15 bin dolar değerindeki ödülün sahibi oldu. Jüri adına ödül gerekçesini okuyan Mehmet Günsür; “Tek çekim halinde yaratılan, bizi hem entelektüel hem de duygusal olarak etkileyen, sonuna kadar soluksuz izlenen ustalıklı üslubuyla bir kuşağın sıkışmışlığını büyük bir yaratıcılıkla gözler önüne sermesiyle Keş!f Ödülü’nü Balık ve Kedi’ye veriyoruz” dedi.

SİYAD da Balık ve Kedi dedi

if istanbulBurçin Yalçın, Cem Altınsaray ve Müge Turan’dan oluşan Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) jürisinin seçimi de Balık ve Kedi’den yana oldu.

SİYAD jürisi adına gerekçeyi okuyan Müge Turan şunları söyledi: “SİYAD jürisi olarak, gençlerin özgürlük arayışını baştan başa bir metafor olarak ortaya koyabilmesi, bunu da gerek teknik gerekse estetik açıdan müthiş bir yaratıcılıkla gerçekleştirilebilmesi, zaman ve mekan içinde Escher tablolarını aratmayan bir döngüsellikle dolaşan parabolik kurgusu, hiçbir anda aksamayan kesintisiz mizanseni, müthiş bir meydan okumanın altından başarıyla kalkan görüntü yönetimi ve sinemasal gerilimi hep yukarıda tutan ses tasarımıyla Keş!f bölümünün ruhunu en iyi yansıtan filmin, Shakram Mokri imzalı İran yapımı Mahi va Gorbeh / Balık ve Kedi’nin ödülü hak ettiğini düşünüyor.”

İranlı Shahram Mokri’ye Venedik’te Orrizonti Jürisi’nden Teknik Başarı Ödülü’nü getiren Fish & Cat / Balık ve Kedi; kamp yapmaya giden bir grup üniversite öğrencisinin, yakınlardaki restoranda insan eti servis edildiğini öğrendiği gerçek bir olaydan yola çıkıyor. 130 dakikalık tek bir plandan oluşan fish and catfilm, bir yandan Blair Cadısı atmosferini sürdürürken, bir yandan da bir Kiarostami ya da Makhmalbaf filmiymişçesine yüzünü insana dönüp, sinemayla, gerçeklikle ve zamanla oynuyor.

Kısa izleyicisi Küçük Kara Balıklar’ı seçti

Gecede ayrıca Türkiye’den Kısalar bölümü kapsamında verilen İzleyici Ödülleri’nin sahipleri de belli oldu. 18 kısanın gösterildiği bölümde en iyi kısa Azra Deniz Okyay’ın yönettiği Küçük Kara Balıklar seçilirken, Can Evrenol’un Baskın’ı ikinciliği, Onur Yağız’ın Patika / Patika (The Country Road) adlı kısası da üçüncülüğü aldı. 2014’ün birincisi Okyay, !f İstanbul’un konuğu olarak yurt dışındaki bir festivale konuk olma hakkı kazandı.

!f İstanbul’un yeni yarışmalı bölümü Aşk & Başka Bi’ Dünya’da ödül Koray Kaya’nın filmi “Anarşik Armoni” ’nin oldu. Film, Yılın En Yaratıcı Müdahalesi seçildi. Kaya’ya ödülünü ünlü Fransız yönetmen Michel Gondry verdi.

Koray Kaya

Koray Kaya

13- !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nin yeni yarışması Aşk & Başka Bi’ Dünya’da 7 film yarıştı. Filmleriyle yeni ve açık yollara, yöntemlere ve birlikteliklere işaret eden sinemacıları bir araya getirmeyi amaçlayan yarışma bölümünde, kamerayla dünyayı değiştirmeyi başarmış yönetmenleri İstanbul’da ağırladı.

anarsik-armoniAralarında Jehane Noujaim’in Oscar adayı filmi Meydan, Mike Lerner ve Maxim Pozdorovkin’in Pussy Riot’ın hikâyesini konu alan Pussy Riot: Bir Punk Duası, Riahi Kardeşlerin Her Gün İsyan’ının da bulunduğu yarışmada jüri, Türkiye’den Kaya’nın Anarşik Armoni adlı belgeselini oy birliğiyle En İyi Film seçti.

Devrimci besteci, teorisyen Stravinsky ve Schönberg’den cazın kurucularından Buddy Bolden’a, sıradışı bir yaklaşıma sahip olan John Cage’e, İlhan Mimaroğlu’na, Aydın Esen’e, insan algısının sınırlarını genişletmeye cesaret eden sanatçılara odaklanan, çağdaş müziğin algı süreçlerini, öncesi ve şimdisini müzisyenlerle tartışan Anarşik Armoni, Koray Kaya’nın ilk filmi.

Anarşik Armoni, teknolojik gelişmelerin eşliğinde müziğin bilinmeyene giden macerasındaki sosyo-politik gelişmelere ışık tutmaya çalışan ve bunu insanlık için evrensel bir dil olan müzikle yapan bir manifesto. Belgeselde Gezi olayları da var.

!f İstanbul, 23 Şubat’ta sona erecek. Festivalin 7 yıldır düzenlediği ve yılın ilham veren yönetmeni seçileceği Keş!f Uluslararası Yarışması’nın kazananları da kapanış gecesinde açıklanacak.

Festival programında bu akşam Zeynep Dadak ve Merve Kayan imzalı Mavi Dalga filmini izleyebilirsiniz. Antalya’da En İyi İlk Film Ödülü dahil 3 ödül alan Mavi Dalga, geçtiğimiz hafta 64. Berlin Film Festivali’nin Generation bölümüne de katıldı.

Film, üniversiteyi büyük bir şehirde okumak isteyen Deniz ve arkadaşlarının yaşadıkları şehirle ilişkileri ve gelecek kaygılarının hikayesini anlatıyor. Film, 2012 yılında Balıkesir’de çekildi. Başrollerinde Ayris Alptekin, Onur Saylak, Barış Hacıhan ve Albina Özden oynuyor.

Mavi Dalga’yı bu akşam 19:30’da Cinemaximum Fitaş’ta izleyebilirsiniz.

Size önerebileceğimiz diğer film ise Wong Kar Wai’nin son filmi Büyük Usta.

Film on yılda çekilmiş ve kurgusu da bir yıl sürmüş. Büyük Usta, sinematografi ve dövüş koreografisi olarak tam bir seyir ziyafetini vaad ediyor. Büyük Usta saat 22:00’e yine Cinemaximum Fitaş’ta.

İngiliz Film ve Televizyon Sanatları Akademisi (BAFTA) ödüllerinin bu yılki sahipleri belli oldu. Köleliğin konu edildiği “12 Years a Slave” en iyi film ödülünü kazanırken, filmin erkek oyuncusu Chiwetel Ejiofor en iyi erkek oyuncu ödülüne layık görüldü. Avustralyalı aktris Cate Blanchett “Blue Jasmine” filmindeki performasıyla en iyi kadın oyuncu ödülünü kazandı.

British Academy Film Awards

İngiltere’nin başkenti Londra’daki tarihi kraliyet opera binasında yapılan ödül töreninden önceki kırmızı halıda renkli görüntüler yaşandı.

baftaHelen Mirren, Uma Thurman, Angelina Jolie, Emma Thompson, Cate Blanchett, Amy Adams, Brad Pitt,Leonardo DiCaprio, Christoph Waltz, Christian Bale, Tom Hanks gibi ünlüler birbirinden şık kıyafetlerle kırmızı halıda boy gösterdi.

Ödül törenine ayrıca, İngiltere kraliyet tahtının ikinci sıradaki varisi Cambridge Dükü William katıldı.

Köleliğin konu edildiği “12 Years a Slave” en iyi film ödülünü kazanırken, filmin erkek oyuncusu Chiwetel Ejiofor en iyi erkek oyuncu ödülüne layık görüldü. Sandra Bullock’un oynadığı “Gravity” filminin yönetmeni Alfonso Cuaron en iyi yönetmen ödülünün sahibi olurken, Avustralyalı aktris Cate Blanchett “Blue Jasmine” filmindeki performasıyla en iyi kadın oyuncu ödülünü kazandı.

BAFTA ödüllerinin kategorileri ve kazananlar şöyle

bafta ÖDÜLÜEn İyi Film: 12 Years a Slave

En İyi Yönetmen: Alfonso Cuaron- Gravity

En İyi Erkek Oyuncu: Chiwetel Ejiofor- 12 Years a Slave

En İyi Kadın Oyuncu: Cate Blanchett- Blue Jasmine

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Barkhad Adbi- Captain Phillips

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Jennifer Lawrence- American Hustle

En İyi İngiliz Filmi: Gravity

En Orijinal Senaryo: American Hustle

En İyi Uyarlama Senaryo: Philomena

En İyi Animasyon Filmi: Frozen

En İyi Sinematografi: Gravity

En İyi Belgesel: The Act of Killing

En İyi Yabancı Film: The Great Beauty

En İyi Prodüksiyon Tasarımı: The Great Gatsby

En İyi Görsel Efekt: Gravity

En İyi Makyaj ve Saç: American Hustle

En İyi Kostüm Tasarımı: The Great Gatsby

En İyi Ses: Gravity

En İyi Müzik: Gravity

33. İstanbul Film Festivali’den yeni haberler gelmeye devam ediyor!

dervis_zaim

İstanbulluların her sene heyecanla beklediği ve bu yıl  5-20 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek olan 33. İstanbul Film Festivali ’nin açılış filminden sonra şimdi de Altın Lale Ulusal Yarışması jüri başkanı açıklandı. Türk sinemasının auteur yönetmenlerinden Derviş Zaim bu seneki jürinin başkanlığını yürütecek.

Nokta (2008) filmiyle 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülü’ne layık görülen Zaim, 2012’de çektiği Devir ile geçtiğimiz sene yine Ulusal Yarışma’da Jüri Özel Ödülü’nü almıştı. Derviş Zaim en son başrollerini Bülent İnal ve Sanem Çelik’in paylaştığı Balık filmini tamamladı.

Derviş Zaim hakkında bir kaç bilgi:

dervis_zaim-1

Derviş Zaim Boğaziçi ve Warwick Üniversitelerinde; sırasıyla İşletme ve Kültürel Çalışmalar (MA) eğitimi gördü. Yunus Nadi Roman ödülünü kazanan Ares Harikalar Diyarında (1994) adlı kitabından sonra ilk filmi Tabutta Rövaşata’yı (1997) çekti. Yurtiçi ve yurtdışında birçok ödül kazanan bu filmi, yine benzer biçimde, prestijli birçok ulusal ve uluslararası festivallerden başarıyla dönen Filler ve Çimen (2000), Çamur (2003), Cenneti Beklerken (2006), Nokta (2008), Gölgeler ve Suretler (2011) ve Devir (2012) adlı uzun metrajlı kurmaca filmleri ile Paralel Yolculuklar (2003-Ortak yönetmen: Panicos Chrysanthou) adlı belgeseli izledi. Derviş Zaim, halen, çeşitli üniversitelerde sinema konusunda ders vermektedir.

2012 Devir (Cycle)
2011 Gölgeler ve Suretler (Shadows and Faces)
2008 Nokta (Dot)
2006 Cenneti Beklerken (Waiting For Heaven)
2004 Paralel Yolculuklar (Parallel Trips- documentary)
2003 Çamur (Mud)
2000 Filler ve Çimen(Elephants and Grass)
1997 Tabutta Rövaşata (Somersault In A Coffin)

Aldığı Ödüller:

Edebiyat Alanı:

“Ares Harikalar Diyarında”- 1992 Yunus Nadi Roman Armağanı

Sinema Alanı:

“Tabutta Rövaşata” (35 Mm Uzun Metrajlı Film)

Ulusal Ödüller

Antalya Film Festivali (1996)
• En İyi Film
• En İyi Senaryo
• En İyi Erkek Oyuncu
• En İyi Kurgu

Istanbul Film Festivali (1997)
• Jüri Özel Ödülü
• Fipresci

Ankara Film Festivali (1997)
• En İyi Erkek Oyuncu

Orhan Ariburnu Ödülleri (1997)
• En İyi Ikinci Film
• Jüri Özel Ödülü

Uluslararasi Ödüller

Montpellier Film Festivali (1997)
• Jüri Özel Ödülü
• Akdeniz Eleştirmenleri Ödülü

Torino Film Festivali (1997)
• Jüri Özel Ödülü
• Halk Ödülü

Selanik Film Festivali (1997)
• Jüri Özel Ödülü
• En İyi Erkek Oyuncu

Amiens Film Festivali (1997)
• Netpac Ödülü

San Francisco Film Festivali (1997)
• En İyi Film

D’Annonay Film Festivali (1998)
• En İyi Film

Ouvres Film Festivali (1998)
• En İyi Film
• En İyi Erkek Oyuncu

“Filler Ve Çimen” (35 Mm Uzun Metrajlı Film)

Ulusal Ödüller

Antalya Film Festivali (2000)
• Jüri Özel Ödülü
• En İyi Yönetmen
• En İyi Kadin Oyuncu
• En İyi Kurgu
• En İyi Sanat Yönetmeni
• En İyi Yardimci Erkek Oyuncu
• Kültür Bakanliği Ödülü

Istanbul Film Festivali (2001)
• Fipresci -Uluslararasi Film Eleştirmenleri Ödülü
• En İyi Kadin Oyuncu

Avşa Film Festivali (2001)
• En İyi Film
• En İyi Kadin Oyuncu

Orhon Ariburnu Ödülleri (2001)
• En İyi Film
• En İyi Yönetmen
• En İyi Kadin Oyuncu

Siyad (Sinema Yazarlari Derneği) Ödülleri (2002)
• En İyi Film
• En İyi Yönetmen
• En İyi Senaryo
• En İyi Kadin Oyuncu

“Çamur” (35 Mm Uzun Metrajlı Film)

Ulusal Ödüller

Orhon Ariburnu Ödülleri (2003)
• Jüri Özel Ödülü

Ankara Film Festivali (2003)
• En İyi Yardimci Kadin Oyuncu

Sinema Yazarlari Derneği (2003)
• En İyi Kadin Oyuncu

Uluslararasi Ödüller

Venedik Film Festivali (2003)
• Ccit (Geleceğin Sinemasi)- Enricho Fulchignoni (Unesco) Ödülü

“Paralel Yolculuklar” (Belgesel- 2004)

Ulusal Ödüller

Kutlu Adali Basin Ödülü

Cenneti Beklerken (35 Mm Uzun Metrajlı Film -2006)

Ulusal Ödüller

Antalya Film Festivali(2006)

En İyi Özel Efekt

Siyad Ödülleri (2006)

En İyi Film Müziği

Ankara Film Festivali (2006)

En İyi Sanat Yönetimi

En İyi Müzik

Adana Film Festivali

Jüri Özel Ödülü

En İyi Sanat Yönetimi

En İyi Müzik

En İyi Kurgu

Uluslararasi Ödüller

Kahire Film Festivali – En İyi Sanatsal Katki Ödülü

Nokta (35 Mm Uzun Metrajlı Film -2008)

Ulusal Ödüller

-Antalya Film Festivali Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü
-Antalya Film Festivali En İyi Yönetmen
-Istanbul Film Festivali En İyi Yönetmen
-Bursa Ipek Yolu En İyi Yönetmen
-Antalya Film Festivali En İyi Müzik
-Adana Film Festivali En İyi Müzik
-Adana Film Festivali En İyi Görüntü
-Adana Film Festivali En İyi Görsel Efekt
-Antalya Film Festivali En İyi Ses Tasarimi
-Türkiye Yazarlar Birliği Sinema Ödülü
-Boston Türk Filmleri Festivali Sinemada Mükemmellik Ödülü

Uluslararasi Ödüller

-Avrasya Film Festivali Eleştirmenler Ödülü
-Kahire Uluslararasi Film Festivali En İyi Dijital Film
-Montpellier Film Festivali En İyi Müzik
-Asya Pasifik Ödülleri Senaryo Adayi

Gölgeler Ve Suretler
Ulusal Ödüller

-Ankara Film Festivali – En İyi Film
-Ankara Film Fstivali – En İyi Yönetmen
-Ankara Film Festivali – En İyi Kadin Oyuncu
-Ankara Film Festivali – En İyi Yardimci Erkek Oyuncu
-Ankara Film Festivali – En İyi Kurgu
-Ankara Film Festivali – En İyi Sanat Yönetimi
-Ankara Film Festivali – Siyad Eleştirmenler Ödülü
-Antalya Film Festivali – Siyad Eleştirmenler Ödülü
-Antalya Film Festivali- En İyi Kurgu

-14. Uluslararasi Istanbul Kukla Festivali Onur Ödülü

-1. Yeşilçam Ödülleri – En İyi Sanat Yönetimi

-1. Yeşilçam Ödülleri – En İyi Kostüm

Uluslararasi Ödüller

Film Oriental (Cenevre) – Özel Mansiyon

 

sinema-film1988 yılında sansür kurulunun beş filme sansür istemesi üzerine Elia Kazan önderliğinde yapılan protestolarla kaldırılan festivallere bakanlık denetimi uygulaması geri döndü.

Şenay Aydemir’in Radikal’deki haberine göre, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü ulusal film festivallerinde gösterilecek filmlere bakanlık denetiminden geçme zorunluluğu getirdi. Sinema Genel Müdürlüğü başvuruları devam eden İstanbul Film Festivali yöneticilerine bir yazı göndererek festivalde gösterilecek hem yerli hem de yabancı yapımların bakanlıktan onay alması gerektiğini bildirdi.

Sinema Genel Müdürlüğü Vekili Mesut Cem Erkul imzasıyla gönderilen yazıda ülke içinde düzenlenecek, fuar, film festivali ve şenlik gibi sanatsal etkinliklerde gösterilecek yabancı filmlerin ‘Sanatsal Etkinlikler Komisyonu’ndan izin alındıktan sonra gösterilebileceği belirtilirken; yerli yapımlar için kayıt ve tescil belgelerinin tamamlanmış olması zorunluluğu getirildi.

Yerli yapımlar içi kayıt ve tescil belgesi Malatya Kristal Kayısı Film Festivali dışında, büyük festivaller olan İstanbul, Adana ve Antalya’daki festivallerde istenmiyordu.

Sinema Genel Müdürlüğü’nün yazısında 5224 sayılı kanunun ilgili maddesine atıfta bulunularak “Yapılan değerlendirme ve sınıflandırma sonucu belirlenen işaret ve ibarelerin her türlü tanıtım ve gösterim alanında ve tüm taşıyıcı materyaller üzerinde kullanılması ve bu işaret ve ibarelere uygun olarak dağıtılması zorunludur. Bakanlık içerik gösteren ve uyarıcı nitelikteki bu işaret ve ibarelere uyulup uyulmadığını ve bu işaretlerde belirlenen yaş sınırına uygun bir şekilde satış ve dağıtım ve gösterim yapılıp yapılmadığını her zaman denetleyebilir” ifadelerine yer verildi. Yazıda kurallara uymayanların para cezasına çarptırılacağını dikkat çekildi.

Sinema Genel Müdürlüğü, kayıt ve tescil belgesini 2013 Altın Portakal’ına bir hafta kala talep etmiş, yapımcılar yoğun uğraşlar sonucunda kalan sürede bu belgenin yetişmeyeceğine yetkilileri ikna etmişlerdi. Ancak genel müdürlük yine de tescil belgesi için başvurma zorunluluğu getirmişti. Altın Portakal sırasında konuşulan önemli gündem maddelerinden birisi de bu uygulamanın festivaller için zorunlu hale getirileceğiydi.

ELİA KAZAN’IN PROTESTOSU İLE MUAFİYET KAZANILMIŞTI

Dünyaca ünlü yönetmen Elia Kazan’ın Altın Lale jüri başkanı olduğu 1988 yılının İstanbul Film Festivali’nde, bakanlığın beş film birden kesme kararı büyük tepki çekmişti. Türkiyeli sinemacılar, Elia Kazan başkanlığında Taksim Meydanı’na yürüyüş düzenledi. Dönemin Kültür Bakanı da çıkarttığı kararnameyle film festivallerini sansürden muaf tuttu.

Kaynak: Kısa Haber

Sundance Film Festivali programında yer alan 6 film, Türkiye’de ilk defa İstanbul Film Festivali’nde izleyicilerle buluşacak

iksv-film-festivali

Bağımsız sinemanın en önemli etkinliklerinden Sundance Film Festivali 16 Ocak’ta başlayacak. 26 Ocak tarihine kadar devam edecek festival programında yer alan 6 film, Türkiye’de ilk defa İstanbul Film Festivali’nde izleyicilerle buluşacak. İKSV tarafından bu yıl onuncu kez Akbank sponsorluğunda düzenlenen 33. İstanbul Film Festivali 5-20 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

Polonya’da Nazi işgali ile Holokost’un acı izlerini süren bir hikâye anlatan Pawel Pawlikowski ’nin son filmi Ida, daha Sundance gösterimini yapmadan uluslararası festivallerde birçok ödüle layık görülerek 2014’ün en iyilerinden olmaya doğru yol aldı. Londra, Les Arcs, Gdynia ve Varşova film festivallerinde En İyi Film, Toronto’da FIPRESCI Ödülü’nü alan Ida, ayrıca Les Arcs Film Festivali’nde her iki başrol oyuncusu Agata Kulesza ve Agata Trzebuchowska ’ya da en iyi kadın oyuncu ödüllerini kazandırdı. 1960’larda Polonya’da geçen siyah beyaz film, genç rahibe adayı Anna’nın son yeminini etmeden hemen önce aslında Yahudi olduğunu öğrenişinin öyküsünü anlatıyor.

Stranger by the Lake

Stranger by the Lake

Fransız yönetmen Alain Guiraudie ’nin ilk kez Cannes Film Festivali’nde izleyici karşısına çıkan son filmi Stranger by the Lake, ölüm, cinsellik, eşcinsel kültürü ve dostluk kavramlarına yaklaşımıyla hem izleyicilerden hem de eleştirmenlerden büyük övgü topladı. Cannes’da gösterildiği Belirli Bir Bakış Bölümü’nde En İyi Yönetmen Ödülü’nün yanı sıra Eşcinsel Palmiye’ye de layık görülen, Hitchcockvari bir gizem etrafında kurgulanan filmin tamamı bir yaz mevsiminde, bir çıplaklar plajında geçiyor.

Dünyanın en saygın belgesel film festivallerinden IDFA’nın bu yıl açılış filmi olan Return to Homs, Suriye’nin Homs şehrinden devrimci gençlerin bir portresi. Yönetmen Tala Derki üç yıl boyunca iki yakın arkadaşı takip ediyor. Milli takım golcüsü, şarkılarıyla devrimin sesi olan 19 yaşındaki Basset ve 24 yaşındaki video-aktivist, kameraman Ossama pasif direnişle özgürlük hayalleri kurarken kendilerin silahlı mücadelenin içinde buluyorlar. İki yıl önce festivale konuk olan, “Devrimin Filmini Çekmek” bölümüyle aynı isimli panelde de konuşmacı olan Suriyeli belgeselci, yapımcı ve festivalci Orwa Nyrabia da filmin yapımcılarından biri.

En son cinsellik soslu kıyamet komedisi Kaboom / Gümmm! ile Filmekimi’nde izlediğimiz Gregg Araki ’nin üç yıl aradan sonra çektiği ilk uzun metrajlı filmi White Bird in A Blizzard, İstanbul Film Festivali kapsamında gösterilecek filmlerden. Yönetmenin alışıldık temalarından uzaklaştığı film, annesi birdenbire ortadan kaybolan genç bir kadının altüst olan hayatını anlatan sıra dışı bir büyüme öyküsü. Filmin son derece sağlam oyuncu kadrosunda Eva Green , Shailene Woodley , Christopher Meloni gibi isimler yer alıyor. Araki’nin yazar ve şair Laura Kasischke ’nin aynı adlı romanından esinlenerek senaryosunu yazdığı filmin müziklerini de yine yönetmenin kendisi seçmiş.

Adını “perudo” olarak da bilinen, Güney Amerika kökenli bir zar oyunundan alan Liar’s Dice, aslen oyuncu olan senarist ve yönetmen Geetu Mohandas ’ın çektiği ilk uzun

white shadow

white shadow

metrajlı film. Başrollerini Geetanjali Thapa ile Lunchbox / Sefertası ve Wasseypur Çeteleri’nden tanıdığımız ünlü Bollywood oyuncusu Nawazuddin Siddiqui ’nin paylaştığı filmin kahramanı, Himalayalar’da yaşayan kendi başına buyruk, bağımsız bir kadın olan Kamla’nın köy büyüklerinin sözünü dinlemeyerek kayıp kocasını aramak üzere yollara düşmesini anlatıyor. Film, Sundance’te Dünya Sineması Dramatik Filmler bölümünde gösteriliyor.

Eylül 2013’te Venedik Film Festivali’nde En İyi İlk Film’e verilen Geleceğin Aslanı ödülüne layık görülen White Shadow / Beyaz Gölge, Afrika’nın doğusunda albinoların uğradıkları ayrımcılığı ve ölüm tehlikesini konu alıyor. Los Angeles’lı yönetmen, senarist ve kurgucu Noaz Deshe ’nin ilk filmi White Shadow / Beyaz Gölge, köyünden kaçarak büyük kente gelen Alias adında küçük bir albino çocuğu izliyor.

İstanbul Film Festivali hakkında ayrıntılı bilgi için: film.iksv.org

İstanbul Film Festivali’ni sosyal medyada takip etmek için:

Kaynak : [-]

TÜRVAK Sinema-Tiyatro Müzesi, 1925- 2013 yılları arasında Türkiye’de çekilen veya hikayesi Türkiye’de geçen gerçek ya da kurgusal olayları anlatan yabancı filmlerin afişlerinden oluşan bir seçkiyi, 15 Ocak – 28 Şubat 2014 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşturuyor.

icinden-turkiye_gecen_yabanci_filmler

“İçinden Türkiye Geçen Yabancı Filmler” Afiş Sergisi, ABD, Avrupa, Avustralya, Hong Kong ve İskandinav sinemasından toplam 54 filmi ve Erler Film-Türker İnanoğlu’nun 4 ortakyapımının farklı dillerdeki görsel hafızasını bir araya getiriyor.

Sergide, XII. Karl’dan (Karl XII, 1925) İstanbul’un Gizi’ne (Secret of Stamboul, 1936), Korkuya Yolculuk’tan (Journey into Fear, 1943) Ankara Casusu’na (Five Fingers, 1952), Rusya’dan Sevgilerle’den (From Russia with Love, 1963) Topkapı’ya (Topkapi, 1964), Hafif Süvari Alayının Hücumu’ndan (The Charge of the Light Brigade, 1968) Paralı Askerler’e (You Can’t Win ‘Em All, 1970), Şark Ekspresinde Cinayet’den (Murder on the Orient Express, 1974) Gözde (Intimate Power/The Favorite, 1989) ve Skyfall’a (2012) kadar dünya sinemasından farklı türlerdeki yapımların afişleri yer alıyor.

“İçinden Türkiye Geçen Yabancı Filmler” Afiş Sergisi, müzenin ikinci katında bulunan TÜRVAK SERGİ SALONU’nda, Pazartesi günleri hariç her gün, 10:00-18:00 arasında gezilebilir.

 

“İÇİNDEN TÜRKİYE GEÇEN YABANCI FİLMLER” AFİŞ SERGİSİ, 15 Ocak – 28 Şubat 2014

james_bondTÜRVAK Sinema-Tiyatro Müzesi, 1925-2013 yılları arasında Türkiye’de çekilen veya hikayesi Türkiye’de geçen gerçek ya da kurgusal olayları anlatan ABD, Avrupa, Avustralya, Hong Kong ve İskandinav sinemasından toplam 54 filmin ve Erler Film-Türker İnanoğlu’nun 4 ortakyapımının farklı dillerdeki afişlerini “İçinden Türkiye Geçen Yabancı Filmler” sergisiyle bir araya getiriyor.

88 yıllık bu süreçte, Türkiye’nin birçok şehrinin, tarihinin, kültürünün, Doğu-Batı arasındaki karmaşık dokusunun ve Batı sinemasına ‘egzotik’ gelen atmosferinin beyazperdede canlandırıldığı bu yapımların çoğunu, İstanbul’da geçen casusluk ve macera filmleri oluşturuyor: Yönetmen Andrew Marton, İstanbul’un Gizi’nde (Secret of Stamboul, 1936) bir İngiliz ajanını İstanbul’a getiriyor. Orson Welles, Eric Ambler’in bir romanından uyarladığı Korkuya Yolculuk’ta (Journey into Fear, 1943), İstanbul’un yasadışı örgütleri arasında garip bir serüvene atılan silah satıcısının öyküsünü anlatıyor. Kimi sahnelerinin İstanbul’da çekildiği, Romen kökenli yönetmen Jean Negulesco’nun Dimitrios’un Maskesi (The Mask of Dimitrios, 1944) ise, İzmirli Dimitrios’un serüvenini beyazperdeye taşıyor. Ankara’daki çekimlerin yanı sıra Eminönü, Beyoğlu, Galata Kulesi ve Haliç görüntülerinin bulunduğu Ankara Casusu (Five Fingers, 1952), İkinci Dünya Savaşı yıllarında geçen ve casusluk tarihinin ünlü bir bölümünü oluşturan Çiçero olayını konu ediyor. Errol Flynn ve Cornell Borchers’in başrollerini paylaştığı, Nat King Cole’un piyano ile renklendirdiği bir başka casusluk filmi İstanbul (Istanbul, 1957) için, Hollywood kameraları yine ülkemize geliyor.

Carl Möhner’in yönettiği, Alman yapımı İstanbul Macerası (1962), diğer isimleriyle Boğaziçi’nde Macera (Abenteurer am Bosphorus) ya da İnşallah, Boğaziçi’nde Talan (Inshalla, Razzia am Bosphorus), Batılı polis-Doğulu kaçakçı hikayesini anlatırken, İstanbul’un da Batılı-Doğulu atmosferini kullanıyor. Filmde Carl Möhner ve Eva Palmer’le birlikte Sadri Alışık, Bianca Berni ve Orhan Günşiray da rol alıyor. Rusya’dan Sevgilerle (From Russia with Love) filminde Sean Connery ile 1963’te başlayan James Bond’un İstanbul maceraları ise Dünya Yetmez’de (The World is not Enough, 1999) Pierce Brosnan ve Skyfall’da (2012) Daniel Craig ile günümüze kadar devam ediyor.

Elia Kazan’ın, çekimleri Yunanistan ve Türkiye’de yapılan Amerika, Amerika’sının (America, America, 1963); Peter Ustinov, Maximilian Schell ve Yunanistan’da bir dönem Kültür Bakanı olarak da görev yapan bol ödüllü aktris Melina Mercouri’nin başrollerini paylaştığı, Erler Film-Türker İnanoğlu’nun da yürütücü prodüktör olarak katkı sağladığı Jules Dassin’in Topkapı’sının (Topkapi, 1964); Kapadokya’nın fantastik dekorunda geçen, dünyaca ünlü opera sanatçısı Maria Callas’ın başrol oynadığı Pasolini’nin Medea’sının (1969) afişleri de, TÜRVAK Sinema Müzesi’ndeki bu seçkide yerini alıyor.

“İçinden Türkiye Geçen Yabancı Filmler” Afiş Sergisi, yabancı yapımcıların tarihin belirli dönem ve olaylarını beyazperdeye aktardığı filmlerin görsel hafızasına da yer veriyor. İngiliz yönetmen Tony Richardson’ın Kırım Savaşı’nı canlandırdığı ve bazı sahnelerinin Anadolu’da çekildiği Hafif Süvari Alayının Hücumu (The Charge of the Light Brigade, 1968) ve bir başka İngiliz yönetmen Peter Collinson’ın Kurtuluş Savaşı fonunda geçen, İstanbul ve Kuşadası’nda çekilen Paralı Askerler’i (You Can’t Win ‘Em All, 1970) bu türün örnekleri olarak öne çıkıyor. Başrollerini Tony Curtis, Charles Bronson, Michèle Mercier’in paylaştığı Paralı Askerler filminde Fikret Hakan, Salih Güney, Erol Keskin, Yüksel Gözen, Bülent Gültekin, Mümtaz Alpaslan, Suna Keskin ve Kayhan Yıldızoğlu da rol alıyor. Gelibolu Savaşı ise Avustralya yapımı Gelibolu (Gallipoli, 1981) filminde anlatılıyor. Avustralya sinemasının ülkemizi mekan olarak seçtiği Peter Weir yönetmenliğindeki bu filmde Mel Gibson ve Mark Lee başrolü paylaşıyor. Daha eski bir yapım, Lambalı Kadın (The Lady with a Lamp, 1951) ise, Türk-Rus savaşı dönemini ele alıyor ve İngiliz sineması doğal olarak Londra’da yetiştirdiği gönüllü hemşireleri Üsküdar’a kadar getiren ve askeri hastaneyi düzene sokabilmek için mücadele veren Florence Nightingale’in öyküsüne odaklanıyor. İsviçre-ABD ortak yapımı olan Gözde (Intimate Power/The Favorite, 1989), adından da anlaşıldığı üzere Osmanlı döneminde tahtın gerisinde bir güç oluşturan, hırslı bir kadının, Nakşıdil Sultan’ın haremdeki yaşantısını anlatıyor. Filmin çekimleri için Topkapı Sarayı kullanılıyor.

Sinema tarihinin kimi romantik, kimi kent polisiyesi, kimi büyük tartışmalar yaratan meşhur ekspreslerinin afişleri de TÜRVAK Müzesi’nde sergileniyor: Şark Ekspresi (Orient Express, 1954), İstanbul Ekspresi (Istanbul Express, 1968), Şark Ekspresinde Cinayet (Murder on the Orient Express, 1974) ve Geceyarısı Ekspresi (Midnight Express, 1978)… Helsinki’de başlayıp İstanbul’da biten bir yolculuğu anlatan, Finli yönetmen Mika Kaurismäki’nin kara-komedi türündeki Zombi ve Hayalet Tren’i de (Zombie and the Ghost Train/ Zombie ja Kummitusjuna, 1991) sergideki yerini alıyor.

Yapımcılığını Erler Film-Türker İnanoğlu’nun üstlendiği, Fransız yapımcı-yönetmen Jean Marie Pallardy’nin Jess Hahn, Gordon Mitchell, İlker İnanoğlu, Filiz Akın ve Jean Luisi gibi yıldızlarla çalıştığı Belalı Tatil’i (La Ricain, 1974); yine Erler Film-Türker İnanoğlu’nun İtalyanlarla ortakyapımlarından Üç Kağıtçılar (Che Carambole.. Ragazzi!, 1976), Guido Zurli’nin yönettiği Cani (Polizia Selvaggia, 1976) ve çekimleri için Avrupa’nın en büyük yelkenli gemisinin kullanıldığı Kara Murat Denizler Hakimi (Il Malesiano, 1977) filmlerinin Fransızca ve İtalyanca afişleri de sergi kapsamında sinemaseverlerle buluşuyor.

“İçinden Türkiye Geçen Yabancı Filmler” Afiş Sergisi, 15 Ocak – 28 Şubat 2014 tarihlerinde müzenin ikinci katında bulunan TÜRVAK Sergi Salonu’nda, Pazartesi günleri hariç her gün,10:00-18:00 arasında gezilebilir.

 

Adres ve diğer bilgiler için lütfen TIKLAYINIZ

Devlet Tiyatroları’nın geleceğine ilişkin tartışmalar yeni bir aşamaya giriyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Devlet Tiyatroları dışında, orkestralar, opera-bale ile güzel sanatlar gibi bakanlığa bağlı sanat birimleriyle ilgili yapılacak düzenlemeyi sivil toplum örgütlerinin görüşlerine açıyor.

tc-kultur-ve-turizm-Bakanligi-logoKonu ile ilgili Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’in başkanlık edeceği belirtilen bir toplantı 22 Ocak’ta yapılacak. Toplantıya tarafların temsilcileri katılacak. Toplantıda, bakanlık tarafından daha önce hazırlanan yasa taslağı ilk kez ilgili kesimlerle görüşülecek.

Bakanlığın hazırladığı “Türkiye Sanat Kurumu ile Sanatın Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı” başlıklı çalışma, geçtiğimiz sanat sezonunun sonunda gündeme gelmişti. Ancak bakanlık taslakla ilgili açıklama yapmamıştı. Söz konusu toplantıda ise bakanlık, adı geçen taslağı sahiplenerek, sivil toplum örgütlerinin, ilgili tarafların görüşüne açacak. Taslağın ilgili kurumların görüşleri alındıktan sonra Meclis’e getirilmesi hedefleniyor. Taslak, devlete bağlı Devlet Tiyatroları, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü, Opera Bale Genel Müdürlüğü ile orkestraların faaliyetlerinin tamamının Türkiye Sanat Kurumu’na (TÜSAK) bağlanmasını içeriyor. Kurum, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın tavsiyesi ve Bakanlar Kurulu kararı ile atanacak 11 kişiden oluşan Türkiye Sanat Kurulu ve hizmet birimlerinden oluşacak. Türkiye’de desteklenecek tüm kültür-sanat faaliyetleri 11 kişinin uhdesinde olacak. Tasarının ‘gerekçe’ bölümünde, yeni düzenlemede, İngiltere’nin 1940 yılında kurulan ‘İngiliz Sanat Konseyi’, İtalya’da 1976 yılında kurulan Kültürel Faaliyetler Bakanlığı ile Avustralya’da 1975 yılında kurulan Sanat Konseyi’nin örnek alındığı belirtiliyor.

Sanat kurumları TÜSAK’a devredilecek

Devlet-TiyatrolariTasarıda, kanunun yürürlüğe girmesi ile birlikte söz konusu devlete bağlı sanat kurumlarının kapanarak, yöneticilerinin bakanlık müşavirliği kadrosuna, personelinin ise Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredileceği belirtiliyor. Emeklilik dönemine yakın personelin de emekliliğini istemesi halinde emeklilik ikramiyesinin yüksek miktarlarda ödeneceği taahhüt ediliyor. 30 yaşını geçmemiş ‘sanatçı memur’ statüsündeki personelin bir kısmının da TÜSAK’ta ‘uzman yardımcısı’ olarak başvuru yapabileceği belirtiliyor. Böylece devlette ‘sanatçı’ kadrosu tamamen ortadan kalkacak. Taslakta, TÜSAK’ın görev tanımlarına bakıldığında, Türkiye’deki tüm kültür-sanat faaliyetlerinin bu kurum eli ile gerçekleştirileceği görülüyor. Sanat projelerinin değerlendirilmesi, desteklenmesi ve yaptırılması TÜSAK’a ait olacak. Kurum, mali ve idari özerkliğe sahip, özel bütçeli, kamu tüzel kişiliğini haiz, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyetlerini sürdürecek.

Sanatçılar tepkili

Bindikleri dalı keserler

Ayten Gökçer (Oyuncu) Eski köye yeni âdet getirmeye gerek yok. Devlet Tiyatroları’nı kapatmaya çalışıyorlarsa açıkça söylesinler. Bunu yapamazlar, onları aşar. Dünyanın her yerinde sanat özgürdür. Kuruma destek verenler tabii ki orada neler olduğuna bakacaklardır ama direkt müdahale edemezler. Bu bindiğin dalı kesmektir. Böyle bir karar almayacaklarını düşünüyorum. Aklı başında kişiler oldukları kanısındayım.

Kapatmak çözüm değil

Nevra Serezli (Oyuncu) Devlet Tiyatroları, uzun yıllar süren bir geleneğe sahip. Kendi iç tüzükleri, işleyişi var. Bunları yok sayıp onu atıyorum, bunu kapatıyorum tutumu çok yanlış. Bu kökten değişim, her şeye kökten el koymak oluyor. Çok üzücü. Mevcut sistemin sorunu varsa onu gidermeye çalışırsın, kapatarak sorun çözemezsin. Sanat kurulunu iktidarın belirlemesi sanatın siyasallaşması anlamına geliyor. Sanat, özgürlük demek. Onu kısıtlarsan, bariyerler koyarsan hiçbir şey üretemezsin. Olamaz böyle bir şey. Umarım keyfe keder böyle düzenleme yapılmaz.

Dehşet içindeyim

Haldun Dormen (Oyuncu-Yönetmen) Böyle bir şeyi nasıl yaparlar, sanatı böyle nasıl baltalarlar anlamıyorum. Dehşet içindeyim. Sanatı bir yerlere getirmek için bu kadar yıldır çalışıyoruz. Müzikte, tiyatroda, sinemada dünya çapında isimler yetiştirdik. Böyle bir düzenleme, bunları yok etmektir.

ASLIHAN AYDIN -AYHAN HÜLAGÜ

Kaynak : onedio.com