Şunun için etiket arşivi: sanat

Alanında en büyük fuar olan Frankfurt Kitap Fuarı’nda Türkiye’deki yayınevleri için 350 metrekarelik alan ayrıldı 

64. Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı dün düzenlenen törenle kapılarını açtı. 10-14 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek fuarın bu yılki onur konuğu Yeni Zelanda olacak.

Alanında dünyanın en büyüğü olan fuar, 7 binin üzerinde yayıncıyı ağırlıyor. Fuarın ana konuları ise e-yayıncılık ve telif hakları olacak.

Türkiye ulusal standı bu yıl 48 metrekaresi çocuk kitapları bölümünde yer almak üzere toplam 350 metrekarelik bir alanda yer alacak. Stantlarda 200 civarında yayınevimizin 3.000’e yakın kitabı sergilenecek. Fuar süresince ulusal stantta 21 yayınevi, çocuk yayınları standında 8 çocuk ve gençlik edebiyatı yayıncısı kendilerine ayrılan sergi ve görüşme ünitelerinde eserlerini tanıtacak ve telif görüşmeleri gerçekleştirecek.

2012 Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı Türkiye etkinlikleri kapsamında yazarlar, yayıncılar ile çocuk çizerlerini tanıtan kataloglar ile ülkemizden birçok farklı kültürel öğe ile sanat ve edebiyatı ve ayrıca Türk yayıncılık hayatını tanıtan çok sayıda kitap, broşür ve tanıtım malzemesi de profesyonel ziyaretçilere ve hafta sonu fuarı ziyaret edecek halka sunulacak.

 

Kaynak : [-]

Türkiye’de 54 amatör, 64 profesyonel, 25 çocuk oyunu ve 35 geleneksel kategoride olmak üzere toplam 178 özel tiyatroya 4 milyon lira ödenek verilecek.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamaya göre, özel tiyatroların projelerine 2012-2013 sanat sezonunda yapılacak yardımları belirleyecek Değerlendirme Komisyonu 25 Eylül 2012 tarihinde toplandı. Özel tiyatroların destek başvuruları, Bakanlık Müsteşarı Özgür Özaslan’ın başkanlığında, Müsteşar Yardımcısı Nihat Gül, Güzel Sanatlar Genel Müdür Vekili Hülya Muratlı, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dramatik Yazarlık – Dramaturji Anasanat Dalı Başkanı Prof. Dr. Semih Çelenk, oyun yazarları Refik Erduran ve Turgay Nar’dan oluşan komisyon tarafından ayrı ayrı incelendi.

Başvuruları değerlendirirken ilgili mevzuatta belirtilen ölçütleri vebütçe olanaklarını göz önünde bulunduran komisyon, ayrıca Türk tiyatrosunu bütün yönleriyle desteklemek amacıyla, profesyonel tiyatrolar kategorisinde Türk oyun yazarlarına ait eserlerle başvuran özel tiyatrolara diğerlerinden daha yüksek miktarda yardım yapılmasını sağladı. Açıklamada şu bilgilere yer verildi:

“Hakkari, Van, Bitlis, Muş, Şanlıurfa, Amasya, Bartın, Trabzon, Sinop, Aydın, Manisa ve Sivas’ın da aralarında bulunduğu 41 farklı ilden profesyonel, çocuk oyunu, amatör ve geleneksel kategorilerde toplam 338 özel tiyatro başvurusu yapıldı. Bu rakamla 2012-2013 sanat sezonunda bu zamana kadar yapılan en yüksek başvuru sayısına ulaşıldı. Değerlendirme Komisyonu, hazırladıkları projelerden hareketle 54 amatör, 64 profesyonel, 25 çocuk oyunu ve 35 geleneksel kategoride olmak üzere toplam 178 özel tiyatroya yardım yapılmasına karar verdi. Bu karar doğrultusunda, bu zamana kadar bir sanat sezonuna yönelik en yüksek ödenek miktarı olan 4 milyon TL, bir sanat sezonunda desteklenen en fazla tiyatro sayısı olan 178 özel tiyatroya dağıtılacak. 2012-2013 sanat sezonu için yardım yapılan projelere ilişkin liste Bakanlığın www.kulturturizm.gov.tr ve www.guzelsanatlar.gov.tr internet adreslerinde yayınlanmaktadır.”

Mersin Devlet Opera ve Balesi (MDOB) 2012-2013 sanat yılı sezonunu açmaya hazırlanıyor. Sezonun ilk etkinliği Prof. Rengim Gökmen yönetimindeki “Carmina Burana” adlı sahne kantatıyla gerçekleştirilecek.

MDOB’tan yapılan açıklamaya göre, yeni sanat yılının perdeleri “Carmina Burana” adlı sahne kantatı ile açılıyor. Prof. Rengim Gökmen yönetiminde gerçekleşecek konser, 3 Ekim Çarşamba günü Mersin Marina AVM Amfitiyatrosu’nda ücretsiz olarak seslendirilecek.

Carl Orff’un ölümsüz eseri “Carmina Burana”, aynı zamanda Devlet Opera ve Balesi Genel Müdür ve Genel Sanat Yönetmenliğini de yapan Prof. Rengim Gökmen yönetiminde seslendirilecek.

MDOB Orkestrası ve korosunca seslendirilecek olan konserde Devlet Opera ve Balesi’nin solistleri Ezgi Yıldırım (soprano), Erdem Erdoğan (tenor) ve Orhan Yıldız (bariton) görev alacak.

Açıklamada görüşlerine yer verilen MDOB Müdür ve Sanat Yönetmeni Erdoğan Şanal, MDOB’un 20. kuruluş yılına hazırlandıkları 2012-2013 sanat sezonunda, Prof. Rengim Gökmen ile sahneye çıkacak olmanın mutluluğunu yaşadıklarını belirterek, tüm Mersinlileri konsere davet etti.

 

Kaynak: [-]

Türkiye’de bulunan üniversitelerin hangilerinde Konservatuvar vardır sorusuyla sık sık karşılaşmaktayız. Bundan dolayı devlet üniversitelerinde bulunan konservatuvarların linklerini aşağıda bulabilirsiniz.

01 Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Ankara
02 Gaziantep Üniversitesi Türk Müziği Konservatuvarı Gaziantep
03 Hacettepe Üniversitesi Konservatuvarı Ankara
04 İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı İstanbul
05 Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı İstanbul
06 Selçuk Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Konya
07 Mustafa Kemal Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Antakya (Hatay)
08 Uludağ Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Bursa
09 Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Ankara
10 Sakarya Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Adapazarı (Sakarya)
11 İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı İstanbul
12 Afyon Kocatepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Afyon
13 Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Eskişehir
14 Ege Üniversitesi Devlet Türk Müziği Konservatuvarı İzmir
15 Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Adana
16 Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı İzmir
17 Dicle Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Diyarbakır
18 Mersin Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Mersin
19 Akdeniz Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Antalya
20 Trakya Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Edirne
21 Fırat Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Elazığ
22 Karaelmas Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Zonguldak
23 Kafkas Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Kars
24 Ondokuz Mayıs Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Samsun
25 Gazi Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarı Ankara
26 Ordu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Ordu
27 KTÜ Devlet Konservatuvarı Trabzon
28 Onsekiz Mart Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Çanakkale
29 Giresun Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Giresun
30 Gazi Osman Paşa Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tokat
31 Haliç Üniversitesi Konservatuvarı İstanbul
32 Kocaeli Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Kocaeli
33 Adıyaman Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Adıyaman
34 Başkent Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Ankara
35 İnönü Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Malatya
36 Başkent Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Ankara
37 Artuklu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Mardin

Akbank Sanat’tan Genç Küratörlere Çağrı

Akbank Sanat, genç küratörlere destek vermek, güncel sanat alanında yeni projeleri teşvik etmek ve küratöryal çalışmalara olan ilgiyi arttırmak için yeni bir yarışma başlattı: “Akbank Sanat Uluslararası Küratör Yarışması 2012”

Küratör Başak Şenova tarafından geliştirilen yarışma projesi, 40 yaşını aşmamış tüm genç küratörlerin katılımına açık. Bireysel ya da grupolarak başvuruların kabul edileceği yarışma için, katılımcıların 05 Kasım 2012, Pazartesi gününe kadar www.akbanksanat.com/icc adresindeki başvuru formunu İngilizce olarak doldurmaları ve sergi önerisinin kavramsal çerçevesini, sanatçı isimlerini ve işlerini detaylı olarak açıklamaları gerekiyor.

Yarışmaya katılan adaylar Kasım ayı içinde, Kudüs Al-Ma’mal Güncel Sanat Vakfı Direktörü ve Darat Al Funun, Khalid Shoman Vakfı Sanat Direktörü Jack Persekian,  CCA Glasgow Direktörü ve Glasgow School of Art Öğretim Görevlisi Francis McKee ve Küratör Başak Şenova’dan oluşan yarışma juri üyeleri tarafından değerlendirilerek, yarışmanın birincisi belirlenecektir.

Yarışmayı kazanan küratöre  taslak olarak önerdiği sergiyi, sergi kataloğu ve ek etkinliklerle birlikte 15 Şubat – 30 Nisan 2013 tarihleri arasında Akbank Sanat’ta gerçekleştirme imkanı sunulacaktır.

Başvuru ve Ayrıntılı Bilgi İçin: www.akbanksanat.com/icc    [email protected] 

Tel: (0212) 252 35 00 / 131

“Akbank Sanat Uluslararası Küratör Yarışması 2012” Yarışma Takvimi:

Son Başvuru Tarihi: 05 Kasım 2012, Pazartesi

Jüri Değerlendirmesi: Kasım 2012

Kazanan Küratörün Duyurulması: 23 Kasım 2012, Cuma

Sergi Tarihi: 15 Şubat – 30 Nisan 2013

Kaynak : [-]

 

Dünya Barış Günü (İngilizce: International Day of Peace, Fransızca: Journée internationale de la paix) – 21 Eylül tarihinde kutlanıyor.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1981’deki 57. birleşiminde, “Genel Kurul’un açılış günü olan her Eylül’ün üçüncü salı gününü” “Uluslararası Barış Günü” ilan edilmiştir. Yıllar sonra Genel Kurul’un 7 Eylül 2001 tarih ve A/RES/55/282 sayılı kararı ile 21 Eylül’ün Barış Günü olarak kabul etmiştir.

Birleşmiş Milletler, Barış Günü’nde, dünya çapında çatışmaların önlenmesi ve barışın tesisi yolunda bilinçlenmeyi amaçlıyor. Her 21 Eylül de, Birleşmiş Milletler Merkezi’ndeki “Barış Çanı” çalınıyor. Savaşlardaki insani kıyımın anısına Japonya tarafından yaptırılan bu çan, dünyanın tüm kıtalarından çocukların bağışladıkları bozuk paralarla üretildi. Çanın üzerine, “Çok Yaşa Mutlak Barış” yazısı kazındı.

Eskiden Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ve Varşova Paktı üyesi ülkeler barış içinde bir dünya mücadelesi görevini hatırlatmak amacıyla Hitler faşizminin 1939 yılında Polonya’yı işgal ederek ikinci dünya savaşını başlattığı tarih olan 1 Eylül’ü “Dünya Barış Günü” olarak ilan edilmiştir. SSCB’nin ve Varşova Paktı’nın dağılmasından sonra hiçbir ülke 1 Eylül’ü Dünya Barış Günü olarak kutlamadı.

Türkiye’de ‘’Dünya Barış Günü’’ etkinlikleri

Bodrum Oda Orkestrası, Güney Koreli şef Lee Jong-Wuk’un yönetiminde, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde D-Marin Turgutreis Amfi Tiyatro’da dinleyicilere bir müzik ziyafeti sunacak. ‘Türkiye-Güney Kore Dostluk Konserleri’ çerçevesinde düzenlenecek konserlerin ilki, 29 Ağustos’ta İzmir Ahmed Saygun Sanat Merkezi’nde verilecek. 1 Eylül’de D-Marin Turgutreis’te gerçekleşecek konserin ardından bir sonraki durak ise Güney Kore olacak.

8-20 Eylül tarihleri arasında Güney Kore’de 8 konserlik bir turneye devam edecek Bodrum Oda Orkestrası’nda Türk ve Güney Koreli solistler yer alıyor.

D-Marin Turgutreis’te gerçekleşecek konserde; Mozart’tan Bach’a, Boccerini’den Karaev’e uzanan bir program dinleyenleri bekliyor. Şefliğini Lee Jong-Wuk’un ve Sanat Koordinatörlüğünü Numan Pekdemir’in üstlendiği konserde solistler Emre Sayarı (viyolonsel), Sema Korkut (keman) ve Cha Seung-Hee (soprano) dinleyenlere unutulmaz anlar yaşatacak. Saat 20.00’de başlayacak olan konser halka açık ve ücretsiz olarak gerçekleştirilecek.

 

Kıbrıs’ta ;

1 Eylül Dünya Barış Günü  Türk ve Rum örgütlerin katılımıyla ara bölgedeki etkinlikle kutlanacak.

Dünyanın yaşadığı en acımasız paylaşım kavgası olan İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı 1 Eylül gününde savaşı lanetlemek ve barışın bir erdem olduğunu haykırmak için bu özel günde Türk ve Rum örgütleri bir araya gelerek kutlama yapacaklarını bildirdiler.

 

 Karşıyaka Belediyesi, 1 Eylül Dünya Barış Günü etkinlikleri kapsamında Karşıyaka Çarşısı’nda vatandaşlara 2 bin sarıçam ve karaçam tohumu dağıtacak. Aynı zamanda Latife Hanım Köşkü Anıevi’nin bahçesinde Grup Günberi bir konser vererek, şarkılarını barış için söyleyecek. Ayrıca Atatürk’ün barış hakkında söylediği sözlerden oluşan bir sergi de açılacak.

Mustafa Kemal Atatürk’ün savaşın içinden barışı çıkarma dehasına sahip nadir dünya liderlerinden biri olduğunu belirten Karşıyaka Belediye Başkanı Cevat Durak, “Dağıtacağımız tohumların barış dolu bir dünya için yeşermesini diliyoruz. Bugün ülkemizin ve dünyanın pek çok ülkesinin bu dileğe çok ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Atamızın ‘Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesine sıkı sıkıya sarılarak, barış için çalışmalıyız” dedi.

 

Dünya Barış Günü bugün Kadıköy’de etkinliklerle kutlanacak.

 

 

İsveç’in başkenti Stocholm’deki Modern Sanat Müzesi, yeni bir sergide 20’nci yüzyılın iki modernist sanatçısı Pablo Picasso ile Marcel Duchamp’ın sanatsal yaklaşımlarındaki karşıtlığı vurgulayacak şekilde eserlerini bir araya getiriyor.

‘Picasso/Duchamp eserlerinin kıyaslandığı serginin ismi ise ‘’ O yanılıyordu’’
Serginin adı Picasso’nun, Duchamp’ın 1968’deki ölümü sonrası Fransız sanatçı hakkında sarf ettiği meşhur yorumdan alınmış. Sergi bu nedenle iki ustanın ölüm sonrası tiyatral bir karşılaşması gibi tasarlandı. Müze küratörü Daniel Birnbaum iki sanatçının hayattayken hiç bir araya gelmediğini ve birbirlerinden hiç hoşlanmadıklarını belirterek “Resme bir sanat biçimi olarak meydan okuyan kavramsal bir yaratıcı olan Duchamp’ın nesnelliği ile Picasso’nun öznelliğini içeren eserlerin karşıtlığı ilk kez sanatseverlere bir arada sunulacak” diye konuştu. Sergi 3 Mart 2013’e kadar görülebilecek.

Pablo Picasso:

Picasso 25 Ekim 1881’de Malaga, İspanya’da doğdu.(İsmini,annesi rüyasında görmüştür) Babası bir ressam ve resim öğretmeniydi. Küçük yaşta resim yapmaya babası tarafından yönlendirildi. Resim yeteneği kısa sürede keşfedildi. 1895’te Barcelona Güzel Sanatlar Okulu’na girdi. 1901 yılından itibaren anne soyadı olan Picasso’yu kullanmaya başladı. Desenleri İspanyol bir dergi olan Juventut’ta yayımlandı.

1900’de ilk kez Paris’e gitti. Dönemin yenilikçi sanatçılarının yaşadığı Montmartre semtinde bir süre para içinde yaşadı. Picasso yaklaşık 1901-04 arasındaki ilk dönem yapıtlarında sıradan insanların, sirk palyaçolarının,akrobatlarının resimlerini yaptı. Büyük kentlerdeki yaşam kadar, sirk yaşamı da ilgisini çekiyordu. Ne var ki, tablolarında bu yaşamın hüzünlü yanını yansıttı. Sanatçının bu dönemi ‘Mavi Dönem’ olarak tanımlanır.

Picasso, Georges Braque ile kübizmin temellerini atmış sayılmaktadır. 1907’den 1914’e kadar kübist olarak adlandırılan tarzda tablolar yapar. Kübist tabloların genel özelliği, geometri ve geometrik şekillerin kullanılmasıdır. Resmedilen nesneler geometrik formlar oluşturacak şekilde basitleştirilmiş yahut geometrik şekillere bölünmüştür. Kübizmin bir diğer özelliği de uzaydaki üç boyutlu bir cismi iki boyutlu yüzeye aktarma çabasıdır. Bu amaçla Picasso, şekilleri yanal yüzeylerine bölüştürüp her birini iki boyutlu yüzeyde göstermeye çalışır. Yine bu nedenden portrelerindeki insanların hem profili hem de önden görünüşü görülmektedir.

I. Dünya Savaşı sırasında Picasso, Jean Cocteau ile beraber Roma’da kalır. Burada sahne dekoratörü olarak çalışırken dansçı Olga Kokhlova’yla tanışır. Picasso ikinci eşi olan Olga Kokhlova ve oğlunun birçok portresini yapmıştır. (Paul en Pierrot, 1925, Picasso Müzesi, Paris)

20’li yılların başında ressam klasisizme geri döner: Trois Femmes à la fontaine (1921, Modern Sanat Müzesi, Paris). Ayrıca mitolojiden de esinlenir: les Flûtes de Pan (1923, Picasso Müzesi, Paris).

Picasso tanınan en üretken sanatçıdır. Guiness Rekorlar Kitabı’na göre, toplam resim, 100,000 baskı, 34,000 kitap resmi ve 300 heykel ve birçok seramik ve çizim üretmiştir.

Bir genelevdeki beş hayat kadınını gösteren ve Kübizm akımının en önemli örneklerinden biri olarak görülen ünlü eseri Avignonlu Kadınlar, Fransa’da 1907 yazında çizilmiştir

En tanınmış eseri Alman ordularının Guernica kasabasını bombalamasını anlatan Guernica adlı eseridir. Resim 1937’de yapılmıştır. Bu resim şu anda Madrid’de Reina Sofía Müzesinde bulunmaktadır. Picasso, bir sergisi sırasında kendisine, “Bu resmi siz mi yaptınız” diye soran bir Alman generaline, “Hayır, siz yaptınız” cevabını vermiştir. Bu resim Picasso’nun savaşa ve Guernica’nın bombalanmasına karşı duyduğu güçlü nefreti anlatmaktadır. Resimdeki insan ve hayvan figürleri acı, hüzün ve savaşa karşı duyulan nefreti yansıtmaktadır.

Ayrıca 1911 yılında Leonardo Da Vinci’ye ait Mona Lisa eserini, bu eserin doğduğu şehir, Floransa’ya kaçırmakla suçlandı.

 

Marcel Duchamp

  Fransız/Amerikalı sanatçı. Asıl adı Henri-Robert-Marcel Duchamp’dır. Yirminci yüzyılda Avrupa ve Kuzey Amerika’nın en önemli sanatçılarından olmuş, II. Dünya Savaşı sonrası Amerika’da pop sanatı ve kavramsal sanat akımlarının temellerinin atılmasında etkili olmuştur.

Duchamp’ın ilk eserleri post-izlenimci üslubunda olmuşsa da daha sonra en etkili Dada sanatçısı olmuştur. Académie Julian okulundan gelip etkisini günümüzün çağdaş sanatçılarına kadar sürdürmüştür. Siyasal görüş olarak bireyci anarşist olarak tanımlanabilir, I. Dünya Savaşı’na karşı çıkıp ABD’ye yerleşmiştir. Max Stirner’in görüşlerinden etkilenmiş, bu fikirleri kendi sanatsal ve bireysel gelişimi için birer dönüş noktası olarak kabul etmiştir.

1. Dünya Savaşı öncesinde birçok sanatçının eserini “retinal” yani sadece göze hitap eder bulmuş ve bunun yerine sanatı “yeniden zihnin hizmetine sunmak gerektiğini” söylemiştir. Doğal olarak Duchamp’ın tabu deviren tarzı, Dada hareketinin ilgisini çekmiştir.

1887 Rouen yakınlarında Blainville’de doğdu.

1897-1907 Rouen’deki Corneille Lycee’de felsefe, tarih, belagat, aritmetik, fen, İngilizce, Almanca, Latince ve Yunanca içeren ağır ve akademik bir eğitimden geçti. Bu yıllarda izlenimcilik (empresyonizm), simya (alkemi), gizemli bilimler (okültizm) ile ilgilendi. 1904’te Paris’i ziyaret etti.

1908 Courrier Français gazetesinde çalıştı.

1910 Fovizm ile ilgilendi. Francis Picabia ile tanıştı.

1911 Futurizm, Orfizm ve biçim ayrışması uygulamaları ile ilgilendi. “Symbolic Overtones” çalışmaları yaptı. Simya ikonografisi “Bahar” adlı resmini etkiledi. Albert Poisson’un “Simyacıların Teorileri ve Sembolleri” adlı kitabı ile içiçeydi. Kübistlerin “Section d’Or” grubu ile çalışmaya başladı.

1912 İki aylığına Münih’i ziyaret etti. “Merdivenden inen çıplak” adlı tablosu, Section d’Or sergisinden reddedildi. Temmuz ayında “Büyük cam”ın ilk eskizlerine başladı.

1913 St. Genevieve kütüphanesinde çalıştı. “Zaman ve Mekanı Ölçülendirme Sistemi”ni geliştirdi. “Şansın Yasaları” nı konu alan müzikal kompozisyonlar yazdı. New York’a gitti. Dev “Armory Show” sergisine “Merdivenden inen çıplak” ile katıldı. Resim skandal yarattı.

1914 İlk “Ready-Made”ini yarattı.

1915 Yeniden New York’a gitti. Francis Picabia ile buluştu. Arensberg ve Stieglitz’in katkılarıyla çağdaş sanat sergisini açtı. “Büyük Cam” üzerine çalışmaya devam etti. New York Dada hareketinin merkez katılımcısı oldu. Zürih Dada ile bağlantı kurdu.

1917 “Dada ve Anti-Sanat kuramları doğrultusunda, Anti-Sanat niteliği taşıyan çalışmalar yaptı. “Bottle Rock”, “L.H.O.O.Q.” gibi manifestolarından sonra, New York’taki bir sergiye “R. Mutt” takma adıyla “Çeşme” ismini verdiği porselen bir idrar kabıyla başvurdu ve reddedildi.

1918 New York Dada ile Zürih Dada’nın biraraya gelmesini sağladı.

1921 Saçını kuyruklu yıldız (komet) biçiminde kestirdi. Her türlü sanatsal rekabetten ve kendini kanıtlama çabasından çekildi. Satrançla uğraşmaya başladı.

1926 Man Ray ve Marc Allegret ile beraber “Anemik sinema”yı yaptı.

1934 “Kendi güveyleri tarafından çırılçıplak soyulan gelin” ya da “Büyük cam” adlı toplu çalışmayı yayımladı. New York ve Paris çağdaş sanat sergileri gibi bazı organizasyonlara yardım etmek dışında hiçbir sanatsal etkinlikte bulunmadı. 1920’lerden beri büründüğü içine kapanık tavrı daha da arttı.

1947 Paris’teki Sürrealizm sergisinin gerçekleşmesine büyük yardımı dokundu.

1967 Rouen müzesinde, kardeşleri yontucu Raymond Duchamp-Villon, ressam Gaston Duchamp ve ressam Suzanne Duchamp ile beraber retrospektif sergisi açtı.

1968 Neuilly’de öldü. Daha sonra hayatının son yıllarını ve daha önceki çalışmalarını özetleyen ikinci bir asamblaj açıklandı.

Kaynak :

Özel Nar Sanat Eğitim Kursu Resim Derslerimiz için lütfen irtibat kurunuz.Detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Bildiğiniz gibi sizlere çok yakınız.  Bakırköy’ün merkezinde bulunan; Otobüs duraklarına 5 dakika minibüslere ise 1 dakika mesafede olması açısından sizleri yormayacak ve kolay ulaşabileceğiniz bir sanat merkezi konumundadır. Örneğin Ataköy, Florya, Yeşilköy, Yeşilyurt, Bahçelievler, Bağcılar, ikitelli, Atakent, Zeytinburnu, Sefaköy, Küçükçekmece, Halkalı toplu konutlar, Yenibosna, Güngören, Bahçelievler, Soğanlı, Cennet Mahallesi, Avcılar, Başakşehir, Bahçeşehir gibi semtlerden kolaylıkla ulaşabilirsiniz.

Dünyaca ünlü yan flüt sanatçısı Massimo Mercelli ile Oscar ödüllü piyanist ve besteci Luis Bacalov ikilisi; 28 Ağustos 2012, Salı akşamı saat 21:30’daSide 12. Uluslararası Kültür ve Sanat Festivali kapsamında konser verecekler. Sevilen film müziklerini sanatseverler için, tarihi Apollon Tapınağı’nda seslendirecekler.

 Avrupa Festivaller Birliği (EFA) yönetim kurulu üyeleri arasında da yer alan dünyaca ünlü flütist Massimo Marcelli ve sinema filmlerinin müzik kompozitörlüğünü de yapan ünlü piyanist Luis Bacalov; Apollon Tapınağı’nda verecekleri konserde, sanatseverleri film müziklerinde bir yolculuğa çıkartacak.
André Jaunet ve Maxence Larrieu ile flüt okuyan, henüz 9 yaşındayken Venedik Teatro la Fenice’de ilk konserini veren Massimo Marcelli; Francesco Cilea, Concorso Internazionale Giornate Müzikali ve Concorso Internazionale di Stresa ödüllerinin sahibi. Buenos Airesli dünyaca ünlü piyanist-besteci Luis Bacalov ise; İtalyan yapımı “Il Postino” filmi ile 1996 yılında “En İyi Müzik” dalında kazandığı Oscar ödülünün yanı sıra, iki BAFTA ödülüne layık görülen başarılı bir müzik kompozitörü.
Bu yıl Side Belediyesi tarafından 12.’si düzenlenen, 2010 yılında Avrupa Festivaller Birliği’ne (EFA) kabul edilen Side Uluslararası Kültür ve Sanat Festivali; 25 Ağustos – 30 Eylül 2012 tarihleri arasında düzenleniyor. Sanat yönetmenliğini, önceki yıllarda olduğu gibi Remzi Buharalı’nın üstlendiği festival, Side Antik Tiyatrosu’nda ve Apollon Tapınağı’nda ücretsiz olarak sanatseverlerle buluşuyor.
Kaynak(…)

Bu sene dördüncü kez düzenlenecek Sinop Bienali, bugün Sinop Tarihi Cezaevi’nde açılacak sergiyle başlıyor. 

İstanbul’dan sonraki en büyük bienal olan Sinopale başlıyor. Tema: ‘Gölgenin Bilgeliği: Bozulmuş Bilgi Çağında Sanat’


Türkiye ’nin İstanbul ’dan sonra ikinci bienali olma özelliği taşıyan etkinliğin bu yılki teması, kavramsal çerçevesi küratör Işın Önol tarafından hazırlanan ‘Gölgenin Bilgeliği: Bozulmuş Bilgi Çağında Sanat’ olacak. Yerel halkın sanat üretimine aktif olarak katılmasıyla ön plana çıkan Sinopale’de bu yıl, bir çağdaş sanat sergisinin yanı sıra performanslar, gösteriler, atölye çalışmaları, çalıştaylar, seminerler, açık oturumlar, gençlik ve çocuk etkinlikleri yer alıyor.

Sinopale çağdaş sanat sergisinin bu yılki küratörleri Aslı Çetinkaya, Elke Falat, Işın Önol, Dimitrina Sevova, Janet Kaplan, Beral Madra, Sean Kelly, Associazione E (Francesco Ragazzi & Francesco Urbano), Jacqueline Heerema ve Ana Riaboshenko olacak. Etkileşimli sanat yapıtlarıyla tanınan California’lı sanatçı Ashley Hunt da Sinop’ta çalışarak özel bir yapıt gerçekleştirecek.

12 Eylül ’e kadar devam edecek
12 Eylül ’e kadar sürecek bienalde yapıtlarını görebileceğimiz diğer sanatçılar arasında ise Alpin Arda Bağcık, Berglind Hlynsdottir, Bernd Oppl, Brigitta Bodenauer, Cat Tuong Nguyen, Eléonore de Montesquiou, Francesco Bertele, Hande Varsat, İnsel İnal, Karen Geyer, Köken Ergun, Liddy Scheffknecht, Monika Drozynska, Özlem Sulak, Quynh Dong, Riikka Tauriainen, Shilpa Ghupta, Stefanie Wuschitz ve Sümer Sayın gibi isimler var.

12 Eylül ’e kadar sürecek bienal kapsamında başta Sinop Tarihi Cezaevi olmak üzere Lonca Kapısı, Pervane Medresesi, Sinop Müzesi, Sinop Üniversitesi, Dr. Rıza Nur Kütüphanesi, Buzhane Binası gibi binalarda ve açık alanlarda gerçekleşecek görsel sanat sergilerinin yanı sıra Sinopale Akademi, Sinopale Forum, Sinopale Residency kuram ve uygulama atölyeleri, uluslararası toplantı ve açıkoturumlar düzenlenecek.

Mardin Bienali eylülde
Küratörlüğünü Paolo Colombo ve Lora Sarıaslan’ın yaptığı 2. Mardin
Bienali, bu yıl 21 Eylül-21 Ekim tarihlerinde gerçekleşecek. Başlığı ‘İkinci Bakış/Double Take’ olarak belirlenen bienal, kavramsal çerçevesiyle bugünün görsel kültürünü Mardin’in dokusuyla birleştirerek, bölgenin ruhuna güncel sanatı aşılamayı amaçlıyor. 21 Eylül Cuma günü Tokmakçılar Konağı’nda açılışı yapılacak 2. Mardin Bienali, aralarında Fikret Atay, Sami Baydar, Edy Ferguson, Mona Hatoum, Hrair Sarkissian, Murat Şahinler, Shahzia Sikander ve Pae White’ın da olduğu 30 sanatçıyı ağırlayacak.

Detay için : http://sinopale.org/

Kaynak : [-]

1950 yılında İstanbul’da doğdu.1975’de Devlet Tatbiki Güzel  Sanatlar Y.O  Grafik Sanatlar Bölümü’nden mezun oldu.(Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi)

 

Öğrencilik yıllarından askere gittiği 1977 yılı sonuna kadar,çocukların hayal dünyasını güzelleştiren eserlerle illüstrasyonlar çizerek güzel işlere imzasını attı.Bu çalışmalarla ödüller kazandı.

 

İlk kişisel sergisini,’’Doğa ile Haşır,Neşir’’ Taksim’de açtı.

 

Hep öğretti,öğrendi üstelik, öğrendiklerini paylaştı eşsiz kalemiyle…

59 kişisel sergi ve 100’ün üzerinde karma sergiyle paylaştı sevgisini,1989 yılında çocuklara televizyondan resim sevgisini aşıladı.Unicef kartpostalları eklendi sonra başarısına,hayallerini ve o hiç büyümeyen çocuğu anlattı eserlerinde.

 

1992 yılında ‘’Son Kırk Yılın Çocuk Resimlerine Katkı Ödülü’’ verildi Çocuk Vakfı tarafından,

 

2001 yılı INEPO’nun  ilk kez dağıttığı ‘’Çevre Sanat ‘’ ödüllerinden,Resim ödülüne layık görüldü.60.Sergi ‘’İŞİM,AŞKIM,HOBİM’’ ile özetledi belki de hayatını,

Resim ile ihtiyacımız olan ve unutmaya yüz tutmuş,’’çevre’’,’’barış’’ olgusunu yaşattı bizlere,Özgün sanat anlayışı ile geleneksel hat sanatı arasında grafiksel ilişkiler aradığı kompozisyon çalışmalarını illüstrasyon  çalışmalarıyla birleştirdi.

 

Kızı Perincan Yalnızcık ,sanat ile yoğrulan ruhuyla babasının yolunda ilerlemekte ,

 

İyi ki varsınız Reha Yalnızcık…

 

Mutlu Senelere …

 

21. yüzyılın başlarında giderek gelişen iletişim teknolojileri, özellikle sanat gibi medyalar üzerinde kaçınılmaz ve geriye dönüşü olmayan bir etkide bulunmaktadır. Bazı çevreler hala daha heykelin yerleştirmeye dönüşmesini yadırgarken, bugünün sanatı video-artlar, ses enstalasyonları, ışık enstalasyonları ile şekillenmektedir. Sanatçıların teknolojiye başvurması yeni değil. 19. yüzyılda fotoğraf makinesi ortaya çıktığında sanat camiasında yarattığı etki ve tartışmalar uzun bir zaman sürmüştür.

Teknolojinin olumlanması ve içselleştirilmesi, sanatçının düşünsel temeline dayanan bir dayanıklılık unsuruyla desteklendiğinde ortaya konulan işler, üretim biçimi ve süreci ne olursa olsun, daha güçlü anlam ve mecaz unsurları içermektedir. Bir yandan üretenin ele geçirdiği olanakların giderek klasik sınırları zorlaması, öte yandan iletişim teknolojilerinin tüketim olgusunu koşullandıran ve sanatı seçkinci bir yapıda tutmaya çalışan müze, galeri, koleksiyon gibi mekan kavramlarını yeniden sorgulamaya bırakması –üretenin yeniden mekan yapılandırmasını öngörmesi ve düzenlemesi dışında- ve sanatçının bunlara ilişkin bilinç altına sinmiş değer yargılarını giderek yitirmesi sanatın kavramsal değişimler yaşamasına sebep olmaktadır.

Günümüzün yeni medyası internet, bilginin yönetiminin ele geçirilerek yönetilip yönlendirilmesi tehlikesi bir yanda tutulduğunda, belki de paylaşım ve sanatsal tüketim olgusunun en yoğun var olduğu bir alan olarak belirmektedir.  Nasıl ki ortaya çıkışıyla birlikte yeni sanat akımlarını doğuran fotoğraf, sanayi çağının göz bebeği ve popüler kitle sanatlarından en önemlisi olduysa, belki de “fotoğraf sonrası” (post-photographic) çağın göz bebeği de bilgisayar ve internet olacaktır.Bilgisayar teknolojisinin bu denli önem kazanması, bazı sanatçıların tekniklerine yardımcı olması için bilgisayar programlarını tercih etmelerine, bazılarının ise sanatsal üsluplarını teknoloji üzerine inşa etmelerine neden olmuştur. Bu noktada karşımıza “Dijital Sanat” kavramı çıkmaktadır.Dijital sanat veya sayısal sanat, genel anlamda üretilişinde bilgisayarın rol aldığı, fiziksel olmayan nesnelerin üretilmesiyle gerçekleşen sanat biçimine denmektedir. Bu süreçte bilgisayar geleneksel anlamda bir yardımcı araçtan, vazgeçilmez bir ortak yaratıcı konumuna kadar uzanan tayfın herhangi bir yerinde bulunabilmektedir. Sürecinde bilgisayarın sadece alışılageldik kullanımının rol aldığı işler genelde bu sınıflandırmaya alınmamaktadırlar. 1990’lardaki dijital devrim sonrasında artış gördüğümüz dijital sanat üretimi, sanat çevreleri ve müzeleri tarafından kabul görmüş, internet sanatı ve yazılım sanatı gibi dallar sanat müzelere girmiştir. Dijital sanat, ‘yeni medya sanatı’ olarak adlandırılmaktadır.
Dijital tekniklerin sağladığı imkânların çeşitliliği, sanatçılara bunları araç, ortam veya konu olarak kullanabilme seçimi yaratmıştır. Dijital sanat eseri, dijital olarak kaydedilmiş bir resim verisi, bir hiper-metin (hypertext), bir veritabanı veya bir program olabilir. Geleneksel sanat eserinin aksine, insan tarafından algılanan biçimiyle sanat objesi aynı şey değildir. Temel biçim, teknik bir ortam yoluyla insan tarafından görülür/duyulur/hissedilir hale getirilir. Bu “yeniden sunum”un biçimi sanat eseriyle değil, onu insana ileten teknik ortamla bağlantılıdır. Günümüzün dijital sanatüretimindeki en önemli isimlerden biri Amerikalı Shawn Brixey’dir. 1961 doğumlu Brixey, 1998 yılında Japonya’daki Nagano kentinde gerçekleşen Kış Olimpiyatları için “Alchymeia” adlı işini yapmıştır. Video bioart enstalasyonunda, kanda meydana gelen steroidler ve Olimpik atletlerin idrarlarına etki eden dopingi kar tanelerine empoze ederek, doğada bulunamayacak nitelikte kar taneleri meydana getirmiştir. Bu sayede, yarattığı kar tanelerini milyonlarca kez kopyalayarak farklı büyüklüklerde ve renklerde buz kristalleri elde etmiştir. Biyolojik materyallerle kristallerin atomik yapılandırmalarının nasıl şekillendirilebileceğini ve onların gözle görülemeyecek hareketlerini videosunda göstermiştir.Brixey’in bir diğer çarpıcı eseri ise “Chimera Obscura”. Chimera Obscura, Berkeley Museum’un küratörü Richard Rinehart ile beraber yürütülen bir çalışma sonucu yaratılmış ve 2002 yılında “Genesis – Contemporary Art Explores Human Genomics” sergisinde yer almıştır. Chimera Obscura, organizmaların multi-user data sürücüsü ile genomik araştırmaların yapımını inceleyen bir eserdir. Eser, bir tele-robot sayesinde izleyicinin parmak izini almaktadır. Shawn Brixey, eserlerinin çoğunu yüksek enerji, ultrases, sonokimyasal ve plazma fizik gibi unsurları kullanarak, şiirsel bir metaryal yaratma arayışına girmektedir.H.G. Hovagimyan ve Peter Sinclair’in “Shoot” adlı interaktif, üç boyutlu ses entalasyonu ise dijital sanat için diğer bir ilginç örnek… “Shoot” adlı enstalasyonla, sanatçılar izleyiciyi video oyunlarındaki kazanma – kaybetme hırsı duygularını yeniden deneyimletmek için tasarlamış. Özellikle yeni neslin video oyunlarına olan düşkünlüğü ve bu oyunların çoğunluğunun savaş, öldürme – yaralama gibi şiddetten beslenmesi, sanatçıların altını çizmek istedikleri asıl noktayı oluşturuyor çünkü Shoot savaş karşıtı bir iş. Hata yapmamaya dayalı video oyunlarının insanın üstünde yarattığı fiziksel ve duygusal baskıyı, bu eserin içine girdiğinizde de hissedebiliyorsunuz. Kırmızı ışığın sizi sürekli takip etmesi ve üstünüze gelmesi, size engel teşkil ediyormuş hissi, surround ses sistemi bu gerilimi daha da arttıran bir unsur.Sosyal davranışlarla şekillenen yapı sistemlerine ilgi duyan Angela Bulloch’un enstalasyonları, ışık ve ses gibi yan unsurlarla şekilleniyor. Bulloch’un işlerini okumak için sanattan, edebiyattan, sinemadan ve müzikten faydalanmak gerekir. Onun multidisipliner enstalasyonlarındaki, şiddet, duygusallık ve mizah izleyiciyi enstalasyonun içine çeker. Tam da bu noktada sanatçı, biyogeribildirim sistemlerine başvurur. Onun içi önemli olan eser ile izleyicinin interaktif bir bağ kurması ve birbirlerini şekillendirmesidir. 1997 yılında Turner Ödülü’ne aday gösterilen Bulloch, işlerini meydana getirirken yapı taşı olarak, günlük hayatımızda sürekli karşımıza çıkan, dijital imajın en küçük görsel elementi olan pikselleri kullanmaktadır. Sanatçının son yapıtlarından biri olan “Progression of 8 Perverted Pixels” Eylül ortasında Akbank Sanat’ta açılacak olan sergide yer alacak. “Progression of 8 Perverted Pixels” adlı işinde pikselin form değiştirirken yani başka bir görüntü yaratmak için geçiş yapan hali yansıtılıyor.*Enstalasyon nedir?

Yerleştirme ya da enstalasyon, geleneksel sanat eserlerinden farklı olarak, çevreden bağımsız bir sanat nesnesi içermeyip belirli bir mekân için yaratılan, mekânın niteliklerini kullanıp irdeleyen ve izleyici katılımının temel bir gereklilik olduğu sanat türü. Kapalı veya açık mekânlarda yapılabilir.

Kökleri kavramsal sanat ve hatta 20. yüzyıl başındaki Marcel Duchamp’ın hazır-yapımları ve Kurt Schwitters’e kadar giden enstalasyon, diğer adıyla yerleştirme sanatı, çağdaş sanatta mimarlık ve performans dışında birçok başka görsel sanat disiplininden de destek alan melez (hibrid) bir tarzdır. Uygulanmasında sanat eserinin sergileme veya gösterim aşamalarını vurgulayan yerleştirme, 1970’lerde şekillenmiştir.

1960’ların ABD ve Avrupa’sında asamblaj (‘assemblage’) ve çevre terimleri sanatçıların belli bir mekânda bir araya getirdikleri malzemeler için kullanılsa da yerleştirme tabiri sadece eserlerin sergilenme şekli, örneğin resimlerin duvara ne şekilde ve nasıl bir düzende asıldığını ifade etmek için kullanılıyordu. Zamanla galeri mekânının farkındalığı ile ve sanat eserinin mekândan bağımsız gözlenemeyeceği/tecrübe edilemeyeceği fikriyle yerleştirme şekli ve mekân ön plana çıkarılmaya başlanmıştır.

1960’larda ‘bir çevre olarak sanat eseri’ fikri, izleyicinin sadece bakmakla kalmayıp dünyada yaşadığı gibi sanat eserinin içinde ‘yaşaması’, hatta zaman zaman onun bir parçası olması beklentisini getirdi. Bu konudaki önemli kişilerden biri Robert Smithson’dır. Yer (daha büyük bir mekân içinde belirli bir yer) ve yer-olmayan (bu yerin galeride fotoğraf, harita, çeşitli malzeme ve dokümanlarla tekrardan sunumu) arasında bir ayırım yapmıştır. Bu ayrım önemliydi çünkü Smithson ve Michael Heizer, Nancy Holt, James Turrel ve Walter de Maria gibi diğer arazi sanatçıları galeri dışında çalışmalarına rağmen işleri galeri sistemi tarafından sağlanan çerçeveye bağımlı kalmıştır. Smithson, yer ve yer-olmayan arasındaki on farkı aşağıdaki şekilde belirlemiştir.

Teknoloji ve sanat aşkının gösterdikleri;

 Tokyo’da yaşayan Japon sanatçı Xhxix’in eserleri, teknoloji ve sanatın doğru noktada buluşmasının harika birer örneği.Xhxix’in Photoshop’tan yararlanarak oluşturduğu dijital çizimlerinde kullandığı figürler, genellikle genç erkeklerden oluşuyor.Sanatçı, etkileyici detaylara sahip bu figürleri yaralar, geometrik desenler ve çiçeklerle donatıyor.Yapıtları üzerinde fazla konuşmayan Xhxix, onları yoruma açık bırakmayı tercih ediyor.
 
Kaynak(…)

Bir süredir akciğer kanseri nedeniyle tedavi gören usta tiyatro sanatçısı Müşfik Kenter yaşama veda etti…

Usta tiyatro oyuncusu Müşfik Kenter bugün saat 16. 30 sularında yaşamını yitirdi.

Kenter, bir süre önce akciğer kanseri ve buna bağlı gelişen akciğer enfeksiyonu nedeniyle tedavi altına alınmıştı.

Tedavi gördüğü hastaneden yapılan yazılı açıklamada Kenter’in solunum ve dolaşım yetersizliği nedeniyle hayatını kaybettiği belirtildi.

Müşfik Kenter için Cuma günü saat 10.00’da Kenter Tiyatrosu’nda tören yapılacak. Törenin ardından, Teşvikiye Camii’nde öğle namazına müteakip, Kilyos Mezarlığına defnedilecek.

SAHNEDE BİR HAYAT:
1932 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Müşfik Kenter, 1947’de Ankara Devlet Tiyatrosu Çocuk bölümünde tiyatroya başladı. Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nde eğitim gördü; okulu 1955 yılında yüksek derece ile bitirdi ve devlet tiyatrosuna girdi. Sanat yaşamı, devlet tiyatrosunda oynadığı Oğuz Ata oyunu ile başladı.

Kenter, 1959 yılında Devlet Tiyatrosu’ndan ayrıldı ve İstanbul’a giderek kardeşi Yıldız Kenter ile beraber Muhsin Ertuğrul ile çalıştı. Birlikte Küçük Sahne’de oyunlar sergilediler. Şükran Güngör ve Kamuran Yüce ile bu dönemde biraraya geldiler ve dörtlü olarak birlikte uzun yıllar tiyatro yaptılar.

Kenter Tiyatrosu
1960-1961 yılları arasında Site Tiyatrosu’nu kurdular. 1962’de adını Kent Oyuncuları olarak değiştirdiler. İki kardeş ve Şükran Güngör, 1968’de İstanbul’da Kenter Tiyatrosu’nun binasının inşaatını tamamladılar.

İngiliz Kültür Heyeti ve Rockefeller’den burslar alarak Amerika ve İngiltere’de tiyatro araştırmaları yapan ve incelemelerde bulunan Kenter, İngiltere, Amerika, Fransa, Almanya, Yugoslavya, Kıbrıs gibi bir çok ülkede oyunlar sergiledi.

Murathan Mungan’ın Orhan Veli şiirlerinden düzenlediği Bir Garip Orhan Veli isimli tiyatro oyunu 25 sene sergilendi.

Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı`ndan emekli olduktan sonra, Haliç Üniversitesi Konservatuvarı Tiyatro Bölümü Başkanlığı’nı ve Bakırköy Belediyesi Şehir Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmenliği görevlerinde bulundu.

Müşfik Kenter kimdir? 

Diplomat Ahmet Naci Kenter ve Olga Cynthia’nın oğlu olarak 1932 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. 1947’deAnkara Devlet Tiyatrosu Çocuk bölümünde tiyatroya başladı. Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nde eğitim gördü; okulu 1955 yılında yüksek derece ile bitirdi ve devlet tiyatrosuna girdi. Sanat yaşamı, devlet tiyatrosunda oynadığı Oğuz Ata oyunu ile başladı.

Müşfik Kenter, 1959 yılında Devlet Tiyatrosu’ndan ayrıldı ve İstanbul’a giderek kardeşi Yıldız Kenter ile beraberMuhsin Ertuğrul ile çalıştı. Birlikte Küçük Sahne’de oyunlar sergilediler. Şükran Güngör ve Kamuran Yüce ile bu dönemde biraraya geldiler ve dörtlü olarak birlikte uzun yıllar tiyatro yaptılar.

1960-1961 yılları arasında Site Tiyatrosu’nu kurdular. 1962’de adını Kent Oyuncuları olarak değiştirdiler. İki kardeş ve Şükran Güngör, 1968’de İstanbul’da Kenter Tiyatrosu’nun binasının inşaatını tamamladılar. Tiyatroyu yapmaları için tüm paralarını ortaya koymaları, büyük bir turne ile Anadolu’yu gezmeleri ve bir koltuk satma kampanyası ile destek toplamaları gerekmişti. Seyircilerin pek anlamayacağı düşünülen oyunları sahnelemekten çekinmediler.

İngiliz Kültür Heyeti ve Rockefeller’den burslar alarak Amerika ve İngiltere’de tiyatro araştırmaları yapan ve incelemelerde bulunan Kenter, İngiltere, Amerika, Fransa, Almanya, Yugoslavya, Kıbrıs gibi bir çok ülkede oyunlar sergiledi.

Murathan Mungan’ın Orhan Veli şiirlerinden düzenlediği Bir Garip Orhan Veli isimli tiyatro oyunu 25 seneden fazla süredir sergilemektedir. Bu oyun aynı oyuncuyla Türkiye’de en uzun süreli sergilenen eserlerden biridir.

Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı`ndan emekli olduktan sonra, Haliç Üniversitesi Konservatuvarı Tiyatro Bölümü Başkanlığı ve Bakırköy Belediyesi Şehir Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmenliği görevlerinde bulundu.

Sanatçı, tiyatro oyunculuğunun yanı sıra sinema oyunculuğu da yaptı. 1966 Antalya Film Festivali’nde, Bozuk Düzen filmiyle “en iyi yardımcı erkek oyuncu” ödülünü kazandı. Yerli, yabancı TV filmlerinde, belgesel ve reklamlarda seslendirme yaptı. Mehlika Kenter ve Gülsüm Kamu ile evlenip ayrıldı. Ölmeden önceKadriye Kenter ile evliydi. 15 Ağustos 2012 tarihinde saat 16:30 da akciğer kanseri nedeni ile tedavi gördüğü hastanede hayata gözlerini yumdu.

Ödülleri

  • 1966 – 3. Antalya Film Şenliği – En İyi Erkek Oyuncu – Bozuk Düzen
  • 1993 – Olağanüstü Yorum Ödülü – Konken Partisi
  • 1997 – 1. Afife Tiyatro Ödülleri – Muhsin Ertuğrul Özel Ödülü
  • 2002 – 6. Afife Tiyatro Ödülleri – En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • 2005 – 8. Uluslararası Kukla Festivali Onur Ödülü

Oynadığı bazı tiyatro oyunları

  • Nasrettin Hoca Birgün
  • Çözüm
  • Kuvayi Milliye
  • Huysuz İhtiyar
  • Anlat Şehrazat (Binbir Gece Hikayeleri)
  • Martı
  • Helen Helen
  • Martı
  • Lütfen Kızımla Evlenirmisin
  • İvanov
  • Nükte
  • Ramiz İle Jülide
  • Ver Elini Brodvey
  • Konken Partisi
  • Görünmez Dostlar
  • Van Gogh
  • Kim Kimi Kiminle
  • Kökler
  • Kahramanlar ve Soytarılar
  • Arzu Tramvayı
  • Vanya Dayı
  • Çöl Fresi
  • Buzlar Çözülmeden
  • Ders
  • İnsan Denen Garip Hayvan
  • Ayak Takımı Arasında
  • Sandalyeler
  • İçerdekiler
  • Salıncakta İki Kişi
  • Bedel
  • Üç Kız Kardeş
  • Bir Garip Orhan Veli
  • Üç Kuruşluk Opera
  • Kapıcı
  • Yarın Cumartesi
  • Öfke
  • Nalınlar
  • Mary-Mary
  • Antigone
  • Mikadonun Çöpleri
  • Cyrano De Bergerac
  • Hamlet
  • On İkici Gece
  • Deli İbrahim

Sinema filmleri

  • Dişi Kurt (1960)
  • Sessiz Harp (1961)
  • Dişi Örümcek (1964)
  • Murtaza (1965)
  • Şetanın Kurbanları (1965)
  • Sevmek Zamanı (1965)
  • Bozuk Düzen (1966)
  • O Kadın (1966)
  • Üç Arkadaş (1971)
  • Seni Kalbime Gömdüm (1982)
  • Hayallerim Aşkım ve Sen (1987)
  • Rumuz Goncagül (1987)
  • Piano Piano Bacaksız (1990) (sesiyle)
  • Lebewohl, Fremde (1991)
  • Moon Time (1994)
  • Dar Alanda Kısa Paslasmalar (2000)
  • Amerikalılar Karadeniz’de 2 (2007)

Oynadığı televizyon dizileri

  • Avrupa Yakası(2009)
  • Mevlana Aşkı Dansı
  • Sessiz Gemiler
  • Elveda Yabancı
  • Çöl Faresi (1977)
  • Emekli Başkan (1979)
  • Geçmiş Bahar Mimozaları (1989)
  • Ateşten Günler (1988)
  • Gecenin Öteki Yüzü (1987)
  • Kurtuluş (1994)
  • Hayat Bazen Tatlıdır (1996)
  • Şapkadan Babam Çıktı (2003)
  • Zümrüt (2004)
  • Kapıları Açmak (2005)

Seslendirme

  • Tatlı Kahramanlar 1970’li yıllarda TRT televizyonunda ünlü çizgi film dizisi Tatlı Kahramanlar’da Gıcır ile Bıcır adlı bölümde kedi Tırmık’ı seslendirdi.
  • ALF, televizyon dizinde sevimli uzay yaratığı “Alf” karakterini seslendirdi.
  • Piano Piano Bacaksız. Tunç Başaran’ın yönetiği filmde dış ses olarak filmi, filmin küçük kahramanı Emin Sivas’ın ağzından seslendirmişti.
  • Galatasaray Futbol Kulübü’nün 2288 Forma ve Koleksiyon lansmanları sitesinde Galatasaray tarihini seslendirmiştir.
  • Angry Beavers adlı çizgi dizide Norbert’ı seslendirdirmiştir
  • Orhan Veli şiirleri

Kaynak (…)

Kaynak (…)