Şunun için etiket arşivi: sanat

49. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali için bu yıl 177 afiş başvurusu yapıldığı bildirildi.

49 antalya uluslar arsı film festivali

Antalya Büyükşehir Belediyesi ve AKSAV Basın Danışmanı Akgün Keskin Sakarya, yaptığı yazılı açıklamada, Antalya Büyükşehir Belediyesi ile Antalya Kültür Sanat Vakfı işbirliğiyle düzenlenen 49. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivalinin tanıtım materyallerinde kullanılacak afişi belirlemek, tasarım alanında çalışan kişileri desteklemek ve grafik sanatına katkıda bulunmak amacıyla afiş yarışması düzenlendiğini belirtti.

Yarışmaya başvuran kişi ve eser sayısındaki rekorun en son 2004 yılında kırıldığını, 41. Festival afişi için düzenlenen yarışmaya 103 grafik sanatçısının 150 eserle başvurduklarını ifade eden Sakarya, tek eserle katılma koşulu getirildiği halde bu yıl sanatçı sayısında olduğu gibi eser sayısında da 177 katılım ile rekor kırıldığı kaydedildi.

Yarışma jürisinin belirleyeceği ödüllerin 16 Mayıs Çarşamba günü saat 10.30’da Antalya Kültür Merkezi’nde düzenlenecek basın toplantısıyla kamuoyuna duyurulacağını bildiren Sakarya, şunları kaydetti:

”Yarışmada birincilik ödülüne değer görülen sanatçı 5 bin, ikincilik ödülü sahibi sanatçı 2 bin, üçüncülük ödülü sahibi sanatçı da bin lira para ödülüyle

49 antalya uluslar arası film festivali afişlerinden

ödüllendirilecek. Birincilik ödülüne değer görülen afiş festivalin tanıtım materyallerinde kullanılacak. Jürinin sergilenmeye değer gördüğü afişler, ödüllü afişlerle birlikte festival programı kapsamında açılacak sergide sinemaseverlerle buluşturulacak.’ ‘

Kaynak : [-]

 

Michelangelo ve Raphael ilk kez Türkiye’ye geliyor!

The Great Masters İnteraktif sergisi

16. yüzyıl İtalya’sının en ünlü üç ustasının bilim ve sanatta nasıl izler bıraktıklarını anlatan The Great Masters Sergisi dünyada ilk kez Türkiye’de sergilenecek.

İnteraktif sergi, 1 Haziran – 31 Temmuz’da Arter Tasarım ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi işbirliği ile Tophane-i Amire Büyük Salon’da gerçekleşecek. İsveçli sergi tasarım şirketi Excellent Exhibitions AB tarafından tasarlanan “The Great Masters” sergisi dünyaca ünlüİtalyan küratörler Alessandro Vezzosi ve Francesco Buranelli tarafından hayata geçirildi. “The Great Masters”, 2010 yılında Göteborg, İsveç’te açılan ve 130 bin kişi tarafından ziyaret edilen “:And There Was Light” sergisinin geliştirilmiş bir versiyonu.

Sergide ziyaretçiler dokunmatik ekranlar vasıtasıyla Raphael’in yapmış olduğu resimler ve eskiRoma kalıntılarını ölçme ve düzenleme çalışmalarını görebilir, Leonardo’nun icatlarının mekanik özelliklerini deneyimleyebilir, Sistine Şapeli’nin tavanını boyamanın zorluğunu anlayabilirler. Sergi, 3 ünlü usta üzerinden yola çıkarak, keşifler çağı olarak bilinen 16. YY. İtalya’sını ve Rönesans’ı anlatıyor.

Serginin Giriş bölümünde yer alan medya odasında sunulacak 3 dakikalık bir film gösterimi, Rönesans döneminin yaratıcı 3 ustası hakkında genel bir bilgilendirme yapacak ve ziyaretçileri sergiye hazırlayacak. Bir başka bölüm olan Adli İnceleme’de “Mona Lisa” başta olmak üzere ünlü eserler detaylı olarak incelenecek. Ardından dünyanın en ünlü resimlerinden olan “Son Yemek” gerçek ölçüsünde ziyaretçi ile buluşacak. Ziyaretçilerin Leonardo da Vinci’nin kullandığı tekniklerle tanışacağı bu bölümde perspektif, renk, postür ve oranın uyumu konu edilecek. Sergi mimariye de yer veriyor ve Raphael ile Michalengelo tarafından yapılan St. Peters Bazilikası’nın yanı sıra dönemin yapıları için kaç kişinin çalıştığı, ne kadar zamanda inşa edildiği anlatılacak. Dokunmatik ekranlar sayesinde Sistine Şapeli’ni ziyaretçiler detaylı bir şekilde inceleyebilecek.
Serginin biletleri sergi mekanında bulunan My Bilet gişesinden ve My Bilet web sitesinden temin edilebilecek. Sergi hakkında detaylı bilgi serginin web sitesinde ve My Bilet’te.

 

Kaynak : [-]


Amerika’nın Florida Eyaleti’nin Jacksonville kentinde Florida State College, University of North Florida, Amity Turkish Cultural Center ve Nevşehir Üniversitesi’nin ortaklaşa gerçekleştirdiği Uluslararası Türk Kültür ve Sanat Çalıştayı…

Doç.dr. Levent Mercin

Amerika’nın Florida Eyaleti’nin Jacksonville kentinde Florida State College, University of North Florida, Amity Turkish Cultural Center ve Nevşehir Üniversitesi’nin ortaklaşa gerçekleştirdiği Uluslararası Türk Kültür ve Sanat Çalıştayı etkinliklerine katılan Dumlupınar Üniversitesi (DPÜ) Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyelerinden Doç.Dr. Levent Mercin, etkinlik kapsamında afiş, kart ve gerçek çini örneklerini sergileyerek Amerika’da Kütahya Çiniciliğini tanıttı.

Katıldığı sergiyle ilgili bilgi veren Doç.Dr.Levent Mercin, etkinlikler esnasında uygulama çalışması da yaptığını, sanatseverlerin sorularına cevaplar vererek onları çini konusunda bilgilendirdiğini söyledi.

Etkinlik kapsamında Florida State College’de gerçekleştirilen karma sergiye de katılan Doç.Dr. Levent Mercin, sergiye gelen öğretim üyesi ve öğrencilere, eserlerin oluşturulma sürecindeki teknikler ve eserlerin arka planında yer alan Anadolu Uygarlıkları’nın yansımaları hakkında bilgiler sunduğunu ifade etti.

Doç.Dr. Levent Mercin, sergiye Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Selma Şahin ve Öğretim Elemanı Ö. Zahit Kubat da eserleriyle katıldığını belirtti.

Uluslararası Türk Kültür ve Sanat Çalıştayı’nı organize eden yetkililerin, hem çalıştaya katılan hem de sergiyi izlemeye gelen sanatseverlerden aldıkları olumlu görüş ve izlenim aldıklarını belirten Mercin, çalıştayı organize eden yetkililerin daha sonra yapılacak etkinliklerde kendisini aralarında görmek istediklerini belirterek memnuniyetlerini dile getirdiklerini ifade etti. Doç.Dr. Levent Mercin, bu tür etkinliklerin sanat yapma adına önemli bir fenonem olduğunu, ayrıca Türk Kültür ve Sanatını tanıtma adına da çok önemli bir misyonu yüklendiğini dile getirdi.

Kaynak : [-] 

Akbank Sanat, Türkiye-Hollanda diplomatik ilişkilerinin 400. yılı etkinlikleri kapsamında Eye Film Institute işbirliği ile mayıs ayı boyuncaOscar ödüllü veya Oscar adaylığına layık görülmüş Hollanda sinemasından örnekleri izleyici ile buluşturacak.

Etkinlik kapsamında Marleen Gorris’in gözüyle güçlü bir feminist bakışın ürünü olan ve 1995 yılında Yabancı Dilde En İyi Film ödülü alan “Antonia’nın Yazgısı”, 1998 En İyi Yabancı Film ödüllü, bir baba ile oğulun acımasız ve karmaşık ilişkisini konu edinen “Karakter” filmi sergilenecek.

Ayrıca Oscar’a aday gösterilen, mizahi öğeleriyle dikkat çeken Paula van Der Oest imzalı 2001 yapımı “Zus and Zo”, Naziler tarafından işgal edilmiş Hollanda’da “çocuk” cesaretiyle direnen Michiel’in öyküsünü anlatan Martin Koolhoven imzalı 2008 yapımı “Oorglogswinter” (Winter in Wartime) ve Maria Peters’in yönettiği 2011 yapımı “Sonny Boy” filmleri etniklikte yer alacak.

SONNY BOY

SONNY BOY

Tarih: 5 Mayıs 2012 Cumartesi – Saat: 14.00

Gerçek bir hikayeden yola çıkan Sonny Boy Surinamlı bir adam ile Hollandalı bir kadının yasak aşk ilişkisini konu ediyor. 20. yüzyılın ilk yarısına dair bir Hollanda portresinin görülebileceği film Annejet van der Zijl’in best-seller romanından bir uyarlama.

KARAKTER

Tarih: 12 Mayıs 2012 Cumartesi – Saat: 14.00

Oscar ödüllü Karakter, yirmili yılların sonunda Rotterdam’da genç bir avukat adayı olan Jacob Katadreuffe’in yargıç babası Dreverhaven’a karşı verdiği zorlu mücadeleyi konu ediniyor. Joba ve Dreverhaven gayrimeşru çocuğu olan Jacop Dreverhaven’in ölü bulunması sonucunda şüpheli olarak tutuklanır. Jacop çocukluğuna doğru yaptığı bir yolculuk ve iç hesaplaşmanın sonucunda babasıyla olan karmaşık ilişkisinde zorlukla da olsa bir çıkış yolu bulur.

ZUS AND ZO

Tarih: 26 Mayıs 2012 Cumartesi – Saat: 12.00

Yabancı Dilde En İyi Film Akademi Ödülü’ne aday gösterilen film, eğlenceli hikayesiyle dikkat çekiyor. Birbirinden oldukça farklı üç kızkardeş,

ZUS AND ZO

eşcinsel erkek kardeşleri Nino’ya karşı tek vücut olurlar. Bunun tek nedeni Nino’nun ailenin Portekiz sahilindeki şahane Hotel Paraiso’yu ele geçirebilmek için bir kadınla evlenmeye karar vermesidir. Kızkardeşlerin oteli ellerinde tutmak için verdikleri mücadele filme mizahi bir tat katıyor.

ANTONİA’NIN YAZGISI

Tarih: 26 Mayıs 2012 Cumartesi – Saat:14.30

Antonia’nın bir sabah uyanıp o gün öleceğini hisseder ve tüm sevdikleri etrafında toplanır. Yabancı dilde en iyi Oscar ödülü alan film feminist bir yönetmenin güçlü bakışıyla, üç nesli; Antonia, kızı ve torununu, bir çiftlik evinde bir araya getiriyor. Antonia, 2. Dünya Savaşı’nın ardından doğduğu ülke olan Hollanda’ya dönüş yapar. Etrafında aynen kendisi gibi cesur ve kararlı kadınları toplamıştır. Kırk yıllık bir sürede aşk, nefret, cesaret, intikam, din, felsefe, şiir ve ölüm bir arada harmanlanır.

SAVAŞ ZAMANINDA KIŞ

Tarih: 26 Mayıs 2012 Cumartesi – Saat: 17.00

Oscar adayı olan bu film İkinci Dünya Savaşı sırasında, 1945 yılında Nazilerce işgal edilmiş karlarla kaplı bir Hollanda’da ülkesini nazizmden kurtarmak için direnişe geçmiş 13 yaşındaki Michiel’in hikayesini anlatıyor. Savaşın maceracı doğasının bu küçük çocukta yarattığı cesaret kısa sürede onu tehlikeye götürecek ve umutsuzluğa sürükleyecektir.

Etkinlikler ücretsiz!..

 

 

Kaynak: [-]

1.İzmir Uluslararası Kültür ve Sanat Festivali üç ayrı kültürü bir araya getiriyor.Konak Belediyesi’nin ev sahipliğinde Romanya ve Yunanistan’ın katılımı ile 1.İzmir Uluslararası Kültür ve Sanat Festivali” 4-10 Haziran 2012 tarihlerinde gerçekleştirilecek.

Erdal Çoban ve Sercan Şayık

Türkiye-“İzmir Kültür ve Sanatı Geliştirme Derneği”, Yunanistan-“Women Lyceum of Drama” ve Romanya-Pro Xpert ortaklığıyla, Avrupa Birliğinin Sivil Toplum Diyalogu II – Kültür ve Sanat Hibe Programı kapsamındaki festival öncesinde Yunanistan çalıştaylar düzenlendi. 19 – 20 Nisan 2012 tarihlerinde Yunanistan’ın Drama kentinde Türk ve Yunanlı sanatçıların katılımıyla Sokak Sanatları 1. Çalıştayı yapıldı. Çalıştaya Türkiye’den müzisyen Prof. Dr. Berrak Taranç, ressam Mehlika Korol, Sokak Sanatları Atölyesi canlı heykel sanatçıları Erdal Çoban, Sercan Şayık ile pandomim sanatçıları Yunus İşçi ve Rabia Kaynak katıldı.

DRAMA MEYDANI’NDA BAŞARILI PERFORMANS

İzmir Kültür ve Sanatı Geliştirme Derneği’nin Yunanlı ortağı “Women Lyceum of Drama”nın sanatçıları ve Türk sanatçıların katılımıyla, Drama’da gerçekleşen 2 günlük çalıştay programının sonunda, Türk ve Yunanlı sanatçılar Drama Meydanı’nda başarılıbir performans sergiledi. Drama halkının büyük bir ilgiyle izlediği gösteriye Drama Belediye Başkanı Kyriakos Charakidis, “Women Lyceum of Drama” Derneği Başkanı Anna Kondylaki – Dinaki ve Drama Belediyesi yetkilileri de katıldı. Türk Canlı Heykeller Erdal Çoban ve Sercan Şayık’ın hazırladığı ve iki ülke halkları arasındaki barış ve dostluğu simgeleyen “Efe ve Efsun Askeri” performansı en büyük ilgiyi gördü.

TÜRKÇE YUNANCA ŞARKILAR ALKIŞ ALDI

Prof. Dr. Berrak Taranç’ın Yunanlı müzisyenlerle birlikte söylediği Türkçe ve Yunanca şarkılar büyük alkış aldı. Ressam Mehlika Korol ise etkinlikte yaptığı resmi Drama Belediyesi’nin özel resimkoleksiyonuna hediye etti. Drama Belediye Başkanı Kyriakos Charakidis, bu resmin kendileri için çok özel olduğunu ifade ederek, resmi koleksiyonlarında sergileyeceklerini dile getirdi. Pandomim sanatçıları Yunus İşçi ve Rabia Kaynak Yunanlı Tahta Bacak sanatçıları ile birlikte sergiledikleri doğaçlama performanslarıyla Dramalıların büyük ilgisini çekti.Proje Koordinatörü Yeşim Gençel proje’ye destek veren Drama ve Konak Belediyelerine teşekkür ederek,” Katkıları ve destekler ile projemiz beklentilerin üzerinde başarılı oldu. Yunanlı ortağımız “Women Lyceum of Drama” Derneği Başkanı ve yöneticilerine gösterdikleri dostluk, işbirliği ve misafirperverlikleri için teşekkür ediyorum. Herkesi 4 Haziran tarihinde İzmir’de yapılacak “İzmir Uluslararası Kültür ve Sanat Festivali” ne davet ediyorum” dedi.Konak Belediye Başkanı Hakan Tartan, tarihin derinliklerinde iz bırakmış üç ülkenin sanatın aydınlığında bir araya gelecek olmasının çok önemli olduğunu söyledi. Tartan, “AB projeleri arasında İzmir’den Konak Belediyesi destekli İzmir Kültür ve Sanatı Geliştirme Derneği tek örnek. Kültür ve sanat alanında Türkiye İzmir eliyle AB’ye girmiş oldu. Bu alanda tekiz. Dünya barışının kalıcı olması ve öne çıkması adına şiirlerle, öykülerle çeşitli gösterilerle çok önemli mesajlar verileceğini düşünüyorum. Atatürk’ün Balkan Barış Paktı idealinin tekrar dünyaya barış tohumları ekmesi adına çok önemli bir buluşma olacak. İzmir olarak bunun gururunu yaşayacağız. Emeği geçen herkese teşekkür ederim” dedi.

 Yazı kaynak:[-]
Fotoğraf kaynak:[-]

15. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali Kısa Film Yarışması sonuçlandı .

Yarışma bu sene kısa filmcilere “Size Baba Diyebilir miyim?” sorusunu sordurarak erk ve erkekliğin inşası üzerinden ‘baba’ kavramına odaklandı. Baba kavramına dair çeşitlemelerin üretilmesine dair kısa filmcileri cesaretlendirmeyi amaçlayan kısa film yarışmasında, hikayelerine sadece bir baba figürü koymanın ötesine geçen ve babalığın alt okumalarını yapan filmler jürinin beğenisini kazanmayı başardı.

15.uçan süpürge uluslar arası kadın filmleri festivali

Gülden Treske, Meltem Ağduk, Tayfun Atay, Pelin Aytemiz ve Sevna Somuncuoğlu’ndan oluşan yarışma jürisi 21 kısa film arasından üç filmi ödüle değer buldu, iki film ise festivalde gösterilmeye hak kazandı. Jürinin ödül gerekçesi ve dereceye giren filmler şöyle: Sinematografik açıdan başarılı bulunan ve film gramerini iyi kullanan Musa Ak’ın yönettiği “İs” filmi ve düz anlatımına rağmen animasyon türünün teknik olarak iyi bir örneği olan Reyhan Meral’in yönettiği “Horoz” filmi bu seneki festivalde gösterilmeye değer bulundu. Her ne kadar teknik ve sinematografik yetersizlikleri olsa da, kısa film türünün hakkını vererek kuşak çatışmasını akıllıca anlatan Perihan Türkdoğan yönettiği “Rıfat” filmi yarışmanın üçüncüsü oldu. Gerek sinematografisi ve kurgusu, gerekse işlediği konu itibariyle özenli ve yaratıcı olan, söylemek istediklerini üst ses ile basitçe anlatmak yerine karakterlerini konuşturarak derdinin altını çizen, köyün delisinden bir kahramana dönüşen babanın hikayesini anlatan, Canan Doğramacı’nın yönettiği “Ronahi” filmi ikincilik ödülünü aldı. Babalık hallerini ‘karanlık’ olmayan bir tonla sorgulayan, babanın otoritesini kaybetmenin eşiğindeyken, agresyon göstermeden yeni hayatına uyumlanma çırpınışlarını konu alan ve bunu izleyicinin kalbine dokunan küçük ayrıntılar ile yapan, aynı zamanda belgesel türüne dair de bir arayış içinde olduğunu düşündüğümüz Bilgi Diren Güneş’in yönettiği “Eyvah! Babam Emekli Oldu” filmi birincilik ödülü almaya hak kazandı. Jürinin değerlendirmesi sonucunda dereceye giren filmlerin yönetmenleri festivalin 17 Mayıs akşamı yapılacak kapanış töreninde ödüllerini alacak. Dereceye giren filmler festival programına alınarak ve Alman Kültür Merkezi’nde izleyiciyle buluşacak.

Pera Müzesi, dünyaca ünlü usta Goya’nın 230 eserinden oluşan “Goya Zamanın Tanığı” sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergi 29 Temmuz’a kadar ziyaret edilebilir.

Francisco de Goya (1746-1828)

Pera Müzesi, bu kez de büyük usta Goya’nın eserlerini Türkiye’ye getirdi. Suna ve İnan Kıraç Vakfı’nın kurduğu Pera Müzesi’ndeki Goya Zamanın Tanığı sergisi 29 Temmuz’a kadar ziyarete açık.

Çağdaş sanatın en büyük ismi olarak anılan Goya’nın eserleri ilk defa Türkiye’ye geldi. Sergi, Prado Müzesi dahil, İspanya’nın çeşitli müzeleri ile İtalya’dan gelen kraliyet portreleri, gravür ve yağlıboyalardan oluşan 218’i gravür 230 parçadan oluşuyor.

Serginin 19 Nisan’daki açılışında konuşan küratör Maria Oropesa, İspanyol ressam Francisco Goya için, “zamanının en kilit ismi” nitelemesinde bulunurken, “Goya anlatılması gereken birisi. Herkesi şaşırtan biri ve bunun yanında iyi bir psikolog. İnsan ruhunu onun kadar anlayan çok az isim var” dedi.

Oropesa, Goya Zamanın Tanığı sergisini de şöyle anlattı: “Bu sergide Goya nasıl oluyor, nasıl doğuyor Victor Hugo’yu dahi kendine nasıl hayran bırakıyor bunlara tanık olacaksınız.”

Serginin küratörlüğünü Marisa Oropesa ve Maria Toral yapıyor. Sergideki eserlerin değeri 8 milyon Euro’dan fazla.

Francisco de Goya y Lucientes, 1746-1828 arasında yaşadı. Zaragozalı bir yaldız ustasının oğlu olan Goya, zamanının en büyük İspanyol ressamlarından biri oldu. Henüz ilk işleriyle bile çok yetenekli bir portre ressamı olduğunu gösterdi. Çizimleri, seçtiği renkler ve çizgileriyle kısa sürede kraliyet mensuplarını ve sanat camiasının önde gelenleri arasında tanındı. Birçok dük, kont ve Kral Carlos IV onunla çalıştı.

Francisco de Goya (1746-1828)

Goya, 1792’de tamamen sağır oldu. Bu onun ruh sağlığını çok olumsuz etkiledi, içine kapandı ve kendini tümüyle resimlerine verdi. Bu tarihten sonraki eserlerinin daha sert ve saldırgan bir niteliktedir. 1808’de başlayan İspanyol İç Savaşı Goya’yı çok etkiledi; Goya bu dönemde diğer ressamlardan sıyrılarak savaşın karanlık ve korkunç yüzünü çizdi; savaşı gurur duyulacak bir durummuş gibi göstermedi. Bu farklılık sanata yeni bir soluk getirdi.

1819’da ruh sağlığı iyice kötüledi ve Goya bu tarihten sonra evinin duvarlarını çok karanlık ve korkutucu resimler ve figürlerle donattı.

Seksen iki yaşında, hasta ve yarı kör bir durumda son tablosu olan Sütçü Kadın’ı çizdi. Bu tablo sanat camiasında önemli bir yere sahiptir.

Goya’nın gravürlerinin yanı sıra sipariş üzerine yaptığı saray resimleri de olduğu düşünüldüğünde Goya’nın eserlerinin yaşadığı döneme ait bilgi verdiği ve belge niteliği taşıdığuı söylenebilir.

Goya, kendisinden sonra gelen Manet, Picasso ve Francis Bacon gibi önemli isimleri etkiledi. Ressamın eserlerinin büyük bir bölümü Madrid’de Museo del Prado’da sergileniyor. (IC)

 

Kaynak: [-]

İKSV’nin 2012 sürprizleri devam ediyor: Indie-folk müziğin dünyada en sevilen isimlerinden, Kanadalı şarkıcı, besteci ve gitarist Feist, Türkiye’deki ilk konserini vermek üzere 25 Ağustos’tasantralistanbul Kıyı Amfi’de olacak.

feist

İpeksi sesi, güçlü gitarı ve şarkı yazarlığı ile dinleyenleri ve müzik piyasasını kendine hayran bırakan Feist, İKSV’nin konuğu olarak 25 Ağustos Cumartesi akşamı santralistanbul Kıyı Amfi’deki konseriyle hayranlarının uzun süren bekleyişine son verecek.

Indie folk müziğin dünyada en sevilen solistlerinden biri olan Leslie Feist, şimdiye kadar 4 defa Grammy Ödülleri’ne aday gösterildi. Feist, 2012 yılında Juno Ödülleri’nde Yılın Sanatçısı Ödülü de dâhil olmak üzere 3 Juno alarak, bu ödüllerinin sayısını toplam 11’e çıkardı. Başarılı solo kariyerinin yanı sıra halen bir üyesi olduğu indie müzik grubu Broken Social Scene ve Norveçli ikili Kings of Convenience ile yaptığı çalışmalarla kendine büyük bir hayran kitlesi edinen Feist uzun zamandır beklenen isimlerden biri.

Konser Biletleri
Feist konserinin biletleri 20 Nisan Cuma gününden itibaren Biletix satış kanalları (BİLETİX satış noktaları, BİLETİX çağrı merkezi (0216 556 98 00), biletix.com) ve İKSV merkezinden satışa çıkacak. Lale Kart sahipleri için indirimli ön satış dönemi Siyah ve Beyaz Lale Üyeleri için 18 Nisan, Kırmızı ve Sarı Lale Üyeleri için 19 Nisan.

Feist konserinin bilet fiyatları ise 90 TL, 70 TL, 60 TL ve 50 TL olacak.

Kings of Convenience’tan Beck’e Herkes Feist’a Hayran
Jane Birkin, Republic of Two, Beck ve Wilco gibi önemli sanatçıların albümlerine konuk olan Feist’in özellikle Kings of Convenience ile yaptığı çalışmalarla da kendine büyük bir hayran kitlesi edindi. Feist, Kings of Convenience’ın 2004 yılında yayınladığı ikinci albümü Riot on an Empty Street de yer alan “Know-How” ve “The Build-Up” parçalarına yaptığı vokallerle büyük beğeni topladı.

Peaches’dan Broken Social Scene’e

feist

Şarkıcı, besteci ve gitarist Feist, ressam bir baba ve seramik sanatçısı bir annenin çocuğu olarak 1976 yılında Kanada’da dünyaya geldi. Müzik hayatına 15 yaşındayken kurduğu Placebo adındaki punk grubuyla başlayan Feist grubuyla Battle of the Bands yarışmasına katıldı ve Ramones’un ön grubu olarak konser verdi. Bir süre Noah Mintz’in solo projesine basgitar ile eşlik eden Feist ardından dünyaca ünlü Kanadalı indie grubu The Divine Right’a katılarak üç yıl boyunca dünya turnelerine katıldı. Feist, bir sonraki yıl ise aynı zamanda ev arkadaşı olan elektro punk sanatçısı Peaches adıyla tanınan Merrill Nisker’le ile turne gerçekleştirdi. Peaches konserlerinde sahne arkasında çalışan Feist, The Teaches of Peaches albümünde de yardımcı vokal olarak yer aldı.

Feist, 1999 yılında Toronto’da kurulan, Kanadalı sevilen indie rock grubunun da bir üyesi. 2001 yılından beri Broken Social Scene’in konserlerinin yanı sıra albümlerinde de vokal olarak yer alan Feist, 2009 Haziran ayında, Broken Social Scene’in biyografisi This Book Is Broken’ın piyasaya çıkması şerefine eski ekip arkadaşlarıyla bir konser verdi.

Solo Kariyeri
Feist, ilk solo albümü Monarch (Lay Your Jewelled Head Down)’ı 1999 yılında yayımladı. 2004 yılında ise dünya çapında 500 bin satış rakamına ulaşan ikinci solo albümü Let it Die’ı yayımladı. Bu albümü ile pek çok ödül alan Feist, dünya çapında tanınan bir isim oldu. Let It Die’daki şarkıların remixlerinin bulunduğu albüm; Gonzales, Jamie Lidell, The Postal Servis ve King of Convenience’ın katkılarıyla Open Season adıyla 2006 yılında yayınlandı.

Feist, The Reminder adlı üçüncü albümünü 2007 yılında piyasaya çıkardı. Bu albümde yer alan “1234” isimli şarkısı bir reklam filminde kullanıldı ve internetten en çok indirilenler listesinde ilk 10’a yerleşti; Amerika müzik listelerine ise 8 numaradan giriş yaptı. Şarkı aynı zamanda The Times tarafında yılın en iyi ikinci şarkısı seçildi. The Reminder albümü dünyada bir milyon kopya sattı ve Amerika’da altın plak, Kanada’daki Juno ödüllerinde ise Yılın En İyi Albümü ödülünü aldı.

Feist’in geçtiğimiz yıl yayınlanan dördüncü stüdyo albümü Metals US Billboard listelerine 7 numaradan giriş yaptı. İlk haftasında 38 bin kopya satan albüm müzik eleştirmenlerinden de tam not aldı.

 

SEKANS SİNEMA GRUBU FİLM ELEŞTİRİSİ YARIŞMASI

 

sekans sinema grubu

Sekans Sinema Grubu, “film eleştirisi alanında ürün veren amatör ve profesyonel yazarların ürünlerini değerlendirmek ve film eleştirisi üretimini desteklemek, sinema kültürünün gelişmesine katkı ve bu alanda üretim yapan kişilere ortam sağlamak, ulusal sinemanın, film eleştirisi alanında üretilen yazılar aracılığıyla daha geniş bir platformda tanınması ve tartışılmasının önünü açmak” amacıyla Film Eleştirisi Yarışması yapacak. Yarışacak yazıların daha önce yayımlanmamış olması gereken yarışmaya, her yazar en çok iki yazıyla başvurabilecek. Yazılara konu olan filmlerin yapım yılı ve türü konusunda sınırlamanın olmadığı yarışmada, katılımcılardan bir sayfayı aşmayan biyografilerini de teslim etmeleri istenecek.

 Grubun sitesindeki açıklama şu şekilde:

 Amacı

Düzenlenen yarışmayla film eleştirisi alanında ürün veren amatör / profesyonel yazarların ürünlerini değerlendirmek ve böylece film eleştirisi üretimini desteklemek ve özendirmek; sinema kültürünün gelişmesine katkı ve bu alanda üretim yapan kişilere ortam sağlamak ve ulusal sinemanın, film eleştirisi alanında üretilen yazılar aracılığıyla daha geniş bir platformda tanınması ve tartışılmasının önünü açmak amaçlanmaktadır.

Kapsam ve Koşullar
1- Yarışmaya katılacak yazılar Türkiye yapımı filmler üzerine olmalıdır. 2- Yazıların daha önce yayımlanmamış olması gerekmektedir. 3- Her yazar en çok iki yazıyla başvurabilir.
4- Çeviri eleştiri yazılarıyla yarışmaya başvurulamaz. 5- Yazılar Times New Roman karakterinde, 12 punto, çift satır aralıklı olmalıdır. Yazılar posta veya elden başvurularda 4 kopya olarak teslim edilir. E-posta yoluyla yapılan başvurularda yazının elimize ulaştığı başvuru sahibine iletilir. 6- Yazılara konu olan filmlerin yapım yılı, türü vb. konusunda bir sınırlama yoktur. 7- Yazıların dili Türkçe olmalıdır. 8- Yazılarına ek olarak, katılımcıların bir sayfayı aşmayan biyografilerini teslim etmeleri zorunludur. 9- Katılımcılar açısından amatör / profesyonel ayrımı yoktur. 10- Başvuru, yazıların yazarları tarafından yapılır. Eser sahipliği ve telif hakları konusunda yaşanacak herhangi bir hukuki sorun karşısında başvuru sahibi sorumludur. 11- Yarışmaya katılan tüm yazıların yayın haklarının 1 Temmuz 2013 gününe kadar Sekans Sinema Grubu’na ait olduğu katılımcılar tarafından kabul edilmiş sayılır. 12- Yarışmaya katılan herkes bu kapsam ve koşulları kabul etmiş sayılır ve yerine getirmedikleri koşullar nedeniyle ön elemeyi aşamazlar.

Başvuru Yöntemi
Yarışmaya başvurular 20 Mayıs 2012 tarihine kadar posta, e-posta yoluyla veya elden yapılabilir.
Posta ve elden teslim adresi: Tan Kitabevi (Konur-2 Sokak No: 54 / 12 Kızılay – Ankara)
E-posta: [email protected]

Değerlendirme Süreci
1- Yazıların ön elemesini gerçekleştirecek olan Eleme Kurulu, Sekans Grubu yazarlarından oluşmaktadır. 2- Ön elemeden geçen en fazla 10 yazı Seçici Kurul tarafından değerlendirilecek ve yarışmanın birinci, ikinci ve üçüncülüğe değer bulunan eleştiri yazıları belirlenecektir. 3- Yarışma sonuçları 20 Haziran 2012 günü medyada duyurulacak ve ardından Sekans Sinema Yazıları Seçkisi’nde yayınlanacaktır.

Seçici Kurul
Ahmet Gürata (Bilkent Üniversitesi)
Hakan Savaş (Anadolu Üniversitesi)
Ece Özdemir (Sekans Sinema Grubu)

Ödüller
Birincilik ödülü: 30 kitaplık sinema kitabı seti
İkincilik ödülü: 25 kitaplık sinema kitabı seti
Üçüncülük ödülü: 20 kitaplık sinema kitabı seti

Sponsor Kurumlar: Bağlam Yayınları, Der Yayınevi, Doruk Yayımcılık, Kalkedon Yayıncılık, Küre Yayınları, Metis Yayınları, Phoenix Yayınevi.

 

Tiyatro sanatçılarının tepkisiİstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis Komisyonu’nda İstanbul Şehir Tiyatroları yönetiminin sanatçılardan alınarak belediyenin bürokratlarına devredilmesi kararı bugün Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi önünde protesto edildi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis komisyonunda dün alınan karar uyarınca İstanbul Şehir Tiyatroları yönetimi sanatçılardan alınarak belediyelere devredilecek.

Bu kararın sanatın ve sanatçının özgürlüğünü kısıtlayacağını düşünen tiyatro sanatçıları ve tiyatroseverler bugün Muhsin Ertuğrul sahnesi önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

Basın açıklaması öncesinde okunan İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği tarafından kaleme alınan, İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’a gönderilen mektupta, Topbaş’ın yeni yönetmeliği imzalamamasını istediler.

Öngören: “Şehir Tiyatrosu bir sanat kurumu olmaktan çıktı”

İstanbul Büyük Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği adına Aslı Öngören tarafından okunan basın açıklamasında, bir kısım medyanın şehir tiyatrolarına yönelik anlamlandıramadıkları saldırıların nedeninin şimdi daha açık anlaşıldığını vurguladı. “Amaç 98 yıldır sanatçıları tarafından yönetilen Şenir Tiyatromuzun, tüm sanatsal işleyişinin, belediye bürokratlarına teslim edilmesiymiş.

Şehir Tiyatrolarının Genel Sanat Yönetmeninin başkanlığını yürüttüğü ve sanatçıların çoğunlukta olduğu yönetim kurulu tarafından yönetitildiğini hatırlatan Öngören, “Yıllık repertuarımızı belirlemek, bu repertuar doğrultusunda sahnelenecek oyunları seçmek, bu oyunların hangi yönetmenler ve ekipler tarafından sahneleneceğine karar vermek gibi pek çok sanatsal işleyiş, olması gerektiği gibi sanatçıların iradesiyle belirleniyordu.

Bu yeni yönetmeliğe göre artık Şehir Tiyatrosu bir sanat kurumu olmaktan resmen çıkarılarak, basit bir şube müdürlüğüne dönüştürülecek. Yönetim kurulumuza genel sanat yönetmeni yerine, belediye genel sekreter yardımcısı başkanlık edecek. Tüm sanatsal kararlar belediye bürokratlarının çoğunlukta olacağı yeni bir yönetim kurulu tarafından verilecek” dedi.

tiyatroculardan-yonetmelik-tepkisi- muhsin ertuğrul

“Muhafazakarlaşma harekatı”

Yönetmelik hazırlığından kurumlarının, genel sanat yönetmenlerinin, yönetim kurullarının, belediye başkanı sanat danışmanlarının haberlerinin olmasının manidar olduğunu söyleyen Öngören, tiyatrolarının tependen inme bir anlayışla yol edilmek istendiğini vurguladı.

Yapılanların sanat kurumlarının sonu olduğunu ifaade ede Öngören, “Aynı zamanda ülkemizin tüm kültür ve sanat ortamını muhafazakarlaştırma harekatıdır” dedi.

Aydın: “Bu bir ele geçirme operasyonu”

Konuyla ilgili Bianet’e konuşan, tiyatro sanatçısı Orhan Aydın, “Bu bir ele geçirme operasyonudur. Cumhurbaşkanı sekreteri Mustafa İsen’in ‘muhafazakâr sanat ve sanatçı yaratmalıyız’ konusundaki düşüncesinin hayat bulmuş halidir. Sanat alanı içerisinde var olan yaratıcılar o işin yönetiminde yoksa orası güdülen bir yer haline gelir. Amaçta zaten güdülen bir hal haline getirmek. Bizler bu işi danışarak aşabiliriz. Geç olmadan bütün sanat alanları ellini taşın altına sokmalı” dedi.

Danış: “Karanlık Türkiye kaygısı”

Oyuncu Fırat Danış ise, burada gördüğümüz bu insan topluluğu son dönemde üstlerine çullanan karanlık bir Türkiye projesinden duydukları kaygı için buradalar. Şehir tiyatrosunun kadrosunun bürokrasiye devredilmesi kararı da karanlık Türkiye projesinin bir parçasıdır” dedi.

Sever: “Sanat sanatçılara bırakılmalı”

Oyuncu Erkan Sever ise, “Bir sanat kurumunu bürokratlar ve belediye çalışanları yönetirse orası sanat kurumu olmaktan çıkar. Parklar, bahçeler, mezarlıklar gibi bir belediye kurumu haline gelir. Türkiye’de sanatın sanatçılara bırakılmasını istiyoruz.

Her konuda ve her yerde bir sivil darbe söz konusu. Ufak ufak her yer ele geçirilmek isteniyor.  Bu durum şimdi de tiyatrolara yönelmiş durumda. Bizden olmayan yaşamasın, mahvolsun, istemiyoruz gibi bir anlayış var. Bu gün biz bunun için buradayız. Tiyatromuza, sanatçımıza, ülkemize ve geleceğimize sahip çıkmak için buradayız” dedi. (RDY/HK)

Kaynak : http://www.bianet.org

Rojda Duygu YEŞİLGÖZ

İstanbul – BİA Haber Merkezi

GRUP YORUM BAKIRKÖY

Bağımsız Türkiye Konseri, 15 Nisan 2012’de Bakırköy Halk Pazarı Alanı’nda Yapılacak.

Grup Yorum, geçtiğimiz yıl Bakırköy’de düzenlediği ve 150 bine yakın dinleyicinin katıldığı Bağımsız Türkiye Konseri’nin ikincisini vermeye hazırlanıyor. 15 Nisan’da ‘ON’ların Türküsü’ başlığıyla düzenlenecek konserde, Grup Yorum’a, Zülfü Livaneli, Aylin Aslım, Hüseyin Turan, Aynur Doğan ve şiirleriyle Nihat Behram eşlik edecek. 15 Nisan’da Bakırköy Halk Pazarı Alanı’nda düzenlenecek konser, ücretsiz olacak. Grup Yorum’un konserine bu yıl 300 bin dinleyicinin katılması bekleniyor.

Orkestra eşliğinde verilecek konser LED ekranlardan da yansıtılacak. Yorum’un konukları arasında Zülfü Livaneli, Aylin Aslım, Aynur Doğan, Hüseyin Turan ve Nihat Behram da yer alacak.

 

Bakırköy Metrosundan Konser Alanına Gidiş (Bakırköy halk pazarı hartası)

Yeni filmiyle yine korkuların üzerine giden Weingartner, kapitalizmden şikâyetçi. “Kapitalizm insanın ruhunu elinden alıyor. Bu sistemin içinde yaşamak zorunda değiliz. Kendimizi ondan soyutlayabiliriz” diyor.

edukators - eğitmenler filmi

“Eğitmenler” filmi ile “bazı insanların asla değişmeyeceğini” yüzümüze vuran yönetmen Hans Weingartner İstanbul Film Festivali’ne son filmi “Ormandaki Kulübe” ile konuk oldu.

Weingartner, Zenginlerin evine girip eşyaları ve sistemi altüst eden bir grubu izlediğimiz 2004 yapımı “Eğitmenlerin yarattığı dünya çapındaki etkisinden söz ederek başlıyor konuşmaya. Orjinal adı “Bolluk Günleriniz Sona Erecek olan filmin ardından Arjantin’de, Zürih’te, Kolombiya’da, Hamburg’ta filmdekine benzer türlü eylemler yapılmış. “Hamburg’un elit lokantalarından birinde birkaç kişi filmdeki eylemi yaptılar. Giydikleri tişörtlerde de filmin adı yazıyordu. Bir de bir bankaya dalıp yere “Bolluk Günleriniz Sona Erecek yazanlar olmuştu. Bir filmin sadece izleyenleri eğlendirmekten öte gerçekliğe erişip etkileyip değiştirdiğini görmek muhteşem bir şey. Filminiz ekrandan çıkıp realiteye geçiyor.

Weingartner’ın senaryosunu Almanya’da yaşayan bir Azeri olan Cüneyt Kaya ile birlikte yazdığı yeni filmi ise dostluk ve yine özgürlük üzerine bir film. Doğayla uyum içinde yaşamak, antidepresanlara ihitiyaç olmadığı bir dünya yaratmak üzerine kurulu. Şehir insanının kendi yarattığı korkuları da hedef alan film, “Eğitmenlerdeki “Bazı İnsanlar Asla Değişmez söylemi gibi “Korku Gereksizdir” üzerinden kuruyor yeni cümlesini.

“Ergenliğin de getirdiği heyecanla korkuların karşısında durabilmekten yola çıkan “Eğitmenler”e karşılık “Ormandaki Kulübe”de aslında bu korkunun gerekli olmadığı üzerine bir yaklaşım var. Bu sistemin içinde yaşamak zorunda değiliz. Kendimizi ondan soyutlayabiliriz. Karakter, bu dünyaya ait olmak istemediği için bir nevi kendi dünyasını yaratıp sistemden kaçmak, uzaklaşmak istiyor. Kapitalizmin insanların ruhlarını elinden aldığı üzerine tema edindik diyor Weingartner.

Ruhsal bozukluğu olan bir adam ve bir çocuğun kurdukları dostluğa odaklanan “Ormandaki Kulübe” insanın yaşayabileceği en iyi dünyayı yine kendisinin yaratabileceğini söylüyor. Hastaneden çıkan ve dünyaya yeniden ayak uydurmaya çalışan Martin’in göçmen çocuk Victor ile tanışması, ormanda yaptıkları kulübede, yaşamak istediği hayata başlaması…

ormandaki klübe

Aynı zamanda nörolog olan Weingartner, “Almanya’da antidepresanlar reçetelere 2010’da 2001’e göre tam iki kat fazla yazılmış. Eminim diğer ülkelerde de artış gösteriyordur. İnsanlar çok daha fazla stres altında oldukları için bu ilaçları tüketiyorlar. Ve bu da aslında yine kapitalizmin bir getirisi. Bu filmin de ‘Eğitmenler’ gibi insanların üzerinde etki bırakmasını isterim elbette. Ama çevremize bir bakalım, Türkiye’ye bakalım. Hâlâ sosyal hareketin ve onun bir gücünün olduğunu düşünüyor musunuz?” diyerek de bu sisteme dair umutsuzluğunu vurguluyor.

Kaynak : Cumhuriyet.com.tr