Özel Nar Sanat Eğitim Kursu olarak 4 Haziran 2017 Pazar günü saat 19:00 ‘da Nar Sanat Resim Atölyesi Sergimizi gerçekleştirdik. İşte o sergimizden görüntüler;
Özel Nar Sanat Eğitim Kursu olarak 4 Haziran 2017 Pazar günü saat 19:00 ‘da Nar Sanat Resim Atölyesi Sergimizi gerçekleştirdik. İşte o sergimizden görüntüler;
Dünden bugüne Bakırköy resimlerinden oluşan ‘’Bakırköy – Makriköy ‘’ sergisi Bakırköylüler Derneğinin organizasyonu ile 29 Mayıs – 11 Haziran tarihleri arasında Capacity Kültür ve Sanat Galerisinde sergilenecek.
Küratörlüğünü Nermin Toy’un üstlendiği Bakırköylü sanatçıların eserlerinden oluşan sergi semt bilincini geliştirmenin ötesinde kültürel değerlerin sanat ile birlikte kalıcı olmasını hedefliyor.
Sergiye katılan sanatçılar; Ali Ergüder, Ayşegül Pekçelen, Çiğdem Güzer, Çiğdem Şenyürek, Emel Örs, Fatoş Çelikel, Hilal Zıllıoğlu, Hülya Gören, İlhan Eren, Müge Yeşilaltay, Meliha Erdiş, Nalan M. Alakent, Nazife Sefer, Nermin Toy, Sabriye Şeker, Ünsal Durukan.
Capacity Sanat Galerisinin ev sahipliğini yaptığı sergi 2.katta yer alacak. 29 Mayıs’ta saat: 17.00 de açılış kokteyli ile başlayacak sergiye tüm sanatseverler davetlidir.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında Özel Nar Sanat Eğitim Kursu olarak öğrenci dinletisi programımızı gerçekleştirdik. Etkinlik kapsamında kursumuz öğrencileri performanslarını sergilediler. Etkinliğe katılan tüm öğrencilerimize ve velilerimize sonsuz teşekkürlerimizi sunarız. Buradan tüm etkinlik videolarımıza ulaşabilirsiniz. İşte etkinliğimizden görüntüler;
Özel Nar Sanat Eğitim Kursu olarak 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı şerefine 26 Nisan Çarşamba günü saat 19:00 ‘da Öğrenci Dinleti Programımız yapılacaktır. Bu etkinlikte öğrencilerimiz ve eğitmenlerimiz milli bayramımızı hatırlatmak amacıyla sizler için performans sergileyecektir. Etkinliğimize herkes davetlidir!
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin resmi bayramlarından biridir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından dünya çocuklarına armağan edilmiştir.
Bu bayram, TBMM’nin açılışının birinci yılında kutlanmaya başlanan 23 Nisan Millî Bayramı ve 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılmasıyla, önce 1 Kasım olarak kabul edilen, sonra 1935’te 23 Nisan Millî Bayramı’yla birleştirilen Hâkimiyet-i Milliye Bayramı ile Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin 1927’de ilan ettiği ve ilki Atatürk’ün himayesinde düzenlenen 23 Nisan Çocuk Bayramı‘nın kendiliğinden birleşmesiyle oluştu. 1980 darbesi döneminde Milli Güvenlik Konseyi, bu bayrama resmî olarak “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” adını verdi.
Hakimiyet-i Milliye Bayramı (önceleri 1 Kasım, sonra 23 Nisan), saltanatın kaldırılışının ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu gerçekleştiren TBMM’nin açılışının egemenliği padişahtan alıp halka vermesini kutlamak amacını taşırken, Çocuk Bayramı savaş sırasında yetim ve öksüz kalan yoksul çocukların bir bahar şenliği ortamında sevindirmek amacını taşımaktaydı. Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, UNESCO’nun 1979’u Çocuk Yılı olarak duyurmasının ardından, TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği’ni başlatarak, bayramı uluslararası düzeye taşımıştır. Günümüzde bayrama birçok ülkeden çocuklar katılmakta, çeşitli gösteriler hazırlanmakta, okullarda törenler ve çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir. Ayrıca 1933’te Atatürk’le başlayan çocukları makama kabul etme geleneği günümüzde çocukların kısa süreliğine devlet kurumlarının başındaki memurların yerine geçmesi şeklinde devam etmektedir.
23 Nisan’ın Türkiye’de ulusal bayram olarak kabul edilmesinin nedeni, 1920’de o gün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmış olmasıdır. Milletvekillerinin belirlenişi ve Ankara’ya gelişi çok kısa bir zamanda gerçekleşmiştir. Milletvekili seçimleri Atatürk’ün Ankara’da bir meclisin toplanacağını ve neden toplanması gerektiğini açıklayan 19 Mart 1920 tarihli bildirisiyle başlamış, yine Atatürk’ün 21 Nisan’daki genelgesiyle de meclisin açılacağı tarih duyurulmuş ve milletvekillerinin Ankara’ya gelmesi istenmiştir. 23 Nisan1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmıştır. O günkü ilk toplantıya daha önce belirlenen 337 milletvekilinden sadece 115’i katılabilmiştir.
TBMM’nin açılışından 2000’li yıllara kadar Türkiye Cumhuriyeti’ne ait bu ulusal bayram konusunda eksik bilgilenme ve yanlış tarihlendirmeye çokça rastlanmıştır. Hatta bazı tarihçilerce böyle bir günün tarihinin genişçe araştırılmamış olması büyük bir eksiklikti. Yrd. Doç. Dr. Veysi Akın 1997’de yayımlanan bir makalesiyle bu eksikliği gidermeye çalışmıştır.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın ortaya çıkışında 3 ayrı bayramın payı vardır. Çocuk Bayramı tamamen ayrı bir kavram olarak gelişirken, Ulusal Egemenlik ve 23 Nisan Bayramları baştan ayrı bayramlarken, birleşmişler; en son da onlara Çocuk Bayramı katılmıştır.
“23 Nisan”, 1921’de çıkarılan 23 Nisan’ın Milli Bayram Addine Dair Kanun ile, Türkiye’nin ilk ulusal bayramı olmuştur. İlk kez ortaya çıkan bu bayramda ne ulusal egemenlikten ne de çocuklardan söz edilmekteydi.Zaten daha o yıllarda Osmanlı saltanatı hala kanunen hüküm sürmekteydi. 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılmasıyla 1 Kasım, Hakimiyet-i Milliye Bayramı (Ulusal Egemenlik Bayramı) olarak kabul edilmiştir.Daha sonraki yıllarda, TBMM’nin açılış tarihi olan 23 Nisan “Milli Hakimiyet Bayramı” olarak kutlamış ve bu durum 1 Kasım’ın uzun vadede bayram olarak unutulmasına neden olmuştur. 1935’te bayramlar ve tatil günleriyle ilgili kanun değiştirilmiş ve “23 Nisan Millî Bayramı”nın adı “Millî Hakimiyet Bayramı” haline getirilmiş, böylece 1 Kasım Hakimiyet-i Millîye Bayramı ile 23 Nisan Millî Bayramı birleştirilmiştir.
23 Nisan’ın Çocuk Bayramı oluşu yine TBMM’nin açılışıyla ilişkili olmasına rağmen, tamamen ayrı bir bayram olarak gelişmiş ve 1981 yılına kadar da öyle devam etmiştir. Bu Bayram 23 Nisan 1927’de Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin (günümüz Çocuk Esirgeme Kurumu’nun) o günü “Çocuk Bayramı” olarak duyurmasıyla başlamış kabul edilir. Aslında Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin 23 Nisan’la ilgili çalışmaları daha önceki yıllarda vardır ve hatta çocuklardan da söz edilmiştir. Kurum, 23 Nisan 1923’te millî bayram için pullar bastırmış ve satmıştır. 23 Nisan 1924’te Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde “Bu gün Yavruların Rozet Bayramıdır” ibaresi yer almış, 23 Nisan 1926’da da yine aynı gazetede “23 Nisan Türklerin Çocuk Günüdür” başlıklı bir yazı kaleme alınmış ve bu yazıda cemiyetin bu günü çocuk günü yapmaya çalışarak doğru yolda olduğu ve para kazanan herkesin bu gün cemiyete çocuklar için bağışta bulunması gerektiği vurgulanmıştır.Nihayet 23 Nisan 1927’de Himaye-i Etfal Cemiyeti o günü Çocuk Bayramı olarak şöyle duyurmuştur:
| “ | Millet Meclisimizle millî devletimizin Ankara’da ilk teşkile günü olan Millî bayram Cemiyetimizce çocuk günü olarak tesbii edilmiştir. Bize yeni bir vatan veyeni bir tarih yaratıp bırakan mübarek şehitlerle fedakar gazilerin yavruları fakir ve ıstırabın evladları ve nihayet alelıtlak bütün muhtac-ı himaye-i vatan çocukları namına milletin şevkatli ve alicenab hissiyatına müracaat ediyoruz. Kadın, erkek, genç, ihtiyar hatta vakti ve hali müsait çocuklardan mini mini vatandaşlar için yardım bekliyoruz. Her sayfası başka bir şan ve muvaffakiyetle temevvüç eden milletimizin, yarın azami derecede muavenet göstermekle beraber, çocuk gününün layıkı veçhiyle neşeli ve parlak geçirilmesi için aynı derecede alaka ve müzaheret göstereceğinden emin olan Himaye-i Etfal Cemiyeti, şimdiden arz-ı şükran eder. | ” |
Bu tarihten itibaren bu üç kavram, aynı gün üzerinde birleşecek ve çocuk bayramı olma konusunda bir kanunla belirlenmişlik olmaksızın kutlanmaya başlanacaktır. Cemiyeti buna iten neden ise cemiyetin yetim çocukları için gelir kaydetme anlayışıdır. Böylece çocuk bayramı ortaya çıkmıştır. Çocuk bayramı adı daha resmiyet kazanmamış olsa da, bundan sonra 23 Nisan “Millî Hâkimiyet Bayramı”nın yanı sıra “Çocuk Bayramı” olarak da kutlanacaktı.
1927’de ilk kez kez kutlanan çocuk bayramı, başta kaynak oluşturma olmak üzere, çocuklara neşeli bir gün geçirtmeyi hedeflerinde bulunduruyordu. 23 Nisan 1927’deki ilk bayram Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu ve dönemin cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa himayesinde gerçekleştirilmiş, etkinlikler için Atatürk arabalarından birini çocuklara tahsis etmiş ve Cumhurbaşkanlığı Bandosu’nun konser vermesini sağlamıştır. O yıl cemiyetin Ankara’daki binalarından birine Çocuk Sarayı adı verilmiş ve burada düzenlenen çocuk balosuna İsmet (İnönü) Bey’in çocukları da katılmıştır.
1929’da çocuklara ilgi daha da artmış ve o yıl ve daha sonraki yıllarda 23-30 Nisan haftası “çocuk haftası” olarak kutlanmıştır. Daha sonraları, 70’li yıllara kadar ulusal boyutta ünlenerek ve katılımı artırarak ilerleyen 23 Nisan Çocuk Bayramı kutlamalarına 1975’te Türkiye Radyo Televizyon Kurumu da katılmış ve bir hafta çocuk programları yayımlamıştır. 1978’de Meclis Başkanlığı’nın izniyle meclisteki törenlere çocukların da katılması sağlandı. 1979’da bu uygulama Ankara ilkokullarından gelen çocuklarla düzenli olarak başlatıldı, 1980’de de bütün illerden gelen çocuklarla “Çocuk Parlamentosu” oluşturuldu. 1979 yılının UNESCO tarafından Dünya Çocuk Yılı olarak duyurulması üzerine, TRT tarafından dünyanın bütün çocuklarını kucaklamayı amaçlayan bir proje hazırlandı ve 1979 yılından itibaren TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği adıyla uygulamaya kondu.
Bayramın en son şeklini alışı ise 1981’de gerçekleşmiştir. Darbe döneminde Milli Güvenlik Konseyi bayramlar ve tatillerle ilgili kanunda yaptığı değişiklikle o güne kadar kanunen adı konmamış bir şekilde kutlanan bayrama “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” adını vermiştir.
23 Nisan, Türkiye Cumhuriyeti’nde 23 Nisan 1921’de resmî bayram olarak kabul edilmesinden bu yana, değişik adlarla da olsa resmî törenlerle kutlanmıştır. En yalın haliyle bu törenlerde İstiklâl Marşı okunur ve saygı duruşunda bulunulur.
Yeni uygulamaya konulan yönetmeliğe göre, önceki yıllarda uygulanan koltuk devri uygulamasına son verildi. Ulusal ve Resmi Bayramlarda Yapılacak Törenler Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda çocuklara koltuk devretme uygulaması kaldırıldı.
23 Nisan’ın Çocuk Bayramı olarak kutlanışı 23 Nisan 1927’de Atatürk’ün himayesinde başlamış, Cumhurbaşkanlığı Bandosu çocuklar için konser vermiş ve Ankara’da çocuk balosu düzenlenmiştir. 1928’de Dr. Fuat (Umay) Bey’in teklifiyle daha geniş içerikli bir program hazırlanmış, ilanlar verilmiş, halk davet edilmiş, çocuk alayları oluşturulmuş, yarışmalar ve geziler düzenlenmiştir. 1929’daki 23 Nisan’dan önce HEC 23-30 Nisan haftasını çocuk haftası olarak duyurmuş, etkinlikler çoğaltılarak bir haftaya yayılmıştır. Asıl bayram yine 23 Nisan’da kutlanmış, çocuk balosu yine Atatürk tarafından himaye edilmiştir. Yine de HEC ve Türk Ocağı’nın bütün çabalarına rağmen ülke çapına yayılmada sorunlar yaşanmıştır. Birkaç yıl böyle gitmesi üzerine, Kırklareli milletvekili Dr. Fuat Umay’ın teklifiyle 20-30 Nisan arasında tüm telgraf ve mektuplara Himaye-i Etfal Şefkat Pulu yapıştırılması mecliste onaylandı. Yasa, 14 Nisan 1932’de yürürlüğe girdi.
1933 23 Nisan’ında Atatürk yeni bir gelenek başlattı. O sabah çocukları makamında kabul etti ve onlarla sohbet etti. Aynı yıl stadyumlarda beden hareketi gösterileri yapılmaya başlandı. O bayram, Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey’in kaleme aldığı Andımız çocuklar tarafından ilk kez okundu. 1933’te artık Çocuk Bayramı devlete de mal olmuştu. Yine de 1935’teki yasa değişikliğinde çocuk bayramında hiç söz edilmedi. Yalnız resmî ismi konmamış olsa da, Milli Hâkimiyet Bayramı’nın yanında “23 Nisan Çocuk Bayramı”, devlet ve toplum örgütlerinin ortaklaşa hazırladığı programlarla kutlanmaya devam edildi.
1970’lerde artık 23 Nisan Çocuk Bayramı tüm ulustan katılım alan bir bayram halini almıştı. 1975’ten itibaren TRT de programlarıyla destek vermiş, 1979’da resmî Millî Hakimiyet Bayramı törenlerine çocukların da katılmasına karar verilmiş, 1980’de de “Çocuk Parlamentosu” oluşturulmuştur.Böylece 23 Nisan Çocuk Bayramı, Millî Hakimiyet Bayramı’yla tamamen aynı etkinliklerde kutlanmış oluyordu. Nitekim 1981’de birleştirilecekti.
Günümüzde 23 Nisan günlerinde bayram Türkiye Cumhuriyeti devleti erkanının başta Anıtkabir olmak üzere çeşitli Atatürk anıtlarında yaptıkları resmî törenlerle başlamakta, stadyumlarda ilköğretim öğrencilerinin hazırladığı gösterilerin sergilenmesi ve resmî geçit töreniyle devam etmektedir. Akşamları da büyük şehirlerde fener alayı düzenlenir. Resmî törenlerden sonra bayram yeri olarak nitelendirilen çayırlarda güreşler, koşular ve başka çeşit yarışmalar düzenlenir. Çeşitli sivil toplum örgütleri veya kuruluşlar tarafından düzenlenen etkinlikler yer alır. Önceden belirlenmiş öğrenciler kısa bir süreliğine kurumlardaki devlet memurlarının makamlarına oturur, onlarla orada sohbet edilir. Ayrıca 23 Nisan günü Türkiye’de resmî tatil günüdür. İlköğretim öğrencilerine 24 Nisan günü de tatildir.
Nar Sanat Eğitim Kursu olarak 2017 öncesi 24 Aralık 2016 Cumartesi günü Yeni Yıl Etkinliğimizi gerçekleştirmiş bulunmaktayız. Etkinlikte sahne alan öğrencilerimizin sergiledikleri performans için teşekkür ederiz. Etkinliğimizin videoları;
ETKİNLİK PROGRAMI
1-) Nazlı Bayraktar “Lokomotif, Göçmen Kuşlar”
2-) Nil Sahra Aksal – “Samanyolu” Metin Bükey
3-) İlke Güven – “Neşeye Şarkı” L.V. Bethoven
4-) Demir Mirza – Balerin
5-) Ekin Göker – “Göçmen Kuşlar” Enver Tufan
6-) Elif Tülin Şahin – “The Scissors Grinder” John Thompson
7-) Ela Özbaş – “Etüt” Beyer , “Jingle Bells” Amerikan Ezgisi,
8 -) Mert Güneş – “Dans” Richard Krentzlin
9-) Defne Serra Nedim – “Düşmeden Dağa Tırmanalım” John Thompson
10-) Deniz Kaplan – “Melodi” Maxwell Eckstain , “Menuet” Bach
11-) Bilge Erdoğdu – “Kaptanın Öyküsü” Jessie Blake
12-) Duru Demiray – “Jingle Bells” , “Balerin” John Thompson
13-) Ahmet Yiğit Batur – “Jingle Bells” Amerikan Ezgisi
14-) Demir Menemencioğlu – “Yankee Doodle, Borazan”
15-) Lara Sadi – “Alman Dansı” Joseph Haydn
16-) Arda Zeren – “Jingle Bells” Amerikan Ezgisi
17-) Beren İncekalan – “Pamuk Toplayan Amca , Yanke Doodle” John Thompson
18-) Can Çorbacıoğlu – “Old Mc Donald” John Thompson
19-) Selinsu Ökdemir – “La Dispute” Yann Tiersen
20-) İdil Deniz Bakır – “Gondolla” Mendelson
21-) Jbid Göktaş – “Dance of the sugar fairy” Tchai Kousky
Nar Sanat Eğitim Kursu olarak 2017 yılına girmeden önce öğrencilerimizin performanslarını sergileyecekleri Yeni Yıl Etkinliğimizi bugün yani 24 Aralık 2016 tarihinde saat 19:00 ‘da gerçekleştireceğiz. İşte etkinlik programımız ve etkinlikte performanslarını sergileyecek öğrencilerimiz;
1-) Nazlı Bayraktar “Lokomotif, Göçmen Kuşlar”
2-) Nil Sahra Aksal – “Samanyolu” Metin Bükey
3-) İlke Güven – “Neşeye Şarkı” L.V. Bethoven
4-) Demir Mirza – Balerin
5-) Ekin Göker – “Göçmen Kuşlar” Enver Tufan
6-) Elif Tülin Şahin – “The Scissors Grinder” John Thompson
7-) Ela Özbaş – “Etüt” Beyer , “Jingle Bells” Amerikan Ezgisi,
8 -) Mert Güneş – “Dans” Richard Krentzlin
9-) Defne Serra Nedim – “Düşmeden Dağa Tırmanalım” John Thompson
10-) Deniz Kaplan – “Melodi” Maxwell Eckstain , “Menuet” Bach
11-) Bilge Erdoğdu – “Kaptanın Öyküsü” Jessie Blake
12-) Duru Demiray – “Jingle Bells” , “Balerin” John Thompson
13-) Ahmet Yiğit Batur – “Jingle Bells” Amerikan Ezgisi
14-) Demir Menemencioğlu – “Yankee Doodle, Borazan”
15-) Lara Sadi – “Alman Dansı” Joseph Haydn
16-) Arda Zeren – “Jingle Bells” Amerikan Ezgisi
17-) Beren İncekalan – “Pamuk Toplayan Amca , Yanke Doodle” John Thompson
18-) Can Çorbacıoğlu – “Old Mc Donald” John Thompson
19-) Selinsu Ökdemir – “La Dispute” Yann Tiersen
20-) İdil Deniz Bakır – “Gondolla” Mendelson
21-) Jbid Göktaş – “Dance of the sugar fairy” Tchai Kousky
Nar Sanat Eğitim Kursu olarak Nar Sanat Tiyatrosu kapsamında öğrencilerimiz 24.12.2016 tarihinde saat 15:00-19:00 saatleri arasında skeçler sergileyecektir. Bu ara oyunumuzda öğrencilerimiz performanslarını sergileyebilecekleri oyunlarla,farklı karakterlere bürünerek, doğaçlayarak eğlenceli bir oyun ortaya çıkaracaklardır. Etkinliğimize herkes davetlidir.
NOT: İsteyen velilerimiz; kendi hikayelerini [email protected] adresine mail olarak göndererek kendi skeçlerini izleyebilir. :)
Tiyatro öğrencilerimizin önceki performansları:
Tarihe şöyle bir göz atarsak onlarca sanat akımının olduğunu görürüz. Her bir sanat akımının kendine has özellikleri vardır ve bu özellikler sayesinde diğer akımlardan ayrılırlar. Fovizm de bu sanat akımlarından bir tanesidir ve 1898 ile 1908 seneleri arasında Fransa’da Henri Matisse tarafından geliştirilmiştir. Bu akımın en belirgin özelliği göz alıcı ve canlı renklerin kullanılmasıdır. Bu akım ilk kez 1905 senesinde Paris’te açılan bir sergide duyulmuştur. Bu sergiye katılanlar farklı bir anlatımla karşılaşmış ve doğrudan sürülen renkler ile bozuk perspektif onları şaşırtmıştır. Sergiye katılan eleştirmenlerden birisi olan Louis Vauxcelles bu gruba vahşi hayvanlar anlamına gelen Les fauves adını vermiştir ve akım da ismini buradan almıştır. Fovizm’in Özellikleri Nelerdir? Canlı, çiğ, sert ve bağıran renkler doğrudan kullanılır. Temiz ve düz renkler kullanılmalı, resim sade olmalıdır. Bu akımda ön planda çarpıcı renk tonları vardır ve renk şiddetine önem verilir. Bununla birlikte derinlik resimden atılmıştır. Eğer resimde ışık alan bölgeler ya da uzaklıklar gösterilecekse bu renk değişiklikleri ile yapılır. Bazı kaynaklara göre izlenimcilik akımının devamı olarak belirtilir. Resimdeki anlam ya da duygu renklerle anlatılmaktadır. Fovizm’de boyalar direkt tuvale sıkılmaktaydı. Resimlerde konu genellikle natürmort, insan figürleri ya da peyzajdı. Fovizm Hakkında Bilinmesi Gerekenler Fovizm akımının öncüleri olarak bilinen Henri Matisse ve Andre Derain, Gustave Moreau’nun öğrencileridir. Fovizm, ilk olarak Vincent van Gogh, Paul Gauguin, Paul Cezanne ve Georges Seurat’dan ilham almıştır. 1908 senesinde bu akımın sanatçıları başka hareketlere ( bilhassa kubizme ) geçmiş ve böylece fovizm akımı son bulmuştur. Fovizm denince akla gelen sanatçılar şöyledir: Henri Matisse, Andre Derain, Raoul Dufy, Van Dongen, Maurice Vlaminck, Albert Marquet, Othon Friesz, Georges Braque ve Georges Roulaut’dur. Fovizm akımına örnek olabilecek bazı resimler şunlardır: The Green Line ( Henri Matisse ), Woman With A Hat ( Henri Matisse ), The River Seine at Chatou ( Maurice de Vlaminck, Regent Street, London ( Andre Derain ).
Görsel: Maurice de Vlaminck
Henri Matisse Kimdir?
Fovizm akımının öncülerinden birisi ve belki de en önemlisi olan Henri Matisse tarihteki önemli ressamlardandır. Önce hukuk eğitim almış ama asıl istediği bu olmadığı için Paris’e gitmiş ve resim eğitimi almaya başlamıştır. Fovizm akımının ortaya çıkmasına neden olan sergiye katılmış ve sergiye katılanlar burada yer alan resimlerdeki anlatımı oldukça farklı bulmuştur. Bugün Matisse renklerin özgürlüğüne katkıda bulunmuş bir ressam olarak anılmaktadır.
Andre Derain Kimdir?
Andre Derain de tıpkı Henri Matisse gibi fovizm akımının liderlerindendir. İki ressam beraber yaptıkları resimleri bir sergide sunmuşlardır. Bu sergi sonunda bir eleştirmen bu gruba vahşi hayvanlar anlamına gelen Les Fauves adını takmış ve böylece Fovizm akımı ortaya çıkmıştır.
Andre Derain denince ilk akla gelen Londra resimleridir. Bu şehri daha önce birçok ressam çizmiştir, ancak Derain’in resimleri bunlardan farklıdır. Ressamın Londra resimlerine canlı renkler hakimdir.
Sokrates “Sanat taklittir.” dediğinde taklitin sanat için gerekli olduğu kavramı anlaşılabileceği gibi, bu teorinin bir şeyin taklidi olmadan yapılan sanat eserlerinin sanat olmayacağı sonucuna da ulaşılabilir.
İlk yargım “Sokrates”in sözüne daha iyimser ve mantıksal bir yaklaşımdır.
Taklitten kasıt gerçek dünya nesnelerinin taklitleridir.
Ancak o zamanın başka bir filozofu ve Sokrates”in öğrencisi olan Platon, formların kesin gerçek olduğuna inanıyordu. Platon için sanat bir taklit, gerçek dünya nesnelerinin bir taklidiydi. Oysa formlar gerçek dünya nesnelerinden daha değerliydi. (Çünkü onlar ölümsüz, değişmez ve haklarında gerçeğin bilinebileceği nesnelerdi. -Bir matematikçi içinde 1 rakamı doğada hiç varlığı olmadığı halde gerçek birşey-matematksel bir nesnedir.) Bu nedenle Platon taklidi bir kusur olarak görüyordu ve taklit olarak sanat Platon”un gerçeğinde iki düzlem gerideydi. Bir kedi”nin resmi kendisinden daha az gerçek, kedinin kendisi ise mutlak olan zihinlerdeki formundan daha az gerçekti.
İşte yinede Sanat üzerine bir teori olan bu “Sanatın Taklit Teorisi”nin 2000 yıl süre ile yerinde kalmasına neden olanda Sokrates ve Platon”dur. Çünkü bütün bu süre boyunca sanat, çoğunlukla taklit teorisine göre, orjinal nesneyi ne ölçüde temsil ettiğine göre yapılmış ve değerlendirilmiştir.
Platon bugün empresyonistlerle ile ilgili ne derdi acaba?
Konunun aynı bağlamda birleşmesi açısından başka bir örneğe geçip bir soru soracağım. Andy Warhol”un Brillo karton kutularının ve başka ürünlerin konserve kutularının sergisini sanat yapan ama aynı kutuları markette dükkanda sanat yapmayan şey nedir? Bunun cevabını Arthur Dunto”nun 1964”te “Sanat Dünyası” adlı makalesinden bir kesit alarak verebilirim.
“… İnsan bir sanat zeminin üzerinde olduğunu, bunu ona söyleyecek bir sanat teorisi yoksa farketmeyebilir. Bunun nedeni, bir ölçüde sanat teorisinden dolayı zeminin birleşiminin de sanatsal olmasıdır. Teoriler, sanatı bazı şeylerden ayırdığı gibi, sanatı da olanaklı kılar.
Bir Brillo kutusu ile bir Brillo kutusundan oluşan sanat yapıtı arasındaki farkı meydana getiren şey, sonuçta bir sanat teorisidir. Kutuyu sanat dünyasına taşıyan ve gerçekten olduğu gerçek nesneye dönüşmesini önleyen teoridir. Teori olmadan onun sanat olarak görünme olanağı olmadığı ortadadır. Onu sanat dünyasının bir parçası olarak görmesi için insanın, yakın zaman New York resimlerinin yanı sıra, sanat teorilerinide iyice öğrenmiş ve biliyor olması gerekir. Bunlar elli yıl önce sanat sayılmazdı. Gerçek dünyanın olduğu kadar sanat dünyasının da bazı şeyler için hazırlanması gerekir. Her zaman olduğu gibi, bugünde sanat teorisinin rolü sanat dünyasını ve sanatı olanaklı kılmaktadır…”
Demek oluyor ki, sanat dünyası öğrenen ve öğrendiği ölçüde sanat tarihi ile içiçe olmuş insanlardan oluşan bir komplekstir. Bir şeye sanat statüsü veren, onun bu sanat dünyasına girişidir.
Bugün eski IBM bilgisayarlarından oluşan bir çöplüğü sanat haline getirmemek için hiçbir neden yoktur. Yalnızca sanat dünyasına adım atması gerekmektedir. Bu da ona zemin hazırlayacak bir sanat teorisin varlığı ile mümkündür. Teorik karşılığını bulunduğu mekanda bulduğu zaman o sanattır.
Peki, öyleyse var olan bir sanat teorisi olmadan yeni bir sanat türü yaratılamaz mı sorusunu burada sormak gerekiyor. Yada başka bir deyişle önce zeminin hazır olması mı gerekmektedir?
Zaman, mekan, coğrafya ve anlayışın etkisi altında insanın bütün bunların dışında -dünya dışı- bir sanat eseri oluşturamayacağı kanaatindeyim. Çünkü yepyeni bir tür sanat eserinin ortaya çıkışı bile onunla beraber olarak gelecek olan sanat teorisinin ince önermeleri bir şekilde sanatçının sezgileri ile reel hayatta bağlantılı olacaktır. Ama bu sanatçıyı bağımlı kılar anlamına da gelmiyor.
Yazım burada bitiyor ama aklıma birde şunlar geliyor…
Teori yeni süreci uzaklaştırır ama ruha dokunmaz, ola ki ruh kendini teorilerle perdelemesin. Ama bu aradaki fikir akımlarının oluşması ve sindirilmesi için de ruhların perdelenmesi bir o kadar gerekli….
Bu tıpkı şuna benziyor.
“Ne sen bensiz varsın, ne ben sensiz bulunurum.”
Kaynak: www.sanatteorisi.com
Çağdaş Arap edebiyatının dünyaca en büyük şairi kabul edilen Adonis ile çağdaş Türk sanatının önde gelen sanatçısı Habip Aydoğdu’yu buluşturan “Kan Kırmızı” sergisi, resim ve şiiri etkili bir biçimde bir araya getirmesi bakımından önem taşıyor. Sergiyi üç ana temada değerlendirerek, göze çarpan benzerlikleri, ilgi çekici ayrıntıları ve tuvale yansıyan Ortadoğu gerçekliğini deneyimlemek ve bu patikada yürümek, Adonis ile Aydoğdu’nun ortak kaygılarını anlamak için iyi bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor.
Direncin Adı: Kan Kırmızı
Serginin küratörlüğünü üstlenen Zeynep Yasa-Yaman, Aydoğdu’nun yapıtlarında başat bir rolde olan kırmızıyı, “sanatçı için eylem rengi” olarak tanımlıyor ve bunun yanında Adonis ile Aydoğdu’yu bir araya getiren önemli bir bileşen olarak da vurgulamış oluyor. Bununla birlikte, siyah ve beyaz rengin varlığından da söz ederek; kan, ölüm, yas, saflık ve bakireliğin bir arada olduğunun altını çiziyor. Buna ek olarak, üç renge odaklanıldığında Pan-Arabizm’in renklerini de görmek mümkün. Ayrıca, Adonis’in doğduğu ve büyüdüğü yer olan Suriye Arap Cumhuriyeti’nin bayrağında da bu renklerin bulunduğunu belirtmekte yarar var. Arap şiirinin kimliğini sağlamlaştırma amacı güden Adonis ile bu renk uyumunu da yine aynı düzlemde yorumlama fırsatı veren sergi, çoklu bakış açısı olanağını izleyiciye tanımış oluyor.
Kaosu kesen düzlemler üzerinde sanat üreten Aydoğdu’nun yanına, “Bedenim örtüdür, kanımla diktiğim kumaş” adlı dizeleriyle Adonis yardımcı oluyor. Başka bir deyişle bir sanatçının kestiğini diğer bir sanatçı dikerek tamamlamış oluyor. Bu bağlamda sergi, yalnızca ortak duyguları, düşünceleri ifade etmekle kalmıyor; zıtların birlikteliğine dikkati çekerek farklılaşıyor.
Aydoğdu için kırmızı; daha çok öfkenin, cesaretin, eylemin rengidir. Adaletsizliğe, teröre, savaşa, deprem yıkımlarına, modernizmin ve postmodernizmin doğaya ihanetine karşı bir duruşu olan sanatçının Adonis gibi parçalanan Arap kuşağını, dağılan halkını betimleyen ve bunu bütün insanlık için genelleştirerek, insanlığın dramını toplumsal belleğin yüzeyine çıkaran bir şairle kotarmıştır. Aydoğdu’nun resimlerindeki şiirsel anlatım ile Adonis’in toplumsal içeriği yoğun şiirlerin özdeşleşmesi, Nazım Hikmet ile Abidin Dino arasındaki paylaşımları çağrıştırmaktadır.
Sonsöz
Geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz usta sanat eleştirmeni Kaya Özsezgin’in de, Aydoğdu’nun figür çalışmalarının soyut bir espasla kaynaştığını giderek eriyerek, şiirsel denilebilecek bir anlatımla bütünleştiğinden söz etmiştir. Bu şiirsel anlatımı, barış güvercininin, kan gölü haline gelmiş Ortadoğu coğrafyasına açılan beyaz sayfalar olarak tuvale aktarmıştır. Buna ek olarak, Adonis’in, Aydoğdu’nun resimlerine alışılmışın dışında şiirsel katkılarıyla farklı bir boyuta taşıdığı da görülmektedir.
Proje Direktörlüğünü Fahri Özdemir’in, küratörlüğünü ise Zeynep Yasa-Yaman’ın yaptığı “Kan Kırmızı” Adonis-Habip Aydoğdu sergisi, mutlulukların ve kederin en yüksek seviyede yaşandığı Ortadoğu coğrafyasına ışık tutarak, lirik şiir ile lirik soyut resmin kavuşmasına uygun ortam sağlayan İzmir Folkart Gallery’de 26 Ekim – 25 Aralık 2016 tarihleri arasında ziyaret edilebilir.
Nar Sanat Eğitim Kursu olarak 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla etkinlik yapmış bulunmaktayız. Öğrencilerimizin performanslarını sergilediği bu etkinliğimizde ara parçalalarla eğitmenlerimiz de kendi performanslarını sergiledi. İşte etkinliğimizden görüntüler;