Şunun için etiket arşivi: sanat

Rivayete göre; kötü ve mutsuz geçirdiği çocukluk dönemi, yalnızlığı, sağlık problemleri -özellikle sağır oluşu- Beethoven’ı hayata küstürmüştür. İntihara karar verir ve hatta vasiyetini bile hazırlar. Ancak görme engelli küçük bir kız, Beethoven’a yaşama bakışını tamamen değiştirecektir. Gözleri görmeyen genç kızın ayışığını hiç görememiş ve göremeyecek olması Bethooven’ı fazlasıyla derinden etkiler. Ve yaşama yeniden bağlanmasına en büyük sebep olur.

Ludwing van Beethoven1

Bir gün Beethoven, bir arkadaşı ile birlikte Viyana sokaklarında dolaşmaya çıkmıştır. Tam o esnada bir apartmandan piyano sesi geldiğini duyar ve kafasını kaldırıp bakar. Apartmanın ikinci katındaki cam açıktır ve Beethoven’ı büyüleyen ses oradan gelmektedir. Arkadaşına, çalan kişinin muhteşem çaldığını ve onu görmesi gerektiğini söyler.

Birlikte ikinci kata çıkıp kapıyı çalarlar. Kapıyı açan kadın, Beethoven’ı hemen tanır ve şok olur. Beethoven, piyano sesine geldiğini, çalan kişiyi çok merak ettiğini ve muhakkak görmek istediğini söyler. Kadın, piyanoyu çalanın kızı olduğunu ve tanışmaktan mutlu olacağını belirterek Beethoven ve arkadaşını içeri alır. Beethoven, piyano çalan kızın olduğu odaya girer. Annesi kıza, Beethoven’ın geldiğini söyler ve küçük kız çok heyecanlanır, hemen ayağa kalkar, fakat kız görme engellidir. Bunu gören Beethoven ise, “Lütfen benden bir şey isteyin.” der, maddi bir şey isteyeceklerini düşünerek. Kızın cevabı şu olur; “Ben hiç ayışığı görmedim, bana ayışığını anlatır mısınız?” Bu durumdan etkilenen Beethoven, bunun üzerine piyanonun başına geçer ve Ayışığı Sonatı’nı(Moonlight Sonata), doğaçlama olarak besteler.

“Bu hikaye tamamen rivayettir. Gerçek olup olmadığı kesin olarak bilinmemektedir.”

 

Kaynak : onedio.com

İş Bankası  partnerliğinde düzenlenecek 14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, anime tutkunlarını mutlu edecek 2 filmle geliyor

Miyazaki_Ghibli

Miyazaki

Anime ustası Isao Takahata’nın 14 yıl aradan sonra çektiği ilk film “The Tale Princess of Kaguya/Prenses Kaguya Masalı” ve Miyazaki’nin hayatının yanı sıra Ghibli Stüdyoları’nın kapanması haberinin gerisinde yatanları anlatan “The Kingdom of Dreams and Madness/Düşlerin ve Çılgınlığın Krallığı”, Türkiye’de ilk kez !f İstanbul’da gösterilecek.

 Isao Takahata

Isao Takahata

70’lerin kült animasyonu Heidi’nin yönetmenliğinin yanı sıra “Grave of the Fireflies”, “Only Yesterday”, “My Neighbors the Yamadas” gibi pek çok kült animeye imza atmış Isao Takahata’nın 14 yıl aradan sonra çektiği ilk film de olan “The Tale Princess of Kaguya/Prenses Kaguya Masalı”, yaşlı bir çiftin ormanda bulup büyüttükleri sihirli bir bebeğin masalsı hikâyesini anlatıyor. Pek çok eleştirmenin hayranlıkla karşıladığı ve gerçek bir sanat eseri olarak nitelendirip yılın en iyi animasyonu saydıkları film, Ghibli Stüdyoları’nda sırf elle çizilerek ve sulu boyayla renklendirilerek yaratıldı.

Festivalin Ghibli Stüdyoları’na selam gönderdiği bir diğer film ise, “Oyun” bölümünde gösterilecek “The Kingdom of Dreams and Madness/Düşlerin ve Çılgınlığın Krallığı”. Anime dünyasının ustası Hayao Miyazaki’nin hayatını konu alan film aynı zamanda, “Spirited Away”, “My Neighbor Totoro”, “Princess Mononoke” gibi anime klasiklerini yaratmış Ghibli Stüdyoları’nın artık üretimleri durduracağı açıklamasının ardında yaşananları anlatmasıyla da türün tutkunlarını heyecanlandıran bir belgesel.

İş Bankası partnerliğinde düzenlenecek 14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 12-22 Şubat 2015 tarihlerinde İstanbul’da, 26 Şubat-1 Mart 2015 tarihlerinde ise Ankara ve İzmir’de gerçekleştirilecek.

arkeolojiTürkiye’nin ilk restorasyon, arkeoloji ve müzecilik teknolojileri fuarı Şubat ayında gerçekleşecek. Fuar, dünya çapında uzmanları ağırlayacak.

Oldukça uzun bir isme sahip yeni bir kültür fuarı yakında İstanbul’da meraklılarıyla buluşacak: ‘Heritage 2015 Restorasyon, Arkeoloji ve Müzecilik Teknolojileri Fuarı ve Konferansları’. Lütfi Kırdar Uluslar arası Kongre ve Sergi Sarayı’nda yapılacak olan fuarın tarihleri ise 5-7 Şubat 2015 olarak belirlendi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü ve UNESCO Türkiye Milli Komisyonu’nun destekleriyle düzenlenen organizasyonda, Türkiye’de ‘Kültürel Miras’ eğitimi-yönetimi, belgelemede yeni yöntemler, sergilemede ve teşhirde yeni araçlar, arkeolojide yeni teknikler, konservasyon ve restorasyon teknikleri, yeni uygulamalar ve müzecilik teknolojileri gibi ana başlıklar yer alacak.

Konferans ve eğitimlerin yanı sıra, film gösterimleri, sergiler, gezi programları ve küçük çaplı konserler de planlanıyor.

Öğrenciler, akademisyenler ve özel sektörde yatırımcı olarak bu alanlarda çalışanlar için önemli bir boşluğu dolduracak olan fuar aynı zamanda, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı yürütülen kazılar için de farklı olanaklar sunacak.

Kaynak: Al Jazeera

Yarışma için son başvuru tarihi 12 Aralık 2014.
zeytinburnu ve tfsf

Tarih : Son Başvuru Tarihi: 12 Aralık 2014

Zeytinburnu: Tarihi, insanı ve konumu itibariyle tek başına bir anlam ifade etmektedir. Mekânsal açıdan yarışmaya gönderilen fotoğrafların, İstanbul ilinin Zeytinburnu ilçesine ait olduğunun anlaşılması gerekmektedir.

Ünlü İngiliz ressam Joseph Mallord William Turner’ın “Aventine Tepesi’nden Roma” adlı eseri, açık artırmada 47 milyon dolara alıcı buldu. Tabloyu satın alan koleksiyoncu, artırmaya telefonla katıldı.

Turner-Modern Roma

İngiliz ressam Joseph Mallord William Turner’ın “Aventine Tepesi’nden Roma” adlı eseri, Sotheby’s Müzayede Evi’nde satışa sunuldu.

Müzayede evi, 92X125 santimetre boyutlarındaki eserin, çekişmeli geçen açık artırmaya telefonla katılan bir koleksiyoncu tarafından 47 milyon dolara satın alındığını açıkladı.

Müzayede Evi, 25 milyon dolar değer biçilen eserin şimdiye kadar hem Turner’ın, hem de 20. yüzyıldan önce yaşamış İngiliz sanatçıların en yüksek fiyata satılan tablosu olduğunu belirtti.

Joseph Mallord William Turner, 1828’de tamamladığı eserini 1836’da Londra’daki Kraliyet Akademisi’nde sergilemişti.

Modern Roma

Turner’ın, arkadaşı ve patronu Hugh Andrew Johnstone Munro’ya hediye ettiği eser, sadece bir kez el değiştirmişti. V. Rosebery Kontu, Munro’nun ölümünün ardından 1878’te eseri satın almıştı.

“Işığın ressamı” olarak da bilinen Turner’ın “Modern Roma” adlı eseri, 2010’da Sotheby’s Müzayede Evi tarafından düzenlenen açık artırmada J. Paul Getty Müzesi tarafından 45 milyon dolara satın alınmıştı.

İletişimci Nizam Eren’in ‘Türkiye sinemasının 100. yılında 100 film’ düşü gerçek oldu. Yarın gösterime girecek dört yerli yapımla birlikte 2014 yılında vizyon gören yerli film sayısı 100’ü buldu. Yıl sonuna kadar bu sayının 107’ye ulaşması bekleniyor.

kırımlı-filmi

‘Sinemanın 100 yılında 100 film’ düşü gerçek oldu. Bu hafta gösterime çıkacak dört filmle 100’üncü film de vizyona girmiş olacak. Gelecek haftalarda vizyona girecek ‘Kırımlı’, ‘Yağmur: Kıyamet Çiçeği’ ve ‘Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku’ gibi filmlerle birlikte 2014 yılı içinde gösterime giren yerli film sayısının 107’yi geçmesi bekleniyor.
2013 yılında 87 yerli film için 28 milyon bilet satılırken 2014 yılı için kesinleşmese de 107 filme 32 milyona yakın bilet kesileceği öngörülüyor. Şu ana dek kesilen bilet sayısı 29.5 milyon.

Gösterime giren yerli film sayısı:
2000 yılında: 8
2005 yılında: 28
2010 yılında: 66
2014: Tahmini 107 film vizyon bulmuş olacak.

Digital teknolojinin gelişmesi ve filmlerin hammadeye gereksinim duymaması, laboratuvarlarda filmlerin rehin kalmaması, salon sayısının artması, genç nüfus, sosyal medyanın yaygınlaşması, ‘bir bilete bir bilet bedava’ kampanyaları, akıllı telefonlarla her şeye kolayca ulaşılması gibi birçok neden film sayısının artmasına, dolayısıyla salonlara talebi doğuruyor. Bu talep yeni salonlar açmaya zorlanırken bir çok kasaba ve şehirde yeni salonlarla filmler ‘son tüketiciye’ kolayca ulaşabiliyor.

Ancak anımsatmakta yarar var. DVD’den, Blue Ray’den film gösteren salonların da olduğunu ve bunların da ‘eser işletme belgesi’ aldığı taktirde ‘ sinema eseri’ sayıldığını unutmayalım. Rakam işte böyle büyüyor. Zira 5 ve altında sinemada gösterilen tam 9 film var.

’100. yılda 100 film’ klişesini 2013 yazında bir yazımda kullandım ve ilk olduğumu sanıyorum. Ancak ’100. Yılda 100 film’ aslında eski Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’a aittir ama maalesef bunu dillendirecek zaman ve fırsat bulamadan bakanlıktan ayrıldı. İlk kullandığı yer ise Teşvikiye Camii’nin bahçesiydi. (Yılmaz Atadeniz’in kulakları çınlasın.)

Yazı: NİZAM EREN  Kaynak :[-]

marmaris-fotograf-festivaliMarmaris’te bu yıl ilki düzenlenen Uluslararası Marmaris Fotoğraf Festivali’nde, “Altın İnci Fotoğraf Ödülleri” sahiplerini buldu.

İlçenin doğal güzelliklerinin fotoğraf sanatçıları tarafından keşfedilerek geniş kitlelere tanıtılması amacıyla düzenlenen festivale aralarında yabancıların da bulunduğu yaklaşık 700 fotoğrafçı katıldı. Marmaris’in değişik yerlerinde 6 gün boyunca çok sayıda panel, sunum, sergi, atölye çalışması ve fotomaraton etkinliklerinin yapıldığı festivalin son günü düzenlenen galayla ödüller dağıtıldı.

İçmeler Mahallesi’ndeki bir otelde düzenlenen programda Altın İnci Fotoğraf Ödülleri sahiplerini buldu. Altın İnci büyük hizmet ödülü Prof. Dr. Sabit Kalfagil’e, amatör fotoğrafçılığa katkı ödülü Reha Bilir’e, haber fotoğrafçılığı ödülü Ali Öz’e, özel yetenek ödülü Kürşat Bayhan’a, akademik proje ödülü Doç. Dr. Emre İkizler’e, sektörel başarı ödülü Saygun Duran’a ve sosyal sorumluluk ödülü ise Serdar Akyay ile Emel Sezer’e verildi.

Altın İnci Onur Ödülü’ne layık görülen Marmaris Fotoğraf Derneği’nin (MARFOD) kurucusu yazar ve fotoğraf sanatçısı Kamil Dürüst’ün etkinliğin yapıldığı saatlerde tedavi gördüğü hastanede 90 yaşında hayatını kaybettiği haberi alındı. Haber salonda üzüntüye neden olurken, Dürüst’ün yakınları hastanede oldukları için ödül MARFOD üyelerine teslim edildi.

Festival kapsamında turistik ilçenin doğal güzelliklerinin ön plana çıkarılması amacıyla düzenlenen Netsel Marina Fotomaratonu’nda çekilen fotoğraflar arasındaki yarışmada Tayfun Çiftçi’nin birinci, Eser Paşa’nın ikinci ve Kemal Kılıç’ın üçüncü olduğu açıklandı. Yarışma sponsoru marina tarafından dereceye girenlere para ödülü verildi.

Samsung Yeni Medya Fotoğraf Yarışması’nda da katılımcıların cep telefonu ile çekerek bir sosyal paylaşım sitesine yükledikleri fotoğraflar arasında yapılan değerlendirmede ilk üç sırayı Mehmet Can Doğru, Berkay Yahya ve Nadir Özkan kazandı. Birinciye fotoğraf makinesi, ikinciye uçak bileti ve üçüncüye ise bilgisayar programı hediye edildi.

Etkinlikte, Yeni Türkü grubu da konser verdi.

Kaynak: NTVMSNBC

Zeki Müren 3Bursa’da 1933 yılında doğan Zeki Müren, yokluk içerisinde geçen çocukluğundan 1991 yılında ‘Devlet Sanatçısı’ seçilmesine kadarki süreçte, müzik, sinema ve şarkı sözleriyle sanata büyük katkılarda bulundu. Zeki Müren’in yaşamına dair bugüne dek hiç görülmemiş fotoğraflar ve yaşamından önemli notların yer aldığı ‘İşte Benim Zeki Müren’ sergisi Yapı Kredi Kültür Merkezi’nde açıldı.

Zeki Müren, 24 Eylül 1996’daki ölümünden önce mal varlığını ve mirasını Türk Eğitim Vakfı’na ve Türk Silahlı Kuvvetleri Mehmetçik Vakfı’na bağışladığını açıklamış, ondan geriye kalan tüm eşyalar saklanmış ve bugüne dek ortaya çıkarılmamıştı. Dolayısıyla ‘İşte Benim Zeki Müren’ adlı sergi, Zeki Müren’le ilgili bugüne dek gerçekleştirilen en kapsamlı çalışmalardan biri olma özelliğine de sahip. 20 Aralık 2014’e kadar İstanbul Beyoğlu’ndaki İstiklal Caddesi üzerinde yer alan Yapı Kredi Kültür Merkezi’nde açık kalacak olan sergide, Zeki Müren’e ait on bine yakın fotoğraf içinden hazırlanan bir seçki, özel eşyaları, arşiv videoları, el yazısı şiirleri, plakları yer alıyor.

Zeki Müren’in annesi ile mektuplaşmalarının da yer aldığı sergide, annesi, yazdığı mektuplardan birinde oğluna şöyle sesleniyor, ‘…insan gençken dinlenir ama yaşlanınca bizim gibi olmaması için kendine iyi bakman gerekir. Canım evladım beni dinle, zira gözümde tütüyorsun. Gurbet çok zor, aylardır seni görmedim, vallahi içim harıl harıl yanıyor. İnşallah İstanbul’a gelince hemen geleceğiz. Yavrum biz artık sonbahar olduk, bir gün Müren ağacının dibine düşmek üzereyiz.’

YAPI KREDİ KÜLTÜR MERKEZİ

Açık olduğu saatler:

Hafta içi: 10:00 – 19.00
Cts. 10:00-18:00 / Pz. 13:00 – 18:00

Adres: Yapı Kredi Kültür Merkezi,
İstiklal Caddesi, No: 161-161A
34433 Beyoğlu, İstanbul

Tel: (0212) 252 47 00 (pbx)
Faks: (0212) 293 07 23

 

Kaynak: Al Jazeera

Hitchcock 50 yılı aşkın bir süre içerisinde çektiği 66 filmin 39 tanesinde göründü, tabi eğer Lekeli Adam (The Wrong Man, 1956)’ın en başında anlatıcı olarak karşımıza çıkan silüetini de sayarsak. Cameo rol de denilen bu roller birkaç saniyeyi geçmiyordu ve Hitchcock’la özdeşleşmişti.

hitchcock-1

Hitchcock’un göründüğü tartışmalı ve resmen cameo rol olarak sayılmayan  filmi  Secret Agent (1939)’dı.

Ayrıca dört tane filminde Kiracı: Sisli Bir Londra Hikayesi  (The Lodger: A Story of the London Fog, 1927),

Şüphe(Suspicion, 1941), Ölüm Kararı (Rope, 1948) ,

Kapri Aşıkları (Under Capricorn, 1949) ise iki kere görünmüştü (bu yüzden iki kere göründüğü filmler bir sayıldı).

hitch_cock

İlk defa Kiracı: Sisli Bir Londra Hikayesi  (The Lodger: A Story of the London Fog, 1927)’nde  görünen Hickcock, bu filminden sonra sayısız Amerikan projesinde cameo roldeydi.
Bon Voyage (1944) ve Aventure Malgache (1944) gibi savaş zamanı çekilen kısa filmlerde ise görülmedi. En zekice cameo rollerini  Cankurtaran Sandalı (Lifeboat, 1944), Ölüm Kararı (Rope , 1948) veCinayet Var (Dial M for Murder, 1954) gibi tek mekan kullanılarak çektiği filmlerde gerçekleştirdi. Mesela Lifeboat filmi belli sayıdaki oyuncuyla çekildiği için cameo görüntü gazete küpüründeki reklamda verildi.
Hitchcock bazı cameo rollerini tekrarlamıştır da. Örneğin birkaç filminde müzik aleti taşıyarak ve toplu taşıma araçlarında seyahat ederken görülmüştür. Çoğu cameo rolü, filmlerin özellikle başlangıcında yer aldı ve ince mizah ile  (Lifeboat’daki zayıflama reklamı, Dail M for Murder’daki fotoğraf, Topaz’daki tekerlekli sandalyeden kalkması)  yansıtıldı.

Kaynak : []

Yazan: Melis ALPAS

neşe-aksoySinema sanatçısı Neşe Aksoy, Türk sinemasının tarihini tablolara yansıttı. 33. uluslararası İstanbul Kitap Fuarı ile eşzamanlı açılan sergide, 11 tablo yer alıyor.

TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde açılan sergide, Aksoy’un 11 tablosu sanatseverlerle buluşuyor. Sanatçının resimleri, bu yılki teması “Sinemamızın 100 Yılı” olarak belirlenen fuarın “Türk Sineması” için ayrılan bölümünde sergileniyor. Türk sinemasının yüzüncü yıl kutlamaları çerçevesinde, Türk sinemasındaki önemli olayları ve filmleri tuvale aktaran sanatçının eserleri arasında, Sultan II. Abdülhamid için Yıldız Sarayı’ndaki ilk film gösterimi, ilk sinema salonu Pathe’nin açılışı, ilk renkli Türk filmi “Halıcı Kız” ve uluslararası ödül alan ilk film olan “Susuz Yaz”ın işlendiği tablolar yer alıyor.

Aksoy, sergiyi Türk sinemasının yüzüncü yılı etkinlikleri için hazırladığını belirterek, “Oyunculuğumun yanı sıra tablolarımla da sinemaya bir katkım olsun istedim. Sinema ve resim sanatını bir arada sunacağım sergi için 3 yıl önce çalışmalara başladım. Çok yorucu ve uzun bir süreçti. Çok araştırma yaptım ve tablolarıma aktaracağım konuları titizlikle seçtim” ifadelerini kullandı.

Araştırmaları sırasında Türk sinema tarihinin ilkleri ile ilginç olaylarla da karşılaştığını kaydeden Aksoy, Türk sinema tarihinin başlangıcının 1914’te çekilen “Ayastefanos’taki Rus Abidesi’nin Yıkılışı” olarak kabul edildiğini hatırlatarak, şunları kaydetti:

Manaki kardeşlerin çektiği filmlerden ‘Büyükanne Despina’nın tablosunu yaptım. Bu filmi bazı sinemacı ve tarihçilerimiz Türk sinemasının başlangıcı olarak görüyorlar. Diğer bir tablo ise Yıldız Sarayı’nda II. Abdülhamid için yapılan film gösterimi. Bunu tabloma aktarmak için Yıldız Sarayı Tiyatro Salonu’na girip salonun ayrıntıları fotoğrafladım. Yaptığım araştırmalarda Sedat Simavi’nin 20 yaşında, ‘Pençe ve Casus’ filmlerinin senaryolarını yapıp, filmleri yönettiğini öğrendim. Çekimine Weinberg’in başladığı fakat 1. Dünya Savaşı nedeniyle yarım kalan ve sonrasında Fuat Uzkınay tarafından tamamlanan ‘Himmet Ağa’nın İzdivacı’ filmini resmettim. ‘Mürebbiye’ ile ilk sansürü, ‘Halıcı Kız’ ile ilk renkli filmi ve ‘Susuz Yaz’ ile ilk uluslararası ödülü tablolarıma taşıdım. 11 tablo böyle oluştu. Benim için önemli olan tablolarım ile ailem olan Türk sinemasına bir selam göndermektir.’

Sergideki tabloların satışından elde edilecek gelir, Filmsan Vakfı tarafından Türk sinemasına emeği geçen sanatçılar için kullanılacak. Sergi, 16 Kasım’a kadar fuar alanında ziyaret edilebilecek.

Kaynak: Al Jazeera

Bu yıl ikincisi düzenlenen Boğaziçi Film Festivali 14 Kasım’da başlıyor. 102 ülkeden 3 bin 682 filmi festival süresince izlenebilecek.

uluslararası boğaziçi  film festivali

Düzenlenen basın toplantısında konuşan Uluslararası Boğaziçi Film Festivali danışmanı ve jürisi Belçim Bilgin, “Uluslararası Boğaziçi Film Festivali genç bir festival olmasına karşın gerek film gösterimleri gerek atölye çalışmaları ile kalite çıtasını yükseltiyor. Kısa film yarışmasına gösterilen ilgiden de anlaşılabileceği gibi İstanbul’ın kısa film dünyası için bir dünya başkenti haline gelme potansiyeli mevcut. Festival bünyesindeki atölye çalışmalarıyla bunun sağlıklı bir zeminde devam etmesine katkı sağlayacağız.” dedi.

Festival danışmanı ve jürileri arasında yer alan Semir Aslanyürek de Türkiye’de sinemanın gelişmesinde festivallerin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Sinemausta-çırak ilişkisi içinde yoğrulan bir sektör. Genç sinemacıların sektörü tam olarak algılayabilmeleri için farklı türleri, farklı bakış açılarını tanımaları ve özümsemeleriyle mümkün. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali özellikle kısa film alanındaki iddiasıyla cazibe merkezi olma iddiası taşıyor. Bunun yanı sıra dünyadan farklı örneklerin yer aldığı seçkisiyle kendine özgü bir üslup geliştirdiğini de söyleyebiliriz.”

Festival Genel Sanat Yönetmeni Kamil Koç da festivalin içeriği hakkında şunları söyledi: “Festival süresince konuk ülke Polonya’nın yanı sıra Asya filmlerinden seçkiler ve Derviş Zaim filmlerini göstereceğiz. Böylelikle sinemanın uzun soluklu bir yolculuk ve zihinsel bir izlek olarak algılanmasına yardımcı olmayı amaçlıyoruz. Hollywood’da ünlü isimlere koçluk yapan Ivana Chubbuck gibi isimler de festival bünyesindeki atölyeler ile tecrübelerini aktarma imkanı bulacaklar. Türk sinemasının 100. doğum gününe rastlayan festival açılışımızın Türkiye’de özgün bakış açısına sahip sinema insanlarının yetişmesine katkı sağlamasını arzu ediyoruz.”

Doğrular ve yanlışlar yoktur, hatalar da yoktur; sadece sanat vardır. Çocuklar yaratmayı öğrenir, hem de kuru bir “Aferin” almak için değil,  hoşlarına gittiği için yaratmayı…

çocuk- sanat-adımları

-1-

Doğrular ve yanlışlar yoktur, hatalar da yoktur; sadece sanat vardır. Çocuklar yaratmayı öğrenir, hem de kuru bir “Aferin” almak için değil,  hoşlarına gittiği için yaratmayı…

1-sanat-egitimi

-2-

İnsanın içinden geleni dışa vurmasıdır, çocuklara kendilerini ifade edebilmeleri  için içlerine dönebilme becerisini öğretir.  Zorluklarla karşılaştığımızda, bir karar vermek durumunda kaldığımızda aslında ne yapmak istediğimizi anlamak için içimize dönmeyi bilmek gerekmez mi? Peki bunu yapabilen kaç yetişkin tanıyorsunuz?

2-sanat-egitimi

-3-

Asla birbirinin aynısı olan iki şey üretemezsiniz! Farklılık burada her daim kabul görür, çünkü bu güzel bir şeydir ve değerlidir.

3-sanat-egitimi

-4-

Sınır tanımaz. Irk, dil, cinsiyet, sosyo-ekonomik durum ne olursa olsun yaratmak herkes için özgürlüktür.

4-sanat-egitimi

-5-

Girdilerin, çıktıların, sonuçların diliyle konuşmaz. Aslolan deneyimdir.  Mutlu eden sürecin ta kendisidir.  Zamanı unutup anı yaşamaktan daha güzeli var mı? Ya bunu yaşayabilen kaç yetişkin tanıyorsunuz?

5-sanat-egitimi

-6-

Sanatçılar cesurdur, kendine özgü olanı yaratmak için hazır olana meydan okur. Tutkuludur, ilham geldi mi yerinde duramaz. Mutluluğu, para ve statü getiren “başarı hikayeleri” ile tanımlamaz, çocuklara bağımsız düşünmeyi öğretecek ilginç yol arkadaşlarıdır.

6-sanat-egitimi

-7-

Sanatçı dediğin çalışır da çalışır. Ne kadar çalışırsan, ne kadar yoğunlaşırsan vardığın yer o kadar derin olur. Tutkular sadece duygularını bastırmamayı değil, sabır ve sebatı da öğretir. Yapmak bazen bir saniye, bazen bir ömür sürer.

7-sanat-egitimi

-8-

Hangi dalı olursa olsun sanat, hayalgücünü harekete geçiren, çocukları farklı düşünmeye zorlayan koskoca bir alan açar. Küçük ya da büyük buluşlar bizi hayata bağlar, hatta bazen hayat kurtarır değil mi?

8-sanat-egitimi

-9-

Sanat okulda bitmez, evde devam eder. Ama eve getirilen şey asla ödev olmaz: Oyuna devam!

9-sanat-egitimi

-10-

Yapana da izleyene de heyecan verir. Evet çocuklara özgüven kazandırır ama başka bir şey daha öğretir: Başkalarını takdir etmeyi… Ve ikisinin birleşimine paha biçilemez.

10-sanat-egitimi

Hazırlayan : Handan Saatçıoğlu

Kaynak : []