Şunun için etiket arşivi: sanatçılar

Anadolu’nun şirin bir köşesinde bu mimari ile karşılaşmak insanın içinde farklı duygular yaratıyor. Sizler daha önce  fark ettiniz mi bilmem ama bimeyeniniz varsa; Bayburt’un Bayraktar köyünde Prof. Dr. Hüsamettin Koçan tarafından “ Baksı Kültür ve Sanat Vakfı” ile birlikte 2010 yılında yaptırılan Baksı Müzesi batı illerimizde dahi göremeyeceğimiz güzellikte. Bu görüntüleri paylaşmak istedik. 

baksi müzesi ana bina

Müze Farklı mimari yapısı ile dikkat çekiyor.Baksı Müzesinde 30 bin metre karelik alan içersinde çağdaş sanat ve geleneksel el sanatları birlikte sergileniyor.

Prf. Dr.Hüsamettin Koçan

Müzenin internet sitesinde “ Nasıl Bir müze” sorusuna şu cevap verilmiş : “Baksı Müzesi Doğu Karadeniz’de, Bayburt’un 45 km dışında, Çoruh Vadisi’ne bakan bir tepenin üzerinde kurulu… Eski adıyla Baksı, bugünkü adıyla Bayraktar köyünde yükselen bu sıradışı müze çağdaş sanat ve geleneksel el sanatlarına aynı çatı altında yan yana, içiçe yer veriyor.

Sergi salonları, atölyeler, konferans salonu, kütüphane ve konuk evleri ile 30 dönümlük bir araziye yayılan Baksı Müzesi Bayburt doğumlu sanatçı ve eğitimci Hüsamettin Koçan’ın bireysel düşü olarak 2000 yılında filizlendi. Bu fikri hayata geçirmek amacıyla 2005 yılında bir vakıf kuruldu. Başta sanatçılar olmak üzere çok sayıda gönüllünün katkısıyla yıllar içinde gerçek bir toplumsal bir projeye dönüşen müze, 10 yıllık zorlu bir serüvenin sonunda, bu süreç içerisinde devletten hiçbir maddi yardım almadan 2010 yılında tamamlandı. 2010 yılı Haziran ayında İstanbul Modern Tanıtımı, Temmuz ayında ise müzenin açılışı yapıldı. Baksı Müzesi’nde, önde gelen sanatçıların eserlerinden oluşan nitelikli bir çağdaş sanat koleksiyonu ile geniş bir halk resimleri koleksiyonu ve yerel el sanatlarını yansıtan özgün örnekler bir arada yer alıyor. Müze, sanatçılar ve araştırmacılar için geleneksel sanatlarla çağdaş sanatı buluşturan özgün bir kültürel etkileşim merkezi yaratmayı, yoğun göç nedeniyle parçalanmış bir kültürel ortama yeniden hayat verebilmeyi ve kültürel belleğin sürdürülebilirliğine katkıda bulunmayı amaçlıyor.

Baksı Müzesi’nin hedeflerinden biri de, Türkiye’nin en yoğun göç veren bölgelerinden biri olan Bayburt’a yaşam soluğunu sanatla yeniden kazandırmak, bölgenin ekonomik yaşamını canlandırmak.”

Hani diyoruz Bayburt’a yolunuz düşse, Bayraktar Köyüne gitmek için yanıp tutuşsanız, merak etseniz, hani diyoruz düşmese de düşürseniz, uğrasanız, bizim olduğunu fark etseniz! Birilerinin sanat için çalıştığının farkında mısınız?

NASIL MI GİDİLİR?

Bayburt Karadeniz bölgesini Doğu Anadolu’ya bağlayan tarihi İpek Yolu üzerinde bulunuyor. Gümüşhane ile Erzurum arasında konumlanan Bayburt’a ulaşım esas olarak karayolu ile sağlanıyor. Erzurum ve Trabzon havalimanları ise Türkiye’nin dört bir yanından Bayburt’a ulaşımı kolaylaştırıyor. Bayburt Erzurum havalimanına 1,5 saat, Trabzon Havalimanı’na 2,5 saat mesafede bulunuyor

 Detaylı bilgi : http://www.baksi.org/

Baksı Müzesi  Fotoğraf Galerisi :

Şehir Tiyatroları’nın başına belediye bürokratlarının atanmasının ardından sanatçıların gösterdiği tepkiler sürüyor. “Şehir Tiyatroları Yok Edilemez” diyen sanatçılar, yarın Galatasaray Lisesi önünde buluşacak.

tiyatro

Şehir Tiyatroları’nın başına belediye bürokratlarının atanmasına karşı sanatçıların tepkisi sürüyor. Sanatçılar yarın bir kez daha “Şehir Tiyatroları Yok Edilemez” demek ve son dönemde gündeme getirilen “muhafazakar sanat” anlayışını protesto etmek üzere Galatasaray Lisesi önünde buluşacak. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Sanatçıları Derneği (İŞTİSAN) buluşmaya çağrı amacıyla bir de video yayımladı. (Video İçin Tıklayınız)

13 Nisan’da yeni tiyatrolar yönetmeliği ile ilgili bir basın açıklaması yapan İŞTİSAN, yandaş medyada bir süredir Şehir Tiyatroları’na yönelik saldırıların sebebinin bu yönetmelikle anlaşıldığını, amacın 98 yıldır sanatçıları tarafından yönetilen tiyatronun belediye bürokratlarına teslim edilmesi olduğunu vurgulamıştı. Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu önünde dernek adına yapılan açıklamayı okuyan Şehir Tiyatrosu sanatçılarından Aslı Öngören, yeni yönetmelikle Şehir Tiyatrosu’nun resmen bir sanat kurumu olmaktan çıkarılarak basit bir şube müdürlüğüne dönüştürüleceğini ifade etmişti. Öngören, “Tüm bunlar 98 yıllık bir sanat kurumunun, bir büyük mirasın sonu demektir. Yalnız onun da değil, ülkemizin tüm kültür ve sanat ortamını muhafazakarlaştırma harekatıdır bu”diye konuşmuştu.

Yer             : Galatasaray Lisesi önünde buluşacak

Tarih        : 24.04.2012 

Saat            :11:00

Zeki Demirkubuz, Dostoyevski’nin ‘Yeraltından Notları’ndan serbest uyarladığı filmini anlattı.

Zeki Demirkubuz

Demirkubuz’un İstanbul Film Festivali’nden 5 ödülle dönen filmi şimdi sinemalarda. Demirkubuz, “Benim filmimde kötü, iyi, doğru, yanlış yok” diyor. “Gerçek dururken karşıtlardan beslenen bir dil bana çok aşağılık geliyor.”

Lermontov’un “Çağımızın Kahramanı” kitabını anlatırken söylediği sözleri hatırlatıyor Zeki Demirkubuz: “Tatlı yediğiniz yeter. Mideniz bozuldu. Biraz da acı yiyin.” Başrollerinde Engin Günaydın’ın yer aldığı ve İstanbul Film Festivali’nden beş ödülle dönen yeni filmi “Yeraltı”nda yönetmen, yine hiçbirimizin inkâr edemediği karanlık noktalarımıza iniyor.

Dostoyevski’nin “Yeraltından Notlar” kitabından esinlenen Demirkubuz filmin baş karakteri Muharrem’le benzeştiğini söylüyor. Film, insanın kötüden de pekâlâ beslendiğini, dibe vurmanın dayanılmaz bir zevke dönüştüğüne odaklanıyor: “İnsan zararına olan bir şeyi yapmaz diyorsak, onu mahveden bir şeyden de aldığı zevk ya da çıkar olabileceğini neden düşünmüyoruz?”

– Murathan Mungan’ın en iyi filmi size vermek için çok çabaladığı konuşuldu. Bu jüriden ödül bekliyor muydunuz?

Yıllar yılı sinemacılardan sıtkı sıyrılmış biri olarak İstanbul Film Festivali’ne, jüride Murathan Mungan’ı görünce katıldım. Özel bir ahbaplığımız yok. Tek kriterim bana garezi olmayan birilerinin olması jüride. İnsanlarda filmlerimden çok kişiliğimle bir etki uyandırıyorum. Özellikle sinema çevresinde (gülüyor). Türk toplumunda adalet duygusu yaratılmış değil. Türk insanı ihtirastan, gizlenmiş “ben” duygusundan hareketle kendini var ediyor. Bunun da en somut karşılığı biraz sanatçılarda, biraz da ‘Yeraltı’ndaki gibi mürekkep yalamışlarda.

– Filmde geçen “Mürekkep yalamışların arasındaki husumet kan davasından daha beterdir” sözü filmin ana cümlelerinden biri mi sizin için de?

Bütün Cumhuriyet tarihi aydınlarının özetidir o cümle. Bir cümle daha var, bulduğumda ve yazdığımda yağlarımı eriten: “Aklın i..leştirdiği insan tipi.” Cinsiyetçilik olarak algılanmasın bu tabii. Bu bir dil. Ahlaktan, gururdan, şereften yoksun bir akıl insanı i..leştirir. Adam çok zekidir. Atom bombasını yapar, gider insanların kafasına atar.

– Muharrem için ne kötü, ne iyi diyebiliyoruz. Herkes gibi karmaşık, biraz da acılarından da beslenen bir tip.

Benim hiçbir filmimde kötü, iyi, doğru, yanlış yok. Gerçek dururken karşıtlardan beslenen bir dil bana çok aşağılık geliyor. Bu ülkedeki dünyayı anlama çabasının, muhakeme etme

Yeraltı - Zeki Demirkubuz Film Afişi

gücünün, aydın duygusunun en aşağılık yanı bu. Her şeyi karşıtlarla anlatmak. Yoksa Muharrem’e biri sapık der, biri kıskanç der. Zaten sistem bizim böyle düşünmemizi istiyor.

– Filmi izlerken ne zaman Muharrem gibi olacağım acaba diye düşünenler çok oldu. Siz ne düşünüyorsunuz?

Bir mesaj aldım geçen gün. “Senin Allah’ın yok mu? Ben bundan sonra nasıl yaşayacağım. Kendimi kandırıyordum, hayat ne güzel gidiyordu” demiş (gülüyor).

– Diğer filmlerdeki karakterlerinizle çok karşılaştırılıyor Muharrem. Bu sizi rahatsız etmiyor mu?

Aksine çok hoşuma gidiyor. 18 senedir aynı şeyi sayıklayıp duran bir adamım. İnsanın muğlaklığı ve belirsizliği. İnsan akılcı bir varlıktır, yararına olmayan bir şeyi yapmaz diyorsak zararına gibi gözüken, onu mahveden bir şeyden de aldığı zevk ya da çıkar olabileceğini neden düşünmüyoruz? Dostoyevski’nin “Ye-raltından Notlar”ı yazmasına neden olan şey de bu. Ben insanları kendileriyle barıştırıyorum. Yoksa ben de insanların gözlerini doldurarak hikâye anlatmasını bilirim. Sen de sıkılmadın mı bu kadar mıymıntılıktan?

Yeraltı’nın Muharrem’i Engin Günaydın, İstanbul FilmFestivali’nde ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülüne değer görüldü.

Kaynak: Cumhuriyet – AYŞEGÜL ÖZBEK

Küçük parmakların büyük yeteneği

“Küçük Yetenekler” konseri Ensemble Feverish Music Uluslararası Kültür Ajansı’nın katkılarıyla Zafer Yümlü önderliğinde gerçekleştirildi.

Ege Üniversitesi 50.Yıl Köşkü Sanat Galerisi’nde gerçekleşen “Küçük Yetenekler” konseri Ensemble Feverish Music Uluslararası Kültür Ajansı’nın katkılarıyla Zafer Yümlü önderliğinde gerçekleştirildi.

Alanlarında profesyonel sanatçılardan oluşan Ensemble Feverish Vienna Mozart Orchestra, Basel Festival Orchestra ve Sao Paulo Philarmony Orchestra gibi pek çok orkestra, topluluk ve solist sanatçıyı bünyesinde bulunduruyor.
modege
Ege Üniversitesi 50. Yıl Köşkü Zeynep Önder, Raci Demir ve Mustafa Ocak adlı üç yeteneği konuk etti. Konserde hünerlerini sergileyen minik parmaklar Bach, Mozart, Beethoven gibi ünlü sanatçılar ve bunların yanında yerli ezgiler de kullanıldı.

İzmirli besteci Adnan Saygun’dan eserler çalındı. 200 yıllık olan 50. Yıl Köşkü Sanat Galerisi’ndeki konser, dinleyicileri 500 yıl geriye

"Küçük Yetenekler" konseri Ensemble Feverish Music Uluslararası Kültür Ajansı

1600 1700’lü yıllarda büyük konser alanlarının olmadığı küçük oda şeklindeki alanların olduğu, daha sıcak bir ortamın var olduğu, zil çalınca herkesin sustuğu ve konserin başladığı zamanlara götürdü ve zil çalınarak konser başlatıldı.modege

Konser küçük sanatçılara teşekkür belgelerinin verilmesiyle son buldu ve dinleyiciler konserden çok memnun ayrıldı.

Kaynak : [-]

 

 

İKSV’nin 2012 sürprizleri devam ediyor: Indie-folk müziğin dünyada en sevilen isimlerinden, Kanadalı şarkıcı, besteci ve gitarist Feist, Türkiye’deki ilk konserini vermek üzere 25 Ağustos’tasantralistanbul Kıyı Amfi’de olacak.

feist

İpeksi sesi, güçlü gitarı ve şarkı yazarlığı ile dinleyenleri ve müzik piyasasını kendine hayran bırakan Feist, İKSV’nin konuğu olarak 25 Ağustos Cumartesi akşamı santralistanbul Kıyı Amfi’deki konseriyle hayranlarının uzun süren bekleyişine son verecek.

Indie folk müziğin dünyada en sevilen solistlerinden biri olan Leslie Feist, şimdiye kadar 4 defa Grammy Ödülleri’ne aday gösterildi. Feist, 2012 yılında Juno Ödülleri’nde Yılın Sanatçısı Ödülü de dâhil olmak üzere 3 Juno alarak, bu ödüllerinin sayısını toplam 11’e çıkardı. Başarılı solo kariyerinin yanı sıra halen bir üyesi olduğu indie müzik grubu Broken Social Scene ve Norveçli ikili Kings of Convenience ile yaptığı çalışmalarla kendine büyük bir hayran kitlesi edinen Feist uzun zamandır beklenen isimlerden biri.

Konser Biletleri
Feist konserinin biletleri 20 Nisan Cuma gününden itibaren Biletix satış kanalları (BİLETİX satış noktaları, BİLETİX çağrı merkezi (0216 556 98 00), biletix.com) ve İKSV merkezinden satışa çıkacak. Lale Kart sahipleri için indirimli ön satış dönemi Siyah ve Beyaz Lale Üyeleri için 18 Nisan, Kırmızı ve Sarı Lale Üyeleri için 19 Nisan.

Feist konserinin bilet fiyatları ise 90 TL, 70 TL, 60 TL ve 50 TL olacak.

Kings of Convenience’tan Beck’e Herkes Feist’a Hayran
Jane Birkin, Republic of Two, Beck ve Wilco gibi önemli sanatçıların albümlerine konuk olan Feist’in özellikle Kings of Convenience ile yaptığı çalışmalarla da kendine büyük bir hayran kitlesi edindi. Feist, Kings of Convenience’ın 2004 yılında yayınladığı ikinci albümü Riot on an Empty Street de yer alan “Know-How” ve “The Build-Up” parçalarına yaptığı vokallerle büyük beğeni topladı.

Peaches’dan Broken Social Scene’e

feist

Şarkıcı, besteci ve gitarist Feist, ressam bir baba ve seramik sanatçısı bir annenin çocuğu olarak 1976 yılında Kanada’da dünyaya geldi. Müzik hayatına 15 yaşındayken kurduğu Placebo adındaki punk grubuyla başlayan Feist grubuyla Battle of the Bands yarışmasına katıldı ve Ramones’un ön grubu olarak konser verdi. Bir süre Noah Mintz’in solo projesine basgitar ile eşlik eden Feist ardından dünyaca ünlü Kanadalı indie grubu The Divine Right’a katılarak üç yıl boyunca dünya turnelerine katıldı. Feist, bir sonraki yıl ise aynı zamanda ev arkadaşı olan elektro punk sanatçısı Peaches adıyla tanınan Merrill Nisker’le ile turne gerçekleştirdi. Peaches konserlerinde sahne arkasında çalışan Feist, The Teaches of Peaches albümünde de yardımcı vokal olarak yer aldı.

Feist, 1999 yılında Toronto’da kurulan, Kanadalı sevilen indie rock grubunun da bir üyesi. 2001 yılından beri Broken Social Scene’in konserlerinin yanı sıra albümlerinde de vokal olarak yer alan Feist, 2009 Haziran ayında, Broken Social Scene’in biyografisi This Book Is Broken’ın piyasaya çıkması şerefine eski ekip arkadaşlarıyla bir konser verdi.

Solo Kariyeri
Feist, ilk solo albümü Monarch (Lay Your Jewelled Head Down)’ı 1999 yılında yayımladı. 2004 yılında ise dünya çapında 500 bin satış rakamına ulaşan ikinci solo albümü Let it Die’ı yayımladı. Bu albümü ile pek çok ödül alan Feist, dünya çapında tanınan bir isim oldu. Let It Die’daki şarkıların remixlerinin bulunduğu albüm; Gonzales, Jamie Lidell, The Postal Servis ve King of Convenience’ın katkılarıyla Open Season adıyla 2006 yılında yayınlandı.

Feist, The Reminder adlı üçüncü albümünü 2007 yılında piyasaya çıkardı. Bu albümde yer alan “1234” isimli şarkısı bir reklam filminde kullanıldı ve internetten en çok indirilenler listesinde ilk 10’a yerleşti; Amerika müzik listelerine ise 8 numaradan giriş yaptı. Şarkı aynı zamanda The Times tarafında yılın en iyi ikinci şarkısı seçildi. The Reminder albümü dünyada bir milyon kopya sattı ve Amerika’da altın plak, Kanada’daki Juno ödüllerinde ise Yılın En İyi Albümü ödülünü aldı.

Feist’in geçtiğimiz yıl yayınlanan dördüncü stüdyo albümü Metals US Billboard listelerine 7 numaradan giriş yaptı. İlk haftasında 38 bin kopya satan albüm müzik eleştirmenlerinden de tam not aldı.

 

Alman sanatçı Franz Ackermann Türkiye’deki ilk sergisini Dirimart’ta açtı. Sanatçı, serginin devamını ise Esenler Otogarı’nda sergilemek istiyor. Dirimart’taki yerleştirme aynı zamanda 2009’daki Altermodernism başlıklı Tate Trienali’ndeki işlerin de devamı niteliğinde

Ackermann Franz Maler

Yerleştirmelerinizi kurarken nelerden etkileniyorsunuz? 
Yerleştirmelerimde tek ve basit bir etken var aslında. Şehir ve etrafında oluşan yaşam şekilleri. Dünyanın her yerinde oraya özgü bir günlük yaşam dinamiği var. Gözlemlediğim günlük yaşam alışkanlıklarını bir mecra üzerine aktarıyorum. Tate Modern’deki yerleştirmemde kullandığım bayraklar, içi boş ve simgesel ürünlerle göstermeye çalıştığım şey metaların belli duygular eksenindeki yönlendirimleriydi. O zamanlar ekonomik kriz sinyallerini vermeye başlamıştı. İzleyiciden sorgulamaya devam etmem gerektiği hakkında bir onay aldığımı hissettim. Bugün üç sene sonrasındayız, birçok ülke şu anda ekonomik krizin etkilerini yaşıyor.

İstanbul’da sergi yapma fikri nasıl gelişti? 
İstanbul’a önceki ziyaretlerimde burada bir sergi yapmanın zamanı geldiği duygusuna kapılmaya başlamıştım. Artık etrafta gezinen bir fleneur ya da turist olarak değil, bir şeyler söyleme ihtiyacında biri olarak bulunduğumu fark ettim. Hepimizin bildiği bir gerçeklik var ki İstanbul son on beş yılda çok hızlı şekilde değişim gösterdi. Değişimin izlerini takip ettim. Nihai olarak vardığım noktada birkaç farklı formda bu etkileşimleri sergilemek istedim. Yerleştirme açısından şehrin farklı dokularının birleşimini ortaya koymaya çalıştım. Bu sadece birinci versiyon. Tarihi ve mimari dokunun beraberinde şehrin farklı noktalarında gözlemlediğim dönüşüm öğelerinin etkisini yoğun şekilde hissedebilirsiniz. Diğer işlerde ise şehirdeki kaosun ve buraya uyum sağlama halinden çok içine girdiğim kafa karışıklığının izleri var.

Munih Metrosu

Önceki işlerinizden de yola çıkarak mekânlardan, şehirlerden etkilenen işler yaptığınızı biliyoruz. Estetik anlamda İstanbul’un sizinle konuşma şeklini nasıl ifade ediyorsunuz? 
White Cube’da ya da Tate Modern’de yaptığım sergilemelerden çok da farklı değil aslında. İstanbul ekonomik ve sosyolojik anlamda kuralsız sorgulamaları olan bir şehir. Şehrin zenginlikleri meşru sistemlerle ölçülebilecek bir olgu değil. Biz sanatçılar için şehir ya da diğer alanlar oldukça ilham verici gözlem mecralarıdır. İstanbul’un Atina ya da Dublin gibi şehirlere kıyasla daha şanslı olduğunu düşünüyorum açıkçası, Gelecekte her şey daha esnek olacak, Avrupa şehirleri bugün Batılılaşmanın kendilerine dayattıklarının sonuçlarını yaşıyor.İstanbul geleceğe bakabilmek adına çok önemli bir yer!

Üretim şekilleri gittikçe globalleşirken ve sanattaki üretim de gittikçe bu eksene doğru kaymaya başlamışken, kendi üretim dinamiklerinizi korumayı nasıl başarıyorsunuz? 
Bir tarafta global ortak bir sisteme sahibiz, sokakta kahve alıcaksak büyük ihtimalle üç büyük zincir markadan birini seçeriz. Artık hemen her ürün için bir temel zincir yapısı kurulu. Bununla yaşıyoruz ve buna açız. Öbür tarafta ise sanatçılar bireysel üretime yönelik talebi sanat üzerinden ortaya koymaya çalışıyor. Omzumuzda ağır bir yük taşıyoruz. Sanatçılar olarak global normlar içerisinde yaşamaya çalışan tekil üretim öğeleriyiz. Yaratıcı, dâhi ve deli olmamız lazım. Sanatçıyla globalleşen dünya arasında büyük bir boşluk var. Bu benim de kendime hep sorduğum bir sorudur. Odanın ortasına bir tane de olsa özgün bir iş koyabilmek isterim. Bu çok modası geçmiş bir sanatçılık hali olarak da görülebilir. Sanat dünyasında da endüstriyel üretime kayışı gözlemliyoruz. Sanat da üretim süreçlerini yönetmekten ibaret bir hale gelmiş durumda. Bu anlamda biraz eski kafalı olduğumu söylemeliyim. Geleneksel mecraların gücüne çok inanıyorum. Çizim, yağlıboya gibi. O eser global üretim döngüsünü kırıp, tek başına bir yerde durabilme gücüne sahiptir. Bu çok ilginç bir şeydir. O işi alın, tek başına sokağa, mağazaların karşısına koyun, onlarla rekabet haline girdiğini göreceksiniz.

Resimlerinizde kullandığınız canlı renklerin zaman içerisinde geliştirdiği size özgü bir anlatım dili var. Aynı zamanda günlük yaşamınızın etkilerini de büyük oranda okumak mümkün… 
Altı yaşımdan yirmi bir yaşıma kadar her gün futbol oynadım. Sanat da benim için bu anlamda spordan farksız. Renklerle olan kurguda ise iki farklı açılım var. Renk ve etrafındakiler. Çok canlı bir renk kullandığınızda etrafındaki renkler gereken gücü vermezse o parlaklığı yakalayamazsınız. Tıpkı araba kullanmak gibi, frene basmadığınız sürece gaza yüklenmeye devam edebilirsiniz. Renklerin kontrastlarla bileşiminde farklı düzeylerdeki duyguları, sesleri okuyabilirsiniz. Bazen bir iş bitmemiş gibi gözükür ama aslında beş dakika önce bitmiştir. Böylesi girift kurgularda her bir ayrı ekleme tüm yapıyı değiştirecektir. Abstract işler yaptığınızda tabii ki işin başlığı da oldukça önemli hale geliyor. Bir nehir var, büyük bir nehir, o bir boğaz, etrafında mağazalar ve hayat var, rengi kırmızı olmasın evet sarı olsun, burada da oto yollar var. Böylesine bir soyutluktan yola çıktığınızda pek de kolay olmuyor. Bazen hafızamı bir yana koymaya çalışıyorum. Birden yeni bir şey çıkıyor karşıma evet diyorum, işte bu Haliç..
Franz Ackermann sergisi 13 Mayıs’a kadar Dirimart’ta. 

SONRAKİ SERGİ ESENLER OTOGARI’NDA OLABİLİR 

Serginin ismi ‘Transit: Again, Always, Forever’ (Geçiş: Tekrar, Her Zaman, Sonsuza Kadar). Geçişlilik hali ve İstanbul bağdaşımı nasıl bir bileşim oluşturdu? 
İstanbul bir köprü. Ayrıca şehrin içerisinde de bir köprü var ki günlük yaşam rutininde insanlar iki yaka arasında gidip geliyorlar. Görecelilik ve yaşamın transformatif hali oldukça ilgimi çeken bir konu. Her gün bir yerden bir yere gidebildiğimiz gibi bazı insanlar otuz beş sene boyunca aynı yerde de çalışabiliyor. Her şey değişken ve görecelidir. Sadece göçmenler değil zengin insanlar da bir yerden bir yere gitmek zorunda kalır. Hayatın temeli bu geçişsel hareketlilik. Serginin başlığı tabii ki büyük bir zihinsel harita gibi, geçişsel ve devamlılığı olan bir yapıyı anlatıyor. Yerleştirmeye birinci versiyon dememin sebebi de bu aslında yaşayarak değişmeye açık bir halde olması. İleride bunu farklı yerlerde de sergilemek isterim. Belki bir kamyonun içinde, Esenler Otogarı’nda. Dün akşamüstü oradaydım, sergileme mekânı bakmak için. Çünkü iş mekânın sürekliliğini dönüştürüyor. İşlerim bir galeriye bağımlı değil.

Kaynak [-]

Genç ve yetenekli sanatçıların eğitimlerine, kariyerlerine, tanıtımlarına destek olmayı amaçlayan İstanbul Rotary Sanat Ödülü yarışmasında bu yıl büyük ödül Marmara Üniversitesi Resim İş Öğretmenliği 4’üncü sınıf öğrencisi İhsan Oturmak’ın (25) oldu.

İstanbul Rotary Sanat

Genç ve yetenekli sanatçıların eğitimlerine, kariyerlerine, tanıtımlarına destek olmayı amaçlayan İstanbul Rotary SanatÖdülü yarışmasında bu yıl büyüködül Marmara Üniversitesi Resim İş Öğretmenliği 4’üncü sınıf öğrencisi İhsan Oturmak’ın (25) oldu. Oturmak, 15 bin liralık büyük ödülü’Üniformite’ adlı toplu şekilde poz veren ilkokul öğrencilerinin olduğu tuval üzerine yağlı boya eseriylekazandı.

Haber Taner YENER Kamera Ali TİNBEK İstanbulDHA İstanbul Rotary Kulübü’nün genç sanatçılara destekkapsamında geçen yıl başlattığı Sanat Ödülü Yarışmasında derece giren genç eser sahipleri için Beyoğlu İstiklal Caddesi’ndeki Vehbi Koç Vakfı, Merkez Han Galerisi’ndeödül töreni düzenledi. Törene, İstanbul Rotary Kulübü 2011-2012 Dönem Başkanı Turgay Ağralı, geçmiş dönem başkanları, yönetim kurulu üyeleri ve öğrencilerin bulunduğu çok sayıda davetli katıldı. Kokteylinin ardından İstanbul Rotary Kulübü 2011-2012 Dönem Başkanı Turgay Ağralı açılış konuşması yaptı.

200’DEN FAZLA ESER KATILDI

İstanbul Rotary Külübü’nün uzun yıllardır sanata da destek verdiğini belirten Ağralı, Bu doğrultuda İstanbul Rotary Kulübü’nün geçmiş dönem başkanı Nural Denker, geçen sene birinci düzenlenen bu yarışmayı başlattı. Bu senede ikincisini burada düzenlemiş olmaktayız. Buradaki amacımız genç yeteneklerin eğitimlerini kariyerlerine ve tanıtımlarına destek vermek. Türkiye’deki sanatın gelişmesine katkıda bulunmaktadır. Bu sene yarışmamıza 200’den fazla eser iştirak etmiştir. Jürimiz bunları seçmekte zorlandı. Kataloğumuza girmeye hak kazanan 20 eserimizin sanatçıları Abdulkerim Bozan, Batural Cırık, Bahadır Çolak, Meryem Denizkıran, Özge Enginöz, Çiğdem Gökçen, Engin Konuklu, Ezgi Nadir, Mehmet Örs, Serenay Özen, Gülfidan Özmen, Derya Özparlak, M.Cevdet Tekşen, Işıl Ulaş, Y.Bahadır Yıldız, Ezgi Yüksel’dir. Ödüle hak kazanan 4 arkadaşımız ise Neda İsmail Atar, Çağdaş Erçelik, Çınar Eslek ve İhsan Oturmak.

BÜYÜK ÖDÜL İHSAN OTURMAK’IN OLDU

Dereceye girenleri açıklayan Ağralı, Jürimiz bugün 4 arkadaşımız arasından birinciyi seçti. Bu yarışmanın birincisi İhsan Oturmak. Bu vesileyle genç sanatçılarımızı gönülden kutluyor. Değerli jürimize, Vehbi KoçVakfı ve Koç Üniversitesine İstanbul Rotary Kulübü olarak teşekkür ediyorum dedi. Konuşmanın ardından yarışmanın birincisi İhsan Oturmak ödülünü başkan Turgay Ağralı’nın elinden aldı. 5’er bin liralık ödülleri kazanan Çağdaş Erçelik’e ödülünü Geçmiş Dönem Başkanlarından Nural Denker, Çınar Eslek ödülünü Geçmiş Dönem Başkanlarından Yönetim Kurulu Üyesi Can Elgiz, Neda İsmail Atar’a ise ödülünü Gelecek Dönem Başkanı Haluk Tansel takdim etti. Tören, toplu fotoğraf çekiminin ardından dereye girenlerin eser sahiplerinin yapıtlarının bulunduğu serginin gezilmesinin ardından son buldu. Davetlileri çıkışta İstanbul Rotary Külübü’nün kurduğu Ataşehir Engelliler Merkezi’nde Düşler Akademisindeki kursiyerler tarafından üretilen yıldız şeklindeki kurabiyelerden dağıtıldı.

TEKLEŞME VE AYNILAŞMA KONUSUNU İŞLEDİM

‘Üniformite’ adlı toplu şekilde poz veren ilkokul öğrencilerinin olduğu tuval üzerine yağlı boya eseriyle 15 bin liralık büyük ödülü kazanan Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Resim İş Öğretmenliği 4’üncü sınıf öğrencisi İhsan Oturmak, üç parçadan oluşan bir eserle yarışmaya katıldığını söyleyerek, Eserimde tekleşme ve aynılaşma konusunu işledim. İnsanlara söylemek istediklerim vardı. Bunları fiziksel bir yolla insanlara ulaştırmak istiyordum. Çünkü bazen söylemek istediklerinizi sözle ifade edemiyorsunuz. Bende resimlerim sayesinde insanlara bir şeyler söyleme imkanı buldum dedi.

Büyük ödülü 15 bin lira olan ve seçilen üç genç sanatçının, kişi başı 5 bin lira başarı ödülü aldığı yarışmanın sergisi 26 Nisan-12 Mayıs 2012 tarihleri arasında, Beyoğlu İstiklal Caddesi’ndeki Vehbi KoçVakfı, Merkez Han Galeri’sinde sanatseverlerle buluşacak.

GEÇEN YIL SEYİT MEHMET BUÇUKOĞLU KAZANMIŞ

2011 yılındaki ilk yarışmada, Elif Aydoğdu Ağatekin, Ozan Gezer, Seçkin Pirim, Seyit Mehmet Buçukoğlu ilk dört sanatçı olarak seçilmiş, bu sanatçıların yapıtları sergilenmiş, Seyit Mehmet Buçukoğlu büyük ödülü, diğer üç sanatçı ise başarı ödüllerini kazanmışlardı. Ayrıca, Armağan Ekici, Banu Çolak, Cansu Gürsu, Engin Beyaz, Fulden Aran, Işıl Ulaş, İsmet Yüksel, Kadir Tavaz, Kerem Güman, Müge Ceyhan, Seda Aytar, Sevgi Kesmen ve Soner Çakmak’ın yarışmaya katılan yapıtları, ilk dört sanatçının yapıtlarıyla birlikte, yarışma sergisi kataloğunda yer almışlardı.

Kaynak: [-]

Bu sene 18 – 21 Haziran tarihleri arasında kemerde düzenlenecek 9.cu kemer altın nar kültür ve sanat festivali hazırlıkları başladı.

Sanata ve sanatçıya verdiği değerle bilinen Kemer belediye başkanı Mustafa Gül bu sene festivalin çok daha renki geçeceğini belirtti.

Kemer Belediye Başkanı Mustafa Gül,1994 – 1999 yılları arasında Kemer Belediye başkanlığı döneminde Münir Özkul,Barış Manço,Onno Tunç,Kemal Sunal’ın,yeni görev döneminde ise Sadri Alışık,Ekrem Bora,Gönül Yazar,Hülya Koçyiğit ve Metin Serezli’nin isimlerini Kemer ilçesi’nin cadde ve sokaklarına vererek bu değerli sanatçılarımızın isimlerini ölümsüzleştirmiştir ve sanata,sanatçıya verdiği değeri bir kez daha ortaya çıkarmıştır.

Bu sene Kemer belediyesi tarafından düzenlenecek olan 9.Altın Nar kültür ve sanat festivali’nde çok değerli iki sanatçımızın adını, yaşarken ölümsüzleştirecektir.9.Altın Nar kültür ve sanat festivali’ne katılacak sanatçılara ve medya mensuplarına özel bir davet veren Mustafa Gül gelen misafirlerle tek tek ilgilenerek geldikleri için teşekkür etti.Mustafa Gül bu arada da Gönül Yazarı Kemerin incisi ilan etti ve Gönül Yazar bu ifade üzerine çok memnun oldu başkana teşekkür etti.Cahide gece klübüne katılan sanatçı ve medya mensupları ise şöyle ;Gönül Yazar,Deniz Seki,Ahmet Selçuk İlkan,Safiye Soyman,Şenay Akay,Süheyl Uygur,Didem Taslan,Nur Ertürk,Orhan Ölmez,Tuğrul Şan,Koray Çapanoğlu,Salih Keçeci,Erşan Başbuğ,Barış Kocaoğlu,Burhan Akdağ,Cemal Göktaş,Nurcan Sabur,Ali Çınar,Kenan Çınar,Alper Alp,Muharrem Erdemir,Tahir Yaman,Cem Gülaç,Bülent Kocabıyık,Deniz Altuntaş,Mehmet Küçük,Galip Çamlı,Neşe Gül ve daha birçok seçkin davetli Cahide de gece geç saatlere kadar eğlendiler.

Kaynak : (-)

“İzmir Opera Binası Uygulama Projesi Sözleşmesi törenle imzalandı. Projede yer alan mimarlardan Ertuğ Uçar “Büyükşehir Belediyesi’ne ve Başkan Aziz Kocaoğlu’na, içinde bulunduğu bu ironik, zor ve yorucu süreçte sarfettikleri müthiş enerji ve efor için çok teşekkür ediyorum” dedi. 

opera binası için imza töreni

İzmir Devlet Opera ve Balesi Müdürü Aytül Büyüksaraç ilk defa bir belediye başkanının sinemadan, düğün salonundan, kütüphaneden bozma değil de gerçekten bir opera binası projelendirerek bir yarışma yaptığını söyleyip ekledi: “Bu projeyle dünya opera otoritelerinin gözü İzmir’de olacak.”

Başkan Aziz Kocaoğlu ise Opera binası projesi biter bitmez ihaleye çıkacak ekonomik güce sahip olduklarını açıkladı.

İzmir’in “kültür-sanat kenti” olması hedefi doğrultusunda önemli bir adım atarak teknik alt yapısıyla “Türkiye’nin en nitelikli konser salonu” olan Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’ni (AASSM) hizmete alan İzmir Büyükşehir Belediyesi, yine üstün niteliklere sahip bir opera binasını kente kazandırmak için uygulama projesi sözleşmesini imzaladı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ile mimari proje yarışması birincisi Yüksek Mimar Mehmet Kütükçüoğlu ile Yüksek Mimar Ertuğ Uçar’ın imzaladığı sözleşme kapsamında, Cumhuriyet tarihinin “opera sanatına özel” ilk binası İzmir’den yükselecek.

İzmir farkı 
“İzmir Opera Binası”nın sözleşme töreninde konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, “Tarihiyle insanıyla, kültür- sanata olan düşkünlüğüyle öne çıkan, yaşam felsefesi insan sevgisi olan, birlikte yaşama geleneği ile Türkiye’de ayrı bir yaşam biçimine sahip, ayrı bir kimliği ve kişiliği olan bir kentte yaşıyoruz. Böyle bir kentte yaşamaktan ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olmaktan çok büyük bir mutluluk duyuyorum” dedi.
Başkan Aziz Kocaoğlu, “Şimdi yapacağımız opera binası da, tıpkı diğer yatırımlarımız gibi bir alt yapıdır. Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi gibi bir binanınız yoksa, gönlünüzün istediği bir orkestrayı davet edemiyorsunuz. Hatta Türkiye’ye davet edemiyorsunuz. Sanatçı önce geleceği mekanın özelliklerini soruyor” şeklinde konuştu.

izmir opera binası önden görünüş

Opera binası yapılmasının planlandığı süreçte binanın yapılacağı yeri Karşıyaka Belediye Başkanı Cevat Durak ve belediye meclisinin olumlu görüşleri ile satın aldıklarının altını çizen Başkan Aziz Kocaoğlu şöyle devam etti: “Opera binası projesi gerçekleşir gerçekleşmez, bugünkü verilerimize göre proje biter bitmez ihaleye çıkacak durumdayız ve bu dev projeyi gerçekleştirecek ekonomik güce sahibiz. Ama 2013 yılından evvel inşaat ihalesine çıkmak gibi bir şansımız yok. Borçlarımız bu sene bitiyor. Ben projenin temelini atacağıma, benden sonra gelecek başkanın açılışı yapacağına inanıyorum. Temeli atıldıktan sonra İzmirlilerin, sanatçıların, halkın projeye sahip çıkıp, projeyi gerçekleştireceğine inanıyorum. Ayrıca bir kent eğer hizmet, turizm sektöründe büyüyecekse hizmet, fuar, kongre sektörleri kültür ve sanatsız olmaz. ‘Kültür ve sanatımız olmasın fuar, kongreler turizm kenti olalım’ diye bir şey yok.  Bu opera binasını biz başlatacağız. Koşullar ne gösterir bilmiyoruz, İzmirlilerle birlikte açacağız.”

“Emre Arolat’a karşı mahcup oldum”
Başkan Aziz Kocaoğlu, konuşmasında, Büyükşehir Operasyonu ile bağlantılı bir olayı da şöyle anlattı: “Özür dilemek anlamında sizlerle bir şey paylaşmak istiyorum. 2009 yılında ünlü mimarlarımızdan Emre Arolat ile İstanbul’daki ofisinde konuştuk. Bugün 50’ye yakın mimar arkadaşın çalıştığı kıyı tasarımıyla ilgili bir görüşme yaptık. Emre bey daha önce de birkaç başka proje için ziyaret etmişti, tanıyorum. Opera binası jürisinde de çok özverili çalışmalar yaptı. Oradan da hukukumuz oldu. Jürinin çalışmalarına fırsat buldukça ben de katılmıştım. ‘Bu tasarım özel bir şey, Emre Bey’e veya bir şahsa verebilir miyiz?’ diye bürokrat arkadaşlarımızla uzun uzun toplantılar yaptık. İhale mevzuatı maddelerini günlerce tartıştık. En sonunda bu işin olamayacağını, bu ihale mevzuatıyla Belediye’nin tasarım ihalesine çıkamayacağına karar verdik. İşte bizi dinliyorlar, operasyon derken, Polis ilk geldiğinde ‘Emre Arolat’a verdiğiniz ihale dosyasını verin’ dedi. Oysa böyle bir ihale yok. Ama ben Emre Bey’e mahçup oldum, adının bu operasyonda anılması nedeniyle… O günden bugüne de arayamadım, utandım. Çünkü gerçekten kişiliğine güvendiğim, saygı duyduğum bir beyefendi. Bu tür operasyonlar yapılıyor da, böyle yan ürünleri oluyor. Burada Emre Bey’den verdiğimiz rahatsızlık için affını diliyorum.”

İzmir opera binası

İzmir’e çok yakışacak
İmza töreninde Yüksek Mimar Mehmet Kütükçüoğlu’da Barselona, Paris ve Sydney gibi dünya şehirleri ve opera binalarından örnekler vererek İzmir’de uygulayacakları proje detayları hakkında bilgiler aktardı.  Kütükçüoğlu, “Opera binası tipinde yapılar, kent hayatı için çok önemli. Belli bir lezzet için belli bir saatte kentin bir yerinde yaşayan insanlar toplanıyor. Gösteriyi, sunumu paylaşıyorlar; bu çok önemli. Kenti kent yapan en önemli olayların bir tanesidir bu. Öncelik sırasında arkaya atılacak bir şey değil. Opera girişimi çok önemli. Bu amaçla yapılacak ilk bina olacak ve İzmir’e çok yakışacak” dedi

Bu süreçte bu enerji
Yarışmada birincilik kazanan ekipte yer alan Yüksek Mimar Ertuğ Uçar da, İzmir opera binasını “Rüya bir proje” olarak tanımladı. Uçar şöyle devam etti:
“Dünyada her mimarın rüyası olabilir. Ege denizinin en güzel şehrinde bir proje. İşinin ve mimarının üzerine çok titreyen bir belediye ile yapılan proje. Hiçbir ticari kaygı yok. Belediye yapıyor ve programı tamamen kültürel. Sıradan kültürel proje değil, bir opera binası. Bizim için bir rüya gerçekleşti. Belediyemize, Başkan Aziz Kocaoğlu’na, içinde bulunduğu bu ironik, zor ve yorucu süreçte bu işin başlaması için sarfettikleri müthiş enerji ve efor için çok teşekkür ediyorum.”

Dünyanın gözü İzmir’e çevrilecek
İzmir Devlet Opera ve Balesi Müdürü ve Sanat Yönetmeni Aytül Büyüksaraç ise konuşmasında şunları söyledi:  “İzmir Opera Balesi’nin bu yıl 30. yılını kutluyoruz.  Böyle bir zamanda bize verilen en büyük hediye bu olsa gerek. Çok büyük bir hayaldi İzmir’de böyle bir opera binası görebilmek. Biz öğrencilik yıllarımızdan beri hep Sydney operası gibi bir yerde şarkı söyleyebilecek miyiz diye düşündük. Bir çok belediye başkanı geldi, bir çok proje yapıldı ama hiç biri hayata geçmedi. Aziz Başkan’a gerçekten çok inanıyorum. İlk defa bir belediye başkanı sinemadan, düğün salonundan, kütüphaneden bozma değil de gerçekten bir opera binası  projelendirerek bir yarışma yaptı. Çok içimize sinen çok güzel bir proje yarışması yapıldı. Bu yarışmanın sonucunda da çok güzel, dünya çapında, dünya opera otoritelerinin gözünü İzmir’e çevirecek çok güzel projeyle sonuçlandı. İnanıyorum ki, bugünkü adım çok büyük bir adım. İzmir Devlet Opera Balesi, bugün çok güzel bir yere geldi. Türkiye’nin en büyük operası diyebileceğimiz bir konumda. Büyükşehir Belediyesi sayesinde geçeceğimiz yeni opera binasında çok daha iyi şeyler yapacağız. Size bunun sözünü veriyoruz. Çok çalıştık çok azmettik, çok iyi bir yere geldik. Ama Büyükşehir Belediyesi’nin destekleri olmasa bunları yapamazdık. Aziz Başkan ve ekibine çok teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız.”

Bugüne nasıl gelindi 
İzmir Büyükşehir Belediyesi, kente kazandırılacak uluslararası nitelikteki opera binası projesini mimari proje yarışması ile belirledi. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından açılan iki kademeli yarışmanın ilk kademesinde 177 eser değerlendirmeye alındı. Bunlardan 12’si ikinci kademeye kaldı. Jüri üyeleri, final niteliğindeki ikinci kademede 3 gün süren titiz incelemenin ardından 12 adet proje içinden ilk üçü belirledi. Diğer 9 eser ise mansiyon ödülü aldı.
İzmir Opera Binası Ulusal Mimari Proje Yarışması’nda birinciliği Yüksek Mimar Mehmet Kütükçüoğlu başkanlığındaki Yüksek Mimar Ertuğ Uçar, Mimar Mert Üçer ve Mimar Onur Akın’dan oluşan ekip kazandı. Jüri üyeleri seçilen projeye oy birliği ile karar verdi.

Başkanlığını Mimar Doç. Dr. Celal Abdi Güzer’in üstlendiği jüri şu isimlerden oluştu: Asil jüri üyeleri:  Mimar Doç. Dr. Haydar Karabey, Y. Mimar Emre Arolat, Y. Mimar Semra Uygur, Y. Mimar Erkut Şahinbaş, Mimar Yrd. Doç. Dr. Hikmet Gökmen, İnşaat Yüksek MühendisiMuzafferTunçağ.
Danışman Jüri üyeleri: İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Genel Sekreter Yardımcıları Serpil Baran ve Ali Rıza Gülerman, Devlet Opera  ve Balesi Genel Müdürü Prof. Rengim Gökmen, İzmir Devlet Opera ve Balesi Müdürü ve Sanat Yönetmeni Aytül Büyüksaraç, Elektronik ve Haberleşme Yüksek Mühendisi-Ses, Işık, Görüntü  Danışmanı   Kemal Suner, Mimarlar Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Mimar  Hasan Topal.
Yedek Jüri üyeleri: İzmir Büyükşehir Belediyesi Etüd Projeler Dairesi Başkanı Mimar Sedat Baylan, Mimar -Yrd. Doç. Dr. Seçkin Kutucu, Mimar Dr. Dürrin Süer Kılıç, İnşaat Yüksek Mühendisi Abdullah Uzun.

Projede neler var 
İzmir Opera Binası 25 bin metrekare bir arsa üzerinde kurulacak. İçinde operayı da destekleyecek ve ondan beslenen başka işlevler de yer alacak. 1200 kişilik ana salon, 400 kişilik bir küçük salon yer alacak. İçin de bale ve onunla ilgili atölyeler de bulunacak. Sanatçılar ve jüri üyeleri projeyi “İzmir ile birlikte anılacak, İzmir’i temsil edecek bir yapı” şeklinde tanımlıyor. Gündelik yaşamla sanatın buluşması için de ortam oluşturacağı düşünülüyor.

Tiyatro sanatçılarının tepkisiİstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis Komisyonu’nda İstanbul Şehir Tiyatroları yönetiminin sanatçılardan alınarak belediyenin bürokratlarına devredilmesi kararı bugün Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi önünde protesto edildi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis komisyonunda dün alınan karar uyarınca İstanbul Şehir Tiyatroları yönetimi sanatçılardan alınarak belediyelere devredilecek.

Bu kararın sanatın ve sanatçının özgürlüğünü kısıtlayacağını düşünen tiyatro sanatçıları ve tiyatroseverler bugün Muhsin Ertuğrul sahnesi önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

Basın açıklaması öncesinde okunan İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği tarafından kaleme alınan, İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’a gönderilen mektupta, Topbaş’ın yeni yönetmeliği imzalamamasını istediler.

Öngören: “Şehir Tiyatrosu bir sanat kurumu olmaktan çıktı”

İstanbul Büyük Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği adına Aslı Öngören tarafından okunan basın açıklamasında, bir kısım medyanın şehir tiyatrolarına yönelik anlamlandıramadıkları saldırıların nedeninin şimdi daha açık anlaşıldığını vurguladı. “Amaç 98 yıldır sanatçıları tarafından yönetilen Şenir Tiyatromuzun, tüm sanatsal işleyişinin, belediye bürokratlarına teslim edilmesiymiş.

Şehir Tiyatrolarının Genel Sanat Yönetmeninin başkanlığını yürüttüğü ve sanatçıların çoğunlukta olduğu yönetim kurulu tarafından yönetitildiğini hatırlatan Öngören, “Yıllık repertuarımızı belirlemek, bu repertuar doğrultusunda sahnelenecek oyunları seçmek, bu oyunların hangi yönetmenler ve ekipler tarafından sahneleneceğine karar vermek gibi pek çok sanatsal işleyiş, olması gerektiği gibi sanatçıların iradesiyle belirleniyordu.

Bu yeni yönetmeliğe göre artık Şehir Tiyatrosu bir sanat kurumu olmaktan resmen çıkarılarak, basit bir şube müdürlüğüne dönüştürülecek. Yönetim kurulumuza genel sanat yönetmeni yerine, belediye genel sekreter yardımcısı başkanlık edecek. Tüm sanatsal kararlar belediye bürokratlarının çoğunlukta olacağı yeni bir yönetim kurulu tarafından verilecek” dedi.

tiyatroculardan-yonetmelik-tepkisi- muhsin ertuğrul

“Muhafazakarlaşma harekatı”

Yönetmelik hazırlığından kurumlarının, genel sanat yönetmenlerinin, yönetim kurullarının, belediye başkanı sanat danışmanlarının haberlerinin olmasının manidar olduğunu söyleyen Öngören, tiyatrolarının tependen inme bir anlayışla yol edilmek istendiğini vurguladı.

Yapılanların sanat kurumlarının sonu olduğunu ifaade ede Öngören, “Aynı zamanda ülkemizin tüm kültür ve sanat ortamını muhafazakarlaştırma harekatıdır” dedi.

Aydın: “Bu bir ele geçirme operasyonu”

Konuyla ilgili Bianet’e konuşan, tiyatro sanatçısı Orhan Aydın, “Bu bir ele geçirme operasyonudur. Cumhurbaşkanı sekreteri Mustafa İsen’in ‘muhafazakâr sanat ve sanatçı yaratmalıyız’ konusundaki düşüncesinin hayat bulmuş halidir. Sanat alanı içerisinde var olan yaratıcılar o işin yönetiminde yoksa orası güdülen bir yer haline gelir. Amaçta zaten güdülen bir hal haline getirmek. Bizler bu işi danışarak aşabiliriz. Geç olmadan bütün sanat alanları ellini taşın altına sokmalı” dedi.

Danış: “Karanlık Türkiye kaygısı”

Oyuncu Fırat Danış ise, burada gördüğümüz bu insan topluluğu son dönemde üstlerine çullanan karanlık bir Türkiye projesinden duydukları kaygı için buradalar. Şehir tiyatrosunun kadrosunun bürokrasiye devredilmesi kararı da karanlık Türkiye projesinin bir parçasıdır” dedi.

Sever: “Sanat sanatçılara bırakılmalı”

Oyuncu Erkan Sever ise, “Bir sanat kurumunu bürokratlar ve belediye çalışanları yönetirse orası sanat kurumu olmaktan çıkar. Parklar, bahçeler, mezarlıklar gibi bir belediye kurumu haline gelir. Türkiye’de sanatın sanatçılara bırakılmasını istiyoruz.

Her konuda ve her yerde bir sivil darbe söz konusu. Ufak ufak her yer ele geçirilmek isteniyor.  Bu durum şimdi de tiyatrolara yönelmiş durumda. Bizden olmayan yaşamasın, mahvolsun, istemiyoruz gibi bir anlayış var. Bu gün biz bunun için buradayız. Tiyatromuza, sanatçımıza, ülkemize ve geleceğimize sahip çıkmak için buradayız” dedi. (RDY/HK)

Kaynak : http://www.bianet.org

Rojda Duygu YEŞİLGÖZ

İstanbul – BİA Haber Merkezi

Dünyanın önemli çağdaş sanat fuarlarından İspanya’nın başkenti Madrid’deki ARCO’ya 2013 yılında konuk ülke olarak katılacak Türkiye’nin küratörlüğünü yapan Vasıf Kortun, ”Türkiye, ARCO için doğru bir yıl seçti” dedi

ARCO

Türkiye’nin ARCO 2013’e konuk ülke olarak katılacağının resmileşmesinden yaklaşık bir ay sonra Madrid’e gelen küratör Vasıf Kortun, IFEMA fuar alanı yöneticileri,ARCO direktörleri ve İspanyol sanat yazarlarıyla bir araya geldi. Türkiye Büyükelçiliği’nin Madrid’deki rezidansında verilen resepsiyonda kısa bir konuşma yapan Kortun, son 12 yılda farklı sebeplerden dolayı birçok kez ARCO’ya geldiğini belirterek, ”ARCO’ya konuk olan ülkeleri hep kıskanmışımdır ve ‘Ne zaman Türkiye olacak’ sorusunu çok sormuşumdur” diyen Kortun, Türkiye’nin doğru bir yılda ARCO’ya katılmasına ve küratör olarak kendisine verilen güvenden dolayı çok mutlu olduğunu söyledi.
Türkiye’de sanatsal açısından çok çeşitli enerjilerin bir araya geldiğini vurgulayan Kortun, sözlerine şöyle devam etti:

”10-20 yıl öncesine oranla sanat ortamının ciddi anlamda olgunlaşması, çok daha güçlü bir sanat ortamı ve sanatçılar bulunması; sanata desteğin çok ciddi bir yapıya kavuşmuş olması; ve son olarak Türkiye için yeni bir ortam diyebileceğimiz her anlamda devlet desteği verilmesi çok önemli gelişmeler. Dolayısıyla proje kötü olursa beni kıyasıya eleştirebilirsiniz.”

Vasıf Kortun ayrıca, Türkiye’deki güzel sanatlar ve yeni kültür üretiminin özellikle son 15 yılda çok ciddi bir hareketlilik içinde olduğunu belirtti.

Resepsiyonda konuşan Türkiye’nin Madrid Büyükelçisi Ayşe Sinirlioğlu da Vasıf Kortun’un ”mükemmel bir profesyonel geçmişe sahip olduğunu, Türkiye’de ve yurt dışında çok sayıda prestijli çalışmaya imza attığı” kaydederek, ”Bu projede ona sahip olmak bizim için bir şans. Onun tecrübesi ve yönetimi ARCO’da Türkiye’nin başarısını garanti edecek önemli faktörler olacak. Çok pozitif bir sonuç elde edeceğimize inanıyorum” ifadesini kullandı.

Madrid’deki temasları sırasında küratör Kortun, iyi bir proje hazırlanması halinde Türk çağdaş sanatının ARCO’da evsahibi İspanyollara ve diğer uluslararası katılımcılara tanıtılmasının zor olmayacağını söyleyerek, ”Türkiye’de gerçekten çok güçlü sanatçılar var. Eskisinden çok daha güçlü ve yaygın bir ortamdan bahsediyoruz. Kurumsal anlamda da destek var. Dolayısıyla gözardı edilemeyecek bir şey oluyor” diye konuştu.

Türkiye’nin ARCO’ya katılımında İstanbul’daki galerilerin ağırlıklı olacağını gizlemeyen Kortun, buna rağmen ”Ben de İstanbulluyum, ama her şey İstanbul demek değil. Galeri olarak başka kentlere de bakıyorum. Olur mu olmaz mı bilmem, ama o niyetim var” dedi.

”Bu zamana kadar Türkiye’den ARCO’ya katılım yok denebilecek kadar az düzeydeydi. Türk çağdaş sanatı da İspanyollar için bir kapalı kutu gibi, ne verirsek onu alacaklar. Bunun size göre riskli bir yanı var mı?” sorusuna Türk küratör, ”Yok. Gözü ve gönlü açık bir şekilde sergiye bakmaya gelen insanlar için bir sıkıntı olduğunu sanmıyorum. Ama tabii bazı şeylere illa ki dikkat etmek gerekiyor. Uluslararası bir proje yapıyorsanız onun arkasını sağlam tutmanız gerekiyor. Her şey kolayca anlaşılır olmayabilir, her şey sıradan ve basit olmayabilir, her şey tanıdıkları bir kültürden gelmediği için daha zor okunabilir. Ama onun altyapısını hazırlarsanız, belli bir eğitim ve bilgilendirme programı içinde sunarsanız o zaman yollar daha kolay açılır” cevabını verdi.

Kortun, Türkiye’nin ARCO’daki küratörü olarak ilk önce Madrid’e gelip temaslarda bulunmak istediğini, henüz çok fazla dillendirmese de Türkiye’de heyecan olduğunu gördüğünü belirterek, ARCO’daki Türkiye pavyonunun temasız olabileceğini ifade etti.

 Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından gerçekleştirilen DYO Resim Yarışması’nın 35’ncisi başlıyor. Son başvuru tarihi 10 Ağustos 2012 olan yarışmanın Seçici Kurulu’nda Prof. Atilla Atar, Burhan Doğançay, Yalçın Gökçebağ, Abdülkadir Günyaz, Prof. Ergin İnan, Prof. Dr. Bedri Karayağmurlar ve Prof. Dr. Mustafa Pilevneli gibi çok değerli sanatçıların görev aldığı DYO Resim Yarışması, Türk özel sektörünün sanata destek verdiği örnek projelerden biri olma özelliğini de taşıyor.

dyo resim yarisması 2012 Afişi

DYO Resim Yarışması 1967 yılından bu yana sanata ve sanatçıya destek oluyor

Geçmişten günümüze Türk özel sektörünün sanata destek verdiği örnek projelerden biri olan ve bu yıl 35’ncisi düzenlenen DYO Resim Yarışması başladı. Nisan 2012 tarihi itibariyle başvuruların kabul edileceği yarışmanın son başvuru tarihi 10 Ağustos 2012 olarak belirlendi. 1967 yılında, sanatı ve sanatçıyı desteklemek üzere başlatılan yarışma, 1993 yılından bu yana Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından iki yılda bir düzenleniyor. Seçici Kurulu’nda Prof. Atilla Atar, Burhan Doğançay, Yalçın Gökçebağ, Abdülkadir Günyaz, Prof. Ergin İnan, Prof. Dr. Bedri Karayağmurlar ve Prof. Dr. Mustafa Pilevneli gibi çok değerli sanatçıların yer aldığı DYO Resim Yarışması, Türk Resim Sanatı’nda isim yapmış usta ressamlara da ev sahipliği yaptı ve resim sanatına sahip çıkarak, gelişimi destekleyici ve kültürel planda ülkemize katkı sağlayıcı bir görevi de bugüne kadar başarıyla yürüttü.

Seçici Kurulu’nda görev alanların ve birinci derece yakınlarının dışında tüm sanatçıların katılımına açık olan 35. Dyo Resim Yarışması’na, yağlıboya, akrilik veya özgün baskıresim tekniğinde eserler kabul ediliyor ve yarışmaya her sanatçı en fazla üç eseriyle katılabiliyor. Konunun serbest olduğu DYO Resim Yarışması’nda; katılan eserin daha önce başka bir yarışmaya katılmamış, ödül almamış veya herhangi bir yerde yayımlanmamış olması gerekiyor. Yarışmanın ön değerlendirmeleri ise; 15 Ağustos’ta İstanbul’da, 16 Ağustos’ta Ankara’da, 23 Ağustos’ta Adana, 07 Eylül’de İzmir’de yapılacak. 08 Eylül 2012 tarihinde ise; sergilenmeye değer bulunan eserler ve ödüller belirlenecek. Pentür dalında 4 esere eşit 12 bin TL, özgün baskıresim dalında 3 esere eşit 5 bin TL Başarı Ödülü ve Plaketi’nin verileceği DYO Resim Yarışması’nda sergilenmeye değer bulunan eserler; 2012 – 2013 yıllarında toplam 7 ilde sergilenecektir. Yarışmayla ilgili detaylı bilgilere Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı’ndan (www.yasar.com.tr/vakif , [email protected] , 232 / 4822200 ) ulaşmak mümkün.

1967’den bu yana Dyo Resim Yarışması…

İlk olarak İzmir’de başlayan ve sadece Ege Bölgesi sanatçılarına ulaşan DYO Resim Yarışması, 1973’den bu yana Türkiye çapında düzenlenmeye başladı ve 1999 yılına gelindiğinde uluslararası bir nitelik kazandı. 91 sanatçının 271 eserle katıldığı ilk yarışmanın ardından bu sayı geçtiğimiz yıl 1004 sanatçı ve 1609 esere ulaştı. Başlangıcından bugüne kadar 11 bin 942 sanatçı ve 20 bin 130 eserin katıldığı ve 2 bin 715 eserin de sergilendiği DYO Resim Yarışması, devlet sergilerinin yanı sıra özellikle genç sanatçı kuşağının büyük oranda katıldığı sanat etkinliği olma özelliğini de taşıyor.

Adnan Çoker, Zahit Büyükişleyen, Mustafa Ayaz, Kadir Ata, Alaattin Aksoy ve Mehmet Güler gibi Türk Resim Sanatı’nda isim yapmış pek çok usta ressamın eserleriyle katıldığı DYO Resim Yarışması, gerek katılımcıları gerekse başvuran eserlerin niteliğiyle her geçen gün önemini artırdı. Yarışma bugün ulaştığı noktada resim sanatına değerli isimler katmanın yanı sıra resim sanatındaki ulusal ve uluslararası güncel gelişmelerin, yeni eğilimlerin ve araştırmaların da değerlendirildiği bir platform haline geldi.

Kaynak : Sanatkop.com