Şunun için etiket arşivi: Ses

”12. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız FilmlerFestivali’nin bu yılki programı açıklandı. 12. !fİstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 14 Şubat’ta İstanbul’dan yola çıkacak, 28 Şubat’ta Ankara ve İzmir’e uğrayacak.

İstanbul– Sundance’ten Berlin’e, Cannes’dan Toronto’ya, festivallerdenödüllerle dönen filmlerTürkiye’de ”ilk kez”, !fİstanbul’da gösterilecek.Programın ”en tazeödüllü” filmi, Sundance’te belgesel dalında ”Büyük Jüri Ödülü”nü kazanan”Blood Brother/Kan Kardeşim” olacak.

Ben Lewin’in Sundance’ta seyirci ve jüri özel ödüllerini alan, ”Oscar”da Helen Hunt’a yardımcı kadın oyunculuğu adaylığı getiren ”The Sessions/Aşk Seansları” ile ”Oscar”da ”Yabancı Dilde En İyi Film”dalının en güçlü adaylarından ”War Witch/Savaş Cadısı” da festivalprogramında yer alacak.

!f İstanbul’un programındaki ödüllü filmlerden bazıları şöyle:

”The Act of Killing/Öldürme Eylemi, Tabu, Neighbouring Sounds/Komşu Sesler, Holy Motors/Kutsal Motorlar, Rust&Bone/Pas ve Kemik, Laurence Anyways, The Land Of Hope/Umut Diyarı, Reality/Gerçeklik, Seven Psychopaths/7 Psikopat, Vanishing Waves/Kaybolan Dalgalar, Berberian Sound Studio/Berberian Ses Stüdyosu.”

12. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 14-24 Şubat 2013’te İstanbul’da Beyoğlu Cinemaximum Fitaş, İstinye Park Cinemaximum, Cinemaximum Budak, 28 Şubat-3 Mart 2013 tarihlerinde Ankara Cinemaximum CEPA ve İzmir’de Cinemaximum Forum Bornova sinemalarında gerçekleştirilecek.

Festival biletleri, 1-3 Şubat’ta İstanbul, 8-10 Şubat’ta Ankara ve İzmir’de indirimli ön satışa çıkacak. MyBilet’ten satın alınacak festival biletlerinde geçen yılın fiyatları uygulanacak.

Panik yok diksiyon eğitiminde artık Nar Sanat var.

Uzun yıllar “Diksiyon” diğer bir tanımlama ile “Güzel Konuşma” kavramı bir lüks, özenti gibi algılanmıştı. Oysa günümüz yaşamında yükselmek, makam, mevki ve iyi bir kariyer sahibi olmanın koşullarından biride iyi telaffuz ve güzel konuşma ile de ilgilidir.

 Diksiyon : TDK tanımlaması   “1isim Seslerin, sözlerin, vurguların, anlam ve heyecan duraklarını kurallarına uygun olarak söyleme biçimi”

2. Konuşulan dilin incelenmesi ve kullanılması

3. tiyatro Duru, açık vurgulama ve çıkaklara tam uyarak konuşma “

Temel olarak Fransızca “Diction” sözcüğünden dilimize geçmiştir.

Bir konu hakkında nekadar bilgili olursanız olun eğer anlatım bozuklukları ve telaffuz hataları var ise söylediklerinizin dinlenmesi ve anlaşılması olanaksızlaşır hatta olanaksızlıktan öte bilgi düzeyiniz değerini bulamaz. İster bir aktör olun, ister politikacı veya işveren, öğrenci, çalışan, müdür, şef kısaca hangi işle uğraşıyorsanız uğraşın söylediklerinizin dikkate alınması için muhakkak doğru ifade ve telaffuz gerekmektedir.

Söz sanatı ile ilgilenmemişseniz anlatmak istediklerinizin anlaşılmasını ve dinlenilmesini beklemek yanılgı olur.

Tüm bunlardan dolayı, İyi söz söylemek için diksiyon çalışmalıdır. Toplum içinde yaşadığımıza göre başkalarına düşündüklerimizi, duyduklarımızı iyi, doğru ve ilgi çekecek bir şekilde anlatmak için diksiyon öğrenmemiz gereklidir.

Hem özel yaşamımızda hem iş hayatımızda kendimizi daha iyi ifade edebilmek için sözcüklerimizi nasıl kullandığımız ve doğru vurgu ve tonlama yapmamız çok önemlidir. Kısaca başarılı olmak istiyorsak diksiyonumuza önem vermeliyiz. Zira diksiyon ifadenin doğru, zamanında ve gerekli ses ve nefes ve tonlama ile anlatılması demektir.

İşte hiç farkına varmadığımız ama günümüzde gerekli bu eğitimi artık sizlerin yanı başına getiriyoruz.

Yıllarca Taksim ve civarına taşındınız oysa biz yanı başınızdayız.  Ataköy, Florya, Yeşilköy, Yeşilyurt, Bahçelievler, Bağcılar, ikitelli, Atakent, Zeytinburnu, Halkalı toplu konutlar, Sefaköy, Yenibosna, Güngören, Bahçelievler, Soğanlı, Küçükçekmece gibi semtlere bir araçlık mesafede ve Bakırköy’ün merkezinde olan M.E.B. Onaylı sertifika vermeye yetkili kurslarımızla sizleri sözcüklerin büyülü dünyasına bekliyoruz. Hafta içi akşam ve hafta sonu diksiyon kurslarımız için sizleri bekliyoruz.

Tecrübeli ve deneyimli eğitmenlerimiz ile farklı gün ve saat tercihleri ile sizleri bekliyoruz. Ocak sonu sınırlı sayıda kontenjanla açılacak Diksiyon kurslarımıza sizleri de bekliyoruz. Artık şehir yaşamı içersinde doğru telaffuz ve diksiyon için Nar Sanat var.

Sanat dolu bir ortamda Türkçemizin gerçek sesi için sizleri diksiyon kurslarımıza bekliyoruz.

Adresimiz için lütfen tıklayınız

Devlet Tiyatroları, 2013 yılında Adana, Konya, Ankara, Trabzon ve Antalya‘da gerçekleşecekuluslararası tiyatro festivallerinin ön çalışmalarını sürdürüyor.

 

Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’nden yapılan yazılı açıklamaya göre, Adana’da ”5. Devlet Tiyatroları-Sabancı Uluslararası TiyatroFestivali” 27 Mart-30 Nisan tarihleri arasında; Konya’da ”6. Bin Nefes Bir Ses Uluslararası Türkçe Tiyatro Yapan Ülkeler Festivali” 14-24 Nisan tarihleri arasında; Ankara’da ”9. Küçük Hanımlar Küçük Beyler Uluslararası Çocuk Tiyatroları Festivali”25-30 Nisan tarihleri arasında; Trabzon’da ”14. Uluslararası Karadeniz Tiyatro Festivali” 1-15 Mayıs tarihleri arasında; Antalya’da ise 17-30 Mayıs tarihlerinde ”4. Devlet Tiyatroları AntalyaUluslararası Tiyatro Festivali” gerçekleştirilecek.

 

Kaynak : [-]

Nar Sanat öğrencileri geleneksel hale getirmeye çalıştığı konserler dizisine devam ediyor…

Yaş gözetmeksizin Nar sanat’ın “Nar Çiçekleri” adını verdiği öğrencilerinin müzik aşkını, her hafta bir dinleti ile siz sanatseverlerin beğenisine sunuyor.

Tamamen ücretsiz olan mini resitallerimizin 3.sü 2012 sezonunda öğrencilerimizden Doruk AYDIN, Egemen ÖZGÜVEN ve Şan Eşliğinde Nazlı GÜN tarafından verilecek.

Mini resital/Dinletimiz için davetiyeyi nereden mi bulacaksınız? Sanatseverlerin davetiyeye elbette ki ihtiyacı yok, fakat isterseniz resme tıklayarak çıktı alabilirsiniz. Biliyorsunuz etkinliğimiz ücretsizdir.

Tamamen ücretsiz olan mini piyano resitalimizi öğrencilerimiz Doruk AYDIN, Egemen ÖZGÜVEN ve Şan Eşliğinde Nazlı GÜN gerçekleştirecektir.

Mini resital için davetiyeyi nereden mi bulacaksınız?  Sanatseverlerin davetiyeye elbette ki ihtiyacı yok,  fakat isterseniz resme tıklayarak çıktı alabilirsiniz. Biliyorsunuz etkinliğimiz ücretsizdir.

Tarih : 23Aralık 2012 Pazar

Saat : 15:00 – 16:00

Yer : İncirli cad. Kıbrıs Sok. Nar Sanat Binası No:6   

34145 Bakırköy, Türkiye

( Town Center’in Karşısı, Yaşar Hastanesi’nin yanındaki sokak )

Telefon          : +90 212 570 80 68

Belgegeçer  : +90 212 542 57 72

Cep Tel           : +90 530 880 71 80

Haritada görmek için Lütfen TIKLAYINIZ veya aşağıdaki harita resmine bakınız.

 

Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO) Ocak ayında piyano dünyasında enerjik ve uyumlu birliktelikleriyle bilinen, kariyerlerinin zirvesindeki piyano ikilisi Katia ve Marielle Labèque kardeşleri ağırlıyor.

BİFO’nun konuğu olarak ilk kez İstanbul’a gelen Labèque’ler, BİFO Onursal Şefi Gürer Aykal yönetimindeki “Kentin Karmaşasında İki Piyano” konserinde, Poulenc’in “İki Piyano için Konçerto”sunu seslendirecekler. Gecede BİFO ayrıca Borusan Kültür Sanat tarafından ZeynepGedizlioğlu’na sipariş edilen yeni eserin de dünya prömiyerini gerçekleştirecek.

İstanbullu müzikseverlerin de yakından tanıdığı, birbirlerini ying ve yang gibi tamamlayan karakterleri ve müzikaliteleri ile tüm dünyada ayakta alkışlanan Katie ve Marielle Labeque kardeşler, BİFO’nun konuğu olarak 17 Ocak Perşembe akşamı ilk kez İstanbul’da konser verecek. Labeque’ler, BİFO Onursal Şefi Gürer Aykal yönetiminde, 20. yüzyılın dinamizmi ve heyecanını taşıyan, Poulenc’in İki Piyano için Konçertosu ile dinleyenleri büyüleyecek. Ardından özgün yapıtlarıyla dünyada adını başarıyla duyuran çağdaş bestecilerimizden Zeynep Gedizlioğlu’nun, Borusan Kültür Sanat’ın siparişi üzerine bestelediği yeni yapıtının dünya prömiyeri, Gürer Aykal yönetimindeki BİFO tarafından gerçekleştirecek. Konserin ikinci yarısında BİFO, Çaykovski’nin “Polonyalı” olarak bilinen 3. Senfoni’sini seslendirecek.

Katia & Marielle Labèque hakkında:

 Küçük yaştan bu yana tutkunu oldukları müziğin peşinden giden piyano ikilisi Katia & Marielle Labèque kardeşler, Semyon Bychkov, Sir Colin Davis, Charles Dutoit, Sir John Eliot Gardiner, Kristjan Järvi, Paavo Järvi, Zubin Mehta, Sir Simon Rattle ve Esa-Pekka Salonen gibi dünya çapında şeflerin yönetiminde, düzenli olarak Berlin Filarmoni, Bavyera Radyo Senfoni, BostonSenfoni, Chicago Senfoni, Cleveland Orkestrası, Londra Senfoni, Los Angeles Filarmoni gibi saygın orkestralarla çalıyorlar.  Yakın zamanda Gershwin’in Rhapsody in Blue’su ve Bernstein’ın Batı Yakası’nın Hikâyesi  kayıtlarını yayımlayan Labèque’ler, kurdukları KML Vakfı aracılığıyla iki piyano repertuarının geliştirilmesi üzerine çalışmalar yürütüyorlar. 2012 yılında Pedro Almodovar’ın yapımcılığını üstlendiği, Felix Cabez imzalı The Labèque Way müzikal-belgeseli büyük ilgi gören piyano ikilisi, solo kariyerleriyle de dikkat çekiyor. Katia Labèque, 2009 yılında yayınlandığı solo albümü Shape Of My Heart için Sting, Herbie Hancock, Chick Korea ve Gonzalo Rubalcaba gibi efsanevi müzisyenlerle çalışmıştı.

KENTİN KARMAŞASINDA İKİ PİYANO

Gürer Aykal şef

Katia & Marielle Labèque iki piyano

Program:

Gedizlioğlu: Yeni sipariş edilen yapıtın dünya prömiyeri

Poulenc: İki Piyano için Konçerto, Re minör

Çaykovski: 3. Senfoni, Re Majör, Op. 29, “Polonyalı”

Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO) konserlerinin biletleri tüm Biletix satış kanallarından temin edilebilir.

 Kaynak :[-]

Türk Eğitim Vakfı (TEV) ve TSK Mehmetçik Vakfı tarafından Türk Sanat Müziği’nin iki önemli ismi anısına düzenlenen ve yeni sanat müziği yıldızlarının seçileceği 4. Safiye Ayla-Zeki Müren Ses Yarışması’nda ödüller 8 Aralık Cumartesi Günü saat 20.00’de Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda konuk sanatçı olarak Melihat Gülses’in de katılacağı özel bir geceyle sahiplerini bulacak.

Tüm Türk sanat müziği severlerin ücretsiz izleyebilecekleri TEV ve Mehmetçik Vakfı’nın Safiye Ayla ve Zeki Müren adına üç yılda bir düzenlenen 4. ses yarışması TRT Müzik kanalından canlı olarak yayınlanacak.

258 başvuru

Bu yıl 258 genç sanatçının başvurduğu Safiye Ayla-Zeki Müren Ses Yarışması’nda, deneyimli jüri kadrosu tarafından değerlendirilen sesler arasından 17 sanatçı Safiye Ayla dalında, 19 sanatçı da Zeki Müren dalında yarı finale kaldı. Sanat Müziği’nin efsanelerinin adlarını yaşatacak 12 genç sanatçı 26 Kasım’da yapılan elemeler sonucunda finale kaldı.

Ünlü ses sanatçısı ve Şef Tülûn Korman’ın başkanlık ettiği, Türkiye’de Türk Müziği konusunda söz sahibi 11 kişiden oluşan jüride; Koro Şefi Süheyla Atmışdört, ses sanatçısı Nesrin Sipahi, ses sanatçısı ve Koro şefi Kutlu Payaslı, Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu Şefi Fatih Salgar, TRT Müzik Dairesi Başkan Yardımcısı Özgen Gürbüz, ses sanatçısı ve Koro Şefi Serap Mutlu Akbulut, ses sanatçısı Münip Utandı, Gazeteci-Yazar Mehmet Barlas, Gazeteci-Yazar Doğan Hızlan, Türk Musikisi Vakfı Başkan Vekili Dr. Osman Simav yer alıyor.

TRT’den canlı yayınlanacak

12 finalist, sanat ve yayın dünyasının ünlü isimlerinden oluşan jüri tarafından sahnede dinlenecek. TRT’nin de canlı yayınlayacağı gecenin sonunda ünlü yorumcu Melihat Gülses de iki ünlü ismin besteleri ve şarkıları ile geceye renk katacak.

Safiye Ayla ve Zeki Müren’in anısına gerçekleştirilecek olan ve yeni sesleri topluma tanıtma amacı ile düzenlenen ses yarışmasına katılacak adaylar, Safiye Ayla ve Zeki Müren adına ayrı dalda yarışacaklar. Yarışma sonucunda birincilere 10.000 TL, ikincilere 7.000 TL, üçüncülere 5.000 TL ve dördüncü, beşinci, altıncılara ise 2,000TL ve plaket ödül olarak verilecek.

 

Dernekten yapılan açıklamaya göre, National Geographic Türkiye ve hizmet ajansı Mineral Event işbirliğiyle organize edilen yarışma,”ulusal”, ”üniversiteliler” ve”kurumsal”kategorilerinde yapılacak.

Son başvuru tarihi, 11 Ocak 2013 olarak belirlenen yarışmada dereceye giren filmler, İstanbul’da 27 Şubat-3 Mart 2013’te düzenlenecek 8. Dağ Filmleri Festivali kapsamında gösterilecek.

Festival, 15-17 Mart 2013’te Ankara’da, 4-6 Nisan 2013’te İzmir’de de düzenlenecek.
Finale kalan eserlerin 3 Şubat 2013’te açıklanacağı yarışmayla ilgili ayrıntılı bilgiye, ”www.dogafilmleriyarismasi.com” adresinden ulaşılabiliyor

Ulusal DFY (Doğa Filmleri Yarışması)

Diğer kategoriler ve detay için için lütfen siteyi ziyaret ediniz.

(www.dogafilmleriyarismasi.com)

Herkes doğa için sesini yükseltiyor, tüm sesler Dağ Filmleri Festivali’nde yankılanıyor.

Doğa filmi yapımını özendirmek, bu alandaki gelişime katkıda bulunmak ve doğa filmleri hafızasını oluşturabilmek amacıyla düzenlenen Doğa Filmleri Yarışması’nın üçüncüsü yine DFF 2013 kapsamında hayat buluyor.

Doğaya ve çevreye dair tüm filmler yarışma jürisi tarafından değerlendiriliyor ve Türkiye’nin en prestijli ödülünü hak etmek için yarışıyor.

KATILIM KOŞULLARI

1. Yapımcılardan en az birinin ya da yönetmeninin TC vatandaşı olması gerekmektedir.
2. Yarışmaya katılacak çalışma, tamamen o kişi veya ekibe ait olmalıdır.
3. Çalışmanın içerisinde kullanılan, başkalarına ait video, müzik veya grafik gibi unsurlar, sahipleri itiraz etmediği sürece değerlendirmeye alınacaktır.
4. Kurumlar, yarışmaya istedikleri kadar çalışma ile katılabilirler. Her çalışma için ayrı başvuru yapılması gerekmektedir.
5. Yarışmaya katılacak filmler, tercih edilen herhangi bir formatta üretilmiş olabilir. Ancak, filmler DVD formatında teslim edilecektir.
6. Filmlerin 60 dakikayı aşmamasına özen gösterilmesi rica olunur.
7. Başvuru formundaki imza sahibi aynı zamanda filmin yasal sahibi olmalıdır.
8. Başvuru belgesinde belirtilecek tüm bilgilerin doğruluğu imza sahibini bağlar. Bu bilgiler nedeniyle doğabilecek hukuki sorumluluk imza sahibine aittir.
9. Yarışmaya katılan filmlerin telif hakkı- yönetmeninde saklı tutulmak üzere- ticari olmayan çevre ve kültür faaliyetlerinde, gezici festivallerde izleyicilere sunulması, TV’lerde gösterim hakkı Festival Yönetimi’ne ait olacaktır.
10. Yarışmaya katılan filmlerin kopyaları, Festival arşivine devredilecektir ve iade edilmeyecektir.

 BAŞVURULAR

1. Başvurular ücretsizdir.
2. Gönderilecek her bir film için ayrı başvuru formu doldurulmalıdır.
3. Gönderim masrafları tamamen başvuru sahibine aittir.
4. Yarışmaya son katılım tarihi: 11 Ocak 2013 günü saat 17:00
5. Yarışmaya katılmak isteyenler, en geç bu tarihe kadar aşağıdakilerle beraber filmlerini festival adresine ulaştırmalıdırlar.
· Başvuru formu, (Sitede mevcuttur)
· Eserin 5 adet kopyası (DVD formatında),
· Film ve data disklerinin üzerlerine filmin adı, süresi, yapım tarihi, yazılmalıdır.
· Bir data diski (CD, DVD yada flash bellek olabilir) içerisinde;
· Filmin kısa özeti (Sinopsis)
· Yönetmen ve ekibin kısa özgeçmişi
· Yönetmen ve ekibin dijital fotoğrafları
· Yapıtla ilgili sahnelerden en az iki adet 300 dpi çözünürlükte dijital fotoğraf.

 FESTİVAL İLETİŞİM BİLGİLERİ

DAĞ FİLMLERİ FESTİVALİ
MINERAL EVENT
Fahrettin Kerim Gökay Caddesi
Çeviköz Apt. 169/5
Göztepe—Kadıköy – İstanbul / Türkiye
T: (216) 565 86 05
F: (216) 337 41 06
E: [email protected]

Finale kalan ve festivalde gösterilecek olan filmler 03 Şubat 2013 tarihinde açıklanacaktır.

 ÖDÜLLER

Daha sonra açıklanacaktır.

 SEÇİCİ KURUL

· Daha sonra açıklanacaktır.

ÖZEL KOŞULLAR

Koşullarda belirlenmeyen diğer hususlarda, karar yetkisi Festival Yönetimi’ne aittir. Festival yönetimi gerekli gördüğü durumlarda koşulları değiştirme ve yarışmayı iptal etme hakkını saklı tutar.

22 yıl önceki İstanbul Sanat Fuarı’nı anımsadım. O günlerden bu günlere ulaşılabileceği aklımıza gelmezdi. Bugün bu görkemli organizasyona herkes dahil olmalı ve yeni yolculuklara çıkmalı.

Fuar alanına ulaştığımızda, fuarın alışıldık çizgisinin yeni bir uygulamasıyla karşılaşacağım düşüncesi hakimdi. İlk dakikaların sükunetini avantaj olarak kullanmak niyetiyle fuarda hızlı bir tur atmak iyi bir fikirdi, öyle yaptım. Koleksiyonerler, müzeciler, kültür organizasyonu gerçekleştirenler de öyle düşünmüş olmalıydı ki hemen ilk adımda Oya-Bülent Eczacıbaşı ve Mustafa Taviloğlu’nun içinde olduğu çok sayıda izleyiciyle karşılaştım.

Sessiz ve sihirli bir trafik
Giriş katını tamamlayıp alt kata indiğimde fuarı hâlâ rahatlıkla izleyebilme şansı vardı. Aynı hızla öteki bölüme ulaşmak için merdivene yönelince biraz önce geçtiğim giriş katı olağanüstü kalabalık bir izleyici kitlesiyle adeta kuşatılmıştı. Bundan sonraki süreç omuz omuza sürdü. Ancak böylesine görkemli bir açılışı oluşturan kitleden beklenen uğultu ve karmaşa yerini sessiz ve sihirli bir trafiğe terk etmişti. İzleyiciler tüm iletişimlerini görme eylemi üstünden yürütüyorlardı.

Türkiye’de sanat pazarının oluşumu müzayedeler aracılığıyla yönlendiriliyor. Galerileri ve sanatçıları alan dışında tutarak koleksiyonerleri müzayede salonlarına bağlama eğilimleri giderek güç kazanıyor. Bu durum sanat pazarının oluşumunda özellikle yeni koleksiyoner kuşağının sağlıklı seçim alternatiflerinden uzaklaşmasına neden oluyor. Contemporary İstanbulorganizasyonu bir alternatif olarak galericileri, sanatçıları, hatta koleksiyonerleri yalnızlaştıran bu oluşuma karşı çok önemli bir dinamik. İzleyiciye renkli, çok boyutlu, uluslararası zengin seçenekler sunuyor.

22 yıl önce İstanbul Sanat Fuarı’nın açılış gününü anımsadım. Organizasyonu gerçekleştiren arkadaşlarımla konukları karşılamaya hazırlanırken sonuçlarını kestiremediğimiz bir yolculuğu başlattığımızı biliyorduk. Ama o günlerden bu günlere ulaşabileceğini planladığımızdan emin değilim. Sadece galeri birikimlerini öne çıkarmak ve izleyiciye toplu izleme olanağı sunacak bir ortam yaratmak isteğimiz vardı. Çünkü müzesi olmayan bir sanat ortamında doğan boşluğu bir biçimde doldurmak istiyorduk. Sanat Fuarı’nın ilk izleyicilerinden birinin Nejat Eczacıbaşı olduğunu ve bizi bu konuda yüreklendirdiğini de anımsıyorum.

İstanbul Bienali öncü oldu
Şurası bir gerçek ki İstanbul Bienali Türkiye’de izleyici sınırlarını zorlayan öncü girişimleriyle büyük bir uluslararası ilgi yarattı ve geniş bir izleyici kitlesi oluşturdu. 2000’li yıllarda kurulmaya başlanan özel müzelerse bienalin yarattığı bu ortamı özellikle de yeni koleksiyoner kuşağını yüreklendirecek bir boyuta taşıdı ve yine bienal aracılığı ile açılan uluslararası koridoru kullanma alışkanlığını edinmemizi sağladı. Böylesi bir ortamı fuarcılık alanına taşımak gerekiyordu. Contemporary İstanbul bu oluşumu büyük bir başarıyla gerçekleştirmiş.

Contemporary İstanbul 55’i yurtdışı 45’i Türkiye’den 100 galeriyi bir araya getirmiş. 600 sanatçının 3000 eserini son derece başarılı biçimde sergileyerek izleyiciye zengin bir sanat yelpazesi sunuyor. Kurumlara, sivil insiyatiflere, yayınlara yer açarak kendini sadece bir pazar ortamıyla sınırlamadan yeni oluşumları destekleyen ve gelecek vurgusu yapan çok boyutlu bir organizasyon gerçekleştirmiş. Programına önemli konuşmalar ve konuşmacılar yerleştirerek görsel dünyanın düşünsel boyutuna da yer vermiş.

Türkiye ciddi bir pazar
Uluslararası galerilerin sayısal çoğunluk sağladıkları ortamda ortaya koydukları kalite de İstanbul’daki bu fuarı ciddiye aldıklarını gösteriyor. Ayrıca bu galerilerin şaşırtıcı Türkiye ilgisi Türkiye’de ciddi bir pazar potansiyelinin varlığına işaret ediyor. Fuarın yarattığı bu ortam sanat ortamımız açısından son derece önemli sayılmalı. Artık ulusal galeriler, sanatçılar, koleksiyonerler ve izleyiciler uluslararası bir rekabetin tarafı olmak olanağına sahipler.

İletişim ortamı yaratıldı
Bu ortam ayrıca herkese ilişkiler kurma olanağı sunuyor. Özellikle genç sanatçılar ulusal ve uluslararası galerilerle ilişki kurabiliyor. Fuarda kapı komşusu olan galeriler, dünya galerileriyle kolayca iletişime geçebilirler.
Etkilendiğim işlerin sayısı çok. Aynı şeyi galeriler için de söyleyebilirim. Bence CI, sanat fuarcılığından bekleneni gerçekleştirmiş. Gerisi bu başarıyı paylaşacak izleyiciye, galericiye, koleksiyonere ve sanatçılara kalmış. Bu görkemli organizasyonda Ali Güreli ve Hasan Bülent Kahraman önemli bir iş başarmışlar. Bu büyük şölene herkes katılıp kendi beğenileriyle yeni bir yolculuğa çıkabilir.

Kaynak :[-]   Hazırlayan : Hüsamettin KOÇAN

Dünyaca ünlü piyanist ve besteci Fazıl Say, Türkiye’nin farklı şehirlerinde gerçekleşecek konserlerinde dinleyicileri ile buluşmaya hazırlanıyor.

Fazıl Say‘ın Anadolu turu 25 Kasım’da Bursa’da gerçekleşecek resital ile başlayacak. Konserlerinin ilk etabında Trabzon, İzmir, Adana, Gaziantep ve Mersin şehirlerinde dinleyicileri ile buluşmaya hazırlanan Say, resitallerine 2013 yılında da devam edecek. Say konserlerde kendi eserlerinin yanı sıra Mozart, Beethoven ve Bach eserlerini de yorumlayacak.

Müzik eleştirmenlerinin ‘Kültürlerarası köprü kuran büyüleyici piyanist’ diye adlandırdığı Sayın eserleri, geçtiğimiz haftalarda 13. Uluslararası Antalya Piyano Festivali’nde seslendirildi. Aynı zamanda Say’ın eserleri, ‘Artist in Residence Haftası’ kapsamında daimi sanatçısı olduğu Frankfurt Radyosu Senfoni Orkestrası ile birlikte icra edildi.

Konserler:

25 Kasım 2012 Pazar // Saat 20.30 // Bursa Atatürk Kültür ve Kongre Merkezi

1 Aralık 2012 Cumartesi // Saat 20.00 // Trabzon Karadeniz Teknik Üniversitesi AKM

3 Aralık 2012 Pazartesi // Saat 20.30 // İzmit Süleyman Demirel Kültür Merkezi

23 Aralık 2012 Pazar // Saat 18.00 // Adana Büyükşehir Belediyesi Tiyatrosu

24 Aralık 2012 Pazartesi // Saat 20.30 // Adana Büyükşehir Belediyesi Tiyatrosu

25 Aralık 2012 Salı // Saat 20.30 // Gaziantep Dedeman Oteli

26 Aralık 2012 Çarşamba // Saat 20.30 // Mersin Kültür Merkezi

Kaynak : [-]

Herkesin ortak fikri bu yılki fuarın geçmiş yılların üzerine bir hatta birkaç tuğla ekleyip yükseldiği yönünde. Eser sayısındaki artışı kastetmiyoruz; yapıtların niteliği de üst seviyelere çıkmış

Bir köşede Andy Warhol bir köşede Burhan Doğançay… Hem Magdalena Abakanowicz’in ismi gibi dev heykelleri hem günümüz Türk heykelinin genç heykeltıraşlarından Ozan Oganer’in koskoca Buda’sı. Hepsi yan yana, ardı ardına sıralanıyor. Dünyadan ve Türkiye’den usta sanatçıların, genç isimlerin tam 3 bin eseri Contemporary İstanbul’un çatısı altında Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı ile İstanbul Kongre Merkezi’nde.
Dev bir müze gibi
Fuar alanı çok büyük; tam 16 bin metre kare. Hal böyle olunca Contemporary İstanbul tam zamanlı bir vakit istiyor izleyicisinden; eserleri doya doya, sindire sindire görmesi için. Fuarın ilk günü sabah saatlerinden itibaren, üstelik İstanbullular güne yağmur ve soğuk bir havayla uyanmış olsa da, yine dolu. Orta yaşlı hanımlardan gençlere, koleksiyonerlerden öğrencilere kadar sabah 10.00 itibariyle fuar alanını doldurmaya başlıyor sanat meraklısı ziyaretçiler.
Herkesin ortak fikri bu yılki fuarın geçmiş yılların üzerine bir hatta birkaç tuğla daha ekleyip daha da yükseldiği. Sadece eser sayısındaki artışı kast etmiyoruz; fuardaki yapıtların niteliği de daha üstlere çıkıyor her yıl. İzleyici adeta dev bir çağdaş sanat müzesinde gibi hissediyor kendini.

Banksy de fuarda
Fuar üç bölümden oluşuyor. Giriş bölümünde genellikle her yıl burada konuşlanan galeriler göze çarpıyor yine: Dirimart, Galeri Baraz, Pi Artworks, x-ist Galeri, Galerist, Akbank Sanat. Alt kat, fuarın bu yılki “Yeni Ufuklar” bölümünün konukları olan Orta ve Doğu Avrupa’dan galerilere ve solo projelere ayrılmış. Türk sanat severe pek yakın olmadığı bir sanat diliyle tanışma imkanı sağlıyor bu bölüm.
Giriş bölümünden bir koridorla İstanbul Kongre Merkezi’ne ulaşıyorsunuz. Girer girmez Pera Müzesi’nden Baksı Müzesi’ne kadar kurumları görüyoruz. İstanbul Kongre Merkezi’ndeki galerilerin alanı daha ferah, daha geniş.
Fuarın yurtdışından katılan ve sanat severler tarafından heyecanla beklenen yabancı galerilerini burada bulabilirsiniz. Mesela Botero’larıyla dikkat çeken Marlborough Gallery; Andy Warhol imzalıPrenses Diana ve Prens Charles portrelerinin yanı sıra Basquiat, Robert Indiana’nın eserlerini sunan Opera Gallery; Roy Lichtenstein, Damien Hirst ve grafitinin sanat olarak kabul edilmesini sağlayan, kim olduğu bilinmeyen ve eserleri başta Hollywood yıldızları olmak üzere pek çok önemli isim tarafından kapışılan Banksy’nin yapıtlarıyla dolu olan Andipa Gallery… Bu arada meraklıları için söyleyelim Banksy’nin “Leopard and Barcode”u 145 bin sterlin, “Every Time I Make Love to You I Think of Someone Else”i 95 bin sterlin, Damien Hirst’ün eserlerinden biri 25 bin, diğeri 18 bin sterlin.

“Ölü mumyalar gerçek mi?”
Stantlar arasında dolaşırken orta yaşlı hanımların sanatçılar üzerine yorumları da kulağımıza çalınıyor: “Sanatçı artık olmuş, bir arayış içindeydi, gelişimi sürüyordu ama artık oturmuş sanatı.” Evet bu fuar gerçekten sanat meraklılarıyla dolu; galeri görevlilerine sorular soruyorlar, sanatçıları tanımaya, işlerini anlamaya çalışıyorlar.
Galeri Zilberman’ın yanında siyahperdeden çeri giriyoruz; karanlık bir oda, yerde sıra sıra kefene bürünmüş ölüler. Yanımızdaki küçük çocuk, galeri görevlisine soruyor: “Bu ölü mumyalar gerçek mi?” Eserin adı “Apoclypsse” ve yaratıcısı da Türk çağdaş sanatının en kışkırtıcı isimlerinden Şükran Moral. Sanatçının bu çalışması siyaset, din ve ırk konularında nefret teması üzerine kurulu.
Bir de eğlenceli ve izleyicilerin sürekli fotoğrafını çektiği stantlardan birine uğrayalım: Galeri x-ist bu yıl sanatçısı Ansen için özel bir proje odası yapmış. Burada sanatçının geçtiğimiz yıl başladığı “Microbigs” serisinden eserler yer alıyor. “Microbigs” Ansen’in yeni dili; geçtiğimiz yıl politikacıların heykellerini yapmıştı, Obama’dan Saddam Hüseyin’e, Tayyip Erdoğan’a kadar. Bu yıl sinemayı ele alıyor Ansen: Önemli filmlerin yönetmenlerini, karakterlerini fırınlanmış kil, plastik ve el yapımı kıyafet kullanarak yeniden yaratıyor. Behzat Ç. de tam kadro burada.
Fuar saatlar ilerledikçe daha da hareketleniyor; canlanıyor. Öyle görünüyor ki ön izleme gününde 10 bin kişinin katıldığı fuarın ziyaretçi sayısı hedefi olan 70 bin rakamına rahatlıkla ulaşacak…

Halil Altındere’den yedi altın öğüt

2010 yılında Burhan Doğançay’ın “Mavi Senfoni”sini, ünlü galerici Yahşi Baraz’ın başına geçirdiği “Portrait of a Dealer” adlı eseriyle Contemporary İstanbul’da büyük ses getirenHalil Altındere yine yapacağını yapmış. Sanatçı iki eser sergiliyor fuarda. İlki “Satış yapmak isteyen sanatçılar için tüyolar” adını taşıyor.
Amerikalı kavramsal sanatçı John Baldessari’nin 1966’da yaptığı aynı adlı işine atıfta bulunduğu eseriyle Altındere sanatçılara 7 altın öğüt sunuyor. Sanatçı fuar mantığı çerçevesinde bir iş yapmak istemiş ve bunu da başarmış.
Diğer işinin adı “Sanat her zaman arzu ve imzayla ilgilidir”. Burada da Türkiye’nin en önemli koleksiyonerlerinden biri olan Mustafa Taviloğlu ile işbirliğine gidiyor.
Taviloğlu birkaç hafta önce Altındere’den bir iş almak istemiş. Galericisiyle anlaşılmış fiyat üzerinde. Altındere Taviloğlu’ndan aldığı çeki, tıpkı 1997’de dev boyutlarda büyüttüğü 1 milyonTL’de olduğu gibi büyütmüş, altına da imzasını atmış, koleksiyonere yani Taviloğlu’na geri vermiş bu çeki. Yapıt bu kadar basit anlatılabilir ama alt metni kesinlikle çok güçlü…

Kaynak :[-]   Haber : Yasemin BAY

 

23 Kasım 2012’de Türkiye’de gösterime girecek olan, “Otel Transylvania” 3D Animasyon filminin yaratıcı kadrosunda,Hollywood animasyon filmlerinde bir çok başarılı çalışmaya imza atan bir Türk de bulunuyor.

Adam Sandler ile stüdyoda geçen 2 sene;  Yönetmenliğini Genndy Tartakovsky’nin yaptığı ve başrol seslendirmelerini, Hollywood’un önde gelen aktörlerinden Adam Sandler, Selena Gomez, Andy Samberg, Jon Lovitz gibi ünlülerin yaptığı filmde, Dracula’nın insanlardan uzakta kurduğu ve işletmeciliğini yaptığı “Hotel Transylvania”nın içerisinde geçen ilginç ve eğlenceli hikayesi “3D animasyon” filmi olarak beyaz perdeye taşındı.

Yapımına 2006 yılında başlanan ve bitim aşamasına kadar 6 yılda 6 değişik direktörün görev aldığı film Sony Pictures stüdyolarına yaklaşık 100 milyon dolara maloldu.

Şimdiye kadar hem Amerika hem de dünya pazarında yaklaşık 300 milyon dolar gibi bir hasılat elde edilen film, altı senelik bir çalışma sonrası yapımcılarının yüzünü güldürdü.

Filmin yapım aşamasında büyük bir rol oynayan ve daha önce “Aslan Kral”, “Pocahontas”, “Herkül”, “Surf’s Up”, “Treasure Planet”, “Cloudy With Chance of Meatballs” gibi Hollywood’un bir çok önemli animasyon filminde hikaye artistliği yapan Kaan Kalyon ile Sony Pictures stüdyolarında özel bir roportaj gercekleştirdik.

Malibu’da restoran garsonluğundan Hollywood’a, animasyon dünyasına

Ögrencilik yıllarında, Los Angeles Malibu’da bir restoranda garsonluk yapan Kaan Kalyon, 80’li yıllarda Amerika’nın ünlü “Talk Show” ustası Johnny Carson ile tanışdıktan sonra hayatının değiştiğini söylüyor.

Restoran adisyonlarının arkasına çizdigi figürlerinin Johnny Carson tarafından fark edilip kendisinin “Walt Disney Film” stüdyolarında çalışmasının tavsiyesi üzerine, o zamana kadar çizmiş olduğu bütün amatör çizimlerini bir pazar poşetine koyup, “Walt Disney Film” stüdyolarının yolunu tutan Kaan Kalyon’un Hollywood’a giriş macerası böyle başlamış.

“Walt Disney Film” stüdyoları tarafından yeteneği keşfedilen ve “Kaliforniya Sanat Enstitüsü”nde burslu olarak film eğitimi alan Kalyon, okul sonrası “Walt Disney” ile kontrat imzalamış ve ilk çalışmasını dünya animasyon film tarihi içerisinde büyük bir yeri olan “Aslan Kral”ın “I just want to be a King” sahnesini çizerek yapmış.

Hikayenin çizgi karakterlere dönüşmesi

Animasyon filmlerinin en önemli bölüm aşamasının bu bölüm olduğunu söyleyen Kalyon, “Bizler hikayeyi okuduktan sonra, motion pictures filimlerine göre çok daha fazla zaman harcıyoruz. Bazı seneryoların yapım aşamasının çizgi karakterlere dönüşümünün 1 ila 5 seneye kadar uzayabiliyor” diyor.

Kalyon örnek olarak “Disney” yapımı olan “Herkül” için yaklaşık sadece 1 seneyi Yunanistanve Türkiye’de karakter ve tarihi gözlem yaparak geçirdiklerini ve “Sony Pictures” yapımı olan “Surf’s Up” için ise yine yaklaşık 1 sene boyunca filmin yapım aşamasından önce San Diego hayvanat bahçesinde penguenlerle birlikte vakit geçirdiklerini, onların davranış ve hareket biçimlerini inceledikden sonra çizim aşamasına geçildiğini belirtiyor.

Kalyon ayrıca bu işe gonül veren gençler içinde, eğer animasyon dünyasında başarılı olmak istiyorsanız sadece güzel çizim yapmanın yeterli olmadığını, film yapım aşaması hakkındaeğitim alınmasının gerektiğini, genç animatörlerin çok iyi bir hayat gözlemcisi olmalarının gerektiğini söylüyor.
Şimdiye kadar çalıştığı filmler içerisinde yapım aşamasında en çok süre harcadıkları filmin Hotel Transylvania olduğunu belirten Kalyon, Adam Sandler’ın projeye katılması ile her şeyin yapım aşamasında daha da eğlenceli olduğuna da deyiniyor.

Kalyon, “Adam tam bir basketbol hastası, basketbol oynamayı çok seviyor, onun için stüdyoda basketbol sahası kuruldu. Her fırsatta çalışanlarla basketbol maçı yapıyor ve onun takımı maçı kazanana kadar mücadele bitmiyordu” diyor.

Ayrıca seslendirme sırasında bol bol çikolata yemesiyle ve bütün çalışanlara da yedirmesiyle Adam Sandler’ın aynı beyazperde filmlerinde olduğu gibi çok eğlenceli bir kişilik olduğunu söylüyor.

Türk sineması Hollywood’da nasıl başarılı olur?

Türk sinemasının son yıllardaki çıkışını başarılı bulduğunu ama Hollywood için yapılan filmlerde özellikle senaryo aşamasında acele davranıldığını düşünen Kalyon, “Hollywood için film yapmak ve bu filmlerin ödül törenlerinde boy göstermesini istiyorsak, özellikle hikaye seçimlerinde ve filmin bitiş aşamasından sonra çok önemli yeri olan pazarlama sürecinin önemli olması gerekiyor” diye tavsiyede bulunuyor.

Kalyon, özellikle yabancı filmlerin Hollywood’a gelmeden önce çok iyi bir halkla ilişkiler departmanının kurulmasının ve bunun ayrıca devlet tarafından desteklenmesinin gerektiğini söylüyor.

Kaynak : [-] Hazırlayan : Barbaros Tapan

17. Boston Türk Kültür ve Sanat Festivali’nde ünlü gitar virtüözü Cem Duruöz’ün “Anadolu’nun Hazineleri ve Ötesi” adlı konseri, Bostonlu müzikseverleri büyüledi.

17. Boston Türk Kültür ve Sanat Festivali kapsamında düzenlenen konserde Duruöz, düzenlemelerini kendisinin yaptığı geleneksel Türk müziği eserlerinin
yanı sıra Arjantin, İspanyol ve Venezuelamüziğinden de örnekler sundu.

Müzik kariyerine Türkiye’de Ulusal Gitar Yarışması’nda birincilik kazanarak başlayan Cem Duruöz, San Francisco Konservatuvarı’ndan yüksek lisans derecesi alarak kariyerine devam etti. Daha sonra dünyaca saygın müzik okulu Juliard’ta Sharon Isbin’le müzik çalışmalarını sürdürdü.

Bugüne kadar Arjantin, Brezilya, Bolivya, Peru, Japonya,Fransa, Yunanistan, İspanya, İngiltere, Polonya, Meksikagibi ülkelerde ve ABD’nin Carnegie Hall gibi seçkin konsersalonlarında başarılı konserler veren Cem Duruöz, halen Wesleyan Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapıyor ve bir yandan da dört kıtada resital ve konserler vermeye devam ediyor.

Boston Türk Festivali Direktörü Erkut Gömülü, başta İngiltere’de yayınlanan saygın “Classical Guitar” dergisi olmak üzere, müzik otoriteleri tarafından gitar tekniğinden övgüyle söz edilen ve “olağanüstü yetenekli bir müzisyen” olarak tanımlanan dünya çapındaki bir virtüözü festival çatısı altında müzikseverlerle buluşturabilmenin kendileri için büyük bir mutluluk ve gurur kaynağı olduğunu söyledi.

1996’dan bu yana her yıl yapılan Boston Türk Kültür ve Sanat Festivali, “Anadolu’nun Renkleri” temalı festival programıyla sergiler, sunuşlar, atölyeler, konserler, film yarışması, Türk mutfağının tanıtımı gibi geniş bir yelpazede düzenleniyor.

Festivalin ana sponsorluğunu Turkish Cultural Foundation (TCF), Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Türk Hava Yolları yapıyor.

 

Kaynak : [-]