Yazılar

RAGTIME

1800’lerin sonunda Ragtime New Orleans’ta çok popülerdi.1870 dolaylarında ortaya çıkan ilk caz parçalarına Ragtime deniliyordu. Ragtime New Orleans stili caz müziğindeki ilk stil olarak niteledirildi. Ragtime’ın ortaya çıktığı yer ise Missouri eyaletindeki Sedaila idi.Rag kelimesi askeri marşların ve Afro-Amerikan Banjo müziğinden alınmış ritimlerin bir arada kullanıldığı müzik türü anlamına gelir. Genellikle Ragtime ilk olarak 1890’larda görülen, piyano için yazılmış müziklere verilen isimdir.

  • Ragtime Stili Müziksel Yapısı

“Ragtime”lar, “serbest doğaçlama” ürünü eserlerdir. Ragtime’ın ana karakter özelliği senkoplu ya da “düzensiz” [ragged] ritmidir. Parçayı, ritmik bir şekilde ayrı ayrı ve birçok sesin meydana getirdiği ses dizisi takip eder. 19. yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkan bir “tür” ya da “ön biçim” olan “Ragtime”, sert vurgulu ritmik yapısı ve folklorik melodileriyle bir piyano müziği olarak Amerika’daki siyahlar tarafından uygulanmıştır. “Ragtime”, genellikle 2 zamanlı ölçü birimlerinde, orta tempoda ve “Avrupa Müziği’nin “March” (Marş, yürüyüş) karakterine yakınlık gösteren özellikler taşımaktadır. Ragtime başlangıcı, siyahilerin, çeşitli törenlerde söyledikleri eski şarkılardır. Ragtime’ da, da, o zamanlar önemli olan Chopin ve Lizst’ den marş ve polkalara kadar her şey vardır, ancak bütün bunlar ritmik bir yorum ve zencilerin dinamik icra tarzıyla bütünleşmiştir.

  • Ragtime Bestecileri

Ragtime’ın en önemli sanatçıları Jelly Roll Morton, James Scott, Ernest Hogan ve  ”Beyaz Derili ”Joseph Lamb Scott Joplin’dir(1868-1917).Scott Joplin 600’den fazla ”Ragtime” bestelemiştir. Scott Joplin’in en önemli besteleri arasında Maple Leaf ve The Entertainer sayılabilir. Ragtime için ‘’zenciler tarafından çalınan beyaz müziğidir’’ denilir.

  • Ragtime Caz Stili Midir? Ragtime Son Dönemleri

Ragtime terimi sadece piyano için yazılan bir müzik olmanın dışında müziğe giriş devrini tanımlamakta da kullanılır. Örneğin, 1890-1920 yılları arasında New Orleans’ta Ragtime piyanistlerinin yanı sıra Ragtime orkestraları, Ragtime şarkıcıları ve Banjo ile Ragtime yapan müzisyenler vardı. Bugün caz müzisyeni olarak adlandırdığımız müzisyenlerin birçoğu, o zamanlar kendilerini Ragtime müzisyeni olarak tanıtıyorlardı. Bu yüzden bazı müzikologlar Ragtime’ın ilk caz stili olduğunu düşünürler. Tutucu görüşlere göre ise, Ragtime bir caz stili değildir. Sadece biraz doğaçlama içerir ve cazın Swing duygusundan oldukça uzaktır.

Ragtime’ın bununla beraber cazın habercisi olduğunu söylemek kaçınılmazdır.Joplin’in kendi döneminde mekanik piyanoya kaydettiği bir “Ragtime”ını, yaklaşık 50 yıl sonra Amerikalı caz eleştirmeni R. Blesh plağa aktararak bu örneği günümüze taşımıştır.1917’den sonra gözden düşmekle birlikte sonraki on yıllarda çeşitli defalar yeniden canlanan Ragtime Erik Satie, Claude Debussy ve Igor Stravinsky gibi klasik müzik bestecilerini etkiledi.

 

 

Resim 1:  1910 Yılına Ait Bir Caz Orkestrası

 

Aslı Gürbüz ‘ün hazırladığı makaleyi indirmek için buraya tıklayınız.

 

Suriye’deki savaş koşullarından dolayı ülkelerini terk eden Suriyeli sanatçılar, kurdukları “Arthere Atölye-Cafe” isimli sanat merkezinde bir araya geldi.

Türk ve Suriyeli sanatçılar Artherede buluşuyor

Sanatçı Omar Berakdar tarafından bir yıl önce açılan merkezde, Türk ve Suriyeli sanatçılar ve sanatseverler birlikte çalışıp yeni eserler üretirken, Türkiye ve Suriye’ye özgü kahvelerini içebiliyor.

Sanatçıların eserlerini sergileme ve satma imkanına da sahip olduğu merkezde AA muhabirine açıklamada bulunan Berakdar, Suriye’de yaşanan iç savaştan bir yıl sonra, 2012’de ailesiyle İstanbul’a taşındığını söyledi.

Omar Berakdar, Suriye’de yaşamanın zorlaştığını söyleyerek, “Eşim ve oğlumla, Kadıköy Rasimpaşa’ya yerleştik. Savaştan sonra orada kalmak çok zordu. İlk başlarda, dayanabildiğimiz zamana kadar burada kalalım diye düşündük. Fakat sonra herşey görünür oldu. Bombaları, kurşunları geceleri görmeye, duymaya başladık. Etrafımız savaş makineleriyle çevriliydi. Bu nedenle de orada yaşamak artık çok zordu. Oğlum 10 yaşlarında. Ona daha iyi bir yaşam verebilmek için oradan ayrılmak istedim” ifadelerini kullandı.

Ağırlıklı olarak fotoğraf sanatıyla ilgilenen Berakdar, sanatın her alanında çalışmalar yaptığını belirterek, “Sanat yerleştirmeleri, sanat festivalleri, fotoğrafçılık ve grup sergileri yapıyordum” dedi.

Berakdar: “Savaş görüntüsünden tamamen uzaklaşmayı istedik”

Savaş görüntüsünden tamamen uzaklaşmayı istediklerini kaydeden Berakdar “Sadece sanata kilitlendik. Gelen sanatçıların mülteciliğine değil, yaratıcılıklarına ve sanat üreticiliğine odaklandık. Türk sanatçıları da kabul ettik. Onlarla birlikte projeler gerçekleştirdik. İki komşu ülkenin insanları olarak, aradaki buzları kırmaya çalışıyoruz. Aynı kültür ve aynı coğrafi bölgenin insanlarıyız. Böylece de burayı oluşturduk” diye konuştu.

Omar Berakdar, projeye ilk başladığında yalnız olduğuna işaret ederek, diğer sanatçıların katılımıyla merkezin son haline kavuştuğunu dile getirdi.

Berakdar: “Komşulara, ‘buraya 5 dakika bakar mısınız’ diyebiliyorum”

Bulundukları sokaktaki komşularının çok yardımsever olduğuna vurgu yapan Berakdar, şu bilgileri verdi:

“Buraya taşındığımızda, karşıdaki demirciyle burdaki işleri hallettik. Eğer bir yere gideceksem, komşulara, ‘buraya 5 dakika bakar mısınız’ diyebiliyorum. Çok güzel birşey bu. Suriye’deki gibi bir komşuluk var. İlk önceleri onlar için ‘yabancı’ydık ama gün be gün, bizi gördükçe, buraya gelip giden insanları gördükçe alıştılar.”

Berakdar, Suriye’de diktatörlük olduğu için, konuşmak ve sanat yapmanın çok zor olduğunun altını çizerek, “Orada özgürlük yoktu. Konuşamaz, istediğinizi yapamaz, kolayca, sanat merkezi açamazdınız. Sansür vardı. Buraya geldiğimizde ise ‘burada bir sanat merkezi açabilir miyim’ dedim. ‘Tabii ki’ dediler. ‘Konserler, toplantılar yapabilir miyim’ dedim. ‘Tabii ki ne yapmak istiyorsan, yapabilirsin’ dediler. Bir haftada kağıtlarım hazırdı. Vergilerimi ödedim. Topluma bir katkımız var. Bu da bizim için çok önemli. Aynı zamanda diğer Suriyeli sanatçıların sanatlarını devam ettirebilmesi ve Suriye’nin sanatsal yüzünü gösterebilmesi açısından da yardımcı oluyoruz. Sanatsal anlamda, ne yapmak istiyorsak, onu yapabiliyoruz” ifadelerine yer verdi.

Hip Hop Jam İstanbul'un yıldızlarıyla tanışma fırsatı!Ceza, Mode XL, Ege Çubukçu, Sansar Salvo gibi rap yıldızlarının sahneye çıkacağı Türkiye hip hop arenasının heyecanla beklenen buluşması Hip Hop Jam İstanbul’da sürpriz! Hip hop hayranları sosyal medya üzerinden başlatılan iki farklı kampanya sayesinde hayranı olduğu sanatçı ile tanışma fırsatı yakalayacak!

 

Pozitif Live ve Hiphoplife işbirliği ile 5 Aralık Cumartesi günü Volkswagen Arena’yı adeta bir hip hop dünyasına dönüştürmeye hazırlanan Hip Hop Jam İstanbul’da Ceza, Mode XL, Ege Çubukçu, Sansar Salvo, Pit10, Ayben, Kamufle, Anıl Piyancı&Emrah Karakuyu, Allame, Joker ve Yener gibi önemli 33 hip hop yıldızı bir araya geliyor.
Hip Hop Jam İstanbul’dan rap müzik sevenlere sürpriz var. Pozitif Live’ın Spotify hesabındaki “Hip Hop Jam İstanbul 2015” playlist’inden 26 Kasım tarihine kadar dilediği parçaları #HipHopJamİstanbul2015 etiketi ile kendi sosyal medya hesapları üzerinden paylaşanlar arasından üç kişi ve Scorp uygulaması üzerinden “15 Saniyede Hip Hop Jam Sanatçıları” başlığı altında etkinliğin line up’ında bulunan bütün sanatçıların isimlerini söylediği videoyu paylaşarak en çok beğeni alan üç kişi, tek kişilik davetiye ve hayranı olduğu sanatçıyla bir araya gelmeye hak kazanıyor!

Gün boyu break dans, rap, graffiti ve DJ performanslarının gerçekleşeceği etkinlik, hip hop kültürünün bütün unsurlarını bir arada yaşama deneyimi sunuyor.

Line-Up: Ados, Ais Ezhel, Alaturka Mavzer, Allame, Anıl Piyancı&Emrah Karakuyu, Ayben, Cash Flow, Ceza, DJ Hırs, Ege Çubukçu, Fate Fat, Hidra, Joker, No.1, Kamufle, Karaçalı, Lider, Mode XL, Ozbi, Önder Şahin, Pit10, Rapozof, Sahtiyan, Sancak, Sansar Salvo, Sayedar, Soulkast(FR), Tankurt, TrySoldiers, Xir, Yener, 90BPM.

 

Türkiye’nin önde gelen sanat fuarı Contemporary Istanbul, bu yıl 10. kez kapılarını açtı.

contemporary-istanbul-açıldı

Contemporary Istanbul açılışın ardından yarından itibaren izleyicileri ağırlayacak. Fuar 15 Kasım’a dek devam edecek. Contemporary Istanbul, bu yıl 24 ülkeden 102 galeriye ev sahipliği yapıyor. Fuarda bu yıl yeni medya sanatının gösterileceği ‘Plugin’, günümüz İran sanatından örneklerinin sergileneceği ‘Contemporary Tehran’ ile Uzakdoğu’dan Çağdaş Sanat eserlerinin yer alacağı ‘Australia China ART Foundation’ bölümleri dikkat çekiyor.

Barbara Paci Galleria d’Arte, Rainer Elstermann, Orient Hejer, Lambda Print on Diasec 120 x 140 cm 2010

Barbara Paci Galleria d’Arte, Rainer Elstermann, Orient Hejer, Lambda Print on Diasec 120 x 140 cm 2010

Bu yıl 10. yaşını kutlayacak olan Contemporary Istanbul 12-15 Kasım tarihlerinde gerçekleşecek. 24 ülkeden katılımcıların yer alacağı fuar, İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda “Contemporary Tehran” (Tahran’dan Çağdaş Sanat) ve Plugin Yeni Medya Bölümü ile 102 galeriye ev sahipliği yapacak.

 

23 galerinin ilk defa yer alacağı fuarda bu yılın katılımcı galerileri CI Artistik Danışmanı Marc-Olivier Wahler, koleksiyoner Natalie Mamane Cohen, koleksiyoner ve küratör Freda Rozenbaum Uziyel ve The Empire Project kurucusu Kerimcan Güleryüz’den oluşan seçici kurul tarafından belirlendi. 9 yıl boyunca Contemporary Istanbul’u destekleyen Akbank Sanat, bu yıl da fuarın ana sponsorluğunu üstleniyor.

  1. yılı için geçtiğimiz sene boyunca hazırlıklarını sürdüren Contemporary Istanbul, Ocak ayından bu yana 16 şehir, 15 ülke ve 20 uluslararası etkinlik bağlamında 178,480 kilometre yol kat etti. 1250 koleksiyoner, 540 galeri, 83 basın mensubu, 138 sanat kurumuyla ve müze direktörü ile buluştu.
Yavuz Gallery, Anton Del Castillo, A Play for Life, Oil on Gold Leaf Panel 183 x 183 cm 201

Yavuz Gallery, Anton Del Castillo, A Play for Life, Oil on Gold Leaf Panel 183 x 183 cm 201

Bu yıl fuarın öne çıkan bölümlerinden olan Contemporary Tehran (Tahran’dan Çağdaş Sanat) adı altında gerçekleştirilen “Focus” bölümüne; Assar Gallery, Aaran Gallery, Dastan’s Basement, Lajevardi Foundation- New Media Society ve Shirin Gallery katılım gösterecek. İran’ın önde gelen sanatçılarının eserlerini görmenin mümkün olacağı bu bölüm kapsamında, Nasser Bakhshi, Babak Roshaninejad, Ali Akbar Sadeghi, Moreshin Allahyari ve Houman Mortazavi’nin eserleri sergilenecek.

Contemporary Istanbul, Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli Contemporary Tehran bölümüyle ilgili;

“Bu yıl ‘Focus’ bölümü konuğumuzun İran olması bize gurur veriyor. İran sanatının benzersiz ve etkileyici bir tarihe sahip olduğunu biliyoruz. Sürekli gelişen bir çağdaş sanat ortamına sahip olan İran çağdaş sanatı her zaman Contemporary Istanbul’un ilgi alanı içinde olmuştur. Bu bölgede yer alan, sürekli gelişme gösteren koleksiyoner ağı ve koleksiyonerlerin yeni sanatçılar keşfetme isteği, çağdaş İran sanatını da daha heyecanlı hale getiriyor. Bu nedenle bu yıl Contemporary Istanbul’da, Tahran çağdaş sanatının güçlü bir şekilde temsil edileceğini umuyoruz,”

dedi.

Gallery Baraz, Mark Kostabi, Love, Oil on Canvas 90 x 120 cm 2015

Gallery Baraz, Mark Kostabi, Love, Oil on Canvas 90 x 120 cm 2015

Yeni medya sanatlarına yer veren Plugin bu yıl Dr. Ebru Yetişkin küratörlüğünde, galeriler, mimarlık & tasarım stüdyoları, yeni medya ile ilgili yaratım atölyeleri, oyun laboratuvarları, dijital sanat kolektifleri ve proje mekânları gibi inisiyatifleri X-CHANGE başlıklı bir küratöryal tema altında ve tek bir alanda bir araya getiriyor.

Mika Gallery, Sarah Bahabah, Sex & Take Out, C-Print 80 x 120 cm 2015

Mika Gallery, Sarah Bahabah, Sex & Take Out, C-Print 80 x 120 cm 2015

Plugin 3. yılında, yüksek teknolojinin basit teknolojilerle birlikte çalışması, organik ve inorganik formların bir arada işlemesi, fiziksel ve dijital gibi ikiliklerin ötesine geçen dinamikler gibi alt başlıklara odaklanıyor. Bu yıl bölümde; DAM Gallery, Pearl Lam Galleries, Lajevardi Foundation – New Media Societ, LICHT FELD Gallery, Galeri Zilberman yer alıyor.

Galerie Iragui, Ivan Plusch, Strange / Private #9, Canvas, Ink, Black Pencil, Lacquer 27 x 34 cm 2015

Galerie Iragui, Ivan Plusch, Strange / Private #9, Canvas, Ink, Black Pencil, Lacquer 27 x 34 cm 2015

Contemporary Istanbul 10. yılında Australia China Art Foundation (ACAF) tarafından seçilen Çinli sanatçıların eserlerine ev sahipliği yapıyor. Bu bölümde Shao Yinong ve Mu Chen, Ling Jian, Aaajiao, Tao Hui, Yang Xin ve Zheng Jiang eserlerini görmek mümkün. Diğer yandan, Aimee Lin tarafından hazırlanan “Parade” başlıklı sergi de bu kapsamda izleyiciyle buluşacak. Çinli ve Avusturalyalı sanatçıları uluslararası platformda tanıtmak amacıyla Yashian Schauble tarafından kurulan ACAF, sanat aracılığı ile kültürlerarası bağ kurmayı hedefliyor.

 

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2014 yılına ilişkin “Opera, Bale, Orkestra, Koro ve Topluluk İstatistikleri”ni açıkladı.

bale ve opera

Türkiye’de 2013-2014 sezonunda, bir önceki sezona göre opera ve bale salonu sayısı yüzde 25 artarak 15’e, opera ve bale salonu koltuk sayısı ise yüzde 51,8 artışla 10 bin 288’e çıktı. Söz konusu dönemde opera ve bale seyirci sayısı yüzde 6,7 artarak 400 bin 420’ye yükseldi.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2014 yılına ilişkin “Opera, Bale, Orkestra, Koro ve Topluluk İstatistikleri”ni açıkladı.
Buna göre, Türkiye genelinde geçen sene Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğüne bağlı 6 orkestra, 13 koro ve 9 topluluk bulunuyordu.
Opera ve bale salonu sayısı son dört sezonda yüzde 16,7 artarken, koltuk sayısı aynı dönemde yüzde 102,6 artış gösterdi. 2013-2014 sezonunda, 2012-2013 sezonuna göre opera ve bale salonu sayısı yüzde 25 artarak 15’e, opera ve bale salonu koltuk sayısı ise yüzde 51,8 artışla 10 bin 288’e çıktı.
2013-2014 sezonunda, önceki sezona göre opera ve bale salonlarında oynanan eser sayısı yüzde 19,7 azalarak 188 oldu. Oynanan yerli eser sayısı geçen sezona göre yüzde 19,7 düşerken, oynanan yabancı eser sayısı da yüzde 19,6 azaldı.
Söz konusu dönemde opera ve bale seyirci sayısı yüzde 6,7 artarak 400 bin 420 oldu. Yerli eser seyirci sayısı geçen sezona göre yüzde 16 azalırken, yabancı eser seyirci sayısı yüzde 38,9 arttı.
Orkestralarda seyirci sayısı yüzde 7,5 azaldı
Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğüne bağlı orkestralarda 2013-2014 sezonunda 412 sanatçı görev yaptı ve bunların yüzde 41,3’ünü kadın sanatçılar oluşturdu.
Orkestraların yaptıkları gösteri sayısı, 2013-2014 sezonunda 2012-2013 sezonuna göre değişmeyerek 212 oldu. Aynı sezondaki izleyici sayısı ise yüzde 7,5 azalarak 141 bin 393’e geriledi. Son dört sezonda orkestraların yaptıkları gösteri sayısı yüzde 15,8 artarken, izleyici sayısı yüzde 12,7 yükseldi.
Korolarda görev yapan 701 sanatçının yüzde 38,1’ini de kadın sanatçılar oluşturdu. Kadın sanatçıların oranının en yüksek olduğu meslek grubu ise yüzde 53,9 ile ses sanatçıları oldu.
Söz konusu dönemde, koroların yaptıkları gösteri sayısı yüzde 32 azalışla 168’e düştü. Aynı sezondaki izleyici sayısı yüzde 30,4 gerileyerek 69 bin 250’ye geriledi. Son dört sezonda koroların yaptıkları gösteri sayısı yüzde 12, izleyici sayısı da yüzde 12 arttı.
Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğüne bağlı topluluklarda 2013-2014 sezonunda 384 sanatçı görev yaparken, bu sanatçıların yüzde 27,1’ini kadınlar oluşturdu. Topluluklarda kadın sanatçıların oranının en yüksek olduğu meslek grubu ise yüzde 47,3 ile dansçılar oldu.
Toplulukların yaptıkları gösteri sayısı da yüzde 9,9 azalarak 183’e geriledi. Aynı sezondaki izleyici sayısı yüzde 10,3 azalarak 205 bin 510’e düştü. Son dört sezonda toplulukların yaptıkları gösteri sayısı yüzde 7, izleyici sayısı yüzde 77,9 arttı.
6 Ekim'de Bahçede Sanat Heykel Sergisi Başlıyor

 

[supsystic-gallery id=’6′ position=’center’]

Heykel Sanatçısı, Hale ŞAKAR ÜRKMEZGİL’in 6-16 Ekim 2015 tarihleri arasındaki Bahçede Sanat Heykel Sergisi’ne tüm sanatseverler davetlidir.

 


Hale Şakar Ürkmezgil Kimdir?

Şehnaz Hale Şakar Ürkmezgil (d. 1949, Ankara), Türk heykeltıraş. İstanbul’un Bakırköy ilçesinde yaşamaktadır. 1973 yılında eski adı ile DTGSYO (Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu), şimdiki adı ile Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Serbest – Grafik İllüstrasyon Bölümü’nden mezun oldu.
1973-1990 yılları arasında reklam sektöründe art direktör ve kreatif direktör olarak çalıştı. 1989 yılından sonra seramik ile başladığı çalışmalarını bronz heykele yönlendiren sanatçı, 1997 yılından bu yana figüratif tarzda, mermer yontu ve bronz döküm ile çalışmalarını sürdürmektedir.

KİŞİSEL SERGİLER

  • 1996 Gülmine Sanat Merkezi (Seramik Heykel)
  • 1998 Kıbrıs / Lefkoşa Saçaklı Ev (Bronz Heykel)
  • 2000 İst.The Marmara Opera Sanat Koridoru (Bronz Heykel)
  • 2000 Ankara / Karaca Sanat Galerisi (Bronz Heykel)
  • 2001 İst.The Marmara Opera Sanat Koridoru (Bronz Heykel)
  • 2002 Pera Sanat Galerisi (Bronz Heykel)
  • 2002 Ankara / Şekerbank Ömer Sunar Sanat Galerisi (Bronz Heykel)
  • 2004 Ankara / Galeri Sanat Yapım (Bronz Heykel)
  • 2005 Çağla Cabaoğlu Art Gallery (Bronz Heykel)
  • 2007 Bakraç Sanat Galerisi (Bronz Heykel ve Desen)
  • 2007 Karadeniz Ereğli / 14.Uluslararası Kültür Sanat Festivali (Bronz Heykel ve Desen)
  • 2010 Levent Tenis Klübü “Desenleme” Sergisi
  • 2011 Bakraç Sanat Galerisi
  • 2011 Doku Sanat Galerisi / İstanbul
  • 2011 Doku Sanat Galerisi / Ankara
  • 2012 Artev Sanat Galerisi
  • 2012 Doku Sanat Galerisi

YURT DIŞI SERGİLER VE ETKİNLİKLER

  • 1997 Almanya / Hannover – Türk Evi
  • 1997 Almanya / Köln – Atatürkçü Düşünce Derneği
  • 2002 Umut Vakfı ”Bireysel Silahsızlanma ve Bireysel Barış” Heykel Yarışması Onun Silahı Sevgi ,heykeli ile Seçici Kurul Teşvik Ödülü
  • 2002 Ankara Gazi Eğitim Üniversitesi Resim ve Heykel Müzesi ”Sevgi Emektir” heykeli
  • 2003 Fransa / ”Roumaziéres – Loubert – Sculptures dargile” Performans yarışması

FUAR VE KARMA SERGİLER

  • 1993 Pera Sanat Galerisi
  • 1997 Yunus Emre Kültür Merkezi ( Basad )
  • 1998 Yunus Emre Kültür Merkezi
  • 1999 Ankara / Su Ana Sanatevi
  • 2000 10.Art İst Sanat Fuarı ( Su Ana Sanatevi )
  • 2001 1.Ankara Sanat fuarı – Ankart ( Su Ana Sanatevi )
  • 2001 İstanbul Menkul Kıymetler Borsası ( Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği )
  • 2001 2001 Sanat Galerisi
  • 2002 Uluslararası Çağdaş Sanat Buluşması Lütfü Kırdar ( Pera Sanat Galerisi )
  • 2002 [[2.Ankara Sanat Fuarı – Ankart ( Galeri Oda )
  • 2002 Artİst 12. İstanbul Sanat Fuarı – Tüyap ( Pera Sanat Galerisi )
  • 2002 İzmir / Resim ve Heykel Müzesi Sanat Galerisi
  • 2002 Çağla Cabaoğlu Art Gallery
  • 2002 Harbiye Askeri Müze ( Basad )
  • 2003 Bakraç Sanat Galerisi
  • 2003 İstanbul Basın Müzesi Sanat Galerisi
  • 2003 Uluslararası Çağdaş Sanat Buluşması Lütfü Kırdar ( Çağla Cabaoğlu Art Gallery )
  • 2003 Artİst 13. İstanbul Sanat Fuarı – Tüyap ( Lebriz Com )
  • 2003 Antalya / Ansan Sanat Galerisi
  • 2004 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Kadın Karması ( Pera Sanat Galerisi )
  • 2004 Ankara / Galeri Sanat Yapım “Kadın”
  • 2004 Artİst 14. İstanbul Sanat Fuarı – Tüyap ( Lebriz Com )
  • 2004 Uluslararası Çağdaş Sanat Buluşması – Lütfü Kırdar ( Bakraç Sanat Galerisi )
  • 2005 Artİst 15. İstanbul Sanat Fuarı – Tüyap ( Lebriz Com )
  • 2005 Antalya / ahk interiors ( Çağla Cabaoğlu Art Gallery )
  • 2005 Uluslararası Çağdaş Sanat Buluşması -Lütfü Kırdar ( Bakraç Sanat Galerisi )
  • 2006 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Kadın Karması ( Pera Sanat Galerisi )
  • 2006 Artİst 16. İstanbul Sanat Fuarı – [[Tüyap ( 2001 Sanat Galerisi )
  • 2006 Art İstanbul Çağdaş Sanat Günleri – Antrapo ( Bakraç Sanat Galerisi)
  • 2007 Ankara / Karaca Sanat Galerisi “10.Yıl”Kişisel Katılımcılar
  • 2007 Ankara / Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği “37.Yıl”
  • 2008 Beşiktaş Çağdaş 3. Sanat Fuarı MKM (Ortaköy Sanat Galerisi )
  • 2009 86/86 Cumhuriyet Sergisi (Cumhuriyet Sanat Galerisi Taksim Meydanı)
  • 2009 Nişantaşı Sanat Parkı (Sinpa A.Ş / Şişli Belediyesi)
  • 2010 Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği (BRH) Sergi ve Work Shop
  • 2010 Art Show 2010. MKM
  • 2010 Doku Sanat Galerisi (Yaz Karma Sergisi)
  • 2011 Artev Sanat Galerisi (Karma)
  • 2011 Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği Galerisi 8 Mart / 8 Kadın Sanatçı Sergisi
  • 2011 “Ustaya Saygı” Heykel Sergisi MKM
  • 2012 “42. Yılı için 142 sanatçı “BRHD
  • 2013 Next Level, Ankara
  • 2013 İstanbul ARTBOSPHORUS Çağdaş Sanat Fuarı
  • 2013 Işık Üniversitesi Galerisi -Şile  8 Mart Dünya Kadınlar Günü
  • 2014 GÖRSAV “Buluşma”-İstanbul
  • 2014  Romen geneleksel Martişor Kutlaması ve   Dünya Kadınlar Günü ne adanmış “2014 Kadın Sanatçılar Günü”  Romanya Büyükelçiliği – Ankara
  • 2014 Artev Sanat galerisi – İstanbul
Perdeler 'Barış'a Açılacak

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, 7 Ekim’de başlayacak yeni sezonda barış temalı oyunlarıyla seyircilerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları

İSTANBUL Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, önceki gün Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde düzenlenen bir basın toplantısıyla 2015-16 sezonunun repertuvarını açıkladı. Toplantıya İBB Kültür Daire Başkanı Abdurrahman Şen, Şehir Tiyatroları Müdürü Salih Efiloğlu, Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu, Genel Sanat Yönetmeni Yardımcıları Hakan Arlı, Yiğit Sertdemir; Şehir Tiyatroları Sahne Yöneticisi Ozan Gözel, Şehir Tiyatroları Başdramaturgu Arzu Işıtman’ın yanı sıra Şehir Tiyatroları’nda bu sezon oyun sahneleyecek olan Zeliha Berksoy, Mehmet Birkiye gibi konuk yönetmenler ve Şehir Tiyatrosu oyuncuları katıldı.

‘BU SEZON DAHA İYİ’

Erhan Yazıcıoğlu, geçtiğimiz sezona oranla daha iyi bir repertuvarla seyircinin karşısına çıkacaklarını belirterek, “Bu yıl, repertuvarda barış temasını öne çıkaran oyunlarla 7 Ekim’de sahnelerimizi açacağız. Tüm dünyanın ihtiyacı olan barışa hizmet etmek, 101 yıllık bir kurum olarak bize onur verecektir. Şu ana kadar saptanan ve sezon boyunca aralarına yenilerinin ekleneceği savaşı sorgulayan bu oyunlara örnek olarak; Arthur Miller’ın ‘Bütün Oğullarım’, ‘Sonsuz Öykü’ (Leningrad Kuşatması), ‘İki Arada Bir Yerde’ ve ‘Kuvayi Milliye Destanı’nı sayabiliriz” dedi. Şehir Tiyatroları’nın bu sezon konuk rejisörleri, Zeliha Berksoy “Üç Kuruşluk Opera”yı, Mehmet Birkiye “Cyrano de Bergerac”ı ve Serdar Biliş ise “On İkinci Gece”yi sahneleyecek. Bu oyunların yanı sıra Şehir Tiyatroları sanatçılarından Orhan Alkaya “Ayaktakımı Arasında”yı, Arif Akkaya “Sonsuz Öykü”yü, Hakan Yavaş “Kuvayi Milliye”yi, Emre Koyuncuoğlu “Devekuşlu Kabare”yi, Kemal Kocatürk “Fehim Paşa Konağı”nı, Erhan Yazıcıoğlu “Reis Bey”i, Ali Gökmen Altuğ “Oyunun Oyunu”nu ve Ragıp Yavuz “Radyonun İçindekiler”i sahneye taşıyacak.

Sanatçılar Evlerini ve Atölyelerini Ziyaretçilere Açıyor

Sanatçılar evlerini ve atölyelerini ziyaretçilere açıyor.

İstanbul’un çeşitli semtlerindeki evler ve atölyeler, 2-4 Ekim tarihleri arasında, ‘kendin yap, kendin sergile’ diyerek yola çıkan Açık Stüdyo Günleri çerçevesinde sanatseverleri ağırlayacak.

Performanstan enstalasyona, sanatın pek çok farklı dalında işler üreten sanatçıların eserleri önümüzdeki 3 gün boyunca İstanbul’un muhtelif bölgelerinde bulunan ev ve atölyelerde sergilenecek.

Açık Stüdyo Günleri sanatçılara bir galeriye ihtiyaç duymaksızın eserlerini sergileme fırsatı verirken, sanatseverlere de ev ve sanatçıların üretim alanları olan atölyelerde sanat ile buluşma fırsatı sunuyor.

Bu sene ikincisi gerçekleştirilen Açık Stüdyo Günleri dahilinde çeşitli atölyeleri ve evleri ziyaret etmek isteyenler, oluşumun web sitesinde yer alan haritadan yararlanarak, Taksim, Cihangir , Galata, Karaköy, Tophane, Teşvikiye ve Kadıköy’de bulunan 33 mekandan dilediklerini seçebilecek.

Açık Stüdyo Günleri’nde gezilebilecek 33 ev ve atölye, 2 Ekim Cuma saat 17:00’de ziyarete açılacak. Aynı gün saat 17:20’de, Derya Yıldız, Didem Erbaş, Dila Yumurtacı, Eren Sulamacı, Melisa King ve Neslihan Koyuncu’dan oluşan sanatçı kolektifi UZ’un da Kadıköy’deki atölyelerinde bir performansı ve sergisi olacak. Sanatseverler, 3 gün sürecek Açık Stüdyo Günleri’nin düzenlendiği ev ve atölyeleri dış cephelerine asılmış pembe balonlardan tanıyabilecekler.

Yıllardır kendi adına bir müze kurulup fotoğraflarının burada yaşaması için uğraşan Ara Güler, bir müze için Doğuş Grubu’yla anlaşmak üzere.

ara-guler

Yıllardır kendi adına bir müze kurulup fotoğraflarının burada yaşaması için uğraşan Ara Güler’in, bunun için Doğuş Grubu’yla anlaşmak üzere olduğu konuşuluyor.
Türkiye’nin, özellikle de İstanbul’un son 70 yılının görsel hafızasını barındıran Ara Güler’in arşivi için önce Doğuş Grubu’na ait İstanbul Bomonti’deki bir mekâna bakıldığı, Güler’in burayı beğenmemesi üzerine Galatasaray’daki Güler Apartmanı’nın müze için planlandığı belirtiliyor.
Müze projesine Ara Güler’i ikna etmek için Doğuş Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk‘in bizzat çeşitli kereler görüştüğü, müzenin ise daha büyük bir projenin bir parçası olarak planlandığı öğrenildi. Projenin geneliyle ilgili bilgi henüz verilmezken, Ara Güler’e, projenin yönetimi için bir şirket kurulması ve bütün tasarrufunun Ara Güler’e bırakılmasının teklif ettiği dillendiriliyor.
Kaynaklardan edindiğimiz bilgiye göre, kamuoyuna açıklama ise imzalar atıldıktan sonra yapılacak.
Konuyla ilgili ulaştığımız Ara Güler, arşivini sattığı söylentileriyle ilgili, dedikoduları hiç sevmediğini vurgularken “Ben kimseye bir şey satmıyorum, devretmiyorum. Benim tek istediğim bir an önce bir Ara Güler Müzesi’nin oluşması ve bu müzenin içinde benim bütün eserlerimin, özel eşyalarımın ve bana hediye edilen fotoğraf ve resim koleksiyonumun yapılacak olan müzede bütün insanlara sunulması. Tek arzum budur,” diyor.

‘Ranta kurban gitmesin’

Bir zamanların İstanbul’unu görsel bellek olarak barındıran arşiv, günümüzde dönüşüme tabi tutulan Beyoğlu’nun eski halini de bünyesinde barındırıyor. “Nerede o eski İstanbul” diyenlerin en doyurucu cevabı aldıkları, Türkiye için böylesi önemli bir arşivle bir şirketin ilgilenmeye başlaması ise bazı soruları beraberinde getiriyor. Kurulacak olan şirketin yöneticilerinin kim olacağı, işletmesinin nasıl yapılacağı, neredeyse 1 milyon diaya barındıran arşivin hangi amaçla kullanılacağı bunlardan bazıları.
Konuştuğumuz kaynaklar ise müzeyle ilgili en doğru kararın Ara Güler tarafından verileceğini belirtirken bu arşivin ve neredeyse İstiklal Caddesi üzerinde yer alan Güler Apartmanı’nın “ranta kurban gitmemesinin” daha önemli olduğunun altını çiziyor.
Doğuş Grubu’ndan ise konuyla ilgili bir yorumda bulunulmuyor.

‘Dünyadaki örnekler gibi olmalı’

Belgeselci Osman Akkan: Ben aslında kimsenin bu köşeyi ‘Yıkıp yeniden yapacağız!’ masalıyla Ara Güler’in karşısına çıkacağını düşünemiyorum! Buna en doğru cevabı dünya kültürüne katkılarıyla şimdiden efsaneleşen Ara Güler verecek, orasının babası Dacat Bey’in kemiklerini sızlatmadan, aslına en uygun biçimde restore edilip tıpkı Goethe’nin, Beethoven’ın, Gutenberg’in yüzyıllardır ayakta duran evleri gibi bir galeri-müzeye; aynı zamanda gençlere ışık tutan bir akademiye dönüşmesini sağlayacaktır. Sözünü ettiğiniz holding de umarım kültüre ve bilime saygılı bir kuruluştur ve rant uğruna o köşeyi tarihi dokusundan koparıp bir ‘flagstore-lüks otel-cafe-restoran’ kompleksine dönüştürmek yerine, öncelikle Ara Güler’in ve dünya kültür çevrelerinin haklı beklentilerine cevap verecek bir restorasyon modeli önerir.

‘Güler geleceğe kalmalı’

Belgeselci Nebil Özgentürk: Bu arşivin değerlendirilmesi gerekiyor. Ara Ağabey bunun için yıllardır uğraşıyor. Bazın dostalarına danışıp onlardan görüş alıyor. Bazen de sempatik ama kendine buyruk tavrıyla fikir değiştiriyor. Bazı büyük sermaye gruplarının bu arşivle ilgilendiğini biliyorum. Burada önemli olan Ara Güler Müzesi’nin kurulacak olması, fotoğraflarının kurumsal mantıkla sonraki kuşaklara kalması.

‘Tavsiye edilecek mekân olmalı’

Fotomuhabiri Coşkun Aral: Ara Güler Müzesi olması gereken bir şey. Güler, Türkiye’nin ihtiyacı olan evrensel birisi. Türkiye’de fotoğrafı sanat olarak, gazeteci olarak gündeme getiren bir insan. Ara Güler’in bir müzesi olmasın da kimin olsun. Umarım gezilebilecek, tavsiye edebilecek bir mekân olur.

‘Ara Güler Müzesi mutlaka yapılmalı’

Edebiyatçı Doğan Hızlan: Ara Güler Müzesi’nin mutlaka olması gerekiyor. Çünkü bizde ne yazık ki devlet de özel teşebbüs de bir insana, bir ustaya değer vermiyor. Beyoğlu’nun kışından, yazından, tramvayından en önemli fotoğraflar Ara Güler’dedir. Onun epey önemli bir albümü vardır. Onun için müze yapılmalı. Bunlar kaybolur, ellerde dağılır bir daha da fotoğrafları göremezsiniz.

 

Beyoğlu’ndaki dönüşüm

Emek Sineması “Grand Pera” projesi kapsamında yapının en üst katına “taşındı”. Bulunduğu yer ise iş ve alışveriş merkezi yapılacak. Bir dönemin ünlü sanatçılarının atölyelerinin bulunduğu Narmanlı Han restoran ve işyeri yapılmak üzere restore edilecek.
Restore edileceği gerekçesiyle boşaltılan AKM, kullanılamaz hale getirildikten sonra âtıl halde bırakıldı. AKM, Gezi Direnişi sonrasında polisin devamlı karargâhı haline geldi.
Demirören AVM, İstiklal Caddesi’nde, izin verilen yükseklikten daha yüksek inşa edildiği haberlerine rağmen yapıldı, açıldı ve halen faaliyette.
Bulunduğu binanın restore edileceği gerekçesiyle İstiklal Caddesi’nin sembollerinden İnci Pastanesi kapatıldı ve 70 gün sonra yan sokaktaki yeni yerinde açıldı. İnci Pastanesi artık Mis Sokağı’nın bir simgesi.
Uzun yıllardır İstiklal Caddesi numara 389’da yer alan Robinson Crusoe 389 Kitabevi, Beyoğlu’ndaki dönüşümün sonucu artan kiralar sebebiyle uzun süre ayakta kalmaya çalıştı. Kapanmak zorunda kalan kitabevi SALT Beyoğlu’nun içinde bir yere taşındı. Artık İstiklâl Caddesi’nde 136 numarada ve 4. katta.
1940’ta yıkılan Topçu Kışlası yeniden inşa edilerek otel ve alışveriş merkezi yapılmak istendi. Gezi Parkı’ndaki ilk ağaçlar sökülmek istenirken başlayan Türkiye’nin en büyük direnişi üzerine inşaat projesi “buzdolabına konuldu”. Projeden vazgeçilmedi, inşaata devam edebilmek için yasal yollar yaratılmaya çalışılıyor.

Türkiye’deki müzecilik anlayışının çıtasını yükselten Sakıp Sabancı Müzesi (SSM), prestijli araştırma firması Nielsen’in oluşturduğu bağımsız bir jüri tarafından ‘değerli’ markalara verilen ‘Superbrands’ statüsüne layık görüldü.

sabancı müzesi

Gerek kalıcı koleksiyonları, gerekse gerçekleştirdiği uluslararası geçici sergilerle Türkiye ’deki müzecilik anlayışının çıtasını yükselten Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi (SSM), Türkiye’nin “Superbrands” markalarından biri oldu. Sanat alanında ilk defa verilen ödüle layık görülen S.Ü. Sakıp Sabancı Müzesi, üniversite müzesi olma misyonuyla gerçekleştirdiği tüm sergiler ve projelerde farklı tarihsel ve kültürel dönemlerin, sanatsal akım ve sanatçıların Türkiye çapında anlaşılması ve çalışılması konusundaki çalışmalarından dolayı “Superbrand” ödülünü aldı.

Superbrands, Türkiye’de 2005 yılından itibaren iki yılda bir olmak üzere, prestijli araştırma firması Nielsen tarafından düzenleniyor. Bağımsız bir jüri Superbrands statüsüne layık görülecek kurumları, teknolojisi, yatırımları, iş gücü kalitesi, yaratıcılığı, markalaşmaya yaptığı yatırım, marka devamlılığı gibi kriterlerle değerlendiriyor.

Sabancı Müzesi, şu sıralar ‘Zero’ sergisine ev sahipliği yapıyor.

zeroo
Zengin koleksiyonu, ev sahipliği yaptığı uluslararası geçici sergiler, konservasyon birimleri, çocuklar ve yetişkinler için eğitim programları, düzenlediği konser, konferans ve seminerlerle çok yönlü bir müzecilik ortamı sunan SSM, toplumun her yaş ve kesiminden kişileri sanatla buluşturuyor. SSM, düzenlediği sergilerle sanatseverleri Avrupa sanatına yön veren sanatçıların eserleriyle ve Doğu’nun köklü sanatlarıyla bir araya getirirken, yurtdışında gerçekleştirdiği koleksiyon sergileriyle de Türk ve İslam sanatının yurtdışında tanıtılmasına öncülük ediyor.

Sabancı Müzesinin Tarihi

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi, İstanbul’da Boğaziçi’nin en eski yerleşimlerinden Emirgan’da yer almaktadır.

Müzenin ana binası olan villa, 1925 yılında Mısır Hidiv ailesinden Prens Mehmed Ali Hasan tarafından İtalyan mimar Edouard De Nari’ye yaptırılmış ve Hıdiv ailesinin değişik mensupları tarafından uzun yıllar yazlık konut olarak kullanılmıştır.

1951 yılında Adanalı sanayici Hacı Ömer Sabancı tarafından Hidiv ailesine mensup Prenses İffet’ten satın alınan köşk, aynı yıl satın alınarak önüne yerleştirilen Fransız heykeltıraş Louis Doumas’ın 1864 yapımı at heykelinden ötürü “Atlı Köşk” olarak anılmaya başlanmıştır.

Atlı Köşk’ün arazisi içindeki ikinci at heykeli ise, 1204 yılında 4. Haçlı Seferi sırasında Haçlı kuvvetlerince yağmalanan İstanbul Sultanahmet meydanından alınarak, Venedik San Marco kilisesi önüne yerleştirilen 4 attan birisinin dökümüdür.

1966 yılında Hacı Ömer Sabancı’nın vefatından sonra aile büyüğü olan Sakıp Sabancı tarafından sürekli konut olarak kullanılmaya başlanan Atlı Köşk, uzun yıllar Sakıp Sabancı’nın zengin hat ve resim koleksiyonunu barındırmış, 1998 yılında da Sabancı ailesi tarafından içindeki koleksiyon ve eşyalar ile müzeye dönüştürülmek üzere Sabancı Üniversitesi’ne bağışlanmıştır.

Modern bir galerinin eklenmesiyle 2002 yılında ziyarete açılan Müze’nin sergileme alanları 2005 yılındaki düzenleme ile genişletilerek, teknik düzeyde uluslararası standartlara kavuşmuştur.

Bugün Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi zengin koleksiyonu, kabul ettiği kapsamlı uluslararası geçici sergileri, konservasyon birimleri, örnek eğitim programları, yapılan çeşitli konser, konferans ve seminerleriyle çok yönlü bir Müzecilik ortamı sunmaktadır

Ustaya Saygı gecesinde sahne alacak sanatçılar  10 Eylül 2015 Perşembe günü basın toplantısı gerçekleştirildi.

4-uluslararasi-klarnet-festivali-basliyor

Barış Manço anısına Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda 17 Eylül’de 4. Uluslararası Klarnet Festivali kapsamında düzenlenecek “Ustaya Saygı” gecesinde ünlü isimler sahne alacak.

Malta Köşkü’nde düzenlenen basın toplantısına katılan festivalin sanat direktörü Serkan Çağrı, yarın başlayacak festivalde, Türkiye’de sanatıyla “ilaç” olan sanatçıların anıldığını söyledi.

Çağrı, “Ustaya Saygı” gecesinin kendileri için büyük önem arz ettiğini dile getirerek, “Bu yıl İkinci Dünya Savaşı sonrası insanların barışa, dostluğa, kardeşliğe hasret kaldığı yıllarda doğmuş ve adına ‘Barış’ denilmiş büyük bir sanatçı için toplandık” diye konuştu.

“ÜLKEMİZİN AĞITLARININ DEĞİL, TÜRKÜLERİNİN SÖYLENECEĞİ GÜNLERİ UMUTLA BEKLİYORUZ”

Sanatçı olarak son günlerde yaşanan terör saldırılarının acısını derinden hissettiklerini kaydeden Çağrı, şunları aktardı:

“Ülke olarak çok hassas, hepimizin duygularını sarsan günlerden geçiyoruz. Ülkemizin ağıtlarının değil, türkülerinin söyleneceği günleri umutla bekliyoruz. Benim enstrümanım, ben ne yaşıyorsam onun sesiyle insanlara ulaşıyor. Bazen enstrümanımı çalarken ağladığımda, onun sesinin de ağlak olduğunu duyanlar oluyor.”

Serkan Çağrı, müziğin eğlence aracı olarak lanse edilmesine tepki göstererek, “Yıllardır müziğin eğlence olarak kafamıza yerleştirilmesinden dolayı, müziğin ifade edildiği her yeri eğlence şeklinde algılamamız için yönlendirildik. Böyle hassas dönemlerde kendi sanatımızı bir kenara bırakıp söyleyemediğimiz sözlerle birbirimize bakakalıyoruz. Bu bizi üzüyor” dedi.

ÇAĞRI: “SOKAK KONSERLERİNİ GERİ ÇEKTİK”

Böyle bir dönemde sokak konserlerini yapmayı uygun bulmadıklarını sözlerine ekleyen Çağrı, şöyle konuştu:

“Festival dolayısıyla sokaklarda müziği yayarak ‘İstanbul Nefes Alıyor’ demiştik ancak yurt dışından yaklaşık yüz kişinin katılacağı sokak konserlerini böyle bir dönemde yapmayı uygun bulmadık ve salon konserlerimiz hariç bütün konserlerimizi geri çektik.”

LİNET: “İNSANLARA İLAÇ OLMAYA ÇALIŞIYORUZ”

Toplantıya katılan sanatçı Linet, sanatın her zaman eğlence anlamına gelmediğini vurgulayarak, duygularını şu sözlerle ifade etti:

“Sesimle, duygularımı daha rahat bir şekilde ifade edebiliyorum. Hep birlikte çok zor bir durum içerisinde bir şeyleri başarmaya çalışıyoruz. Dediğimiz gibi, sanat her zaman ‘eller havaya’ değildir. Biz, duyguları nefesimizle birleştirip, insanlara ilaç olmaya çalışıyoruz. Barış Manço’nun önderliği altında, böyle bir geceyi yaşatabilirsek çok mutlu olacağım. Acıları hem ses hem de nefes ile birlikte paylaşalım.”

Barış Manço’nun oğlu Doğukan Manço, babasının herkese hitap eden evrensel bir insan olduğunu dile getirerek, “Barış Manço, bugünlerde ihtiyacımız olan ‘barış’ı bize yansıtan bir değerdi. Böyle bir gecenin, onun bize bıraktığı değerleri genç nesillere aktarmanın yolu olduğunu düşünüyorum. Bizler oğulları olarak 17 sene boyunca yapabileceğimizin en iyisini yapmaya çalıştık. Umarım layık olmuşuzdur” ifadelerini kullandı.

Sanatçının küçük oğlu Batıkan Manço da festivalin müzikten daha fazlası olduğuna vurgu yaparak, “Bu acı günlerde, festivalin eğlenceden çok, barışı temsil ettiğini düşünüyorum. Çünkü en çok böyle günlerde insanların umuda ihtiyacı var. ‘Ustaya Saygı’ konserinin en önemli mesajının ‘barış’ olacağına inanıyorum” dedi.

HAKAN BİLGİN: “KÜÇÜKKEN BARIŞ MANÇO BENİM ABİM OLSUN DİYE DUA EDERDİM”

Etkinliğe katılan sinema oyuncusu Hakan Bilgin ise Manço ile büyüdüğünü belirterek, şunları söyledi:

“Küçükken, ‘Barış Manço benim abim olsun’ diye dua ederdim. O sadece müzik yapmıyordu. Müzikle insanlara başka şeyler anlatmaya çalışıyordu. Çocukları küçükken yakalayıp, onlara faydalı olmayı, ailesine ve vatanına saygılı olmalarını sağlamaya çalıştı. Bu konserle Barış Manço’yu hatırlayıp, hayata tekrar göz atarsak daha iyi insanlar olabiliriz.”

Ustaya Saygı gecesinde, Manço’nun unutulmaz eserlerini Cansu, Doğukan Manço, Fettah Can, Gökhan Tepe, Hakan Aysev, Keremcem, Mine Mucur, Öykü Gürman, Yavuz Bingöl ve Zara, klarnet sanatçısı Serkan Çağrı eşliğinde yorumlayacak.

sanat lise ek puan

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) sistemi kapsamında, sanat ile sosyal etkinlikler  ve spor etkinliklerinde öğrencilerin kendilerini daha fazla geliştirecekleri mekanizmaları oluşturarak, liselere geçişte, bu faaliyetler üzerinden ek puan verilecek bir düzenleme için hazırlık yapıyor.

5.-Nar-Tanesi-Festivali-115-682x1024

Bir yıl kadar önce yaptığımız haberde de belirttiğimiz gibi (27.05.2014 tarihli haberimiz)Milli Eğitim Bakanlığında Sanatsal ve Sosyal eğitim almış öğrencilere ek puan uygulaması için yönergeler hazır büyük ihtimalle Önümüzdeki dönem uygulamaya konacak olan uygulama ile Sanatsal, sosyal ve sportif faaliyetler konusunda ek eğitim almış öğrencilere TEOG sınavlarında ek puan ve bir takım avantajlar uygulanacak. Bu durum elbette sanat eğitimi veren kurumların daha hassas ve kaliteli eğitim vermesine yol açacağı gibi M.E.B. olmadan denetimden yoksun çalışan kurumlarında kendi durumlarına çeki düzen vermesine yol açacak.

M.E.B Bağlı olmaksızın faaliyet gösteren “Merdiven altı Sanat Eğitimi” diye tarif edilen kurumların sektörde kendilerine yer edinmesinin zorlaşacak. Gerrek vergi gerekse yasal boşluklardan faydalanarak faaliyet gösteren bu kurumlar yeniden yaılanma veya kapatılmayla karşı karşıya kalacak gibi görünüyor.
Bu kapsamda Bakanlık, öğrencilerin ilgi ve yetenekleri doğrultusunda  sanatsal ve sosyal etkinlikler ile yeteneklerini geliştirebilecekleri liselerin sayısını da artıracak.

Çocuk-Bale-40
Bakanlık Müsteşarı Yusuf Tekin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yetenekli çocukların güzel sanatlar ve spor liselerinde eğitim aldıklarını belirterek, daha önce spor ve güzel sanatların aynı çatı altında bulunduğunu hatırlattı. Daha sonra bu okulların iki ayrı tür olarak düzenlendiğini anlatan Tekin, öğrencilerin, okul hayatlarında sosyal ve sanatsal alanlara yeterince zaman ayıramadığına dikkati çekti.

Tekin, ülkenin geleceği için özel yetenekli öğrencilerin erken yaşta keşfedilmesi gerektiğinin altını çizerek, ortaokul düzeyinde sanat ve spor okullarının açılması gerektiğini ancak kanun itibarıyla bunun mümkün olmadığını ifade etti.

Yetenekli öğrencilerin ancak lise düzeyinde ilgi ve yetenekleri doğrultusunda eğitim alabildiğine işaret eden Tekin, “Ülke genelinde 55 spor ve 73 güzel sanatlar lisesi bulunuyor. İhtiyaç doğrultusunda bu liselerin sayısı artırılacak. Özellikle olimpik sporlarda, Gençlik ve Spor Bakanlığıyla, ‘liselerimizi bu anlamda daha spesifik hale getirebilir miyiz’ diye çalışıyoruz” dedi.

Nar-Çiçekleri-Yeni-Yil-2015-16

Tekin, Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) ile spor tarihinin en önemli işbirliği yapılarak İstanbul’da açılan Meral-Celal Aras Spor Lisesi’sinin, Türkiye’nin ilk futbol okulu olduğunu dile getirdi.

Özellikle Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim’in okulun açılmasında, süreci başından beri birebir takip ettiğini ifade eden Tekin, şunları söyledi:

“Terim kurguladı, biz de akademik kısmında ona destek olmaya çalıştık. Biz, akademik alanda çocuklara ders veriyoruz, öğrencilerin seçimi ve diğer dersleri TFF ve futbol konusunda donanımlı akademisyenler yapıyor. Başarılı bir model ve iyi bir örnek olacak. Daha önce voleybol okulu vardı. Gençlik ve Spor Bakanlığı, federasyonlarla iletişime geçiyor. Spor liseleri tabelası altında spesifik spor dalları üzerine liseler açmak istiyoruz. Basketbol, voleybol, kış sporları gibi. Bunun altyapısını oluşturuyoruz. Federasyonların, ne kadar yapabileceğine bakarak sayıları belirleyeceğiz. Güzel sanatlar alanında da bu tür okulları açmak istiyoruz. Tiyatro, sinema, halk müziği gibi dallarda bu liseleri açmak rasyonelse ilgili kişilerle protokoller yaparak okulları açmayı arzu ediyoruz. Bu konuyu görüştüğümüz bazı sanatçılar sıcak yaklaşıyor. Birkaç tiyatrocu ve müzisyenle bu konuda ciddi görüşmeler yaptık. TFF ile yaptığımıza benzer bir protokol üzerinde çalışıyorlar. Bize önerilerini getirecekler, eğer uygun bulursak böyle bir protokol imzalayacağız.”

Yusuf Tekin, öğrencilerin ilgi ve yetenekleri doğrultusunda bu tür liselere yönelebilmesi için kesintili eğitim sisteminin gerektiğini vurgulayarak, kesintisiz eğitimin dayatmacı bir zihniyetin ürünü olduğunun altını çizdi.

ORTAOKULLAR ARASI GEÇİŞİ KOLAYLAŞTIRACAK MEKANİZMALAR ÜZERİNDE ÇALIŞILIYOR

5.-Nar-Tanesi-Festivali-483-1024x682

Tekin, çocukların, her kademede okul değiştirebilmesini istediklerini, 4+4+4 eğitim sisteminde açık liselerden, temel liselerden, fen ve anadolu liselerinden geçirgenliği kolaylaştırdıklarını ifade etti.

Ortaokullarda bunu sağlayacak mekanizmaları geliştirmeye çalıştıklarını belirten Tekin, “8 yıllık eğitimi kesintisiz hale getirmeyi istemek hem demokrasi hem insan hakları hem de özgürlüklerle bağdaşmıyor. Türkiye bunu aşmak için çok çaba sarf etti. Tekrar darbeci bir zihniyetin ürettiği, dayattığı noktaya geri dönmek akıl karı değil. Dolayısıyla kesintisiz eğitim çok rasyonel, çocukların gelişimiyle alakalı bir model değil. Biz kesintili eğitimle, çocuklar istedikleri tercihleri yapsın, istedikleri eğitim kurumlarında okusunlar istiyoruz” diye konuştu.

“ÜNİVERSİTEYE GİRİŞTE TÜBİTAK YARIŞMALARINDAN ALINAN EK PUAN GİBİ BİR SİSTEM OLACAK “

Tekin, sportif ve sanatsal alanda yetenekli çocukların uygun şekilde yükseköğretim almalarına da zemin hazırlamak istediklerini anlatarak, şöyle dedi:

“Baştan beri, çocuklarımızın güzel sanatlar, sanat, spor ve sosyal faaliyetlerini daha fazla geliştirecek mekanizmaları üreteceğiz, demiştik. TEOG’u tanımlarken de uzun vadede, bu tür yetenekleri ölçecek, bunu liseye geçişte bir araç olarak kullanabilecek mekanizmaları da geliştireceğimizi ifade etmiştik. Şimdi Temel Eğitim Genel Müdürlüğümüz bunun çalışmalarını yapıyor. Bunlar ölçülebilir hale geldiğinde, temel eğitimden orta eğitime geçişte, bu tür etkinlikler, yetenekler bir araç olarak kullanılacak ve okul puanlarına etki edecek.”

MEB Müsteşarı Yusuf Tekin, spor, sanat, müzik, yabancı dil gibi kursların hepsi zaten MEB’in sistemine dahil olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

“Bu kapsamda spor kulüplerini de entegre ettikten sonra, tüm Türkiye’de bunu eşit uygulayacağımızı düşündüğümüzde, sizin temel eğitimden ortaöğretime geçişte okul başarınız şu, ortak sınavlardan aldığınız puan şu, güzel sanatlar, spor ve sosyal etkinliklerden aldığınız puanlar şu, diyeceğiz. Böylece çocuklarımızın yeteneklerini geliştirmesini sağlayacağız ve bunu da liseye girişte bir araç haline dönüştüreceğiz. Bu, üniversiteye girişte TÜBİTAK yarışmalarından alınan ek puan gibi bir sistem olacak. Bütün bunları yaptığımızda, hem öğrenciler üzerindeki sınav baskısını daha da azaltmış hem de çocuklarımızın yeteneğini test çözmeye kurban etmemiş ve onu geliştirmesi için zemin oluşturmuş olacağız.”