Şunun için etiket arşivi: Sanatsever

İbrahim Çallı’nın terk edilmiş bir evde uzun yıllar rulo halinde tutulan ”Kayalıklarda Yıkanan Çıplaklar” adlı tablosu, 500 bin liraya satıldı.

”Karşı Müzayede” tarafından Bağlarbaşı’ndaki International Art Center’de (IAC) gerçekleştirilen Anadolu yakasının ilk müzayedesinde, 330 eser satışa çıkarıldı.

Müzayedenin en ilgi çeken eseri, İbrahim Çallı’nın 3 metre boyundaki ”en büyük ve mitolojik” tablosu olarak bilinen 80 yıllık ”Kayalıklarda Yıkanan Çıplaklar” isimli eseri oldu. 400 bin liradan satışa çıkarılan ve 4 sanatseverin almaya talip olduğu tablo, müzayedeye telefonla katılan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir sanatsevere 500 bin liraya satıldı.

IAC İstanbul’un kurucusu Hafize Uncuoğlu, İbrahim Çallı’nın”Kayalıklarda Yıkanan Çıplaklar” isimli çalışmasının satılmasından dolayı hem üzgün hem de mutlu olduklarını ifade ederek, ”Bugünkü müzayedenin Anadolu yakasında gerçekleştirilen ilk müzayede olması nedeniyle, çok heyecanlıyız. Anadolu yakası ve sanat adına hayırlı olmasını diliyorum” diye konuştu.

Uncuoğlu, tarihi bir ana tanık olduklarını anlatarak, kayıp olan 80 yıllık bir eseri sanat camiasına kazandırdıklarını kaydetti.

Müzayedeye katılan İbrahim Çallı’nın torunu Yaşar Çallı ise ”Batı anlamındaki Türk resminin öncüleri İbrahim Çallı, Feyhaman Duran, Ruhi Arel ve Sami Yitik’tir. Bu tablo, Avrupa ülkelerinden birinde yapılsaydı, daha iyi bir fiyata satılırdı. Müzayedeye daha çok devlet erkanı ve sanatseverin katılmasını beklerdim” dedi.

Eser

Çallı’nın ”Kayalıklarda Yıkanan Çıplaklar” eserinin hikayesi şöyle:

”1930’lu yıllarda Mustafa Kemal Atatürk, İbrahim Çallı’ya Kaşık Adası’nda çalışması için bir yer tahsis eder. O yıllarda Burgazada’da İbrahim Çallı’nın doktoru Mehmet Medeni Akman yaşamaktadır. Çallı ve Akman’ın dostluğu, uzun yıllar devam eder. Çallı, ‘Kayalıklarda Yıkanan Çıplaklar’ adlı eserini, Mehmet Medeni Bey için yapar. Çallı’nın o dönemde, bu kadar büyük tuval olmadığı için 2 tuvali birleştirerek yaptığı 2.98 X 2.18 boyutlarındaki tablo, Medeni Bey’in Burgazada’daki yalısında uzun yıllar asılı kalır. Mehmet Medeni Bey’in ölümünden sonra, boyutundan dolayı uzun süre bakımsız kalan tablo, Bayram Karşıt’ın gözetimine geçerek, restore edilir ve İbrahim Çallı’ya ait olduğu belgelenir, ayrıca Bayram Karşıt tarafından sertifikası da verilir. Ancak eser, rulo şeklinde saklandığı için Çallı’nın imzası dökülmüştür. Son olarak restorasyon işleri, Prof. Dr. Süleyman Saim Tekcan tarafından denetlenir ve korumaya alınır. Eserin, 1930’lu yıllarda yapıldığı tahmin ediliyor.”

Müzayedede, İbrahim Safi, Nazmi Ziya, Sabri Berkel, Avni Arbaş, Nuri Abaç, Fikret Mualla, Adnan Çoker, Abidin Dino ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun da aralarında bulunduğu birçok sanatçının yaklaşık 100 eseri, alıcı buldu.

 Kaynak : [-]

24. Yıl ENKA Kültür Sanat Buluşmaları’nda; “ENKA’da Tempo, Allegro!” Sadece müzik etkinliklerinden oluşan ve 13 Kasım – 18 Aralık 2012 tarihleri arasında gerçekleşecek.

ENKA İbrahim Betil Oditoryumu’nda, birbirinden farklı sanatçılar ve yüksek müzikalitedeki konserlerle, birçok sanatseveri bir araya getirecek olan “ENKA’da Tempo, Allegro!” günleri için geri sayım başladı.

24. Yıl ENKA Kültür Sanat Buluşmaları kapsamındaki “ENKA’da Tempo, Allegro”; solistliğini Gökhan Aybulus’un yaptığı, Cem Mansur şefliğindeki, Anadolu Üniversitesi Senfoni Orkestrası’nın “Listz Akşamı” konseri ile başlıyor. İdil Biret’in piyano resitali ile müzik şöleni yaşatacağı etkinlik programında; Şirin Pancaroğlu yönetimindeki Cafe Tango da Latin esintilerini yanı başımıza taşıyor. İlginç müzikleri ve farklı tarzı ile müziğin ayrık otu olan Nil Karaibrahimgil’in şarkılarıyla herkesi eğlendireceği 24. Yıl ENKA Kültür Sanat Buluşmaları’nda; viyolonsel ve piyano ikilisi Dilbağ Tokay ve Emine Serdaroğlu da, verecekleri konser ile sanatseverleri aynı çatı altında topluyor.

İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin “Wolfgang ve Lorenzo” müzikli oyunuyla sona eren “ENKA’da Tempo, Allegro”da çocuklar da unutulmuyor. BT Müzikevi projesi olan “Dansa Davet”; Neşeli Pazarlar’da çocukları Bay Majör ile keyifli bir yolculuğa çıkıyor.

ENKA İbrahim Betil Oditoryumu’nda koltuk sayısının sınırlı ve yerlerin numarasız olması nedeniyle, önceden rezervasyon yaptırılması öneriliyor. Dileyen katılımcılar, her etkinlik öncesi saat 19:00’da Taksim – AKM önünden kalkacak ücretsiz servis ile etkinlik merkezine ulaşabiliyorlar. Etkinlik bitiminde ise, ENKA İbrahim Betil Oditoryumu’ndan kalkacak servis, konukların Taksim – AKM’ye ulaşımını sağlıyor. Servisten yararlanabilmek için etkinliklerden en az iki gün önce ENKA ile bağlantıya geçerek rezervasyon yaptırılması yeterli.

 

Tiyatroda 15 oyun, Opera ve Bale’de 6 eser izleyiciyle buluşacak.

sanat duyuru

Ankara Devlet Tiyatrosu bu hafta 15 oyun, Ankara Devlet Opera ve Balesi 6 eserle izleyici karşısına çıkacak.

Avustralya Büyükelçiliği ile işbirliği içinde gerçekleştirilen ”Mesajınız Var! Kentsel Avustralya’da Yerli Kimliği” adlı sergi yarından itibaren CerModern’de görülebilecek.

CerModern bünyesinde açılan ve yeni sezona yaratıcı yazarlık atölyesi ile başlayan Ceredebiyat, 4 Kasım’da ”eleştirel roman okuma seminerleri” ile devam edecek. Katılımcılara, yazar A. Galip, roman türleri, romanın geçirdiği evreler, roman kuramı ve akımların özellikleri, roman sanatının sorunları, romanların hazırlanma ve yazılma süreçleri hakkında teknik bilgiler verecek ve önerilerde bulunacak.

Başkentte hafta boyunca gerçekleştirilecek kültür sanat etkinliklerinden bazıları şöyle:

Tiyatro

Akün Sahnesi:

Moises Kaufman’ın yazdığı, Ekin Tunçay Turan’ın çevirdiği ve İskender Altın’ın yönettiği ”33 Varyasyon” hafta boyunca sanatseverlerin karşısına çıkacak. Oyunda, Erdal Küçükkömürcü, İpek Çeken, Meltem Baytok, Mehmet Akay, Ulaş Ersoy, Eda Aydınlı, Tunç Yıldırım rol alıyor.

Altındağ Tiyatrosu:

Funda Mete’nin yönettiği, Töre Özsel’in dekor ve kostüm tasarımını yaptığı, ”Kış Gelmeden” bugün, yarın ve Cumartesi günü sahnelenecek. Bahadır Karasu, Selma Bayraktargil, Özgür Keçeci ve Özge Mirzalı’nın rol aldığı eserin ışık tasarımı Burhanettin Yazar’a, dramaturgu da Füruzan Tercan’a ait.

”Boğaçhan” 4 Kasım’da izleyicinin karşısına çıkacak.

”Mekruh Kadınlar Mezarlığı” 6-7 Kasım’da temsil verecek.

Büyük Tiyatro:

”Kerbela” yarın, 4 ve 6 Kasım’da izlenebilecek. Ali Berktay’ın yazdığı, Ayşe Emel Mesci’nin yönettiği oyunda, dekor tasarımını Murat Gülmez, giysi tasarımını Hale Eren gerçekleştirdi. Müzikleri Tahsin İncirli’ye ait olan oyunda geniş bir oyuncu kadrosu rol alıyor.

Cüneyt Gökçer Sahnesi:

Kenan Işık’ın yazıp yönettiği ”Aşk Hastası” hafta boyunca izlenebilecek. Dekoru Hakan Dündar’a, giysi tasarımı Funda Karasaç’a ait olan oyunun müzikleri ise Yücel Arzen imzalı.

Nikolay Vasiliyeviç Gogol’un ”Bir Delinin Hatıra Defteri”, 6-7 Kasım’da görülebilir. Sylvie Luneau ile Roger Coggio tarafından uyarlanan, Coşkun Tunçtan’ın Türkçeleştirdiği eserin proje tasarımı ve yönetmenliğini Cem Emüler üstleniyor. Eserde, 1960’lı yıllarda Türk tiyatrosunun büyük ustası Genco Erkal’ın iki farklı yorumla sahneye getirdiği Aksenti İvanoviç Poprişçin karakterini Erdal Beşikçioğlu canlandırıyor. Tek kişilik oyunun dekor ve giysi tasarımı Sertel Çetiner’in, ışık düzeni Seyhun Ayaş ile Zeynel Işık’ın, müzik, ses ve efekt tasarımı da Tayfun Gültutan’ın imzasını taşıyor.

Küçük Tiyatro:

William Shakespeare’nin yazdığı, ”Venedik Taciri”, 1-4 Kasım tarihleri arasında sahnelenecek. Erhan Gökgücü’nün yönettiği oyunun dekor ve giysi tasarımını Ali Cem Köroğlu, müziklerini ise Can Atilla yaptı.

”Yağmur Durduğunda” 6 ve 7 Kasım’da izlenebilecek. Andrew Bovell’in yazdığı, Ezgi Yentürk’ün çevirdiği, Hakan Çimenser’in yönettiği oyun, geçmişten kaçmanın imkansızlığını işliyor.

Ulviye Karaca’nın yazıp yönettiği çocuk oyunu ”Keloğlan Keleşoğlan”, 6 ve 7 Kasım’da küçük tiyatroseverlerin karşısına çıkacak.

Oda Tiyatrosu:

”Euridice’nin Elleri”, bugünden itibaren hafta boyunca başkentli tiyatroseverleri ağırlayacak. Aynı çatı altında yaşamalarına rağmen birbirlerini tanıyamayan insanların bencillikleri, zaafları ve anlayışsızlıklarının, evlilikleri nasıl iflasa sürüklediğinin anlatıldığı oyunu Pedro Bloch yazdı, Yurdaer Okur yönetti.

Stüdyo Sahne:

”Jerry ve Tom”, yarın ve 4 Kasım’da seyredilebilecek. Cüneyt Mete, Özgür Öztürk, Ünsal Coşar ve Yıldız Kaplan’ın rol aldığı oyunun yönetmenliğini İlham Yazar üstlendi.

”Bir Kahve Molası Karıncalar” 6 Kasım’da sahnelenecek. Şifa Meydanal’ın yazdığı, Figen Ayhan Kocakaya’nın yönettiği oyunda, Sanlı Baykent, Müge Sefercioğlu, Yaprak Onat, Meliha Savaş ve Gaye Filiz Alacacı rol alıyor.

İrfan Şahinbaş Sahnesi:

Brecht’in yazdığı, Ayşe Selen’in çevirdiği, Ayşe Emel Mesci’nin yönettiği, ”Cesaret Ana ve Çocukları”, bugün, 3 ve 7 Kasım’da temsil verecek.

Şinasi Sahnesi:

”Profesyonel” bugün yarın ve 3 Kasım’da izlenebilecek. Bülent Emin Yarar, Yetkin Dikinciler, Gülen Çehreli ve Cenap Oğuz rol aldığı oyunu Duşan Kovaçeviç yazdı, Işıl Kasapoğlu yönetti.

Çocuk müzikali ”Karlar Kraliçesi” de 4 Kasım’da sahnelenecek.

”Yastık Adam” ise 6-7 Kasım’da seyredilebilecek.

Opera-Bale

Opera Sahseni: ”Töre” 3 Kasım’da sezonun ilk temsilini gerçekleştirecek. Turgut Özakman’ın kaleminden çıkan, dans tiyatrosunun estetik örneklerinden biri olan eserde, iki aile arasında yıllarca süren kan davasını ve gelişen olayları anlatıyor.

”V. Murat” balesi, 5 Kasım’da sahne alacak.

”Don Giovanni” operası ise 7 Kasım’da izlenebilecek.

Leyla Gencer: ”Uyuyan Güzel” çocuk müzikali, 4 Kasım’da seyircinin karşısında olacak.

Operet Sahnesi: ”Evlilik Senedi” operası sanatseverlerle buluşacak.

”Bellini Oda Şarkıları Konseri” 6 Kasım’da gerçekleşecek.

Kaynak :[-]

 

Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nca (DDT) bu yıl onuncusu düzenlenen “Orhan Asena Yerli Oyunlar Tiyatro Festivali”, 7 yerli yapıma ev sahipliği yapacak.

DDT’nin ev sahipliğinde Diyarbakırlı oyun yazarı Orhan Asena anısına ve 1-17 Kasım’da, bu yıl onuncusu düzenlenen, “Orhan Asena Yerli Oyunlar Tiyatro Festivali” kapsamında tiyatroseverler, Ankara, Van, İstanbul, Sivas ve Bursa Devlet Tiyatrolarının seçkin eserleri ile Ankara Opera Balesi’nin de bir temsilini izleme şansı bulacak.

DDT Müdürü Lebip Gökhan düzenlediği basın toplantısında, şu aralar bölgede farklı bir gündemin olmasına rağmen festival gibi etkinliklerin de yapıldığını ifade ederek, DDT bünyesinde Diyarbakırlı bir tiyatro adamı anısına adanan ve onuncusu düzenlenecek “Orhan Asena Yerli Oyunlar Tiyatro Festivali”ni gerçekleştireceklerini söyledi.

Festivalin önemli olduğunu, Devlet Tiyatroları (DT) bünyesinde, DDT’nin gerçekleştirdiği hem yerli yazarlara hem de yerli oyunlara destek anlamında tek yerli oyunlar festivali olduğunu ifade eden Gökhan, bu yıl sadece oyunlarla değil, Diyarbakır’da görev yapmış sanatçılarla da buluşma ve söyleşilerin yapılacağını bildirdi.

Gökhan, kapanışta Ankara Opera Balesi’nin “Töre” adlı temsille sanatseverlerle buluşacağını, açılışı ise küçük bir müzik dinletisinin ardından Orhan Asena’nın yazdığı, Serhat Nalbantoğlu’nun yönettiği “Hürrem Sultan” adlı oyun ile yapacaklarını söyledi.

“Dolu dolu bir festival geçirmeyi diliyoruz” diyen Gökhan, “Bu önemli şehirde, coğrafyada, tiyatro yapmanın keyfini ve mutluluğunu her zaman yaşıyoruz. Bütün seyircilerimizi 1 Kasım’dan itibaren festivale bekliyoruz” dedi.

“Batıda tiyatro yapmak kolay”

Gökhan, sezonu Sadık Şendil’in yazdığı, Volkan Özgömeç’in yönettiği “Kanlı Nigar” oyunuyla açtıklarını anımsatarak, oyunun yoğun ilgi gördüğünü belirtti.

Seyircinin genel olarak komedi ve müzikli oyunlara daha çok ilgi gösterdiğini anlatan Gökhan, şöyle konuştu:

“Ancak, gerçekten iyi anlatılan oyunlar da ilgi görüyor. Diyarbakır’ın harika, özel ve çok duyarlı bir seyircisi var. Tiyatroyu bilen bir seyircisi olduğuna inanıyorum. Bunun nedeni ise burada 24 yıldır DT var. Bu yüzden köklü bir seyircimiz var. Diyarbakır’da uzun yıllar çalışmış biri olarak Diyarbakır’ı başka yerde anlattığımız zaman ‘biz hiç öyle bilmiyoruz, tanımıyoruz” diyorlar. Diyarbakır zaman zaman bazı olumsuzluklara gündeme geliyor. Ama Diyarbakır’da sanat da var. Biz sanatla üzerimize düşeni yapmaya çalışıyoruz. Sanatın her dalıyla, sporun her dalıyla insanlar buluştuğu zaman daha iyi bir şekilde sorunların çözüleceğine inanıyorum. Burası özel bir bölge. Batıda tiyatro yapmak kolay. Önemli olan burada bir şeyler yapmak. Teknik anlamda zorluklar var. İstanbul’da, Ankara veya İzmir’deki herhangi bir sanatçıyla Diyarbakır’daki bir sanatçının durumu farklı. Çünkü diğer yerlerde sanatçılar kendilerine alternatifler bulabiliyorlar. Mesleki açıdan kendimizi geliştirmek için biraz uzağız. Örneğin Van DT, şu an çadırda tiyatro yapıyor. Ama Devlet Tiyatroları her il ve ilçede seyirciyle buluşuyor, buluşmaya da devam edecek.”

Festival programı

Yarın Orhan Asena’nın yazdığı Ankara DT’nin “Hürrem Sultan” oyunuyla başlayacak festivalde, Ankara DT “Keloğlan” adlı oyunuyla ikinci kez tiyatroseverleri selamlarken, Van DT 5-6 Kasım’da, “Mem ile Zin”, İstanbul DT, 8,9,10 Kasım’da “Ay Ecesi”, Sivas DT, 12,13 Kasım’da “İstanbul Efendisi”, Bursa DT de 14,15 ve 16 Kasım’da “Kuzguncuklu Fazilet” oyunlarıyla konuk olacak.

Yetkin Dikinciler, Bülent Emin Yarar ve Engin Altan Düzyatan’ın da söyleşileriyle renk katacağı festival, Ankara Opera Balesi, Turgut Özakman’ın yazdığı, koreografi ve rejisi İhsan Bengier’e ait “Töre’ adlı bale gösterisiyle sona erecek.

 

Kaynak : [-]

İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin Kadıköy Süreyya Operası’nda sahnelediği “Hurrem Sultan” seyircilerden büyük ilgi görerek kapalı gişe oynadı.

Osmanlı İmparatorluğu’nun en uzun süre tahtta kalan padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın Hurrem Sultan’a duyduğu aşkı ve o dönemi anlatan ”Muhteşem Yüzyıl” dizisi gibi ”Hurrem Sultan”ınbalesi de seyircilerden yoğun ilgi gördü. Kadıköy Süreyya Operası’nda ekim ayında 5 temsille sanatseverlerle buluşan ”Hurrem Sultan” balesi, mayıs ayında tekrar sahnelenecek.

İlk defa 1977’de bale sanatının duayenlerinden Oytun Turfanda’nın koreografisi ve Nevit Kodallı’nın bestesiyle Ankara Devlet Balesi tarafından sergilenen ”Hurrem Sultan” balesi, 35 yıl aradan sonra Deniz Olgay Yamanus ve Oktay Keresteci’nin sahnelemesi ile İstanbul seyircisinin karşısına çıktı. İstanbul Devlet Opera ve Balesi, geçen sezon ilk gösterimi yapılan ”Hurrem Sultan” balesini, Oytun Turfanda’nın 10. ölüm yıl dönümü anısına yeniden seyirciyle buluşturdu. Balenin, bu ay Kadıköy Süreyya Operası’nda gerçekleştirilen 5 temsili de kapalı gişe oynadı. Türk balesinin yapı taşlarından olan ”Hurrem Sultan” balesini sahneye koyan Deniz Olgay Yamanus, okul arkadaşı olan ve uzun yıllar birlikte çalıştığı Oytun Turfanda’nın eserlerinin varisi olduğunu belirtti.

“Hurrem Sultan” balesinin, ilk defa iki perdelik, Türk koreograf tarafından sahnelenen bir eser olduğunu belirten Yamanus, eserin bestecisi ile birlikte yapıldığını, var olan bir müziğin üzerine bale yapılmadığını anlattı. Eserin oluşturulmasının 4 sene sürdüğünü kaydeden Yamanus, “Şu andaki orkestra şefi de merhum Nevin Kodallı’nın oğlu. Eseri, çocukları ve arkadaşları devam ettiriyor” dedi.

Atatürk Kültür Merkezi’nin restorasyona alınmasının ardından eserleri biraz daha küçük olan Süreyya Operası’nda sahnelemeye başladıklarını anlatan Yamanus, ”Bu nedenle eserleri orkestrasız, banttan oynuyoruz. Ama bu eserin banttan oynanmasını istemedim ve ilk kez cesaret edip orkestra ile oynamaya karar verdik” dedi. ‘

”Hurrem Sultan”ın İstanbul’da ilk 1990 yılında sahnelendiğini belirten Yamanus, bu dönemde Kanuni Sultan Süleyman dönemini konu alan ”Muhteşem Yüzyıl” dizisinin de yayında olmasının avantajını yaşadıklarını belirtti. Balenin sadece Süreyya Operası’nda sahnelendiğini anlatan Yamanus, ”En büyük hayalim, balenin Topkapı Sarayı’nda oynamasıdır. Geçen sene girişimlerde bulunduk ama bazı nedenlerde oynayamadık ama bu yıl oynamayı düşünüyoruz” ifadesini kullandı. Yamanus, eserin mayıs ayında tekrar sahneleneceğini bildirdi.

Kaynak

Çağdaş Türk sanatının önde gelen isimlerinden Seçkin Pirim’in  “Disiplin Fabrikası”, Matraş ve TLS’nin destekleri ve MERKUR organizasyonuyla 29 Ekim-4 Kasım tarihleri arasında Londra  Saatchi Gallery’de dünya sanatının vitrinine çıkacak.

Seçkin Pirim, Damien Hirst gibi modern sanatın yıldızlarını dünyaya kazandırmasıyla ünlü, dünyada sanata yön veren en önemli merkezlerden kabul edilen Saatchi Gallery’de kişisel sergi açan ilk Türk sanatçı olacak.

Modern sanatın genç, yeni ve inovatif temsilcilerinin eserlerini sergileyebilmesi ve dünya çapında sanatseverlerle buluşabilmesi amacıyla 27 yıl önce kurulan, o günden bu güne modern sanatın çekim merkezi haline gelen Saatchi Gallery, kuruluşundan bu yana ilk kez bir Türk sanatçısını kişisel sergisiyle ağırlıyor.

Seçkin Pirim’in son dönem heykel ve kağıt çalışmalarını kapsayan “Disiplin Fabrikası” başlıklı kişisel sergisi, 29 Ekim’de Saatchi Gallery’de açılacak ve 4 Kasım’a kadar izlenebilecek.

Seçkin Pirim’in, Saatchi Gallery’de kişisel sergi açacak olması, sanatçının dünya sanat çevrelerince daha yakından ve dikkatle izlenmesi açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Zira her yıl 1,2 milyondan fazla ziyaretçisi olan ve 2009, 2010, 2011 yıllarında Londra’nın en fazla gezilen 10 sergisinden 7’sine ev sahipliği yapan Saatchi Gallery, son derece özenli seçim kriterlerine bağlı olarak her yıl dünyanın dört bir yanından sınırlı sayıda sanatçıyı kişisel sergi açmak üzere kabul ediyor.

“Disiplin Fabrikası” heykelleri Pirim’in, içinde olduğumuz sosyolojik, toplumsal ve de kişisel yapıların, kontrol altına alınma çabasına karşı gösterilmiş tepkinin kendi sanatsal anlayışının çerçevesinde boyut bulmuş halleri olarak karşımıza çıkıyor. Pirim’in heykellerindeki formlar, dış sınırları belirlenmiş bir dünyanın içinde, sınırları görmezden gelerek hareket etmeye çalışan bireyin verdiği savaşı simgeliyor. Heykeller, hayatın biri daha kaygan ve özgür, diğeri daha düzenli ve sistematik iki tarafını temsil eden katmanlardan oluşuyor. Pirim’in eserleri doğaya referansta bulunmak yerine, insan hayatının makineler, bilgisayarlar ve robotlar üzerine kurulu olduğu endüstri sonrası dünya ile bağlar kuruyor.

Saatchi Gallery’deki sergide bu konsepte ek olarak, zaman, değişim ve bütünleşme kelimelerinin sonucu olan eserler de yer alacak. 12’li bir seriden oluşan ve zamanın insana yaptıklarının sonucunu gösteren bir kağıt iş, sistemdeki yumuşatılma ya da tam tersi sert bir ruha dönüştürülme halini yansıtan triptik bir duvar heykeli, insanın yasam boyunca içinde savaş verdiği diğer yarısı ile olan sorgulamalarının karşılığını bulduğu 3 boyutlu akrilik 2’li bir heykel bunlardan bir kaçı.

Seçkin Pirim Hakkında:

1977 Ankara doğumlu sanatçı, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Heykel Bölümü mezunu. İstanbul, Frankfurt, New York, Şangay başta olmak üzere farklı şehirlerde 20’nin üzerine kişisel ve karma sergiyle sanatseverlerle buluşan, müze koleksiyonlarında yer alan Pirim, çağdaş tasarımları ve heykelleriyle günümüzün en önemli heykel sanatçılarından kabul ediliyor. Pirim, çalışmalarını Beyoğlu’ndaki atölyesinde sürdürüyor.

MERKUR hakkında:

Galeri Merkur, İstanbul Nişantaşı semtinde Sabiha Kurtulmuş tarafından 2010 yılında kurulmuştur. Merkur özellikle resim, fotoğraf, heykel, video başta olmak üzere uluslararası güncel ve çağdaş sanatı desteklemektedir. Merkur, Türkiye’nin en önemli sanatçılarıyla çalışmaktadır. Aynı zamanda genç sanatçıların eserlerini sergileyerek Türk ve dünya çağdaş sanat ortamına yeni soluklar kazandırmayı hedefle hedefliyor.

 

Kaynak : [-]

İstanbullu sanatseverler konserler, resim sergileri, tiyatro oyunları ile sanat dolu bir hafta yaşayacaklar. İstanbul’un farklı yerlerinde gerçekleştirilen sanat etkinlikleri ile İstanbulluları sanatın farklı dallarında yeni keşifler bekliyor. Sizin için haftanın önemli sanat etkinliklerini derledik…

sanat duyuru

Albümleriyle dünya çapında 70 milyondan fazla satış grafiği yakalayan Enrique Iglesias, 24 Ekim’de Küçükçiftlik Park’ta sevenleriyle buluşacak.  Sahip olduğu 390 ödüle ”ödül rekortmeni” olarak tanımlanan sanatçı, Hero, Tired of Being Sorry, Taking Back My Love, Heartbeat, Bailamos gibi sayısız hit parçasını 24 Ekim’de İstanbullu müzikseverlere seslendirecek.Bugüne kadar, 9 stüdyo albümü ve 2 greatest hits complation albümü bulunan Iglesias, yeni albüm çalışması öncesinde vereceği konserle uzun süre adından söz ettirecek. ”Tonight” şarkısı ile yakaladığı başarıyla Billboard listelerinin Micheal Jackson’dan sonraki kralı haline gelen Iglesias’ın konseri öncesinde Ozan Çolakoğlu DJ kabininde müzik ziyafeti verecek.

”Minilogue ve Jurek Przezdziecki, Indigo sahnesinde

Dans müziğinin sofistike tarafını ortaya koyan, Minilogue ve Jurek Przezdziecki, ilk kez Indigo sahnesine konuk oluyor. Oldukça farklı müzik geçmişlerini 2008’de bir kenara bırakıp, çoğunlukla progressive house/techno arasında gidip gelen Minilogue’u kuran İsveçli Sebastian Mullaert ve Marcus Henriksson, yalnızca prodüksiyonlarıyla değil, oluşturdukları görsel dünyayla da 19 Ekim’de sevenleriyle buluşacak.

Erykah Badu, Jill Scott, Michael Jackson, Outkast, Earth, Wind and Fire gibi Soul, Hip-Hop ve R&B isimlerinin müziklerini, kendilerine has stilleriyle doğaçlayarak çalan Four in the Pocket, 20 Ekim’de garajistanbul’da müzikseverlerin karşısına çıkacak.

Rock grubu Triggerfinger İstanbul’da

Lykke Li’nin popüler parçası ”I Follow Rivers”a yaptığı akustik cover’la gündeme yerleşen Belçikalı rock grubu Triggerfinger ilk kez Türkiye’de. Müziği yetişkin dinleyiciler tarafından Led Zeppelin, yeni nesil tarafından ise Queens of The Stone Age’e benzetilen, 3 albümlerinin yanı sıra ‘Faders Up’ adında bir de canlı albümleri bulunan Triggerfinger, 20 Ekim’de Ghetto’da sevenleriyle buluşacak.

Duman, Bostancı Kültür Merkezi’nde

Türk Rock müziğinin önde gelen gruplarından Duman, 21 Ekim akşamı Bostancı Gösteri Merkezi’nde sahne alacak. İlk albümle beraber özellikle sahne performansına ağırlık vererek kısa sürede kendine sadık bir dinleyici kitlesi oluşturan grup, hayranlarını sevilen şarkılarıyla coşturacak.

Uzun yıllardır pek çok tango şovunda baş dansçı, aynı zamanda koreograf olarak görev yapan Mariela Maldonado ve Pablo Sosa, ”Tango Legends” adını verdikleri gösterileri ile dünya turnesi kapsamında 19 ve 20 Ekim’de, Türker İnanoğlu Maslak Show Center’de seyirciyle buluşacak. ”Tango asla ölmez” diyen Buenos Airesli grup, 2 perdeden oluşan gösterilerinin ilk bölümünde; Tango’nun altın çağını, ikinci bölümde ise 20. yüzyılın son yarısından kişisel yaratıcılık ve hayal gücünden doğan koreografi ile seyirciyi tangonun tarihinde yolculuğa çıkartacak. Gösteride aynı zamanda  Astor Piazzolla’nın eserlerine de yer verilecek.Ödüllü ve Hollywood yıldızlarına tango eğitmenliği yapan dansçıların da bulunduğu grup, ”tangonun neden efsane olduğunu ve asla ölmeyeceğini” izleyicilere bir kez daha anlatacak.

Ahmed Arif sahneye taşınıyor

Geçtiğimiz yıl Can Yücel’den Genco Erkal’ın uyarladığı ve Kemal Kocatürk’ün yönetip oynadığı ”Can” adlı tek kişilik oyunla tiyatro dünyasına merhaba diyen ”Tiyatro Kumpanyası”, usta şair Ahmed Arif’i sahnede görünür kılacak. Bilinmeyen bütün yanlarıyla Ahmed Arif ve şiirlerinin yaratılış serüvenleri, Sarper Özsan’ın müziği ve Kemal Kocatürk’ün yorumuyla, 20 Ekim’de Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nda seyirci karşısında olacak.

Şehir Tiyatroları’nda bu hafta 23 Ekim Salı günü Devlet Tiyatrosu İstanbul Küçük Sahne’de”Herkesin Bildiği Sırlar”, 24 Ekim Çarşamba günü Cevahir Salon 1’de ”Ölüleri Gömün”, Fuaye Sahne’de ”Dış Ses” seyirciyle buluşacak. 26 Ekim Cuma günü Küçükçekmece Cennet Devlet Tiyatroları sahnesinde ve Cevahir sahnesinde ”Aşkımız Aksarayın En Büyük Yangını” adlı oyunlar sahnelenecek.

Yavuz Özkan’ın yazdığı ve Hidayet Erdinç’in yönettiği ”Herkesin Bildiği Sırlar” adlı oyun, kadın – erkek, aşk – evlilik ve evlilik kurumu tartışması gibi gözüken ama aslında herkesin kendini tartıştığı, yaşadığı toplumu yargıladığı ve cevapsız soruların içinde boğulduğu bir dünyayı anlatıyor.

Irwin Shaw’ın yazdığı, Coşkun Büktel’in çevirdiği ve Şakir Gürzumar’ın yönettiği ”Ölüleri Gömün”adlı oyunun konusu ise şöyle: ”Dünyanın her tarafında sürüp giden savaşların birinde vurulan askerler mezarlarından kalksalar ve savaşı durdurmaya kalksalar neler olur. Ordu, hükümet, silah tüccarları, politikacılar, iş adamları, din adamları nasıl tepki verir. Ya kocalarını, sevgililerini, babalarını ve oğullarını kaybedenler gerçekten savaşsız bir dünyayı istiyor muyuz?”

Zeynep Kaçar’ın yazdığı, N. Fırat Demirağ’ın yönettiği ”Dış Ses” adlı oyunda iki farklı kadın, iki başka hayat, yabancılaşma, sıkışmışlıklar, beklentiler, aşılamayan engeller, aynı kader, aynı son anlatılıyor.

Güngör Dilmen’in ”Aşkımız Aksarayın En Büyük Yangını” adlı yazdığı oyun da Faik Ertener’in yeni yorumu ile sahnelenecek. Daha önce Ankara ve Adana da sergilenen oyun bu kez müzikal tadında İstanbul seyircisinin karşısına
çıkacak. Müziklerini Cem İdiz’in yaptığı oyun, 35 kişilik oyuncu kadrosu ve orkestrası ile eski İstanbul’u yaşatacak.

Tankut Öktem retrospektif sergisi

Taşı ve bronzu vefaya dönüştüren heykeltıraş Prof. Dr. Tankut Öktem’in eserleri retrospektif bir sergiyle Caddebostan Sanat Galerisi’nde bir araya geliyor. Sergi, sanat yaşantısı boyunca formların, ışığın, gölgenin arayışını sürdüren; efelerden, ozanlardan, Kuvayi Milliye Destanı’na kadar pek çok değeri heykelleriyle yaşatan Tankut Öktem’in ölümünün 5. yılında, retrospektif sergisiyle sanat hayatının tüm dönemlerine ışık tutuyor.

Türkiye’nin illerine yayılmış büyük anıtlarından figürlerin heykellerinin de yer aldığı, ilk dönem soyut formlardan figüratif geleceğini haberleyen ”Özgürlük Yüzleri”ne dek sanatçının birçok eserinin sunulduğu sergi, 31 Ekim-10 Aralık tarihleri arasında görülebilecek.

”Düş ya da Gerçek Şah-ı Maran” sergisi, 20 Ekim Cumartesi günü Cennet Kültür ve Sanat Merkezi Sergi Salonu’nda açılacak. Sergide yüzyıllardır devam eden Şahmaran geleneği, eski ve yeni çalışmalarla görülebilecek.

Karma resim ve heykel sergisi ise aynı gün Almelek Sanat Galerisi’nde sanatseverlerle buluşacak.

Sanatseverleri resmin içinde bir yolculuğa davet eden “Van Gogh Alive Dijital Sanat Sergisi”, kapılarını 16 Ekim’de Ankara’da açacak.

Cer Modern Sanatlar Merkezi’nde izlenime sunulacak sergi, sanat, bilim ve teknolojiyi yenilikçi bir şekilde harmanlayarak, izleyiciye Van Gogh’un ünlü eserlerinin “içindeymiş” gibi hissettirecek.

Singapur’daki dünya prömiyerinin ardından ilk kez Türkiye’de sanatseverlerin beğenisine sunulan, geleneksel sanat ve modern teknolojinin sentezlendiği sergi, ressamın en ünlü eserlerini 3 binin üzerinde dijital imajla çerçevenin içinden çıkararak, resmin hikayesini yaşatıyor.

“Van Gogh Alive Dijital Sanat Sergisi”, 16 Ekim 2012– 3 Ocak 2013 arasında ziyaret edilebilecek.

“Çerçeve yok, içindesin”

Güçlü görüntü ve ses sistemleriyle resim tutkunlarını cezbetmeyi amaçlayan sergide, klasik müzikle senkronize olarak değişen dev boyutlardaki 3 binden fazla Van Gogh görüntüsü, ekranları, duvarları, kolonları, tavanı, yeri dolduran heyecan verici bir gösteri ortaya çıkarıyor.

“Van Gogh Alive”, sanatçının çalışmalarını ve hayat deneyimlerini keşfetme, düşüncelerini, duygularını ve ruh halini yorumlama fırsatı sunuyor.

Sergide sanatçının “Çalışan Adam”, “Yeşilimsi Bir Başlık Giymiş Yaşlı Köylü Kadını”, “Çiçek Açmış Erik Ağacı”, “Gri Şapkalı Otoportre”, “Vazoda 12 Ayçiçeği”, “Vincent’ın Yatak Odası”, “Teras Kafe”, “Sandalye ve Pipo”, “Ren Nehrinde Yıldızlı Bir Gece”, “Süsen Çiçekleri”, “Buğday Tarlası ve Kargalar”, “Kırmızı Üzüm Bağı”, “Sargılı Kulaklı Otoportre” gibi tanınan eserleri yer alıyor.

Kaynak :[-]

Dünyaca ünlü fotoğraf sanatçısı Joachim Schmeisser’in “Işığın Ülkesi” adlı fotoğraf sergisi, 19 Ekim’de açılıyor. Sergilenecek eserleri arasında ödüllü yetim fil yavruları da var.

Tüm dünyada The David Sheldrick Wildlife Trust (DSWT) gibi sosyal sorumluluk projeleri ve fotoğraf sanatına yaptığı katkılarla adından söz ettiren Immagis, Türkiye’de ilk sanat galerisini “Işığın Ülkesi (In The Realm of Light)” ismiyle 19 Ekim’de Kadıköy, Moda’da açıyor.

3 ay boyunca sanatseverlerin ziyaret edip aynı zamanda eserleri satın alabileceği fotoğraf galerisinin ilk konuğu dünyaca ünlü ödüllü fotoğraf sanatçısı Joachim Schmeisser.

Schmeisser yavru fillerle gerçekleştirdiği çekimi şöyle anlatıyor:

“Kenya’da bulunan DSWT kampında sabahın erken saatlerinden itibaren yavru filleri gözlemliyorduk. Bu tarif edilemez bir tecrübe. Yavru filler aynen küçük çocuklar gibi ne yapacakları önceden kestirilemiyor. Hareketleri ve yaptıkları sürekli değişiyor. Fillerden beklenmeyecek şekilde hızlı ve atik hareket ediyorlar. Bu özellikleri onların istenen şekilde fotoğraflanmalarını da oldukça zorlaştırıyor.  Uzun süre onları gözlemleyince farkediyorsunuz ki aynı insanlar gibi onların da hepsinin farklı karakterleri var.”

Schmeisser’in Yetim Filler fotoğraflarının yanı sıra Tanzanya’nın etnik halkı Hadzabe’leri görüntülediği fotoğraflar da İstanbul’daki serginin en ilgi çekici konularından olacak. İlk defa yayınlanacak olan bu fotoğraflar Tanzanya’da Eyasi nehri kıyısında yaşayan Hadzabe halkının arasında çekildi. Hadzabeler, Tanzanya’nın vahşi doğada yaşayan yerli halklarından. Binlerce yıldır aynı yerde ve aynı yaşam şekliyle hayatlarını sürdüren Hadzade’lerin en büyük özelliği avcı toplum olmaları. Küçük gruplar halinde yaşayan ve çalıları ev olarak kullanan bu halkın hayvancılık ve tarım gibi anlayışları hiç bir zaman olmamıştır. Temel gıda kaynaklarını avlanarak ve bunun yanında bal ile meyve toplayarak sağlarlar.

Schmeisser’in onların arasında yaşayıp, onlarla ava gidip, yaşam şartlarını gözlemleyerek çektiği bu fotoğrafları da ilk defa 19 Ekim’de gerçekleşecek olan “Işığın Ülkesi” sergisinde bulacaksınız. Ziyaret etmek isteyenler için Immagris Sergisi’nin açık adresi şöyle:

Osmanağa Mah. Yoğurtçupark Cad.
Çakmakçı Apt. 44 B  34714 Kadıköy İstanbul

Joachim Schmeisser hakkında

1958’de Almanya’nın Bad Mergentheim şehrinde doğan Schmeisser, 80’li yılların başında kendi fotoğraf stüdyosunu kurarak çalışmalarına hız verdi. Gerçeğe odaklı reklam fotoğrafçılığının dışına çıkarak yeni, farklı ve dokunaklı perspektifler geliştirdi. Schmeisser’in favori çekimlerinin konusu genelde insanlar ve hayvanlardan oluşuyor. Özellikle The David Sheldrick Wildlife Trust için Kenya’da çektiği Yetim Filler en çok ilgi çeken çalışmalarının başında geliyor. Bugüne kadar birçok ödül kazanan sanatçı son olarak 2012 yılında Hasselblad Masters ödülünü kazandı.

Kaynak :[-]

50. sanat yılını ortak sergide kutladı!

“GÜZİKİBİNONİKİ” Sergisi sanatın farklı dallarını bir araya getirerek, izleyenlere görsel şölen sunacak.Aralarında 50. sanat yılını kutlayan Marmara Üniversitesi Fotoğraf Bölümü kurucularından Prof. Dr. Güler Ertan’ın da bulunduğu, birçok öğretim üyesi ortak bir sergide buluşacak. 9 Ekim’de Arel Üniversitesi Tepekent kampüsünde açılacak sergide Ulusal ve Uluslararası  düzeyde başarılara imza atmış öğretim üyelerinin farklı ve iz bırakan çalışmaları izleyenlere sunulacak.

Üniversite Dekanı Prof. Dr. Hamdi Ünal’ın önderliğinde organize edilen sergide, geleneksel ve çağdaş motifler halı, grafik, fotoğraf, resim ve tekstil sanatlarında karşımıza çıkacak.

Sergide ziyaretçiler daha önce görmedikleri birçok farklı teknikle de karşılaşacaklar. Fotoğraf sanatçısı Güler Ertan’ın, Afrika’da çektiği 1000 adet mask fotoğrafını özel bir teknikle bir araya getirmesi herkesi şaşırtacak. Sergideki mumlu batik çalışmalar, özgün tarzda dokunan halılar ve tekstil alanındaki üç boyutlu eserler ise sanatseverlerin dikkatini çekecek.

Sergi Kasım ayı sonuna kadar ziyaret edilebilir.

 

İş Sanat’ın Kasım ayı etkinliklerinin ve sezon boyunca gerçekleştirilecek klasik müzik ve caz konserleriyle dans gösterilerinden oluşan toplam 24 etkinliğin biletleri 8 Ekim Pazartesi günü satışa çıkıyor.

Sanatseverler her yıl olduğu gibi İş Sanat’ta sezonun tüm klasik müzik ve caz konserleri ile dans gösterilerinin biletlerini indirimli olarak alabiliyor, ayrıca kendi konserler serisini oluşturabiliyor. İş Sanat’ta 5 etkinliğe bilet alan izleyiciler için yüzde 10, 10 etkinlik için yüzde 15, 15 etkinlik için yüzde 20 indirim sağlanıyor.

Öğrenciler için özel fiyat

Öğrenciler için konserin fiyatından bağımsız olarak sunduğu sabit özel fiyat uygulamasını bu sezon da sürdüren İş Sanat, öğrenci biletlerini yine sınırlı sayıda İş Sanat Ana Gişe’de satışa sunacak. Öğrenciler, öğrenci kimliğini göstererek her etkinlik için bir adet bilet satın alabilecek.

Klasik müziğin dev isimleri İş Sanat’ta

İş Sanat 3 Kasım Cumartesi günü şef Sascha Goetzel yönetimindeki Borusan Filarmoni Orkestrası’nın piyanist Emre Şen’e eşlik edeceği konserle sezona merhaba diyecek ayrıca bu yıl 65. yaşını kutlayan çellonun yaşayan efsanesi Mischa Maisky kızı Lily Maisky ve oğlu Sascha Maisky ile İş Sanat sahnesinde buluşacak. Sanatseverler İş Sanat’ın 13. sezonunda Alman soprano Simone Kermes, Emmanuel Pahud, Piotr Anderszewski, Janine Jansen, Gülsin Onay, Paul Lewis gibi klasik müziğin yıldızlarının yanı sıra Camerata Salzburg, Academy of St Martin in the Fields, Die Deutsche Kammerphilharmonie Bremen, Orchestre des Champs-Elysees, Berlin Oda Orkestrası gibi dünyanın en önemli topluluklarını izleme şansı bulacak. Caz
ve dansın önemli isimleri de programda yer alıyor.

Dünya ve Türk müziğinden örnekler ve çocuklara etkinlikler de Kasım ayında İş Sanat’ta
Dünya müziğinin özel sesleri bu sezonda da İş Sanat’ta yankılanacak. İspanyol pop, rock şarkıcısı Luz Casal muhteşem sesiyle müzikseverlere unutulmayacak bir Akdeniz gecesi yaşatacak. Günümüzün en popüler alternatif rock gruplarından biri olan Duman da en güzel şarkılarının akustik versiyonları ile sevenleriyle buluşacak. Mehmet Ali Alabora ile Emir Gamsızoğlu “Çocuklar için Notada Yazmayanlar”da minik sanatseverlerle hem sohbet edecek hem de özel konuklarla klasik müziğin en güzel örneklerinden bir seçki sunacak.

Kaynak : [-]

 

Eski otobüs terminalinde kavramsal çerçevesi “Kurgular ve karşı duruşlar” olarak belirlenen bienal, 3 Kasım’a kadar sürecek

Kavramsal çerçevesi “Kurgular ve karşı duruşlar” olarak belirlenen “3. Uluslararası Çanakkale Bienali” çağdaş resim sergisi ile eski otobüs terminalinde açıldı. Sergide 34 sanatçının eseri sergileniyor.

Bienalin Genel Sanat Yönetmeni ve Küratörlerinden Beral Madra, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Çanakkale Belediyesi’ne ait kullanılmayan eski otobüs garajı ve deposunu düzenledikten sonra 34 sanatçının eserinin yer aldığı sergi ile bienalin açılışını yaptıklarını söyledi.

Sergiye 8 uluslararası sanatçının da katıldığını belirten Madra, “Avrupa’dan, Ortadoğu’dan sanatçılar yer alıyor. Çanakkale Bienali’nin kavramsal çerçevesi ‘kurgular ve karşı duruşlar‘ olarak belirlendi” dedi.

Bunun için bir metin hazırladıklarını, yaşadıkları dönemin ekonomik, bunun siyasal ve toplumsal krizlerine odaklanan bir metin olduğunu dile getiren Madra, metni, yıllardır birlikte çalıştıkları sanatçıların işlerine bakarak oluşturduklarını bildirdi.

“Şu anda Türkiye’nin içinde bulunduğu bölge ve yanı başımızdaki Avrupa’nın büyük krizlerine bakmadan bu işi yapamazdık” diyen Madra, çağdaş sanat yapıtlarının duvara asılı bir manzara resmi olmadığını vurguladı.

Çağdaş sanat yapıtlarının arkasında siyasal duruşların olduğunu kaydeden Madra, şöyle konuştu:

“İşte orada bir karşı duruş konusu gündeme geliyor. Ama bu karşı duruşu asla olumsuz düşünmeyelim. Orada demokratik bir süreç ve bireyin özgür ifadesi, özgür düşüncesi yer alıyor. Bunu vurguluyoruz. Günümüzde bu, görsel sanatlar aracılığıyla çok etkili bir biçimde vurgulanıyor. Görsel sanatların bugünkü amacı, geniş toplumlara küresel bağlamda her ülkede, her bölgede bütün insanlığı ilgilendiren sorunları görsel olarak ifade etmek. İnsanlar geldikleri ve izledikleri zaman, normal günlük yaşantılarının dışında kendilerine tüketim endüstrisi ve siyasal çıkarlar doğrultusunda sunulan resmin dışında bir resimle dünyaya bakmakta. İşte o resimler burada yer alıyor.”

Bienale Türkiye’nin her yerinden sanatçı çağırdıklarını dile getiren Madra, “Batman’dan da sanatçımız var,İzmir‘den de, Antakya’dan da… Tüm bölgelerden var. Çünkü Türkiye’de çağdaş sanat İstanbul’a odaklanmış gibi görünüyor. 3. Uluslararası Çanakkale Bienali ile İstanbul’un bu tekelleşme havasını da kırmayı amaçladık” diye konuştu.

Küratörlerden Seyhan Boztepe ise çağdaş sanat sergisini, eski otogarın bilet satış ofislerinin olduğu yerde sanatseverlerle buluşturduklarını söyledi.

Farklı disiplinlerinin olduğu sergide desenler, resimler, fotoğraflar ve videoların olduğunu kaydeden Boztepe, bienalde, ileri yaşta kendini kanıtlamış sanatçılar, orta kuşaktan sanatçılar ve yeni çıkış yapan yetenekli önemli sanatçı adaylarının yer aldığını bildirdi.

“Bu üç kuşağı bir arada görmek bizim kavramsal çerçevemiz olan ‘kurgular ve karşı duruşlar’a da çok uygun” diyen Boztepe, şöyle devam etti:

“Yaklaşımları, sanat üretim süreçlerindeki farklılıklar, kuşakların birbiriyle olan geçiş süreçlerinin de izlenebileceği farklı bir imkan sunuyor. Bienalin içinde 3 ayrı program da var. ‘Bineal çocuk, bienal genç ve bienal engelsiz’ diye… Çanakkale’deki tüm ilköğretim okullarındaki öğrencileri özel araçlarla okullarında alıp bienali gezdireceğiz. Gençlerle atölye çalışmaları yapacağız. Engellilerin de buraya gelip işlerle ilişkilenmelerini sağlayan bir program yaptık. Bunun için de her türlü engel gurubuna giren insanlar için bir şeyler düşündük.”

Muhabir: Fikriye Susam Uyar/Harun Kaymaz

Yayıncı: Hızır Hacısalihoğlu

Kaynak: AA